Etiket: alevi inancına saldırılar

  • ‘Alevi kurumlarının örgütlülüğe önem vermesi gerekiyor, örgütlü olmak güçtür’ -VİDEO

    ‘Alevi kurumlarının örgütlülüğe önem vermesi gerekiyor, örgütlü olmak güçtür’ -VİDEO

    PİRHA- Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA) Genel Başkanı Suzan Saka, Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın dedelere maaş bağlamak, cemevlerinin maddi sorunlarını gidermek gibi konularla Alevilerin sorunlarını basite indirgediğini söyledi. Saka, “Bizim inancımızın tanınması, Alevilere dönük yapılan katliamların tanınması ve faillerin yargılanması gibi öncelikli sorunlarımız var. Devlet, gerçekten Alevilerin sorunlarıyla ilgilenmek istiyorsa öncelikle bu konular üzerinde durmalıdır” dedi.

    Alevi inancı hala devlet tarafından tanınmıyor. Alevi toplumu ise taleplerini yıllardır dile getiriyor. Zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması, Alevilere yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması, temel taleplerin başında geliyor.

    Tüm bunlara karşın Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor.

    9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip. Bu başkanlık da aynı hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.
    Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda tarikat ve dinci vakıfların etkili olması.

    Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki gericileşmeye karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı, nasıl bir yol izlenmeli sorularını Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA) Genel Başkanı Suzan Saka’ya sorduk.

    PİRHA- AKP hükümeti, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok cemevine gidip görüşmeler yaptı/yapıyor. Görüşmelerde hala cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?

    SUZAN SAKA: Turizm Bakanlığı’na bağlı olarak Cemevi Başkanlığı kuruldu ve gerçekten de Türkiye’deki Alevi hareketine yönlendiren, Alevi inancını ve yolunu tamamen kendi kuralları, ritüelleri ve kendi felsefesiyle örgütlenmesi için hareket eden Alevi kurumları temsilcileri başta olmak üzere akademisyenlere, gazetecilere, yazarlara, çizerlere bu konuyla ilgili danışılmadı. Tam tersi devlete yakın olan, Aleviliği başlı başına bir inanç olarak ifade etmeyen, Müslümanlığın altında bir mezhep olarak gösteren ve devletin kendi yaratmak istediği Alevilik çerçevesindeki hizmet verecek bir şekilde toplumu yönlendirmeye çalışan kişi, kurum, dede ve toplum liderlerine ulaşmaya çalıştılar. Ki biz bunların doğru kişiler, doğru kurumlar olmadığını ısrarla belirtiyoruz çünkü Alevileri asıl temsil eden kurumlarımızın isimleri bellidir. Bu kurumlarla hiçbir şekilde görüşülmedi. Şu an kurulan Cemevi Başkanlığı Alevileri, Alevi kurumlarını kesinlikle temsil etmiyor. Özellikle Türkiye’deki Alevi kurumlarına sızmaya çalışıyorlar.

    – MHP destekli AKP hükümeti, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken Alevi örgütlülüğünü muhatap almadı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu ciddiyetsizliği, dışlamayı devam ettiriyor. Başkanlığın başındaki Alirıza Özdemir ülkücü-MHP geleneğinden geliyor. Hiçbir şekilde Alevi örgütleriyle iletişim kurmadı. Zaten kurumlar da bu başkanlığı asimilasyon merkezi olduğunu beyan ederek tanımadıklarını ilan etmişti başından beri. Dolayısıyla Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülebilir mi? Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

    Alevi kurumlarının bina, elektrik, su ödeme gibi öncelikli sorunları yok. Aleviler zaten bunları kendi aralarında lokma usulüyle çözüyorlar. Devletin yapmak istediği şey bu kadar basite indirgeyerek, Alevilerin sorunlarının sadece elektrik, su faturaları, dedelere maaş bağlanması gibi gösteriyor. Ki bu maaş alan dedeler Aleviliğe ihanet eden insanlardır. Alevi kurumların asıl meselesi bunlar değil, başlı başına temel taleplerimiz var. Aleviliğin inanç olarak tanınması, cemevlerinin ibadethane olarak tanınması, Alevilere karşı yapılmış olan Dersim, Maraş, Çorum, Sivas katliamları başta olmak üzere bütün katliamlarla yüzleşilmesi, faillerinin cezalandırılması, Sivas Madımak Oteli’nin insanlık müzesine dönüştürülmesi, Dersim’de kesinlikle insanlık müzesinin açılması gibi taleplerimiz var. Diyanet’in kapatılması ve seküler bir eğitimin yeniden inşa edilmesi gibi taleplerimiz var. Ama baktığımızda böyle bir dertlerinin olmadığını görüyoruz. Devlet, gerçekten Alevilerin sorunlarıyla ilgilenmek istiyorsa öncelikle bu konular üzerinde durmalıdır.

    – Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, aralarında bir iki kendi belirledikleri Alevi olsa da ağırlıklı olarak İslamcı akademisyenlere ve ilahiyatçılara Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlatıyor. Buna Alevi örgütleri yazılı bir açıklamayla tepki verdi. Sizce Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli bu çalışmaya karşı?

    Bir inancı, bir kültürü ancak o inancın liderleri, bilginleri, o inanca mensup kişileri tanımlayabilir. Alevi olmayan, Sünni kesime hizmet eden, ilahiyatçı olan akademisyenlerin kültürleri, yaşam biçimleri ve bu doğrultuda ortaya koydukları bilimsel çalışmalar Alevilikle örtüşmediği için Alevi ansiklopedisi hazırlamaya kesinlikle yeltenmemeleri gerekiyor. Biz yıllardır ısrarla şunu söylüyoruz: İnancımızı tanımlamaktan vazgeçin, biz kendi inancımızı tanımlayabiliriz. Dolayısıyla böyle bir hazırlığa girilmesini kabul etmek mümkün değil.

    -Okullarda “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında imamlar, müftüler ders vermeye başladı. Çocuklar camilere götürülüyor. Ayrıca okullarda mescitler açılıyor. Dini faaliyetler anaokullarına kadar indi. Dinci vakıflarla ve cemaatlerle yasa dışı şekilde protokoller imzalanıyor ve öğrenciler kontrolsüz bir şekilde dini faaliyetlere götürülüyor. Laik eğitim öğretim tamamen yok edilmiş durumda. Alevi çocukların ve ailelerinin pek çok zorluğu yaşadığını biliyoruz. Ancak Alevi kurumları bu konuda bir tepkiyi örgütleyemedi. Eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı neler yapılabilir, önerileriniz nelerdir?

    Zaten şu ana kadar Alevi inancı tanınmıyordu, okullardaki din derslerine çocuklarımız zorunlu olarak katılmak durumundaydılar. Şimdi din dersleri 15 saate çıkarıldı ve artık özellikle ÇEDES projesi kapsamında okullara imamlar yollanarak, çocukların bilimsel eğitimden uzak, çocukları istedikleri inanç çerçevesinde şekillendirecek ve bir şekilde de onların tek tipleştirerek, istedikleri kuşaklar yaratacak bir şey yapmaya çalışıyor. Bu mesele sadece Alevilerin sorunu değil. Şu an Alevileri ve seküler yaşamı destekleyen kişileri rahatsız ediyor ama ilerleyen zamanlarda toplumun tüm kesimlerini etkileyecek ciddi bir mesele bu. Çocuklara çok farklı travmalar yaşatacak bir uygulama ve bunun etkileri topluma da sirayet edecek. Bu sebeple mücadelenin sadece Alevi veya öğretim eğitim sendikaları ile dar kalmaması gerektiğini düşünüyorum. Bnun içerisinde siyasi partiler, diğer toplum kuruluşları, hukuksal anlamda özellikle AKP ve MHP’nin bu tür çalışmaları yasalardan geçirmesini engelleyecek çalışmaların alt yapılarının atılması gerekiyor Meclis’te. Bu tür oylamalar yapıldığında özellikle muhalefet partilerinin bu konuda gerçekten de ret oyu verebilmeleri ve AKP, MHP içerisindeki kararsız olan milletvekillerinin de ikna etmeleri gerekiyor. Çok ayaklı bir çalışmanın olması lazım. Medyanın da çok ciddi bir şekilde kullanılması gerekiyor. Biz çoğu zaman bu tür şeyleri kendimiz anlatıp kendimiz sürüyoruz. Bu anlamda özellikle ana akım medyaya ulaşmak ve bir şekilde toplumun diğer kesimleriyle dirsek temasında bulunmamız gerekiyor. Bu sorunun hepimiz için çok hayati olduğunu ve çocuklarımızın geleceğinin söz konusu olduğunu anlatmak gerekiyor.

    – Aleviler yıllardır çocuklarının zorunlu din dersine girmemesi için mücadele ediyor. Mahkemelere taşındı. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidildi ve davalar kazanıldı. Hükümet kararları uygulamadı. Öte yandan, zorunlu din dersi mücadelesini boşa düşürecek bir sorun var. Bazı cemevlerinde yıllardır Kuran kursu veriliyor. Bunlardan biri Kartal Cemevi. Ne yazık ki hem mahkeme kararlarının uygulanması için hem de Kuran kursu veren cemevi/derneklere yeterli baskı, tepki, örgütlenme yapılamadı. Cemevlerinde Kuran kursu verilmesinin önüne nasıl geçilebilir?

    Alevi inancını biricik inanç olarak gören, Alevi siyasi, hukuki hakları savunan, eşit vatandaşlık talebinde olan, Alevi katliamları konusunda tavrını net koyan kurumlar, cemevleri zaten bu tür şeylere müsaade etmiyorlar. Açıkçası Kartal Cemevi‘nin bu bahsettiğim kurumlara bağlı olduğunu düşünmüyorum. Anadolu’ya Müslümanlığın gelmesiyle beraber Aleviler maalesef kendilerini korumak için o süreçte Hazreti Ali’yi, onun çocuklarını kendilerine lider olarak seçip, daha sonra o üzerindeki elbiseler bir şekilde bedenleriyle yapışınca ondan artık kurtulamıyorlar. Onların kurtulabilmesi için bence öncelikli olarak o cemevlerine giren canlarımızın bir kere bilinçli olması gerekiyor. Bu durumdan rahatsızlıklarını cemevi yönetimlerine özellikle iletmeleri gerekiyor. Aleviliğin Müslümanlıkla herhangi bir ilişkisi olmadığını söylemek gerekiyor. Buralardaki üye canların yönetim kurullarına girerek bu sürecin değişmesi ve gerçekten Alevi yoluna hizmet edecek şekilde bir cemevine dönüşmesi için gerekli görevlerde yer almaları gerekiyor.

    – Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?

    Alevi kurumlarının Alevilik yoluna, dedelerimizin, analarımızın, yol önderlerimizin açtığı yolun devamlılığını sürdürmek ve bir sonraki kuşaklara aktarılması için kesinlikle örgütlülüğe önem vermesi gerektiğini düşünüyorum. Özellikle köyden şehre göç eden Alevi gençlerinin, iş insanlarının, akademisyenlerinin, eğitimcilerin, sanatçıların, politikacıların da kendi yollarına sahip çıkmaları; kurumlara gitmeleri, buralara üye olmasalar bile gönüllü olarak kurumlara bilgilerini becerilerini katmaları gerektiğini düşünüyorum. Örgütlü olmak bir güçtür ve böyle olduğu sürece bir şeyleri kazanırsın, elde edersin. Bu da tek başına olmayacağı için müttefiklerinle beraber yürürsün. Şu an Alevi olduğumuzu, kimliğimizi çok açık ve rahat söyleyebiliyorsak Alevi örgütlenmesindendir. Alevi kurumlarının şu ana kadar verdiği mücadeleyle ilgilidir.

    Fatoş SARIKAYA/ AVUSTRALYA

    İLGİLİ HABERLER:

    1-‘İktidar manevralar yapıyor; bir duruşumuz olmalı, belirleyici olmamız gerekiyor-VİDEO
    2-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’- VİDEO
    3- ‘Alevi kurumları ortaklaşa bir enstitü kurabilirler; bir hukuk birimi kurulabilir’ – VİDEO
    4-‘Mutlaka hukuk komisyonu kurulmalı, sorunlara çözüm üreten bir örgütlülük olmalı’-VİDEO
    5-‘Alevilerin sorunu siyasetle, hukuk mücadelesiyle çözülür; ciddi çalışmalara başlanmalı’
    6- ‘Cemevlerini ibadetin yanında sosyal, kültürel merkeze dönüştürmeliyiz, insana dokunmalıyız-VİDEO
    7-‘Sünni ulema zihniyetinin inancımızı bize anlatması mücadele etmemiz gereken bir durum’- VİDEO
    8- ‘Alevi kurumlarının bünyelerinde siyasi birimler oluşturulmalı, ortak akılla hareket edilmeli’
    9-‘Aleviler sokakta, hukuksal alanda mücadele etmeli ve sivil itaatsizlik örgütlenmelidir’
    10-‘Alevi enstitüleri kurularak inançtaki resmi ideolojinin yarattığı deformasyonlar ayıklanmalıdır’- VİDEO
    11-‘Alevi örgütlenmesinin yeni bir inşaya ihtiyacı var; dernekler yasasından çıkılmalı’-VİDEO
    12-‘Asimilasyonla mücadele ilk olarak devletle değil cemevlerinde başlamalı’-VİDEO
    13-‘Bilimsel çalışmalar yapılmalı; Sadece anma günleri ile Alevilik yeniden inşa edilemez’-VİDEO
    14-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’

  • ‘Alevi kurumsallaşmasının bir yol haritası olmalı; Güçlü bir hukuk komisyonu kurulmalı’-VİDEO

    ‘Alevi kurumsallaşmasının bir yol haritası olmalı; Güçlü bir hukuk komisyonu kurulmalı’-VİDEO

    PİRHA- “Asimilasyona, Alevi inancına saldırılara karşı Aleviler ne yapmalı?” başlıklı dosyamızın bugünkü konuğu Gazeteci Veli Haydar Güleç. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın bir Diyanet benzeri kurum olduğunu belirten Güleç, asimilasyonun önemli bir ayağının cemevlerinde yürütüldüğünü vurguladı. Alevi kurumsallaşmasının mutlaka bir yol haritasının, bir hedefinin olması gerektiğini söyleyen Güleç, güçlü bir hukuk komisyonu kurulması gerektiğini kaydetti. 

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun temel talepleri var. Bunlar; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması.

    Bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor.

    9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip. Bu başkanlık da aynı hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.

    Alevi Diyaneti olarak adlandırılan başkanlığı Alevi örgütleri kesin bir dille reddediyor. AKP hükümeti Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlamak için de Sünni akademisyenler ve ilahiyatçılardan oluşan kadro kurdu.

    Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda tarikatların, dinci vakıfların etkili olması.

    Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli?

    Gazeteci Veli Haydar Güleç sorularımızı yanıtladı.

    “CEMEVİ BAŞKANLIĞI BİR ALEVİ DİYANETİDİR”

    PİRHA- AKP hükümeti, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok cemevine gidip görüşmeler yaptı/yapıyor. Görüşmelerde hala cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?

    VELİ HAYDAR GÜLEÇ: Devlet inkar ettiği bir inancın bir birimini oluşturuyor kendi bünyesinde ama Aleviliği inkar ediyorlar. Peşi sıra oluşturdukları bu başkanlık bana göre aynı zamanda bir Alevi Diyaneti’dir. Alevilere bir Diyanet armağan etmeye çalışıyorlar. Bugüne kadar asimilasyon politikalarıyla, baskıyla, katliamlarla yok edemediği Aleviliği kendine benzetmeye çalışıyor. Yoğun bir çalışma içinde olduklarının bizde farkındayız. Özellikle kırsaldaki cemevleri üzerinde yoğun çalıştıklarını biliyoruz. Çünkü buralar biraz korunaksız alanlar. Alevi kurumsallaşmasının çatı örgütlerine bağlı yerler olmadıkları için doğal olarak buralarda çalışma yürütüyorlar. Bütün sorun Alevi kurumsallaşmasının ortaya koyacağı tepkilerdir. Bu kadar yoğun baskı, katliam, öldürme, yok etme, sürgüne rağmen Alevi toplumu bu yolu buraya kadar getirdi. Bu yolu bir şekilde korudu. Devlet dönem dönem Alevi toplumuna müdahalelerde bulunuyor. Geçmişte bunu çok kaba tarzda yapıyordu. Katliam yaparak, sürgün ederek, öldürerek, Alevi pirlerine işkence yaparak birçok yol yöntem denedi. Şimdi biraz daha ince tarzla yapıyor. Aleviliği yeniden belirlemeye çalışıyorlar. Alevi toplumunun, kurumsallaşmasının buna göstereceği refleks önemli. Alevi kurumsallaşmasının bir yol haritası mutlaka olması gerekiyor. Alevi kurumsallaşmasının hedefinin olması gerekiyor. Bu amaç ve hedefleri de toplumsal mücadelenin içerisinde örgütlemesi gerekiyor. Bu ülkede sınıfsal olarak ezilen çok önemli bir kesim var. Bütün kesimlerle mücadelesini ortaklaştırması gerekiyor. Şu an devletin uyguladığı bu uygulamaya karşı Alevilerin bu işte tereddüt etmemesi gerekiyor. Tepkiyi gösterirken tereddüt içerisinde olmamaları gerekiyor. Hacı Bektaş Veli’yi Anma Törenleriyle ilgili belediye, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile görüşebilir, devletle görüşebilir sonuçta kamu kurumudur. Ama Alevi kurumları o görüşmenin bir parçası haline gelmemelidir. Zaman zaman bu tür eksikliklere düşüyorlar. Bu bir meşruiyet sağlamaktır aynı zamanda. Görüşmeye giderseniz onu kabul etmiş oluyorsunuz. Nasıl bakarsanız bakın bu bir kabullenmedir. O yüzden Alevi kurumlarının bu konuda çok net olması lazım. Bu tür yalpalanmalar Alevi toplumu içerisinde bir karşılık bulmuyor. Bizim bir Yolumuz var. Bu yol Aleviler tarafından bin yıllardır aslında bu günlere getirilmiştir. Aleviler son 10-15 yıldır aslında kendini tanımaya başladı, farklı sürekleri tanımaya başladı. Burada görsel medyanın da çok katkısı oldu. TV10, CAN TV ve PİRHA’nın bu konuda çok ciddi katkıları oldu. Basının, medyanın bu konudaki katkıları aslında Alevilerin kendini bulmasını da sağladı. Düne kadar birbirine farklı gözle bakan, birbirini öteki olarak gören Aleviler şimdi birlikte hareket ediyor. Basın açıklamaları gibi etkisiz eylemlerle sorunların aşılamayacağını herkesin görmesi gerekir.

    “DİYANET’İN KALDIRILMASI GEREKİYOR”

    -MHP destekli AKP hükümeti, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken Alevi örgütlülüğünü muhatap almadı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu ciddiyetsizliği, dışlamayı devam ettiriyor. Başkanlığın başındaki Alirıza Özdemir ülkücü-MHP geleneğinden geliyor. Hiçbir şekilde Alevi örgütleriyle iletişim kurmadı. Zaten kurumlar da bu başkanlığı asimilasyon merkezi olduğunu beyan ederek tanımadıklarını ilan etmişti başından beri. Dolayısıyla Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülebilir mi? Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevi kurumlarını muhatap almaması çok normal bana göre. Çünkü Aleviler böyle bir kuruma ihtiyaçları olmadığını baştan dile getirmişler. O yüzden bu kurum aslında etkisiz bir eleman gibi ortaya çıktı. Bu kurumun devlet tarafından tamamen asimilasyon için oluşturulduğunu herkes zamanla görecektir. Ve zaman onu tüketecektir. Diyaneti kimse bu ülkede tartışamıyor, Diyaneti tartışmak gerekiyor. Laik, demokratik bir ülkede yaşıyorsak Diyanet gibi bir kurumun olmaması lazım. Din hizmetlerini vermek devletin görevi değildir. Alevi kurumları başta bunu çok net ifade ettiler ama sonra onlar da bu tuzağa düşmeye başladılar. Elektrik, su parası vb. konular tartışma konusu yapıldı. Buna düşmemek gerekiyordu. Temel olan Diyanet gibi kurumların ortadan kaldırılması gerekiyor, devletin din üzerinden elini çekmesi gerekiyor. Devlet dine mesafesini ortaya koymak zorunda. Devlet burada hakem görevi görecektir. Devlet egemen din anlayışının ötekiye baskı yapmasının önündeki güvencedir aslında. İnancı devlet belirlemeye kalkarsa biz de dönüp ‘benim inancım seni niye bu kadar alakadar ediyor?’ diye sorarız. Aslında Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı Alevilere karşı bir baskı unsuruna dönüştürüldü. Çünkü devlet kendi Alevisini yaratmak istiyor. Devletin görevi bu değil. O yüzden Alevilerin açık bir şekilde Diyanete net tavır koymaları gerekiyor. Diyanetin kaldırılması için herkesin de kampanya yürütmesi gerekiyor. ÇEDES Projesi bu ülkedeki herkesin sorunudur. ÇEDES’in hayata geçirilmesini sağlayan temel faktör Diyanettir. Diyanet olduğu sürece devlet din hizmetlerini topluma karşı bir silah olarak kullanacaktır. Alevilerin olduğu her yerde ezan okutuyorlar bu açık bir baskıdır, asimilasyondur, o insanları yıldırmaktır. Bunlara karşı tavır oluşturabilmek için ana kaynağını sorgulamak lazım. Devlet şu anda Diyanet’e milyarlar harcıyor. Bu bütçenin nereye gittiğini sorgulamak lazım. Bu kurum bir inanç kurumuysa oraya hizmet sunan vatandaşların çok mütevazı bir yaşamı olması lazım normalde. O yüzden Diyanetin kaldırılması için güçlü bir şekilde mücadele etmek gerekiyor. Diyanet kaldırılırsa bu ülkede gerçek anlamda laiklik de hayata  geçirilecektir, diğer bütün inançlar da daha özgürce inançlarını yerine getirebileceklerdir.

    “YOĞUN BİR ÇALIŞMA TEMPOSUNA İHTİYAÇ VAR, BİR HEDEFİNİZ OLMAK ZORUNDA”

    -Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, aralarında bir iki kendi belirledikleri Alevi olsa da ağırlıklı olarak İslamcı akademisyenlere ve ilahiyatçılara Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlatıyor. Buna Alevi örgütleri yazılı bir açıklamayla tepki verdi. Sizce Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli bu çalışmaya karşı?

    Alevi örgütlülüğünün bugüne kadar böyle bir çalışma yapmaması hepimizin eksikliğidir. Asimilasyon için en temel şeylerden biri o inancı kendine benzeştirmedir. ‘Aleviler zaten bir İslamdır’ diyor. Belli ki o ansiklopedi de İslam düşünürleri tarafından hazırlanacaktır. Bahsedilen o birkaç Alevi akademisyen de devlete, islama hizmet eden kişilerdir. Aleviliğe hizmet edip gerçekten Aleviliği koruma çabası olsaydı zaten o işin içerisinde olmayacaktı. Bu anlamda Alevi kurumlarının taşın altına elini koyması gerekiyor. Yakın zamanda Avrupa’da böyle bir çalışma başlatıldı. Hızlı bir şekilde hayata geçirilebilirse boşluğu doldurmuş olacaktır. Alevilik yolu üzerinde kafa yoranların da oraya destek olup biran önce hayata geçirilmesini sağlamak gerekiyor. Devlet o tarihsel hafızayı silmek için uğraşıyor. Türkiye’de en çok değiştirilen bakanlık Milli Eğitim Bakanlığı’dır. Bu ülkede son 22 yılda 14 Milli Eğitim Bakanı değişmiştir. Demek ki bir sorun sıkıntı var. Gelen yeni bir şey icat etmeye çalışıyor. Aleviliği de İslam’ın bir parçası gibi okullarda öğretmeye çalışıyorlar. Tüm bunları aşmak için gerçekten çok yoğun bir çalışma temposuna ihtiyaç var. Bir hedefiniz olmak zorunda.

    “ÇEDES SADECE ALEVİLERİN DEĞİL BÜTÜN TOPLUMUN SORUNU”

    -Okullarda “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında imamlar, müftüler ders vermeye başladı. Çocuklar camilere götürülüyor. Ayrıca okullarda mescitler açılıyor. Dini faaliyetler anaokullarına kadar indi. Dinci vakıflarla ve cemaatlerle yasa dışı şekilde protokoller imzalanıyor ve öğrenciler kontrolsüz bir şekilde dini faaliyetlere götürülüyor. Laik eğitim öğretim tamamen yok edilmiş durumda. Alevi çocukların ve ailelerinin pek çok zorluğu yaşadığını biliyoruz. Ancak Alevi kurumları bu konuda bir tepkiyi örgütleyemedi. Eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı neler yapılabilir, önerileriniz nelerdir?

    ÇEDES sadece Alevilerin sorunu değil toplumun bütününün bir sorunudur. Laik demokratik bir ülke isteyenlerin sorunudur. Onların en çok sahip çıkması gerekiyor bu konuya. Tabi ki Aleviler bu konuya tepki vereceklerdir ama bu tepkilerin ortaklaşması gerekiyor. Bütün bir toplum bunu baskıya dönüştürüp adım attıramazsa bu devlet bunları hayata geçirir. Özellikle AKP-MHP faşizmi bunun üzerinden siyaset yapacak. Toplumun muhafazakar, milliyetçi kesimine hitap eden adımlar atmaya çalışıyorlar. Bu en çok eğitim alanında atılan adımlardır. ÇEDES hayata geçirildiğinden beri iki kesimden tepki gördük. Alevi kesimi ve VELİ-DER bu konuda epey çalışma yürüttü. Ama ne kadar etkili oldu bütün sorun bu. Bunun etkili olması için daha güçlü adımlar atılması gerekiyor. Siyaset kurumlarını özellikle muhalefet cephesini hareket ettirmek gerekiyor. Bu ciddi bir sorun. Bir yere imam girmeye başlıyorsa o yerde başka şeyler olmaya başlayacaktır. Eğitimin rengi de niteliği de değişmeye başlayacaktır. Bütün ailelerin aslında bunu düşünerek hareket etmesi gerekiyor.

    “ASİMİLASYONUN ÖNEMLİ BİR KISMI CEMEVLERİNDE YÜRÜTÜLÜYOR” 

    -Aleviler yıllardır çocuklarının zorunlu din dersine girmemesi için mücadele ediyor. Mahkemelere taşındı. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidildi ve davalar kazanıldı. Hükümet Alevilerin lehinde verilen kararları uygulamadı. Öte yandan, zorunlu din dersi mücadelesini boşa düşürecek bir sorun var. Bazı cemevlerinde yıllardır Kur’an kursu veriliyor. Bunlardan biri Kartal Cemevi. Ne yazık ki hem mahkeme kararlarının uygulanması için hem de Kur’an kursu veren cemevi/derneklere yeterli baskı, tepki, örgütlenme yapılamadı. Cemevlerinde Kuran kursu verilmesinin önüne nasıl geçilebilir?

    Asimilasyonun önemli bir kesiminin de cemevlerinde yürütüldüğünü söylemek lazım. Kuran kursları açarak Hakk’a uğrulama erkanında Kuranı kullanarak, namaz kıldırarak, fatiha okutarak asimilasyonu kendi içimizde daha etkin yürüttüğümüzü görmemiz gerekiyor. Alevi kurumsallaşmasının buna karşı kendi içinde ciddi şekilde tartışması gerekiyor. Alevi kurumlarının bütünlüklü bir yol haritasının olması gerekiyor. Kendi ana dilimle bile cemevlerinde cenaze töreni yapılmasının ne kadar zor olduğuna ben tanık oldum. Alevi kurumlarının buradaki mücadelesi de sorgulanmalı. Etkili bir mücadele yürütülemedi, sonuç alıcı adımlar geliştirilemedi. Kimi mitingler, basın açıklamaları yaparak, okullar açıldığında kimi tepkiler vererek bu işin üstesinden gelinmeyeceğini herkesin görmesi gerekiyor. Bağırıp çağırıp miting yapmak bir sonuç vermiyor. Daha somut adımlar atmamız gerekiyor. Bu ülkede Kürtler çok ağır bedeller ödedi ama radikal kararlar alarak bir sonuç aldılar. Şu anda fiili olarak Kürtler sahip olması gereken hakları kullanıyor aslında. Kendi dilini, kimliğini kullanıyor, kültürüne tarihine sahip çıkıyor. Bunlar çok ağır bedeller ödenerek kazanıldı.

    “KENDİ İÇERİSİNDE ÖTEKİLEŞTİRİLEN ALEVİ KURUMSALLAŞMASININ OLMAMASI GEREKİYOR”

    -Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?

    Öncelikle bir fikir ortamının oluşması gerekiyor. Alevilerin bir fikir üretim merkezinin olması lazım. Zaman zaman danışma kurullarının oluşturulması lazım. Aydınlarımızdan, yazarlarımızdan, bilgiden yararlanarak birçok şeyin önünü açabiliriz. Alevi kurumlarının bu konuda biraz daha yoğun çalışması gerekiyor. Hukuk mücadelesi en temel konulardan bir tanesidir. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na yönelik AYM’ye dava açıldı. Aleviler gidip bu davanın bir parçası olabilirlerdi en başından. Çünkü tarafıdır Aleviler. Bu bir hukuk mücadelesidir. Sonuç alınır ya da alınmaz hiç önemli değil. Ama siz orada olmak zorundasınız. Siz orada görünür olmak zorundasınız. Bunun için de güçlü bir hukuk komisyonunuzun olması lazım. Bu mücadeleleri de bunun üzerinde yürütmek lazım. Her gün nefret suçlarıyla karşı karşıya kalıyoruz, evlerimiz işaretleniyor. Bu tür şeylere karşı toplumsal tepki önemlidir. Bu tür şeylere prim vermemek lazım. Alevi kurumsallaşması bu konuya biraz daha kafa yormalı. En önemlisi de bir hedefin olması lazım. Kendi içerisinde ötekileştirilen bir Alevi kurumsallaşmasının olmaması lazım.

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    1-‘İktidar manevralar yapıyor; bir duruşumuz olmalı, belirleyici olmamız gerekiyor-VİDEO
    2-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’- VİDEO
    3- ‘Alevi kurumları ortaklaşa bir enstitü kurabilirler; bir hukuk birimi kurulabilir’ – VİDEO
    4-‘Mutlaka hukuk komisyonu kurulmalı, sorunlara çözüm üreten bir örgütlülük olmalı’-VİDEO
    5-‘Alevilerin sorunu siyasetle, hukuk mücadelesiyle çözülür; ciddi çalışmalara başlanmalı’
    6- ‘Cemevlerini ibadetin yanında sosyal, kültürel merkeze dönüştürmeliyiz, insana dokunmalıyız-VİDEO
    7-‘Sünni ulema zihniyetinin inancımızı bize anlatması mücadele etmemiz gereken bir durum’- VİDEO

    8- ‘Alevi kurumlarının bünyelerinde siyasi birimler oluşturulmalı, ortak akılla hareket edilmeli’
    9-‘Aleviler sokakta, hukuksal alanda mücadele etmeli ve sivil itaatsizlik örgütlenmelidir’
    10-‘Alevi enstitüleri kurularak inançtaki resmi ideolojinin yarattığı deformasyonlar ayıklanmalıdır’- VİDEO
    11-‘Alevi örgütlenmesinin yeni bir inşaya ihtiyacı var; dernekler yasasından çıkılmalı’-VİDEO
    12-‘Asimilasyonla mücadele ilk olarak devletle değil cemevlerinde başlamalı’-VİDEO
    13-‘Bilimsel çalışmalar yapılmalı; Sadece anma günleri ile Alevilik yeniden inşa edilemez’-VİDEO

  • ‘Aleviler sokakta, hukuksal alanda mücadele etmeli ve sivil itaatsizlik örgütlenmelidir’

    ‘Aleviler sokakta, hukuksal alanda mücadele etmeli ve sivil itaatsizlik örgütlenmelidir’

    PİRHA- Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki gericileşmeye, asimilasyona karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli? Bugünkü dosyamızın konuşmacısı Sosyal Bilim İnsanı Haydar Gencer. “Aleviler alınları ak, yalınayak eşit vatandaşlık mücadelesini örgütlemelidirler” diyen Gencer ekledi: AKP-MHP ceberrut iktidarının insanların yaşam alanına, etnik ve dini inançlarına müdehalesini boşa çıkarmak üzere, hayatın her alanında, sokakta, hukuksal alanda mücadele etmelidirler ve sivil itaatsizlik örgütlenmelidir.

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun temel talepleri var. Bunlar; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması.

    Bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor.

    9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip. Bu başkanlık da hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.

    Alevi Diyaneti olarak adlandırılan başkanlığı Alevi örgütleri de kesin bir dille reddediyor. Ayrıca AKP hükümeti Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlamak için de Sünni akademisyenler ve ilahiyatçılardan oluşan kadro kurdu.

    Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda tarikatların, cemaatlerin, dinci vakıfların etkili olması!

    Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki bu gericileşmeye, asimilasyona karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli?

    Sosyal Bilim İnsanı Haydar Gencer, sorularımızı yanıtladı.

    “ALEVİ İNANCI VE FELSEFESİ SİNSİ OSMANLI ENTRİKASIYLA YOK SAYILMAKTADIR”

    PİRHA- -AKP hükümeti, 9 Kasım 2022’de Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok cemevine gidip görüşmeler yaptı/yapıyor. Görüşmelerde hala cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?

    HAYDAR GENCER: AKP’nin ‘Kültür ve Turizim Bakanlığı’ bünyesinde ‘Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı’nı kurması geçmişten günümüze kadar Türkiye’deki hakim gücün-inancın, devlet eliyle Apartheid (ayrılık) sistemin sürdürülmesine çok açık ve somut bir emsaldir. Alevi inancı ve felsefesi bu girişimle kültürel/folklorik bir değere indirgenerek, sinsi Osmanlı entrikası ile yok sayılmaktadır.

    Anadolu’da Nizam-i Mülk’den günümüze kadar Aleviler katledilme, Sünnileştirilme, Şiileştirilme, yok edilme politikaları ile karşı karşıya kalmışlardır ve bu süreç hale devam etmektedir. Bu bağlamda ‘Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ 21. yüzyılda sinsi yeni bir osmanlı tuzağıdır. Ne yazık ki sözde Aleviler ve onların sözde inanç önderlerinin de bu sinsi tuzağa alet olduklarını gözlemliyoruz. Bu girişimle AKP-Devleti bir taşla iki kuş vurmayı hedeflemektedir. İlk olarak oluşturduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile Aleviliği yok saymakta ve oluşturduğu kültür dairesi ile ince bir asimilasyon ve misyoner politika mühendisliği yapmaktadır. Bu şekilde Alevilerin gerçek talepleri olana ‘Eşit vatandaşlık talebi’ni etkisizleştirmek istemekte, bu süreçte de yandaş Aleviler ile de kendi Alevisini yaratarak, Allah’ın ipiyle Alevileri Sünni-İslama bağlamak istemektedir.

    Alevilerin esas taleplerini ‘sağır sultan’ dahi duymuş olmasına rağmen, Sünni- İslam- Türklük temeli üzerine inşa edilen TC. Devleti ve bunun günümüzdeki en katı savunucusu olan ceberrur AKP-hükümeti halen Alevileri zındık, inançsız, folklorik-kültürel bir değer olarak gördüğünden, ayrımcı, ötekileştirici, dinci, apartheid sistemini ayakta tutmak, Türk-İslam sentezi temelinde toplumsal bütünlüğü sağlamak ve korumak, despotik-faşizan  yönetimini meşrulaştırmak  için var gücü ile çalışmaktadır. Bu nedenle bu Türkçü- İslamcı zihniyet Alevilerin demokratik eşit yurttaşlık talebini karşılamaz. Zira Alevilerin demokratik, eşit yurttaşlık talebi AKP-MHP zihniyetinin fıtratına aykırıdır!

    “ALEVİ ÖZ KURUMLARI VE KURULUŞLARI ŞEYTANLAŞTIRILIYOR, İTİBARSIZLAŞTIRILMAYA ÇALIŞILIYOR”

    -MHP destekli AKP hükümeti, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken Alevi örgütlülüğünü muhatap almadı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu ciddiyetsizliği, dışlamayı devam ettiriyor. Başkanlığın başındaki Alirıza Özdemir ülkücü-MHP geleneğinden geliyor. Hiçbir şekilde Alevi örgütleriyle iletişim kurmadı. Zaten kurumlar da bu başkanlığı asimilasyon merkezi olduğunu beyan ederek tanımadıklarını ilan etmişti başından beri. Dolayısıyla Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülebilir mi? Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

    AKP-MHP Türk-İslam Cephesi hiç bir zaman Alevilerin öz kurumlarını, ocaklarını, inanç önderlerini muhatap almadı. Sözde, Alevi Çözüm Kurultayı’nda da bunu yaşadık. Şimdi de yaşıyoruz. Alevi öz örgütleri hem Türkiye’de, hem de Avrupa’da birer sivil toplum kuruluşları, muhalif guruplardır. Hiç bir güce sırtını dayamamışlardır.Kendi öz güçleriyle ayakta duran kurumlardır. En önemlisi bu kurumların demokratik bir yapısı vardır. Alevi öz kurumları, Alevi-Kızılbaş Ocakları inançları gereği, AKP-MHP tekçi zihniyetine, misyonerlik çalışmalarına, anti demokratik yönetimine, baskıya, zulme, ırkçılık, milliyetçilik, narsist ulusalcılığa karşı mazlumdan yana tavır takınarak eskiden olduğu gibi, günümüzde de karşı durmaktadır. Bu nedenle Alevi öz kurum ve kuruluşları egemen olan AKP-MHP tekçi zihniyet tarafından dezenformasyon ve algı operasyonu, kriminalleştirme pratikleri ile dışlanmakta, şeytanlaştırılmakta, yok sayılmakta, itibarsızlaştırılmaya çalışılmaktadır. Bunu sadece kendileri yapmamakta, Alevi yandaşları ile Alevilerin içine yapay tartışmalar sokarak, Alevileri kutuplaştırarak, husumet yaratarak, birbirlerine düşürmeye çalışmaktadırlar. Buna en somut örnek: ‘İnançsız Aleviler’, Alisiz Aleviler’, ‘Müslüman Aleviler’ vs. tartışmalardır.

    Bu nedenle, yaşanan sorunun en büyük kaynağı olan AKP-MHP zihniyetinin  Alevilerin sorunlarını çözmesi mümkün degildir. Alevilerin Türkiye’deki sorunlarının çözümü toplumun demokratikleşmesi ile mümkündür. AKP-MHP zihniyetinin fıtratında ‘Demokrasi, ‘Toplumun Demokratikleşmesi’ mevcut değildir. İslam Faşizmi ile demokrasi birbiriyle uyuşmaz, İslamo-Faşizim’den demokrasi çıkmaz. Bunu özellikle son 23 yıldır yaşayarak gördük. Alevilerin önünde iki büyük tuzak mevcuttur. 1. MHP Faşizan anlayışı, Alevilerin hakiki Türk oğlu Türk olduğu propagandası ile Alevilerden kendilerine şovenist, Pantürkçü ve faşist kitle tabanını oluşturmaya çalışıyor, Anadolu’daki Kürt, Arap Alevilerini de  yok sayıyorlar. 2. Misyoner Caferileri, Şiileri, Sünni İmamları alana sürerek ‘Aleviler Müslümandır’ dezenformasyonu ile Alevileri Şiileştirmeye, Sünnileştirmeye, asimile etmeye çalışıyor. Bu nedenlerle AKP-MHP Alevilerin sorunlarının çözüm adresi olamaz. Bu konuda CHP de Alevilerin ‘Eşit Vatandaşlık’ talebini ciddiye almalıdır ve AKP-MHP çizgisine kaymamak için dikkatli olmalıdır. CHP, sivil-öz Alevi kurumları ile aynı göz hizasında dialog halinde olmalıdır.

    “ALEVİ DERSİNİN OKULLARDA VERİLMESİ SAĞLANMALI”

    -Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, aralarında bir iki kendi belirledikleri Alevi olsa da ağırlıklı olarak İslamcı akademisyenlere ve ilahiyatçılara Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlatıyor. Buna Alevi örgütleri yazılı bir açıklamayla tepki verdi. Sizce Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli bu çalışmaya karşı?

    AKP’nin ‘Kültür ve Turizim Bakanlığı’ bünyesindeki ‘Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ bundan sonra her alana el atacaktır. Kendi yazarlarına sözde bilimsel araştırmalar yaptıracak, konferanslar düzenliyecekler, kitaplar yayınlayacaklar. Bunu beklemekteyiz. Kendilerinin görmek istediği Aleviliği topluma sunacak, Alevilere Müslüman-Sünni- Şeriatcı, Irkçı- Şoven, gömleği giydirmek için çalışacaklardır. Bunu da tarihsel-bilimsel etikten yoksun İslamcı din tacirleri, sözde akademisyenlerle yapacaklardır.

    Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı’na Alevilerin vereceği yanıt, kendi inançlarını kendilerinin tanımlamaları ve özgüvenle kalıcı, yazılı bilimsel çalışmaları çoğaltmalı ve bu bilgileri Alevilerle buluşturmalıdır. Aleviler kendi öz örgütlenmeleri, ocaklar, dergah, cemevleri, vakıflar, federasyonlar, konfederasyon bünyesinde koordineli bir eğitim programı gerçekleştirmelidirler. Türkiye’de Avrupa’da ve dünyanın değişik yerlerindeki Alevi mekanları Alevi inanç ve felsefesinin öğretildiği okullar, akademiler olmalıdır. Yüksek okullarda kürsüler açılmalıdır, Alevilik dersinin okullarda verilmesi sağlanmalıdır. Bu konuda Avrupa’daki kazanımlar Türkiye’deki Alevi kurumları tarafından incelenmelidir. Önemli bir konuda Alevi kurum ve kuruluşları, ocakları, dergahları sol ve demokrasi güçleriyle sıkı ilişki içinde olmalıdırlar. Çünkü Alevilerin tek başlarına Türkiye’de demokrasiyi kurması ve Alevi inancını özgürleştirmesi olanaklı ve gerçekçi değildir.

    “ALEVİLER ÇEDES’E UYMAMALI, SİVİL İTAATSİZLİK ÖRGÜTLENMELİ, DERSLER BOYKOT EDİLMELİ”

    -Aleviler yıllardır çocuklarının zorunlu din dersine girmemesi için mücadele ediyor. Mahkemelere taşındı. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidildi ve davalar kazanıldı. Hükümet kararları uygulamadı. Öte yandan, zorunlu din dersi mücadelesini boşa düşürecek bir sorun var. Bazı cemevlerinde yıllardır Kuran kursu veriliyor. Bunlardan biri Kartal Cemevi. Ne yazık ki hem mahkeme kararlarının uygulanması için hem de Kuran kursu veren cemevi/derneklere yeterli baskı, tepki, örgütlenme yapılamadı. Cemevlerinde Kuran kursu verilmesinin önüne nasıl geçilebilir?

    “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi AKP hükümetinin ”kindar-dindar” nesil yetiştirme projesinin hayata geçirilmesinden başka bir şey değildir. İçerik olarak Türk-İslam sentezidir. Ayrıca “TC. Devleti laiktir” ifadesinin, savının insanları aldatmaktan başka bir şey olmadığı ve toplumun Sünni- İslamlaştırılmasının hangi boyuta ulaştığını gösteren somut bir gelişmedir.

    ÇEDES uygulaması laiklikle bağdaşmaz. Bu anti-laik, anti-seküler bir uygulamadır. Buna ne yazık ki toplumun büyük bir kısmı sesini çıkarmamaktadır ve bu dinci uygulamayı kabüllenmiş görünüyorlar.

    ÇEDES masum çocuklar için bir zulümdür. Din üzerinden ayrımcılığın, tekçiliğin, nefretin  gelecek nesillere aşılanmasıdır. Pedagojik içerikten yoksun, çocukların ruh sağlığı ile oynanmak isteyen ÇEDES projesi, kindar, dindar, saldırgan ve kişiliksiz, edilgen, gerici, kaderci, kişiliği bozuk, itaatçi vb. bir nesil  yetiştirme projesidir. Bu proje dinin, dilinin, aklın, ilmin, evinin, kininin, kalbinin, davacısı bir gençlik, “kindar ve dindar nesiller” yetiştirmek’ isteyen AKP projesidir. Bu proje ile mollalar İslam dinini, devletle daha da fazla bütünleştirerek yukarıdan aşağıya itaatçi, otoriteye biat eden, anti-demokratik dinci bir toplum inşasını, kendi inancına, kendi yaşam tarzına uygun bir toplum  yaratmayı hedeflenmektedir. Bunun için AKP-MHP cephesi okulları ideolojik propaganda merkezlerine dönüştürme gayreti içindedirler.

    ÇEDES projesi din istismarıdır, çocukların geleceğini karartan bir projedir. Milliyetçi, İslamcı, cinsiyetçi, eril kodlar üzerinden kurulu ÇEDES uygulaması bu nedenle tüm çocuklar, özellikle de kız çocukları açıcından vahimdir. ÇEDES ile İslam inancından olmayan, inançsız çocuklar akranlarının stigmasyonuna, zorbalıklarına maruz kalacaklardır. Bu proje ile çocukların yaşam alanına müdahale edilerek, gelecekleri karartılmak istenmektedir.

    Aleviler bu programa uymamalı, sivil itaatsizlik göstererek dersleri, okulları boykot etmelidirler. Bu konuda ‘Amerika’da, Güney Afrika’da zencilerin Irkçılığa karşı verdiği mücadeleler ve sivil itaatsizlik mücadeleleri incelenmeli ve Anadolu’da da yeni bir itaatsizlik kültürü geliştirilmelidir. Anadolu’da “Cumhuriyetin çimentosu, garantisi Alevilerdir”, ”Aleviler laiktir, demokratiktir” diye anılırken, bu insanlara karşı yürütülen katliamlar, asimilasyon ve misyoner baskılar sonucu, nedense AKP-MHP zihniyetine hiç bir şey olmuyor, TC’nin temeli sarsılmıyor, insanlar tepkilerini göstermiyor. Başörtüsü yasağı nedeniyle ise yer yerinden oynuyor.

    Türkiye’de yüz yıllardır sürdürülen ve  II. Murat döneminde 1826’da kurulan Şeyhu-İslam, Cumhuriyet döneminde bu kuruluşun devamı olarak kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı, imam hatip okulları, İlahiyat Fakülteleri, Kuran kursları, Türkiye Diyanet Vakfı, Maarif Vakfı, Bilimi Yayma Dernekleri, cami kurma dernekleri vs. bir çok kurum ve kuruluşlar bir ruhban sınıfı oluşturmak için var güçleriyle çalışmaktadırlar. Bu kurumlar tarafından Türkiye halkları tarikatlar, şeriatçılar, mollalar tarafından kıskaca alınmışlardır.

    “EŞİT VATANDAŞLIK MÜCADELESİ ALEVİ TOPLUMU VE DİĞER TOPLUMLARCA İÇSELLEŞTİRİLMEDİ”

    -Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?

    Alevilerin Türkiye’deki ‘Eşit vatandaşlık’ talebi hukuksal alanda karşılık görmesine rağmen, yasa uyguluyacıları tarafından hukukun yok sayılması ve halkın bu uygulamalara tepkisiz kalması toplumun halen demokratikleşmediğini gösteriyor.

    Alevilerin öz örgütleri tarafından yürütülen eşit vatandaşlık mücadelesi ne yazık ki halen Alevi toplumu ve diğer toplumlar tarafından özümsenmemiş ve içselleştirilmemiştir. Kerbela’da Yezit tarafından katledilenler için ağıtlar yakan, her sene orucunu tutan Alevi toplumunun ciddi bir kısmı günümüz sorunları ile yüzleşmemektedir. İmam Hüseyin’in zalime karşı durduğu, Yezit’e biat etmediği için katledildiğine inanan ciddi bir Alevi topluluğu, günümüzde Alevilerin zorunlu- Sünni-Hanefi-İslam inancı ile Alevi köylerine zorunlu cami yaparak buralara Sünni-Hanefi-Müslüman İmam atayıp, misyonerlik yaparak, başka bir inanca biata zorlanmasına, Alevi kutsal mekanlarının gasp edilmesine ya da müze olarak işgal edilmesine ses çıkmamaktadır. Bu yetmez gibi cemevlerinde gönüllü Kuran kursları açılmakta, buralarda namaz kılınmaktadır.

    Ekonominin, kültürün, ahlakın, hukukun, eğitimin, aile planlamasının din ve milliyetçilik normlarıyla değerlendirildiği sürecin engellenmesi; tabanda itaatsizliği örgütlemekten, asimilasyonu ve milliyetçiliği kabul etmemekten, bunları içselleştirmemekten geçmektedir. Asimilasyonun en vahim trajedisi egemen gücün bakış açıcısını kabüllenmek ve sosyo-kültürel-inançsal yaşamı buna göre düzenlemektir. Aleviler ‘Alınları ak, yalınayak’ eşit vatandaşlık mücadelesini örgütlemelidirler. AKP-MHP ceberrut iktidarının insanların yaşam alanına, etnik ve dini inançlarına müdahalesini boşa çıkarmak üzere, hayatın her alanında, sokakta, hukuksal alanda, mücadele etmelidirler ve sivil itaatsizliği örgütlenmelidir.

    PİRHA/İSTANBUL

     

    İLGİLİ HABERLER:

    1- ‘İktidar manevralar yapıyor; bir duruşumuz olmalı, belirleyici olmamız gerekiyor-VİDEO
    2-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’- VİDEO
    3- ‘Alevi kurumları ortaklaşa bir enstitü kurabilirler; bir hukuk birimi kurulabilir’ – VİDEO
    4-‘Mutlaka hukuk komisyonu kurulmalı, sorunlara çözüm üreten bir örgütlülük olmalı’-VİDEO
    5-‘Alevilerin sorunu siyasetle, hukuk mücadelesiyle çözülür; ciddi çalışmalara başlanmalı’
    6- ‘Cemevlerini ibadetin yanında sosyal, kültürel merkeze dönüştürmeliyiz, insana dokunmalıyız-VİDEO
    7-‘Sünni ulema zihniyetinin inancımızı bize anlatması mücadele etmemiz gereken bir durum’- VİDEO

    8- ‘Alevi kurumlarının bünyelerinde siyasi birimler oluşturulmalı, ortak akılla hareket edilmeli’