Etiket: alevi dernekleri

  • İçişleri Bakanlığı Müşaviri AKP’li Esma Ersin’in ne işi olabilir cemevlerinde?

    İçişleri Bakanlığı Müşaviri AKP’li Esma Ersin’in ne işi olabilir cemevlerinde?

    PİRHA- Erdoğan’a övgüleri nedeniyle 2022’de Cem Vakfı’ndaki görevinden alınan Esma Ersin, kısa sürede AKP’li oldu ve şu an İçişleri Bakanlığı Bakan Müşaviri. Ülkedeki birçok Alevi derneğini ve cemevini dolaşan AKP’li Esma Ersin, Alevileri, dedeleri Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na bağlama peşinde. Alevi örgütleri ise asimilasyon merkezi olarak nitelendirdikleri Cemevi Başkanlığı’nı kesin bir dille reddediyor. 

    Türkiye’de Aleviler hala var olma mücadelesi veriyor. İktidarların dolayısıyla devletin Alevilerin haklarını anayasal gücenceye almaması, kamuda eşit davranmaması, zorunlu din derslerini kaldırmayarak eğitim öğretimi daha da dincileştirmesi, cemevine ibadethane statüsü vermemesi, Alevi nefretinin, nefret söylemlerinin cezalandırılmaması büyük tepki topluyor.

    Aleviler bu taleplerini dillendirirken, AKP hükümeti Alevi örgütlerini muhatap almayarak kafasına göre bir Alevilik yaratmak için Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan başkanlığın başına önce Süleyman Soylu’nun danışmanı Ali Arif Özzeybek sonra ise MHP’ye yakınlığıyla bilinen ülkücü Alirıza Özdemir getirildi.

    Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde ayrıca oluşturulan Cemevi Hizmetleri Daire Başkanlığı’nda Ali Narin, Kültür, Sosyal ve Dış İlişkiler Daire Başkanlığı’nda Hasan Ali Uzun, Cemevi Uzmanlığında ise Ferdi Fil görevlendirildi.

    Ve bir de Esma Ersin ismi var. Kendisi şu an İçişleri Bakanlığı Bakan Müşaviri. 

    AKP’li Esma Ersin, 2022 yılında Cem Vakfı Yerel Yönetimler Başkanı olduğu sırada, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Alevi Bektaşilere yönelik açıkladığı kararları desteklediği için görevinden alınmıştı. Ersin öylesine ileri gitmişti ki, Erdoğan’ın açıklamalarının bir ‘reform’ niteliğinde olduğunu iddia etmişti.

    Esma Ersin, Alevilerin taleplerinden, Alevi toplumun acı çekmesinden habersiz olamazdı!

    AKP’li Esma Ersin’in şu sorunlardan haberi yok mu?

    *Aleviler, cemevine ibadethane statüsü verilmesi ve zorunlu din derslerinden Alevi öğrencilerin muaf tutulması için gittikleri Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde davayı kazandı ancak AKP hükümeti bu kararları uygulamadı.

    *AKP hükümeti, cemevine “ibadet yeri” statüsü vermedi.

    *Alevi köylerine cami yapmayı sürdürdü.

    *Hacı Bektaş Veli Dergahı’nın yönetim ve bakımını Alevilerin kurumlarına vermedi.

    *AKP hükümeti, Alevi örgütlerini tanımıyor. Hacıbektaş ilçesinde alternatif Hacı Bektaş Veli Anması yaptı.

    *Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, yıllardır sadece asimilasyon çalışmalarına imza attı.

    *Alevi köylerine giden yollar yapılmıyor, ayrımcılık yükseliyor.

    *Hem kamuda, hem toplumda Alevi nefreti yaşanıyor ve cezasızlık politikası sürüyor.

    AKP, “CEMEVİ UZMANLIĞI” DA KURDU

    Peki bütün bu sorunlar ortayken, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Cemevi Hizmetleri Daire Başkanlığı, Kültür, Sosyal ve Dış İlişkiler Daire Başkanlığı, Cemevi Uzmanlığı ne işe yarayacak? Ayrıca Cemevi Uzmanlığı da ne demek?

    İÇİŞLERİ BAKANLIĞI MÜŞAVİRİNİN NE İŞİ OLABİLİR CEMEVLERİNDE?

    AKP’li Esma Ersin, aylardır pek çok Alevi derneğini, cemevini ziyaret edip, fotoğraf veriyor! Acaba İçişleri Bakanlığı çalışanı müşavirin ne işi olabilir cemevlerinde? Ne için görüşüyor? Alevi dernekleri/cemevleri bir güvenlik meselesi olarak mı görülüyor da İçişleri Bakanlığı görevlisi cemevleriyle bu kadar ilgileniyor? Bu görüşmelerde hangi kararlar alınıyor?

    BAZI ALEVİ TEMSİLCİLER DE İÇİŞLERİ BAKANLIĞI MÜŞAVİRİNİ ZİYARET EDİYOR!

    Sadece Esma Ersin mi cemevlerini ziyaret ediyor? Hayır elbette! Bazı vakıfların, derneklerin başkanları da İçişleri Bakanlığı Bakan Müşaviri Esma Ersin’i makamında ziyaret ediyor.

    Alevi toplumu şu soruyu soruyor: Nereye gidiyor Aleviler? Nereye evriliyor? Nereye sürükleniyoruz?

    Hakikaten geçmişten bugüne onuruyla, kamilliğiyle, inancına bağlılıkla gelmiş, katledilmiş ama yılmamış Alevi toplumu nereye sürükleniyor?
    Tüm mesele maaş almak mı, maaş verilmesi mi?

    Sadece talipleriyle buluşan, sadece belli günlerde cem yürüten dedelerin maaşa ihtiyacı mı var?

    Oyunun büyük olduğunu gören Alevi toplumu, Alevi örgütleri, AKP iktidarının yaklaşımını reddediyor.

    Erdoğan’a “reisim” diyen İçişleri Bakanlığı çalışanı AKP’li Esma Ersin ve benzerlerinin cemevleriyle, derneklerle bu kadar haşir neşir olması dehşet verici değil mi?

    ALEVİLERİN ÖNEMLİ TALEPLERİ VAR!

    Alevi çatı örgütlerinin genel olarak hayata geçmesini istediği talepler şöyle:

    – Alevi kimliği resmen tanınmalıdır.

    – Devlet “Alevilik” hakkında tanım getirmek ve Aleviliği devletleştirme projesinden vazgeçmelidir.

    – Zorunlu din dersleri kaldırılmalıdır. Çünkü Alevi çocukları ve diğer farklı inanç sahibi çocuklar zorla başka inancın eğitimini almak istemiyor. AİHM kararı bunu bir insan hakları ihlali olarak karara bağladı. Tarikatlar, cemaatler, dinci vakıflar, Diyanet elini okullardan çekmelidir. İmzalanan protokoller iptal edilmelidir.

    – Alevi köylerine cami yaptırma politikalarından vazgeçilmelidir. Bugüne kadar yapılan camiler derhal bir kararname ile cemevine çevrilmeli ve bu köylerdeki imamlar derhal geri çağrılmalıdır.

    – Cemevlerine derhal “ibadet yeri” statüsü verilmelidir.

    – Türkiye laik bir ülke olmalıdır. Devlet din içinde değil, din dışında kalmalıdır.

    – Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılmalıdır. Çünkü kurum gericiliği ve siyasal islamı besliyor.

    – Ders kitapları, sözlükler, ansiklopediler ve Milli Eğitim Bakanlığınca önerilen yardımcı kitaplardaki, Aleviliği aşağılayan; tanımlamalar düzeltilmelidir.

    – Basın ve yayın organları, dinsel hoşgörüsüzlüğü kışkırtan haber ve yayınları engellemek için öz denetim mekanizmalarını işletmelidir.

    – Hacı Bektaş Veli Dergahı başta olmak üzere tüm dergahların yönetim ve bakımı Alevilerin kurumlarına ya da yerel yönetime bırakılmalıdır.

    – Alevilere karşı yapılan ayırımcılık ve haksızlık derhal düzeltilmelidir. Kanunlarda ve yasalardaki tüm ayrımcılık içeren maddeleri ayıklanmalıdır.

    – Aleviler eşitlik haklarından yararlanmak istiyorlar. Bu nedenle yasalar ve uygulamasında fiili eşitlik yaratılmalıdır.

    Nilgün METE/PİRHA

     

    İLGİLİ HABERLER

    1-‘İnce bir Sünnilik yaparak Alevileri asimile etmek amaçlanıyor’- VİDEO
    2-‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, toplumumuza ‘Alevisiz Aleviliği’ vaat etmektedir’
    3-‘AKP üzerimizde at oynatıyor; bizi yok etmeye çalışan zihniyetle beraber olmayın’-VİDEO
    4-‘Maddi teklifleri reddettik; biz Alevi köyleriyle iletişim sağlamalıyız’-VİDEO
    5-‘AKP, Cemevi Başkanlığı’yla sinsice bir çalışma yapıyor, Alevileri avlamaya çalışıyor’-VİDEO
    6-‘Cemevi Başkanlığı’nda görev kabul edenler inancına ihanet içindedir’-VİDEO
    7-Baba Demir: Alevi kurumları birlikte hareket etmeli-VİDEO
    8-Pir Mustafa Mısır: Ulularımız hiç biat etmedi, lokmanın peşine düşmedi!
    9-‘AKP hükümetinin dedelere maaş projesi soykırım politikasıdır’-VİDEO
    10-‘Maaşı kabul etmiyoruz; nefsine yenik düşen olursa düşkündür’-VİDEO
    11-‘Devletten maaş aldığın zaman amir-memur ilişkisine dönüşür, maaş reddedilmeli’
    12- ‘Cemevi Başkanlığı bir tuzaktır; maaşı kabul edenler onurlu değildir’-VİDEO

    13- ‘Cemevlerini Diyanet bünyesine katmak ve içten fethetmek çabasındalar’-VİDEO
    14-‘Alevi Pirleri ve Bektaşi Babaları sadece talipleriyle yol alır’-VİDEO
    15-Çiçek: Dedelere, zakirlere maaşı devlet verirse ne inanç ne de yol kalır-VİDEO
    16-‘Maaş bağlamanın altında yatan Alevi inancını yok etmektir’- VİDEO
    17-‘Pirlerimiz yollarına sahip çıksınlar, kendilerini maaşa bağlamasınlar’-VİDEO
    18-‘Gülsev Kaya: Biz ulufeyle, parayla, maaşla tarif edilecek bir geçmişe sahip değiliz’ – VİDEO
    19-‘Büyükşahin: Alevileri kendi kirli işlerine ortak etmek istiyorlar ‘– VİDEO
    20-‘Karaoğullarından: Maaşı kabul eden ‘Hınzır Paşa’lara geçit vermeyeceğiz’- VİDEO
    21-Güleç: Hedefleri Alevi kurumsallaşmasının ulaşamadığı yerleri ele geçirmek – VİDEO
    22-‘Alevilerin bu kötü gidişata bir an önce dur demesi lazım’
    23-Sazcı: Dedelere maaş, makbul ve makul bir Alevilik yaratma girişimidir-VİDEO
    24-‘Dedelere maaş teklif edilmesi Aleviler üzerinde dayatmayı yaratır’- VİDEO
    25-‘Cemevi Başkanlığı’nın asimilasyonunu anlatmak için cemevlerine, köylere ulaşmalıyız’- VİDEO
    26-‘Nakibüleşraf rolü üstlenip secere dağıtmaya yeltenecekler!’
    27-‘Aleviliği yok etme politikası; o memura cemevi ziyareti için izin vermedim’
    28-‘Aleviliği yok etme politikası; o memura cemevi ziyareti için izin vermedim’
    29-‘Alevilik, korkunç bir yok edilme ile karşı karşıyadır; bu oyuna gelmeyelim’
    30-‘Alevi pirleri Cemevi Başkanlığı’na giderse, cemlerde ne yapılacağını başkaları tarif eder’-VİDEO
    31-Pir İsmail Alkan: Alevi pirlerine maaş ile topluma fetva verilmek isteniyor-VİDEO
    32-‘Bir dede parayla hizmet yürütmez; maaşı kabul edenleri cemevlerimize kabul etmiyoruz’-VİDEO
    33- ‘İnancımız tanımayanların maaşına ihtiyacımız yok’-VİDEO
    34- ‘Maaş alan dede devletin memuru olur; bunlar bizlere Hz. Yezid dedirtecekler’-VİDEO
    35- ‘Aleviliğin doğasında maaş yoktur; bizim ışığımıza, pirimize, yolumuza saldırıyorlar’ – VİDEO
    36- ‘Maaş alan dede emirleri uygular, Alevi toplumu bundan yara alır; direnç göstermeliyiz’- VİDEO
    37- ‘İçişleri Bakanlığı’nın gittiği Alevi köylerine gidemedik, o insanlara dokunamadık-VİDEO
    38-‘Cemevimizdeki hizmet, maddi karşılığı olmayan bir hizmettir, maaşa karşıyız’-VİDEO
    39-Dede Özgün: Yüreğimizdeki, beynimizdeki Aleviliği hiç kimse silemez-VİDEO
    40-Hüseyin Soysüren Dede: Ser verip sır vermeyenler maaşı kabul etmez-VİDEO
    41-‘Aleviyim diyen herkesin dedelere maaş bağlanmasına karşı çıkması gerekir’- VİDEO
    42-‘Maaşı kabul eden dedeler Alevi hakikatini ayaklar altına alıyor’-VİDEO
    43-İbrahim Erdoğan: Yolun piri olur devletin piri olmaz – VİDEO
    44- ‘Cemevi Başkanlığı bir asimilasyon kurumudur; Aleviler bu çatının altında olmamalı!’-VİDEO

     

     

     

     

     

  • ‘Kadınlar ancak eş başkanlık sistemiyle kendisini yeterince ifade edebilir’ -VİDEO

    ‘Kadınlar ancak eş başkanlık sistemiyle kendisini yeterince ifade edebilir’ -VİDEO

    PİRHA- AKD önceki dönem genel başkan yardımcısı Kezban Kaya, Alevi kurumlarında kadın temsiliyetine ve eş başkanlık konuları üzerine konuşarak, “Kadın özgür değil. Kadının mesleği ve bir geliri yoksa gidip örgütlerin içinde mücadele edemez. Bunu yıkmak için eş başkanlık sistemi uygulanmalı” dedi.

    Alevi kurumlarında kadın az sayıda olması eleştirileri sürerken, Avrupa’da bir çok Alevi derneğinde ‘Eşit başkanlık’a geçildi. Aleviler ise bunu olumlu karşılıyor.

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) önceki dönem genel başkan yardımcısı Kezban Kaya, Alevi kurumlarında kadın temsiliyeti ve eş/eşit başkanlık konuları üzerine konuştu.

    Çok sayıda Alevi kurumunun olmasının asimilasyon politikalarının artmasına neden olduğunu ifade eden Kaya, kadınların kurumlarda daha fazla yer alabilmesi için eş başkanlık sisteminin uygulanması gerektiğini söyledi.

    Alevilerin inanç ritüelleri konusunda bir birliktelik sağlayamadığını da kaydeden Kaya, Alevi örgütleri içerisinde bununla ilgili eğitimler verilmesi gerektiğini ve bilimsel bir enstitü kurulmasının ihtiyaç olduğunu dile getirdi.

    “DEDE, ANA VE ZAKİRLERİN YETİŞMESİ İÇİN ENSTİTÜLERİN KURULMASI ŞART”

    Özellikle son 10 yıldır Alevi kurumlarının sayısının her yıl giderek arttığını söyleyen Kaya, Alevi örgütlerinin çoğalmasından taraf değilim. Çünkü Alevi örgütlerinin çoğalmasıyla birlikte Alevilikte asimilasyon girişimleri de çoğalmaya başladı. Gerek Hakk’a yürüme erkanlarında gerekse de cemlerde ortak dil oluşturulamadı. Alevi kurumları tarafından erkannameler yayınlanıp tüm şubelere gönderildi. Buna rağmen hala ortak bir dil birliği yaratılamadı. Dedelik sistemi veya analık sistemin oluşturulması için bunun bir okulu olmalı. Alevi örgütleri içerisinde bununla ilgili eğitimler verilmeli, bunlarla ilgili sertifikasyon, belgelendirme olmalı. Bilimsel bir enstitü kurularak orada analar, dedeler, zakirler yetişirse o zaman bu kurumlar biraz daha bilinçli kişiler tarafından yönetilir. Böylece kadınlara, gençlere yer açılır diye düşünüyorum” şeklinde konuştu.

    “ALEVİ TOPLUMU OLARAK İŞİMİZ ZOR”

    Alevi örgütlerinde kadınların kendilerine yeterince yer bulamadığını kaydeden Kaya sözlerine şöyle devam etti:

    “Çünkü kadın özgür değil. Kadının cebinde parası yok. Kadının mesleği ve bir geliri yoksa gidip örgütlerin içinde mücadele edemez. Kendimi örnek vereyim. AKD’de iki yıl görev yaptıysam, Türkiye’nin çok yerine gittiysem cebimde param var diye gittim. Ama şimdi şehir hayatında kadınlarımız git gide fakirleşmeye başladı. Dolayısıyla gerçekten Alevi toplumu olarak bizim işimiz çok zor. Bence kendi iş olanaklarımızı kendimiz yaratmalıyız, diye düşünüyorum. Kadınlara bu konuda kooperatifçiliği örnek veriyorum. Çünkü ülkedeki Alevi örgütleri kooperatifleşirse, birleşirlerse kadınlara ve gençlere iş olanağı sağlanır.”

    “KADINLAR ANCAK EŞ BAŞKANLIK SİSTEMİYLE KENDİSİNİ İFADE EDEBİLİR”

    Alevi kurumlarında eş başkanlık sisteminin uygulanması gerektiğini vurgulayan Kaya, “Gözümün önüne getiriyorum, bütün örgütlerin eş başkanlık sistemiyle yönetilmesi müthiş bir şey olur. Asıl eşitliği biz o zaman yakalarız. Çünkü bir ev hanımı da olsa eş başkanlık sistemiyle orada olmalı. Kişi o görevi üstlendiği zaman kendini dönüştürür ve geliştirir. Ben bu konuda kadınlara ve gençlere müthiş güveniyorum. Ama Alevi kurumlarının bunu kabul edeceğini düşünmüyorum. Çünkü herkes için koltuk tatlı geliyor. Bizim kadınlarımız o kadar güzel kadınlar ki koltuk sevdalısı değiller. Siyasete atılma sevdalısı değiller. O koltukları en güzel temsil edenler kadınlar olur” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Soylu’nun danışmanından Alevi kurumlarına ‘ihtiyaç’ ziyareti

    Soylu’nun danışmanından Alevi kurumlarına ‘ihtiyaç’ ziyareti

    PİRHA- Alevi toplumu haklarının, somut taleplerinin hükümet tarafından kabul edilmesini beklerken, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun danışmanı Ali Arif Zeybek, Türkiye’nin bir çok kentinde Alevi kurumlarına ziyaret gerçekleştiriyor. Kurumlara ve inanç önderlerine ‘bir ihtiyacınız var mı?’ diye sorulan ziyaretlerde kurum başkanları ve inanç önderleri çoğu yerde muhataplarının devlet olduğunun altını çizerken, Alevilerin haklarının iadesi istediler. 

    Alevi toplumu bin bir süreğiyle başta Anadolu ve Mezopotamya olmak üzere dünyanın birçok coğrafyasında inancını sürdürüyor. Alevi toplumu ve kurumları ise bulundukları ülkelerde hak mücadelesine devam ediyor.

    Türkiye’de ise 25 milyona yakın Alevi yurttaş Dersim’den İzmir’e, Mersin’den Çorum’a, Edirne’den Hatay’a kadar inancını sürdürmek için hukuksal ve meşru mücadele yürütüyor. Bu hak mücadelesini sindirmek için kimi zaman evleri işaretlenip nefret söylemine maruz kalırken, kimi zaman da katliamla karşı karşıya kalıyor. Buna karşın tarih boyunca hak mücadelesini idamlara, sürgünlere, katliamlara rağmen Aleviler sözünü söylemekten, duruşunu sergilemekten geri durmadı.

    TALEPLER GÖRMEZDEN GELİNİYOR

    Alevi toplumu son 40 yıldır hem Türkiye’de hem de Avrupa’da kurumsallaşmasını büyüttü, Almanya, Fransa ve İngiltere gibi ülkelerde Aleviliğin inanç olarak kabul edilmesini sağladı. Ancak Aleviliğin ana merkezi Türkiye’de mahkeme kararlarına rağmen Alevi hakları tanınmıyor. Alevi çocukları zorunlu din dersine maruz kalıyor, cemevleri kurulmasına karşın ibadethane statüsünde kabul edilmiyor.
    Alevi toplumu ve kurumları ise on yıllardır Alevilerin taleplerini çeşitli platformlarda dile getirirken, devlet bu talepleri görmezden geliyor.

    Son aylarda ise İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun danışmanı Ali Arif Zeybek, Türkiye’de il il dolaşarak cemevlerini ve Alevi kurumlarını ziyaret ediyor, ‘bir ihtiyacınız var mı?’ gibi sorular sorarak Alevilerin nabzını yokluyor.

    ZİYARETLERİN AMACI NE?

    Bu ziyaretlerin amacının ne olduğu konusunda bir netlik oluşmasa da Alevi kurum yöneticileri ve inanç önderleri bazı yerlerde Alevilerin taleplerinin muhatabının devlet olduğunu belirtip, sorunun bir danışmanın ziyaretiyle giderilemeyeceğini ifade ederken, bazı yerlerde ise uzun yıllardır çeşitli mecralarda dile getirilen talepler dosyalar halinde gelen heyete sunuldu.

    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun danışmanı Ali Arif Zeybek ve beraberindekilerin ziyaretlerinden elde edilen bilgiler nerelerde ve ne için kullanılacağı merak konusuyken, görüştüğümüz Alevi kurum yöneticileri ve inanç önderleri Alevi inancının tanınmasını, cemevlerinin inanç merkezi olarak kabul edilmesini, zorunlu din derslerinin ve Diyanet İşleri Başkanlığının kaldırılmasını ve eşit yurttaşlığın hayat bulması için hak mücadelelerini sürdüreceklerini ifade ettiler.

    PİRHA HABER MERKEZİ

  • Ankara Dersimliler Derneği: Dersim dinmeyen acı, kapanmayan yaradır!

    Ankara Dersimliler Derneği: Dersim dinmeyen acı, kapanmayan yaradır!

    PİRHA-Ankara Dersimliler Derneği, Dersim Soykırımı’nın 84. yılında yazılı bir açıklama yaparak; “Bu katliam devlette hâkim olan tekçi ve gerici zihniyetin eseridir. İnsanlarımızın belleğinde en ağırlıklı yeri alarak yüreklerimizde tesellisi olmayan ve kabul edilemez bir yaradır” dedi. Açıklamaya Ankara’da bulunan birçok siyasi parti ve demokratik kitle örgütü de destek verdi.

    Ankara Dersimliler Derneği yaptığı yazılı bir açıklamayla 4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu’nda alınan kararla Dersim’e bir harekât düzenlenerek gerçekleştirilen soykırımın 84. yılında katledilenleri anarak, katliamcıları kınadı.

    Ankara Dersimliler Derneği, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şube, Ankara Vartolular Derneği, AKA-DER, İnsan Hakları Derneği Ankara Şube, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ankara İl Örgütü, Yeşiller ve Sol Parti, Kürdistan Komünist Partisi, Birleşik Devrimci Parti, SYKP Ankara İl Örgütlenmesi, Partizan Ankara Örgütlenmesi, SMF, EMEP Ankara İl Örgütlenmesinin imzalarıyla destek verdikleri açıklamada, “Bu katliam devlette hâkim olan tekçi ve gerici zihniyetin eseridir” vurgusu yapıldı.

    “DERSİM HALKI ZALİMCE BİR ASİMİLASYONA TABİ TUTULDULAR”

    Irkçı zihniyetin, 1935 yılında çıkarılan ‘Dersim Kanunu’ ile birlikte Osmanlı Dönemi’nde yapılamayan ‘Dersime Sefer Olur Zafer Olmaz’ hesabını kapatmaya çalıştığı belirtilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “4 Mayıs 1937’de toplanan Bakanlar Kurulu Tunceli Tenkil harekâtına dair bir karar alır. Kararda Dersim’in imha edilmesi geride kalanların sürgün edilerek Dersim’in bitirilmesi öngörülür. Bu kararla birlikte Dersim’de tarihte eşine az rastlanır bir katliam gerçekleştirildi. Bu karar ile birlikte Dersim’de taş üstünde taş bırakılmadı. Alınan karar amacına uygun bir şekilde yerine getirildi. Dersim’in önde gelen Pirleri cezalandırılmış ve bununla da yetinilmeyerek halkın da aynı şekilde cezalandırılması gerekiyordu ve istedikleri oldu. Dersim halkı katliamla yok edildi, kalan sağları da Türkiye’nin farklı coğrafyalarına sürgün edilerek, zalimce bir asimilasyona tabi tutuldular. 4 Mayıs kararı Dersimliler için bir kara gündür ve bu kara günü hiç unutmadılar ve unutmayacaklar.”

    “GÜNÜMÜZDE YARAMIZ HALA KANAMAYA DEVAM ETMEKTEDİR”

    ‘4 Mayıs Kararı, kutsal Munzur suyunun günlerce kan akması ve kadınların zalimlerin eline geçmemek için kendi canlarına kıymasıdır’ denilen açıklamanın devamında, “Bu katliam devlette hâkim olan tekçi ve gerici zihniyetin eseridir. İnsanlarımızın belleğinde en ağırlıklı yeri alarak yüreklerimizde tesellisi olmayan ve kabul edilemez bir yaradır. Günümüzde yaramız hala kanamaya devam etmektedir. Tekçi ve gerici zihniyet kendi istediği kalıplara uymayan hiç kimseye yaşam hakkı tanımamaktadır. Yine 1994 yılında köylerin yakılıp boşaltılması ile 1938 katliamını aratmayan bir zulümden geçmiştir. Dersim 38’de sürgün edilenlere tanınan yaşam alanları doksanlı yıllarda, evleri barkları yakılarak kapının önüne konmuş ve hiçbir yaşam hakkı ve alanı tanınmamıştır. Zulmün kimseye bir faydası olmaz. Bu suç mazlum halkların suçu değildir. Tekçi ve gerici iktidarların suçudur. Dersimli bir ana bu zulmü şöyle dile getirmektedir: ‘Taş olsaydım çatlardım, toprak oldum içime attım.’
    Dersim’de ateş su ile söndürülmez. Suyun da bir canı olduğuna ve ateşe dökülünce canının yanacağına inanılır. İşte suyun bile canına Hak hatır tanıyan bu inanç coğrafyası, serçeşmesi baştan sona kana boğuldu” denildi.

    TALEPLER BİR KEZ DAHA DİLE GETİRİLDİ

    Yapılan açıklamada son olarak “Katliamın 84. yıl dönümünde hakikat ve özgürlük uğruna hakka yürüyen canlarımızı saygı ile anıyoruz ve katledilen canlarımızı unutmadık, unutturmayacağız diyoruz”denilerek şu talepler dile getirildi:

    – TBMM’de ‘Dersim 1937-38 Tertelesi Araştırma Komisyonu’ kurulmadır.

    – Dersim üzerinde yürütülen inkâr ve asimilasyon politikalarına son verilmelidir.

    – 4 Mayıs’ın Dersim 38 Tertelesi günü olarak kabul edilmelidir.

    – Arşivler açılıp devlet katliamla yüzleşmelidir.

    – Dersim ismi iade edilip Dersim halkından özür dilenmelidir.

    – Evlatlık olarak verilen çocukların akibeti hakkında bilgi verilmelidir.

    – Seyit Rıza ve dava arkadaşlarının mezar yerleri açıklanmalıdır.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Ankara DAD’tan derneklere kayyımın önünü açan yasaya tepki: Elinizi çekin!-VİDEO

    Ankara DAD’tan derneklere kayyımın önünü açan yasaya tepki: Elinizi çekin!-VİDEO

    PİRHA-Derneklere kayyım atanmasının önünü açan kanun teklifinin Meclisten geçmesi ardından itirazlar da sürdürüyor. “Dernek ve vakıflardan elinizi çekin” diyen DAD Ankara Şube Eş Başkanı Karabudak, “Yaşam alanlarımızdan, cemevlerimizden uzak durun” mesajı verdi.

     

    ”Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi” TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaştı.

    Sivil toplum örgütleri, düzenlemeyle birlikte derneklerin tek bir imzayla kapatılmasını ya da kayyum atanmasının mümkün olduğuna dikkat çekti.

    Sosyal medyadan da “Yasayı geri çek” başlığı ile kampanyalar sürerken Alevi yurttaşlar, özgürlüklerin bir kez daha kısıtlanacağına işaret etti.

    “YAŞAM ALANLARIMIZDAN ELİNİZİ ÇEKİN”

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak, Alevi yurttaşlar için derneklerin bir tür yaşam alanı olduğunu ifade ederek şunları söyledi:

    “Aleviler, kendi yaşam alanlarından metropollere geldikten sonra kültürlerini, inançlarını, dernekler üzerinden yürütmeye başladılar. Dernekler, cemevleri bizim yaşam alanlarımız, faaliyet yürüttüğümüz, inancımızı, dilimizi, kültürümüzü geliştirdiğimiz, bizden sonraki çocuklarımıza aktaracağımız yerlerdir. Dernekler kendi imkânlarımızla, lokmalarımızla, ayakta tuttuğumuz kurumlardır. Biz Demokratik Alevi Dernekleri olarak diyoruz ki derneklerimizden, yaşam alanlarımızdan, cemevlerimizden elinizi çekin.”

    “ÖZGÜRLÜKLERİN YOK SAYILMASINA SEBEP OLUR”

    Demokratik Alevi Derneği üyesi Pınar Altay ise yasanın hemen geri çekilmesi gerektiğini ifade ederek “Hak örgütlerinin kapatılması ya da kayyum atanması hak ihlallerinin artmasına ve özgürlüklerin bütünüyle yok sayılmasına sebep olur” dedi.

    DAD üyesi Sevgi Sarıateş de “Yasaları ve kanunları kendi çıkarlarınız uğruna kullanıyorsanız bu bir keyfiliktir” diyerek söz konusu maddenin örgütlenme yasasına aykırı olduğunu söyledi. Sarıateş ayrıca “Dernekleri, vakıfları kapatarak, kayyum atayarak hiçbir yere varamazsınız. Ancak kaybedersiniz. Derhal dernek ve vakıflardan elinizi çekin” eleştirisini yaptı.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

     

  • 15 STÖ’den Munzur Üniversitesi Rektörü İpek’e tepki

    15 STÖ’den Munzur Üniversitesi Rektörü İpek’e tepki

    PİRHA- Dersim ve Avrupa’da faaliyet gösteren Alevi kurumlarının da içinde bulunduğu 15 STK, Munzur Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Ubeyde İpek’in tartışılan icraatlarına tepki gösterdi. Rektörün tepki çeken uygulamalarının tek tek sıralandığı açıklamada,”Munzur Üniversitesi, Dersim halkını karşısına almış geleneksel devlet politikalarının asimilasyon merkezine dönüştürülmüştür” denildi.

    Alevi kurumlarının içerisinde olduğu 15 demokratik kitle örgütü, Munzur Üniversitesi Rektörü Ubeyde İpek’in faaliyetlerine ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.

    Açıklamada, Ubeyde İpek’in Dersim’in tarih, doğa ve inancına karşı asimilasyoncu politikalar sürdürdüğüne dikkat çekilerek, görevinden alınması çağrısı yapıldı. Munzur Üniversitesi’nin bilim mekânı ve sembolü olması gerektiği belirtilen açıklamada, “Ancak ne yazık ki üniversite, toplumun beklentilerine, kentin tarihi, kültürel ve sosyal yapısına karşı adete politik bir odak haline gelmiştir” denildi.

    Açıklamanın devamında, Ubeyde İpek tarafından yönetilen Munzur Üniversitesi’nde yaşanan sorunlar şöyle sıralandı:

     “CEMAAT MENSUPLARINA, İKTİDAR PARTİSİYLE İRTİBATLI ELAZIĞ MENŞEİLİ İLİŞKİ AĞLARI”

    “Üniversite ilk kurulduğunda, Dersimlilerin büyük beklentileri vardı. Fakat sonradan adı Munzur Üniversitesi olarak değiştirilen bilim-eğitim kurumu, kenti her alanda geliştirmek yerine, nitelik itibariyle kentin gerisine düşmüş ve dinamiklerinin gelişmesinin önünde engel olmaya başlamıştır. Evrensel bir kavram olan üniversite fikriyatının içeriği boşaltılarak politik, ekonomik, sosyal açılardan kadrolaşmaya kurban edilmiş, cemaat mensuplarına, iktidar partisiyle irtibatlı Elazığ menşeili ilişki ağlarına rektör eliyle teslim edilmiştir.

    “MUNZUR ÜNİVERSİTESİ’NİN BÜTÜN KAPILARI DERSİMLİ GENÇLERE KAPALIDIR”

    Dersim’de işsizlik had safhada iken, Munzur Üniversitesi’nin bütün kapıları Dersimli gençlere kapalıdır. Dersimli gençlere ve kadınlara layık görülen kadrolar ise temizlik işleri gibi düşük statülü, güvencesiz işlerdir. Durmuş Boztuğ (eski rektör) döneminde az da olsa bir denge gözetilerek kadroya alınanlar dışında, Dersim kökenli akademisyenler neredeyse yok denecek kadar azdır.

    Munzur Üniversitesi adeta rektör ve çevresinin iş ve işçi bulma kurumu gibi hareket etmektedir. Rektör İpek tarafından Üniversite’ye alınan akademisyenlerin büyük çoğunluğu Dersim’e yabancı, Elazığlı sağcı, milliyetçi ve dinci kimselerden oluşmaktadır. Rektör İpek, yandaşlarına/hemşirelerine kadroyu garantilemek için farklı birimlerde eş zamanlı kadro ilanları çıkarmakta, şoförüne, balıkçısına, Fırat Üniversitesi’nde tanıdığı akademisyenlerin yakınlarına sürekli kadro tahsisleri yapmaktadır.

    Dersimli veya demokrat akademisyenler arasında da ‘makbul’ akademisyen tipi yaratmakta, kafasına uymayanları da atanmaları gereken üst kadrolara atamamaktadır. Bu amaçla başta Barış imzacısı akademisyenler olmak üzere imzacı olan olmayan pek çok akademisyen rektör ve yönetim eliyle hukuksuzca ihraç edilmişlerdir. Yıllardır Dr., öğretim üyesi kadrosu bekleyen Dersimli ya da demokrat akademisyenler ise atanmayarak adeta cezalandırılmaktadırlar.

    “ÜNİVERSİTE ENSAR VAKFI VE DİĞER DİNCİ VAKIFLARLA İŞ BİRLİĞİ YAPMAKTADIR”

    Munzur Üniversitesi, Dersim halkıyla değil Ensar Vakfı ve diğer dinci vakıflarla iş birliği yapmaktadır. İncelendiğinde üniversite dekanları/müdürlerinin büyük çoğunluğunun Elazığ orijinli kurumlarla ilişkili olduğu pekâlâ görülebilir. Üniversitede 14 profesör varken, üst düzey görevler için sürekli olarak Fırat Üniversitesi’nden görevlendirme yapmaktadır. Sözgelimi, bir önceki rektör yardımcısı yine Fırat Üniversitesi’nden getirilmiş, süresi dolduğunda üniversitesine dönmüş olduğu halde hala Tunceli Ensar Vakfı’nın başkanlığını yürütmektedir.

    “HER BİRİMDE İSTİHBARAT ÇALIŞMASI YÜRÜTEN ASKERİ PERSONELLER (UZMAN) YERLEŞTİRİLMİŞLERDİR”

    Munzur Üniversitesi gerek bina içleri gerekse dış mekanlar açık cezaevini andıracak biçimde kameralarla donatılmıştır. Bu da yetmiyormuş gibi her birimde istihbarat çalışması yürüten askeri personeller (uzman) yerleştirilmişlerdir. Üniversite çalışanlarının her adımı denetlenip gözetlenmektedir. Öyle ki rektör tarafından, çalışanların yatak odalarına kadar dinlenildiği algısı oluşturulmaktadır. Özellikle Dersimli ve demokrat akademisyenlere karşı büyük bir baskı ve yıldırma politikası uygulanarak yandaş akademisyen haline getirilmeye çalışılmaktadır.     

    “GÖZELER PROJESİ BAŞKANLIĞINİ REKTÖR İPEK’İN YÜRÜTTÜĞÜ FKA TARAFINDAN YAPILMAKTADIR”         

    Munzur Üniversitesi, Dersim halkını karşısına almış geleneksel devlet politikalarının asimilasyon merkezine dönüştürülmüştür. Gerek etnik ve inanç kimliklerine yönelik, gerekse doğa ve inanç merkezlerine karşı sürdürülen yıkıcı çalışmalarda önemli bir rol üstlenmiş bulunmaktadır. Sözgelimi Munzur Gözeleri projesi başkanlığını Rektör Ubeyde İpek’in yürüttüğü Fırat Kalkınma Ajansı tarafından yapılmaktadır. Yine Munzur Üniversitesi’nin ‘nadir toprak elementleri’ alanında ihtisaslaşması için büyük bir bütçe ve çaba harcanmış, bakanlıkların devrede olduğu bu ihtisaslaşma kabul ettirilmiştir. Bu da Munzur Üniversitesi’nin maden arama/çıkarma projelerinde de önemli misyon sahibi olduğunu/olacağını göstermektedir.

    “TACİZ NEDENİYLE HAKKINDA İŞLEM YAPILMASI GEREKENLER KORUNDU”

    Munzur Üniversitesi’nin bir başka özelliği de sürekli olarak taciz skandallarıyla gündeme gelmesidir. Tacize uğrayanların sesini duyurma ve hak arama çabaları engellenmiş ve taciz nedeniyle hakkında işlem yapılması gereken kişiler rektöre olan yakınlıkları nedeniyle korunmuşlardır. Bu durum hem üniversitenin hem de şehrin kimlik ve kültürüne zarar vermekte, farklı algılar oluşmasına ya da pekişmesine neden olmaktadır.

    “MUNZUR ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜ BİR ASİMİLASYONCUDUR”

    Tek yanlı dinci, milliyetçi bir kurum gibi çalışan Munzur Üniversitesi ve rektörü Ubeyde İpek’in Dersim’in tarihi, doğası, inancına karşı sürdürdüğü bu asimilasyoncu, ayrımcı, yıkıcı politikaları ve keyfi yönetimi nedeniyle görevinden alınmalı ve bu uygulamalara son verilmelidir.

    Munzur Üniversitesi’nin bir eğitim ve bilim mekânı, Dersim’in ise bir üniversite kenti olması temel düşüncemiz ve isteğimizdir.

    Açıklama yapan kuruluşlar şöyle: 

    Dersim Dernekler Federasyonu (DEDEF), Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, Dersim Sanat ve Kültür İnisiyatifi, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Dernekleri Federasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Merkezi, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi, Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu (ADEF), Avrupa Dersim Dernekler Federasyonu (FDG), Dersim İnşa Kongresi, Dersim Ortak Bellek Derneği Avrupa, Wenge Dersim/Hanover

    HABER MERKEZİ

  • Kuzey Amerika’daki Alevi derneklerinden Alevi çocuk ve gençlere yönelik yarışma

    Kuzey Amerika’daki Alevi derneklerinden Alevi çocuk ve gençlere yönelik yarışma

    PİRHA- Kuzey Amerika’daki Alevi dernekleri, burada yaşayan 6-35 yaş arası Alevi çocuk ve gençlere yönelik bir dizi yarışma düzenledi. Yarışma kategorileri, katılma şartları ve ödülleri açıklandı. Yarışmaya katılacak eserlerin 12 Ekim’e kadar Aleviyouthaward@gmail.com adresine gönderilmesi gerektiği kaydedildi. 

    2020’den itibaren Kuzey Amerika’nın Alevi kuruluşları (Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Orta Batı Alevi Kültür Merkezi ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Washington D.C.) birçok kategoride Alevi gençlere ödül verecek.
    Ödül kategorileri ve gereksinimleri açıklandı. Buna göre, her bir birey istediği kadar kategoride yarışabilecek ancak en fazla bir kategoride bir ödüle layık görülecek. Tüm ödüller için başvuru ve adaylık son başvuru tarihi 12 Ekim 2020.

    Kazananların isimleri ve tüm katılımcılar ise 25 Ekim’de açıklanacak.

    İşte yarışmaya katılma koşulları ve kategoriler:
    1) ÇİZİM YARIŞMASI
    Tema:
    Aile / Alevi ailesinde büyüyor
    Uygunluk:
    Şu anda ABD’de ikamet eden 6-10 ve 11-13 yaşındaki Alevi çocuklar.
    Son Başvuru Tarihi ve Gereksinimleri:
    1) Jpg’deki sanat eserlerinin bir görüntüsü 12 Ekim’e kadar Aleviyouthaward@gmail.com e-posta adresine ulaştırılmalı.
    2) Katılımcının adı, yaşı, doğum tarihi ve adresi ile mesajın bedenine bir not eklediğinizden emin olun.
    Ödüller: Her yaş grubunda birinci, ikinci ve üçüncü sırada kazananlar sırasıyla 40., 30. ve 20. hediye çeki alacaklar. Her katılımcı katılım belgesi alacaktır.
    2) FOTOĞRAF YARIŞMASI
    Tema:
    Aile / Alevi ailesinde büyüyor
    Uygunluk:
    Şu anda ABD’de ikamet eden 14 yaş arası Alevi gençliği
    Son Başvuru Tarihi ve Gereksinimleri:
    1) Fotoğrafınızın dijital kopyası Ekim’e kadar bize ulaşmalı
    12 aşağıdaki e-posta adreslerinde Aleviyouthaward@gmail.com.
    2) Katılımcının adı, yaşı, doğum tarihi ve adresi ile mesajın bedenine bir not eklediğinizden emin olun.
    Ödüller: Birinci, ikinci ve üçüncü sırada kazananlar sırasıyla 50., 35. ve 25. hediye çeki alacak. Her katılımcı katılım belgesi alacaktır.
    3) ŞİİR YARIŞMASI
    Tema:
    Aile / Alevi ailesinde büyüyor
    Uygunluk:
    Şu anda ABD’de ikamet eden 14 yaş arası Alevi gençliği
    Son Başvuru Tarihi ve Gereksinimleri:
    1) Şiirin Türkçe veya İngilizce olmalı.
    2) Şiiriniz 12 Ekim’e kadar aşağıdaki e-posta adreslerinden bize ulaşmalı Aleviyouthaward@gmail.com.
    3) Katılımcının adı, yaşı, doğum tarihi ve adresi ile mesajın bedenine bir not eklediğinizden emin olun.
    Ödüller: Birinci, ikinci ve üçüncü sırada kazananlar sırasıyla 60., 40. ve 30. hediye çeki alacak. Her katılımcı katılım belgesi alacaktır.
    4) GENÇLİK HİZMET ÖDÜLÜ
    Bu ödül, Kuzey Amerika’daki Alevi kuruluşlarından bir veya daha fazlasında hizmet ve gönüllü çalışma kaydı ile 15-35 yaş arası bir Alevi gençliğini tanımak için kuruldu. Alevi cemaatinin her üyesi bu ödüle bir Alevi genç aday gösterebilir. Bireyler de kendi kendini aday gösterebilir.
    (Kendi Kendine) Adaylık Son Başvuru ve Gereklilik
    1) (Kendinden) Adaylıkların 12 Ekim’e kadar Aleviyouthaward@gmail.com. adresinden e-posta yoluyla yapılması gerekmektedir.
    2) Adaylık mektubunda adayın adının, yaşının, doğum tarihinin ve aday gösterilen kişinin adresi bulunmalıdır. Aday adayının neden ödülü hak ettiğini 200-500 kelime arasında açıklamak gerekir.
    Ödül: 150 150
    5) KÜLTÜREL ELÇİ ÖDÜLÜ
    Bu ödül, Alevi geleneğinin bir veya daha fazla yönüyle ustalık yapmış 15-35 yaş arası bir Alevi gençliğini tanımak için kurulmuştur. Kuzey Amerika’daki Alevi kültürünün görünürlüğüne ve itibarına katkıda bulundu. Alevi cemaatinin her üyesi bu ödüle bir Alevi genç aday gösterebilir. Bireyler de kendi kendini aday gösterebilir.
    (Kendi Kendine) Adaylık Son Başvuru ve Gereklilik
    1) (Kendinden) Adaylıkların 12 Ekim’e kadar Aleviyouthaward@gmail.com. adresinden e-posta yoluyla yapılması gerekmektedir.
    2) Adaylık mektubunda adayın adının, yaşının, doğum tarihinin ve aday gösterilen kişinin adresi bulunmalıdır. 200-500 kelimeyle aday ödülü neden hak ettiğini açıklamak zorunda.
    Ödül: 150 150
    (HABER MERKEZİ)
  • Dede Metin: Hükümet, Alevilere dayatmanın en üst düzeyini yapıyor-VİDEO

    Dede Metin: Hükümet, Alevilere dayatmanın en üst düzeyini yapıyor-VİDEO

    PİRHA- -Baba Mansur Ocağı dedelerinden Süleyman Metin, Aleviliğin bir din şeklinde vurgulanmasının yanlış olduğunu belirterek, “Aleviliği gericiliğe sokmanın bir anlamı yok. Sosyal bir olgudur Alevilik” dedi. Metin, Alevilere camilerin dayatıldığını, hükümetin cemevlerini tanımadığını hatırlatarak tepki gösterdi. 

    Haberin videosu

    Baba Mansur Ocağı dedelerinden Süleyman Metin, Aleviliğin bir din şeklinde vurgulanmasının yanlış olduğunu belirterek, “Aleviliği gericiliğe sokmanın bir anlamı yok. Sosyal bir olgudur Alevilik. İnanç olarak söylenir, Alevilik inancı. İnancın içinde bütün sosyal konular vardır. Sadece din değil” dedi.

    Alevi derneklerinin hakları savunmak kapsamında siyaset yapabileceklerini belirten Süleyman Metin Dede, “Dernekler siyasi bakımdan haklarımızı savunabilirler. Bunun için çaba harcayabilirler ama dedeyi, cemevini siyasete bulaştırmak doğru değil” şeklinde konuştu.

    “GERİCİLİĞE HİÇ ONAY VERMEDİK”

    Metin, “Cemde, inançla, Hak ile bütünleşmek vardır. Semah insanın aşka gelip Hak aşkı ile dönmesidir. Orada siyaset olmaz. Siyaseti koyarsanız kaybedersiniz” diyerek şöyle devam etti:

    “Ancak bizim de siyasi alanlarımız olmalı, siyasi derneklerimiz olmalı. Biz zaten tarihten beri hiçbir zaman gerici tayfalara, yobaz tayfalara, güç sahibi insanlara boyun eğip de onlara oy vermemişiz, hep karşısında durup, bu yanlış demişiz. Bugün de diyoruz. Bugün mesela Alevi toplumunun yüzde 80-90’ının kime oy verdiği bellidir. Bu kimin sayesinde oluyor. Siyasilerimizin sayesinde değil, yine inancımızın gereğini yapıyoruz. İnancımızın gereğinde soymak yok, çalmak yok, çırpmak yok, hak yemek yok. Her şeyi ile adil ve adaletli olmamızı sağlıyor. Buna göre de kim adil ise adaletli ise ona oy veririz. Bu hiç fark etmez, Yahudi olmuş, Hristiyan olmuş, yeter ki dürüst olsun.”

    “ALEVİ HAK MÜCADELESİ YETERİ KADAR YAPILMIYOR”

    Derneklerin siyaset yapması gerektiğini ancak ticaret yapmaya da başladıklarını savunan Metin, “Bugün Alevilik ne üzerinde yürüyor? Siyaset, ticaret, benlik. Üçü de Aleviliğe zarar veriyor. Dernekler sadece örgütlenmeyi, yardımlaşmayı, cemevleri açmayı, orda eğitim vermesi için destek olmayı yapmalıydı. İnanç önderleri de inancın özünü meydana çıkarmalıydı. İnançla kurulan dernekler vasfını doldurdu. Çünkü çizgiden çıktılar. Toparlayamazlar. Birbiriyle kavga, birbiriyle çatışma içindeler.” dedi.

    Alevi hak mücadelesinin yeteri kadar yapılamadığını ifade eden Süleyman Metin Dede, “Şu anda dernekler, vakıflar, federasyonlar inancımıza zarar veriyorlar. Biz 72 milletin haklarına sadık görünüyoruz, ayrı görmüyoruz. 72 millet birdir diyoruz. Ama kendi inancımızda olan adama karşı çıkıyoruz veyahut ona hakaret ediyoruz” ifadelerini kullandı.

    “ERDOĞAN BİZE CAMİYE GELİN, DEDİ”

    Erdoğan’ın, başbakanlığı döneminde dedelerle görüştüğünde Aleviliği inanç olarak tanımadığını, bir kültür olarak gördüğünü söylediğini hatırlatan Metin, Erdoğan’ın sözlerini şöyle aktardı:

    “2002 yılından beri Erdoğan hükümetinde bugüne kadar Alevilik zaten yok sayılıyor, inanç kabul edilmiyor. En üst makamda görüşenlerden birisi de benim. Aynen döndü şunu söyledi: Alevilik bir inanç değildir, bir kültürdür. Ben kültürel olarak sizi desteklerim ama inançsanız camiye gelin.”

    “‘BİZ İNANCIMIZI KİMSEYE ONAYLATMAK İÇİN GELMEDİK’ DEDİM”

    Erdoğan’ın bu sözüne itiraz ettiğini söyleyen Süleyman Metin Dede, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Şahsen ben itiraz ettim. Biz inancımızı kimseye onaylatmak için gelmedik, dedim. Bizi çağırdınız, sorun Sorun ne? diye. Anayasanın 10. Maddesini uygulasanız bile din, dil, ırk, mezhep, cinsiyet ayrımı yapamazsın. Yapamadığın zaman sen inancımızı desteklemek mecburiyetindesin. Yoksa, gel camiye benim gibi. Bu olmaz. Kur’an’da cami yok. Sonradan ilave edilmiş. Diyorsun ki mescidi biz o hale getirdik. Biz de mescidi cemevi haline getirdik. Niye senin ki kabul, bizim ki kabul değil. Sonra Kur’an da bir ayet “O evlerdeki çerağı yanar, Allah’ın ismi anılır, o evler kutsal evlerdir” diyor. O camiler demiyor veyahut o mescitler demiyor. O zaman nedir? Zaten Alevi toplumu insanı Hak kabul etmiş. İnsanın gönlü bir cemaattir, bir cemevidir. Güzellikleri içine alır, onu işler, Allah’ı yad eder. Allah’la bütünleşir, yalan söylemez. Hak yemez, kimsenin hakkına tecavüz etmez. Kimseyi yanlışa sürüklemez. Doğal olarak kâmil insan yetiştirmek.”

    “CAMİLER ALEVİLERE DAYATILIYOR”

    Caminin Alevilere dayatıldığını ifade eden Metin, “Cemevi kelimesini yazışmalarda kullanamıyoruz, yasak. Kelimesini kullanamıyoruz, bırak kendisini. Ama idareten gecekondu şeklinde cemevleri var. Cemevlerini sen her bakımdan engellersen, oraya yanlışları sokarsan, benim çocuğuma sen din dersini zorunlu kılarsan, Sünniliği öğretirsen, ona göre eğitirsen burada eşitlik nerede var? Burada dayatmanın en üst düzeyi var” diye konuştu.

    “MEHMET GÖRMEZ CEMEVLERİNİ TANIMAYA HAZIRDI, TARİKATLAR KARŞI ÇIKTI”

    Süleyman Metin Dede, dönemin Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in Alevi çalıştayı yapılırken cemevleri konusunda hükümete “Hakları verirseniz biz destekleriz, haklılar” şeklinde dediğini hatırlattı.

    Metin, tarikatların ise hükümete, “Sakın Alevilere haklarını vermeyin” şeklinde baskı yaptıklarını olduğunu ifade ederek, “Alevilere haklarının verilmemesinin sebebi tarikatlardır” dedi.

    “ABBASİ, EMEVİ İSLAMINI BİZE DAYATIYORLAR”

    Okularda din dersinde  Alevilikle ilgili bazı kelimelerin kullanıldığını ancak dedeliğin kullanılmadığını çünkü inanç önderi olarak kabul edilmediğini hatırlatan Metin, “Bugün bize İslam diye yutturulan yine Emevi ve Abbasi İslamıdır. Hiç Yol-Erkan’la ilgisi yok. Kim söylerse söylesin. 5 şart diyorsun, 5 şart yok Kur’an’da. Madem 5 şart vardı. 5 vakit namaz diyorsun. 5 vakit namaz da yok. Sonradan Emevi saltanatı döneminde konulan, uygulanan şeyler bunlar. Bunu bize dayatıyorlar. Biz de İslam’ı bu zannediyoruz. Kur’an diyorsun, 6660 ayet, 400 ayet niye yok?” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL 

     

  • Taşçı köylüleri cemevlerini imece usulüyle yaptı-VİDEO

    Taşçı köylüleri cemevlerini imece usulüyle yaptı-VİDEO

    PİRHA- Muş’un Varto ilçesine bağlı Taşçı köyünde bulunan cemevini köylüler kendi imkanlarıyla ve çabalarıyla imece usulü yapmış. Genellikle cenazelerde ve hayır yemeklerinde kullanılan cemevinin yapımı için ne devletten ne de Alevi kurumlarından hiçbir destek görmeyen köylüler, cemevinin içinin malzemesini de kendileri almış ya da evlerinden getirmiş.  

    Muş’un Varto ilçesine bağlı Taşçı köyünde yaşayan halk, cemevlerini kendileri yapmış. Cemevinin yapım aşamasında öncesinde ya da sonrasında hiçbir Alevi derneği kendilerine maddi destek sağlamamış. Cemevini kendi köylülerinden ve çevre köylerden bağış toplayarak yapan Taşçı köylüleri, devletten de bir kuruş almadan yaptıkları cemevinin inşaatında da sırasıyla kendileri çalışmış.

    MADDİ İMKANSIZLIKLARLA İMECE USULÜ YAPILMIŞ

    İmece usulüyle yapılan Taşçı Köyü Cemevi’nde imkansızlıklardan dolayı sadece mutfak, morg ve yönetim odası tamamlanabilmiş. Yönetim odası aynı zamanda kütüphane olarak da kullanılıyor.

    Cemevinden sorumlu olan Mustafa Korkmaz, cemevini yapmadan önce arsa sorunu yaşadıklarını ve arsa bulamadıkları için kendi arsalarından bir yer tahsis ettiklerini belirtti. Köylülerle birlikte cemevini imece usulüyle yaptıklarını aktaran Korkmaz, başlangıçta 3 kat olarak planladıklarını ancak maddi imkansızlıklar nedeniyle bir katını bile zar zor bitirdiklerini kaydetti. 2008 yılında başladıkları cemevi inşaatını 2010 yılında ancak tamamlayabildiklerini söyleyen Korkmaz, “Cemevinin çatısını da geçici olarak yaptık belki ileride ikinci katı çıkabiliriz diye. Ama yapılıp yapılmayacağı da belli değil” dedi.

    “HİÇBİR ALEVİ DERNEĞİ EL ATMADI”

    Cemevinin Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ne bağlı olduğunu ancak yapım aşamasında dernekten hiçbir maddi yardım görmediklerini ifade eden Korkmaz, “Hiçbir Alevi derneği buraya el atıp bize yardımcı olmadı” diye ekledi.

    Cemevinde yılda sadece bir iki kere cem yaptıklarını, cemevini genellikle cenazelerde ve hayır yemeklerinde kullandıklarını dile getiren Korkmaz, mutfakta işlerini görecek kadar malzemeleri olduğunu, bu malzemeyi de köylülerin aldıklarını belirtti. Korkmaz, “Gönül isterdi ki dışarıdaki insanlarımız buraya yardım edip faal bir duruma getirsinler” diyerek kendilerine destek verilmesi gerektiğine vurgu yaptı.

    PİRHA/MUŞ

  • AKP ile kahvaltıya tepki: Hakim güce dernekler peşkeş çekilmesin

    AKP ile kahvaltıya tepki: Hakim güce dernekler peşkeş çekilmesin

    PİRHA- AKP İzmir İl Başkanlığının Alevi kurumları ile geçtiğimiz gün kahvaltıda biraraya gelmesi tepki çekmeye devam ediyor. Alevi yurttaş Recai Ulutaş, sosyal medya hesabından “Zerre kadar Alevilikle ilgisi olmayan dernek yöneticileri gün geçmiyor ki hâkim güce dernekleri peşkeş çekmesinler. Onların ekmeklerine yağ sürmesinler, siyasilerin emir eri ve postası gibi davranmasınlar” dedi. 

    AKP İzmir İl Başkanlığı Alevi kurumları ile geçtiğimiz gün kahvaltıda biraraya geldi. İzmir Konak’ta bir otelde gerçekleşen kahvaltıya Alevi Kültür Dernekleri (AKD) şubelerinin yanı sıra bazı Alevi kurum temsilcileri katıldı.

    Söz konusu kahvaltıya bazı Alevi kurumları ve Alevi yurttaşlar tepki gösterdi. sosyal medyadan dikkat çeken bir tepki de Alevi yurttaş Recai Ulutaş’tan geldi.

    Ulutaş, “Savrulup giden, çürüyen Alevi dernekleri ve yöneticileri” başlığıyla kaleme aldığı yazıda “Alevilikle ilgisi olmayan, kendisi Alevi ama yüreğinde zerre kadar Alevilik olmayan dernek yöneticileri gün geçmiyor ki hâkim güce dernekleri peşkeş çekmesinler. Onların ekmeklerine yağ sürmesinler! Siyasilerin emir eri ve postası gibi davranmasınlar” dedi.

    “İhale koşturmaktan Alevilik yapmaya fırsat bulamayan ve Yezit zihniyetindeki parti belediyelerinden danışmanlık ücreti alanlar var. Bir de ağızlarını açınca Hüseyni duruş! Zeynebi duruştan bahsederler. Biz Aleviler olarak laik-demokratik, eşit yurttaşlık, özgür yaşam ve barış mücadelesinde Hakk’ın, Adaletin yanında olmalıyız” diyen Ulutaş şöyle devam etti:

    “YEZİTLERİN SOFRASINA OTURULMAZ” 

    “Varlık sebebimize düşman olup, pusuda bekleyip Alevileri fırsatını bulduğunda bir kaşık suda boğabilecek Yezit ve Yezit zihniyetli ve ‘Alevilerin kestiği haramdır, yenilmez’ düşüncesinde olanların kurduğu sofraya bırakın oturmayı suyunu bile içmemeliyiz. Bizim ulularımız der ki; “Müşkül hal olur da düşkün hal olmaz.” Aleviliğin olmazsa olmazlarından biri “Yol düşkünlüğüdür.” Bunlar Yol’da olmadıklarından düşkün bile olamazlar! Söndürmek için ateşe atılan suyun bile canının yanacağını düşünen Aleviliği bu dernek yöneticileri beklentileri ve çıkarları uğruna siyasilere ve partilere peşkeş çekemez. Bizlerin dillendirdiği en demokratik hak ve taleplerimizi zaten görmezden gelmekte olan devletin resmileşmiş zihniyetine karşı Alevileri temsil etsinler diye oraya gelmiş yöneticileri! Ne yaptıklarının, neye hizmet ettiklerinin farkına varacak. Kimin sofralarına oturduğunu bilecek.
    Bilmeli de… Asla unutulmasın. İnsan yakmak yerine türkü yakanlar tarihin her tarafında haklı olarak anılırlar. Düşkünler değil.”   (HABER MERKEZİ)