Etiket: alevi dedesi

  • Cahit Gümüş: İnanç hizmeti parayla yapılmaz; biz cami hocaları gibi maaş istemiyoruz  -VİDEO

    Cahit Gümüş: İnanç hizmeti parayla yapılmaz; biz cami hocaları gibi maaş istemiyoruz -VİDEO

    PİRHA-Alevi Bektaşi Kültür Cemevi Başkanlığı tarafından dedelere, zakirlere maaş ödenmek istenmesine ve asimilasyon girişimlerine Seyit Ali Sultan Ocağı mensubu Yol yürütücüsü, PSAKD Ortaca Şube Yöneticisi Cahit Gümüş tepki gösterdi. Gümüş, “Eğer devletten maaş alırsak devletin, Diyanetin dedesi oluruz. Şimdiye kadar bu hizmetleri nasıl yürüttüysek, bundan sonra da bu şekilde yürütemeye devam edeceğiz” dedi.

    Seyit Ali Sultan Ocağı mensubu Yol yürütücüsü/Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ortaca Şube Yöneticisi Cahit Gümüş, MHP’nin desteğiyle AKP’nin kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın maaşlı dedeler bulma arayışını ve Alevileri bölme girişimlerini PİRHA’ya değerlendirdi.

    “DEDELERİMİZ, PİRLERİMİZ HİZMETLERİ PARA KARŞILIĞINDA DEĞİL, RIZALIK ALARAK YÜRÜTTÜLER”

    Yapılan hizmetlerin para karşılığında değil, rızalığa dayandığını belirten Cahit Gümüş, “Dedeler şimdiye kadar maaş alarak mı bu hizmeti yürüttüler? Hayır. Bizde rızalık vardır, rızasız hiçbir şey yapılmaz. Cemler bile rızalık alınmadan yapılmaz” diye belirtti.

    Eskiden dedelerin köye gelip cem yürüttüklerini ve aylarca kaldıklarını belirten Gümüş, “Köyde Musahiplik Cemi, Kurban Cemi, Abdal Musa Cemi, Görgü Cemi, Erkan Cemi yapılırdı. Bu hizmetler bittikten sonra vatandaşlar dedeye ne verirse, dedeler o hakkullahı alır, sonra da aldıkları hakkullahı zakire ve fakirlere vererek o köyden ayrılırlardı” dedi.

    “DEVLETİN DEDELERE MAAŞ VERMESİNE KARŞIYIZ”

    Bir Yol yürütücüsü, bir ocak mensubu ve dedeler olarak devletten maaş istemediklerini vurgulayan Gümüş, “Eğer biz maaş alırsak Diyanet İşleri Başkanlığı’nın emrine girmiş olur dedeler. Diyanetin dedesi, devletin dedesi oluruz. Devletin dedesi, devletin Alevisi olmak istemiyoruz. Biz şimdiye kadar nasıl geldiysek şimdiden sonra da böyle gitmeyi, öyle yaşamayı istiyoruz. Biz devletin dedelere maaş vermesine karşıyız” diye belirtti.

    “VALİLİĞİN KERBELA’YA VE HACIBEKTAŞ’A GÖTÜRME TEKLİFİNİ KABUL ETMEDİK”

    Muğla Valiliği’nin kendilerini zaman zaman aradığını belirten Gümüş, “Sizi Kerbela’ya götürelim, Hacıbektaş’a götürelim, dediler. Hayır, dedik ve bunların hiç birisine katılmadık” dedi.

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından Alevi dedelerine maaş bağlanması konusunda kendilerini arayan olmadığını belirten Gümüş, şöyle devam etti:

    “Ancak Ankara’dan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ndan genç bir bayan gelmişti. Onunla burada görüştük, görüşlerimizi bildirdik ve dedelerinin maaş konusunu konuştuk ve kendisine biz dedeler olarak devletten maaş istemiyoruz. Şimdiye kadar biz bu hizmetleri nasıl yürüttüğüysek bundan sonra da bu şekilde edeceğiz, dedik.”

    “İNANÇ HİZMETİ PARAYLA YAPILMAZ”

    Dedeler olarak cami hocaları gibi maaş alarak hizmet yürütmek istemediklerini belirten Seyit Ali Sultan Ocağı mensubu yol yürütücüsü ve PSAKD Ortaca Şube Yöneticisi Cahit Gümüş, “İnanç, ibadet parayla yapılamaz. Camide hizmet eden hocaların maaşlarını kesersen yarın o camide hocalar hizmet vermezler. Biz cami hocaları gibi yaşamak ve onlar gibi para alarak bu hizmeti yürütmek istemiyoruz. Bizler kendi Hakk’a yürüme erkanlarımızı, kurban hizmetlerini, dedelerimizden, pirlerimizden nasıl gördüysek öyle yapmaya devam edeceğiz. Bu Yolu sürdürmeye ve gelecek kuşaklara aynı şeklide aktarmak için elimizden geldiğince hizmet yapmaya çalışacağız” ifadelerini kullandı.

    Cebrail ARSLAN/MUĞLA

     

  • Şeyh Ahmet Ocağı pirlerinden Seyid Mahmut Hakk’a yürüdü

    Şeyh Ahmet Ocağı pirlerinden Seyid Mahmut Hakk’a yürüdü

    PİRHA-Uzun zamandır hastalığı nedeniyle Elazığ’da tedavi gören Şeyh Ahmet Ocağı pirlerinden, 1931 Hozat Bornek köyü doğumlu Seyid Mahmut Hakk’a yürüdü. Bir röportajda, “Nesîmî gibi derimiz yüzülüyor, Mansur gibi darağacına gidiyorduk, yine de ikrarımız ikrardı. Yol’a devam ederdik” diyor.

    Uzun zamandır hasta olan Şeyh Ahmet (Şıxhemet) Ocağı pirlerinden, 1931, Dersim-Hozat Bornek (Düzpelit) köyü doğumlu Seyid Mahmut (Mahmut Doğanoğlu) Hakk’a yürüdü.

    1956 yılında dedeliğe başlayan  Mahmut Dede , babasından aldığı desturla Erzincan, Tercan, Aşkale, Erzurum, Hınıs ve Türkiye’nin diğer illerinde bulunan taliplerini gezip hizmet etti.

    1969’dan itibaren Almanya’da işçi olarak çalışmaya başlayan Seyit Mahmut Dede, 1984’te Almanya’da yeni örgütlenmeye başlayan Alevi hareketine dahil oldu. 80’li yıllarda Avrupa’da cem erkanları yürüttü, 1993-98 yılları arasında Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Dedeler Kurulu ikinci başkanlığı yaptı.

    2000 yılında Dersim’e dönüş yapan Mahmut Dede, bir dönem de Tunceli Cemevi dedeliğini yürüttü.

    “NESİMİ GİBİ DERİMİZ YÜZÜLÜYORDU, MANSUR GİBİ DARAĞACINA GİDİYORDUK”

    Ayhan Aydın’ın kendisiyle yaptığı bir söyleşide Mahmut Dede, Aleviliğin yasaklı yıllarında yaşadıklarını şöyle anlatıyor:

    “Zamanımızda, her şeyi kısıtlı yaşadık. Cenab-ı Hakk, sizin zamanınıza büyük bir varlık vermiş, şansınız kuvvetli. Fakat bizim zamanımız, Hallac-ı Mansur devri. Hallac-ı Mansur hakkında, 84 şeriatçı tarafından karar veriliyor. “Sözünden vazgeç, yoksa elini, kolunu keseriz.” Sözünden vazgeçmiyor. Bizim zamanımız öyleydi. Nesîmî gibi derimiz yüzülüyor, Mansur gibi darağacına gidiyorduk, yine de ikrarımız ikrardı. Yol’a devam ederdik. Allah’tan başka kimsenin görmediği derelerin içerisinde, köylerde ayin-i cemimizi yürütüyorduk. Fakat Dört Kapı-Kırk Makam üzerine 12 hizmet yürüttüğümüzde, “Sırrı sır edene, gidene, durana gayrı erenlerin vasıtasıyla” doğruluk üzerine bu söz söylenirdi. Çünkü 32 diş arasından çıkan bir kelime yayılırdı: “Aleviler, bugün filan yerde bir cem ayin töreni yürütmüşler. O zaman da Nesîmî gibi derimiz yüzülüyordu”

    “CEMLER BİR OKULDU, EĞİTİM YERİYDİ”

    Yaptıkları cemlerin, sevgi, saygı ve hürmet temelinde yürüdüğünü söyleyen Seyid Mahmut Dede, kendi penceresinden cem erkanını şöyle ifade ediyor:

    “Bizler cemlerde bir ibadetin içindeydik ama bir cemiyetin de içindeydik. Burası bir toplanma, birleşme, kaynaşma yeriydi. Helalleşme, dertlere derman bulunan, hastaların sağaldığı yerlerdi cemler.

    Cemler bir okuldu, eğitim yeriydi. Sazlar, sözler ilham vericiydi. Bizler Hallacların, Nesimilerin, Pir Sultanların yolunu cemlerde öğreniyor, öğretiyorduk. Bu halen de böyledir. Cem aydınlanma yeridir. Cemde şekil yoktur, ama güzel bir tavır getirmişler. Cem toplandığında, barış sağlanıyor. Cemimizde art niyetli, başkasının nikâhına, ırzına tecavüz eden, haksız bir davaya yeltenen, adam öldüren ve çeşitli nedenlerle yanlışlara yeltenen, bu işe gönülsüz biri varsa, cemden dışarı atılıyor ve almıyoruz. Amacımız, önce barışı sağlamak. Herkesin birlik ve beraberliğe varması gerekiyor.”

    Eyüp HANOĞLU/DERSİM

  • Sebahat Tuncel’in ‘Dede ile görüşme’ talebi kabul edildi

    Sebahat Tuncel’in ‘Dede ile görüşme’ talebi kabul edildi

    PİRHA- Milletvekili Ali Kenanoğlu, Alevi dedesi kimliği ile Sebahat Tuncel’i cezaevinde ziyaret etti. Kenanoğlu, Sebahat Tuncel’in, “Asimilasyon politikalarına karşı sağlam bir duruş sergileyen Alevi kurumlarını selamlıyorum” dediğini belirtti. 

    Sincan Cezaevi’nde tutulan Eski DBP Eş Başkanı Sebahat Tuncel, bir Alevi olarak dede ile görüşme talebini geçtiğimiz aylarda Adalet Bakanlığı’na sunmuştu. Tuncel’in yaptığı başvuru ağustos ayı sonunda kabul edildi. Görüşme için Alevi dedesi olarak Ali Kenanoğlu’nu belirten Sebahat Tuncel ile Ali Kenanoğlu 17 Ekim Pazartesi günü bir araya geldi.

    “ALEVİ KURUMLARINI SELAMLIYORUM”

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu ‘Alevi dedesi’ olarak Sebahat Tuncel ile yaptığı görüşmenin detaylarını yazılı bir açıklama ile paylaştı. Kenanoğlu, Sebahat Tuncel’in, “Asimilasyon politikalarına karşı sağlam bir duruş sergileyen Alevi kurumlarını selamlıyorum” dediğini belirterek şu bilgileri paylaştı:

    “Görüşmemizde Alevilik üzerine gerçekleştirdiğimiz sohbetin yanı sıra Aleviler üzerinde yürütülen güncel siyasi tartışmaları ve iktidarın politikalarını konuştuk. İlk olarak; iktidarın Aleviler üzerinde yürüttüğü asimilasyon politikalarına karşı sağlam bir duruş sergileyen Alevi kurumlarını kutlayan Tuncel, hak mücadelesine destek selamlarını iletti.

    Kobani Kumpas Davası kapsamında savunmasını hazırladığını söyleyen Tuncel, önümüzdeki haftalarda gerçekleşecek duruşmalarda yapacağı savunmada Alevi tarihinden örneklerle güncel gelişmeleri ve Kobani Kumpas Davası’nı yorumlayacağını ifade etti.

    Birçok kimliğe sahip olduğunu aktaran Tuncel, yaşamı boyunca sistem tarafından ötekileştirilmesinde, baskı ve zulüm altında kalmasında Alevi inançsal kimliğinin önemli bir yerde durduğuna dikkat çekti.

    Görüşmemizde son olarak her koşulda ve her ortamda Aleviliğine sahip çıktığını ve çıkmaya devam edeceğini vurgulayan Tuncel, tüm Can’lara selam ve sevgilerini gönderdi.”

    Ali Kenanoğlu açıklamasında “Sebahat Can ile görüşmemiz aylık olarak devam edecek” notunu da düştü.

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER
    > Bir ilk; tutuklu Diren Keser’in Dede talebi kabul edildi
    > Adalet Bakanlığı Alevi tutukluların dede talebini inceleyecek

  • AABK İnanç Yol Erkan Kurulu’ndan uyarı: AKP’nin davetine icabeti düşkünlük olarak görürüz

    AABK İnanç Yol Erkan Kurulu’ndan uyarı: AKP’nin davetine icabeti düşkünlük olarak görürüz

    PİRHA- Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu İnanç Yol Erkan Kurulu’ndan AKP hükümetine sert tepki, dedelere ve Alevi gençlerine ise uyarı geldi. AKP’nin Alevi gençleri için kamp, dedeler için devletin parasıyla Kerbela’ya gezi düzenlemesinin ikiyüzlülük ve istismar olduğunu belirten İnanç Yol Erkan Kurulu, “AKP’nin Aleviliği ve Alevileri kullanması tuzak ve ideolojik bir girişimin parçası. Bu davete icabeti Alevi inanç ve öğretisine aykırı ve düşkünlük olarak görürüz” dedi. 

    İçişleri, Gençlik ve Spor ile Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 400 Alevi genci için 19-23 Ağustos tarihlerinde yapılması planlanan “Hacıbektaş Gençlik Kampı” ile 300 dedenin Aralık ayında İçişleri Bakanlığı ve Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından organize edilen programla Kerbela’ya götürülmesine yönelik tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu İnanç Yol Erkan Kurulu, yazılı bir açıklamayla dedeleri ve Alevi gençleri uyardı. İnanç Yol Erkan Kurulu, tanımadıkları Alevi kimliği ve inanç merkezimiz cemevi ortada dururken, kamp ve gezi daveti, tam bir iki yüzlülük göstergesidir. Çağrımız nettir; Türkiye’den hiçbir Alevi dedesinin ve gençlerin bu istismar, asimilasyon ve siyasetin oy hesaplarının oyuncağı olmamasıdır. Bu davete icabeti Alevi inanç ve öğretisine aykırı ve düşkünlük olarak görürüz” dedi.

    İşte açıklamanın tam metni:

    “Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu İnanç Yol Erkan Kurulu olarak, AKP hükümetinin “400 Alevi gencine Hacıbektaş’ta kamp” ve “300 Alevi dedesini Kerbela’ya götürme” adı altındaki asimilasyon planlarına karşı kamuoyunu bilgilendirmek istiyoruz.
    Türkiye din, vicdan ve inanç özgürlüğünün olmadığı, laiklik ilkesine göre bir devlet düzenine sahip olmadığı biliniyor. Devletin Sünnilik esasına göre dizayn edildiği, laiklik karşıtı bu rejimde biz Alevilerin hak ve talepleri asırlardır yok sayılmıştır ve gasp edilmiştir.
    Halen bir Alevinin cumhurbaşkanı olmasını bile sorun gören devlet ve siyaset aklı, kamu kurumlarında üst düzey bürokraside yer almasına engel koyarken, İçişleri Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 400 Alevi gencine kamp ve 300 Alevi dedesini Kerbela’ya götürmek için ilan çıkarması manidar değil mi?

    “AKP BAKANLIKLARI 300 ALEVİ DEDESİ ARIYORMUŞ”

    AKP Bakanlıkları kaymakamlıklara gönderdikleri yazıda 300 Alevi dedesi arıyormuş.
    AABK İnanç Yol Erkan Kurulu olarak, Alevilerin gerek ulusal ve gerekse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) kazandığı davaları yok sayan AKP hükümetine çağrımız vardır; bu davalarda Aleviler lehine verilen kararları öncelikle yerine getiriniz!’
    Cemevlerimizi tanıyın ve hukuka aykırı zorunlu din dersleri uygulamasından vazgeçin. Hukukun gereğini yapmak ve laiklik ilkesine göre çalışması gereken hükümet, Alevi dedeleri ve gençleri için planladığı asimilasyon planı ve seçimler öncesi Alevi istismarını şiddetle kınıyor ve red ediyoruz.

    “LAİKLİĞE AYKIRI BULUYORUZ”

    Avrupa’da hizmet veren Alevi Dedeleri, Anaları ve babaları olarak, bu davetleri ve planları red ediyoruz. Çünkü; devletin tek bir kuruşunun dine aktarılmasını, laiklik ilkesi gereği yanlış bulan biz Alevi dedeleri ve anaları, “Kerbela masrafları bakanlığımızca karşılanacak” denilmesini, laikliğe aykırı buluyoruz.
    Red ediyoruz çünkü; laik ülkelerde kamu bütçesi ile din hizmetleri finanse edilmez. Milyarlarca doları Diyanet İşleri Başkanlığı’na, din eğitimlerini ve din okullarına aktaran AKP, şimdi de çerez parası ile Alevi dedelerini kamu bütçesini laiklik ilkesine aykırı harcama suçuna ortak etmek istiyor. Biz dedeler, analar ve babalar laikliğe aykırı suça ortak olmayacağız!

    “AKP’NİN ALEVİLİĞİ VE ALEVİLERİ KULLANMASI TUZAK VE İDEOLOJİK”

    İtiraz ediyoruz çünkü; Alevilerin yıllardır dile getirdiğini “Eşit yurttaşlık ve eşit haklar” talebine kulak tıkayan, halen cemevlerimizin varlığını hukuksal olarak tanımayan, Diyanet İşleri Başkanlığı ve zorunlu din derslerini kaldırmayan AKP zihniyetinin, Kerbela istismarı üzerinden, bu türden gezi organizasyonu ile Aleviliği ve Alevileri kullanması da tuzak ve ideolojik bir girişimin parçası olarak görüyoruz.

    “BİZ AABK DEDLERİ OLARAK AKP’NİN SİYASİ HESAPLARINI BOZACAĞIZ”

    İtiraz ediyoruz çünkü; AKP erken seçime giderken, anketlerde dibe vuran oy oranlarını “Acaba Alevilerden oy alabilir miyiz” diye yaptığı hesaplarına ortak olacak “OY” olmadığımızı ifade ediyoruz.
    İtiraz ediyoruz çünkü; biz devletin Alevisi olmayacağız. Devletin inşa etmek istediği bir Alevilik anlayışına hizmet etmeyeceğiz ve izin vermeyeceğiz.
    İtiraz ediyoruz çünkü; bir yandan inkar, imha, asimilasyon ve tekçilik, diğer yandan Alevi gençlere “Hacıbektaş Gençlik Kampı” ve “Dedelere Kerbela ziyareti” art niyetli bir siyaset hesabıdır. Biz AABK dedeleri olarak, AKP’nin bu siyasi hesaplarını bozacağız!

    “ALEVİ İNANÇ HİZMETLERİNİ SADECE DEDELER DEĞİL ANALAR DA YÜRÜTÜR”

    İtiraz ediyoruz çünkü; Alevi gençleri laik, demokratik, parasız eğitim istiyor, iş, aş, gelecek umudu ve özgürlükler istiyor. Alevi dedeleri ve anaları Alevilik inancı resmen tanınsın istiyor. Aleviler ise “Eşit yurttaşlık ve eşit haklar” istiyorlar.
    İtiraz ediyoruz çünkü; mezhepçi bir rejimin kuklası değil, demokratik, laik, sosyal ve hukukun üstünlüğüne ve yargının bağımsızlığına dayalı bir cumhuriyet istiyoruz.
    İtiraz ediyoruz çünkü; AKP iktidarı, erkek egemen ve devletli bir Alevilik algısıyla, erkek egemen din ve İslamcılık algısını Alevilere yüklemek istiyor. Oysa Alevilikte kadın-erkek eşiktir. Alevi inanç hizmetlerini sadece dedeler değil, analar da yürütür. Kerbela’ya “dede” götürmek bu erkek din algısının dışa vurumudur.

    “ALEVİ KİMLİĞİ VE CEMEVİMİZ ORTADA DURURKEN, KAMP VE GEZİ DAVETİ İKİYÜZLÜLÜKTÜR”

    İtiraz ediyoruz çünkü; tanımadıkları Alevi kimliği ve inanç merkezimiz cemevi ortada dururken, kamp ve gezi daveti, tam bir iki yüzlülük göstergesidir.
    Çağrımız nettir; Türkiye’den hiçbir Alevi dedesinin ve gençlerin bu istismar, asimilasyon ve siyasetin oy hesaplarının oyuncağı olmamasıdır.
    Bu davete icabeti Alevi inanç ve öğretisine aykırı ve düşkünlük olarak görürüz.
    Kamuoyuna saygılarımızla duyururuz.”

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Alevi dedesi Emre Ecevit, Sol Parti’den milletvekili adayı

    Alevi dedesi Emre Ecevit, Sol Parti’den milletvekili adayı

    Sol Parti (Die Linke), Alevi dedesi olan Ecevit Emre’ye Baden Württemberg eyalet listesinin 8. sırasında yer verdi. Emre, ırkçılık ve ayrımcılığa karşı mücadele edeceğini belirtti.

    Özgür Politika’dan Enver Enli’ye konuşan Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) İnanç Kurulu Sekreteri Ecevit Emre, başta kadınlar olmak üzere diğer partilere oranla Die Linke’nin en fazla göçmeni bünyesinde barındırdığını ifade etti. Emre, “Baden Württemberg eyaletinde 20 kişilik milletvekili aday listesinin yarısı göçmen kökenli. Ve bu 10 kişinin yarısından fazlası Kürt ve Türk Aleviler. Listenin ilk 8’inde 3 Alevi-Kürt aday var. Bu Almanya’nın her bölgesinde böyle” dedi.

    Almanya’da 26 Eylül’de yapılacak olan eyalet seçimlerinde Sol Parti’den aday olan Ecevit Emre, 1974 yılında Elazığ’da dünyaya geldi. 7 yıldır Sol Parti içerisinde çalışma yürüten Emre, Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (AABF) İnanç Kurulu Genel Sekreterliği’ni yürütüyor. Wiesloch kentinde yaşayan Ecevit Emre’nin evine Aralık 2019’da silahlı saldırı düzenlenmişti. O dönem Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik eleştirilerinden ötürü ölüm tehditleri aldığını açıklayan Emre, “Doğrular için mücadele etmekten geri durmayacağım” demişti.

    NEDEN SOL PARTİ?

    “Dersimli Alevi Bektaşi Kızılbaş olduğum için Sol Parti’deyim” diyen Emre, Almanya’da son yıllarda ayrımcılığın arttığına işaret ederek; Sol Parti’nin dil, din, renk, cinsiyet ve ırk ayrımı yapmadan, insanları hümanizm noktasında birleştiren bir parti olduğu söyledi.

    “SİLAH SATIŞINDA 3. SIRADA”

    Sol Parti’nin, Almanya’nın silah ihracatı politikasına karşı tavır geliştirdiğinin altını çizen Emre, “Dünya silah satış ortalamasına baktığımızda Almanya 3’üncü sırada. Bizler Die Linke olarak, silahın insan hayatına, çevreye, doğaya ölümcül zararlar verdiğini söylüyoruz. 2020 yılı itibarıyla 65 milyarlık silah alımı yapıldı” dedi.

    “ÇÖPLÜK KARIŞTIRMAYA MAHKUM EDİLDİLER”

    Almanya’da sağlık ve eğitimde ciddi sorunlar yaşandığına vurgu yapan Emre, “Bir taraftan yoksullar Hartz 4’den geçinmeye çalışırken, yaşlılar emekliler ve diğer yoksul kesimlerin Neckar Nehri kenarı ve benzeri yerlerde boş şişe topluyor. Bu ülkede 40 yıl çalışmış, alın teriyle emek üretmiş işçiler ve emekçiler ev kirasını dahi ödeyemiyor, şişe toplamaya, çöplük karıştırmaya mahkum ediliyorlar” diye konuştu.

    “FATURA HALKA KESİLİYOR”

    Yaşanan iklim krizinin faturasının da halka kesildiğini aktaran Emre, “Büyük dev kimya ve sanayi şirketleri, bugünkü iklim krizinin baş sorumlularıdır. Dünyanın en büyük 100 şirketi, hava kirliliği ve karbondioksit değerlerinin üst rakamlarda olmasından sorumludur. Egemenler sorunun çözümünü yine yoksullara ve çalışanlara yıkarak çözmeye çalışıyor” diye belirtti.

    “16 yıldır ülkeyi yönetenler, emeklilerden vergi alırken, asgari ücret halen 10 euro, emekli maaşı 900 euro. Emekliler ve sosyal yardım alanlar dahil olmak üzere en az asgari ücret 1200 euro olmalıdır” diyen Emre, insanların 450 euro ile geçinmek zorunda kaldığını söyledi.

    “16 YILLIK CDU İKTİDARININ ZENGİNLERİ”

    Pandemi sürecinde 13 milletvekilinin maske, dezenfektan ve diğer alanlarda yaptıkları yolsuzlukları hatırlatan Emre, “Bütün bunlar 16 yıldır iktidarda olan CDU hükümet döneminde yaşandı. Çok ilginçtir; Sağlık Bakanı’nın asıl mesleğinin bankacı olduğunu biliyor musunuz? Almanya gibi bir ülkenin Sağlık Bakanı’nın bankacı olması düşündürücü” diye belirtti.

    “ZENGİNLER DAHA DA ZENGİNLEŞTİ”

    Kapitalizmin pandemi sürecini fırsata çevirme girişimlerinden vazgeçmediğini aktaran Emre, “Piyasaya 70 bin yeni milyoner çıktı. Aldi, Lidl, Amazon ve Mercedes gibi firmalar kârlarına kâr kattı. Ancak bu durum işçilere yansımadı. Sadece göstermelik kahramanlar yaratılarak kamuoyuna fotoğraflar verildi. Patronların geliri yüzde 40 artarken işçilerin ücretine herhangi bir zam yapılmadı” ifadelerini kullandı.

    “GÖÇMENLER İÇİN KOTA ŞART”

    Almanya’da nüfusun  yüzde 26’sının göçmen olduğunu dile getiren Emre, “Bizler Die Linke olarak bu oranın yaşamın her alanında görülmesi gerektiğini savunuyoruz. Bunun resmi dairelere de yansıması gerekirdi ancak maalesef bu oran yüzde 10’u geçmiyor. Bizler bu anlamda kota uygulanmasını istiyoruz” dedi.

    “YARISI GÖÇMEN, 3’Ü ALEVİ KÜRT”

    Başta kadınlar olmak üzere diğer partilere oranla Die Linke’nin en fazla göçmeni bünyesinde barındırdığını ifade eden Emre, görüşünü şu açıklamayla destekledi:

    “Baden Württemberg eyaletinde 20 kişilik milletvekili aday listesinin yarısı göçmen kökenli. Ve bu 10 kişinin yarısından fazlası Kürt ve Türk Aleviler. Listenin ilk 8’inde 3 Alevi-Kürt aday var. Bu Almanya’nın her bölgesinde böyle.”

    “DİTİB, ERDOĞAN’IN UZUN KOLU”

    Diyanet İşleri Türk İslam Birliği’nin (DİTİB) Erdoğan’ın kolu olduğuna işaret eden Emre, “DİTİB ve benzeri oluşumların amacı göçmenler arasına nifak tohumu ekmek ve din, dil, etnik köken üzerinden ayrımcılığı derinleştirerek Türkiyeli göçmenleri birbirinden uzaklaştırmaktır. Kendi ayrımcı ırkçı emellerine alet etmek istiyorlar” diye belirtti.

    TÜM EZİLENLERE SESLENDİ

    Sol Parti’nin savaşa karşı olduğunu, adil, barış ve özgür bir yaşam için mücadele verdiğini kaydeden Emre son olarak  şu çağrıda bulundu:

    “Bizler bu gidişata dur diyeceğiz. Savaş partilerine oy vermek, bu savaşa suç ortağı olmak anlamına gelir. Almanya’da yaşayan Alevi, Bektaşi, Kızılbaş, Ermeni, Ezidi, Kürt ve tüm ezilenlere sesleniyorum: Daha adil yaşam, savaşsız bir dünya, insanın insana, insanın doğaya ihanet etmediği bir dünya için mutlaka sandığa gidin ve oyunuzu Die Linke’ye verin.”

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Psikolog Tekin: Broşürde Alevi Dedesi’nin yer almasına tepki ‘kaygı bozukluğu’dur

    Psikolog Tekin: Broşürde Alevi Dedesi’nin yer almasına tepki ‘kaygı bozukluğu’dur

    PİRHA- Psikolog Hacı Tekin, İBB’nin 23 Nisan nedeniyle yayınladığı “Cumhuriyet ve Demokrasi broşürü”nde Alevi dedesinin yer almasına tepki gösterenlerin bir kaygı bozukluğu durumu yaşadıklarını belirtti. Tekin, “Alevilerin sizi “Alevi” yapma ihtimali var mı? Yok. Düşün bir Alevi senin için neden tehdit faktörü olsun! Olamaz nedeni ise doğuştan Alevi olunur! Yani sen istesen de Alevi olamazsın! O zaman bu fobik davranışın sebebi politik” dedi. 

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından 23 Nisan’da çocuklara dağıtılan ve üzerinde İmam, Haham, Papaz ve Dede’nin yer aldığı broşür sonrasında Aleviliğe yönelik başlatılan tartışmalar üzerine Psikolog Hacı Tekin, sosyal medya hesabından bir mesajla tepki gösterdi.

    “BU FOBİK DAVRANIŞIN SEBEBİ POLİTİK”

    Broşürde Alevi dedesinin yer almasına tepki verilmesini ‘Kaygı bozukluğu’ olarak olarak adlandıran Psikolog Hacı Tekin şunları kaydetti:

    “Kaygı bozukluğu, ortada kaygılanmanızı gerektirecek bir durum yok iken kaygılanıyor iseniz biz psikologlar buna KAYGI BOZUKLUĞU diyoruz! Şimdi tüm müslüman aleme sesleniyorum! Alevilerin sizi “Alevi” yapma ihtimali var mı? Yok… Neden? Çünkü sonradan Alevi olamıyorsun! O zaman düşün bir Alevi senin için neden tehdit faktörü olsun! Olamaz nedeni ise doğuştan Alevi olunur! Yani sen istesen de Alevi olamazsın! O zaman bu fobik davranışın sebebi politik!

    “HAK SAHİBİ OLAN ALEVİ DOSTUMA DOKUNMA”

    Bir öteki ile ilgili problemini Alevi kimliği üzerinden çözmek istiyorsun! Yani ‘çatışma yaratarak var olma çabası içerisindeyim’ anlamından başka bir şey değil! Korkma Alevi olamazsın çünkü Alevi doğarsın!
    O zaman sen de hak sahibi olan Alevi dostuma dokunma! Çünkü o senin için tehdit değil! Bir yaren yani yol arkadaşı dahası yoldaşın olur -ki buna kendi karar verir- ama dayatma ile olmaz! Bunu da bilesin!

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Alevi fobisi mi, Alevi sevgisi mi?’

    ‘Alevi fobisi mi, Alevi sevgisi mi?’

    PİRHA – Yazar Turan Eser, İBB’nin hazırladığı “Cumhuriyet ve Demokrasi” adlı bir broşür üzerine yapılan tartışmalara dair bir yazı kaleme aldı. Eser, “İBB broşüründe yer almış olan imam, papaz, dede ve hahamın yan yana getirilmiş olması, toplumsal barış açısından da bir mesajdı” dedi. 

    Yazar Turan Eser’in İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin broşürünü, ‘İstanbul Büyükşehir Belediyesi “Cumhuriyet ve Demokrasi” adlı bir broşür hazırlamış. Bu broşürde ise farklı inanç gruplarını temsilen, camiiden imamı, kiliseden papazı, cemevinden dedeyi ve sinagogtan hahamı yan yana getirmiş. Hatta inanç özgürlüğünde mezhepçi yaklaşımlar yerine, farklı inanlara eşitlik ve saygıya davet etmiş’ şeklinde yorumladı.

    Eser, Birgün Gazetesi’ne yazdığı yazıda, şu ifadelere yer verdi:

    “ALEVİ FOBİSİ YENİDEN GÖRÜNÜR OLDU”

    “Vay efendim sen misin bunu yapan” diye sosyal baskı mekanizmalarını kurmak için, tekçi ve İslamcı blokun Alevi fobisi yeniden görünür oldu. Bunu da Ekrem İmamoğlu üzerinden dile getirmeye başladılar.

    Yandaş medya “Alevilerden İmamoğlu’na tepki” diye manşet atmaya başladılar.

    Oysa ortalıkta Alevilerden İmamoğlu’na tepki gösteren kimse yok. Tepki gösterenlerin topyekünü İslamcı, tekçi ve mezhepçi. “Alevi” denilenler ise Aleviliği Sünnileştirmek ve Şiileştirmek için seferber olmuş rantçılar! Alevi toplumu bunları yakından tanıyor. O nedenle Alevi dünyasında bunların toplumsal karşılığı da yok. Bu çakma Alevi istismarcıları ve bu yolla nemalanmayı meslek edinmiş ve siyasi rantçılardan oluşuyor. Bunları sadece partilerin protokollerinde ve Alevi fobisine verdikleri destek mesajlarında görürsünüz.

    İBB’nin hazırladığı broşürdeki Alevi dedesi resmine bile tahammülü olmayan, Alevilerin eşit yurttaşlık ve eşit hakları talebini üstünü örtmeye dönük stratejiye hizmet ediyorlar.

    “NEDİR KOPMA?”

    Gericilik ve ırkçılık tarihin hiç bir döneminde farklı olana tahammül göstermemiştir. Alevi gerçeğini kabul etmek, Alevilerin hak ve taleplerinin karşılanmasına dair sağırlar ve dilsizler!

    Söz konusu Aleviliğin kendine özgü bir inanç olarak tanınması olunca, hep birlikte laikliğe, insan hakları ve inanç özgürlüğünün evrensel kabullerine karşı, mezhepçi ve ideolojik çığırtkanlık yaparlar.

    Hakikatleri kabul etmek yerine, komplo teorileri üretirler. “Almanya’nın başını çektiği yeni din yaratıyorlar”, “Alisiz Alevilik istiyorlar” ya da “ayrı bir din yaratıyorlar” gibi temelsiz ve boş laflarla Alevileri içten bölmeye çalışırlar.

    En büyük ezberleri ise “Alevileri İslamdan koparıyorlar”! Fakat “kopma”nın ne olduğunu dile getirmiyorlar.

    Kopma nedir mi?

    Asırlardır camiye girmemiş Alevileri kılıç, asimilasyon, katliam zoruyla camiye sokmak mıdır, kopmak?

    Yoksa asırlardır imamların peşinde namaza değil, dedesi ile kadın erkek eşitliğinden cemal cemale cem ibadetinde akıl, yol ve gönül birliği ile ibadet eden Alevileri, cem ibadetinden koparmaya çalışmak mı?

    Kerbela nedir? Yavuz Sultan Selim ve II. Mahmut dönemlerinin Kızılbaş ve Bektaşi kıyımları nasıl bir kopmadır? Ya Sivas, Maraş, Çorum, Gazi ve daha nice Alevi katliamları kimlerin kopma girişimidir?

    Nedir kopma?

    “Ya Sünnileşirsin ya da katlin vacip” fetvaları karşısındaki teslimiyet mi? Bir taraftan korkunun sesi, diğer taraftan çakma Aleviler var. Koro halinde “İslamın özü ve gerçek İslam biziz” diyor. O zaman bu argüman sahiplerine sormak lazım; yeryüzünde yaşayan 1 milyar 800 milyon Hanefi, Sünni, Şii müslüman ne oluyor?

    Siz “öz” iseniz onlar ne?

    Aleviler asırlardır Bektaşi, Kızılbaş ve Alevi olarak anılmış. Bir Aleviye inancını soracak olursanız, size vereceği kısa ve yalın cevap “Aleviyim” olur.

    “ALEVİ TOPLUMSAL HAFIZASI, ASIRLARDIR CANLI VE DİRİDİR”

    Alevi toplumsal hafızası asırlarıdır canlı ve diridir. İBB broşüründe yer almış olan imam, papaz, dede ve hahamın yan yana getirilmiş olması, toplumsal barış açısından da bir mesajdı. Ama derdi toplumsal barış ve huzur arayanlar ile komplo teorilere sığınan gericilik ve tekçilik ideoloji tarihsel hafızasının halen kötü örneklerinden kopamamış görünüyor.

    Korkmayın; dedeli, imamlı, papazlı ve hamamlı resim toplumsal barış ve laiklik için bir adımdır, kadın ve ana eksikliği de tamamlanırsa daha da eşitlikçi bir resime dönüşür. Yani tehdit değil, eşitlik için kadını eksiktir.”

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Alevi kurumlarından ortak açıklama: Aleviliğin görünür olmasından rahatsızlık duymak çağ dışılıktır

    Alevi kurumlarından ortak açıklama: Aleviliğin görünür olmasından rahatsızlık duymak çağ dışılıktır

    PİRHA –İBB’nin  23 Nisan vesilesiyle çocuklara  gönderdiği kitapçığın bir sayfasında din adamları görselinde Alevi bir Dede’nin de yer alması nedeniyle Ekrem İmamoğlu’nun iktidara yakın çevreler ve yandaş medya tarafından hedef alınmasına Alevi kurumları ortak açıklama yaparak tepki gösterdi. Kurumlar, demokrasinin Aleviler için vazgeçilmez bir yaşam tarzı olduğunun altını çizdi. 

    23 Nisan’ın 100. Yıl dönümü dolayısıyla İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından bastırılan “Cumhuriyet ve Demokrasi” broşüründe Alevilerinde temsil edilmesi sosyal medyada büyük bir tartışma başlattı. Özellikle Hükümete yakın çevreler ile Doğu Perinçek tarafından Alevileri yok sayan inkarcı yaklaşım Alevi örgütleri ve Alevi Toplumunun tepkisine neden oldu.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Pir Sultan Abdal Kültür Deneği (PSAKD) ve Alevi Kültür Dernekleri (AKD)  yaptıkları ortak açıklamayla tepki gösterdi.

    “ALEVİLER DEMOKRATİK BİR TÜRKİYE İSTİYOR”

    Açıklamanın tamamı şöyle:

    Bu güzel topraklarda yaşayan tüm halkların, inançların, renklerin demokratik bir ortamda, eşit haklara ve ortak hukuka dayalı yaşamalarının tek çözümü devletin eşit ve adil olmasına bağlıdır. Bu sözler Türkiye’de yola çıkan her siyasi kişi ve kurumun ilk sözlerdir çünkü Türkiye’nin çözülmeyen, kangrene dönmüş en önemli meselesi eşit yurttaşlık ve adil devlet yönetimdir. Tüm Türkiye siyasi tarihi bu sözlerin bitmeden, tükenmeden, tekrar tekrar defalarca yankılandığı ve bir sahnedir.

    “ALEVİLERİN PARAVAN OLARAK KULLANILMASI KABUL EDİLEMEZ”

    Cumhuriyet ve demokrasinin en önemli ilkelerinin anlatıldığı küçük bir kitapçık üzerine koparılmaya çalışılan fırtına üzerine biz Aleviler, çağdaş Türkiye’nin eşit yurttaşlık konusunda konuşmak zorunda kalmasını zul kabul ederek; yine kardeşliğin, bir arada yaşamanın güvencesi demokrasi üzerine sözümüzü söylemeyi zorunlu buluyoruz. Demokratik değerler Alevilerin temel yaşam değerlerinin en önünde yer alan değerleridir. Herhangi bir nedenle bunun Aleviler üzerinden tartışılmasını, Alevilerin kabul etmesi mümkün değildir.

    “ALEVİLERİN GÖRÜNÜR OLMASINDAN RAHATSIZLIK DUYMAK ÇAĞ DIŞI YAKLAŞIMDIR”

    Yıllardır Aleviliği, birlikte yaşamaktan onur duyduğumuz Sünni ya da Şii kardeşlerimizin yaşam ve inanç biçimleri üzerinden şekillendirmeye çalışan inkârcı politikacılar ve partiler her seçim döneminde demokratikmiş gibi görünerek, inancımızı kendi siyasi partilerinin iktidar programına oy devşirme parçası olarak ekliyor, seçim bittikten sonra yine aynı siyasetçiler verdikleri sözleri unutup gerçek yüzlerini gösteriyorlardı. Hatta kimi araştırmacı, gazeteci, sözde tarihçi, akademisyen bilim etiğini hiçe sayarak bir toplumun kendini ifade etmesinin yerine kendi otoriter, buyurgan dilini dayatan, iktidarın tüm olanakları ve araçlarını Alevileri asimile etme hırsı ile bu çağ dışı politika hizmet etmeye harcıyorlardı. Bitmeyen bir arzu ile siyasetçiler kendi aralarında pay ettikleri inancımızı, kutsal değerlerimizi “tanınmayan, tanımlanmayan” bir dilsizliğe hapsederek kendi siyasal ihtiyaçları ve kendi gönüllerinin uygun gördüğü şekle sokmaya çalışıyorlardı.

    “YANDAŞ MEDYANIN SAHTE GÖZYAŞLARINA KANMAYIZ”

    Tüm bu tartışmalar her yönüyle Alevilerin gözlerinin önünde yaşanmaktadır. Özellikle medyanın tavrı; sağduyudan uzak, kutuplaştırıcı, toplumu kışkırtıcıdır. Bugüne kadar her fırsatta Alevilere saldıranlar, bugün sanki Alevileri korumaya çalışıyormuş gibi bir izlenim verseler de aslında Aleviliğin sembollerini görmeye tahammül edemediklerini bir kez daha ortaya koyuyorlar. Özellikle Aleviliği içeren bir resim üzerinden bunu araçsallaştırdıklarını, kendi politik ajandalarına hizmet etmek için kullandıklarını görüyoruz. Öte yandan, bir kez daha medyanın aslında kendi dinamikleri ile hareket etmediğinin en büyük kanıtı olarak hepsinin tek bir ağızdan saldırıya geçmeleri ve aynı üslubu, aynı dili, aynı hazır materyali kullanmalarından anlayabiliyoruz. Yüzlerce yıldır yaşadıklarımızın biriktiği bir hafızamız var ve “Biz dostu da, düşmanı da iyi biliriz.” Timsah gözyaşları ile ne Alevileri kandırabilir ne de galeyana getirebilirsiniz. Bu kapıdan size iş çıkmaz! Başka kapıya!

    “EŞİT YURTTAŞLIK TALEBİMİZ GÖRMEZDEN GELİNEMEZ”

    Kurumlarımızın hafızası sürekli türetilmiş gerekçelerle Alevi toplumunu kendi içinde parçalı bir yapıya dönüştürme çabaları ile doludur. Aleviler devletten ve hükümetten temel talepleri konusunda uzlaşamıyorlar algısı ile tüm sağır kulakların duyup, kör gönüllerin açılmadığı ‘eşit yurttaşlık talebi’mizi ortada bırakma amacını taşıyordu, bunu defalarca öğrendik, gördük, yaşadık. Sözde Alevi okulları açıyor, kurduğu paravan Alevi dernek ya da vakıflarla bu algıyı yürütüyorlardı hatta Alevilerin hiçbir inançsal ritüelinde kimlik, inanç, cinsiyet, siyasi görüş beyanı ve iması yokken sözde birkaç Alevi dedesi aracığıyla cemlerimizi seyir alanına çeviriyorlar, Cem ibadetimizdeki tutarlılığı yok etmeye çalışıyorlardı.

    “72 MİLLETE BİR NAZARDAN BAKMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    72 millete aynı nazardan bakmayı yolun özü sayan; hangi kültür, inanç, kimlik ve cinsiyetten/cinsel yönelimden olursa olsun insana hürmet etme ilkesini küntü kenz sırrının nişanı olarak baştacı eden biz Aleviler toplumsal ötekileştirme, nefret, kin ve hınç söylemine dayalı politikaların nesnesi olarak konumlandırıldık. Ancak biz Aleviler dünyanın neresinde yaşarsak yaşayalım özgür ve samimice yaşamanın insan olmanın birincil şartı şart olduğu konusunda ısrarlıydık. Kardeşçe, hep birlikte sevinçte ve kederde ortak olacağımız, demokratik çoğulculuğun hâkim olacağı, birbirimizin acısına ve kutsalına hürmet edeceğimiz, barış, sevgi, hak ve hukuk gibi evrensel kavramların artık herkese lazım olduğu bizim gibi tüm toplumun da gönlünde ortaya çıkmıştır. Aleviler kurumsallaşan örgütlülük yapılarıyla siyasete büyük yön vermeyi başarmış ‘Adalet ve Hukuk’ herkese lazım vurgusuyla bireysel özgürlüğe çığlık olmuştur ve İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığına aday olan sayın Ekrem İmamoğlu’na bu açıdan destek vermiştir.

    “ALEVİLER VARDIR; EŞİT YURTTAŞLIK TALEPLERİNİN GÖRÜLMESİ KIYMETLİDİR”

    Bu seçimde tercihini nereden yana kullanırsa kullansın her bir Alevi vatandaşın siyasi tercihi, demokratik, adil ve eşit yurttaşlığı inşa etmiş bir Türkiye arzusuydu. İnancımız yaşayan Aleviliğin, bizzat Alevi toplumu tarafından oluşturulmuş ve başka hiçbir teolojik tartışmaya konu edilemeyecek evrensel inanç ve değerleri, tıpkı tüm inanç ve mezhepler gibi saygınlıkla konumlandırılması, gerekli özen ile zikredilmesi ve eşit yurttaşlığın bir turnusolü olarak eşit hizmet ilkesi içerisinde yer almasıydı. İşte, Türkiye’de demokrasinin ve eşitliğin ne olması gerektiğinin toplumun tüm kesimleri tarafından tekrar düşünülüp hatırlanması konusunda derin bir ihtiyacın olduğu böyle bir ortamda, İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkanı Sayın İmamoğlu Cumhuriyetimizim en önemli değerleri ile birlikte ‘devlet laik karakterde olmalı’ ifadesini de içeren bir kitapçığı, demokrasinin nişanı olan 23 Nisan Bayramımız dolayısıyla yayınladığını gördük.

    “CUMHURİYET VE DEMOKRASİ DEĞERLERİ ALEVİ KURUMLARININ EŞİTLİK MÜCADELESİNDE YER ALIR”

    Baştan sona hem inancımız hem de eşit vatandaşlık arzumuz konusunda oldukça önemli Cumhuriyet değerlerini hatırlatan bir kitapçığın akıl almaz itham ve saldırılara konu olduğunu gördük. ‘Eşit Yurttaşların Onurlu Birliği’, ‘Din ile Devlet İşlerinin Birbirinden Ayrılması’, ‘Çoğunluğun Yönetme Azınlığın Var Olma Hakkı’, ‘Demokrasi İçin Sandık Şarttır Ama Yeterli Değildir’, ‘Çoğulculuk ve Katılımla Nefes Alan Bir Toplum’, ‘Kuvvetler Ayrılığı ve Hukuk Devleti’, ‘Hak ve Özgürlüklerin Güvencesi’, ‘Kişi Özgürlüğü ve Güvenlik Hakkı’, ‘Din ve Vicdan Özgürlüğü’, ‘Hak Arama Özgürlüğü’, ‘Ekonomik, Sosyal, Kültürel Hak ve Özgürlükler’ başlıkları ile oluşturulmuş ve son sözünü Yunus Emre Sultanın “Sen sana ne sanırsan başkasına da onu san” sözünün rehberliği ile bitirmiş bir kitapçığın hem demokrasi değerlerine hem de eşit yurttaşlık taleplerimize verilmiş değerli bir metin olarak sahiplendiğimizi ifade etmek isteriz. Sıralanan tüm başlıklar Alevi kurumlarının kendi eşitlik mücadelesinde de yıllardır dillendirdikleri ve ülkenin ulaşmasını istedikleri cumhuriyet ve demokrasi değerleridir.

    “ALEVİLER SÖZÜNÜ KENDİ KURUMLARI VE TEMSİLCİLERİ ÜZERİNDEN SÖYLER”

    Öncelikle böylesine ortak cumhuriyet değerlerinin anlatıldığı bir kitapçığı üzerine yazılar yazarak montaj usulleri ile toplumsal çatışmanın konusu olması için servis eden odakların kim ve ne amaçta olduklarını sormak istiyoruz. Yukarıda belirttiğimiz gibi Alevileri böylesi toplumsal çatışma ve çekişmelerin yemi haline getirmek isteyen karanlık trol odakların toplumsal huzurumuz için öncelikle sorgulanması gerekir. Yine aynı akıl tarafından Alevi din adamı temsilinin, tam da arzu ettiğimiz şekilde eşit vatandaşlık ve toplumsal saygınlık açısından olması gerektiği gibi toplumun tüm inanç önderleri ile birlikte resmedilmesi neden akıl almaz bir hınç ve öfkenin konusu edilmiştir. Aleviler varlığı ve kendileri olarak, eşit bir vatandaş gibi bir temsil sahnesinde yer alması kimi neden bu kadar rahatsız etmektedir. Bu vakıada dehşetle tekrar gördük ki Alevilerin varlığının zikredilmesi bile hala derin bir öfke ve hınç duygusu ile bir suçmuşçasına toplumsal çatışmaya malzeme konusu yapılabiliyor. Aleviliğin temsil edilmesinin bir ayrımcılık olduğu düşüncelerini bu vesile ile tekrar ortaya koyan gerçek ayrımcı ve ötekileştirici, Alevileri zaten yok sayan anlayışa karşı tekrar söylemek gereği duyuyoruz; Aleviler vardır ve bu toprakların kardeş diğer halkları ile birlikte bin yıllarca daha bu topraklarda kültürü ve inançları ile var olacaktır.

    “ALEVİLERİN GÖRÜNÜR OLMASINDAN RAHATSIZ OLANLAR VAR”

    Alevilerin görünür olduğu ve eşit bir şekilde gösterildiği bu resim için, ‘bu vurgu bir ötekileştirme projesidir’ diyenler, devletin yıllardır uyguladığı asimilasyon politikaları karşısında sesini çıkarmayan hatta devletin isteği doğrultusunda bir takım çıkarlar uğruna hareket eden kişilerdir. Sizler tam olarak şöyle diyorsunuz ‘sanki Alevilik başka bir inançmış’ zaten bu tahammülsüzlüğünüzün ve yok saymanızın yıllardır Alevilerin eşit vatandaşlık mücadelesinin karşısına sürekli çıkarılan bir aldatmaca değil mi bu? Bu resmin ne fitne, ne fesat ne de projelendirilmiş bir hayaldir. Bu resim bir alevi dedesinin temsili ile Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasası ile ortaya koyduğu laiklik, eşitlik yurttaşlık, din ve vicdan özgürlüğü ilkeleri gereği zaten olması gereken, yıllardır varlıkları inkâr edilen Alevilerin hak ettikleri gibi temsil edilmesidir.

    “DEMOKRASİ ALEVİLER İÇİN VAZGEÇİLMEZ BİR YAŞAMA BİÇİMİDİR”

    Yöneticilerin seçimle belirlenmesi demokrasinin olmazsa olmaz koşuludur ancak demokrasi sadece sandıktan ibaret değildir. Hangi yönetici olursa olsun bir rejimin demokratik olabilmesi için, özgür ve dürüst seçimlerin yanı sıra kuvvetler ayrılığı, hukuk devleti, çoğulcu ve katılımcı bir siyasi ve sosyal yapı, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması, yöneticilerin hesap verilebilir olmaları gibi ilkelerin de hayata geçirilme gerekir. Adil bir yönetici eşitlik ve adaletle kendisini ispat eder. Biz Alevi kurumları Aleviliğin temsilleri ile görünür kılınmasına gösterilen tepkileri kınıyor, eşitlik ilkesi ile hareket ederek toplumun her renginin temsil edildiği bir demokrasi kitapçığında Alevileri resmedilerek dağıtılmasına destek veriyor ve Sayın Ekrem İmamoğlu’na bu çalışmasından dolayı teşekkür ediyoruz.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Ağuçan Ocağı pirlerinden Hidayet Ulugerçek hakka yürüdü

    Ağuçan Ocağı pirlerinden Hidayet Ulugerçek hakka yürüdü

    PİRHA – Ağuçan Ocağı pirlerinden Hidayet Ulugerçek, bu sabah İstanbul’da tedavi gördüğü hastanede hakka yürüdü. 

    Ağuçan Ocağı pirlerinden Hidayet Ulugerçek, bu sabah İstanbul’da hakka yürüdü. Ulugerçek’in hakka yürüdüğünü PSAKD Diyarbakır Şube Başkanı Cafer Koluman duyurdu.

    Önemli bir yol önderi olan pir Ulugerçek, Diyarbakır cemevinde dedelik yapıyordu.

    Ulugerçek’in hakka yürüme erkanı 28 Ekim Pazartesi günü saat 11.30’da PSAKD Diyarbakır Cemevinden alınarak Sarabi Köyünde sırlanacaktır. (HABER MERKEZİ)

  • Bir ilk; tutuklu Diren Keser’in Dede talebi kabul edildi

    Bir ilk; tutuklu Diren Keser’in Dede talebi kabul edildi

    PİRHA- Mersin Tarsus T Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan Gazeteci Diren Keser’in, Alevi dedesiyle görüşme talebi kabul edildi. Keser’in talebi üzerine Kureyşan ocağı dedelerinden Efe Engin, Keser ile cezaevinde görüştü.        

    KHK ile kapatılan TV10 Mersin Temsilcisi Gazeteci Diren Keser, evine yapılan baskın sonucu gözaltına alınarak tutuklanmıştı. Şu an Mersin Tarsus T Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan Keser, cezaevinde inancını sürdürebilmek için Alevi dedesiyle görüşmeyi talep etmişti. Başvurusuna herhangi bir cevap alamayan Keser, Aleviler için kutsal kabul edilen ve Kerbela şehitleri adına yas orucu tutulan Muharrem ayında Alevi dedesiyle görüşme talebini yinelemişti.

    DİLEKÇEYE OLUMLU YANIT

    Keser’in dilekçesinin akibetini cezaevi yönetimine soran Avukat Mert Bilge Demir, cezaevi yönetiminin kendisine “Bize böyle bir dilekçe verilmedi” dediğini kaydetmişti. Cezaevi yönetiminin Keser’in dilekçesini yok saydığını belirten Demir, yeniden dilekçe vermişti.

    Dilekçeye olumlu yanıt geldi. Tutuklu bulunan Gazeteci Diren Keser’in, Alevi dedesiyle görüşme talebini kabul edildi. Keser ile görüşen dede Efe Engin.

    JANDARMA AÇIKLAMA YAPILMASINA İZİN VERMEDİ

    Öte yandan, Diren Keser ile dede Efe Engin’in görüşmesi öncesi Demokratik Alevi Derneği (DAD) ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) İnanç Kurulu üyeleri Tarsus T Tipi Kapalı Cezaevi önünde açıklama yapmak istedi. Ancak jandarma buna izin vermezken, olayın devamında görüntü alan gazetecilerin görüntülerine el koydu.

    “BU MEŞRU BİR HAKTIR”

    Konuya ilişkin kısa bir konuşma yapan DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, Keser’in talebine ilişkin şunları dile getirdi:

    “Dünyanın her yerinde bir Hıristiyan’ın papaz talebi kabul görüyorsa, bir Müslüman’ın imam veya müftü talebi kabul görüyorsa, Alevi yol evladının da kendi piriyle görüşmesi meşru ve haktır. Bu hakkın yerine getirilmemesi Alevi toplumunun Türkiye’de nasıl bir cendere de yaşadığının deliliydi.”

    Kısa süreli tartışmadan sonra Keser’in avukatı olan Mert Bilge Demir, infaz savcısıyla görüştü. Yapılan görüşmeden sonra tutuklu Keser’in talebi kabul edildi. Talebin kabul edilmesinden sonra Alevi Dedesi Efe Engin Keser ile bir saat görüşme gerçekleştirdi.

    EFE ENGİN DEDE, KESER İLE GÖRÜŞTÜ

    PİRHA‘ya bilgi veren Kureyşan ocağı dedelerinden Efe Engin, istedikleri gibi bir görüşme olmadığını ve niyazlarını gerçekleştiremediklerini ifade etti.

    Engin, “Direnle görüşme talebimiz kabul edildi. Ancak yine de istediğimiz şekilde gerçekleşmedi. Yalnızca telefon kabininde görüşme izni verildiği için niyazımızı gerçekleştiremedik. Biz bu haklarımız konusunda mücadelemizi sürdüreceğiz. Alevilik kendine has bir inanç. Bu inancın yok sayılması, inkar edilmesi kabul edilemez. Devletin istediği bir kalıba girmesi beklenemez. Artık haklarımız iade edilmeli. Bugünkü görüşme bu hakların iadesi için bir adım olur umarım” dedi.

    Efe Engin Dede ayrıca, Diren Keser’in Muharrem orucu tutarken, etsiz yemek istediğini ve buna da özen gösterildiğini söylediğini aktardı.

    VELİ BÜYÜKŞAHİN VE EREN ERDEM’İN DEDE TALEPLERİ REDDEDİLMİŞTİ

    Bu arada, KHK ile kapatılan 1 yıl Silivri Cezaevi’nde tutuklu kalan TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin de Dede talebinde bulunmuştu ancak cezaevi yönetimi bu talebi reddetmişti.

    Yine CHP’nin eski milletvekili Eren Erdem de bir Alevi dedesiyle görüşme talebi olmuştu ancak reddedilmişti.

    (HABER MERKEZİ) 

  • Dede Mehmet Turan: Aleviliğe en büyük asimilasyonu kendimiz yapıyoruz

    Dede Mehmet Turan: Aleviliğe en büyük asimilasyonu kendimiz yapıyoruz

    PİRHA-Mehmet Turan Dede, HBVAKV İzmir Temsilciler Meclisi’nin düzenlediği Alevi Kurultayı’nda yaptığı konuşmada, “Bu devlet bizi çok iyi tanıyor ama inancımızı tanımıyor, fikrimizi tanımıyor” dedi.  “Mesele aslında artık özümüzü tanımak ve özümüzü bilmekten geçiyor” diyen Turan, Şia inancının Alevilik gibi gösterilmesine de sert tepki gösterdi. 

    Mehmet Turan Dede’nin, HBVAKV İzmir Temsilciler Meclisi’nin düzenlediği Alevi Kurultayı’nda yaptığı konuşma, sosyal medyada büyük yankı yarattı. Turan, “Bu devlet Alevileri o kadar tanıyor ki, hepsine zaten çarpıyı koymuş. Bu devlet bizi çok iyi tanıyor ama inancımızı tanımıyor, fikrimizi tanımıyor ama bizim dostluğumuzu, bizim kardeşliğimizi, bizim birbirimize olan bağlılığımızı tanımıyor. Çünkü onu tanımaya kalkarsa kendine ait pek çok şeyi kaybedecek” dedi.

    Turan, “İnancımızdan, inancımız içindeki zalime karşı mazlumun yanında oluşumuzdan, emeğin yanında oluşumuzdan, insanın ve irfanın yanında oluşumuzdan korkuyorlar. Korksunlar. Korkmaya da devam edecekler. O korku onlara yeter. Seyid Rıza’nın dediği gibi “Ben sizin hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu ama ben sizin önünüzde boyun eğmiyorum, bu da onlara ders olsun” diye konuştu.

    “ÖZÜMÜZÜ TANIMAK ÖZÜMÜZÜ BİLMEKTEN GEÇİYOR”

    “Mesele aslında artık özümüzü tanımak ve özümüzü bilmekten geçiyor” diyen Turan, semah ile ilgili şöyle konuştu.

    “Bütün evren semah döner, aşkından güneşler yanar, aslına ermektir hüner, beş vakitle avunmayız” derken biz bunu sadece dinliyoruz. Ama ne diyor içinde? Bakın, bütün evren semah döner, bütün evren semah dönüyor mu canlar? Dönüyor. Bütün evren semah dönüyor, bunu ilkokulda öğrettiler bize. Ne dediler? Dünya kendi etrafında dönüyor. Dünyanın etrafında ay dönüyor. Dünya, kendi içinde bulunduğu güneş sisteminin etrafında dönüyor diğer arkadaşlarıyla, dokuz tane gezegeniyle beraber. Şimdi dokuz tane gezegen var, arkasından güneş var, arkasından ay var, arkasından alem ve insan var, ediyor mu on iki? İşte bizim 12 irfanımız orada gizli. Bizim 12 ışkımız orada gizli. Bunu kimliklere ve kişiliklere dökmüşler.”

    “1400 SENEDİR YANDIK YAKILDIK”    

    Mehmet Turan, Şia anlayışını Alevilik gibi görenlere de sert tepki gösterdi.

    “Aleviliği başka şeylerin içinde aratmaya çalışanlara şunu söylemediğimiz sürece hala bizi arama kapısına götürecekler. İslam Aleviliğin neresinde? Hıristiyanlık Aleviliğin neresinde? Musevilik Aleviliğin neresinde? Hak Aleviliğin neresinde?” diyen Mehmet Turan Dede, “Onlar bizim içimizde yerini arasınlar. Binlerce yıl geçmişten gelen Sıdkı Baba’nın dediği gibi “14 bin yıl gezdim pervanelikte, Sıdkı ismini buldum divanelikte, aşk meyini içtim mestanelikte, kırkların ceminde dar’a düş oldum” ifadelerini kullandı.

    Dede Mehmet Turan, Aleviliğin 12 bin yıl önce var olduğunu belirterek, “Biz hala şurada mıyız burada mıyız. 1400 senedir yandık yakıldık. 1400 sene şurada daha ufak bir süre. 14 bin yıl var geride. Canlar biz bunları düşünmüyor, sadece ve sadece bize aktarılan, bize aktarılmaya çalışılan ve bize lanse edilmeye çalışılan, açık söylüyorum Şia anlayışını Alevilik gibi görüyoruz” şeklinde konuştu.

    “DİN TÜCCARLIĞI YAPANLARIN ARKASINDAN GİDİYORUZ”

    Turan konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Şia anlayışı kendisine özgü bir inancın adıdır. İbadeti camidedir. İbadetin içinde kendisine özgü ibadet şekilleri vardır, bizler gibi ne cem yapar, ne muhabbet tutar. Diğer Alevi İslam diye adlandırılan bize atfedilen konuya baktığımızda bizim müslüman anlayışıyla ne alakamız var? Bizim sazımız camiye giriyor mu? Semahımız camiye giriyor mu? O ibadetin içinde, o Kuran’ın içinde sazımız, sözümüz, kelamımız, semahımız,var mı? Yok. O halde biz kendimizi kendimizle arayacağız. İşte hünkarın kelamı burada çok önemli. Ne diyordu? O altın sözlere baktığınız zaman başta yazan bir şey vardı, nedir o? “Ara, bul.” Eyvallah. “Ara, bul” diyor sana ve sen soruyorsun, “Neyi arayacağım, neyi bulacağım?” “Hak ve hakikati” diyor. “Nerede arayacağım, nerede bulacağım” dediğin zaman da hemen yanıtını veriyor “Hararet nardadır, sacda değildir, keramet baştadır, tacda değildir, her ne arar isen kendinde ara yani hakkı arar isen kendinde ara, Kudüs’te Mekke’de Hac’da değildir” diyor daha ne desin? Ama biz buna kulak vermiyoruz biliyor musunuz? Biz buna kulak vermiyoruz, anlamadığımız dilde bize din tüccarlığı yapanların arkasından “ya ne kadar güzel, faydalı oldu” diye onların peşinden gitmeye kalkıyoruz ve cemevlerimize ne yazık ki Kuran kursları açtırıyorlar, eyvallah diyoruz.”

    “ALEVİLİĞE EN BÜYÜK ASİMİLASYONU KENDİMİZ YAPIYORUZ”  

    Hünkar Hacıbektaş Veli’nin, okunacak en büyük kitabın insan olduğu sözünü hatırlatan Turan, “Kuran bir inancın kitabı, başım üstüne, Tevrat bir inancın kitabı, başım üstüne, İncil bir inancın kitabı, başım üstüne ama benim de kitabım var. Benim kitabım ne, bizim kitabımız ne? Hünkar dememiş mi ‘Okunacak en büyük kitap insandır’ İşte buradan yola çıkmadığımız sürece, başka inançları kendi içimizde kendimize inanç gibi gördüğümüz sürece Aleviliğe en büyük asimilasyonu kendimiz yapıyoruz. Bunu kesinlikle kabul etmememiz lazım” dedi.

    “ALEVİLİKTE BAYRAM CEMİ YOK, NEREDEN ÇIKARIYORSUNUZ?”

    “Alevilerin tarih boyunca katledildiğini ifade eden Turan, “Biz hiçbir zaman yakılsak da yıkılsak da yüzülsek de asılsak da kesilsek de “dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” diyen o güzel anlayışa sahip olmaya devam ettik” diyerek şöyle devam etti:

    “Ama şu çok önemliydi, bizi asimile edenlerin asimile etmeye çalıştığı kimlikler sonradan fikirlere dönüştü, düşüncelerimizi asimile etmeye, yolumuzun felsefesini asimile etmeye çalıştılar. Düşünebiliyor musunuz, siz hiç bayram cemi diye bir cem duydunuz mu? Bayram günlerinde ki dini bayram dediğimiz ramazan ve kurban bayramında sabahın bilmem kaçında insanların kaldırılıp evlerinden cemevlerine getirilip, bayram cemi yapacağız diye. Efendim bunu yapmazsak onlar bayram namazına gidiyorlar. Ya giderse gitsin. Aklı oradaysa gitsin. Ama sen oraya bayram cemi altında o anlayışı kutsayan, daha doğrusu onu kutsayan bir anlayışı getirme. Neden getirme? Ramazan Bayramı diye bir bayram bizde var mı canlar? Yok. Kurban Bayramı diye bir bayram bizde var mı? O da yok aslında, kanın bayramı olmaz. Kanın bayramı olmaz, hayvanların canına kıyarak bayram edenler, fakir kusura bakmasın öyle bir ibadete katılmam. Düşünebiliyor musunuz, binlerce canlının kanına giriyorsun, arkasından da bayram diyorsun. Şimdi bakın, çok önemli bir örnek.

    “BİZİM YOLUMUZDA KURBAN İNSANIN KENDİSİDİR”

    Mehmet Turan Dede, “Bizim yolumuzda kurban insanın kendisidir. İnsanın kendisini kurban görmeyen bir anlayış Alevi anlayışı olamaz. Eğer sen özündeki kini, kibri, kötülüğü, insana yaraşmayan tavrı, davranışı kesip atamıyorsan, bir değil bin tane kurban kessen ne halka mal olur ne de hakka mal olur. Olmaz. Kurban sensin. Biz ikrarda ne diyoruz meydana çıktığımızda? El pençe meydanda duruyoruz ve diyoruz ki “Canımız kurban, tenimiz tercüman” diyoruz. Bunu diyebilirsen bu meydanın sahibi olursun, bunu söyleyebiliyorsan bu ikrarın sahibi olursun. Bizi bizden ayırmaya çalışanlara tekrar tekrar söylüyorum bunu her yerde ne kadar güzel söyledi biliyor musunuz? “Kendimize olan güvensizliğimiz bizden olanlara güvenmemizi engelliyor. Gerçeği kendi dışımızda aradığımızdan hem gerçeğe hem kendimize yabancılaşıyoruz. Anladıysanız bütün sır burada gizli. Hakikaten gerçeği kendi dışımızda aradığımız için gerçeğe ve kendimize yabancılaşmış haldeyiz dostlar biliyor musunuz?” diye konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Güzelgül: Veli Büyükşahin’in dede talebinin reddedilmesi kabul edilemez-VİDEO

    Güzelgül: Veli Büyükşahin’in dede talebinin reddedilmesi kabul edilemez-VİDEO

    PİRHA- KHK ile kapatılan TV10’un tutuklu Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin’in Alevi dedesi talebinin kabul edilmemesine ilişkin konuşan Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Pir Güzelgül, “Biz bunu hiçbir zaman kabul görmüyoruz. Konuya ilişkin tüm Alevi kurumları ile birlikte 3 Şubat’ta Ankara’da Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nda basın açıklaması yapacağız” dedi.  

    Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılan Tv10’un Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, programcısı Veli Haydar Güleç ile kameraman Kemal Demir, 1 yıldan fazladır Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunuyor.

    Kameraman Kemal Demir’in ilk duruşması görülüp yetkisizlik kararı ile dosyası Mersin’e gönderilmiş, ardından Mersin’deki mahkemenin de yetkisizlik kararı vermesinin ardından dosya uyuşmazlık mahkemesine gönderilmişti. Demir’in dosyası hala Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nde bekletilirken Tv10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, programcı Veli Haydar Güleç’in iddianameleri ise bugünlerde hazırlandı.

    Son 1 yılı cezaevinde geçirmek zorunda kalan Tv10 çalışanları Hızır ve Muharrem oruçlarını da cezaevinde tutmuş ve bu yönde çeşitli taleplerde bulunmuşlardı. Talepleri içerisinde yer alan Alevi dedesi ile görüşme isteklerine resmi bir cevap verilmemişti. Tv10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, konuyla ilgili Meclis İnsan Hakları Komisyonu’na dilekçe ve Alevi kurum temsilcilerine ise mektup göndererek yaşanan hak ihlaline dikkat çekmek istemişti.

    Konuya ilişkin Alevi Bektaşi Federasyonu ve Alevi Bektaşi İnanç Kurulu Başkanı Hüseyin Güzelgül açıklamalarda bulundu.

    “ALEVİ DEDESİ TALEBİNİN REDDEDİLMESİ KABUL EDİLEMEZ”

    “Bu ülkede kendi görüşü, inancı dışında hiçbirini kabul etmeyen bir zihniyet ile karşı karşıyayız” diyen Güzelgül, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Onların karşısında haktan, hukuktan, özgürlüklerden bahsedildiği esnada hemen içeriye gönderen bir zihniyet var ortada. Cezaevlerinde Avrupa’nın her yerinde kabul gören bir inanç olan Aleviliğin yaşam hakkı engelleniyor. Alevi kimlikleri kabul görmüş cezaevindekilerin Alevi dedesi talebi reddediliyor. Bu İngiltere’de dahi kabul görmüştür. Fakat Türkiye’de ne yazık ki inancımız, kimliğimiz kabul görmediği için böyle talepler de reddediliyor. Biz Ankara Adalet Sarayı önünde Eren Erdem’in talebi üzerine hem suç duyurusunda bulunmuştuk hem de açıklama yapmıştık. Sonra aradan bir ay geçmeden Cumhuriyet Savcılığı tarafından o talebin de reddedildiğini öğrendik.”

    Şimdi de içeride bulunan ve kendisi de dede olan TV10 Yönetim Kurulu Başkanı’nın da Alevi dedesi talebinin reddedildiğini hatırlatan Güzelgül, bunun kabul edilemez olduğunu ifade etti.

    “3 ŞUBAT’TA ANKARA’DAYIZ”

    Alevi talebine ilişkin Alevi kurumları ile birlikte açıklama yapacaklarını da duyuran Güzelgül sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Kendi inancını yaşamak isteyen arkadaşlarımızın taleplerinin bir an önce kabul görmesi gerekiyor. Ve onların talebi imam değil. Kendi inancını temsil eden Alevi dedesi ile görüşmeleri sağlanmalı. Alevi dedesi talebinin reddedilmesi hem insanlık açısından hem de hak, hukuk, adalet açısından bizlere ters düşmektedir. Bununla ilgili de biz tüm Alevi kurumları ile birlikte 3 Şubat’ta Ankara’da bulunan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nda basın açıklaması yapacağız. Tüm canları da davet ediyoruz.”

    “LEYLA GÜVEN’İN TALEPLERİ İNSANİ VE VİCDANİDİR”

    Öte yandan Güzelgül tecrit’in kaldırılması yönünde açlık grevine giden tutuklu HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in de yanında olduklarını söyledi.

    Güzelgül sözlerine şöyle devam etti:

    “Bu açlık grevini destekliyoruz. Halkın iradesini temsil edenleri yok sayamazsınız. Onların bu talepleri hem insani hem de vicdanidir. Bu ülkede herkesin inadına onlarla biz Alevi kurum temsilcileri de kardeşlikten yanayız. Bu topraklarda yaşayan bütün insanların haktan hukuktan barıştan insan haklarından yana olması için mücadele sergiliyoruz. Bunun kabul görmesi yönünde de mücadelemiz aynen devam edecektir. Bir an önce taleplerinin kabul görmesi ve açlık grevinin son bulması yönünde biz de mücadele vereceğiz. 3 Şubat’ta yapacağımız basın açıklaması da bununla ilgili olacak.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Dede Öztürk: Alevi tutukluların dede talebi bir an önce karşılanmalı-VİDEO

    Dede Öztürk: Alevi tutukluların dede talebi bir an önce karşılanmalı-VİDEO

    PİRHA – Cezaevlerinde tutuklu bulunan Alevi yurttaşların Alevi dedesi ile görüşme talebinin kabul edilmemesine tepki gösteren Güvenç Abdal Ocağı dedelerinden Sefa Öztürk, “Tutuklu bulunan canların bir din adamı ile buluşması haktır. Diğer inançta olanlar bunu talep ediyorlar ve karşılanıyor. Ancak Aleviler olunca kabul edilmiyor. Ayrımcılığı buradan da görebiliriz” diye konuştu.

    CHP’nin eski milletvekili Eren Erdem ve tutuklu Tv10 çalışanları Veli Büyükşahin, Veli Haydar Güleç ile Kemal Demir cezaevinde inançlarını sürdürebilmek için bir Alevi dedesi ile görüşme talebinde bulunmuşlardı. Ancak Alevi tutukluların bu talepleri reddediliyor.

    Yapılan bu haksızlığa ve ayrımcılığa ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuşan Güvenç Abdal Ocağı dedelerinden Sefa Öztürk, Alevi tutukluların bu taleplerinin dikkate alınarak karşılanması gerektiğini belirtti.

    “BEN SENİN İNANCINA SAÇMA DİYOR MUYUM?”

    Cezaevlerinde Alevi tutukluların Alevi dedesi talebinin karşılanmamasının asimilasyonun bir diğer boyutu olduğuna dikkat çeken Öztürk, “Tutuklu bulunan canların bir din adamı ile buluşması haktır. Diğer inançta olanlar bunu talep ediyorlar ve karşılanıyor. Ancak Aleviler olunca kabul edilmiyor. Pozitif ayrımcılığı buradan da görebiliriz” dedi.

    “Nasıl bir ayrıma tabi tutulduğumuzu, nasıl yok sayıldığımızı anlamak zorundayız ve tam da burada biz içeriye kapanmak yerine dışarıya doğru hızlı bir yükseliş yakalamalıyız” diyen Öztürk, “Benim inancım sana göre çok saçma olabilir. Ben senin inancına saçma diyor muyum? Benim sana gösterdiğim saygıyı ve benim sana sağladığım toleransı ben de senden görmek isterim” şeklinde konuştu.

    “BU ÜLKEDE ASIL KÖTÜLÜK SÜNNİLERE YAPILIYOR”

    Bu ülkede asıl kötülüğün Sünnilere yapıldığını kaydeden Öztürk, bunu şöyle açıkladı:

    “Sürekli karşıt bir Sünnilik yaratılıyor. Allahtan bu coğrafyada insanlar halen dost halen yoldaş. Devletin aklına uysalar birbirini keserler, sokakta kan gövdeyi götürür. Alevi karşıtlığı üzerinde yaratılan bu Sünnilik özgür bir Sünnilik değil ve kendi inancını da yaşayamıyor. Çünkü bir düşman var o düşmana karşı koşullandırılmış ve mevzilendirilmiş. Bu terk edilmeli.”

    “STATÜ LAFLARI ÇOK TEHLİKELİ VE İLKEL”

    Türkiye’de hiçbir zaman camilere yasak gelmediğini ancak böyle bir yasak olduğu taktirde bu yasağa karşı geleceğini ve camiye gidenlerin haklarını savunacağını belirten Güvenç Abdal Ocağı dedelerinden Sefa Öztürk sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Statü lafları çok ilkel ve tehlikeli laflar. Cemevlerine statü ne demek? Böyle bir şey olabilir mi? Eşit yurttaşlık istiyoruz. Ne bir fazla ne bir eksik. Bu ülkede herkes aynı olmalı, eşit olmalıdır. Süryani’si, Ermeni’si, Rum’u, Çerkes’i, Alevisi, Sünnisi kim nasıl istiyorsa öyle yaşamalı. Devlet inançlardan elini çekmeli. Her inanç kendi özgürlüğünü yaşamalı.”

    ALEVİ TUTUKLULAR NE İSTEDİ?

    CHP’nin eski milletvekili Eren Erdem ve tutuklu Tv10 çalışanları Veli Büyükşahin, Veli Haydar Güleç ile Kemal Demir, cezaevinde inançlarını yerine getirmek için Alevi dedesi taleplerine ilişkin Alevi kurumlarının çalışma yürütmesini ve kendi talepleri içinde yer vermelerini istediklerini aktardılar.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Alevi dedesinin yaşarken türbesi yapıldı-VİDEO

    Alevi dedesinin yaşarken türbesi yapıldı-VİDEO

    PİRHA-İmam Rıza Ocağı dedelerinden Şimşek Dede’nin (Ali Erdem) Çorum’da daha yaşarken türbesi yapıldı. Bu türbenin diğerlerinden farkı ise içerisinde kütüphanesinin bulunuyor olması. Şimşek Dede, yıllarca Anadolu’yu diyar diyar dolaşmış, özünü halk ile karmış ve bunu deyişlerine nakış gibi işlemiş bir dede. Paylaşım diyor Şimşek Dede…Mutlaka paylaşmalıyız çünkü dünyayı bu kurtaracak, diyor.

    Normal zamanda türbe denilince aklımıza yıllar önce yaşamış, halkın gönlünde taht kurmuş, inanç açısından da önemli bir şahsiyet olan kişilerin bulunduğu yapılar gelir aklımıza ancak Çorum’da daha yaşarken türbesi yapılan bir Alevi dedesi var. Şimşek Dede (Ali Erdem), yıllarca Anadolu’yu diyar diyar dolaşmış, özünü halk ile karmış ve bunu deyişlerine nakış gibi işlemiş bir dede.

    Bu türbenin diğerlerinden farkı ise, içerisinde kütüphanesinin bulunuyor olması. Şimşek Dede yıllar boyunca Anadolu’yu gezerken ve halkı halka anlatırken, fakiri, kimsesizi ve yardıma muhtacı olanları gözetmeye devam etmiş. Paylaşım diyor Şimşek Dede, mutlaka paylaşmalıyız çünkü dünyayı bu kurtaracak. Şimşek Dede paylaşmanın önemine vurgu yaptığı kadar okumanın altını da önemle ve kalın çizgilerle çiziyor.

    Kimi yerde kan davasını bitiren kimi yerde lokmasını paylaşan Alevi Dedesi, bu kültürün mutlaka devam etmesi gerektiğine vurgu yapıyor. Alevi kültürü boyun eğmemeyi öğütlüyor ve zulme, adaletsizliğe asla boyun eğmemek gerektiğini söylüyor. Yaşarken türbe sahibi olan Şimşek Dedenin bir isteği ise sadece dua etmek, kurban kesmek, dilek dilemek için türbeye gelinmemesi, aksine kendini ve kültürünü en üst seviyeye çıkartmak için gelinmesi.

    “HALK İÇERİSİNDE 53 YILDIR DOLAŞIYORUM”

    Halkın içerisinde 53 yıldır dolaştığını söyleyen Şimşek Dede, bu süre zarfında paylaşmanın önemini kavradığına vurgu yapıyor.

    “Şu an 60 yaşındayım. 53 sene hiçbir zaman evim olmadı. Gönlünden halkın misafiri oldum. 30 bin eve misafir oldum. Anadolu’yu karış karış gezdim. Lokmamı paylaştım. Dede önce yetimlere, kimsesizlere ve fakirlere sahip çıkacak. Kim olursak olalım paylaşalım. Paylaştığımız an evladı resul oluruz. Dede olsun, hoca olsun, papaz olsun her aldığı lokmada yetimin kimsesizin hakkı var. O lokmanın içerisinde paylaşmayı biliyor isen evladı resulünü ifa etmiş olursun ve kendini var etmiş olursun.”

    “TÜRBEYİ TAŞI ÖPÜN, KURBAN KESİLSİN DİYE YAPMADIM”

    Çorum’da kendisi adına yapılan türbenin esas amacının kültürel olduğunu dile getiren Şimşek Dede, sözlerini şöyle sürdürüyor.

    “Beni yaylaya götürdüler, oraya hiç gitmemiştim. Çıktım uzandım, oğlum dedim benim türbe burada olacak. Ben bu türbeyi taşı öpün, sürünün ya da uğrunda kurban kesilsin diye yapmadım. İçimden gelen paylaşma arzu ile sağ olsun taliplerde birleştiler ve yaptılar. Belki sizler bir gün oraya gidip çay içersiniz ya da bir gün birisi dağda mahsur kalırsa oraya sığınır. Yoksa ben türbe sahibiyim, ben ermişim demek için yapılmadı. Biz zaten kerameti değil kemaleti isteriz. Gençler bizim büyüğümüz oluyorsa ve biz de gençlerimizin büyüğü oluyorsak hiçbir güç bizi yıkamaz.”

    “GENÇLERİMİZİ KAZANMALIYIZ”

    Alevilik kültür ve geleneklerini genç kuşaklara aktarmak gerektiğinin altını çizen Şimşek Dede, bütün cemevlerinin gençler ile birlikte hareket etmesi gerektiğini işaret ediyor. Şimşek Dede, “Bütün cemevleri gençlerimizle birlik olmalıdır. Biz de sonuna kadar gençlerimizin başında olalım ancak onları da kazanalım. Aleviliği, Alevi kültür, yaşam ve göreneklerini canlandırmak istiyorsak, öğrenciyi elimizde tutmamız lazım ve öğrenciyi kazanmamız lazım, üniversite öğrencilerimiz ile temas kurmamız muhakkak gerekmektedir. Çıkar falan düşünmeden birleşmemiz, çocuklarımızı okutmamız lazım” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Eren Erdem’in Alevi dedesi talebinin reddedilmesinin arkasında Diyanet çıktı

    Eren Erdem’in Alevi dedesi talebinin reddedilmesinin arkasında Diyanet çıktı

    Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan CHP PM üyesi ve eski milletvekili Eren Erdem’in Alevi dedesi ile görüşme hakkının Diyanet’te Alevi din görevlisinin bulunmaması nedeniyle kullandırılmadığı ortaya çıktı. Sezgin Tanrıkulu konuya ilişkin, “Alevi yurttaşlarımızın inançlarını yerine getirme noktasında büyük bir ayrımcılığa tabi tutulduklarını net bir biçimde ortaya koyuyor” açıklamasında bulundu.

    “Silahlı terör örgütüne yardım, gizli tanığı deşifre etmek, soruşturmanın gizliliğini ihlal etmek” iddialarıyla tutuklu bulunan eski CHP Milletvekili Eren Erdem’in cezaevinde din görevlisi ile görüşme hakkı kapsamında istediği ‘Alevi dedesi ile görüşme’ talebinin yerine getirilmeme nedeninin Diyanet’te Alevi din görevlisinin bulunmaması olarak açıklandığı belirtildi.

    CHP’li İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu toplantısında, konuyu gündeme getirerek gerekçesini Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Şaban Yılmaz’a sordu. “Eren Erdem’in Alevi dedesiyle görüşme isteğinin doğru olduğunu” ifade eden Yılmaz, “İslam inancına inananlarla ilgili işlemleri biz Diyanet İşleri Başkanlığı vasıtasıyla yerine getiriyoruz, aramızda protokol var zaten. Şu anda Diyanet İşleri Bakanlığının böyle bir görevlisi olmadığı için resmî olarak kendisi böyle birini gönderemiyor.” açıklaması yaptı.

    CHP’li Sezgin Tanrıkulu, toplantıdan sonra T24’ün konuyla ilgili sorusuna, Alevi inancına mensup yurttaşların cezaevinde kendi inançlarına uygun bir din görevlisiyle, bir Alevi dedesiyle görüşme imkanı olmadığını ve bu konuda ayrımcı bir muameleye tabi tutulduklarını belirtti.  Tanrıkulu’nun değerlendirmeleri şöyle:

    “Milletvekili arkadaşımız Parti Meclisi üyesi arkadaşımız Eren Erdem, bir sivil cezaevinde tutuklu. Her tutuklu kendi inancı üzerinden ve inancına mensup bir din adamıyla görüşme hakkı var. Sayın genel müdür sunum yaparken İslam dini bakımından ve İslam dışı diğer dinler bakımından bir dini görevli bulunma hakkından söz etti. Ben de Eren Erdem’in inancı gereği bir Alevi dedesi talebi olduğunu ancak bu görüşmenin gerçekleşmediğini ifade ettim. Sayın genel müdür de Diyanet İşleri Başkanlığı ile bu konuda bir protokolümüz var ve bu protokol uyarınca Diyanet İşleri Başkanlığından biz talep ediyoruz ancak Diyanet,  kadrosunda Alevi dedesi olmadığından böyle bir talebi yerine getiremediklerini söyledi bu bize aktarılan objektif bir bilgi.

    Alevi inancına mensup, milyonlarca yurttaşlarımız var, Eren Erdem tek değil. Alevi inancına mensup yurttaşlarımızın cezaevinde kendi inançlarına uygun bir din görevlisiyle bir Alevi dedesiyle görüşme imkanı olmadığı bu konuda ayrımcı bir muameleye tabi tutuldukları birinci tespit. İkinci tespit ise Alevi inancına mensup yurttaşlarımızın bu inancın gereği gibi yerine getirilmesi noktasında Diyanet işleri Başkanlığı’nın cemevlerini tanıma, ibadet yeri olarak kabul edilmesi noktasındaki temel eksiklikler Alevi yurttaşlarımızın inançlarını yerine getirme noktasında büyük bir ayrımcılığa tabi tutulduklarını net bir biçimde ortaya koyuyor”.

    Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Şaban Yılmaz’ın konuya ilişkin açıklamaları şöyle:

    CEZA VE TENKİFEVLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ GENEL MÜDÜRÜ ŞABAN YILMAZ – Şimdi, şöyle, Eren Erdem’in bizden değişik talepleri oluyor, biz bunları kendisine de bildiriyoruz, cevap vermeye de çalışıyoruz. Şimdi, bu Alevi dedesiyle görüşme isteği doğru. Ancak biz burada işlemleri nasıl yapıyoruz? İslam inancına inananlarla ilgili işlemleri biz Diyanet İşleri Başkanlığı vasıtasıyla yerine getiriyoruz, aramızda protokol var zaten. Şu anda Diyanet İşleri Bakanlığının böyle bir görevlisi olmadığı için resmî olarak kendisi böyle birini gönderemiyor. Ama biz sorunu nasıl çözeriz diye arkadaşlarla görüştüğümüzde dedik ki: Her kişinin normal ziyaretçiler dışında üç kişilik de görüş hakkı var dışarıdan, açık görüş hakkı var. Bunlardan birini yazarsa ve isim belirtirse o kişiyi gelip görüştürebiliriz.

    MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – 3’üncü hakkını niye buna kullansın?

    CEZA VE TENKİFEVLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ GENEL MÜDÜRÜ ŞABAN YILMAZ – Ve yazdı Sayın Başkanım bir kez, geldi görüştü ama daha sonra dedi ki; “Ben üç kişilik hakkımı burada kullanmak istemiyorum.” Ondan dolayı böyle bir sıkıntı çıktı. Bir de şöyle bir talebi var, diyor ki: “Ben şu kişilerle kalmak istiyorum.” İsmini verdi Sayın Vekilim, şimdi onların suç  grupları farklı yani farklı şeylerden tutuklandığı için o kişiler olmuyor. Kendisine uygun birini söylediği zaman yanına birini verebiliriz Sayın Vekilim. (HABER MERKEZİ)

  • TV10’un tutuklu yöneticisi Büyükşahin yeniden ‘Alevi dedesi’ talebinde bulundu

    TV10’un tutuklu yöneticisi Büyükşahin yeniden ‘Alevi dedesi’ talebinde bulundu

    PİRHA- KHK ile kapatılan TV10’un Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi yönetimine yeniden Alevi dedesi ile görüşme talebinde bulundu. Daha önce Büyükşahin’in iki kez üst üste dede ile görüşme isteğine cevap dahi verilmemişti. 

    KHK ile kapatılan TV10 Yönetim Kurulu Başkanı ve Üryan Xızır Ocağı evlatlarından Veli Büyükşahin bir yıla yakındır Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunuyor. Hakkında herhangi bir iddianame hazırlanmadığı halde tutuklu bulunan Büyükşahin, mahkemeye çıkarılmayı bekliyor.

    Hızır ve Muharrem orucunu cezaevinde tutmak zorunda kalan Büyükşahin, iki kez de cezaevi yönetiminden Alevi dedesi talebinde bulunmuştu. Üst üste yazdığı dilekçelerden herhangi bir dönüş olmadığını söyleyen Büyükşahin, yeniden Alevi dedesi talep etti.

    Dilekçesine herhangi bir yanıt verilmeyen Büyükşahin, dede olarak da Garip Dede Dergahı Başkanı ve İmam Rıza Ocağı pirlerinden Celal Fırat ile görüşmek istedi.

    “BURADA FAZLADAN AYRIMCILIĞA UĞRADIĞIMIZ BİR GERÇEK”

    Büyükşahin, daha önceki Alevi dedesi isteğinin kabul edilmemesine ilişkin gönderdiği mektubunda şu ifadelere yer vermişti:

    “2018’in Hızır Orucunu burada tutmak durumunda kaldık. Bu konuda iki kez üst üste dilekçe yazmama rağmen cevap bile yazmaya tenezzül etmediler. Her ne kadar bir ocakzade, pir, dede ailesine mensup olsam da Hızır’da burada bir seferlik de olsa bir saatlik de ola Alevi pirlerinden birisiyle olmak isteğim karşılanmadı. Keza Eren Erdem’in de böyle bir talebi olmuş yeni. Onu da kabul etmemişler. Bari bıraksalar Eren Erdem can ile burada zaman zaman bir araya gelip birbirimize can olalım, Hızır olalım. Bizim yolumuzun meşakkatli olduğunu biliyoruz. Bir nevi tarihte bildiğimiz gibi çile çekiyoruz. Eren Erdem de kendisini üzmesin, Çilehanede varsaysın kendisini. Nesimi’nin dediği ‘Yeryüzünün Halifesine minnet eylemem.’ Bizim tutuklanma gerekçemiz bir yana ayrıca bir Alevi olarak, ocakzade olarak da burada fazladan ayrımcılığa uğradığımızda bir gerçek.” (HABER MERKEZİ)

  • ‘Hangi Alevi, müftü duasıyla lokma pay etti? Dersim halkı hesap sormalı’-VİDEO

    ‘Hangi Alevi, müftü duasıyla lokma pay etti? Dersim halkı hesap sormalı’-VİDEO

    PİRHA- Dersim’de kayyum belediyesi, müftülük ve Dersim cemevi yöneticilerinin  cemevinde ortak Aşure lokması pişirmesine HDP’nin Alevi vekilleri ve HDP MYK Üyesi Çilem Küçükkeleş tepki gösterdi. 

    Yass-ı Muharrem ayında tutulan oruçların ardından Aşure lokması canlara dağıtılırken, Dersim’de Tunceli Valiliği, kayyum belediyesi, müftülük ve cemevinin ortaklaşa düzenlediği “Aşure, Hz. Hüseyin ve Kerbela şehitlerini anma” programına HDP Milletvekileri Kemal Bülbü, Zeynel Özen ve HDP MYK üyesi Çilem Küçükkeleş tepki gösterdi.

    HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, “Hem topluma hem inanca kutsal değerlerimize Düzgün Baba’ya ve Dersim’in tüm kutsallarına yapılan zulümdür” diyerek, “Cemevi başkanı temsilcisi ya da dede olduğu söylenen kişi gidip kayyumla, vali ile ve müftü ile neyin ibadetini yapıyor? O vali Buğday Meydanı’nda Seyit Rıza dara çekilirken ellini arkasına bağlayıp sigarasını üfleyerek içen valinin müdavimidir. Müftüdür ki Muaviye soylu iktidarın, inancının temsilciliğini yapandır” ifadelerini kullandı.

    “EDEPSİZLİK VE ERKANSIZLIK VAR”

    Bülbül şöyle devam etti:

    “Bir hakikati teslim etmek zorundayız. Dersim’de inancımıza kutsal değerlerimize zulüm ediliyor. İnancımız, kutsal değerlerimiz ırkçılığın, gericiliğin ayağına paspas yapılıyor. Bu konuda Dersim toplumu ve halkı gitmeli cemevinde cemevi yetkilisine ve sorumlusuna şunu sormalıdır: Hangi yetki ile hangi hakla sen bunu yapıyorsun. İmam Hüseyin aşkına hesap sormalıdır. Hesap sorma biçimi edep ile erkanla olur. Edepsizlik ve erkansızlık var burada. Hangi Alevi dedesi gidip müftünün sofrasında 12 imam aşkına İmam Hüseyin aşkına yapılan Yass-ı Kerbela lokmasını pay etmiş. Hangi Alevi, müftünün verdiği dua ile lokmasını dağıtmış. Kaldı ki biz Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kabul etmiyoruz. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın temsilcisi gelip yolumuzu erkanımızı yürütemez. Mihman olarak gelebilir. Lokmamızı da sunarız, mihman Ali’dir hoş sefa gelirler. Mihmanlık başka bir şey, gelip bir şeyin başına konmak egemen olmak kendisi yürütüyormuş gibi, güya Dersim’e adalet ve huzur getiriyormuş gibi gözükmek ve davranmak başka bir şey. Bu külliyen yalancılık, sahtekarlık ve Yezid’e biat etmektir. Bu Muaviye soylu iktidarın borusunu çalmaktır. Ayıptır, yazıktır, günahtır” diye konuştu.

    “AŞURE LOKMASI VERMELERİ SAMİMİYETSİZLİĞİN BELGESİDİR”

    Dersim’de cemevinin il müftüsü ve kayyım belediye ile aşure dağıtmasının takiyye yapmak olduğuna dikkat çeken HDP’nin İstanbul Milletvekili Zeynel Özen de “Alevi asker cenazeleri geldiğinde ne mülki amirler ne askeri yetkililer cemevine geliyor. Ne yaman çelişki. Cemevini inanç merkezi olarak kabul etmezsin, orayı yok sayarsın ama asimile etmek için cemevine gider aşure lokması verirsin. Bizim dedelerimiz, pirlerimiz, mürşitlerimiz hiçbir zaman için haram sofrada oturmamışlar, haram sofrada yemek yememişler. Bu üçlünün gelip de Alevilerin inanç merkezinde aşure lokması vermeleri gerçekten de iki yüzlülüktür, yalancılıktır, samimiyetsizliğin belgesidir. Bunların yaptığı utanç vericidir her toplumda Hüseyinler de olur Yezid de olur” şeklinde konuştu.

    “Hırsızın malından Aşure olmaz. Yapılan lokma razılıkla olacak ki Aşuresi de razılıkla olsun” ifadelerini kullanan HDP MYK üyesi Çilem Küçükkeleş ise “Dersim halkı başka bir belediye başkanı seçti, başka bir yol ve başka bir siyaset istedi. Buna el konuldu. Bu da bir çeşit hırsızlıktır. Doğal olarak da bugün o Aşureyi pişirecek olanlar da cezaevinde. Hakkına el koyup ve onun yerine Aşure pişirmek haksızlıktı ” dedi.

    “KENDİNİ ATEŞE ATAN PİRLERİ ATEŞTEN ALMA ZAMANI”

    Küçükkeleş şunlara vurgu yaptı:

    “Asıl dikkat çekici mesele şudur: Yeni bir gelenek başladı. Yeni bir AKP yaklaşımı. Bütün farklılıkları yani sadece Alevilere yönelik de değil. Aşurelerini pişirir, birkaç torba çimento verir, cemevinin çatısını onarır. Kimi yerde protokol imzalayıp paralar verirler. Ama şunu da asla kabul etmiyorlar: Alevilik yoktur bu ülkede. Alevilik yoksa nasıl Aşuresini pişiriyor, nasıl cemevine yardım ediyorsunuz? Doğal olarak da bu şekliyle toplumsal bir kirliliğe yol açan bir yönteme dönüşüyor. Bu toplum Diyanet kaldırılsın diyor. Bu toplumun dedesi de Diyanet işlerinde görevli yetkili bir ile biraraya gelip Aşure pişirmeye çalışıyor. Bu toplum demokratik bir siyaset olsun, insan hak ve ihlalleri bu ülkede son bulsun, savaş dursun barış olsun derken, bu savaşın temsilcileri bir şekilde Aşurelerin başına geçiyor. Bu topraklarda çok kanımız döküldü. Verilen paralar, arsalar, pişirilen Aşureler lokmalarımıza katılıp, bizimle birlikte oruç açmalar… Bu kan parasını bu kana karşılık alıyorsa bazı yetkililer, bazı cemevi başkanları bunun rızalığını toplumdan alsınlar. Çünkü biz dökülen kanımızın parasını değil tam tersi bu ülkede yüzleşilsin ve birarada yaşanılsın. Yani toplumumuzun talebi bu. Toplumumuz adına öncülük yaptığını iddia edenler çok faklı şeyler yapıyorlar.  Bu talibin şöyle bir görevi vardır. Talip ayık ise pirini ateşten alır derler. Bazı pirler kendini gerçekten ateşe atmış, onları şimdi ateşten alma zamanı” diye konuştu.

    Mustafa YÜKSEL/Suay ABAK

    DERSİM

     

     

  • Yazar Yıldırım: Eren Erdem’in dede istemesi o kimliğin savunulmasıdır-VİDEO

    Yazar Yıldırım: Eren Erdem’in dede istemesi o kimliğin savunulmasıdır-VİDEO

    PİRHA- Araştırmacı-Yazar Ali Yıldırım, Eski CHP Milletvekili Eren Erdem’in tutuklanması ve bulunduğu cezaevinde Alevi dedesi ile görüşme talebinin reddedilmesine ilişkin konuştu. Yıldırım, “Eren Erdem vesilesiyle gördük ki nerede olursanız olun Alevi kimliğinizden dolayı bir eşitsiz, hukuksuz uygulama ile yüz yüze geliyorsunuz, Eren Erdem’in de dede istemesi Alevi kimliğinin savunulması anlamına gelir” dedi.

    24 Haziran seçimlerinin ardından tutuklanan Eski CHP Milletvekili Eren Erdem’in cezaevinde din görevlisi ile görüşme hakkı kapsamında istediği Alevi dedesi ile görüşme talebinin cezaevi yönetimi tarafından reddedilmesine Yazar Ali Yıldırım tepki gösterdi.

    “CEZAEVİ YÖNETİMİ ALEVİLİĞİ VE İNANÇ ÖNDERİ DEDE’Yİ KABUL ETMİYOR”

    “Aleviler söz konusu olduğu zaman hayatın her alanında ayrımcılık, eşitsizlik, hukuksuzluk kendisini gösteriyor” diye konuşan Yıldım şunları vurguladı:

    “Eren Erdem’in bu FETÖ soruşturmalarında yine bir komplo ile hakkında soruşturma açıldı. Uzun bir iddianame düzenlendi. Hakkında yıllarca ağırlaştırılmış hapis cezaları isteniyor. Milletvekilliği biter bitmez de Eren Erdem’i gözaltına alıp sonra tutukladılar. Talihsiz bir durum oldu. Ama bundan ziyade Aleviler’in bizim gündemimizde Eren Erdem, özel olarak ta benim gündemime girmiş durumda. Biliyorsunuz cezaevinde bulunan tutuklu ve mahkumların kendi inanç önderleriyle görüşüp haftada bir kez sohbet etme olanağı var. Yani yeni bir düzenleme ile geldi bu. Eren Erdem de tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’nde kendisinin Alevi olduğunu bu haktan yararlanmak istediğini cezaevi yönetimine iletiyor ve bir dede ile görüşmek istediğini, onunla muhabbet etmek istediğini söylüyor. Cezaevi yönetimi Eren Erdem’e verdiği yanıtta Alevilik diye bir inanç olmadığını, Alevilik diye bir din olmadığını, dolayısıyla onun din adam olamayacağını dolayısıyla da kendisinin bir dede ile görüşmesinin mümkün olmadığını bildiriyor ve dede olmaz ama istersen sana bir hoca verelim diyor Eren Erdem’e. Eren Erdem de bu konuyu gündeme getirdi, çok da iyi yaptı. Bu sayede şunu gördük: Aleviler söz konusu olduğu zaman hayatın her alanında ayrımcılık, eşitsizlik, hukuksuzluk kendisini gösteriyor. Yani biz örgüt yöneticileri ve aydınları olarak bunu bir Alevi talebi haline getirmemiz geçmişten mümkün olmazdı. Çünkü bu sorun karşımıza somut olarak gelmemişti. Hayat önümüze bir sorun getiriyor, siz de ona çözümler üretmek durumundasınız. Ayrımcılık ve hukuksuzluk burada da ortaya çıkıyor.”

    “EREN ERDEM’İN ALEVİ DEDESİ İSTEMESİ O KİMLİĞİN SAVUNULMASIDIR”

    Cezaevlerinde ayrımcılığın geçmişte ve yakın zamanda yaşanan örneklerinin bu kadar net olarak açığa çıkmadığının altını çizen Yıldırım şöyle konuştu:

    “Buna tepki olarak mecliste HDP milletvekilleri açıklamalarda bulundular. Alevi örgüt yöneticileri Eren Erdem’in anne ve babası da cezaevi yöneticileri hakkında suç duyurusunda bulundular. Eren Erdem’in babası Alevi olarak bu bize ve oğluma yapılan ayrımcılıktır şeklinde açıklamalar yaptı. Çok önemli bir konu gerçekten de. Cezaevinde dahi ayrımcılığa uğrayan geçmişte ve yakın zamanda dahi örnekleri vardı. Ama bu kadar açık ve net ortaya çıkmamıştı. Eren Erdem vesilesiyle gördük ki nerede olursanız olun Alevi kimliğinizden dolayı bir eşitsiz, hukuksuz uygulama ile yüz yüze geliyorsunuz. Eren Erdem’in de dede istemesi Alevi kimliğinin savunulması anlamına gelir. Alevi varlığının, Alevi kimliğinin, Alevilerin eşit haklar mücadelesinin savunulması ve somutlanması anlamına gelir. O nedenle bu talebe kesinlikle sahip çıkmak ve onunla ilgili olarak gereğini dışarıda da bizlerin yapmasının anlamlı olacağını düşünüyorum. İkinci bir konu da Eren Erdem açılamada bulunmuştu. Cezaevinden bir not gönderdi ve dedi ki; bana mektup yazın, kitap gönderin. Benim de kendisi ile tanışıklığım, muhabbetim vardı. Ben de kendi iki kitabımı Eren Erdem’e gönderdim.”

    “KİTAPLARIM EREN ERDEM’E SAKINCALI DİYE VERİLMEDİ”

    “Alevi olarak insanlarımız haksızlığa maruz kalıyor, bizim de onları savunmak kendi kimliğimize de o arkadaşlarımız için de en doğru tavırdır” diye belirten Yıldırım son olarak şunlara değindi:

    “Alevilerin El Kitabı ve Osmanlı Engizisyonu kitabımı Eren Erdem’e vermişler, fakat Osmanlı Engizisyonunu sakıncalı bulmuşlar. Demişler önce biz bunu inceleyelim, ondan sonra verelim. Geçen haftadan beri hala Osmanlı Engizisyonu kitabını inceliyorlar. Eren Erdem’in kafasını karıştırır mı diyorlar. 1996 yılında yazılmış 8 baskı yapmış bir kitap. Bu kitap neyi anlatıyor? Onu fark etmişler midir bilmiyorum. Kitap Alevi toplumunun bütün 1000 yıl boyunca Osmanlı rejimi altında nasıl baskıya, zulme, katliamlara uğradığını bizzat Osmanlı belgeleriyle padişah fermanlarıyla şeyhülislam fetvalarıyla anlatan bir kitap. Yani kendileri bugün Alevilere haksız, hukuksuz davranırken geçmişte yapılan haksızlıkların, hukuksuzlukların da öğrenilmesini istemiyorlar. Eren Erdem tabi ki bunların büyük bir bölümünü biliyor ama somut bir durum var. Alevi olmaktan kaynaklanan haksız ve hukuksuz bir uygulama var. Evet, o nedenle nerede olursan ol, içeride, dışarıda, derste, sırada madem ki Alevi olarak insanlarımız haksızlığa maruz kalıyor, bizim de onları savunmak, kendi kimliğimize de o arkadaşlarımız için de en doğru tavırdır diye düşünüyorum.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

     

  • AABK: İnanç özgürlüğü siyasete malzeme olarak kullanılamaz!

    AABK: İnanç özgürlüğü siyasete malzeme olarak kullanılamaz!

    PİRHA – Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu CHP Eski Milletvekili Eren Erdem’in Alevi dedesi istemesine izin verilmemesine tepki gösterdi. AABK yaptığı açıklamada “İnanç özgürlüğü siyasete malzeme olarak kullanılamaz!” dedi.

    Yazılı bir açıklama yapan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) “Silivri Cezaevinde tutuklu bulunan CHP Eski Milletvekili Eren Erdem’in, cezaevine Alevi dedesi çağırmasına izin verilmediği gibi alternatif olarak imam önerildiğini medyada çıkan haberler doğrultusunda kamuoyuyla birlikte öğrenmiş olduk”dedi.

    Açıklamada “Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu olarak yıllardır Alevi toplumuna karşı ülkemizde uygulanan asimilasyon politikalarını ve inanç özgürlüğüyle ilgili hak ihlallerini gündeme taşıyoruz. Bir hukuk devletinin temel ilkelerinden biri olan “Din ve Vicdan Özgürlüğü” kavramının özellikle AKP Hükümeti iktidarı boyunca ayaklar altına alındığına defalarca şahitlik ettik. Din ve mezhep, herkesin vicdanına kalmış bir tercihtir. Hiçbir kimse hiçbir kimseyi ne bir din, ne de mezhep kabulüne zorlayabilir ve bu alan hiçbir zaman siyaset aracı olarak kullanılamaz” denildi.

    “BİRLİKTE YAŞAMA KÜLTÜRÜ ANCAK VİCDAN VE ETİK İLKELERLE OLUR”

    “Din ve Vicdan Özgürlüğü” bireysel bir özgürlük alanıdır ve hiçbir siyasi erk bu özgürlük alanının üstünde olamaz. Denilen açıklamada “Birlikte yaşama kültürü ancak vicdan ve etik ilkeleri doğrultusunda var edilebilir. Özellikle inanç özgürlüğü gibi hassas bir konuda, uygulanacak baskı ve zulümler toplumsal açıdan yeni çatışma alanları yaratmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Bunun en net örneklerini günümüzde Ortadoğu coğrafyasında görmekteyiz!” ifadelerine yer verildi.

    “ASİMİLASYON POLİTİKALARININ KAMUSAL ALANDAKİ YANSIMASIDIR”

    Açıklamada son olarak şunlar belirtildi:

    “Mevzuatta yer alan “Mahkumlar, din görevlisi çağırabilirler” ifadesini yalnızca İslam İnancı’nın din görevlisi imam olarak kabul etmek, yüzyıllardır Alevileri yok sayan asimilasyon politikalarının kamusal alandaki bir yansımasıdır. İnançsal anlamda Eren Erdem’e uygulanan tecrit, Alevi toplumuna yönelik okullarda, orduda ve kamusal alandaki hak ihlallerinin hapishanelerde de devam ettiğinin bir örneğidir. Diğer Alevi mahkûmların bu haktan yararlanabilmesi için Eren Erdem nezdinde bu tecridin kaldırılması noktasında konunun takipçisi olacağız.

    Ve salt bu alanda değil, Alevilerin gasp edilen hakları teslim edilinceye dek haykırmaya devam edeceğiz:

    ALEVİLER VARDIR. ALEVİLİK HAKTIR!”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Alevi dedesi isteyen Eren Erdem’e cezaevi yönetiminden yanıt: İmam çağırın

    Alevi dedesi isteyen Eren Erdem’e cezaevi yönetiminden yanıt: İmam çağırın

    PİRHA- Silivri Cezaevi’nde tutuklu olan eski CHP milletvekili Eren Erdem, inançları gereği cezaevine Alevi dedesi çağırmak istedi. Ancak Alevi dedesini mevzuata uygun bulmayan cezaevi yönetimi, ‘imam çağırın’ yanıtını verdi.

    Seçimin ardından tutuklanan eski milletvekili Eren Erdem, inanç ayrımcılığı uygulandığı belirtildi. Erdem’in avukatı Onur Cingil, “Eren Erdem’in inançları gereği cezaevine Alevi Dedesi çağırmak istemesi yasal hakkıdır. Ancak cezaevi yönetimi bize sözlü olarak ‘imam istiyorsanız çağırabilirsiniz ancak dede olmaz’ dedi. Biz de bu açıklamanın bir de yazılı olarak elimize ulaşmasını bekliyoruz” dedi.

    Cingil Artıgerçek’e yaptığı açıklamada, kendilerine yapılacak olan açıklamanın ardından yasal bir süreç başlatacaklarını ifade etti. Cingil, cezaevi yönetiminin mevzuattaki ‘din görevlisi çağırılabilir’ ifadesini yalnızca Sunni mezhebinin din adamı olarak algıladığını vurgulayarak, çifte standart uygulandığını söyledi.

    Öte yandan Alevi Dernekleri Federasyonu bugün Ankara Adliyesi’ne konuya ilişkin suç duyurusunda bulunacak. (HABER MERKEZİ)