Etiket: alevi gençler

  • Avrupa Alevi Gençler Birliği: Bugün Alevi inancına atanmak istenen kayyum Alirıza Özdemir’dir

    Avrupa Alevi Gençler Birliği: Bugün Alevi inancına atanmak istenen kayyum Alirıza Özdemir’dir

    PİRHA- Avrupa Alevi Gençler Birliği (AAGB), belediyelere yönelik kayyım atamalarına tepki göstererek, “Bugün de Alevi inancına atanmak istenen kayyum Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Alirıza Özdemir’dir” dedi.

    İçişleri Bakanlığı kararı ile Hakkari, Esenyurt, Mardin, Batman ve Halfeti belediyelerine kayyım atanmasına tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Kayyımların rant düzeni olduğunu belirten Avrupa Alevi Gençler Birliği, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Alirıza Özdemir’in Alevi inancına atanmak istenen kayyım olduğuna vurgu yaptı.

    “RANT DÜZENİNİ SAĞLAYACAKLARI ATIYORLAR”

    Avrupa Alevi Gençler Birliği’nin, ‘Sivil darbeye hayır! Demokrasi hemen şimdi!’ başlığıyla yayınlanan açıklaması şöyle:

    “Anadolu rock müziğinin efsanevi yorumcularından Cem Karaca bir şarkısında derki “Bu yaptıklarının hiçbiri onları kurtaramayacak!” Devamında ise şu kelimeler dökülür dilinden: “Gardiyanları, yargıçları ve savcıları, hepsi halka karşıdır. Kanunları, yönetmelikleri, bütün kararları, hepsi halka karşıdır. Dergileri, gazeteleri, bütün yayınları, hepsi halka karşıdır. Bunların hiçbiri onları kurtaramayacak, durduramayacaklar halkın coşkun akan selini.”

    20 yılı aşkın bir süreden sonra ilk defa ikinci parti konumuna düşen AKP ve minik ortağı MHP, yaşadıkları beka sorununun faturasını halka çıkarmaya devam ediyor. Eşi benzeri görülmemiş bir baskı ve şiddet iklimi yaratan bu iktidar elitleri, attan düştüklerinin farkındalar. Yaya kalmanın verdiği hınçla tüm toplumsal kesimlere saldıran ve her gün bu saldırılarına bir yenisini ekleyen saray ahalisi ve yardakçıları, şimdilerde de gözünü halkın oylarıyla seçilmiş olan belediyelere dikmiştir. Seçimle kazanamadıkları belediyeleri, gecesinde vali yardımcısı olarak atıyor, sabahında ise kayyum olarak belediyenin başına geçiriyor. Dillerinden düşürmedikleri “milli iradenin” tecelli etmesinde kastları, halkın iradesiyle seçilenlerin değil kendi rant düzenini sağlayacak olanların başa geçmesidir.

    “ALİRIZA ÖZDEMİR, ALEVİ İNANCINA ATANMAK İSTENEN KAYYIMDIR”

    Osmanlı’da alicengiz oyunları bitmez. Bu güruh da atalarından devraldığı bu hegemonik ve baskıcı mirası devam ettirmektedir. Tarihteki ilk kayyum Osmanlı Devleti tarafından Bektaşi tekkelerine atanmıştı. Bugün de Alevi inancına atanmak istenen kayyum Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Alirıza Özdemir’dir. Nasıl ki tarihte, Hınzır paşaların karşısına Pir Sultanlar çıktıysa; bugün de bu Hınzır paşaların karşısında toplumumuz dimdik durmaktadır. Bizler, kendi tarihimizi unutmuyor; irademize ve geleceğimize sahip çıkıyoruz.

    Yargı ve kolluk kuvvetlerini siyasal ikbali için kullanan ve artık hiçbir yasal dayanağı olmayan bu iktidar attan düşmüştür. Kral artık çıplak. Yaşadıkları bütün öfke ve sinir krizleri bundan dolayıdır. Bu zulme karşı tüm toplumsal kesimleri ortak paydada buluşmaya davet ediyoruz. Türkiye’de insanlık onuru için, eşitlik ve adalet için, özgür ve insanca bir yaşam için mücadele eden tüm toplumsal kesimleri selamlıyoruz.

    Mardin, Esenyurt, Batman, Dersim, Ovacık, Hakkari ve Halfeti belediyeleri halkındır, gasp edilemez! Kayyum uygulaması, milletin iradesine vurulmuş bir darbedir!”

    PİRHA/ALMANYA

     

  • Avrupa Alevi Gençler Birliği Köln’de eğitim kampı yaptı

    Avrupa Alevi Gençler Birliği Köln’de eğitim kampı yaptı

    PİRHA- 29 Mart- 1 Nisan tarihleri arasında gerçekleşen Avrupa Alevi Gençler Birliği kampı ve 6. olağan genel kurulun sonuç bildirisi paylaşıldı.

    Avrupa Alevi Gençler Birliği  6. Olağan Genel Kurulu öncesinde düzenlediği kampta inanç değerleri ve kültürü ağırlıklı ele alarak 4 günlük bir program düzenlemişti.

    İsviçre, Avusturya, Almanya, Belçika, Fransa, İsveç, Britanya, Hollanda, ve İtalya’yı temsil eden ve kendi ülkelerinde aktif çalışma yürüten Alevi gençlerin bir araya geldiği kampta, son yılarda yapılan çalışmalar dile getirilerek, bilgi, fikir, ihtiyaç ve çözüm alışverişinde bulunuldu.

    “İHTİYAÇ, FİKİR VE ÇÖZÜM ALIŞVERİŞİNDE BULUNULDU”

    4 gün süren kamp ve olağan genel kurul sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesi şöyle:

    29 Mart – 1 Nisan tarihleri arasında, Avrupa’nın dört bir yanından Avrupalı Alevi Gençler; Köln’de AAGB kampında bir araya geldi.

    Birinci gün 1. Avrupa Alevi Gençlik Meclisi’nde son yılarda yapılan çalışmalar dile getirilerek, bilgi, fikir, ihtiyaç ve çözüm alışverişinde bulunuldu. Avrupa ülkelerinin farklı devlet yapılanmaları, eğitim sistemleri, demografileri ve Alevilerin ülkelere göç tarihi, Alevi gençliğin üzerinde farklı etkiler bıraksa da temelde kimlik krizi, kültür zenginliği ve nesiller arası diyalog ve çatışması gibi konularda yapılan çalışmalar ele alındı. Ülkelere göre değişiklik gösteren bu çalışmalarla ilgili paylaşımlarda bulunuldu ve deneyim aktarımı sağlandı. Alevi gençlerinin temel bir sorunu olan eğitim konusu üzerinde duruldu. Eğitim sorunu ile ilgili olarak; ortak bir çözüm arayışına girildi. Bir çok Alevi gencinin tarihimizle, inancımızla ve ritüellerimizle ilgili temel konulara basit cevap arayışında olduğu vurgulandı. Meclis’te söz alan gençlik kurum temsilcileri, eğitime olan ihtiyaç için ilk adımın merak ve sorgulama olduğunu ve biz gençlerin sorgulamaktan korkmamaları gerektiği vurgulandı. Çözüme ulaşmanın yolunun sorgulamaktan geçtiği belirtildi.

    ATÖLYELER

    İkinci gün edindiğimiz tecrübeler doğrultusunda, gelecekte Alevi hareketi olarak nelere karşı kriz masaları kurulmalı ve hangi yöntemlerle çalışması gerektiğine dair çeşitli senaryolar yazıldı. Bu zorlu süreçlerin atlatılması konusunda gruplar halinde farklı senaryolar ve çözümler konuşuldu. Bizler, bu çalışmayla sadece var olan yangını söndürme değil; gelecekte çıkabilecek sorunlara da şimdiden önlem almayı ve hazırlıklı olmayı hedefledik.

    Bir diğer atölye çalışması da, Alevi gençliğinin nasıl maddi bağımsızlığa ulaşarak daha uzun vadeli çalışmalar yapılabileceği konusuydu. Gençlik fonlarının yanı sıra, kendi gençlik kurumlarımız ile nasıl Alevice ekonomik faaliyetler yürütüleceği konuşuldu. Bu hizmetlerin hem Yol’a hem de gençlik kurumlarımıza hangi olanakları sağlayabileceği üzerine fikir alışverişi yapıldı.

    6. GENEL KURUL GERÇEKLEŞTİ

    Köln Cemevi’nde AAGB’nin 6. Genel Kurulu gerçekleştirildi. Önceki günlerin yaratmış olduğu samimi ortam, genel kurulun gençliğe ve tabi Yol’umuza yakışır şekilde gerçekleşmesine sebep oldu. 2022’de gerçekleşmesi gereken genel kurul pandemiden dolayı iki yıllık bir gecikmeyle gerçekleşti. Pandemiden dolayı bir çok proje ve hedeflenen çalışma teoride kalmış olsada, bazıları başarıyla tamamlanmıştı. Bu olumsuzluklara rağmen AAGB, yeni yönetimini ve denetleme kurulunu Avrupa’nın birçok ülkesinden gelen delegelerle ve yüksek bir katılımla seçti. Avrupa Alevi Gençler Birliği’nin Genel Kurulu’na katılamayan bazı kurum temsilcilerimiz, yazılı ve telefon aracılığıyla bize ulaşarak genel kurulumuzu selamladılar.

    AAGB YÖNETİM KURULU ÜYELERİ SEÇİLDİ

    Melanie Sınırtaş (Avusturya, Wels AKM)

    Eren Kılıç (Hollanda, Amersfoort AKM)

    Veliyettin (İtalya, Alevi Bektaşi Kültür Birliği)

    Umut Aktaş (Fransa, St. Louis AKM)

    Barış Şanlı (Almanya, Weil am Rhein AKM)

    Haşim Arslan (İsveç, İsveç Alevi Gençler Birliği)

    İsviçre – Delege gönderecek

    Belçika – Delege gönderecek

    Britanya – Delege gönderecek

    6.⁠ ⁠Avrupa Alevi Gençler Birliği Denetim Kurulu üyeleri

    Can Özdemir (Belçika, Brüksel AKM)

    Önder Çömert (Fransa, Mulhouse AKM)

    Ali Göktaş (Avusturya, Jenbach AKM)

    Yedekler:

    Ada Yılmaz(İsveç, İsveç Alevi Gençler Birliği)

    Elvan Çadır(Fransa, Nancy AKM)

    Görev dağılımı yapıldıktan sonra ayır bir açıklamayla kamuoyuna bildirilecektir.

    PİRHA/ALMANYA

     

  • ABF Genel Sekreteri Kaplan: Tüm Alevi gençleri ABF bünyesine davet ediyorum-VİDEO

    ABF Genel Sekreteri Kaplan: Tüm Alevi gençleri ABF bünyesine davet ediyorum-VİDEO

    PİRHA- Bir dönem Üniversiteli Alevi Gençler Derneği’nde yöneticilik yapmış bir grup genç, mevcut yönetimi eleştirerek, derneğin amacından saptığını, vizyon ve misyonundan koptuğunu, bu nedenle dernekle son yıllarda duygusal ve fiziksel hiç bir bağlarının kalmadığını PİRHA’ya açıklamışlardı. ABF Genel Sektere Özgür Kaplan, gençleri Alevi Bektaşi Federasyonu bünyesinde örgütlenmeye davet etti.

    Üniversiteli Alevi Gençler Derneği, 2013 yılında kurulmuştu. Üniversiteli Alevi Gençler Derneği’nin kurucusu ve yöneticilik yapmış bir grup genç, derneğin mevcut yönetimini eleştirerek, derneğin amacından saptığını, vizyon ve misyonundan koptuğunu, bu nedenle dernekle son yıllarda duygusal ve fiziksel hiç bir bağlarının kalmadığını geçen haftalar PİRHA’ya anlattılar.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Sekreteri Özgür Kaplan, yaşanan durum üzerinden Alevi kurumları içindeki gençlik örgütlenmelerini değerlendirdi.

    “IRKÇI VE ŞERİATÇI OLMAYAN TÜM KİMLİKLERE, YAŞ GRUPLARINA KAPIMIZ AÇIK”

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) bileşenlerinin herkes için demokrasi ve özgürlük talebi olduğunun altını çizen Kaplan, “ABF olarak bir duruşumuz var bizim. Bu nedir? Eşit yurttaşlık mücadelesi hattı üzerinden bir söylem geliştiriyoruz. Herkes için demokrasi, herkes için özgürlük taleplerimiz var. Genel anlamıyla böyle değerlendirilebiliriz. Dolayısıyla bu duruş, bu mücadele hattı, kendi içinde zorluklarını ve saldırıları da beraberinde getiriyor doğal olarak” dedi.

    Gerici, ırkçı, şeriatçı saldırılar, kuşatmalar olduğunu belirten Kaplan, şöyle devam etti:

    “Sahada örgütlenme yapan genç arkadaşlarımızın niyetlerinden bağımsız olarak söylüyorum. Yani bir örgüt gövdesi var. Türkiye’de Alevi hareketinin birinci muhatabı Alevi Bektaşi Federasyonu’dur. Daha sonra bizim dost kuruluşlarımız var. Alevi Dernekleri Federasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı gibi ülke içerisinde muhataplarımız var. Burada iyi niyetle oluşturulan iyi bir duruş sergilemeye çalışan arkadaşlarımız oldu. Gençlik alanında bir örgütleme yapmaya çalıştılar ama çok genel anlamıyla söylüyorum. Federasyon bünyesinin dışında yapıldı bu çalışmalar. Bu hal böyle olunca oralara sızmalar, oraların omurgasının zedelenmesi çok daha kolay oldu diğer zihniyet tarafından, sistem tarafından çok daha kolay oldu. Bu da aslında bizim için örgütsel bir ders olarak da algılamamız gereken bir süreç olduğunu düşünüyorum. Çünkü bizim federasyonumuzun kapısı tüm kimliklere, tüm inançlara, tüm yaş gruplarına, tüm tercih ve cinsiyetlere açık. Şartlarımızdan bir tanesi ırkçı ve şeriatçı olmayanlara açıktır tabii ki kapımız. Dolayısıyla burada bu çatı altında örgütlenmek çok kolaydır.”

    “FAŞİZME, ŞERİATA, IRKÇILIĞA, HER TÜRLÜ AYRIMCILIĞA KARŞI TAVİZ VERMEYİZ”

    Özgür Kaplan, “Semahlar, bağlama kursları, satranç kursları, şimdi yeni dönemde başka alanları da öneriye ve tartışmaya açacağız. Deprem travmasından sonra şubelerimizde ve cemevlerimizde yeni bir duruşla yeni bir alan da açmayı düşünüyoruz. Buralarda da gençler olacak. Yani bu ırkçılık ve şeriat, Şiacılık -biz Şia’ya karşı değiliz. İstediği yerde örgütlenebilir ama biz şiacı değiliz- buralarda bir zihniyet, bir kafa yapısı söz konusu olduğu için sistem de bu gericiliği besliyor. Bizim örgüt tarihimiz, bizim örgütsel geleneğimiz daha doğrusu -Pir Sultan örgüt hattından bahsediyorum- Şah Kalender’e kadar, Pir Sultan Abdal’a kadar gider. Bu sorumlulukla, bu ciddiyetle devam etmeye özen gösteriyoruz mücadelemize. Faşizme, şeriata, ırkçılığa, her türlü ayrımcılığa kesinlikle örgütsel olarak taviz vermeyiz.

    Sonuç olarak oradan ayrılan arkadaşlarımıza önerimiz, ben orada bulunan birkaç arkadaşın federasyon bileşenlerinden bazı kurumlarımıza da da üye olduğunu biliyorum. Buyursun gelsinler. Tartışalım, konuşalım. Yeni bir şeyler söyleyelim, yeni sözler üretelim birlikte, omuz omuza devam edelim mücadelemize” diye ekledi.

    “BÜTÜN GENÇLERİ ABF BÜNYESİNE DAVET EDİYORUM”

    ABF Genel Sekreteri Özgür Kaplan, tüm gençleri ABF bünyesinde örgütlenmeye davet etti. Kaplan, şunları söyledi:

    “Bünyemizde olan gençlere de benim önerim şöyle bir şey olacak. Türkiye’de örgütsel hareket olarak 35 yıllık bir tecrübemiz var. Bu anlamda bizim hep birlikte yapay zeka çağında yaşadığımız, teknoloji, bilim çağında yaşadığımız ki Hacı Bektaş Veli’nin sözü hala bizim düsturumuz olmalı. “Bilimle gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” diye. Onun altını doldurmak gerekiyor, ete kemiği büründürmek gerekiyor ama bunu hep birlikte yapmak lazım. Biz örgüt olarak herhangi bir alana, herhangi bir örgütlenme sahasına reçete gönderme taraftarı değiliz. Oradaki sorunları, oradaki insanların tartışarak, kendi ihtiyaçlarını tespit ederek, örgütsel bütünlüğe büründürme sürecidir, aslında biraz da çalışma yapmak istediğimiz şey. Akıl verebilir, fikir verebilir, omuz verebilir. Bunların hepsi olmalı zaten. Fakat örgütsel olarak oturup hep birlikte konuşalım, tartışalım, bilimsel ve mantık çerçevesinde, insan hak ve özgürlüklerinden yana, bütün kimlikleri savunan, çünkü biz sadece kendimiz için değil. ‘Yetmiş iki millete bir nazarla bakmayan bizden değil’ denilmişse eğer zamanında, evet bu yetmiş iki millet için de eşit yurttaşlık mücadelesi veriyoruz. Kürt özgür değil ise Alevilerin özgürlüğünün çok bir anlamı olmayacak. İnançsal anlamda hatta Sünnilerin inançsal ritüelleri özgür değilse biz kendimizi rahatsız hissederiz.

    Pir Sultan Kültür Derneği’nin bu dönemde tüzüğüne de konuldu, geçtiğimiz dönemde tartışılmıştı, belli bir olgunluğa getirilmişti. Şimdi tüzüğe de koyuldu. Kadın meclisleri ve gençlik meclisleri olarak örgütlenmeler yapılıyor. Mesela Pir Sultan Kültür Derneği ülke genelinde örgütlenmiş bir yapıdır herkes bilir bunu. Oradaki gençlik meclislerine katılabilirler, birlikte orada tartışabiliriz hep beraber. Kadın arkadaşlarımız da gene keza kadın meclislerine, diğer Alevi derneklerine de katılabilirler. Bütün gençleri Alevi Bektaşi Federasyonu’nun bünyesine davet ediyorum.”

    Buse Nehir DEMİR/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:

    Bir grup Alevi gençten açıklama: Üniversiteli Alevi Gençler Derneği amacından saptı

    Bir grup Alevi genç o dernekten ayrıldı: Alevilik çizgisinden sapıldı, şeyh mürit ilişkisi var

  • Üniversiteli Alevi gençliğe ‘Şia yapılanması’ uyarısı: Alevi kurumlarına ulaşın-VİDEO

    Üniversiteli Alevi gençliğe ‘Şia yapılanması’ uyarısı: Alevi kurumlarına ulaşın-VİDEO

    PİRHA-Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, üniversiteli Alevi gençlerin dernek kurmalarının önemli olduğunu ancak kendini Alevi gibi tanıtan bazı asimilasyoncu yapıların ve kişilerin gençliği etkilediğine dikkat çekti. Erdoğan, “Kendini Alevi kurumu olarak gösterenlerin içerisine girildiğinde Aleviliğin ne şekilde dejenere edildiğini, adeta bir Şia yapılanmasının oralarda nasıl örgütlendiğini görüyoruz” dedi. Erdoğan ayrıca gençliğe Alevi kurumlarına gelmeleri çağrısında bulundu. 

    10 yıl önce 20 öğrenci tarafından kurulan Üniversiteli Alevi Gençler Derneği’nden ayrılan 10 kişi geçen haftalar bir deklarasyon yayınlamıştı. Bu gençlerden 6 kişi PİRHA‘ya verdikleri röportajda, derneğin Alevi çizgisinden saptığını, şeyh mürit ilişkisi oluşturulmaya çalışıldığını belirterek kaygılarını dile getirmişlerdi.

    Derneğin mevcut yönetiminin, derneğin başına getirdikleri bir kişiye öğrencileri bağlamak istediğini belirten gençler, bunun da bir şeyh mürit ilişkisini yarattığını, Alevi asimilasyonu olduğunu kaydetmişlerdi. Gençler ayrıca hiç bir üniversite öğrencisinin Üniversiteli Alevi Gençler Derneği’ne gitmemesi, ilişki kurmaması çağrısında da bulunmuşlardı. Çok sayıda üniversiteli gencin de bu dernekten kopmaya başladığı gelen haberler arasında.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, Üniversiteli Alevi Gençler Derneği’nin ayrılanların açıklamalarını PİRHA’ya değerlendirdi.

    Üniversiteli Alevi gençlerin kendi aralarında Alevilik felsefesi üzerine dernek kurmalarının çok önemli olduğunu vurgulayan Nurettin Erdoğan, “Toplumda eğitimli, bilinçli gençlerin yetişmesi Alevilik felsefesi üzerine kendilerini geliştirmesi ve Alevi toplumunun bir şeyler aktarabilmesi için mücadele yürütmeleri takdire şayandır” dedi.

    “GENÇLERİN ALEVİ KURUMLARINDA BULUNMALARI GEREKİR”

    Aleviliğin özünün, erkanının Alevi gençliğine aktarılması gerektiğini vurgulayan Erdoğan, “Burada teori olarak bir şeyler alabilirsin ama pratikte de Aleviliğin yaşamsal kuralı içinde kendilerini geliştirmeleri ile birlikte teori ve pratiği birleştirmeleri gerekir. Öncelikle üniversiteli gençlerimizin Alevi kurumları içinde bulunmaları ve bunun üzerinden kendilerine bir mücadele alanı yaratmaları gerekir” diye belirtti.

    “ŞİA YAPILANMALARI KENDİLERİNİ ALEVİ KURUMU OLARAK GÖSTERMEYE ÇALIŞIYOR”

    Üniversiteli Alevi gençliğinin, devletin Alevilere yönelik asimilasyon çalışmalarını ancak Alevi kurumların içerisinden bakarak daha rahat göreceğini belirten Erdoğan, şunları ifade etti:

    “Nerelerde ne tür hamleler yapıldığını, Aleviliği asimile etmeye çalışan bu yapıların Alevilerin içine sızarak aslında asimilasyon politikalarını nasıl yürüttüklerini, bizim örgütlenmemizin içinde görmeleri gerekiyor. Alevi gençlerimizin üniversitelerde yapmış oldukları bu girişimler bizler açısından çok iyi ama dayandıkları noktalar ve onlara sağlanan finansal kaynaklar belli. Kendilerini Alevi gibi gösteren, Alevileri asimile etmeye çalışan kurumsal yapılar gençleri öne çekmeye çalışıyor. Tabi gençlerimiz bunlardan pek haberi yok. Kendilerini Alevi kurumu olarak göstermeye çalışıyorlar. Fakat içine girildiğinde Aleviliğin ne şekilde dejenere edildiğini, adeta bir Şia yapılanmasının orada örgütlendiğini görüyoruz.”

    “GENÇLERİN HER TÜRLÜ SIKINTISINDA YANINDA OLURUZ”

    Üniversiteli Alevi Gençler Derneği’nde yaşanan kopmaları basın yoluyla öğrendiklerini belirten Erdoğan, “Alevi gençlerimize şunları öneriyoruz: Alevilik Yol erkanı üzerine kafalarında herhangi bir sıkıntı ve sorunlar olursa veya  çalışmalarınız olursa her bölgede Alevi kurumlarımız var. Buralarla iletişime geçerek doğruyu bulmak gerekir” dedi.

    Dernek veya kurumsal yapıyı oluştururken Alevi örgütlerinden, Alevi federasyonlarından destek alınmasının daha sağlıklı olacağını vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti:

    “Alevi Yolunun, erkanının nasıl yürütüleceği hakkında bir bilgilerinin donanımların olması gerekir. Bu hususta eğer çalışmalar yapılırsa bunun için bizim her bölgede kurumlarımız var. Onlara destek sağlayacağına inanıyorum. Gençlerimizin bu kurumlara gelip Aleviliğin Yol erkanını öğrenmeleri ve ileriye dönük olarak kendilerini bu kurumların yönetimlerine hazırlamaları gerekiyor. Gençliğin kurumların içinde bulunarak kurumlarına nasıl sahip çıkılacağını, kurumların ayakta nasıl duracağını ,bu konuda nasıl destek olunacağı konusunda bir bilgi birikiminin olması gerekiyor.”

    Ülkede ekonomik koşulların çok kötü olduğunu, özellikle gençlerin ekonomik anlamda ezildiğini belirten Erdoğan, “Alevi kurumları olarak bu konuda ekonomik boyutuyla yeterli derecede katkı sunamıyoruz” ifadesini kullandı.

    “GENLERLE İLETİŞİM EKSİKLİĞİ YAŞIYORUZ”

    Yaşanan tüm sorunların iletişim eksikliğinden kaynaklandığını belirten Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, “Alevi kurumları olarak birbirimizle ilişki içine girip ekonomik sıkıntısı olan, okumak isteyip de okuyamayan canlarımızın Alevi kurumlarına ulaşması gerekir. Kurumlardan doğru bu tür yardımları  ancak iletişim kurarak sağlayabiliriz. Sorunlarımızı, sıkıntılarımızı eğer paylaşmazsak hiçbir zaman birliğimizi ve bütünlüğümüzü sağlayamayız” diye konuştu.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

    İLGİLİ HABERLER

    Bir grup Alevi genç o dernekten ayrıldı: Alevilik çizgisinden sapıldı, şeyh mürit ilişkisi var

  • Bir grup Alevi genç o dernekten ayrıldı: Alevilik çizgisinden sapıldı, şeyh mürit ilişkisi var

    Bir grup Alevi genç o dernekten ayrıldı: Alevilik çizgisinden sapıldı, şeyh mürit ilişkisi var

    PİRHA- 11 yıl önce Karabük Üniversitesi’nde örgütlenmeye başlayan Alevi gençler, Üniversiteli Alevi Gençler Derneği’ni kurdu. Yaklaşık 30 üniversitede örgütlenen dernek, Alevilik çizgisinden sapmaya başlayınca, farklı bir örgütlenmeye doğru evrilince derneğin kurucusu ve örgütleyicisi 10 kişi dernekten ayrıldıklarını açıkladılar. Gençler endişeyle, “Kendi elimizle bir canavar yaratmış hissediyoruz, kirli ilişkiler var, iş tamamen zıvanadan çıktı. Son olarak AKP’nin kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı ile görüştüler. Alevilik çizgisinden sapıldı” diyerek, bu derneğe katılmama yönünde çağrı yaptılar. 

    Son yıllarda adından söz ettiren Üniversiteli Alevi Gençler Derneği, 2013 yılında yaklaşık 20 kişi tarafından kuruldu. Önce Karabük Üniversitesi’nde örgütlenmeye başlayan gençler, daha sonra 25-30 üniversitede örgütlendiler. Her yıl eğitmen eğitimi de yapılarak örgütlenmenin genişletildiği dernekten, geçen yıllarda birçok genç ayrıldı.

    Gençler, derneğin mevcut yönetimini eleştirerek, derneğin amacından saptığını, vizyon ve misyonundan koptuğunu, bu nedenle dernekle son yıllarda duygusal ve fiziksel hiç bir bağlarının kalmadığını duyurmuştu.

    Ayrılan gençler, Üniversiteli Alevi Gençler Derneği’nin kuruluşunda ve yönetiminde, hemen her kademesinde görev almışlar. Ayrılan gruptan 6 gençle derneğin nasıl kurulduğunu, nasıl örgütlendiklerini ve derneğin şu an nasıl bir çizgide devam ettiğini, kendi deyimleriyle derneğin ne zaman, nasıl sapmaya başladığını şeffaf bir şekilde konuştuk.

    PİRHA- Üniversiteli Alevi Gençler Derneği, ne zaman, kimler tarafından nasıl kuruldu?

    Hasan A: Dernek ilk etapta 2013 yılında birkaç Nusayri Arap Alevisi, geri kalanları da Anadolu Alevilerinden oluşan bir grup arkadaş tarafından kuruldu. Aslında bu arkadaş grubu geçmişten beri birbirini tanıyan bir grup. Gruptaki H.A’nın Erasmustan kalan parasını kullanarak bir küçük minibüs tutup, Hacıbektaş’a gidilmesi ile ilk ışık, ilk start verildi.
    2013 yılının sonlarına doğru artık yavaş yavaş ilk etapta Karabük içerisinde, çevredeki eş dost, yeni arkadaşlarla tanışma yolunu izleyerek, benim de dahil olduğum grup oluşturuldu. Kararlılık içerisinde kendi aramızda toplanıp, muhabbet edip, bağlama çalıp, türkü söyledik. Kendi aramızda oluşturduğumuz bir topluluktu aslında ilk etapta.

    PİRHA-  Ne oldu, nereden esti de böyle bir dernek kurma, örgütlenme fikri aklınıza geldi? İlk kıvılcım nasıl oldu?

    Hasan A: İşin dernekleşme kısmı daha sonra gerçekleşti. Ancak ilk etapta Karabük gibi bir yerde çevrenizde sizden olan insanları bulmak, sizden olan insanlarla birlikte hareket edebilmek istersiniz. Çünkü bizim bulunduğumuz bölgelerde cemaatler aşırı derecede etkindi. Üniversiteyi yeni kazanan bütün öğrencileri otogarlarda karşılayarak, onları asimile etmek, kendi içlerine almak için çabalıyorlardı. Her birinin yurtları, evleri vardı. Bunları çok uygun fiyatlara, özellikle gariban öğrencilere sunarak, birçok Alevi gencini de aynı şekilde cemaat yurtlarına çekmişlerdi. Buna bir tepki olarak birkaç arkadaşın bir araya gelip bir dayanışma içerisine girmesi ile ilk kıvılcım başladı. İlk etapta, hemen başlayalım, bütün ülke çapında bir oluşum oluşturalım gibi bir hedefimiz yoktu. Daha sonra ihtiyaç olduğunun zaten farkındaydık. Daha net bir kanaat getirince F.Ç”nin oluşturduğu iskelet ile aslında gerekli çalışma yapıldı. Ve Türkiye çapında en son 33 üniversiteye kadar çıkıldı.

    Faruk.Ç: Aslında sormuş olduğunuz soru kuruluş amacımızı kapsayan bir soru. Biz bu alanda yazılı çalışmalar da yapmıştık. Üniversitede o zaman Fethullah (Gülen)  yapılanması çok fazlaydı. Öğrencileri direkt o kişiler karşılıyordu. Biz de zaten kendi Alevi kurumlarımıza kızmış olduğumuz için, bu kadar yapı olmasına rağmen bu derneklerde bütçe olmasına rağmen neden Alevi yurtları olmaz sorusunu soruyorduk o zamanlarda. Bunu tartışmaya başladık. Alevi öğrencileri gitmiş oldukları yerlerde yalnızlar ve hiç kimse onları karşılamıyor. Tamam ailelerimiz sosyal ekonomik durumları orta seviyede olsa da çocuklarını okutmak için elinden geleni yapıyor. Ancak bizim derneklerimiz vakıflarımız  bunu düşünüyor mu? Tabii ki bunu düşünmüyor! Yani biz burada aslında bir nevi onun fedakarlığını almaya çalıştık.
    Burada zaten 4 maddeden oluştu alanımız.

    Bir: Gelen öğrencilerin okuldaki yurt barınma sorunu çözmek,
    İki: Üniversiteye öğrenciler kayıt olduktan sonra burs imkanı sağlamak
    Üç: Bu öğrenci arkadaşlarımıza staj imkanı sağlamak,
    Dört: Staj imkanı bulduktan sonra iş imkanı sağlamak.

    Çünkü biliyorsunuz bu Fethullah Gülen yapılanması yüzünden, Aleviler özellikle üniversitelerden mezun olduktan sonra kendi alanlarında devlette iş bulamama, işsiz kalma sorunlarıyla uğraştı. Biz bu noktada biraz ileriye geldikten sonra Alevi iş adamları ile nasıl kontak kurabiliriz ve yapılanmamızda bulundurmuş olduğumuz kişilere iş imkanı sağlayıp, o Alevi iş insanlarıyla, iş adamları ile çalışmasını nasıl sağlayabiliriz üstüne bir çalışma yürütmeye çalışıyorduk aslında.

    Hasan A.: Bunların yanında bizim temel hedeflerimizden biri de şuydu: Aleviliğin temel normlarını anlatmak. Temelde Alevilik nedir, Yol nedir, bunları insanlara anlatıp basit bir düzlemde öğretip, daha sonra kendi pirlerine, dedelerine kendi ocaklarına sahip çıkmalarını sağlayabilmekti amacımız. İnançsal boyuttaki amacımızdı.

    PİRHA- Peki Alevilikle ilgili yeterli bilgiye sahip miydiniz?

    Faruk Ç.: Şimdi o noktaya şu şekilde gireyim. Bizim yaptığımız Aleviliği öğretmek değil. Çünkü biz baştan beri kurulurken alanımız kolektif bir yapıydı. Kolektif yapı dediğimiz şey sadece Anadolu Alevilerinden oluşmayan, -yani ilk başta Anadolu Alevi ağırlıklıydı- içimizde Nusayri (Arap)Alevileri de vardı, Caferi olan kişiler de vardı. Bizim amacımız, Alevilik noktasında kendi içimizde ayrım olan şeyleri aydınlatabilecek kişileri sempozyumla ağırlayıp, kişilerin bilgi almasını sağlamaktı. Zaten ‘size şunu anlatalım, bunu anlatalım’ anlamında yapmadık bunu. Ama sonradan ne oldu? H.A. arkadaşımızın dalavereleriyle ‘pire bağlanmamız lazım’ girişimleri, diğer arkadaşları yok sayarak alana alıp götürmüş olması var. Oysa bizim dernek kuruluş amacımız kolektif bir yapı olması.

    Hasan A.: ‘Biz Aleviliği öğrettik’ anlamı çıkmasını istemem kesinlikle! İnsanlarla yaptığımız toplantılarda sadece söylediğimiz şuydu: Birilerinin sizi kullanmasını değil de kendi atanızdan, dedenizden, ocağınızdan gördüğünüze dönüp bakın. Yolumuz budur. Burada herhangi bir öğretici pozisyonuna geçmek gibi bir niyetimiz, misyonumuz yoktu. Ne de bunu yapabilecek bir ortamdaydık. Çünkü F.Ç’nin de bahsettiği gibi Nusayri arkadaşlarımız da vardı, Caferi kökenli arkadaşlarımız da vardı. Nusayrilerde dedelik, ocak kavramı yok. Onların tamamen kendilerine has oluşturmuş oldukları bir kültürü var. O insanlara ‘hadi gelin siz de bunları bu şekilde yapın’ diye bir şekilde ilerlememiz zaten mümkün olmazdı.

    Faruk Ç.: Bizim her yıl Hacıbektaş’ta yaptığımız bir sempozyum oluyordu. En son kaçıncısını yaptık hatırlamıyorum ama ben 4 kez olanını hatırlıyorum. Orada biz inançta yetki sahibi kişileri ağırlıyorduk. Alevilik konusunda bilinç sağlamak hedeflerimizden bir tanesiydi ama bunu kendi başımıza yapmıyorduk. Önde gelen insanlar üzerinden, bilgi sahibi olması açısından sempozyum olarak yapıyorduk. Aslında tam üniversite öğrencilerine yaraşır bir şekilde alanı götürmeye çalışıyorduk.

    “ÜNİVERSİTELERDEKİ BÜTÜN KOLEKTİF YAPILARI DAĞITTILAR, ADIYAMAN’DA TOPLULUK KURMA ÇABASI VAR”

    PİRHA- Üniversiteli Alevi Gençler Derneği’nin merkezi nerede? Şubeleri var mı? Hangi şehirlerde daha çok faaliyette?

    Hasan A.: Arkadaşlar derneğin merkezini Maraş Elbistan’a çekti. Şu anda üniversitelerdeki bütün kolektif yapıları dağıttılar. Arkadaşlar üyelik sistemine geçtiler. Gördüğüm kadarıyla Adıyaman’da bir topluluk kurma çalışması yürütüyorlar. Onun dışında sadece üyelik sistemi ile normal bir dernek şekline büründürdüler.

    PİRHA- Şu an derneğin kaç üyesi var? Örgütlenme biçimi nasıl oldu? Sadece üniversitedeki Alevi gençler mi örgütleniyor? Dernekte başka inançtan insanlar da bulunuyor mu?

    Hasan A.: Burada bulunan arkadaşlar olarak belirli bir süredir içlerinde bulunmadığımız için resmi üyelerinin kaç kişi olduğuna dair bir bilgimiz yok ama öngörümüzü sorarsanız çok da fazla bir üyesi olduğunu düşünmüyoruz. Herhalde 30 ya da 50 kişi kadar üyeleri vardır diye tahmin ediyorum.

     Ronay Y.: Hasan A.’nın bahsettiği nokta resmi dernek üyeleri ama bizim üniversitede çalışan arkadaşlarımız derneğe resmi bir üyelik yapmasa da bizimle beraber yol sürebiliyorlardı.

     Hasan A. : Geçmişte herhangi bir resmi üyelik değil de üniversitedeki temsilci gibi oluyordu. Çünkü biliyorsunuz günün sonunda bir fişlenme korkusu da oluyor insanlarda. Bu fişlenmelere mahal vermemek adına insanlar istemiyor. Tabii isteyen kişiler gelip dernek üyesi de olabiliyordu.

    “3 BİN 500 KİŞİYİ BULDUĞUMUZ OLDU”

    PİRHA- Aslında benim öğrenmek istediğim bu dernek etrafında ne kadar öğrenci toplandı?

    Faruk Ç. : Karabük’te 200 kişilik bir toplantı hatırlıyorum ben. Yani Karabük’te 300’ü geçtiğimiz sayılar da oldu. Diğer derneklerde de eğitmen eğitiminden sonraki örgütlenmelerde yüzlü sayıları bulan örgütlenmelerimiz oldu. Yani bir ara ben kaba bir hesap yaptımda yaklaşık 3500 kişiyi bulduğumuz zaman oldu. Ama bu zaman içinde artma ya da azalma gösterebiliyordu.

    “40-50 BİN KİŞİ DERNEKLE TEMAS ETMİŞTİR”

    Çetin P.: Derneğin kuruluş ve lağvedilen sürece varana kadar 40-50 bin kişi rahat bu dernek ile üniversitelerde temas etmiştir.

    PİRHA- Hepsi Alevi miydi?

    Çetin P. : Evet evet yüzde 99.9, hepsi Alevidir.

    PİRHA- Acaba sadece üniversiteli Alevi gençler mi bu derneğin etrafında toplandı?

    Çetin P.: Evet bütün çalışma alanlarımız üniversitelerdi. Yani dışarıda aktif faaliyet yürütmedik.

    PİRHA- Peki örgütlenmede ne kadar kadın arkadaşınız vardı?

    Çetin P.: Erkeklerden daha çoktu. Kadınlar erkeklerden daha faydalıydı.

    “DEDELERİMİZ GELDİĞİNDE TOPLANTIMIZA DIŞARIDAN ARKADAŞLAR DA KATILIYORDU”

    PİRHA- Mesela Alevi genç bir işçi size, derneğe sempati duyuyor muydu? Var mıydı öyle bir şey?

    Faruk Ç.: Biz eğitmen eğitimi yapmadan önce bir form yayınlarız internette. Zaten daha önceden ayarlamalarını yapmışızdır. O formda deriz ki ‘oraya gidecek öğrencilerin konaklamasından yeme içmesine, ulaşımına kadar hiçbir şeyini elletmeyiz, kendi bünyemizde bulunan parayla bunu hallederiz.’ Arkadaşlar bize o formu doldururlar. Çeşitli üniversitelerden orada açık sorularımız da vardır. Mesela Kerbela hakkında ne düşünüyorsunuz? Sonra o formlar doldurulduktan sonra bir değerlendirme ekibimiz var. Değerlendiririz ve kişileri seçip telefonla ulaşırız. Sonrasında eğitmen eğitimine davet ederiz. Eğitimdeki oturumlarımıza girdikten sonra örgütlenmeye o üniversitenin temsilcisi olarak başlamış olur. Gidişatımız bu şekilde. Onun için gelen formlarda Alevi olduğunu kesinleştirmiş olduğumuz, cevaplarını okuduktan sonra emin olduğumuz kişilerle eğitime başlarız.
    Dışarıdan insanlar tabii ki bulunurlar. Mesela ben Konya temsilcisiydim. Evet bizim toplantı aldığımız dönemde işçi arkadaşlar da geliyordu, dışarıdan insanları da toplantılara dahil edip kendi içimizde sohbetler ediyorduk. Mesela dedelerimiz geliyordu. Onlarla sohbet ettiğimizde tabii ki insanlar da katılıyordu toplantılarımıza. Ama dernek yapısı içerisinde tamamen gençler olarak eğitim alanlar genelde üniversiteli gençler. Temsilcilik tamamen öğrenciler olarak açılmıştı.

    “SERT CEVABIMIZ OLMUŞTU”

    PİRHA- Başka inançtan insanlar da dernekte bulunuyor muydu ve örgütlenmeye, etkinliklerinize katılıyor muydu?

    Faruk Ç.: Nazilli’deki eğitmen eğitimi sırasında bir arkadaş katılmış ve demişti ki Sünni olarak içinize katılmak istiyorum.’ Bu eğitimler 3 günlük eğitimlerdi. Orada bizim haberimiz olmadan bir arkadaş kendi üniversitesinden bir arkadaşını getirerek ‘yaptıklarınızı çok beğendim ben Sünniyim ama sizi çok severim. Sizin göremediğiniz şeyler olabilir. Ben size katkı sağlamak istiyorum’ demişti. Benim o gün orada vermiş olduğum cevabı herkes duymuştur. ‘Yani sen bize dağları mı vaadettin? Biz neyi göremiyoruz da sen bize neyi göstereceksin, ne bulacaksın? Kendinize şükür ettirme edebiyatın nedir?’ gibisinden sert cevabımız olmuştu. Kesinlikle öyle bir şey olma ihtimali yok. O günkü eğitmen eğitiminde vermiş olduğumuz cevapta da açıktır bu. Öyle aramıza dışarıdan, başka inançtan birilerinin girip bize şekil vermesi gibi bir olay kesinlikle olamaz.

     “ŞİİLER YEREL TOPLULUKTA VARDIR AMA YÖNETİMDE HİÇ BİR ZAMAN BULUNMADILAR”

    PİRHA-  Son zamanlarda farklı durumlar yaşanıyor. Aranızda ne kadar Şii-Caferi vardı?

    Hasan A.: Aleviler dışında herhangi biri ne yönetim kadrosunda ne temsilcilikler bazında kesinlikle bulunmuyordu.

    PİRHA- Yani Şiiler de mi bulunmadı?

    Hasan A.: Yok, kesinlikle.

    Çetin P.: Sorduğunuz sorunun karşılığı şu: Nusayri ile Şiilik arasında çok büyük farklar var. Onu siz de biliyorsunuzdur muhtemelen. Yerel topluluklarımızda vardı ama temsilcilik ya da yönetim kademelerinde hiçbir zaman bulunmadılar.

    “AMACIMIZ; YURT SORUNUNU ÇÖZMEK, YOKSUL ÖĞRENCİLERE BURS VE İŞ BULUNMASINI SAĞLAMAKTI”

    Faruk Ç.: Aslında Şii taraftarı olanlar da vardı. Şöyle bir şey diyeyim. Kolektif bir yapı olduğumuz için insanların Sünni, Caferi, Alevi olup olmadığına bakmıyorduk. Aramızda da bunu kullanmıyorduk zaten. Kolektif bir yapıydık. Bizim amacımız fayda sağlamaktı, ortak kanımız buydu.

    PİRHA- Nasıl bir faydaydı bu?

     Faruk Ç.: Yurt sorununu çözmek, fakir olan öğrencilere burs sağlamak, staj imkanı ve Alevi iş insanları sayesinde iş bulmasını sağlamak.

    “ÖRGÜTLENMEDE MEDYA AYAĞINI ETKİN KULLANDIK”

    PİRHA- Peki öğrenciler/gençler size ulaşabiliyor muydu? Ulaşmak istediğinde nasıl bir yöntem izliyordu ya da siz mi o insanlara ulaşıyordunuz? Nasıl örgütlendiniz?

    Hasan A.: Örgütlenme aşamasında sosyal medya ayağını etkin olarak kullandık. Çevremizde bulunan arkadaşlar ve üniversitede arkadaş muhabbetinde bize herkes  istedikleri anda ulaşabiliyordu.

    Çetin P.: Mesela şöyle bir örnek vereyim: Benim yakın çevremden bir öğrenci üniversiteyi kazandı. O süreçte gideceği üniversiteden kiminle görüşmesi gerektiğini konuştum ve oradaki arkadaşlara bilgi verdim, böyle bir arkadaş geliyor karşılayın, diye. Genelde bu şekilde oluyordu.

    Topluluğun oluşumundaki amacı 4 temel şekilde sıraladı F.Ç… Bu amaçlar ekseninde bizler toplanmıştık. Ben Çanakkale’den temsilci olarak eğitime gittim Nazilli’ye. Sonrasında geri geldiğimde Çanakkale ve ilçelerinde devasa bir yapılanma kuruldu üniversiteler içerisinde. İki kadın arkadaşımız vardı. Bunlardan birisi Malatyalı birisi de Tokatlıydı. Bunlar bir erkek arkadaşın üniversitede peşine düşüyorlar. Biga kampüsündeki arkadaşın kulağında zülfikar olan bir küpe var. Çocuk evine girene kadar bu iki kadın arkadaş takip ediyor. Sonrasında sesleniyorlar ve ‘Sen Alevi misin?’ diye soruyorlar. Çocuk korkuyor ve ‘Size ne. Neden böyle bir şey soruyorsunuz?’ diyor. Kadın arkadaşlar, ‘Sen yarın bizimle beraber gel’ diyorlar. Arkadaş ertesi gün akşam bizim eğitim aldığımız, toplantı yaptığımız gün eve geldi. 30 kişi vardık. O arkadaş yıllarca bizimle devam etti.

    Hasan A.: Çetin’in verdiği örneğin bir benzerini de ben de vereyim. Bir gün kampüs girişinde önümde bir çocuk duruyor ve kendi kendine bir müzik mırıldanıyor. Biraz yaklaşınca Teslim Abdal’ın ‘canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel, kendi güzel’ deyişimiz var. Bunu fark ettim koluna girdim, beraber o deyişi söyleye söyleye kampüse kadar ilerledik. O da mühendislik fakültesinde öğrenciydi. Ve yıllarca bizimle beraber toplantılara katıldı. Güzel bağlama çalardı, saz ile söz ile bizi mest etti.

    PİRHA- Üniversiteli Alevi Gençler Derneği hangi faaliyetlerde bulunuyor? Genellikle yapılan etkinlikler neler oldu?

    Faruk Ç.: Bizim eğitmen eğitimi şemamızda bir oturumumuzun adı ‘proje oturumu’ zaten. Bu projede çıkmış olan etkinliklerden size bahsedeyim. Mesela birkaç tane köyde okul araç ve gereçleri, mont, ayakkabı yardımı konusunda ulaşmış olduğumuz projeler olmuştur. Bunun dışında bizim ‘atak’ olarak nitelendirdiğimiz yaz etkinlikleri vardır. Bu yaz etkinliklerinde de, cem yapılmamış yerlere, köylere üniversiteli gençlik olarak bağlantılı olduğunuz bir dede ile gidip hem o toplumla mihman olup hem de cem yapıyorduk.

     Hasan A.: Aynı zamanda resim sergisi, konser dinletisi gibi etkinlikler de gerçekleştirdik.

    PİRHA- Peki panel gibi etkinlikler düzenliyor muydunuz?

    Hasan A.: Tabii ki. Her sene bahsetmiş olduğumuz Hacıbektaş toplantılarının en sonuncusu 500 kişilik bir katılımla gerçekleştirildi. Bu toplantılarda paneller düzenliyorduk ve bu panellerde kendi alanında yetkin olan kanaat önderi haline gelmiş kişileri bir sempozyuma çıkartıyorduk. Hatta en son toplantıda Çetin ve ben de sahneye çıkıp belirli konular hakkında gelen arkadaşları bilgilendirmiştik.

     HACIBEKTAŞ’TA 500 KİŞİLİK SEMPOZYUM

    PİRHA- Hacıbektaş’daki bu 500 kişilik sempozyumu sadece dernek mi yaptı?

    Faruk Ç.: Sempozyum benim bildiğim tam 4 kere yapıldı ve sürekli 500 kişilik kitleyi buldu. 3 gün sürüyordu. 2014’te başlandı ve sırasıyla 4 kere yapıldı.

    PİRHA- Hangi aylarda yapıldı?

    Hasan A.: Hacı Bektaş Veli’yi anma etkinlikleri sırasında değil, daha sonrasında genelde vize haftasından ya da dersler yoğunlaşmadan önce genelde Ekim aylarına doğru, okullar yeni açılmış oluyordu. Onun akabinde genelde Ekim ayında gidiliyordu.

    PİRHA- Peki bu panellere tanınan isimlerden kimler katılıyordu? Alevilik konusunda yetkin hangi dedeler, pirler ya da akademisyenler vardı?

    Hasan A: Son panellerden birine Kadir Bulut dede katılmıştı. Tunceli Üniversitesi’nde de aynı zamanda öğretim görevlisi. Geçmişte Süleyman Okur katılmıştı. İsimler şu an net olarak hafızam da yok.”

    Çetin P.: En son Celal Fırat’ı da davet etmiştik. Bize katılacağını söylemişti ancak son birkaç gün öncesinde yurt dışına çıkması gerektiğini söyleyip iptal etmişti. Yani sizin bileceğiniz isimler bunlardır.

    PİRHA- Alanlarında yetkin olan Doç Dr. Ayfer Karakaya, Prof. Dr. Bedriye Poyraz gibi akademisyenler var. Onları davet ettiniz mi?  

    Hasan A.: Bahsettiğiniz isimleri ben hatırlamıyorum. Kimi zaman akademisyen olanlar kimi zaman da kendi süreğini yürütmekte olan Ocakzadeler, kimi zaman  Süleyman Okur, Arap Alevileri arasında bir kanaat önderidir. Ali Yeral da katılmıştı, Arap Alevilerinin kanadındandı.

    PİRHA- Bildiğimiz dedelerden kimler vardı? Sizinle iletişimde olan dedeler kimlerdi?

    Hasan A.: K.B. Dede vardı katılan. H.S. vardı. Yine onun dışında Cem Vakfı’ndan dedeler geliyordu. Biz kolektif olduğumuz için hiçbir yere bağlı değiliz.

    PİRHA- Şeffaf olalım, merak edilen her şeyi konuşalım! 

    Çetin P.: Şu konuda çok net olabiliriz. Bizler aslında TV10’da da programa çıktık. Birçok platformda, Sivas anmalarında, Maraş anmalarında olsun, Terolar’da kurulan kampa bire bir müdahalede bulunan oluşumlardan bir tanesiyiz. Ama buradaki sıkıntı şu aslında: Bizlerin üniversitede yapmış olduğumuz çalışmaların duyulmamasının sebebi Alevi kurumları.

    DERNEĞİN BÜTÇESİ NASIL OLUŞUYORDU?

    PİRHA- Derneğin bir bütçesi var mı? Giderler nasıl karşılanıyor?

    Faruk Ç.: Araba tutmak falan çok büyük giderler değil. A.S. vardı. Alevidir kendisi. İlk eğitmen eğitimimizi o organize etmişti. Para bağışında bulunmuştu bize. Yapılanmamızı sevmiş ve destek olmuştu. Daha sonra biz kurumuzda kendi içimizden çıkartmış olduğumuz kişilerle dergi yayınlamaya başladık. Yaklaşık 1000 adet dergi basıyorduk ve bu dergiyi yapmış olduğumuz etkinliklerde satıyorduk. Çeşitli Alevi işadamlarına da dergileri biraz daha yüksek fiyata satıp ekonomimizi oluşturuyorduk. Gelişlerimizi gidişlerimizi, konaklama ücretlerini belediyelerle veyahut da yerelde cemevleriyle hallediyorduk.

    Hasan A.: Farklı kişilere tanıdıklarımız aracılığıyla ulaşıp, biz gençler olarak bunu yapıyoruz desteğe ihtiyacımız var dediğimiz zaman herkes gönlünden ne koptuysa  yardımcı olmaya çalışıyordu. Aslında imece usulü ile yapılan bir organizasyon sistemiydi.

    Faruk Ç.: Mesela Ankara’da 3 kez yapmış olduğumuz eğitmen eğitiminde Ali Öztunç’un yardımlarını da gözardı edemeyiz. CHP yönetimi olarak çok fazla katkısı vardı.

    Çetin P.: Mesela Çanakkale’nin Biga Belediyesi de bize yardımlar yaptı.

    Faruk Ç.: Mustafa Fuat Doğan Dede var. Hacıbektaşlıdır kendisi ve Hollanda’da milletvekilliği yapmış birisidir. Derneğimize bir dönüm arsa bağışladı. Çalışmalarımızı beğendiğinden kaynaklı bizimle oturdu konuştu. Çalışma gösterdikten sonra yardım etmek isteyen kişiler oluyordu açıkçası.

     “HÜSEYİN A. İNSANLARI BİR DEDEYE BAĞLAMAK İSTİYOR”

    PİRHA- Şimdi asıl sorumuza gelelim. Siz neden bu dernekten ayrıldınız?

    Hasan A.: Nasıl rahatsız olduğumu ve ayrıldığımı anlatayım. Bizim temel hedefimiz insanların özellikle sosyal manada ezilmiş, gittikleri bölgede en azından ‘çaresiz değilim arkadaş, burada da 3-5 benim kanımdan canımdan insan var’ dedirtebilmek için oluşturmuş olduğumuz bir topluluktu bu. Ama ilerleyen aşamalarda sadece belirli bir kesimin, Anadolu Aleviliği içerisinde bulunan ve sadece bir dedenin hizmetine ait olunması gerektiği Hüseyin A. tarafından insanlara empoze edilmeye çalışıldı.

    “HEDEFİZMİZ GÜÇLÜ BİR ALEVİ GENÇLİK KİTLESİ OLUŞTURMAKTI”

    Ben bunun tam karşısında durdum. Çünkü biz yola çıkarken bunu vaat etmedik. Bizim yola çıkış amacımız bu değildi. Biz, tamamen insanların sosyal anlamdaki becerilerini, sosyal mücadelesini sağlayın, aynı zamanda da kardeşim sen Alevisin git kendi köyüne, kendi dedeni bul, kendi Yolunu-erkanını öğren, dedik. Temel hedefimiz öncelikli olarak gerek yurt, gerek yoksul öğrencilerin burs imkanına kavuşmasıyla, staj, iş imkanlarının sağlanabilmesiydi. Aslında sosyal manada güçlü bir yapı, güçlü bir Alevi gençlik kitlesi oluşturmaktı hedefimiz. Ama daha sonra özellikle Hüseyin A.‘nın insanları belirli bir dedeye bağlamak istemesi gündeme geldi.

    Faruk Ç.: Biz bu alana başlarken Yol arkadaşlığı ettik Hüseyin ile. Hüseyin arkadaşımız dernekçilik yapısını bilmez. H.A. arkadaşımız ile ikimiz daha çok anlarız. Hüseyin biraz daha olayın inanç tarafına yoğunlaşmış, kendisini orada kaybetmiş olan bir arkadaşımız. 4 yıllık süreçte Hüseyin A.‘nın ayağına sürekli basardık. Bizim sosyal taraftan devam etmemiz lazımdı ancak o inanç tarafıyla oyalanırdı. Bu bağlamda faaliyet yürüttüğümüz için çeşitli dedelerle de tanışıyoruz. Hüseyin de tanışmış olduğu dededen çok etkileniyor. Bu süreçte Sezai P. dede ile tanıştık. Ben de toplantılarına gittim ve konuştuklarını duydum. Avusturya’da yaşıyor kendisi. Alplerde kalıyor bildiğim kadarıyla. Pir Perişah (Sezai P.) aslında tanınan birisi.

    Hasan A.: Hüseyin A., Pir Perişah ile daha fazla ilişkiye girdi. Derneğin bir piri olmazsa, dernekte bir inanç kurulu olmazsa, dernek piri olarak adlandırılacak bir dede olmazsa bizim savrulup gideceğimiz fikri ile Hüseyin A. bir çalışma yürütmeye başladı. Bu çalışmanın tam karşısında duruyordum ben. Çünkü temel hedefimiz  sosyal anlamda güçlenmekti. Farklı sürekler var. Tokat’tan, Erzincan’dan, Sivas’tan gelen gençlere aynı erkanı göstermek doğru değildi. Adıyaman’a da gittik, Pazarcık’a da Elif Ana’nın evine de gittik. Her gittiğimiz yerde o bölgenin dedeleriyle oturup cem yapıyorduk. Örneğin Adıyaman’da Garip Bozkurt dede, Pazarcık’ta Mehmet Baba posta oturup cem erkanı yürütmüştü. Yani her gittiğimiz yerde o bölgeye hakim, bölgenin dedeleriyle birlikte o yörenin erkanını süreğini yürütmeye çaba sarf ettik.

    GENÇLERİ 90 YAŞINDAKİ FETHİ ERDOĞAN’A BAĞLAMA GİRİŞİMLERİ

    PİRHA- Hüseyin A, sizin sadece Pir Perişah ile ilişki kurmanızı mı istedi?

    Hasan A.: Hayır! Pir Perişah’ın da dedesi olan Fethi Erdoğan dedeyi dernek piri olarak gösterdiler ancak Fethi dede bildiğim kadarıyla 90 küsur yaşındaydı.

    PİRHA- Fethi Erdoğan hangi ocağa bağlı?

    -Celal Abbbas Ocağı.

    “AKP TARAFINA, RESMEN KONTROL EDİLMİŞ BİR SİSTEME GİRECEK KADAR YOLDAN ÇIKTILAR”

    Hasan A.: Ben bunların karşısında durunca inatlaşmalar ve sert çıkışlar oldu. İşin daha fazla çirkinleşmemesi için ben tamamen bütün ilişkimi kestim. Yanılmıyorsam 2017 ya da 2018 yılıydı. Son 500 kişilik o büyük Hacıbektaş etkinliğini yaptıktan sonra ben tamamen uzaklaştım. Uzunca bir süre ne yaptıklarına dair bir fikrim de yoktu. Çünkü bu kadar sapıtabileceklerini, AKP tarafına, resmen kontrol edilmiş bir sisteme girip ziyaret edebilecekleri kadar yoldan çıkabileceklerini hiçbir zaman tahmin etmiyordum.

    PİRHA- Derneğin yöneticileri nereyi ziyaret ettiler?

    Hasan A.: En son gerçekleştirmiş oldukları bir ziyaret var. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na ziyaret.

    PİRHA- Siz dernekten ayrılan grup olarak Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na, bu ziyarete karşı mısınız?

    Hasan A.: Tabii tabii. İşte bunu da gördükten sonra, bu durumdan tamamen rahatsız olarak böyle bir deklarasyon içerisinde bulunmayı kendi adıma uygun gördüm.

    “YAPTIKLARI ŞEY OCAK ÖRGÜTLÜLÜĞÜ DEĞİL, MÜRİT İLİŞKİSİ KURMAK”

    PİRHA- Bütün arkadaşların ayrılma sebebi bu mu?

    Çetin P.: Benim ayrılış sürecim de Hasan A’nınkine benzer şekilde. Hacıbektaş’taki o sempozyumdan sonra ayrıldık. Aslında ben atıldım. Arkadaşlar benim uzaklaşmam gerektiğini söylediler. Ayrılma sebebim tamamen bu tek Pir’e bağlanma olayı. Çünkü benim gözümde esas olan ocak sistemidir. Alevi örgütünün temeli tamamen ocak sistemi üzerine kurulmuştur. Aslında arkadaşların yapmak istediği şey şu ocak örgütlülüğü değil. Aleviliğin temellerini anka kuşu gibi küllerinden yeniden doğurma çabası değil, yaptıkları şey pir, dede, talip ilişkisi değil, mürit ilişkisi. Yapılan şey dede, talip ilişkisini de doğurmayacak. Siz bana diyorsunuz ki ‘Çetin can sen ait olmadığın bir ocaktan dedeye tabi ol.’ Bu Alevi ocak örgütlülüğüne karşı bir şey. Yani şurada yaptığınız şeyin sonucu devletin yapmaya çalıştığı şeyin sonucuyla aynı yere çıkacak’ demiştim.
    Devletin yıllarca yapmaya çalıştığı şeyle eş değer benim gözümde. Bunun sonucu dede talip ilişkisini doğurmayacak. Bunun sonucu şeyh mürit ilişkisini doğuracak. Şu an 35 yaşındayım. 6 yaşından beri cem erkanı içerisinde büyümüş bir adamım. Çocukluğumdan beri dedelerle oturduk. Bu nedenle dedim ki ‘arkadaşlar yaptığınız şey doğru değil. Bütün geleneklere aslında siz şu an savaş ilan ediyorsunuz. Yaptığınız şeyin sonucunu öngöremiyorsunuz.

    Sezai P. nezdinde konuşayım. Yaptıkları şey, Sezai P.’ye güç zehirlenmesi yaşatır. Bu kadar genci tabii kılmaya çalışmak bu adama güç zehirlenmesi yaşatır, bu adamı yoldan çıkartırsınız!

    “SEZAİ PEHLİVAN TEHLİKELİ BİR NOKTADA”

    PİRHA- Sezai P’nin kimlerle ilişkisi var, kime bağlı? Mesela Avusturya’da nerelerle ilişkisi var? 

    Çetin P.: Sezai P. ile alakalı hiçbir şey bilmiyordum. Bizim kapasitemizin çok üzerinde bir adam. Gelenekçi yapının çok ilerisinde bir adam. O kadar değişik noktalarda konuşuyor ki alternatif tıpla, uzay bilimi ile reenkarnasyonla, hipnozla ilgileniyor. Yani bizim için çok tehlikeli bir noktada. Onunla yaptığım konuşmalarda bunları da dile getirdim. Çünkü ben ne olduğunu bilmediğim, kontrol edemediğim bir mekanizmanın içerisinde kendimi tedirgin hissederim.

    “TOPLAMA TALİPLERİ VAR, ŞEYH MÜRİT İLİŞKİSİ”

    PİRHA- Peki Sezai P. Avusturya’da cem yürütüyor mu, talipleri var mı?

    Çetin P.: Yok, kendi talipleri yok aslında, şu anda çevresindeki bütün talipleri toplama. Çevresinde kendi ocak taliplerini hiç görmedim. O yüzden diyorum ki buradaki olay dede-talip ilişkisi değil şeyh mürit ilişkisi.

    Faruk Ç.: Dernekten ayrılıyoruz diye derneğin sapmış olduğu noktalarda uyarmayacağız diye de bir şey yok.

     “DERNEĞİN İNANÇLA ÖZDEŞLEŞEN BİR TARAFI YOK”

    PİRHA- Size göre sapma neydi?

    Faruk Ç.: Sapma, tabii ki kolektif olan bir yapıyı bir dedeye bağlama olayı. Saçma bir olay, çünkü ocak sistemi var Alevilikte. Mesela aramızda Caferi de var Nusayri de var, ‘hadi siz de bu dedeye bağlanın’ mı diyeceğiz? Adamların kültüründe böyle bir şey yok. Bunlar ‘dernek pirliği’ diye yeni bir ocak kurdular, ben öyle düşünüyorum. İnançla özdeşleşen bir tarafı yok.

     Ronay Y.: Şu anda AK Parti ile ilişki içerisinde olan bir yapılanma ile (Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı)yarım saat görüşme yapıp, ‘bunlar Yola zarar vermez’ kanısına varıp onlarla birlikte yol sürmelerine tepki amaçlı ayrıldık. Zaten biz bunları söyledik.

     “İŞİN TAMAMEN ZIVANADAN ÇIKTIĞINI GÖRDÜK”

    PİRHA- AKP ve MHP’ye bakın. MHP’nin kurduğu sözde Alevi dernekleri var!

    Ronay Y.: Bundan bahsediyoruz. Kendi açıklamalarında da diyor ki ‘biz gittik, yarım saat oturduk, sohbet ettik ve bunların Yola zarar vermeyeceklerini düşünüyoruz.’  Bir röportajda 46 üniversitede aktif bir şekilde çalışıyoruz demişler. Şimdi bu 46 üniversitede aktif bir şekilde çalışan topluluklarda olan insanları sen o zaman yönlendiriyorsun. Ve diyorsun ki ‘MHP ve Ak Partililerin oluşturmuş olduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nda bir sorun yoktur, bize güvendiğiniz gibi bunlara da güvenebilirsiniz’ diyorsunuz. Ve o arkadaşlar zaten Aleviliğe, Yol’a zarar veriyor. ‘Sen de buna önayak oluyorsun’ dediğimiz için bu dekorasyonu paylaştık.

    Hasan A.: Deklarasyonu esas paylaşma amacımız zaten buydu. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nda yapılan görüşmeden sonra biz tamamen işin zıvanadan çıktığını gördük. Özellikle kuruluş ve yönetim aşamalarında olan gençler olarak bundan rahatsızlığımızı dile getirmek için böyle bir deklarasyonu yayınladık.

    “ALEVİ KURUMLARINI LEKELEYECEKSİN SONRA DA GİDİP AKP UZANTISI BİR ADAMLA GÖRÜŞECEKSİN!”

    Faruk Ç.: Sanki yeni bir konuymuş gibi her soruya cevapları ‘Pir’e bağlanın’ oluyor. Şu an görüşmüş oldukları AKP uzantısı dernekte (Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı) kim Pir’e bağlı da gidip bizim toplumumuza övmeye çalışıyorlar? Yani kendi söyledikleriyle çelişiyorlar. Sen geleceksin bütün Alevi kurumlarını burada lekeleyeceksin! Benim de çalışmalarını beğenmemiş olduğum kişiler var ama bu kurumlar Alevi toplumu için bir mücadele vermişler. Bütün kurumları lekeleyeceksin ondan sonra gideceksin AKP uzantısı bir adamla (Alirıza Özdemir) görüşme yapacaksın ve burada Pirlik makamını unutacaksın. Orada niye unutuyorsun? Orada da gör. Yani bunların hangi Pirlik makamı var? Nereye bağlılar?

    “DERNEĞİN BAZI KURUMLARLA, SİYASİ PARTİLERLE KİRLİ İLİŞKİLERİNİ GÖRDÜM, ALEVİLİK ÇİZGİSİNDEN SAPTILAR”

    Yılmaz G.: Arkadaşlarımın dediği çoğu şeye katılmakla beraber şunları ekleyebilirim. Bu derneğin, Alevilik çizgisinden saptığını düşündüğüm için ben ayrıldım. Derneğin öyle ya da böyle bir Alevi çizgisi vardı. Gayet her şey güzel gidiyordu, topluluklar oluşmuştu. Sempozyumlar yapılıyordu, deyiş konserleri veriliyordu, bir şekilde bir emek vardı ortada. İyi kötü Alevilik çizgisinde ilerleyen bir dernek vardı fakat sonradan bu derneğin bazı kurumlarla, siyasi partilerle ilişkileri oldu. Lafa gelince Cem Vakfı’nı eleştiren bir kurumdan bahsediyoruz. Ama Cem Vakfı’nın kirli ilişkileri olduğunu söyleyen bir kurumun kendisinin de bu dernek ile kirli ilişkileri olduğunu gördüm.

     “DERNEK AK PARTİ BELEDİYELERİNİN AYARLADIĞI YERLERDE TOPLANTI YAPIYOR”

    PİRHA- Biraz açar mısınız bu kirli ilişkileri?

     Yılmaz G.: Mesela derneğin bir koordinasyon toplantısı oluyor. İstanbul belirleniyor. İstanbul’da bir çok CHP belediyesi var. Öyle ya da böyle eleştirilebilir çok yönleri var ama şimdi gidip CHP’li belediyeler dururken AK Partili belediyeden yer alınmaz. Kalacak yer, çorba, yemek alınmasın. Lafa gelince ‘bizim itlerimiz bile haram yemez’ diyoruz. İstanbul Tuzla’da AK Partili belediyeden yer alıyorsun ve bu toplantıları orada gerçekleştiriyorsun. Onların ayarladığı yerlerde kalıyorsun. Bir Alevi kurumu yok muydu da siz AK Partili belediyelerden yer alıp toplantıları burada yapıyorsunuz, AK Partili belediye meclis üyesi ile sohbet edip yakınlaşıyorsun.

    PİRHA- Bunu yapanlar kim peki? Hüseyin A. ekibi mi?

    Yılmaz G.: Genelde Hüseyin A., yönetim kurulu ekibi ve bazı arkadaşlar da var.

    PİRHA- Hüseyin A’dan başka kim var burada?

    Çetin P.: Mesela Doğukan B. diye bir arkadaşımız var. O birçok bağlantıyı kuruyor. Tuzla’da Al-i Aba Vakfı’nın bir cemevi vardı. Tuzla Belediyesi ile bütün ilişkilerini o vakıf kuruyor.

    PİRHA- Bu bir Alevi vakfı mı?

    Çetin P.: Evet evet. Mehmet Özdurmaz dede var.

    Yılmaz G.: Benim rahatsız olduğum noktalardan biri buydu. Bu Tuzla Belediyesi’nde yapılan 2. toplantıydı. İlki 2017 yılında yapılmıştı, en son 2023’te. Ben de dernekteydim ve toplantıya katılmıştım. O süreçte bir belediye meclis üyesi vardı AK Partili ve bu insan Alevi. Bu benim zoruma gitti. Daha sonrasında mesela Uğurcan A. diye bir arkadaş vardı, yurt dışında. Kendisi tamamen Şii bir arkadaş, Alevi olduğunu düşünmüyorum. Onun yaptığı paylaşımlar var. Ben burada açık konuşacağım. O kişi bu derneğin instagram hesabından bazı paylaşımları var. Tamamen sol sosyalist hareketi, sol ideolojiyi zan altında bırakıyor. Solculara yönelik hakaretvari paylaşımlar yapıyor. Bu kişiyi canlı yayınlarına çıkardılar.

    PİRHA- Peki bu kişi (Uğurcan A.) cemlere katılıyor mu, deyiş dinliyor mu, saz çalıyor mu?

     Yılmaz G.: Bu kişi saz da çalıyor, deyiş de dinliyor, Kur’an da okuyor.

    PİRHA- Kökeni Alevi ama Şiileşen bir kişi mi? 

    Yılmaz G.: Uğurcan A. yurt dışında yaşayan bir arkadaş. Bu arada Fethi Erdoğan dede de Üniversiteli Alevi Gençlik Derneği dedesi. Fethi Erdoğan dede aynı zamanda Garip Dede Dergahı’nda bir dönem dedelik yapmış bir dede. Aslında bizim Fethi dede ile çok bir problemimiz yok. Sözde bu kurumun resmiyette dedesi ama o değil aslında Pir P. olmuş.

    “MÜRİT TOPLAYAN BİR DERNEĞE DÖNÜŞTÜ”

    Fethi dedenin ya bir şeylerden haberi yok, yaşlı olduğu için takip edemiyor ya da Pir P.’nin etkisi altında kalıyor. Yani işin özeti bu. Dernek bir dönem gayet iyi hoş, güzel giderken, Hüseyin A.‘nın Pir P. ile tanışması doğrultusunda ‘herkes pire bağlansın, pire bağlanmadan bu Yol sürülmez. İnanç kurulu oluşturalım. Kurum dedesi bulalım. Pirinizi bulamıyorsanız da gelin Pir P.’ye ya da Fethi dedeye bağlanın’ noktasına gelindi. Pir P’ye mürit toplamaya çalışan bir dernek oldu.

    “AK PARTİ İLE İŞ TUTSUNLAR, ALİRIZA ÖZDEMİR İLE FOTOĞRAF VERSİNLER DİYE BU DERNEĞE EMEK VERMEDİK”

    Biz Üniversiteli Alevi Gençler Derneği için çok emek verdik. Okula gitmiyorduk dergi satıyorduk, konser bileti satıyorduk, konserlere gidiyorduk. Her türlü maddi, manevi emeğimizi verdik ama bu noktaya gelsin diye vermedik. Ak Parti ile iş tutsunlar diye ya da Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile fotoğraf versinler diye, Alirıza Özdemir gibi kişilerle takılsınlar diye biz bu derneğe emek vermedik. Bunun Alevi gençliği için bir tehlike oluşturduğunu gördük ve böyle bir deklarasyon hazırladık. Yarın öbür gün karşımıza çıksın istemedik. Bu insanlarla ismimiz anılsın istemiyoruz.”

    Ronay Y.: Benim dernekten ayrılış sürecim daha farklı. Son olarak gidip AK Parti uzantısı bir yapı ile (Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı) beraber hareket etmeleri bizi son noktaya getirdi ve deklarasyonu oluşturduk.

    PİRHA- Daha önce Fethullah Gülen yapılanması “Alevi dernekleri” kurmuştu biliyorsunuz. AKP ve MHP de kurdu, hala kuruyor. MHP’nin kurduğu bir derneğin başkanlığında Erzincanlı ülkücü bir genç var. Tamamen asimile olmuş! Bunlar şu an Alevi çatı örgütlerine karşı çok saldırgan tutum içindeler. Bütün bunların farkında mısınız? 

    Faruk Ç.: Bununla alakalı çalışmamız olmuştu. Buna yönelik bir bakışımız var tabii ki farkındayız.

    “GENÇLİK YAPILANMASININ ÖNCÜLÜĞÜNÜ ALMAZSANIZ BİRİLERİ MUTLAKA SAHİP ÇIKAR”

    PİRHA- Alevi örgütleriyle iletişim kurdunuz mu? Eğer görüştüyseniz hangi kurumlarla ve yöneticilerle görüştünüz?

    Çetin P.: Birçok devasa ekonomik güce, cemevlerine, binalara sahip federasyonlarımız var. Biz aktif hareket ederken, dernek içerisinde topluluklar kurduktan sonra bütün Alevi kurumlarıyla temas kurduk. Gittik görüştük, saatlerce süren toplantılarımız oldu. Birçok kurum dedesine, başkanına şunu söyledim: Anladığım kadarıyla sizin gençlere ihtiyacınız yok! Sizin koltuklara ihtiyacınız var! Garip Dede Dergahı’nda Celal Fırat’a bunu çok net bir şekilde söylemiştim. Ankara’da da Ercan Geçmez ile görüşmüştük. Ben hatta şunu söylemiştim: Bugün ellerinizin tersiyle ittiğiniz gençlerin sahip çıkılmaya ihtiyaçları var. Bu gençler politik bir noktada duruşu olan gençler değil sadece Alevilik hassasiyeti ile bir araya gelmiş bir gençlik yapılanmasından bahsediyoruz. Siz bu gençlik yapılanmasının öncülüğünü almazsanız, bu gençleri idare edecek bir mekanizma kurmazsanız, bu gençlere mutlaka birileri sahip çıkacaklar. Bunu açık açık söylememize rağmen birçok kurum başkanı bu konulara gram duyarlı değiller. O yüzden hiçbir cemevinde şu an gençlik yapılanması yok. Bizleri geçebilirsiniz, mesela İstanbul genelindeki cemevi gençliklerinin oluşturmuş olduğu Alevi Gençlik Hareketi vardı. O yapılanmaya dahi sahip çıkmadılar. Kendi cemevlerinin bünyesinde oluşan gençlik yapılanmalarına dahi sahip çıkamayan kurum başkanlarından bahsediyoruz. Bugün MHP’nin kağıt üzerinde kurduğu derneklerin tabanı olmayacaktır. Muhtemelen o (MHP) bile bu denli devasa Alevi kurumlarına saldırma hakkını kendinde görüyor. Bu cesareti, özgüveni ortaya koyuyorsa güçlü oldukları için değil karşı taraf pasif ve süreçten uzak oldukları için böyle.

     Faruk Ç.: Alevi kurumlarının kreş açması lazım bence.

    Ç.P.: O devasa binaları boşuna boş bırakıyorlar.

    Faruk Ç.: Mesela biz projemizde bunu yazdık. Cemevlerine kreşler açılsın istedik. Hatta içeriklerini de belirlemiştik ama bunları gündemini alan kişiler olmadığı sürece ilerlenmesi çok zor!

    PİRHA- Merak ettiğim bir konu var. Geçen yıllarda Ankara’da, İstanbul’da bazı cemevlerine İran bağlantılı molla kıyafetli bazı şahıslar gitmiş ve öğrencilere maddi imkanlar sunabileceklerini söylemişler, oradakileri ikna etmeye çalışmışlardı. Sizinle de yani Üniversiteli Alevi Gençlikle de böyle şahıslar hiç iletişime geçti mi?

    Hasan A.: Bizimle doğrudan iletişime geçen hiç kimse olmadı. Biz zaten böyle bir aralık hiç kimseye de vermedik. Burada duruşumuz gayet keskin ve netti. Hatta biz ilk sempozyum bildirilerini, dergimizi kuşe kağıda bastırdık. Hatta baskıyı yapan firma da Aleviydi ve bize ücretsiz şekilde bastı onun da bize katkısı o oldu. O dönemde bile bize benzer sorular geliyordu, işte ‘bastığınız dergi çok kaliteli, bunu siz nerenin parasıyla yaptırdınız?’ şeklinde. Matbaanın kendisi bastı. Adam Alevi. 500 tane 1000 tane dergi basmış bize hediye olarak verdi.

    PİRHA- Peki bu derginin adı ne?

    Hasan A.: Üniversiteli Alevi Gençler Dergisi olarak çıkıyordu ve düzenli olarak her 3-4 ayda bir içerisinde yine üniversiteli Alevi gençlerin makaleleri vardı. Biraz amatörce idi bunu kabul ediyoruz. Biz muhteşem şeyler yaptık demiyoruz ama amatörce olması zaten insanları cezbediyordu. Hatta logoyu da incelerseniz logo da çok amatörce yapılmıştı.
    Biz hiçbir noktadan ne bir mollanın ne de yurt dışından kaynaklı bir derneğin desteğini aldık. Ben Ankara Tuzluçayır’da kahvehanelerin ortasında elimde dergi satıyordum. İnsanlara bağırıyordum ‘Gelin öğrencilere yardım edin’ diye. Finansmanımızı bu şekilde sağladığımızı herkes bilir. Kesinlikle ne mollalar ne de farklı kesimler bize herhangi bir teklifle gelmedi.

    “MOLLA TİPLİ KİŞİLER BİZİM BAŞIMIZDA OLMAK İÇİN TEKLİFTE BULUNDULAR, BİZ KABUL ETMEDİK”

    PİRHA- Molla görünümlü insanlarla ilişkiyi sadece bütçe anlamında sormadım. Genel anlamda iletişime geçtiler mi sizinle?

    Faruk Ç.: Hasan da olayın içinde ama açık açık konuştunuz için bazı noktaları konuşayım. Sorunuz molla tipli insanlarla hiç oturdunuz mu noktasındaysa, oturduk. Yani bu kişilerle konuştuk da ama biz bu kişilerle oturup konuştuğumuzda onlardan etkilenip onların parasını alıp kullanabilecek kişilikte insanlar değiliz. Bu cevaplar o kişilere de verildi. ‘Bizi ele geçiremezsiniz’ dedik.
    Sadece dernek çerçevesi bazında bizimle tanışmak, konuşmak için gelen kişiler, gizli sahiplenmek, bizim başımızda olmak için tekliflerde bulundular ama biz bunları kabul etmedik tabii ki.

    “ONLARIN KARŞISINDA OLDUK”

    PİRHA-  İşte tam bunu öğrenmeye çalışıyorum! Türkiye’de şu an Alevileri Şiileştirme faaliyetleri var. Bunun farkında mısınız?

    Faruk Ç.: Bu noktaların çok farkındayız. Bu noktalarda yeterince bilgi sahibi olan kişileriz. Ç.P, Hasan A, ben Alevi camiasını tanımayacak kadar toy kişiler değiliz.
    Tabii ki bu tarz etkinliklerde bulunan kişileri herkes sahiplenmek ister, sonuçta güç ortaya koyuyorsunuz. Üniversiteli bir gençliğe sahipsiniz. Bu noktada gelip bizimle konuşanlar oldu ama biz yönetim kurulumuz çerçevesinde ve bünyemizde bulundurmuş olduğumuz katılımcılarla beraber bunların karşısında olduk. Her zaman kendi üretmiş olduğumuz ürünler çerçevesinde edinmiş olduğumuz paralarla işlerimizi gerçekleştirdik.

    “BİZİM TOPLUM NE ZAMAN GÖRMEYE BAŞLAYACAK?”

    PİRHA- Bunlar sadece size değil, örgütlü yapılara gidiyorlar, sızıyorlar. Sinsice faaliyet yürütüyorlar!

    Faruk Ç.: Siz çok sorguladığınız için söyleyeceğim. En gerici tarikatların, partilerin, çeşitli kurumların hepsinin üniversitelerde yapılanmaları varken, sadece bizim yok. Ne kadar enteresan! Tabii ki bazı kurumlar sahiplenecektir bu gençleri. Biz bu derdimizi Celal Fırat gibi Ercan Geçmez gibi kişilere anlattık. Konuyla ilgileneceğiz dediler ama ilgilenilmedi.
    Üniversitelerde öğrenciler bizim dönemimizde zor geçiniyordu, şu anda bu ekonomik durumda nasıl geçinecekler? Bizim toplum bu tarafları görmeye ne zaman başlayacak? Aslında en büyük sorun bu zaten.

    “ÖĞRETMEN ADAYI BİR ARKADAŞIMIZ EKONOMİK NEDENLE İNTİHAR ETTİ”

    Benim canımı sıkan noktalardan bir tanesi şu: Ben bu derneği oluştururken amacımız hiçbir gencimiz bir sıkıntıya düşmesin, iş bulabilsinler diyeydi. Biz işsizlikle uğraşıyoruz şu anda, gençlerimizin çoğu işsiz. Mesela bir arkadaşımız bu topluluğa katıldı. Öğretmen adayı idi kendisi ve ekonomik durumdan kaynaklı intihar etti. Benim içimi en çok kanatan olay budur. Bizim bunların önüne geçmemiz lazım, bir canımız nasıl intihar edebilir? Yani ben burada sorumluluk hissediyorum geceleri rahat uyumak istiyorum.
    İşadamlarıyla bu alanda kontağı kurmak lazım. Asıl çalışmamız gereken alan bu!

    “ALEVİ İŞADAMLARI BİR ÇOK ALAN AÇIYOR”

    Çetin P.: Bizler yıllarca bu çalışmalar içerisinde aktif görev aldık. Birçok alanda temaslar kurduk. Aslında Alevi işadamlarının Alevi gençlerine yardım etmek gibi bir sorunu yok. Onlar gerçekten gönüllü şekilde yardımcı olabilecek seviyedeler. Birçok işadamıyla görüşmüşlüğümüz vardır. Bu insanlar birçok alan açıyorlar. Staj imkanları açıyorlar, alan açıyorlar. Yeter ki bu alanda faaliyet gösteren kurumlar olsun. Sorun Alevi iş adamlarında değil, buradaki problem sadece hiçbir şey yapmadan koltuğunda oturmaya çalışan kurum yöneticilerinde.

    “GENÇLER BU DERNEĞE KATILMASIN, KENDİ ELİMLE BİR CANAVAR YARATMIŞ HİSSEDİYORUM”

    Faruk Ç.: Üniversitelerde bir Alevi örgütlülüğü, hele ki bizim yapmış olduğumuz boyutta bir Alevi örgütlülüğünü yapmak zordur ama bizim yöntemlerle oluşturmak bir yılınızı almaz. Ben drama öğretmeniyim. Oturumları yazıyorsun, orada insanlar arasında bir bağ oluşuyor. Ben bu kuruma (Üniversiteli Alevi Gençler Derneği) yönelik öyle bir yazı yazılmasını istiyorum ki deklarasyondan sonra yani üniversitedeki gençler buraya katılmasın. Çünkü kendi elimle bir canavar yaratmış hissediyorum. Bu kuruma eğitmen eğitim ile katılacak kişiler, Pir P‘nin müridi olsun diye kurulmadı bu dernek. Ben bunu istemiyorum.”

    PİRHA-  Yani iyi niyetle başlayan bir çalışma var ama gelinen aşamada ‘gençler gitmesin’ diyorsunuz. 

    Çetin P.: Sizinle görüşme yapmamızın temel nedenlerinden bir tanesi de bu. Faruk’un içinde bulunduğu rahatsızlığı, sorumluluğu Faruk kadar üstlenmesem de bu noktada çok fazla rahatsızlık içerisindeyiz.

    PİRHA- Saf gençlerin iyi niyetlerle bu derneğe gittiğini düşünüyorsunuz! 

    Çetin P.: Şu anki süreç çok kötü bir noktaya gidiyor. Kendi elimizle yarattığımız devasa bir güç var ve bu gücün şimdi önüne geçmeye çalışıyoruz. Benim canımı sıkan konulardan bir tanesi de bu. Bizim şu an bununla uğraşmamamız gerekiyordu. Bizim bambaşka problemlerimiz var. Biz üniversiteli Alevi gençler olarak sadece üniversitelerde faaliyet gösterirken, Alevilerin sorunlarına duyarsız kalmadık. Terolarda kurulan o kampa (sığınmacı kampı) gidip günlerce orada yattık. Sivas anmalarında gidip oralarda kaldık. Yani birçok Alevi etkinliklerinde, sivil toplum kuruluşlarında boy gösterdik. Yani politik yönden de kendimizi geliştirdik. Şu anda kendi içe dönük sorunlarımızı değil de dışarıdan gelen sorunlara nasıl bir karşılık verebilirizi konuşmayı çok isterdim.

    Hasan A.: Bu konuda Çetin’e ben de katılırım böyle bir şeyle gündeme gelmek ciddi manada rahatsız edici. Keşke doğrudan bize karşı yapılan asimilasyon politikalarını konuşsaydık. Şu an gelinen nokta üzücü.

    Faruk Ç.: Gençler, kendilerine aktarabildikleri bir alanda mücadele vermesi lazım ki biz bunu başarmıştık zaten. Alevi örgütlenmeleri bunu yapmazsa zaten bu alan oluşmaz. Şu anda ilk geldiğimiz gündeyiz. Böyle bir sorun var, bunu yapmayan koltuk sevdalısı başkanlar, bu toplumun gençlerinin bu şekilde yok olmasına göz yumacaklar.

    “YARATTIĞIMIZ VE KONTROL EDEMEDİĞİMİZ BU MEKANİZMA DERİN YARALAR AÇACAK”

    PİRHA- Aslında siz şu an asimilasyona karşı mücadele başlatmış durumdasınız. Farkında mısınız siz bir gerçeği, tehlikeli gidişatı, asimilasyonu gördünüz. Buna tepki koyuyorsunuz. 

    Çetin P.: Sıkıntının temeli buradan çıkıyor zaten. Açık konuşayım dışarıdan gelen bir düşmana karşı bir cephe açabilir, savunma mekanizması geliştirebilirsiniz, orada çok büyük bir sıkıntı yaşamazsınız. Reflekstir, bu otomatik oluşur. Ama içeride yaratılan bir düşman aslında çok daha vurucu ve derin yaralar açıyor. Sıkıntının temeli bu şu anda. Yarattığımız ve gidişatını kontrol edemediğimiz bu mekanizmanın içeride çok daha derin yaralar açabileceğini düşündüğümüz için biz bu deklarasyonu yayınlayıp süreci devam ettirmeye çalışıyoruz.

    “SİNAN BOZTEPE, AYETULLAH SİSTANİ İLE GÖRÜŞTÜKTEN SONRA ÇERKEZKÖY’DE DERGAH KURDU”

    Bu arada, Üniversiteli Alevi Gençler Derneği’nden ayrılan gençler, asimilasyon faaliyetlerinde bulunan Sinan Boztepe, Baki Güngör, Coşkun Kökel, Çorum Ehli Beyt Vakfı Basın Sözcüsü Av. Teoman Şahin’den de söz ederek, bu kişilerin Şii akımları desteklediklerini belirttiler.

    Gençlerden Çetin P., Sinan Boztepe’nin Cem Vakfı’ndan ayrıldıktan sonra İran Şii Lider Ayetullah Sistani ile yakın ilişkiler kurup, Çerkezköy’de dergah kurduğunu söyledi.

    Faruk Ç. ise “Sinan Boztepe ile benim diyaloğum var. Kendisiyle konuşur, tanışırım. Gitmiş olduğu yol doğru bir yol değil bunu biliyoruz” dedi.

    “ALEVİ KURUMLARININ DOLDURAMADIĞI BOŞLUĞU BU ADAMLAR DOLDURUYOR”

    Çetin P. de “Alevilik konusunda belli temel taşlarını kendi iç dünyasında oturtmamış insanların bu adamlardan etkilenmeme şansı yok” diyerek uyarıda bulunup, Alevi kurumlarının dolduramadığı boşluğu bu şahısların doldurduğunu, ağızlarının iyi laf yaptığını vurguladı.

    Alirıza Özdemir‘in de turancı olduğunu belirten gençler, Boztepe ve çevresindekilere yön veren ekipten olduğunu kaydettiler.

    Alevi gençler, söyleşimizin sonunda son söz olarak hep bir ağızdan şu mesajı verdiler: Dönen dönsün biz dönmeyiz Yolumuzdan!

    Nilgün METE –Eren GÜVEN/PİRHA

    İLGİLİ HABER

    > Bir grup Alevi gençten açıklama: Üniversiteli Alevi Gençler Derneği amacından saptı

     

     

  • Bir grup Alevi gençten açıklama: Üniversiteli Alevi Gençler Derneği amacından saptı

    Bir grup Alevi gençten açıklama: Üniversiteli Alevi Gençler Derneği amacından saptı

    PİRHA- Bir dönem Üniversiteli Alevi Gençler Derneği’nde yöneticilik yapmış bir grup genç, mevcut yönetimi eleştirerek, derneğin amacından saptığını, vizyon ve misyonundan koptuğunu, bu nedenle dernekle son yıllarda duygusal ve fiziksel hiç bir bağlarının kalmadığını duyurdu. 

    Üniversiteli Alevi Gençler Derneği’nin kurucuları ve yönetiminde bulunmuş bir grup genç, mevcut yönetimin çalışmalarına ve sergiledikleri tutuma ilişkin yazılı açıklama yaptı.

    Alevi gençler, Üniversiteli Alevi Gençler Derneği’nin amacından saptığını, vizyon ve misyonundan koptuğunu, bu nedenle dernekle son yıllarda duygusal ve fiziksel hiç bir bağlarının kalmadığını duyurdu.

    Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Bizler bir dönem Üniversiteli Alevi Gençler Derneği’nde kurucu ve yönetim kademelerinde görev almış gençleriz. Bir süredir görmekteyiz ki geçmişte büyük emekler harcayarak oluşturduğumuz dernek; kuruluş amacından sapmış, vizyon ve misyonundan kopmuş noktadadır. Yeni kadrolarıyla sürecini devam ettiren Üniversiteli Alevi Gençler Derneği ile son yıllarda duygusal ve fiziksel hiçbir bağımızın kalmadığını kamuoyuna bildirmeyi borç biliriz. Son süreçte yaşanan gelişme ve yapmış oldukları temaslarının tüm Alevi toplum ve kurumlarını kaygılandırdığı gibi eskiden bu oluşuma destek vermiş biz gençleri de kaygılandırmakta olduğunu Alevi toplumunun ve kurumlarının bilmesini isteriz.

    Açıklamayı yapan gençlerin isimleri şöyle:

    “Yılmaz Gültekin, Cem Ali İzci, Hasan Avlık, Çetin Pehlivan, Şerife Pehlivan, Faruk Çakmaklı, Ronay Yeşil, Sercan Dervişoğlu, Umut Paker, Can Bakır.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Sarıçiçek: Alevi kurumları gençliğin sorunlarını algılamalı, Alevilerin gönlüne girebilmeli – VİDEO

    Sarıçiçek: Alevi kurumları gençliğin sorunlarını algılamalı, Alevilerin gönlüne girebilmeli – VİDEO

    PİRHA – PSAKD Kadıköy Şubesi İçerenköy Cemevi Yönetim Kurulu üyesi Fırat İnan Sarıçiçek, birçok Alevi gencin ekonomik zorluklar nedeniyle okuyamadığını belirterek, kurumların bu gençlere sahip çıkması gerektiğini söyledi. Hükümetin ÇEDES projesinin amacının yoksul çocukları tarikatlara mürit olarak yetiştirmek olduğunu ifade eden Sarıçiçek, “Alevi kurumları Alevilerin gönlüne girmeli” dedi. 

    PSAKD Kadıköy Şubesi İçerenköy Cemevi yönetim kurulundan Fırat İnan Sarıçiçek, AKP hükümetinin Alevilere dönük politikalarını ve Alevi kurumlarının gençlere yaklaşımını PİRHA‘ya değerlendirdi.

    Ekonomik zorluklar nedeniyle gençlerin okuyamadığını, çalışmak zorunda kaldıklarını belirten Sarıçiçek, “Bir üniversite kitabının kaç para olduğunu Alevi kurumlarındaki yöneticiler biliyor mu acaba? Kaç Alevi gencinin okuluna devam edemeyip çalışmak zorunda olup ailesinin geçimini sağlamak durumunda olduğunu Alevi kurumları biliyor mu?” diye sordu.

    “ALEVİ KURUMLARI ALEVİ YURTTAŞLARIN NE DURUMDA OLDUKLARININ NE KADAR FARKINDALAR?”

    Türkiye’de orta sınıfın tamamen yok olduğunu söyleyen Sarıçiçek, şunlara dikkat çekti:

    “ÇEDES projesinin; fakir, Alevi, özgür fikirli gençleri kendi tarikatlarına mürid olarak yetiştirme projesi olduğunu açıkça gözlemleyebiliyoruz. Bugün Alevi kurumları kendi bağlı oldukları bölgede Alevi yurttaşların ne durumda olduklarının acaba ne kadar farkındalar? Bugün özellikle yoksul kalan Alevi kesimlerinde, bölgelerinde oradaki gençlerin uyuşturucu, uyuşturucuyu temin etme isteği doğrultusunda yaralama, gasp, çetecilik gibi suçlara bulaştıklarının ne kadar farkındalar? Bunlar mesela bir ÇEDES kadar zararlı değil midir?”

    “ALEVİ KURUMLARI GENÇLİĞİN SORUNLARINI ALGILAYAMAMIŞ DURUMDA”

    Alevi kurumlarının gençliğin sorunlarını algılayamamış olmalarına vurgu yapan Sarıçiçek, “Gençlik noktasında sunabileceğimiz tek metod ‘gelin konser yapalım, piknik yapalım, gelin örgütlenelim’ bunlar Alevi kurumları için büyük bir utanç kaynağıdır. Çünkü hala gençliğin sorunlarını algılayamamış olmalarından kaynaklanıyor”dedi.

    Sarıçiçek, şöyle devam etti:

    “Madem bu kadar Alevi kurumu varsa bu kadar Alevi düşüncesi, sevdalısı insan varsa Alevilik neden her geçen gün kan kaybediyor? Neden gençler yurt dışına iltica ediyorlar? Demek ki bu politikaların uygulanabilirliğinde bir yanlışlık var. Bu yanlışlığın temelinde de bir samimiyetsizlik var, halka ulaşamama, halkı örgütleyememe, insanların arasına karışamama problemimiz var. Bugün üzülerek söylüyorum ki Alevi kurumları kendi Alevi ailelerini ziyaretten daha çok bağlı bulundukları bölgedeki belediye başkanlarını ziyaret ediyor. Bu en büyük sıkıntılardan biridir.”

    “SADECE DAHA DÜRÜST OLMAMIZ GEREKİYOR”

    “Bir üniversite kitabının kaç para olduğunu Alevi kurumlarındaki yöneticiler biliyor mu acaba? Kaç Alevi gencinin okuluna devam edemeyip çalışmak zorunda olup ailesinin geçimini sağlamak durumunda olduğunu Alevi kurumları biliyor mu?” diye soran Sarıçiçek, “Eğer biz bunları bilmeden kuru kuruya sadece hükümetin politikalarını eleştireceksek demek ki biz hala olayı kavrayamamışızdır” dedi.

    “ALEVİ KURUMLARI, ALEVİLERİN GÖNLÜNE GİREBİLMELİ”

    Gençliğin sorununun sadece ÇEDES olmadığını dile getiren Sarıçiçek, şunları kaydetti:

    “Hükümet herhangi bir politika yaptığı zaman biz ona karşı bir refleks geliştiremiyoruz. Çünkü konuyu bağlamından çok daha farklı algılıyoruz. Uygulayabileceğimiz metodlar aslında basit. Sadece daha dürüst olmamız gerekiyor. Alevi yurttaşlarımızın gönlüne girebilmemiz gerekiyor. Onların dertlerine, sıkıntılarına sırtımızı dönmememiz gerekiyor. Şu an biz kendi içimizde bile birlik olamamışken sürekli bir yerlere, bir kurumlara, partilere bağımlı olmuşken, devletin bizi çok ciddiye alacağını düşünmüyorum.”

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • Alevi gençler için harem-selamlık kampa tuhaf gerekçe: Kadınların katılımı artıyor

    Alevi gençler için harem-selamlık kampa tuhaf gerekçe: Kadınların katılımı artıyor

    AKP tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı Gençlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün iş birliğiyle Gençlik Kampı düzenliyor. Başkanlık, 18-25 yaş aralığındaki Alevi gençleri, kadın ve erkek olmak üzere ayrı gruplar halinde kamp organizasyonlarına davet etti. Yetkililer, kampların ayrı yapılmasının gerekçesini ise kadınların katılımının bu şekilde arttığını gösterdi. 

    Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Bursa Şubesi’ne gönderdiği yazıyla Alevi gençleri, Gençlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün işbirliğiyle düzenlenen Gençlik Kampları’na davet etti. Başkanlığın gönderdiği yazıda, 18-25 yaş arasındaki gençlerin katılımıyla düzenlenecek kampların kadın ve erkekler için ayrı tarihlerde yapılacağı belirtildi.

    ‘2012 YILINDAN SONRA AYRI YAPILMAYA BAŞLANDI’

    Artı Gerçek’in haberine göre Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı yetkilisi, kampın Gençlik ve Spor Bakanlığı ile birlikte düzenlendiğini ve kamp düzeninin böyle olduğunu söyleyerek, “Onların kamp alanları ile imkanları kullanılacağı için bu şekilde duyuruldu. Alevi toplumunda böyle bir ayrı gayrı yoktur. Ancak organizasyon kısmında diğer bakanlıkla hareket edildiği için onların iç düzenine müdahale şansımız yok. Yerleşik düzenleri bu şekilde” dedi.

    Konuyla ilgili görüşülen Gençlik ve Spor Bakanlığı yetkilisi ise 2012 yılından itibaren kampların ayrı ayrı yapıldığını belirterek, “Kamplar ayrı ayrı yapıldıktan sonra kadınların katılımı artıyor. İstatistiklerden bunu görüyoruz. Bu sebepten dolayı karma değil ayrı ayrı düzenleniyor” diye konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • AFA Başkanı Saka: İktidarın yanında olan Aleviler inancımıza ihanet edecekler-VİDEO

    AFA Başkanı Saka: İktidarın yanında olan Aleviler inancımıza ihanet edecekler-VİDEO

    PİRHA- AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, cemevlerinin Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulacak olan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na bağlanacağına dair yaptığı açıklamaya AFA Genel Başkanı Suzan Saka tepki gösterdi. Saka, “İktidarın yanında olacak olan dedeler, analar ya da gençler, kendi inançlarına, kendi kültürlerine, kendi geçmişlerine, kendi analarına, dedelerine, pirlerine, Pir Sultan Abdal’a, Hacı Bektaş’a, Hallacı Mansur’a, Hasret’e, Nesimi’ye, ihanet edecekler” dedi.

    Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA) Genel Başkanı Suzan Saka, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, cemevlerinin yönetiminin Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulacak olan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na bağlanacağına dair yaptığı açıklamayı değerlendirdi.

    Avusturalya’dan Avrupa’ya ve Türkiye’ye Alevi kurumlarının ortak hareket ettiklerinin altını çizen Suzan Saka, “Avrupa’daki konfederasyon ve Türkiye’deki Alevi örgütlerinden farklı düşünmüyoruz. Ne kadar fiziksel ve mekansal olarak Türkiye’den uzakta da olsak kaygılarımız özellikle de Cumhurbaşkanı’nın şu an yapmış olduğu manevralar konusundaki fikrimiz aynı” dedi.

    “İKTİDARIN YANINDA YER ALAN ALEVİLER KENDİ İNANÇLARINA İHANET EDİYORLAR”

    AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın yanında duran bir grup kurum başkanı ve dedeye “Bu iktidara nasıl güveniyorlar?” diye soran Suzan Saka, “21 yıllık iktidarları tarihi bunun kanıtıdır. Israrlı bir şekilde bu iktidarın son yirmi yıl içerisinde gazetecilere, yazarlara, akademisyenlere, işçilere, emekçilere, Kürtlere, Alevilere, kısacası bütün kesimlere karşı nasıl bir hak ihlali uygulandığı ortada. Dolayısıyla pratiği aslında kendini ispat eden bir iktidardan ne beklenebilir? Ne bekliyor? Bu dedeler ya da cemevleri liderleri bu soruya kendilerine çok iyi sormaları gerekiyor. Çünkü böylesi bir yapılanma içerisinde yer alarak aslında hem kendi tarihlerine, inançlarına, felsefelerine, kültürlerine hem de Türkiye halklarına ihanet ediyorlar” diye konuştu.

    “PİR SULTAN ABDAL’A, HACI BEKTAŞ’A, HALLACI MANSUR’A İHANET EDECEKLER!”

    Şu ana kadar AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın asıl muhataplarını dikkate almadığının altını çizen Suzan Saka, şunları ifade etti:

    “Alevi felsefesini, kültürü ve eşit yurttaşlık hakkı gibi söylemlerini dile getiren ve bu anlamda da hem alanda olan, hem masada oturan Türkiye’de belli başlı Alevi örgütleri var ve bunlar demokrasi mücadelesi veriyorlar. Sadece Aleviler için değil Türkiye’de yaşayan bütün halkları için demokrasi mücadelesi veriyorlar. Dolayısıyla Alevi kurumları sorunların çözümü için istişareye açık. Ama bizim sorunlarımızı çözecek, biat ettirecek bir yöntemle değilse biz buna açığız.

    Yüzlerce yıldır Anadolu’da olan bir inancı kalkıp kendi kurallarınız, kendi yöntemlerinizin içerisine alırsanız kabul edilmez. Cumhuriyet kurulduğundan bu yana Türkleştirme, tek dil, tek dil, tek din yöntemini kullanıyor. Dönem dönem direkt yaparak, dönem dönem işte bu tür yöntemlerle halkları, toplumları, inançları bölerek, asimile etmeye devam ediyor. Bununla birlikte bugün iktidar daha sinsice yöntemler uyguluyor. Bu da o yöntemlerden bir tanesi. Şimdi oraya gidecek olan dedeler, analar ya da gençler, Alevilikle ilgili devletin çizmiş olduğu bir politika ya da bir yaşam biçimini öğrenerek aslında tek dini hizmet eden bir sürece girecekler ve kendi inançlarına, kendi kültürlerine, kendi geçmişlerine, kendi analarına, dedelerine, pirlerine, Pir Sultan Abdal’a, Hacı Bektaş’a, Hallacı Mansur’a, Hasret’e, Nesimi’ye, ihanet edecekler.”

    “İKTİDARIN OYUNLARINA GELİNMEMESİ İÇİN MÜCADELE EDECEĞİZ”

    “Aleviler olarak; bizi muhatap alın, inancımızı tanıyın diyoruz. Bizi öldürmeyin, bizi kırmayın. Bizim çocuklarımızı asimile etmeyin istiyoruz” diyen Suzan Saka, “Türkiye’deki Aleviler kendi haklarını savunan, gerçekten Aleviliğin başlı başına bir inanç olduğunu ısrarla söyleyen, Alevi katliamlarıyla devletin yüzleşmesi gerektiğini belirten, laik bir eğitim ve laik bir devlet ve eşit vatandaşlık, demokrasi ama herkes için demokrasi diyen Türkiye’deki Alevi çatı kurumlarının liderliklerine güvenmeleri gerektiğini düşünüyorum. Tabii bu anlamda da hem Türkiye’deki hem Avrupa’daki hem de diğer kıtalardaki Alevi örgütlenmelerine de görev göre düşüyor. Bizler de ısrarla ama hiç vazgeçmeden iktidarın oyunlarına gelinmemesi için yapılanların unutulmaması için mücadele edeceğiz” ifadelerine yer verdi.

    Diren KESER/PİRHA

    İLGİLİ HABERLER

    > Erdoğan’dan Alevi inancıyla bağdaşmayan ‘müjde’ler; Alevi hakları yine yok!
    > Alevi örgütlerinden Erdoğan’a: Açılım değil Alevilere darbedir!-VİDEO

  • Dede Aksoy: AKP’nin Alevi çocuklara ve dedelere yönelik programı siyasi rant amaçlı-VİDEO

    Dede Aksoy: AKP’nin Alevi çocuklara ve dedelere yönelik programı siyasi rant amaçlı-VİDEO

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Çorum Şubesi Başkanı Nurettin Aksoy dede, AKP’nin gençlik kampı ve Kerbela gezisi programlarına tepki gösterdi. Aksoy, “Bunun sadece siyasi rant amacı ile Alevi çocuklarına ve dedelerine yönelik bir girişim olarak düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

    AKP’nin organize ettiği Hacıbektaş Gençlik Kampı ve Kerbela gezisine ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulunan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Çorum Şubesi Başkanı Nurettin Aksoy Dede “Bunu sadece siyasi rant amacı ile Alevi çocuklarına ve dedelerine yönelik bir girişim olarak düşünüyorum” dedi.

    “HÜKÜMETİ SAMİMİ BULMUYORUM”

    Programlar için kendilerine yönelik gelen daveti “Bizden dede talepleri oldu fakat “hayır” dedik. İkinci olarak da bizden 10 genç istediler; buna da “hayır” dedik” ifadeleri ile anlatan Aksoy, hükümeti samimi bulmadığını söyledi.

    Aksoy şöyle konuştu:

    “Gençlik kampında neler konuşulacak? Kim ders verecek? Çocuklarımızı Alevi kampına götüren samimi bir devlet, İçişleri Bakanlığı olsaydı, mesela bu kampa Alevi dedelerini getirip, müfredatı ile ilgili hiç yorum yapmadan onlara bir ders verdirebilirdi. Kendisinin götürmesine gerek yok kamplara izin verebilir, bütçe ayırabilirdi. Nasıl ki Avrupa bu işi çözdüyse o şekilde çözebilir. Avrupa, inancı ve müfredatı ile ilgili herhangi bir yorum getirmiyor. Sadece yasalara uygun olup olmadığına bakıyor. Her inancın kültürün ya da inancının yaşaması için bir bütçe ayırıyor ve diyor ki “Onlar benim vatandaşım.”

    “ALEVİ GENÇLERİ VE DEDELERİNE YÖNELİK SİYASİ RANT AMAÇLI BİR GİRİŞİM”

    “Aleviler bu ülkenin vatandaşı ise cumhuriyetin kuruluşundan bu tarafa vergisini verdiyse, askerliğini yaptıysa çocukları neden işe alınmıyor?” diye soran Aksoy, AKP’nin girişimini samimi bulmadığını kaydetti. Aksoy, “Bunun sadece siyasi rant amacı ile Alevi çocuklarına ve dedelerine yönelik bir girişim olarak düşünüyorum” dedi.

    Aksoy, şube faaliyetlerine de değinirken, şunları söyledi:

    “Pandemiden önce 300’ün üzerinde çocuğumuza burs verdik. Çocuklar, semah, halk oyunları, bilgisayar gibi yetenek konularında üç ay kurs alıyor. Biz onlara Alevilik tarif etmiyoruz. Çocuklar, gördükleriyle, yaşadıklarıyla, deyişlerle, dostluklarıyla, arkadaşlıklarını pekiştirerek kendisini ifade etme şansına sahip oluyor. Hayata daha pozitif bakıyor ve mücadele alanının içine giriyor. Az ile yetinmeyi, dostluğu, paylaşımı daha artırmayı, elde ettiklerini başkasıyla paylaşmak gibi bir sistemin içine giriyor. Vakfımızda İngilizce kurs alıp da yetenek sınavında başarılı olan çok öğrencimiz var. Müzik alanında üniversiteleri kazanıp, öğretmen olan gençlerimiz var. Hala atamayı bekleyen gençlerimiz var. Bir ülke düşünün ki İçişleri Bakanı Alevi çocuklarını çok önemsiyor ve kamp yaptırmayı istiyor ama geri planda da işsiz bırakıyor. Alevi çocuklarının geleceği ile ilgili bir programı bile yok.”

    “ALEVİ KURUMLARININ GELECEKLE İLGİLİ YATIRIMI OLMALI”

    Türkiye’nin bir seçim sürecine girdiğini hatırlatan HBVAKV Çorum Şubesi Başkanı Nurettin Aksoy, “Seçimler yaklaşıyor. Sadece geçici bir rant elde etmek için onun hazırlığı mı; yoksa başka bir düşünce mi var? Şu anda karanlık. Sonuçlarını göreceğiz. Alevi gençleri, dedeleri buraya ne kadar katılım sağlayacaklar? Ne kadar ciddiye alınacağını göreceğiz. Ama Alevi kurumlarının da gelecekle ilgili bir projesi, yatırımı olmalı. Şimdiye kadar tarihimizi yazan bir yazarımız, hekimimiz, hukukçumuz yok. Buna benzer eksikliklerimizi tamamlayacak şekilde çalışmalarımızı sürdürmeliyiz. Alevi kurumlarının, Alevi çocukları ile ilgili hem ekonomik, hem felsefi, hem de inanç bakımından çalışmalar yapması gerekiyor” diye konuştu.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • AKD Altınoluk Şubesi yöneticilerinden AKP’nin kamp ve Kerbela planına tepki: Asimilasyon-VİDEO

    AKD Altınoluk Şubesi yöneticilerinden AKP’nin kamp ve Kerbela planına tepki: Asimilasyon-VİDEO

    PİRHA-Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Altınoluk Şubesi yöneticileri, AKP’nin finanse ettiği gençlik kampı ve Kerbela gezisine tepki gösterdi. AKD Altınoluk Şubesi Başkanı Veli Doğan, “Alevi kurumları var. Birilerinin Aleviliği öğretmeye veya asimile etmeye hakkının olmadığını düşünüyorum” dedi. Şube çalışanı Dilek Aygün ise  “Devlet eliyle yapılan bir asimile etme politikası” dedi.

    AKP hükümeti tarafından finanse edilen Hacıbektaş Gençlik Kampı ile Kerbela gezisine tepkiler gelmeye devam ediyor. Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Altınoluk Şubesi Başkanı Veli Doğan, şube çalışanı Dilek Aygün ve şube denetleme sorumlusu İbrahim Şahin, konuya dair PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.

    “ALEVİ KURUM BAŞKANLARIMIZ GEREKLİ CEVABI VERDİ”

    Alevi kurum başkanlarının konuya ilişkin gerekli cevapları verdiğini belirten AKD Altınoluk Şubesi Başkanı Veli Doğan, “Buna dair kurum başkanlarımız gerekli cevapları verdi. Alevi örgütlülüğündeki hiçbir kuruma bu teklifler gelemedi. Bizim bu kurumlara bakış açımız da çok kesindir. O yüzden de bize şahsen öyle bir teklif gelmedi. Bunun kimsenin haddi ve hakkı da olmadığını, Alevi kurumlarının olduğunu ve birilerinin Aleviliği bir şekilde öğretmeye veya asimile etmeye hakkının olmadığını düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

    “DEVLET ELİYLE YAPILAN BİR ASİMİLASYON POLİTİKASI”

    Şube çalışanı Dilek Aygün ise gerçekleşmesi planlanan iki programı doğru bulmadığını söyledi. Aygün, “Bir kere doğru bulmuyorum. Çünkü bunun devlet eliyle yapılması asimilasyonun kapılarını sonuna kadar açıyor. Devletin Alevileri asimile etme politikası olduğunu düşünüyorum. Katılan arkadaşları da acaba yaptıkları şey doğru mu diye, şöyle bir takkelerini önüne koyup, düşünmeye davet ediyorum. Çünkü Aleviliğin anlatılarak ya da bir şeyler paylaştırarak gösterilebilecek bir şey olduğunu düşünmüyorum açıkçası. Devlet eliyle Aleviler, İslamiyet’in farklı boyutuna çekilmeye çalışılıyor. Kesinlikle karşı çıkıyorum. Devlet eliyle yapılan bir asimilasyon politikası olduğunu düşünüyorum” diye konuştu.

    “ALEVİLERİN, BAKANLIĞIN DENETİMİNE GİRMESİNİ İSTEMİYORUM”

    AKD Altınoluk Şubesi Denetleme Sorumlusu İbrahim Şahin de programlara tepkisini şu sözler ile dile getirdi:

    “Ben programlara katılmıyorum. Bir Alevi vatandaşın da bakanlığın denetimi altına girmesini istemiyorum. Kendileri okusunlar, araştırsınlar, öğrensinler Aleviliğin ne olduğunu. Bizim birçok Alevi kurumumuz var. Belki parasal olarak destek olamayabiliriz. Ancak bilgisel anlamda istediklerini verecek yeterli sayıda profesörlerimiz, doçentlerimiz ya da sanatçılarımız var. Bakanlık nezdinde böyle bir şeyin yapılmasını ve gençlerimizin katılmasını doğru bulmuyorum. Yarın bir gün bir başka şey ortaya süreceklerdir. “Gelin buna da katılın” diyeceklerdir. Böylece gençliğimizi kendilerine doğru çekeceklerdir.”

    Barış KOP – Berfin YILDIZ / BALIKESİR

  • Fethiye Alevi Kültür Derneği Cemevi, gençleri hükümetin kampına gönderiyor-VİDEO

    Fethiye Alevi Kültür Derneği Cemevi, gençleri hükümetin kampına gönderiyor-VİDEO

    PİRHA- AKP hükümetinin Alevi genleri 19-23 Ağustos’ta ‘Hacıbektaş Gençlik Kampı’na götürme projesi Alevi toplumunda tepki çekerken, Fethiye Alevi Kültür Derneği Cemevi Genel Sekreteri Zeki Tunca, üyeleri olan 2-3 genci kapma göndereceklerini söyledi. 

    İçişleri Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın finanse edeceği program kapsamında 400 Alevi gencinin 19-23 Ağustos’ta ‘Hacıbektaş Gençlik Kampı’na alınmasına ilişkin Bağımsız Fethiye Alevi Kültür Derneği Cemevi Genel Sekreteri Zeki Tunca, PİRHA’ya konuştu.

    “Bizim inancımızı kabul etmedikleri ,cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmediği yerde hükümetimizden gelen talepler var” diyen Tunca, “Örneğin ağustos ayında Hacı Bektaşi Veli anma etkinliklerine bir grup gencin götürülmesi yönünde talepler geldi. Bizler de bunun doğrusunu yaptık. Gitmeyi arzu eden, bu işi bilen, bilinçli birkaç gencimizin isimlerini yazdırdık ve Hacı Bektaş Veli anma etkinliklerine (Kampa) gönderiyoruz” şeklinde konuştu.

    “RİTÜELLERİMİZİ YERİNE GETİRSİNLER”

    Tunca, cemevinde bulunan gençlerin pek çoğunun üniversite sınavına girdiğini kayıt işlemleri olacağı için Hacıbektaş’a kampa üniversite ile işi olmayan belli yaş aralığında birkaç kişinin isimlerini yazdırdıklarını ve onları göndereceklerini kaydetti.

    Bağımsız Fethiye Alevi Kültür Derneği Cemevi Genel Sekreteri Zeki Tunca, “Bektaşi Veli türbesini ziyaret etsinler, ritüellerimizi yerine getirsinler, oradaki yaşadıkları şeyleri de bizlere burada ifade etsinler diye onların isimlerini verdik” dedi.

    Cebrail ARSLAN/MUĞLA

     

  • Karakaya ve Poyraz’dan AKP projelerine tepki: Siyasi otorite Alevileri asimile etmek istiyor-VİDEO

    Karakaya ve Poyraz’dan AKP projelerine tepki: Siyasi otorite Alevileri asimile etmek istiyor-VİDEO

    PİRHA-AKP hükümeti tarafından organize edilen “Hacıbektaş Gençlik Kampı” ile 300 dede için Kerbela gezisine tepki gösteren Doç. Dr. Ayfer Karakaya-Stump “Aleviliğin tarihine ve duruşuna aykırı bir durum. Devlet elini çekmelidir bu tip meselelerden” dedi. Prof. Dr. Bedriye Poyraz ise “Devletin varoluş nedenlerinden bir tanesi de Alevileri ve Aleviliği asimile etmek. Bu yüzden bu hiç şaşırtıcı bir şey değil” diye konuştu.

    İçişleri Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın 400 genç için Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde yapmayı planladığı “Hacıbektaş Gençlik Kampı” ile 300 dedenin Kerbela’ya götürülme programına yönelik tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Virginia William & Mary Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ayfer Karakaya-Stump ile Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bedriye Poyraz da bakanlıkların programlarına ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.  

    “PROGRAMIN DEVLET TARAFINDAN YAPILMASI ALEVİLİĞİN DURUŞUNA AYKIRI”

    Alevi kutsal mekanlarının gençler tarafından ziyaret edilmesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Ayfer Karakaya-Stump “Ama bu hiçbir şekilde devlet eliyle olmamalı tabii ki. Yani bu hem Aleviliğin tarihine, hem duruşuna aykırı bir durum. Alevilik özerk hareket etmeli diye düşünüyorum. Bu konuda da zaten tabii ki yani aynı şekilde Alevi örgütleri bu tür gezileri kendileri düzenlemeli. Kendi anlatılarıyla, kendi tavırlarını gençlere anlatarak yapmalı” diye konuştu.

    “DEVLET BU TİP MESELELERDEN ELİNİ ÇEKMELİDİR”

    Karakaya, planlanan programı doğru bulmadığını ifade ederken, “Zaten laik bir ülkede bakanlığın işi de değil bu. Olmaması da gerekiyor. Biz sadece “eşit yurttaşlık” derken, bize de  Sünni Müslümanlara yaptığı gibi belli bir Alevilik empoze etsin demiyoruz. Bizim istediğimiz bu değil. Devlet elini çekmelidir bu tip meselelerden. Çünkü devletin müdahale ettiği yerde her zaman tabii ki siyaset vardır. Belli siyasi gündemler vardır. Dolayısıyla yapılmasını çok sağlıklı ve doğru bulmuyorum” dedi.

    “DEVLETİN VAR OLUŞ NEDENLERİNDEN BİRİ ALEVİLERİ VE ALEVİLİĞİ ASİMİLE ETMEK”

    Devletin var oluş nedenlerinden birinin de Alevileri ve Aleviliği asimile etmek olduğunu söyleyen Prof. Dr. Bedriye Poyraz ise şöyle konuştu:

    “Devletin yaptığı etkinlikler bunlar. Zaten devletin varoluş nedenlerinden bir tanesi de Alevileri ve Aleviliği asimile etmek. Bu yüzden bu hiç şaşırtıcı bir şey değil. Tabii ki Alevi dedeler giderse onları Kerbela’ya da götürürler. Gençler giderse onları kampa da götürürler. Başka yere de götürürler. Birçok imkanlar da sunarlar. Dolayısıyla burada şunun altını çok çizmek istiyorum. Burada muhatabımız aslında Alevi toplumunun kendisi. Alevi toplumunun da temsilcileri olarak Alevi örgütleri.
    Eğer Alevi toplumu, Alevi örgütleri kendi gençlerine yeterince, etkili ve anlamlı bir şekilde sahip çıkarsa gençler Diyanetin ya da bakanlığın kampına gitmezler. Ya da Aleviler kendi içinde bu kadar sert bölünmeler yaşamazlarsa ya da birbirlerine karşı bu kadar kırıcı olmazlarsa o zaman Alevi toplumu içinde en azından dışarıya karşı daha bütünlüklü bir görüntü sergilenebilir. Ya da en azından ortak paydalarımızda buluşabiliriz.”

    “ALEVİ ÖRGÜTLERİ ETKİLİ, DOĞRU POLİTİKALAR ÜRETEMİYOR”

    Poyraz, Alevi örgütlerinin etkili ve doğru politikaları üretemediğini kaydederken, “Fakat burada ben daha önce de söylediğim gibi bütün bunların sorumlusunun Alevi toplumu ve Alevi örgütleri olduğunu düşünüyorum. Çünkü burada yeterince etkili, doğru politikalar üretemiyorlar ve yürütemiyorlar. Dolayısıyla toplum çok parçalandı. Böyle bir parçalanmışlık içinde sadece devlet değil, herkes Alevi toplumunu etkilemek istiyor. Herkes Alevi gençlerini manipüle etmek ister. Erdoğan sanki kendisinin hiçbir suçu yokmuş gibi her şey için “dış mihrak” diyor ya. Her şey çok şahane ama dış mihraklar geliyor, ülkeyi bölüyor. Şimdi bu da ona benziyor. Oysa bu bizim bilmediğimiz bir şey değil ki. Bin yıldır devlet, siyasi otorite, sürekli Alevileri asimile ediyor. Ama bizim buna karşı ancak bütünlüklü, sağlam bir duruşumuz olursa “dış mihraklar” hiçbir şey yapmazlar, yapamazlar” ifadelerini kullandı.

    Barış KOP – Berfin YILDIZ /PİRHA

  • Onur Şahin: Alevi gençlere kamp düzenleyen devlet, eğer samimi ise Aleviliği tanısın-VİDEO

    Onur Şahin: Alevi gençlere kamp düzenleyen devlet, eğer samimi ise Aleviliği tanısın-VİDEO

    PİRHA – PSAKD Yenimahalle Şube Başkanı Onur Şahin, hükümetin veya devletin artık daha incelikli asimilasyon politikaları uyguladığını ifade ederek “Hacıbektaş Gençlik Kampı” projesini eleştirdi. Şahin, “Hacı Bektaş Dergahı dahi şu anda Alevilerin elinde değil. Bu bir utançtır ama gençler oraya götürülecek ve Alevileri, diğer ezilen kesimleri yok sayan bir resmi ideoloji gençlere dayatılacak” dedi. 

    AKP hükümetinin, 19-23 Ağustos arasında yapmayı planladığı ‘Hacıbektaş Gençlik Kampı’na ilişkin çabaları sürüyor. Alevi toplumu ise gençlik kampının bir tür asimilasyon projesi olduğunu ifade edip, iktidarın bu baskısını sert dille eleştiriyor.

    “İNCELİKLİ ASİMİLASYON PROJELERİ”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Yenimahalle Şube Başkanı Onur Şahin, devletin son yıllarda asimilasyon projesinde baskıdan daha çok rızaya öncelik verdiğinin altını çizdi. Şahin, devletin daha incelikli asimilasyon projeleri uyguladığını ifade ederek gençlere yönelik projeye dair şunları söyledi:

    “Eskiden olduğu gibi şimdi baskı ya da katliamdan ziyade bu tür projeler geliştirmek, kendine yandaş kazanmak, işbirlikçi örgütler, inanç önderleri kazanabilmek gibi çaba gösteriyorlar. Tabii buna karşı bizim örgütlü duruşumuz çok önemli. Gençlerin, Hacıbektaş’a, inanç önderlerimizin ise Kerbela’ya götürülmesi projeleri de devletin bu incelikli asimilasyon projeleri ile bağlantılıdır. Devlet her zaman kendisine benzetmek ister. Her zaman yok edemediğini kendisine benzetmek istemiştir. Alevileri de aynı şekilde yok edemeyip, asimile edemediyse kendi belirlediği çizgide hareket etmelerini, inanmalarını, düşünmelerini sağlamaya çalışıyor. Yani bu projelerle bağlantılı devletin, Alevilere dönük politikalarının geneline baktığınız zaman böyle bir durum ortada.”

    “DEVLET, HER TOPLULUĞA BİR GÖMLEK BİÇMEYE ÇALIŞIYOR”

    Onur Şahin, siyasal iktidarın yürüttüğü projelere karşı “örgütlü bir duruş geliştirmek” durumunda olduklarını vurguladı. Özellikle Alevi kurumlarının bu konuda kamuoyunu aydınlatıcı, güçlü çıkışlar yapması gerektiğini söyleyen Şahin, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Kurumlarda bugüne kadar düzgün çalışmalar yapıldı. Bunların devamı da gerekiyor. Tabii sadece Alevi örgütlerinin değil, bu konudaki kanaat önderlerinin, yazarların, aydınların da duyarlılık göstermeleri gerekiyor. Bunun dışında devlet, her zaman her topluluğa bir gömlek biçmeye çalışıyor. Alevilere, Kürtlere tüm ezilen kesimlere bir gömlek biçmeye çalışıyor. Devlet, Aleviler konusunda çok hassas ise Alevi köylerine cami yapmaktan vazgeçsin. Devlet zorunlu din derslerine, eğitimde dinselleşmeye son versin. Eğer samimiler ise Aleviliği tanısın. Ama bu konularda hiçbir çalışma göstermeyip halen köylere cami yapıp, Alevilerin kutsal mekanlarına el koyuyorsunuz. Halen Alevileri asimile etme çabasındasınız ve sonra da böyle projeler geliştiriyorsunuz. Bunların hiçbiri samimi değil. Bunlar asimilasyon projeleridir. Devlet şu an görevini yapıyor ancak bizim de örgütlülük seviyemizi daha üste çıkarmamız gerekiyor. Şimdi örgütlü gücümüzle bunları püskürtebiliyor, teşhir edebiliyoruz ancak örgütlülüğümüz eğer zayıflarsa biz bu konuda zorluk çekmeye başlayabiliriz. Ona karşılık birliğimizi güçlendirmemiz gerekiyor.”

    “DEVLET, ALEVİLİĞE DÖNÜK TANIM GETİRMEMELİ”

    Yapılması planlanan ‘Gençlik Kampı’nın içeriğine de değinen Onur Şahin “Devletin, Alevilere dönük olumsuz bakışını ya da Alevilere biçtiği rolü onlara dayatacaklardır” dedi.

    Alevi dergahlarındaki “işgal” durumuna dikkat çeken Şahin şunları kaydetti:

    “Hacı Bektaş Dergahı dahi şu anda Alevilerin elinde değil. Oranın Aleviler tarafından idare ediliyor olması lazım. Bu bir utançtır ama gençler oraya götürülecek ve Alevileri, diğer ezilen kesimleri yok sayan bir resmi ideoloji gençlere dayatılacak. Dolayısıyla da bu tarz ideolojiler angaje edilmeye çalışılacak, ileride bu gençler kazanılmaya, belli yerlerde görevlendirilmeye çalışılacaktır. Devlet bugüne kadar bu şekilde çalışmıştır. Hatırlıyoruz, 12 Eylül döneminde birçok Alevi, Kur’an kurslarına gönderildi, dini eğitimlerden geçirildi, sonra memleketlerine gönderildi ve orada asimilasyon politikalarına katkı sunuldu. Şiacılar da aynı şekilde oldu. İran’a gidenler, orada eğitim alıp memleketine dönenler oldu ve ardından bunu aşılayıp dernekleşmeler oluştu. Bunların büyütülmesi şimdi söz konusu. Kısacası iyi niyetli bir proje değil. Asimilasyona hizmet eden bir proje. Devlet artık Alevilerin inancını nasıl yaşayacaklarına karışmamalı. Devlet, Aleviliğe dönük tanım getirmemeli. Tabii ki son dönemdeki şehirleşmeden kaynaklı olarak çoklu tanımlar ortaya çıkabilir. İnsanlar, Aleviliği farklı şekillerde yaşayabilir. Devletin görevi ise ‘Sen inancını bu şekilde yaşayacaksın, Alevilik budur’ demek değildir. Vatandaşın tercih edip inandığı şekilde yaşayabilmesini sağlamaktır. Ama devlet buna saygı duymuyor. ‘Siz benim belirlediğim sınırlar içerisinde inanıp, düşüneceksiniz’ diyor. Bu kabul edilebilir bir anlayış değil. Demokratik bir devlet anlayışına da uymamaktadır.”

    Eren GÜVEN / ANKARA

     

    İLGİLİ HABERLER:

    Cemevini tanımayan AKP, Alevi gençleri kampa, dedeleri Kerbala’ya götürüyor!
    >Mat’tan AKP’ye tepki: İnancı kabul etmeyen devlet aklı Ana/Dedeleri Hacca götürüyor
    >Ocak evlatlarından asimilasyonculara uyarı: Dersim’den ellerinizi çekin!
    >Doğan’dan, AKP’nin kampa ve Kerbela’ya götüreceği gençlere, dedelere çağrı: Tevessül etmeyin!
    >Bülbül’den, AKP’nin Alevilere yönelik etkinliklerine tepki: Oyunlardan vazgeçin!
    >Doğan’dan hükümetin Alevi gençlik kampı ve Kerbela planına tepki: Böyle bir önceliğimiz yok!
    >ADFE Başkanı Fırat: Devletin 300 dedeyi Kerbela’ya yollaması kotalı asimilasyondur
    >AKD Genel Başkanı Kurt: İçişleri Bakanlığı’nın inancımıza yön vermesi doğru değil
    > 7 Alevi çatı örgütünden devlete/hükümete uyarı: Alevilere yönelik iç asimilasyondan vazgeçin!

     

  • 7 Alevi çatı örgütünden devlete/hükümete uyarı: Alevilere yönelik iç asimilasyondan vazgeçin!

    7 Alevi çatı örgütünden devlete/hükümete uyarı: Alevilere yönelik iç asimilasyondan vazgeçin!

    PİRHA- 7 Alevi çatı örgütü, dedelerin Kerbela ve umrede, Alevi gençlerin eğitim kamplarında ehlileştirilmesine sessiz kalmayacaklarını belirterek, devletin iç asimilasyondan vazgeçmesi çağrısında bulundu. 

    İçişleri Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın finanse edeceği program kapsamında belirlenecek 300 dede Kerbela’ya götürülecek. Ayrıca, üç bakanlığın bütçesiyle 400 Alevi genci için ise 19-23 Ağustos 2022 tarihlerinde Hacıbektaş Gençlik Kampı projesi hayata geçirilmeye çalışılıyor. Bu projeler kapsamında bakanlıklardan Alevi dernekleri aranarak dede ve gençlerin gönderilmesi talep ediliyor.

    Bu akşam üzeri Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Dernekleri Federasyonu, Alevi Vakıfları Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ortak yazılı bir açıklama yaparak, sert tepki göstererek, devletin Alevileri asimile etmek yerine, taleplerini yerine getirme çağrısı yaptı.

    7 Alevi çatı örgütü, “Alevi kurumları, Devletten ya da hükümetlerden AiHM’in cemevlerinin ibadethane olduğu kararının bir an evvel uygulanmasını, laiklik gereği devletin tüm inançlara eşit mesafede yaklaşmasını, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kapatılmasını, zorunlu din derslerinin kaldırılmasını talep ettiklerini belirterek, “Alevi dedelerinin Kerbala’da ve umrede, Alevi gençlerinin de eğitim kamplarında ehlileştirilmesine sessiz kalmayacağız” dedi.

    İşte 7 Alevi çatı kurumunun ortak açıklaması:

    “Her ne ararsan kendinde ara,
    Mekke’de Kudüs’te, hacda değil…”

    Alevi örgütlerinin, akademik çevrelerin ve tüm aydın kesimin müşterek çaba ve mücadelesiyle devlet ya da hükümetler Alevi-Sünni meselesini eşit vatandaşlık temelinde ele alıp doğru bir analizle çözüme kavuşturmak zorundadır.

    Aleviler ve bu ülke de yaşayan tüm farklı inanç grupları ülkenin vatandaşıdır.

    Sünni ve Alevi çatışmasını bilgi eksikliği ve gerici eğitim programları ile sıcak tutan devlet bu adaletsizlikten artık vazgeçmelidir. On binlerce personeliyle anayasal din hizmeti veren ve bu anlamda holdingleşen Diyanet elini cumhuriyetin laiklik ilkesinden çekmelidir.

    “EHLİLEŞTİRMEYE SESSİZ KALMAYACAĞIZ!”

    Alevilerin Devletten ya da hükümetlerden talepleri nettir:

    – AiHM’in Cemevlerinin ibadethane olduğu kararının bir an evvel uygulanması,

    – Laiklik ilkesi gereği devletin tüm inançlara eşit mesafede yaklaşması Sünni inanca göre oluşturulan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kapatılması,

    – Zorunlu din derslerinin kaldırılması…

    Alevi inanç önderleri ve Alevi toplumu bu istekleri konusunda ısrarlı iken, bu amaçla yıllardır mücadele ederken, Devletin; Alevi dedelerini Kerbala ve umreye, Alevi gençlerini de eğitim kamplarında ehlileştirmesine sessiz kalmayacağız!

    “ALEVİLİK HAKTIR, ALEVİLİK VARDIR!”

    Aleviliğin en temel yaklaşımı, Hak ve adaleti yaşatmak ve hakikati gösterme gücünün insanda olmasıdır.
    Devlet; bu yayılmacı zihniyetle toplumlar arasında Sosyal ve siyasi huzursuzluk yaratamaz. Siyasi partiler yaptığı tartışmalar içerisinde “Aleviliği” bir yaftalama aracı görerek, nefret suçu işleyemez!
    Alevilerin bireysel inanç özgülüğüne müdahale eden devlet, inanç önderlerine kendi zihniyetiyle yaklaşma cesareti bulmuştur.

    “ALEVİ DEDELERİNİN DEVLETTEN İSTEDİĞİ ŞEY KERBELA YA DA UMRE DEĞİLDİR”

    Oysa;

    Alevi dedelerinin devletten istediği şey Kerbela, umre ya da başka dini bir etkinlik değildir. İnanç önderlerimizin amacı başka coğrafyada yaşayan halkları değiştirme ya da dönüştürmek de değildir.

    Bu nedenle irşat amacı güden hiçbir etkinlikte yer alma talepleri de yoktur.

    Bizim kıblemiz insandır; farklıkları özgürleştirme ve özüne döndürmek ve gönül almaktır, insanın yüzünde Hakkı görme cesaretidir.

    Bu nedenle bir kez daha hatırlatmak istiyoruz:

    İnanç, ahlaki ve geleneksel değerlerimizi yaşatan Alevi dedelerinin Kerbela’ya gönderilmek istenmesi Alevi toplumuyla, inanç önderleri arasına sosyal mesafe koymaya yöneliktir.

    “DİYANET, ALEVİLERİ PAZAR ALANINA ÇEKMEYİ PLANLAMAKTADIR”

    Diğer taraftan dini ticari faaliyetlere alet eden Diyanet, Alevileri de bu pazar alanına çekmeyi planlamaktadırlar.

    Aleviliği yok sayan, inanç merkezlerini tanımayan devlet, Alevi dedelerine neden itina ile yaklaşıyor? Bizler bunu sorguluyoruz, sorgulamaya da devam edeceğiz!

    Sevgili canlar;

    Geçmişten bugüne “Sünni İslam coğrafyasını “şekillendirmek adına halkları sürgün eden onların etnik yapısıyla uğraşan devlet, sürgün planını Alevilerin inançlarını değiştirme üzerine yürütmüştür. Alevileri cezalandırmış, arkasından türlü oyun ve entrikalarla onları yok saymıştır.

    Sünnileştirme adına uyguladığı sürgün politikası ile Alevileri kendi coğrafyasından göçe zorlamış, onları yol gitmez –kervan geçmez topraklarda ehlileştirmeyi planlamış ancak; her defasında büyük bir yanılgıya düşmüş, gizli ve açık bir şeklide yaptığı asimilasyonlarda boşa çıkmıştır.

    Çünkü Alevi toplumu her defasında dışa dönük müthiş bir muhalif kimlikle inancına sahip çıkmış, devrimci –ilerici ve özüne sadık bir toplum olmayı başarmıştır.

    İşte; Devletin dizayn ve tasarım çabalarına karşı sosyolojik ve kültürel yaşam tarzını şiirleriyle, deyişleriyle, nefesleriyle yeniden kuran ve muhalif bir dil oluşturarak; nice Pir Sultanlar, Nesimiler, Yunuslar yaratan Aleviler, inancının devrimci anlayışıyla günümüze gelmeyi başarmıştır.

    DEVLET ALEVİLERİN HAKLARINI İNKÂR EDİYOR!

    Çünkü;

    -Kendi fıtratı üzerine doğan Alevi çocuklarını Sünnileştirme –dönüştürme çalışmalarıyla fetihçi eğitim anlayışıyla “terbiye” etmek istiyor.

    -Döneklik ve modern devşirme üzerine yetiştirdiği gerici entelektüel öğretim kadrolarıyla Alevi çocuklarının beynini yıkamak istiyor.

    -Sünni ideoloji uğruna inançlı ve itikatlı bir toplumu sahte vaatler, tehditler, şantajlar ve zoraki çabalarla sindirmek istiyor.

    -İnsan onurundan uzak uygulamalarla Alevileri katleden bir tarihe sahip devlet, gelecek nesillerin tepkisinden korktuğu için sözde insan hakları, demokrasi, özgürlük, eşitlik söylemleriyle kendisini aklamak adına düzmece planlar yapmak istiyor.

    “DEVLET İNANÇSAL PROJELERLE İÇ ASİMİLASYON YAPMAK İSTİYOR”

    Geçmişi Alevilerin özgürlüğü ve hakları açısından ikiyüzlülükle ve şüpheyle dolu olan devlet son dönemlerde Alevi gençleri hedef almış, çeşitli eğitim ve inançsal projelerle “iç asimilasyon” yapmak istiyor. İşte tüm bunların sonucu Gençlik Eğitim kampı adı altında devletin Alevi gençlerini Hacı Bektaş’a götürmek istemesinin altında iyi niyet aramak mümkün değildir.
    Devlet; okullarda, sınıflarda, kamuda hatta sokakta tahammül etmediği Alevi gençlerini kültürel- inançsal etkinliklerle kendine devşirmek istiyor. Bizler hiçbir Alevi gencinin bu yoz, çürümüş ve fetihçi kamplarında beyninin yıkanmasına izin vermeyeceğiz!

    Alevi çocukları kamplarda değil, okullarda, sınıflarda, amfilerde ve cemevlerimizde haksızlığa, adaletsizliğe karşı duracak ve yarının ışığı olacaklardır.

    Alevi toplumu bu planları sorgulamayacak kadar aciz bir toplum değildir.

    Biz Alevi kurumları bugüne kadar Devletin asimilasyon politikalarına her alanda nasıl karşı durduysak, bugün de aynı kararlılıkla bu politikalara karşı duracağız.

    Devlete çağrımızdır; taleplerimizi yerine getiriniz, bu oyunlarınızdan ve politikalarınızdan vazgeçiniz!”

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    > Cemevini tanımayan AKP, Alevi gençleri kampa, dedeleri Kerbala’ya götürüyor!

    > Ocak evlatlarından asimilasyonculara uyarı: Dersim’den ellerinizi çekin!

  • AABK İnanç Yol Erkan Kurulu’ndan uyarı: AKP’nin davetine icabeti düşkünlük olarak görürüz

    AABK İnanç Yol Erkan Kurulu’ndan uyarı: AKP’nin davetine icabeti düşkünlük olarak görürüz

    PİRHA- Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu İnanç Yol Erkan Kurulu’ndan AKP hükümetine sert tepki, dedelere ve Alevi gençlerine ise uyarı geldi. AKP’nin Alevi gençleri için kamp, dedeler için devletin parasıyla Kerbela’ya gezi düzenlemesinin ikiyüzlülük ve istismar olduğunu belirten İnanç Yol Erkan Kurulu, “AKP’nin Aleviliği ve Alevileri kullanması tuzak ve ideolojik bir girişimin parçası. Bu davete icabeti Alevi inanç ve öğretisine aykırı ve düşkünlük olarak görürüz” dedi. 

    İçişleri, Gençlik ve Spor ile Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 400 Alevi genci için 19-23 Ağustos tarihlerinde yapılması planlanan “Hacıbektaş Gençlik Kampı” ile 300 dedenin Aralık ayında İçişleri Bakanlığı ve Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından organize edilen programla Kerbela’ya götürülmesine yönelik tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu İnanç Yol Erkan Kurulu, yazılı bir açıklamayla dedeleri ve Alevi gençleri uyardı. İnanç Yol Erkan Kurulu, tanımadıkları Alevi kimliği ve inanç merkezimiz cemevi ortada dururken, kamp ve gezi daveti, tam bir iki yüzlülük göstergesidir. Çağrımız nettir; Türkiye’den hiçbir Alevi dedesinin ve gençlerin bu istismar, asimilasyon ve siyasetin oy hesaplarının oyuncağı olmamasıdır. Bu davete icabeti Alevi inanç ve öğretisine aykırı ve düşkünlük olarak görürüz” dedi.

    İşte açıklamanın tam metni:

    “Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu İnanç Yol Erkan Kurulu olarak, AKP hükümetinin “400 Alevi gencine Hacıbektaş’ta kamp” ve “300 Alevi dedesini Kerbela’ya götürme” adı altındaki asimilasyon planlarına karşı kamuoyunu bilgilendirmek istiyoruz.
    Türkiye din, vicdan ve inanç özgürlüğünün olmadığı, laiklik ilkesine göre bir devlet düzenine sahip olmadığı biliniyor. Devletin Sünnilik esasına göre dizayn edildiği, laiklik karşıtı bu rejimde biz Alevilerin hak ve talepleri asırlardır yok sayılmıştır ve gasp edilmiştir.
    Halen bir Alevinin cumhurbaşkanı olmasını bile sorun gören devlet ve siyaset aklı, kamu kurumlarında üst düzey bürokraside yer almasına engel koyarken, İçişleri Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 400 Alevi gencine kamp ve 300 Alevi dedesini Kerbela’ya götürmek için ilan çıkarması manidar değil mi?

    “AKP BAKANLIKLARI 300 ALEVİ DEDESİ ARIYORMUŞ”

    AKP Bakanlıkları kaymakamlıklara gönderdikleri yazıda 300 Alevi dedesi arıyormuş.
    AABK İnanç Yol Erkan Kurulu olarak, Alevilerin gerek ulusal ve gerekse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) kazandığı davaları yok sayan AKP hükümetine çağrımız vardır; bu davalarda Aleviler lehine verilen kararları öncelikle yerine getiriniz!’
    Cemevlerimizi tanıyın ve hukuka aykırı zorunlu din dersleri uygulamasından vazgeçin. Hukukun gereğini yapmak ve laiklik ilkesine göre çalışması gereken hükümet, Alevi dedeleri ve gençleri için planladığı asimilasyon planı ve seçimler öncesi Alevi istismarını şiddetle kınıyor ve red ediyoruz.

    “LAİKLİĞE AYKIRI BULUYORUZ”

    Avrupa’da hizmet veren Alevi Dedeleri, Anaları ve babaları olarak, bu davetleri ve planları red ediyoruz. Çünkü; devletin tek bir kuruşunun dine aktarılmasını, laiklik ilkesi gereği yanlış bulan biz Alevi dedeleri ve anaları, “Kerbela masrafları bakanlığımızca karşılanacak” denilmesini, laikliğe aykırı buluyoruz.
    Red ediyoruz çünkü; laik ülkelerde kamu bütçesi ile din hizmetleri finanse edilmez. Milyarlarca doları Diyanet İşleri Başkanlığı’na, din eğitimlerini ve din okullarına aktaran AKP, şimdi de çerez parası ile Alevi dedelerini kamu bütçesini laiklik ilkesine aykırı harcama suçuna ortak etmek istiyor. Biz dedeler, analar ve babalar laikliğe aykırı suça ortak olmayacağız!

    “AKP’NİN ALEVİLİĞİ VE ALEVİLERİ KULLANMASI TUZAK VE İDEOLOJİK”

    İtiraz ediyoruz çünkü; Alevilerin yıllardır dile getirdiğini “Eşit yurttaşlık ve eşit haklar” talebine kulak tıkayan, halen cemevlerimizin varlığını hukuksal olarak tanımayan, Diyanet İşleri Başkanlığı ve zorunlu din derslerini kaldırmayan AKP zihniyetinin, Kerbela istismarı üzerinden, bu türden gezi organizasyonu ile Aleviliği ve Alevileri kullanması da tuzak ve ideolojik bir girişimin parçası olarak görüyoruz.

    “BİZ AABK DEDLERİ OLARAK AKP’NİN SİYASİ HESAPLARINI BOZACAĞIZ”

    İtiraz ediyoruz çünkü; AKP erken seçime giderken, anketlerde dibe vuran oy oranlarını “Acaba Alevilerden oy alabilir miyiz” diye yaptığı hesaplarına ortak olacak “OY” olmadığımızı ifade ediyoruz.
    İtiraz ediyoruz çünkü; biz devletin Alevisi olmayacağız. Devletin inşa etmek istediği bir Alevilik anlayışına hizmet etmeyeceğiz ve izin vermeyeceğiz.
    İtiraz ediyoruz çünkü; bir yandan inkar, imha, asimilasyon ve tekçilik, diğer yandan Alevi gençlere “Hacıbektaş Gençlik Kampı” ve “Dedelere Kerbela ziyareti” art niyetli bir siyaset hesabıdır. Biz AABK dedeleri olarak, AKP’nin bu siyasi hesaplarını bozacağız!

    “ALEVİ İNANÇ HİZMETLERİNİ SADECE DEDELER DEĞİL ANALAR DA YÜRÜTÜR”

    İtiraz ediyoruz çünkü; Alevi gençleri laik, demokratik, parasız eğitim istiyor, iş, aş, gelecek umudu ve özgürlükler istiyor. Alevi dedeleri ve anaları Alevilik inancı resmen tanınsın istiyor. Aleviler ise “Eşit yurttaşlık ve eşit haklar” istiyorlar.
    İtiraz ediyoruz çünkü; mezhepçi bir rejimin kuklası değil, demokratik, laik, sosyal ve hukukun üstünlüğüne ve yargının bağımsızlığına dayalı bir cumhuriyet istiyoruz.
    İtiraz ediyoruz çünkü; AKP iktidarı, erkek egemen ve devletli bir Alevilik algısıyla, erkek egemen din ve İslamcılık algısını Alevilere yüklemek istiyor. Oysa Alevilikte kadın-erkek eşiktir. Alevi inanç hizmetlerini sadece dedeler değil, analar da yürütür. Kerbela’ya “dede” götürmek bu erkek din algısının dışa vurumudur.

    “ALEVİ KİMLİĞİ VE CEMEVİMİZ ORTADA DURURKEN, KAMP VE GEZİ DAVETİ İKİYÜZLÜLÜKTÜR”

    İtiraz ediyoruz çünkü; tanımadıkları Alevi kimliği ve inanç merkezimiz cemevi ortada dururken, kamp ve gezi daveti, tam bir iki yüzlülük göstergesidir.
    Çağrımız nettir; Türkiye’den hiçbir Alevi dedesinin ve gençlerin bu istismar, asimilasyon ve siyasetin oy hesaplarının oyuncağı olmamasıdır.
    Bu davete icabeti Alevi inanç ve öğretisine aykırı ve düşkünlük olarak görürüz.
    Kamuoyuna saygılarımızla duyururuz.”

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Doğan’dan, AKP’nin kampa ve Kerbela’ya götüreceği gençlere, dedelere çağrı: Tevessül etmeyin!

    Doğan’dan, AKP’nin kampa ve Kerbela’ya götüreceği gençlere, dedelere çağrı: Tevessül etmeyin!

    PİRHA-DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, AKP hükümeti tarafından 400 Alevi gencinin “Hacıbektaş Gençlik Kampı”na, 300 dedenin ise Kerbela’ya götürülme programlarına sert tepki gösterdi. Doğan, “Alevi inancı devletin her bakanlığının, kurumunun kıskacı altında acı çekmeye devam ediyor. Bu davranışların Alevi toplumsallığına, inancına hiçbir katkısı yoktur. Böyle bir şeye tevessül etmeyin. Özünüze dönün” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, İçişleri Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 400 Alevi genci için Ağustos ayında yapılacağı duyurulan “Hacıbektaş Gençlik Kampı” ile 300 dedenin Aralık ayında Kerbela’ya götürülme programına ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.

    Alevi inancı üzerindeki asimilasyon çalışmalarına yönelik Alevi pirlerinin yaptığı ortak çağrıyı kıymetli bulduğunu belirten Doğan, kampa katılmak durumunda olan gençler ile Kerbela’ya götürülmek istenen dedelere çağrıda bulundu. Doğan, “Böyle bir şeye tevessül etmeyin. Köklerimiz kendi topraklarımızdadır. Özümüz buradadır. Sizi dönüştürmek isteyenler ile yola çıkmaya hiç ihtiyacınız yoktur. Özünüze dönün” dedi.

    “BUNU KABUL ETMEK ALEVİ İNANCINA EN BÜYÜK İHANETTİR”

    Masrafları bakanlıklar tarafından karşılanacağı duyurulan iki program için “Hiçbiri iyi niyet göstergesi değil” yorumunda bulunan Doğan, şunları söyledi:

    “Tanımadıkları, inanç merkezlerini kabul etmedikleri bir inancın varlığını kabul ederek kendi bünyelerinde kamp yapma istekleri şunu gösteriyor. “Biz iki yüzlüyüz. Sizi kabul etmiyoruz ama varsınız. Sizi dönüştürmek, asimile etmek için kamplara alıyoruz. Sistemin tekçi yapısına benzetelim” demektir bu. Buna hiçbir Alevi kurumunun, toplumsallığının ve gencinin tevessül etmemesi lazım. Bunu kabul etmek bu inanca en büyük ihanettir. Bu kurumlar tanımadıkları bir inancı davet ediyorlarsa burada bir iyi niyet görmemeleri ve bu konuda dirençli olmaları gerekir.”

    “KERBELA ÜZERİNDEN İNANCI KENDİ DEĞERLERİNDEN KOPARMAYA ÇALIŞIYORLAR”

    Doğan, 300 dedenin Kerbela’ya götürülme planının daha önce de hayata geçirildiğini hatırlatırken, programı “Alevi inancını, kendi köklerinde yeşerdiği, büyüdüğü, kendini var ettiği coğrafyalardan uzaklara atıp; kökünden koparıp, yok etmenin yoludur” şeklinde tanımladı. Doğan, şöyle konuştu:

    “Bunu geçmişten günümüze kadar hep yaptılar. Bir dönem, “Horasan Erenleri”, Orta Asya’dan gelen sadece Türklere mensup Ahmet Yesevi’ye bağlayarak Aleviliği onun üzerinden tanımlamaya çalıştılar. Kendi coğrafyasından, kökünden, topraklarından kopardığı zaman daha çabuk ve kolay yok edecektir. Sonrasında yine aynı zihniyet nasıl ki “Horasan Erenleri” diyerek başlayıp, Horasan’da yaşayanların Kürt olduğunu algılayıp, gelip “Anadolu Erenleri” üzerinden aynı asimilasyonu yapıp, bunu da belli merkezlerdeki Alevi örgütlülüğü üzerinden yerel yönetimler ve devlet yapıları üzerinde ilişkilendirerek dönüştürmeye çabaladıysa aynı yöntemi şimdi Kerbela üzerinden bu defa da inancı köklerinden koparıp, çöllere göndererek aynı asimilasyonu yapmaya devam ediyor.

    “ASİMİLASYONA, DEDELER VE KURUM BAŞKANLARI ÜZERİNDEN DEVAM ETME DÜŞÜNCESİNDELER”

    Yani elini inancın içine sokarak orada değiştirip, dönüştürüp, yok etmek. Bu inanca olan düşmanlık hız kesmiyor. Alevi toplumsallığına, inancına saygısızlık bin yılları bulmuştur. Sonradan örgütlü yapılar ile dirsek teması kurarak, çıkar üzerinden devşirdikleri dedeler veya örgütlü yapıların başkanları üzerinden bu asimilasyon ve Alevi toplumsallığını bölüp, parçalayıp, yok etme düşüncelerine devam ediyorlar. Kerbela’ya göndermek de yine inancın kendi değerlerinden koparıp, başka bir inancın kolu, alt versiyonu gibi bir yaklaşımla da inancı eritmek, bunu da dedeler üzerinden yapmak yeni bir durum değil.”

    “BU DAVRANIŞLARIN ALEVİ İNANCINA HİÇBİR KATKISI YOKTUR”

    Alevi inancının devletin her kurumunun kıskacı altında olduğunu söyleyen Doğan, “Geçmişte de Kerbela’ya dede gönderdiler. İran’a gönderdikleri dedelere Şia eğitimi verip şu an cemevlerinde hepsi imamlık yapıyor. Alevi inancı gerçekten devletin her bakanlığının, kurumunun kıskacı altında acı çekmeye devam ediyor. Buna tevessül eden dedelerin, kendine inanç önderi diyenlerin gerçekten Alevi pirleri olmadığını, sadece kendi çıkarlarına, ufak şeylere tevessül eden basit insanlar olduğunu söylemek isterim. Hiçbir Alevi dedesinin, samimi inanç sahibinin böyle bir durum içerisine düşmeyeceğini, düşmemesi gerektiğini önemle belirtmek isterim. Bu davranışların Alevi toplumsallığına, inancına hiçbir katkısı yoktur. Ayrıca kendini koruyamayan, öz benliğiyle yaşamayı beceremeyenlerin, içinde yaşadığı topluma da, demokrasiye de, insanlığa da katkısı yoktur. İnsan kendi özüyle, özgün duruşuyla hayatta olmalı” ifadelerini kullandı.

    “KÖKLERİMİZ BU TOPRAKLARDADIR, ÖZÜNÜZE DÖNÜN”

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Alevi ocak evlatlarının asimilasyon politikalarına karşı yaptıkları ortak açıklamaya da değinerek, şunları kaydetti:

    “Alevi pirleri bir basın açıklaması ile bu duruma dikkat çektiler. Buna tevessül edilmemesi konusunda ciddi bir çağrıydı. O çağrıyı kıymetli buluyorum. Bütün Alevi toplumsallığının, pirlerin çağrısına kulak vermesini, bu minvalde yol almalarını isteriz. Başka türlüsü Aleviliğe büyük zarar ve ihanettir. Hiçbir Alevi kurumu ve toplumsallığının böyle bir şeye rızalık göstereceğini açıkçası düşünemiyorum. Böyle bir şeye onay vermezler. Gerekli tavrı koyacaklarından da eminim. Bizim tavrımız da çağrımız da budur. Kerbela’ya götürülecek dedelere çağrımız şudur: Böyle bir şeye tevessül etmeyin. Köklerimiz kendi topraklarımızdadır. Özümüz buradadır. Hacıbektaş’taki kampa gitmek durumunda olan gençlere çağrımız ise şu: Sizi dönüştürmek isteyenler ile yola çıkmaya hiç ihtiyacınız yoktur. Özünüze dönün. Böyle şeylere tevessül etmeyin.”

    Barış KOP / İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    >Cemevini tanımayan AKP, Alevi gençleri kampa, dedeleri Kerbala’ya götürüyor!
    >Mat’tan AKP’ye tepki: İnancı kabul etmeyen devlet aklı Ana/Dedeleri Hacca götürüyor
    >Ocak evlatlarından asimilasyonculara uyarı: Dersim’den ellerinizi çekin!

  • Mat’tan AKP’ye tepki: İnancı kabul etmeyen devlet aklı Ana/Dedeleri Hacca götürüyor

    Mat’tan AKP’ye tepki: İnancı kabul etmeyen devlet aklı Ana/Dedeleri Hacca götürüyor

    PİRHA-AKP hükümeti tarafından planlanan “Hacıbektaş Gençlik Kampı”nın ardından bu kez de Aralık ayında 300 dedenin Kerbela’ya götürüleceği öğrenildi. AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat sert tepki gösterdi. Mat, “Cemevlerini ibadethane saymayan, Ana/Dedelerini inanç önderi olarak kabul etmeyen devlet aklı, Alevi Ana/Dedelerini Hacca götürüyor. Alevi gençlerini Hace Bektaş Veli Dergahında buluşturmaya çalışıyor. Aleviler bunların hiç birini istemiyor. Aleviler eşit yurttaşlık hakkını talep ediyor ve kimliğinin tanınmasını istiyor” dedi.

    İçişleri, Gençlik ve Spor ile Kültür ve Turizm bakanlıkları tarafından 19-23 Ağustos 2022 tarihlerinde düzenleneceği duyurulan “Hacıbektaş Gençlik Kampı”nın ardından “Kerbela” programının da yapılacağı öğrenildi. İçişleri Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 2022 Aralık ayında planlanan “Kerbela programı” kapsamında 300 cemevi dedesinin Kerbela’ya götürüleceği belirtildi. Masraflarının bakanlıklar tarafından karşılanacağı açıklanan programın içeriğinin yakın zamanda bildirileceği ifade edilirken, konuya ilişkin valilikler tarafından kaymakamlıklara yazıların gönderildiği öğrenildi. Cemevleri ile iletişime geçilerek programa katılmak isteyen dedelerin 20 Temmuz 2022 tarihine kadar isimlerini bildirmeleri istendi.

    “ANA/DEDELERİ İNANÇ ÖNDERİ OLARAK KABUL ETMEYEN DEVLET HACCA GÖTÜRÜYOR”

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat yaşanan gelişmelere sosyal medya hesabından tepki gösterdi.

    “Aleviler 1. yüzyıl cumhuriyeti ile yüzleşmeli ve hesaplaşmalıdır” başlığıyla bir yazı paylaşan Mat, “Cemevlerini ibadethane saymayan, Ana/Dedelerini inanç önderi olarak kabul etmeyen devlet aklı, Alevi Ana/Dedelerini Hacca götürüyor. Alevi gençlerini Hace Bektaş Veli Dergahında buluşturmaya çalışıyor. Oysa Aleviler bunların hiç birini istemiyor. Aleviler eşit yurttaşlık hakkını talep ediyor ve kimliğinin tanınmasını istiyor” ifadelerini kullandı.

    “1. YÜZYILDA ALEVİLERİN BAŞINA GELMEYEN KALMADI”

    Mat‘ın paylaşımı şöyle:

    “Türkiye Cumhuriyeti Devleti 2023 yılında kuruluşunun yüzüncü yılını tamamlıyor. 2023 tarihinden itibaren Türkiye Cumhuriyeti 2. yüz yılına başlıyor. Anayasanın 2. maddesi: “Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir” yazmasına rağmen ne hukuk, ne adalet, ne de laiklik ilkesi işletildi.

    1. yüzyıl cumhuriyetinde Alevilerin başına gelmeyen kalmadı.

    > İnkar ve asimilasyon politikaları

    > Hakaretler

    > İftiralar

    > Ötekileştiren ve dışlayan Türk/İslam sentezi

    > Katliamlar

    “ALEVİLERE YÖNELİK KUŞATMALAR HIZ KESMEDEN DEVAM EDİYOR” 

    Yani, “pişmiş tavuğun başına gelmeyen” Aleviler ve Aleviler gibi mazlum halkların başına geldi. Aleviler; 1. yüz yıl cumhuriyetinde yaşadıklarını 2. yüz yıl cumhuriyetinde yaşamak istemiyorlarsa, 1. yüzyıl cumhuriyet ile yüzleşmek ve hesaplaşmak zorundadır. Daha 1. yüzyıl cumhuriyeti bitmeden Alevilere yönelik inançsal, siyasal, sosyal, kültürel ve teolojik kuşatmalar hız kesmeden devam ediyor.

    “ALEVİLER EŞİT YURTTAŞLIK HAKKINI TALEP EDİYOR” 

    Cemevlerini ibadethane saymayan, Ana/Dedelerini inanç önderi olarak kabul etmeyen devlet aklı, Alevi Ana/Dedelerini Hacca götürüyor. Alevi gençlerini Hace Bektaş Veli Dergahında buluşturmaya çalışıyor.

    Oysa Aleviler bunların hiç birini istemiyor. Aleviler eşit yurttaşlık hakkını talep ediyor ve kimliğinin tanınmasını istiyor. Hal durum böyleyken Aleviler adına herkes konuşuyor, kitapçık çıkarıyor, toplu buluşma organizasyonları düzenliyor.

    “ARTIK ALEVİLER, ALEVİ KURUMLARI KONUŞMALI” 

    Son sözüm: Artık Aleviler ve Alevi kurumları konuşmalı, sürece öncülük etmeli ve tüm Alevi kurumları ile birlikte Ankara’da en kısa zaman içerisinde 10 binlerin katılımıyla büyük Alevi Buluşmasını sağlamalı ve nasıl bir 2. yüzyıl cumhuriyeti istediğini ortak bir deklarasyon ile kamuoyuna sunmalıdır. Avrupa Alevi hareketi bu kapsamda her koşulda göreve ve sorumluluk üstlenmeye hazırdır. Birliğimiz daim, Bozatlı Hızır yardımcımız olsun. Aşk ile.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Dede Mehmet Turan: Diyanet kendi Alevi gençlerini yaratmaya çalışıyor -VİDEO

    Dede Mehmet Turan: Diyanet kendi Alevi gençlerini yaratmaya çalışıyor -VİDEO

    PİRHA-Tunceli Müftülüğü tarafından Munzur Üniversitesi kampüsünde Hz. Ali Diyanet Gençlik Merkezi açılmasına tepki gösteren Şah Ahmet Sultan Ocağı Yol Hizmetkârı Mehmet Turan Dede, Diyanet’in kendi Alevi gençlerini yaratmaya çalıştığını söyledi. Turan, “Alevilik kendisine özgü bir inançtır. Alevilik Baba Mansur’un, Baba Munzur’un ve Düzgün Baba’nın yoludur, Hızır’ın ve Hakk’ın yoludur” dedi. 

    Munzur Üniversitesi’nde Tunceli Müftülüğü tarafından açılan Hz. Ali Diyanet Gençlik Merkezi’ne dair konuşan Şah Ahmet Sultan Ocağı Yol Hizmetkârı Mehmet Turan Dede, söz konusu merkezin Alevilere yönelik asimilasyon politikalarının bir parçası olduğunu belirtti.

    Diyanet’in güdümünde bir Alevilik yaratılmaya çalışıldığını da aktaran Turan, Alevi yurttaşların uyanık olması ve bu politikalara boyun eğmemesi gerektiğini söyledi.

    “DİYANET KENDİ ALEVİ GENÇLERİNİ YARATMAYA ÇALIŞIYOR”

    Dersim’de Alevilere yönelik yoğun bir asimilasyon çalışması olduğunu ifade eden Turan, Dersim’de Diyanet üzerinden Aleviliğin yürütülmek istendiğini söyledi.

    Turan, “Diyanet burada ilerde Kuran kursları da açar. Diyanet burada kendi Alevi gençlerini yaratmaya çalışıyor. Diyanet eğer Alevi toplumunu kendi inancı içerisine taşımaya çalışıyorsa bu kesinlikle kabul edilemez. Eğer biz Diyanet’in inancıyla bağdaşmaya kalksaydık, onların bu şekilde çabalarına gerek yoktu. Biz zaten gelir camide ibadet eder, onlarla beraber namaz kılardık. Ama biz Diyanet’in inancının, hiçbir zaman ve hiçbir şekilde tapma anlayışının, tapınma anlayışının, Aleviliğe ait olmadığını biliyoruz. Bizim inancımızın bir tek özü vardır. Bizler yaratılışa değil, varoluş anlayışına inanırız ve varoluşun içerisinde hak ile hak olmak söz konusudur. Hak ile hak olan insanlar hiçbir şekilde başka insanların arkasında ibadet etmezler, tapınmazlar” diye konuştu.

    “İSLAMİ DEĞERLERLE OLUŞTURULMAYA ÇALIŞILAN ALEVİLİĞİ KABUL ETMİYORUZ”

    Devletin Dersim’i asimile etmek için yoğun çaba harcadığını vurgulayan Turan sözlerine şöyle devam etti:

    “Dersim’de uyuşturucuyu yaymaya çalışıyorlar. Orada açtıkları değişik mekanlar var. Hiçbiri Alevi anlayışına ve ahlakına uymayan mekanlar. Orayı bu şekilde asimile etmeye ve insanlara Dersim’i bu şekilde göstermeye çalıştılar. Ama biz hiçbir zaman böyle bir düşüncenin, böyle bir anlayışın Alevilik olmadığını tekrar söylüyoruz. Orada bulunan bütün canlarımızın uyanması, aydınlanması için Alevilik şu an orada Diyanet’in yaptıkları değildir. Alevilik kendisine özgü bir inançtır. Alevilik Baba Mansur’un, Baba Munzur’un ve Düzgün Baba’nın yoludur, Hızır’ın ve Hakk’ın yoludur. Bunu bilmelerini kendilerine salık veriyoruz. İslami değerlerle oluşturulmaya çalışılan Aleviliği kabul etmiyoruz.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • ‘Bizler ses çıkartmazsak, asimilasyon devam edecek’-VİDEO

    ‘Bizler ses çıkartmazsak, asimilasyon devam edecek’-VİDEO

    PİRHA-Alevi gençler, zorunlu din dersleriyle asimilasyona uğradıklarını belirterek, zorunlu din derslerinin kaldırılmasını ve Diyanet’in kapatılması gerektiğini ifade ettiler.

    Zorunlu din dersi dayatması ulusal ve uluslararası mahkemelerde alınan kararlara karşın artarak sürüyor. Yürütülen kampanyalar ve hak talepleri on yıllardır görmezlikten gelinirken, AKP döneminde ‘dinselleştirilmiş’ eğitim modeline geçildi. Bunun sonucu olarak da Alevi öğrenciler nefret diline ve ayrımcılığa maruz kaldı, kalmaya devam ediyor.

    Müfredatın bir bütün olarak dinselleştiği tepkisinde bulunan eğitimciler ve eğitim sendikalarının yanı sıra Alevi yurttaşlar da çocuklarının din derslerinin zorunlu olmasına karşı çıkıyorlar.

    Diyanet İşleri Başkanlığı da (DİB), hem kendi programı dahilinde hem de Milli Eğitim Bakanlığı ile işbirliği içersinde, okuldan, eve, sokaktan üniversitelere kadar bir çok alanda faaliyet yürütmeye devam ediyor.

    Zorunlu din derslerine maruz kalan ve kalmaya devam eden Alevi gençler hem okulda yaşadıklarını hem de Diyanet’e dair düşüncelerini Can TV’ye anlattılar.

    “DİYANET DEYİNCE AKLIMA KARANLIK GELİYOR”

    Diyanet deyince aklına karanlık geldiğini belirten Yıldırım adlı genç, “‘Ülkemizi ileriye götürmek için hiçbir çaba sarf edilmiyor. Ülkemizi geriye götürdüğünü düşünüyorum. Hatta bir yerde okumuştum, duymuşsunuzdur. ‘Babanın kız çocuğuna şehvet duyması caizdir’ diye bir kelime kullandıktan sonra bu ülkedeki insanların nasıl Diyanete saygılı olması bekleniyor” diyerek,  “Bu ülke bu düşünceden nasıl kurtulur?” diye sordu.

    Yıldırım, Türkiye’nin ‘Din Devleti’ne dönüştürüldüğünün altını çizerek, “Çünkü her yerde din dayatması görüyoruz artık. Yani baskılar olsun, insanların konuşma şekli olsun, siyasilerin yaklaşımı olsun. Her zaman siyasiler din üzerinden yaklaşıyorlar. Bizim insanımız böyle değildi, bu değildi. Ama artık görüyorum ki insanlar çok kötüye gidiyor. Din üzerinden, insanların hassas olduğu yerlerden vurarak ülkemizi din devleti haline götürüyorlar” dedi.

    “ASİMİLASYON ÇABALARI DEVAM EDİYOR”

    Zorunlu din dersinin başta Alevi çocuklar olmak üzere tüm okul çağındakilere bir dayatma olduğunu belirten Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Otobüste gittiğim sırada birkaç çocuk otobüse bindi. İlkokul çocukları. Henüz on yaşlarında yoklar. İmam hatipte okuduklarını söylüyorlar. Aralarında sohbet ederken namaz kılmak istemediklerini ve namaz kılmak yerine oynamak istediklerini konuşuyorlardı. Bunların zorunlu olarak yapıldığını dile getiriyorlar. Aileler de burada çok bilinçsiz davranıyor bence. Çünkü o çocuğun kendi kararları olmalı. Kendine göre yaşayış şekli olacak. Dayatılıyor. Kendi dinlerini dayatıyorlar. Asimilasyon çabaları devam ediyor. Önceden de vardı, şu anda devam ediyor, gelecekte de devam edecek. Bizler ses çıkartmazsak, tabii ki devam edecek. Türkiye İslam devleti haline getirilmeye çalışılıyor. Bu yüzden Diyanet kapatılsın.”

    “İNANÇLARI YOK SAYACAKSA DİYANET KAPATILSIN”

    Berkay adlı genç de, Diyanet’in yapısına dair eleştirilerde bulunarak, “Bütün inançlara ve dinlere eşit bir Diyanet sistemi olacaksa kapatılmasın. Ama herkese eşit bir nazar ile bakacaksa. Çünkü Türkiye’de 84 milyon insanın içinde hepsinin farklı düşüncesi var. Ancak insanları asimile edecekse, tekleştirmeye çalışacaksa, inançları yok sayacaksa tabi ki Diyanet kapatılsın” diye konuştu.

    İlker ise, zorunlu din derslerinde yaşadığı travmayı ‘korkuyordum’ şeklinde tanımlayarak, “Bir şey sorar bilemem. Ya da bir gün ‘Alevi misin, Sünni misin?’ gibi bir soru alırım. Alevi olduğumu söylersem belki diğer hocalarımla konuşur benim notum düşer. Ya din dersinde bana kötü davranırsa, gibi bir korku yaşadım. Onun için de Alevi olduğumu bu zamana kadar söylemedim” diye belirtti.

    Alevi olduğu için hem arkadaşları hem de arkadaşlarının aileleri tarafından ayrımcılığa uğradığına işaret eden İlker, “Diyanet asimilasyon politikaları yürütüyor. Diyanet gençlere karışacaksa kapatılsın” ifadelerine yer verdi.

    Rohat EMEKÇİ-Diren KESER/PİRHA

    İLGİLİ HABERLER:
    1-‘Zorunlu din dersinde ayrımcılığa uğradık, sınıfta kalmamak için sure ezberledik’
    2-‘Namaz kılmadığımız için dersten atıldık, şiddet gördük’
    3-‘Ne kadar üzerimize gelinirse gelinsin inancımızı sürdüreceğiz’
    4-‘Zorunlu din dersleri bizde travmalara neden oldu’
    5-‘Ayrımcılığa uğramamızın en büyük nedeni din-devlet-eğitim işlerinin birbirinden ayrılmaması’ 
    6-‘Fişlendik, zorla sureler ezberletiliyordu, namaza zorlanıyorduk’
    7- ‘Günahkar, cehennemde yanacaksın’ sözleri psikolojimi bozdu
    8- ‘Alevi olduğumuz öğrenildiği andan itibaren baskı uygulanmaya başlanıyor’
    9-‘Beynimizi yıkamaya çalışıyorlar; asimile olmamak için mücadele ediyoruz