Etiket: alevi kadınlar

  • Koblenz’de kadın buluşması: Kadın kadının canıdır, bacısıdır, yoldaşıdır-VİDEO

    Koblenz’de kadın buluşması: Kadın kadının canıdır, bacısıdır, yoldaşıdır-VİDEO

    PİRHA- Almanya Alevi Kadınlar Birliği tarafından Koblenz Cemevi’nde düzenlenen Kadın Kampı’nda kadınlar iki gün boyunca dayanışma, örgütlenme ve kadın mücadelesini konuştu. Kampta yapılan konuşmalarda “Kadın kadının kurdu değildir” vurgusu öne çıkarken, kadınların örgütlü mücadelesinin büyütülmesi çağrısı yapıldı.

    Almanya Alevi Kadınlar Birliği tarafından 16-17 Mayıs tarihlerinde Koblenz Cemevi’nde düzenlenen Kadın Kampı, Almanya’nın ve Avrupa’nın farklı kentlerinden gelen çok sayıda kadının katılımıyla gerçekleştirildi. İki gün süren programda siyaset, Alevi inancı, göçmen kadınların sorunları, psikoloji, hukuk ve kadın dayanışması başlıkları ele alındı.

    Kamp boyunca düzenlenen panel ve seminerlerde kadınların örgütlü mücadelesinin güçlendirilmesi gerektiği vurgulanırken, katılımcılar kadın dayanışmasının büyütülmesi çağrısında bulundu. Programda konuşan kadınlar, hem Alevi kurumlarında hem de toplumsal yaşamda kadın temsiliyetinin artmasının önemine dikkat çekti.

    Bielefeld’den katılan Bahar Coşkun, yaklaşık 28 yıldır Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu ve Bielefeld Alevi Kültür Merkezi bünyesinde yöneticilik yaptığını belirterek, geçmişte Almanya genelinde yalnızca iki kadın başkan bulunduğunu, bugün ise daha fazla genç kadının yönetime gelmesinden büyük gurur duyduğunu ifade etti.

    Kadın kampında yapılan tartışmaların yalnızca teorik değil, aynı zamanda öz eleştirel bir zeminde ilerlediğini belirten Coşkun, “Kadınlar burada aynanın karşısına geçip kendine baktı. Eksiklerimizi de konuştuk, dayanışmayı nasıl büyüteceğimizi de” dedi.

    “KADIN KADININ CANIDIR, BACISIDIR, YOLDAŞIDIR”

    Seminerlerde özellikle kadınlar arasındaki rekabeti ve erkek egemen dilin kadınlara yüklediği rolleri tartıştıklarını ifade eden Coşkun, sıkça kullanılan “Kadın kadının kurdudur” sözünün erkek egemen bir yaklaşım olduğunu vurgulayarak, “Kadın kadının canıdır, bacısıdır, yoldaşıdır” anlayışının büyütülmesi gerektiğini söyledi.

    “KADINLAR OLARAK GÜÇLENMELİYİZ”

    Kadın cinayetleri ve şiddete de dikkat çeken Coşkun, Türkiye ve Avrupa’da kadınların yaşam hakkına yönelik saldırıların arttığını belirterek, kadınların ortak mücadele etmesinin hayati önem taşıdığını ifade etti.

    Coşkun, “Bu çalışma burada kalmamalı. Dağın başındaki kadını da, şehirde yaşayan öğretmeni de, şiddete uğrayan kadını da kapsamalı. Kadınlar olarak güçlenmeliyiz” diye konuştu.

    “WORKSHOPLARLA EĞİTİM KAMPI TAMAMLANDI”

    Koblenz Cemevi Başkanı Dilara Yavuz, kampın uluslararası katılımla gerçekleştiğini belirterek programın oldukça verimli geçtiğini söyledi. Yavuz, “Almanya’nın her yerinden, Türkiye’den ve İsveç’ten katılanlar oldu. Çok verimli bir eğitim kampı olduğunu düşünüyorum” dedi.

    İki gün süren program kapsamında panel ve seminerlerin yanı sıra çeşitli workshop çalışmaları da düzenlendi. Kadınların ortak sorunları ve örgütlü mücadele deneyimleri üzerine yapılan tartışmalarda dayanışmanın büyütülmesi gerektiği vurgulandı.

    Dilara Yavuz, kampın sonunda emeği geçen herkese teşekkür etti.

    “KADIN DAYANIŞMASI BÜYÜTÜLMELİ”

    Kadın kampında yapılan konuşmalarda, kadınların toplumsal yaşamda daha güçlü yer almasının önemi vurgulanırken, Alevi kurumlarında kadın temsiliyetinin artmasının umut verici olduğu belirtildi. Katılımcılar, kadın dayanışmasının yalnızca Almanya’da değil, Avrupa ve Türkiye’de de daha güçlü örgütlenmesi gerektiği mesajını verdi.

    Almanya Alevi Kadınlar Birliği yönetiminden Nalan Yılmaz, kamp boyunca kadınların birbirine dokunduğunu, dertleştiğini ve ortak mücadele deneyimlerini paylaştığını söyledi.

    Berlin’den katılan Yılmaz, “Kadın kadının kurdu değildir. Bu erkil bir cümledir. Kadın kadının arkadaşıdır, yoldaşıdır, bacısıdır, gözyaşıdır, mutluluğudur” ifadelerini kullandı.

    “ETNİK KÖKENİ NE OLURSA OLSUN KADINLAR AYNI SORUNLARI YAŞIYOR”

    Kadınların yaşadığı sorunların evrensel olduğuna dikkat çeken Yılmaz, farklı halklardan kadınların benzer baskılarla karşı karşıya kaldığını belirtti. Yılmaz, “Kürt kadını da aynı sorunu yaşıyor, Türk kadını da, Arap kadını da. Almanya’da yaşayan Alman kadınları da aynı sorunları yaşıyor” dedi.

    “BİRBİRİMİZİ AŞAĞI ÇEKEREK DEĞİL, EL ELE VEREREK MÜCADELE ETMELİYİZ”

    Kampta siyasetçiler, psikologlar ve farklı alanlarda çalışma yürüten kadınların deneyimlerini paylaştığını belirten Yılmaz, kadınların birlikte hareket etmesinin önemine vurgu yaptı.

    “Birbirimizi dinleyerek, el ele tutarak mücadele etmeliyiz. İnsan olan her yerde tartışma da olur, mutluluk da olur. Ama önemli olan birlikte kalabilmek” diyen Yılmaz, kadınların önümüzdeki dönemde daha zor süreçlerle karşı karşıya kalacağını ancak ortak dayanışmayla bunun aşılabileceğini ifade etti.

    “GENÇLER YÖNETİMLERDE YER ALMALI”

    Son olarak Koblenz Cemevi Başkanı Dilara Yavuz kadınların ve gençlerin kurum yönetimlerinde daha fazla yer alması gerektiğini söyleyerek, “Gençlerimiz kendilerine güvenmeli. Kadınlar Birliği’nde, Gençlik Birliği’nde, yönetimlerde yer almalılar. Zamanımız geldi diye düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

    Elif SONZAMANCI/KOBLENZ

     

     

     

  • Almanya’da Alevi kadınlarından eşit temsiliyet ve dayanışma mesajı-VİDEO

    Almanya’da Alevi kadınlarından eşit temsiliyet ve dayanışma mesajı-VİDEO

    PİRHA- Almanya Alevi Kadınlar Birliği’nin Koblenz’de düzenlediği iki günlük Kadın Kampı’nda, kadın emeğinin görünür kılınması, eşit temsiliyet ve örgütlü mücadelenin büyütülmesi başlıkları öne çıktı. Almanya’nın farklı kentlerinden gelen kadınlar, dayanışma ve ortak mücadele çağrısı yaptı.

    Almanya Alevi Kadınlar Birliği tarafından 16-17 Mayıs tarihlerinde Almanya’nın Koblenz kentinde bulunan Koblenz Cemevi’nde düzenlenen Kadın Kampı, Almanya’nın farklı kentlerinden gelen çok sayıda kadının katılımıyla gerçekleştirildi. İki gün süren programda siyaset, Alevi inancı, göçmen kadınların sorunları, psikoloji, hukuk ve dayanışma başlıkları ele alınırken, kadınların örgütlü mücadelesinin güçlendirilmesi yönünde önemli mesajlar verildi.

    “KADINLARIN GÖRÜNMEYEN EMEĞİNİ GÖRÜNÜR KILMAK İSTEDİK”

    Kampın ardından değerlendirmelerde bulunan Almanya Alevi Kadınlar Birliği (AAKB) Başkanı Özgür Demir, cemevlerinin kuruluş sürecinde kadınların “taşıyıcı kolon” görevi üstlendiğini belirterek, kadın emeğinin yıllardır görünmez kılındığını ifade etti.

    Demir, kampın temel amacının kadınların görünmeyen emeğini görünür hale getirmek ve bu emeği örgütlü güce dönüştürmek olduğunu söyledi. İki gün boyunca düzenlenen workshoplar, paneller ve tartışmaların yoğun ilgi gördüğünü belirten Demir, kadınların etkinlikten büyük memnuniyet duyduğunu aktardı.

    EŞİT TEMSİLİYETİN OLMADIĞI YERDE CAN KAVRAMI EKSİK KALIR”

    “Alevi kadınları bir araya geldiğinde yapamayacağı hiçbir şey yok” diyen Demir, kadınların büyük bir üretim ve örgütlenme kapasitesine sahip olduğunu ancak bugüne kadar belirli alanlara sıkıştırıldıkları için bu gücün yeterince görünür olamadığını kaydetti.

    Kampta en çok öne çıkan başlıklardan birinin eşit temsiliyet olduğunu vurgulayan Demir, “Eşit temsiliyetin olmadığı yerde can kavramı eksik kalır” değerlendirmesinde bulundu. Karar mekanizmalarında kadınların yeterince yer almamasının tartışıldığı kampta, kadınların yaşamın ve örgütlenmenin her alanında eşit biçimde temsil edilmesi gerektiği ortak görüş olarak dile getirildi.

    “DAYANIŞMA VE ORTAK MÜCADELE BÜYÜTÜLMELİ”

    Kampa katılan diğer kadınlar ise bir araya gelmenin önemine dikkat çekerek dayanışma ve birlik çağrısı yaptı. Kamp boyunca kadınların ortak sorunlarını tartışma fırsatı bulduğunu belirten katılımcılar, bu tür buluşmaların örgütlü mücadeleyi güçlendirdiğini ifade etti. Alevi kadınlarının birlikte hareket ettiğinde güçlü bir değişim yaratabileceğini vurgulayan kadınlar, bundan sonraki süreçte de ortak çalışmaların büyütülmesi gerektiğini dile getirdi.

    Elif SONZAMANCI/KOBLENZ

     

  • Koblenz’de Alevi kadınlardan ortak mücadele çağrısı-VİDEO

    Koblenz’de Alevi kadınlardan ortak mücadele çağrısı-VİDEO

    PİRHA-  Almanya Alevi Kadınlar Birliği’nin Koblenz’de düzenlediği Kadın Kampı’nın ikinci günü, workshop çalışmaları, ortak değerlendirmeler ve dayanışma mesajlarıyla sona erdi. Açıklanan sonuç bildirgesinde kadınların eşit temsili, örgütlü mücadelesi ve yaşamı savunma çağrısı öne çıktı.

    Almanya Alevi Kadınlar Birliği (AAKB) tarafından Almanya’nın Koblenz kentinde bulunan Koblenz Cemevi’nde düzenlenen Kadın Kampı’nın ikinci günü, workshop çalışmaları, ortak değerlendirmeler ve dayanışma mesajlarıyla tamamlandı. Katılımcılar, kadınların örgütlü mücadelesinin büyütülmesi, Alevi kurumlarında kadın temsiliyetinin güçlendirilmesi ve dayanışma ağlarının yaygınlaştırılması yönünde önemli tespit ve öneriler paylaştı.

    Workshop çalışmalarının ardından NRW İnanç Kurulu Başkanı Nejla Arslan’ın okuduğu gulbeng ile bölüm sonlandı.

    Programın son bölümünde ise Lale Koçgün sahne aldı.

    “ALEVİ KADINLAR ÇOKLU AYRIMCILIĞA MARUZ BIRAKILIYOR”

    Almanya Alevi Kadınlar Birliği (AAKB) Başkanı Özgür Demir, Koblenz’de gerçekleştirilen iki günlük eğitim kampı ve çalıştayın ardından sonuç bildirgesini kamuoyuyla paylaştı. Koblenz Alevi Kültür Merkezi ve Cem Evi’nde düzenlenen çalıştayda Alevi kadınlar, analar, hukukçular, psikologlar, inanç önderleri, akademisyenler, demokratik kitle örgütü temsilcileri ve milletvekilleri bir araya geldi. Çalıştayda kadınların maruz kaldığı çoklu ayrımcılık, eşit yurttaşlık mücadelesi, kadın emeği, doğa ve yaşam savunusu ile Alevi inancının geleceği başlıkları ele alındı.

    Okunan sonuç bildirgesinde şu ifadelere yer verildi:

    “Bizler Alevi kadınlar, analar, hukukçular, psikologlar, inanç önderleri, akademisyenler, demokratik kitle örgütleri temsilcileri ve milletvekilleri olarak gerçekleştirdiğimiz eğitim kampı çalıştayında bir araya geldik.

    Ortak hafızamızda, inancımızda kadın mücadelesinden ve eşit yaşam idealinden güç alarak sorunlarımızı, taleplerimizi ve çözüm önerilerimizi birlikte değerlendirdik. Bu çalıştayda bir kez daha gördük ki Alevi kadınlar hem kadın olmaktan hem de inanç kimliğinden kaynaklı çoklu ayrımcılığa maruz bırakılmaktadır.

    “YAŞAMI SAVUNMANIN ORTAK BİR SORUMLULUK OLDUĞUNA İNANIYORUZ”

    Buna rağmen tarih boyunca olduğu gibi bugün de yaşamı örgütleyen, barışı büyüten, hakikati savunan ve toplumsal dayanışmayı güçlendiren önemli bir özne olmaya devam etmektedir. Bu nedenle buradan bir kez daha çağrımızdır.

    Kadınlara yönelik şiddetin, çocuk istismarlarının, doğa talanlarının ve hayvanlara yönelik her türlü kötü muamelenin arttığı bu dönemde yaşamı savunmanın ortak bir sorumluluk olduğuna inanıyoruz. Bizler insanı merkeze alan değil, insanla birlikte tüm canı eşit gören bir inancın ve yaşam anlayışının taşıyıcılarıyız.

    Kadınların öldürülmediği, çocukların korkmadan yaşayabildiği, doğanın rant uğruna yok edilmediği, hiçbir canlının şiddete maruz bırakılmadığı eşit ve adil bir yaşam için mücadelemizi büyüteceğiz. Şiddetin, ayrımcılığın, nefretin ve sömürünün karşısında dayanışmayı, vicdanı, adaleti ve yaşamı savunmaya devam edeceğiz.

    Yolumuz hak, adalet, eşitlik ve tüm canlarla barış içinde bir yaşam yoludur.

    “KADINLARIN KARAR ALMA MEKANİZMALARINDA EŞİT TEMSİLİ”

    Çalıştay boyunca yapılan değerlendirmelerde özellikle şu başlıklar öne çıkmıştır:

    •  Alevi kadınlarının örgütlenme alanlarının güçlendirilmesi,
      • Kadınların karar alma mekanizmalarında eşit temsili,
      • İnançsal ve kültürel mirasın gelecek kuşaklara aktarılması,
      • Psikolojik, hukuki ve sosyal destek alanlarının yaygınlaştırılması,
      • Genç kadınların mücadele süreçlerine aktif katılımının artırılması,
      • Toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı inanç ve yaşam pratiğinde eşitliğin güçlendirilmesi.

    Bizler biliyoruz ki eşit, özgür ve demokratik bir toplum kadınların özgürlüğü olmadan kurulamaz.

    Alevi kadınlarının sesi hakikatin, vicdanın ve adaletin sesidir.

    “DAYANIŞMAYI BÜYÜTECEK, KADINLARIN SÖZÜNÜ GÜÇLENDİRECEĞİZ”

    Kadınların yaşamın her alanında eşit temsil edilmesi, inanç özgürlüğünün güvence altına alınması, Alevi inancının ve kurumlarının eşit yurttaşlık temsiliyetiyle tanınması, kadına yönelik şiddete karşı etkin politikaların geliştirilmesi, çocukların ve gençlerin demokratik, laik ve bilimsel eğitim hakkının korunması, Alevi kadınlarının kültürel, sosyal ve siyasal yaşamda daha görünür olması, anaların bilgisinin, öğretisinin ve toplumsal hafızanın korunması, kadın emeğinin görünür kılınması ve sömürünün son bulması, ayrımcılığa, nefret diline ve asimilasyon politikalarına karşı ortak mücadeleyi büyütmeyi savunuyoruz.

    Bu nedenle buradan bir kez daha çağrımızdır:

    Kadınların yok sayılmadığı, inancın baskılanmadığı, farklılıkların tehdit değil zenginlik olarak görüldüğü demokratik bir yaşamı birlikte kuracağız. Dayanışmayı büyütecek, eşit yurttaşlık mücadelesini sürdürecek ve kadınların sözünü her alanda güçlendireceğiz.

    Şiddetin, ayrımcılığın, nefretin ve sömürünün karşısında dayanışmayı, vicdanı, adaleti ve yaşamı savunmaya devam edeceğiz.

    Yolumuz hak, adalet, eşitlik ve tüm canlarla barış içinde bir yaşam yoludur.

    Aşk ile.”

    PİRHA/ALMANYA

  • Görünmeyen emekten görünür güce: Gustavsburg Cemevi’nde kadınlar “biz de varız” diyor-VİDEO

    Görünmeyen emekten görünür güce: Gustavsburg Cemevi’nde kadınlar “biz de varız” diyor-VİDEO

    PİRHA-Alevi inancında eşitlik vurgusuna rağmen kadınlar hala karar süreçlerinde yeterince yer bulamıyor. Almanya’daki Gustavsburg Cemevi’nde kadınlar, görünmeyen emeği görünür kılmak, dayanışmayı büyütmek ve örgütlü temsiliyeti güçlendirmek için mücadele ediyor.

    Alevi inancında kadın ve erkek “can” olarak eşit kabul edilmesine rağmen,  Alevi örgütlenmelerinde kadınların karar mekanizmalarındaki temsili hala sınırlı. Yüzyıllardır inancın taşıyıcısı olan, kültürü kuşaktan kuşağa aktaran kadınlar, çoğu zaman görünmeyen emekle mutfaklarda, hizmet alanlarında kalırken, yönetim, söz ve karar süreçlerinde yeterince yer bulamıyor. Kadınların örgütlü temsiliyetinin güçlenmesi ise yalnızca bir eşitlik meselesi değil, aynı zamanda Alevi toplumunun geleceği açısından da belirleyici bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor.

    Almanya’nın Gustavsburg kentinde bulunan Gustavsburg Cemevi’nde faaliyet yürüten kadınlar karar mekanizmalarında yer alarak örnek bir sorumluluk sergiliyor.

    Kadınlar çalışmalarını PİRHA’ya anlattı.

    Gustavsburg Cemevi’nde 19. dönem eş başkanlık görevine seçilen Funda Likoğulları, yürütülen tüm çalışmaların merkezine kadın emeğini, kadın dayanışmasını ve kadın öncülüğünü koyduklarını vurguladı. Önceki dönemde Gustavsburg Cemevi Kadınlar Birliği Başkanlığı görevini üstlenen ve aynı zamanda Almanya Alevi Kadınlar Birliği Yönetim Kurulu üyesi olan Likogulları, cemevinde yaratılan dönüşümün en güçlü dinamiğinin kadınlar olduğunu ifade etti.

    Wiesbaden, Mainz ve Rüsselsheim hattında 10 bini aşkın Alevi yurttaşın yaşadığına dikkat çeken Likoğulları, 917 üyeli cemevinde yürütülen çalışmaların temel amacını “her kadına dokunmak, her kadını sürecin öznesi haline getirmek” olarak tanımladı. Türkiye’den gelen yazarlar ve psikologlarla gerçekleştirilen seminerlerin de özellikle kadınların güçlenmesine katkı sunduğunu belirtti.

    KADIN ELİYLE BÜYÜYEN BİR GELECEK

    Kadınların öncülüğünde yürütülen projelerin yalnızca bugünü değil, geleceği de inşa ettiğini vurgulayan Likoğulları, çocuklara yönelik doğa ve kültür temelli çalışmaların bu anlayışın bir parçası olduğunu söyledi. Devlet destekli proje kapsamında düzenlenen kamplarda çocukların teknoloji dışına çıkarılarak doğayla buluşturulduğunu belirten Likoğulları, bu çalışmaların aynı zamanda kültürel hafızanın kadınlar aracılığıyla kuşaktan kuşağa aktarılması anlamına geldiğini ifade etti.

    Alevilik derslerine verilen önemin de bu çerçevede ele alındığını belirten Likoğulları, çocukların küçük yaşta kendi kimliğiyle bağ kurmasının, özellikle annelerin sürece katılımıyla güçlendiğini dile getirdi.

    “KADINLAR MUTFAKTAN ÇIKTI, SÖZ VE KARAR SAHİBİ OLDU”

    Cemevinde en köklü dönüşümlerden birinin kadınların konumunda yaşandığını belirten Likoğulları, yıllarca görünmeyen emekle sınırlanan kadınların artık karar mekanizmalarında yer aldığını, söz kurduğunu ve toplumsal alanda görünür hale geldiğini söyledi.

    “Kadınlar mutfakta değil, toplumun önünde olmalı” anlayışını hayata geçirdiklerini vurgulayan Likoğulları, bu değişimin örgütlü kadın mücadelesiyle mümkün olduğunu ifade etti. Yönetimin desteğinin önemli olduğunu ancak asıl gücün kadınların kendi iradesinden geldiğini belirtti.

    Mayıs ayında düzenlenecek kadın kampında yapılacak çalıştayların da bu mücadelenin bir parçası olacağını söyleyen Likoğulları, farklı alanlardan kadınların bir araya gelerek deneyimlerini paylaşacağını aktardı.

    KADIN DAYANIŞMASIYLA GÜÇLENEN TOPLUM

    “Kadın kadının kurdu değil, yurdu olsun” sözünün sadece bir söylem değil, bir mücadele hattı olduğunu belirten Likoğulları, kadınların yan yana durmasının toplumsal dönüşümün anahtarı olduğunu vurguladı.

    “Yan yana durduğumuzda başaramayacağımız hiçbir şey yoktur” diyen Likoğulları, kadın dayanışmasının yalnızca kadınları değil, tüm toplumu güçlendirdiğini ifade etti.

    KÜLTÜR-SANATLA KADINLARIN VE ÇOCUKLARIN ALANI GENİŞLİYOR

    Yeni dönemde kültür ve sanat çalışmalarına ağırlık verdiklerini belirten Likoğulları, açılan kursların büyük ölçüde çocuklara ve kadınlara yönelik olduğunu söyledi. Folklor, saz, koro, tiyatro ve resim gibi alanlarda yürütülen çalışmaların, özellikle kadınların toplumsal alanda daha görünür olmasına katkı sunduğunu ifade etti.

    Eğitimci eksikliğine rağmen çalışmaların kararlılıkla sürdüğünü belirten Likoğulları, kadınların üretkenliği ve direnciyle bu engellerin aşılacağını dile getirdi.

    “BURASI BİZİM EVİMİZ”

    Alevi inancının aktarımında kadınların belirleyici rolüne dikkat çeken Likoğulları, annelere yaptığı çağrıyla bu gerçeği bir kez daha ortaya koydu:

    “Çocuklarımıza sevgiyi, merhameti öğretirken kültürümüzü de öğretelim. Çocuk gelirse anne gelir, anne gelirse toplum güçlenir.”

    Cemevinin herkes için olduğu kadar kadınlar için de bir yaşam, üretim ve söz alanı olduğunu vurgulayan Likoğulları, “Burası bizim evimiz. Kadınlar burada kendini ait hissetsin, sözünü kursun, yan yana dursun” diyerek çağrısını yineledi.

    “BU KURUM KADINLARIN MÜCADELESİYLE VAR OLDU”

    Gustavsburg Cemevi’nde uzun yıllardır kadın çalışmaları içinde yer alan Zehrican Hatun Çam, kadın emeğinin ve dayanışmasının kurumun bugünlere gelmesindeki belirleyici rolüne dikkat çekti. Yaklaşık 16 yıldır cemevinde kadınlar kolunda görev aldığını belirten Çam, bu dönem ilk kez yönetime katıldığını ve kadınlardan sorumlu olarak çalışmalarını sürdürdüğünü ifade etti.

    Kadınlar arası dayanışmayı büyütmeyi temel hedef olarak gördüklerini söyleyen Çam, “Başka kadınlarla güçlenmek ve dayanışmayı büyütmek için mücadele ediyoruz. Bunu da adım adım başarıyoruz” dedi.

    Cemevindeki etkinliklerde kadınların büyük bir özveriyle yer aldığını belirten Çam, özellikle dayanışma çağrısı yapıldığında kadınların güçlü bir şekilde sürece katıldığını söyledi. Ancak çalışma yaşamı nedeniyle her kadının etkinliklere katılamadığını da vurguladı.

    “Bu kurum kolay kurulmadı. Buraya gelişimiz kadınların emeğiyle oldu” diyen Çam, kadınların mücadelesinin her alanda belirleyici olduğunu ifade etti.

    Cemevi Eşbaşkanı’nın kadınlara yönelik yaklaşımının dönüştürücü olduğunu belirten Çam, “Her zaman ‘mutfakta yeriniz yok, dışarıda sosyalleşin’ diyerek bizi teşvik etti. Bu destek bizi güçlendirdi, motive etti” dedi.

    Önceki dönemlerde de kadınların yönetimlerde yer aldığını ancak bu denli güçlü bir destek görmediklerini ifade eden Çam, bugün gelinen noktada kadınların daha aktif ve görünür hale geldiğini söyledi.

    “BURADA YAPTIĞIMIZ HER İŞ BÜYÜK BİR ÖZVERİ İSTİYOR”

    Gustavsburg Cemevi’nde 19. dönem Kadınlar Birliği Başkanlığı görevine seçilen Esen Can, göreve başlamasının üzerinden henüz bir ay geçtiğini ancak yoğun ve emek gerektiren bir sürecin içinde olduklarını ifade etti. Daha önce cemevine katılımcı olarak geldiğini belirten Can, yönetim sorumluluğunun görünmeyen büyük bir emeği de beraberinde getirdiğini vurguladı.

    “Burada yapılan her iş büyük bir özveri istiyor. Evimizden, işimizden, hayatımızdan fedakarlık yaparak Hak için hizmet etmeye çalışıyoruz” diyen Can, kadın emeğinin görünür kılınması gerektiğine dikkat çekti.

    Planladıkları çalışmalar arasında yaşlı ziyaretleri ve taziye dayanışmasının da yer aldığını belirten Can, toplumsal bağları güçlendirmeyi hedeflediklerini dile getirdi.

    “GENÇLERİ YALNIZ BIRAKMAYACAĞIZ”

    Esen Can’ın en çok önem verdiği başlıklardan biri ise cezaevindeki gençler oldu. Alevi gençlerin cezaevine girdikten sonra toplumdan dışlandığını ve yeniden aynı döngüye sürüklendiğini vurgulayan Can, bu duruma karşı somut adımlar atmak istediklerini belirtti.

    “Gençlerimizi yalnız bırakmamak, onları yeniden topluma kazandırmak istiyoruz. Bu bizim için çok önemli bir sorumluluk” diyen Can, bu konuda cemevi yönetiminden destek talep ettiklerini ve birlikte çözüm üretmeyi hedeflediklerini ifade etti.

    “BU BİR GÖNÜL İŞİDİR”

    Gustavsburg Cemevi’nde yeni dönemde saymanlık görevini üstlenen Alev Yetmez, kurumda yürütülen çalışmaların temelinde gönüllülük, rızalık ve dayanışma olduğunu vurguladı. Uzun yıllardır cemeviyle iç içe olduklarını belirten Yetmez, ailesiyle birlikte bu yapının bir parçası olmaktan güç aldıklarını ifade etti.

    Kızının gençlik kolunda aktif olduğunu, eşinin de cemevi çalışmalarına destek verdiğini belirten Yetmez, kadınların kurum içindeki emeğine dikkat çekerek, “Biz kadınlar gerçekten çok büyük hizmet veriyoruz. Ama erkekler de her zaman yanımızda, destekçi. Bu birlik hali çok kıymetli” dedi.

    Cemevindeki çalışmaların zorunluluktan değil, gönüllülükten doğduğunu vurgulayan Yetmez, herkesin kendi yaşamından fedakarlık yaparak bu sürece dahil olduğunu belirtti.

    “Bu bir gönül ve rızalık işi. İnsanları zorlayamayız. Herkes kendi isteğiyle, kendi rızasıyla burada olmalı” diyen Yetmez, kadınlara da çağrıda bulunarak daha fazla dayanışma ve katılım istedi.

    Elif SONZAMANCI PİRHA/GUSTAVSBURG

  • Alevi Kadınlardan 8 Mart Deklarasyonu: Birlikte mücadele, birlikte özgürlük!-VİDEO

    Alevi Kadınlardan 8 Mart Deklarasyonu: Birlikte mücadele, birlikte özgürlük!-VİDEO

    PİRHA-Alevi kadın örgütleri, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla yayımladıkları ortak deklarasyonla savaşlara, şiddete, sömürüye, asimilasyona ve kadınlara yönelik her türlü baskıya karşı birlikte mücadele çağrısı yaptı. Kadınların barışın ve özgürlüğün sesi olduğunu vurgulayan Alevi kadınlar, yaşamı ve eşitliği savunma kararlılığını yineledi.

    8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla Alevi kadınları ortak bir deklarasyon yayımladı.

    Almanya Alevi Kadınlar Birliği (AAKB) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) ,  Almanya Alevi Birliklikleri Federasyonu merkez binasında yaptığı ortak açıklamada mücadelelerin birleşmesi gerektiğini ve 21. yüzyılın kadın özgürlüğü yüzyılı olması için ortak mücadeleyi büyütme çağrısında bulundu.

    Açıklama Necla Arslan Ana’nın verdiği gulbeng ile başladı.

    Necla Arslan Ana, Alevi inancında kadının tarihsel duruşuna ve kadınların yaşadığı acılara dikkat çekti.

    Necla Arslan Ana konuşmasında Ortadoğu’da yaşanan savaşların en büyük bedelini kadınların ödediğini söyledi. IŞİD tarafından kaçırılan Ezidi kadınların köle pazarlarında satıldığını, istismara ve tecavüze uğradığını hatırlatan Arslan Ana, Suriye’de yaşanan savaş sürecinde de kadınların ağır saldırılara maruz kaldığını ifade etti.

    Arslan Ana ayrıca son dönemde İran’da yaşanan savaş sürecinde bir okulun hedef alınması sonucu çok sayıda gencin yaşamını yitirdiğini hatırlatarak, savaşların en ağır sonuçlarını sivil halkın ve özellikle kadınların yaşadığını belirtti.

    Ardından ortak açıklamaya geçildi.

    “KADINLARIN MÜCADELESİ ÖZGÜRLÜĞÜN SESİDİR”

    FEDA Eşbaşkanı Huri Kabayel, kadınların özgürlük ve eşitlik mücadelesinin dünyanın dört bir yanında kararlılıkla sürdüğünü vurguladı.

    Kabayel, kadınların tarih boyunca yürüttüğü mücadelenin bugün de farklı coğrafyalarda devam ettiğini belirterek, Alevi kadın örgütlerinin bu mücadelenin önemli bir parçası olduğunu ifade etti.

    Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, Avrupa Alevi Kadınlar Birliği ve Arap Alevi Kadınlar Birliği olarak ortak bir duruş sergilediklerini dile getiren Kabayel, bu birlikteliğin Alevi inancının eşitlik, hakikat ve adalet değerlerinden güç aldığını söyledi.

    Ortak okunan açıklamanın Almancasını Leyla Solmaz, Kürtçesini Songül Morsümbül, Türkçesini ise Özgür Demir okudu.

    Açıklamada, Alevi inancının temelinde yer alan birlik ve birlikte yaşam felsefesine vurgu yapılarak erkek egemen zihniyetin yarattığı savaş, şiddet ve kaos düzenine karşı kadınların örgütlü mücadelesinin büyütüleceği belirtildi.

    BİRLİK FELSEFESİ VE ALEVİLİK

    Deklarasyonda, evrende yaşamın temelinin birlik olduğu vurgulanarak, “Evrenin içinde birlik varsa hayat vardır; birlik yoksa kaos vardır” denildi. Bugün yaşanan kaos düzeninin, birlikte yaşamayı bilmeyen erkek egemen aklın ürünü olduğu ifade edildi.

    Alevi inancının temel ritüellerinden olan Cem’in birlik ilkesi üzerine kurulduğu belirtilen açıklamada, Kırklar Meclisi’nin de birlikte yaşamın ve eşitliğin sembolü olduğu hatırlatıldı. Kırklar Meydanı’nın “hiçleşmenin meydanı” olarak tanımlandığı metinde, kişinin kendi hiçliğini bilmesinin birliğin kapısını açtığı, bunu kavrayamayan anlayışın ise ikiliği ve çatışmayı yarattığı ifade edildi.

    Açıklamada ayrıca, erkek egemen zihniyetin doğa ve kadın üzerinde kurduğu tahakkümün insanlık tarihindeki kırılmalardan biri olduğu vurgulandı. Erkek egemen anlayışın kendisini doğadan ve kadından üstün görerek dünyanın birlik yasasını bozduğu ve bunun sonucunda kaos ve yıkım düzeninin ortaya çıktığı belirtildi.

    ERKEK EGEMEN ANLATILARA ELEŞTİRİ

    Deklarasyonda, insanlık tarihine yön veren mitolojik anlatıların da erkek egemen bakış açısıyla şekillendirildiği ifade edildi. Âdem ve Havva anlatısının bu anlayışın bir ürünü olduğu belirtilerek, Havva’nın Âdem’in bedeninden yaratıldığı iddiasının erkeği insanlığın “babası” ilan eden bir ideolojik kurgu olduğu vurgulandı.

    Hâbil ile Kâbil anlatısının da kardeş kanı dökme fikrini meşrulaştırdığı ifade edilen açıklamada, bu anlatıların birlikte yaşam yerine çatışmayı kutsayan bir zihniyet yarattığı dile getirildi.

    Alevi inancında ise pirlerin yüzyıllardır cemlerde Kırklar Meclisi’ndeki birliğin ruhunu anlattığı belirtilerek, birlikte yaşamayı bilmeyenlerin toplumdan dışlandığı hatırlatıldı. Ancak bugün Alevi toplumunun erkanının büyük ölçüde dağıtıldığı ve bu birliğin korunmakta zorlandığı ifade edildi.

    Açıklamada, Alevilerin tarih boyunca ağır zulüm, katliam ve asimilasyon politikalarıyla karşı karşıya kaldığına dikkat çekilerek, buna rağmen inançlarını terk etmedikleri ancak Aleviliği yaşamanın giderek zorlaştığı belirtildi. Günümüzde Aleviliğin yalnızca yaşanan bir inanç değil, aynı zamanda uğruna mücadele edilen bir dava haline geldiği ve bunun toplum içinde bazı dengesizlikler yarattığı ifade edildi.

    ALEV KOÇ CİNAYETİNE TEPKİ

    Deklarasyonda, kısa süre önce yaşanan Alev Koç cinayetine de dikkat çekildi. Açıklamada, ocak evladı olarak hizmet yürüttüğü belirtilen Alev Koç’un, Hızır ayında mezarlıkta Hasan Hüseyin Subaşı tarafından vahşice katledildiği ifade edildi.

    Metinde, bu saldırının yalnızca bir cinayet olmadığı, aynı zamanda Alevi inancına, kutsal ocaklara ve toplumun değerlerine yönelik bir saldırı olduğu vurgulandı. Hızır ayında gerçekleşen bu cinayetin, kutsal mekânları ve ölülerin makamlarını kana buladığı belirtilerek, failin tekil bir olay olarak değerlendirilemeyeceği ifade edildi.

    Açıklamada, daha önce de öldürülen Alevi kadınların cenazelerinin cemevlerinden Hakk’a uğurlandığı hatırlatılarak, bu tür saldırılarla toplumsal olarak yüzleşilmemesi halinde benzer katliamların devam edeceği uyarısı yapıldı.

    Alevi kadınları, “Bizde kadın erkek eşittir” söylemine sığınarak sorunu görmezden gelmenin yeni cinayetlerin önünü açacağına dikkat çekerek, bu katliamlar karşısında örgütlü mücadeleyi büyütme sözü verdiklerini açıkladı.

    KADINA KARŞI SAVAŞ, KIRIM SAVAŞIDIR

    Deklarasyonda, kadınların tarih boyunca adaletsiz düzenlere karşı mücadele ettiğine dikkat çekildi. Kadınların erkek egemenliğine karşı birlikte yaşamı örgütlediği ifade edilerek, 8 Mart 1857’de New York’ta eşit işe eşit ücret talebiyle mücadele eden tekstil işçisi kadınların bu mücadelenin önemli dönüm noktalarından biri olduğu hatırlatıldı.

    Deklarasyonda ayrıca Ortadoğu’daki savaşlara da dikkat çekildi. Alevilerin yaşadığı coğrafyayı da kapsayan bölgede üçüncü dünya savaşı niteliğinde bir çatışma yaşandığı ifade edilerek, bu savaşın kadınlara karşı bir kırım savaşı olduğu vurgulandı.

    Gazze, Lazkiye ve Rojava’da kadınlara yönelik saldırıların sürdüğü belirtilen açıklamada, savaşın yalnızca cephede değil kadınların yaşamı ve bedenleri üzerinde de yürütüldüğü dile getirildi.

    Metinde, bir kadının kesilmiş saç örgüsünün dünyaya güçlü bir mesaj verdiği ifade edilerek, kadınların birbirlerinin saçlarını örerek özgürlük mücadelesinden vazgeçmeyeceklerini gösterdiği belirtildi.

    Alevi kadınları deklarasyonun sonunda, mücadelelerin birleşmesi gerektiğini ve 21. yüzyılın kadın özgürlüğü yüzyılı olması için ortak mücadeleyi büyütme çağrısında bulundu.

    Açıklama çerağların sırlanması ile sona erdi.

    PİRHA-KÖLN

  • Demokratik Alevi Kadınlar Birliği’den 25 Kasım’a ilişkin açıklama!

    Demokratik Alevi Kadınlar Birliği’den 25 Kasım’a ilişkin açıklama!

    PİRHA-25 Kasım Kadına Yönelik Şìddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne ilişkin basın açıklaması yapıp ve rapor yayınlayan Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, küresel ve bölgesel bağda kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddet, dünyanın her yerinde en temel insan hakları ihlallerinden biri olduğunu vurgulayarak, “Bu sorun sadece bireysel bir trajedi değil; sistematik bir sorun, mücadelemizin temeli ve varoluş nedenidir” dedi.

     

    Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) 25 Kasım Kadına Yönelik Şìddete Karşı Ortak Mücadele Günü’ne ilişkin basın açıklaması yapıp ve rapor yayınladı.

    25 Kasım’ın, Mirabel Kardeşler’in direniş ruhuyla sembolleşen ve kadınların şiddete karşı küresel mücadelesinin büyüyerek çoğaldığı bir gün olduğunu belirtilen açıklamada, şunlar ifade edildi:

    “Biz  Demokratik Alevi Kadınlar Birliği olarak; kadınlara ve kız çocuklarına yönelik her türlü şiddeti; hukuki, vicdani ve ahlaki bir sorun olarak görüyor; çözülmemiş yaralarımızı, yaşantılarımızı ve mücadelemizi bir kez daha kamuoyu ile paylaşıyoruz. Kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddet, dünyanın her yerinde en temel insan hakları ihlallerinden biridir. Bu sorun sadece bireysel bir trajedi değil; sistematik bir sorun, mücadelemizin temeli ve varoluş nedenidir.

    KÜRESEL VE BÖLGESEL BAĞLAMDA KADINLAR

    Dünyanın her yerinde devletlerin eril, milliyetçi ve din odaklı politikaları altında ağır bedeller ödemeye devam ediyor. Savaşlar, ekonomik eşitsizlikler ve ataerkil düzenin baskıları kadınları hedef haline getiriyor. Özellikle Ortadoğu’daki krizlerde yük yine kadınların omuzlarında. Savaş, kadın bedenini bir “ganimet” haline getiriyor. Afganistan’da Taliban zulmü altındaki kadınların durumu, Suriye’de Alevi, Süryani, Kürt, Ezidi kadınlarının terör örgütleri ve şiddet odaklı aktörlerce maruz kaldığı baskılar hafızalarımızda tazedir. Türkiye’de yarım yüzyılı aşkın çatışma süreçlerinde politik kadın aktivistlerin uğradığı baskılar ve saldırılar; bizler için hem hatırlanması hem de hesabı sorulması gereken acı gerçeklerdir.

    Avrupa’da da durum farklı gözükse de sonuç yine aynı. Avrupa istatistikleri ve Almanya gerçeği göstermektedir ki kadına yönelik şiddet son derece güncel, yaygın ve yakıcı bir sorun olmaya devam etmektedir. Demokratik hukuk devleti iddiasındaki Almanya’da bile kadınlar şiddetin farklı biçimleriyle karşı karşıya kalmakta ve kimi zaman bunun bedelini hayatlarıyla ödemektedir.”

    “KADIN CİNAYETLERİNİ ÖNLEMEK İÇİN DAHA AKTİF VE ÖNLEYİCİ BİR STRATEJİ BENİMSEMELİDİR”

    Kadına yönelik şiddete dair veriler yıllar içinde ağırlaşan tabloyu açıkça gösterdiğine dikkat çekilen açıklamada, Almanya’da yaşanan şiddet şöyle özetlendi:
    “2022 yılında Almanya’da 126 bin 349 kadın partner şiddetine maruz kalmış, öldürülen kadınların %87’si yakın partner kategorisinde yer almıştır. Ardından 2023 yılında 360 kadın partneri veya eski partneri tarafından öldürülmüş. Aynı yıl 256.276 ev içi şiddet vakası kaydedilmiş, bu sayı önceki yıla göre %6,4 artmıştır.  Bu tablo 2024’te de ağırlaşarak devam etmiş, ev içi şiddet mağduru olarak kaydedilen kişi sayısı 256.942’ye ulaşmış, bu da bir önceki yıla göre %3,7’lik bir artışa karşılık gelmiştir. Yukarıdaki verilere rağmen hala kadın sığınma evleri ve destek ağları  sürekli yetersiz kaynaklarla çalışıyor. Bu veriler, Almanya’daki “güçlü devlet, hukukun üstünlüğü” iddialarının pratikte kadınlar için yeterli koruma sağlamadığını göstermektedir.”

    Demokratik Alevi Kadınlar Birliği olarak yaşadıkları ve örgütlü bulundukları ülkelerde kadın ve aileden sorumlu bakanlıǧa, eyalet parlementosundaki kadın vekillere ve ilgili birimlere gerekli uyarıları ve bilgilendirmeleri yaptıklarını vurgulayarak, “Kadına yönelen bu kastik patriyarkaya karşı görevlerini hatırlatan mektuplarımızı göndereceğiz ve  güçlü bir şekilde de yolladıǧımız mektupların ilgili birimlerce dikkate alınmasını bekleyeceǧiz. Devletin sorumluluğunu yeniden değerlendirmesini: Kolluk kuvvetleri, güvenlik kurumları ve yargı organları, kadın cinayetlerini önlemek için daha aktif ve önleyici bir strateji benimsemelidir” denildi.

    “ERKEKLERE YÖNELİK EĞİTİM PROGRAMLARI YAYGINLAŞTIRILMALI”

    Almanya’da partner şiddeti ve tehdit değerlendirme konularında mevcut yasal düzenlemelerde eksiklikler bulunulduğuna işaret edilen açıklamada, “Özellikle riskin yüksek olduğu durumlarda daha sıkı koruma mekanizmaları  kullanılmalıdır. Koruma mekanizmalarının güçlendirilmesini  Sığınma evleri, danışma merkezleri ve destek hatları (telefon, dijital) daha iyi finanse edilmelidir. Ayrıca, yerleşik göçmen kadınlar için kültürel ve dil açısından erişilebilir destek hizmetleri sağlanmalıdır. Erkeklere yönelik eğitim programları yaygınlaştırılmalı; “öğretilmiş erkeklik” kalıpları sorgulanmalı ve şiddete karşı öz eleştiri, empati, sorumluluk bilinci aşılanmalıdır. Eğitimler yalnızca bilgilendirme amaçlı değil, erkeklerin davranışlarını değiştirmeye yönelmeli” önerileri yer aldı.

    “KORUYUCU MEKANİZMALAR TASARLAMALIDIR”

    Göçmen kadınların, yerleşik olmalarına rağmen sıklıkla özel risk altında olduğunun altı çizilen raporda, “Devlet, onların korunması için somut ve ölçülebilir taahhütler vermeli; dil engeli, sosyal izolasyon ve yasal durum gibi faktörler gözetilerek koruyucu mekanizmaları tasarlamalıdır. Tüm bu eksiklikler giderilmeden, sözde “korumanız” altında daha kaç göçmen kadın öldürülecek? Daha kaç kadın, sessizliğiniz yüzünden toprağa düşecek? Daha kaç erkek, yasal boşluklardan faydalanmaya devam edecek?” soruları soruldu.

    “YAŞAMI SAVUNMAK İÇİN DİRENECEĞİZ”

    Kadın mücadelesinin kendileri için yalnızca bir günün meselesi olmadığının vurgusu yapılan açıklamada, şunlar dile getirildi:

    “Her gün yaşam gerekçemizdir. Örgütlenmeli, birlikte güçlenmeli ve öz savunmamızı geliştirmeliyiz. Biz kadınlar doğuranız, bakanız, çalışkanız  ve yaşamı var edeniz. Birbirimize güç olabildiğimiz, sahip çıkabildiğimiz, savunabildiğimiz an varlığımızı koruruz. Kapitalist düzen ahlaksızlığı büyütüyor, insanlığı çürütüyor, toplumu yozlaştırıyor. Bu düzene “dur” demek için Avrupa’nın her köşesindeki Alevi kadınlarını ve tüm kadınları bir kez daha alanlara, yan yana durmaya, öz savunmaya  çağırıyoruz. Bir olalım, çoğalalım, güçlenelim.

    Yolumuza ışık tutan Fatma Ana’nın bilgeliği, Zarife Xatûn’un cesareti; Sakine ve Beritanların yiğitliği, öncülerimizdir. Biliriz ki ancak örgütlü, kararlı ve cesur davranırsak başarabiliriz. Buradan erkeklere sesleniyoruz: öğretilmiş erkekliğinizi sorgulayın, bu şiddete ortak olmayın; sessiz kalmayın. Kadına uzanan her el, toplumun vicdanına inen bir darbedir.

    Son olarak, Erkek ve devlet şiddeti nedeniyle hayattan koparılan tüm kadınları sevgiyle, dayanışmayla anıyoruz. Yaşamak için ölmek zorunda değiliz. Örgütlenelim, öz savunmamızla birbirimize sahip çıkalım. Erkek şiddeti sonucu kaybettiğimiz ataerkil devletin kurbanı olmuş kadınların devirleri daim olsun. Umutlarımızı gerçekleştirmek, yaşamı savunmak için direnmeye, örgütlenmeye ve büyümeye söz veriyoruz.”

    PİRHA/ALMANYA

     

  • ‘Suriye’de Alevi kadınlar fidye, zorla evlilik ve tecavüz tehdidi altında’- VİDEO

    ‘Suriye’de Alevi kadınlar fidye, zorla evlilik ve tecavüz tehdidi altında’- VİDEO

    PİRHA- AHAD-DER Adana Şubesi Kadın Komisyonu Üyesi Canser Dayanır, Suriye’de özellikle Alevi kadınlara yönelik katliamların ve kaçırılmaların tüm dünyanın gözü önünde sürdüğünü belirterek, Alevi köylerine yapılan baskınlarda onlarca kadının kaçırıldığını ve akıbetinin hala bilinmediğine dikkat çekti.

    Suriye İçişleri Bakanlığı, ülkenin kıyı bölgelerinde gündeme gelen 42 kadın ve kız çocuğunun kaçırıldığına dair iddialarla ilgili yürütülen soruşturmanın sonuçlarını kamuoyuna açıkladı. Bakanlık açıklamasında, incelenen 42 vakadan yalnızca birinin gerçek bir kaçırılma olayı olduğu bildirildi.

    Resmi açıklama kamuoyunda tartışma yaratırken, kadın örgütleri ve sivil toplum temsilcileri Suriye’deki kadınların yaşadığı sistematik şiddetin “rakamların ötesinde bir gerçeklik” olduğunu vurguladı. Arap Halkı Alevileri Derneği (AHAD-DER) Adana Şubesi Kadın Komisyonu Üyesi Canser Dayanır, PİRHA’ya yaptığı açıklamada, bölgedeki kadınların yıllardır süren savaşın hem fiziksel hem de toplumsal şiddetine maruz kaldığını belirtti.

    “DÜNYANIN GÖZÜ ÖNÜNDE SOYKIRIM YAPILIYOR”

    Suriye’de özellikle Alevilere dönük katliamların tüm dünyanın gözü önünde yapıldığına dikkat çeken Caner Dayanır, kadınların daha katmanlı bir mağduriyete maruz kaldığını belirtti. Suriye’de hala kadınların kaçırılma, tecavüz, şiddet tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu vurgulayan Dayanır, “2011’den beri savaş ve çatışmaların ortasında kalan Suriye’de, Aralık 2025’ten bu yana cihatçı çeteler ve özellikle ideolojik olarak seküler yaşamı hedefine koyan Colani liderliğindeki HTŞ’nin soykırıma varan katliamlarına tanıklık ediyoruz. Bölgede yaşayan Hristiyanlara, Dürzilere, Kürtlere, kadın ve çocuklara yönelik katliamlar tüm dünyanın gözü önünde gerçekleşiyor. HTŞ çetelerinin Suriye’de yaptığı katliamlara ne yazık ki yabancı değiliz. Bu coğrafyada yaşayan kadınlar olarak, bu katliamları IŞİD’den, Taliban’dan biliyoruz. Rojova’da, Kobani’de, Afganistan’da Kürt, Arap, Ezidi kadınlar hep savaş ganimeti görülüp kaçırılıp tecavüze uğradı. Bugün de hala Suriye’de Alevilerin yaşadığı Lazkiye’den Tartus’a, Humus’a kadar, tüm dünyanın gözü önünde apaçık şekilde soykırım suçu işlenmekte, Alevi kadın ve kız çocukları kaçırılmakta, akıbetleri hakkında bilgi alınamamaktadır” dedi.

    “SURİYE’DEKİ KADINLARIN SESİNİ YÜKSELTECEĞİZ”

    Suriye’deki kadınların sesini duyurmak adına mücadele edeceklerini dile getiren Dayanır, şunları söyledi:

    “İdlib’in batısındaki Alevi köylerine yapılan baskınlarda kadınların kaçırıldığı, bir kısmının fidye için tutulduğu, bir kısmının ise zorla evlendirildiği ya da toplu tecavüze maruz bırakıldığı bilgileri, köylerden kaçabilen tanıklar tarafından uluslararası insan hakları kuruluşlarına bildirildi. Ancak dünya kamuoyu tüm bu olan biten karşısında aynı sessizlikle yaşananlara karşı kayıtsızlığını koruyor. Bugün itibarıyla kaybolan onlarca kadının akıbeti hala bilinmiyor. Bizler AHAD-DER olarak başta kendi bölgemiz olmak üzere tüm Ortadoğu’da halkların eşit ve bir arada barış içinde yaşadığı bir ortam oluşuncaya dek mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz. Özellikle bir kez daha altını çizmek isterim ki, biz kadınlar Suriye’deki kız kardeşlerimizle daima dayanışma içinde olacak ve onların isyan çığlıklarını büyüteceğiz.”

    Fatoş SARIKAYA/ADANA

  • DAKB’den Ezgi Soysal açıklaması: Devlet önce kadınları sonra gazetecileri korumak zorundadır

    DAKB’den Ezgi Soysal açıklaması: Devlet önce kadınları sonra gazetecileri korumak zorundadır

    PİRHA – Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Can TV emekçisi Ezgi Soysal’a yönelik saldırıya ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. “Devlet önce kadınları, sonra gazetecileri korumak zorundadır” başlıklı açıklamada, Soysal’a yönelik yıllardır süren sistematik şiddet ve 28 Ekim gecesi gerçekleştirilen organize saldırı kınanarak, “Devletin suskunluğu, suç ortaklığıdır” denildi.

    Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Can TV emekçisi Ezgi Soysal’a yönelik saldırıya ilişkin bir açıklama yayımladı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Biz Demokratik Alevi Kadınlar Birliği olarak, Can TV emekçisi Ezgi Soysal’a yönelik yıllardır süren sistematik şiddeti ve 28 Ekim gecesi gerçekleştirilen organize saldırıyı öfke, acı ve isyanla karşılıyoruz.

    Ezgi Soysal, Ataşehir Kayışdağı Mahallesi’nde komşuları tarafından yaklaşık dört yıldır sistematik taciz, tehdit ve fiziksel şiddete maruz kaldığını söylemiştir.
    Bu süreçte evinin çevresi kirletilmiş, arabasına zarar verilmiş, ailesi tehdit edilmiş; defalarca karakola, belediyeye ve savcılıklara başvurmasına rağmen devletin hiçbir kurumu görevini yerine getirmemiştir.
    Son olarak, 28 Ekim gecesi on kişilik bir grubun saldırısına uğrayan Ezgi Soysal, ölüm tehlikesi atlatmış, hastaneye kaldırılmış, ancak saldırganlar hâlâ serbesttir.

    Bu olay, yalnızca bireysel bir şiddet değil; devletin cezasızlık politikasıyla beslenen sistematik bir kadın düşmanlığıdır.

    Ezgi Soysal, sadece bir gazeteci değildir. O, Alevi bir kadın, hakikatin sözcüsü, halkın sesi, emekçi bir candır.
    Ona yönelen saldırı, kadınlara, Alevilere, hakikate ve özgür basına yönelmiştir.
    Devletin suskunluğu, faillerin cesareti olmuştur. Bu suskunluk, suç ortaklığıdır.

    Biz Alevi kadınlar, Rızalık Yolunun talipleri olarak zulme rıza göstermeyiz.
    Kadınlar ölürken, hakikat susturulurken devletin sessizliği, adaletin inkârıdır.

    Devleti ve yargı makamlarını göreve çağırıyoruz:
    Faili değil, mağduru koruyun!

    Cezasızlık zırhı kırılmadan bu ülkede adalet kurulamaz.

    Ezgi Soysal yalnız değildir!
    Yaşasın Kadın Dayanışması.

    (HABER MERKEZİ)

    İLGİLİ HABERLER

    Can TV spikeri Ezgi Soysal’a sistematik şiddet: “Adalet istiyorum”
    Ezgi Soysal dövülürken adalet nereye bakıyordu?
    Gazeteci Ezgi Soysal’a saldırı Meclis gündemine taşındı!

  • ‘Alevi kadınlar, Barış Süreci’ne çok güçlü bir şekilde destek olmalı’-VİDEO

    ‘Alevi kadınlar, Barış Süreci’ne çok güçlü bir şekilde destek olmalı’-VİDEO

    PİRHA-DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu ile ile kadınların Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne etkisini konuştuk.Türkiye Cumhuriyetinin demokratikleşmesi için kadınların büyük bir mücadele verdiğinin altını çizen Yüksel Mutlu, Alevi kadınların Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne çok güçlü bir şekilde destek olması çağrısında bulundu.

    27 Şubat’ta Abdullah Öcalan tarafından yapılan Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı, “40 yıllık çatışmanın sonlanma fırsatı” olarak yorumlandı. PKK’nin kendini feshedip, silahlarını yakması ardından ülke siyasetinde de yeni bir aşamaya geçildi denilebilir.

    Yeni süreçle birlikte farklı kesimler de demokrasi taleplerini dile getirerek Mecliste kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’na önerilerini sundu. Ancak söz konusu komisyonda henüz dinlenmeyen bir kesim var ki o da kadınlar oldu.

    Çatışmalı süreçle birlikte kültürel kimliklerin yanı sıra inanç kimliklerinin de yasaklanması, özelde Alevi kadınlar için daha zorlu bir dönem oldu. Kadın kimliğinin de yüküyle ağır bir dönem geçiren Alevi kadınlar, geçmişte yaşadıkları mağduriyetler ve bugüne dair önerilerini dinledik.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu ile ile kadınların Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne etkisini konuştuk.

    “SAVAŞLARIN BİRİNCİ DERECEDE MAĞDURLARI KADINLARDIR”

    PİRHA: Savaşın etkisinin kadına yansıması nedir?

    YÜKSEL MUTLU: Bütün dünyada savaşların birinci derecede mağdurları kadınlardır. Bu tabii çeşitli şekillerde uygulanıyor. Kadınlar savaş dönemlerinde erkek ve devlet şiddetini daha da ağır yaşıyor. Düşman güçleri, kadını vatan toprağı olarak görüp, kadına yönelik saldırılarını daha da derinleştirir. Bunun birçok örneği var. Dünyada savaşların sonunda ortaya çıkan durum kadına yönelik şiddetin daha da ağırlaştığıdır. Kadına yönelik hem aile içi şiddet, hem devlet şiddeti hem de erkek şiddeti söz konusu. Yani hayatın her yerinde savaş zamanında kadınlar ve çocuklar en dezavantajlı gruplardır. Kadın bedeni üzerinden sürdürülen savaş olduğu için kadınlar savaşın mağdurlarıdır.

    “KÜRT KADIN HAREKETİ BÜYÜK BİR MÜCADELE GELİŞTİRMİŞTİR”

    -Yıllardır süren çatışmalı ortamın kadın mücadelesini nasıl etkiledi? Özelde Alevi kadınlar özelde bu süreçte ne yaşadı?

    Yıllarca bir çatışmalı süreç yaşadık ve bu çatışmalı süreçten kadınlar en negatif etkilenen grupların başında geliyor. Bununla birlikte etnik kimliğinden ya da inancından dolayı ayrımcılığa uğrayan kadınlar bir araya gelmeyi başardılar. Çünkü bu topraklarda kadın olmanın bir mücadele biçimi ve bir direniş geleneği var. Kürt sorununu tartışırken kadını da görmek zorundasınız çünkü Kürt kadını da vardır. Alevi kadını var ama siz Aleviyi eşit yurttaş olarak görmezseniz sorunlar çözülmez.

    Alevi ve Kürt kadınların savaş öncesinde kültürü, geleneği ve direniş kültürü vardı. Örneğin; Dersim’de ve Koçgiri’de birçok kadın önder var. Seyit Rıza’nın eşi Bese ve Alişer’in eşi Zarife buna örnektir. Dersim ve Koçgiri’deki direniş hem Kürtlük hem kadınlık mücadelesidir. Dolayısıyla savaş bir yandan da kadınların özgün örgütlenmesine neden olmuştur. Bu bakımdan Kürt kadın hareketi büyük bir mücadele geliştirmiştir. Bunun bedellerini de ağır bir şekilde ödemiştir ama bu bedelle birlikte de büyük bir direniş geleneği de geliştirmiştir. Hem kendi örgütlüklerini yaratmış hem de Orta Doğu’daki diğer örgütlenen kadın yapılarıyla bir ağ kurmuştur. Savaşa, cinsiyetçiliğe ve dinciliğe karşı hem Alevi kadınları hem de Kürt kadınları bu mücadeleyi yürütmüştür. Ama itiraf etmek gerekir ki ağırlıklı olarak Kürt kadınlarının verdiği mücadele Alevi kadınların mücadelesine de feyz olmuştur ve Kürt-Alevi kadınlar da bugün mücadelelerine sahip çıkıyorlar.

    Kürt kadın hareketi ‘Jin Jiyan Azadi’ felsefesi ile birlikte Ortadoğu’da erkek ve devlet şiddetiyle mücadele etti. Ama Alevi kadınları buna çok sonradan dahil oldular. Bu bakımdan Alevi kadınlar bu mücadelenin özneleri olarak şu an önemli bir yerde mücadelelerini yürütüyorlar.

    “ULUS DEVLET ÇÖZÜM DEĞİLDİR ANCAK DEMOKRATİK CUMHURİYET BİR ÇÖZÜMDÜR”

    -Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin kadınlara etkisi nasıl olacaktır? Alevi kadınlar bu sürece ne tür katkılar sağlayabilir, neler önerirsiniz?

    27 Şubat’ta Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu ilan edildikten sonra Türkiye Cumhuriyetinin demokratikleşmesi için kadınların büyük bir mücadele vermesi gerekiyor. Şimdi bu çağrıya dair birçok kesimle görüşme yapıyoruz. Bunun yürüyebilmesi için herkesin el ele vermesi gerekiyor. Çünkü bu toplumsallaşmazsa bu süreci yürütemeyiz. Bu süreci sadece TBMM’de kurulan bir komisyona havale etmek haksızlık olur. Çünkü 102 yıllık bir mesele ve biz bu mücadelenin önemli bir yerindeyiz. Bir imkan var elimizde ve bu imkan bir demokrasi, eşitlik imkanı doğurabilir. Komisyonun kurulması önemlidir ama bütün mesele komisyonun kurulmasında değil ya da sadece Sayın Öcalan’a, DEM Parti’ye bırakılacak bir mesele değil. Bunun bütün toplum tarafından sahiplenilmesi gerekiyor. Bunun uğruna mücadele edilmesi gerekiyor.

    Alevilere ve Kürtlere ayrımcı politikalar birbirinin benzeri. Bir tarafın inancını kabul etmiyorsunuz diğer tarafın da etnik kökenini kabul etmiyorsunuz. ‘Kürt yoktur, Alevi yoktur’ dediğinizde Kürt kadın da Alevi kadın da yoktur demek istiyorsunuz ve bu sonuç aslında hepimize bir yol gösteriyor. Bu da aslında ‘Alevi de Kürt de vardır’ diyen bir mücadele. 102 yılın sonunda Lozan’dan itibaren bugüne kadar tekçi politikaları ve ulus devlet zihniyeti ile sorun çözülemediği görüldü. Tüm kesimlerin şunu bilmesi lazım ulus devlet çözüm değil ancak demokratik cumhuriyet bir çözümdür. Çoğulculuk iyidir, tekçilikle bir sorun çözülemiyor.

    Alevi kadınların Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’na çok güçlü bir şekilde destek olması gerekiyor. Çünkü bu hepimizin kurtuluşu demek. Sadece Kürt’ün kurtulduğu, Alevinin köleleştiği bir şey demiyor Sayın Öcalan’ın manifestosu. Bütün bu farklılıkların bir arada eşitçe bir arada yaşamını savunan bir şey. Kuşkusuz bir anda bir eşitlik olmayabilir. Siz bunun mücadelesini verirseniz ilerlersiniz.

    Önemli bir süreç ve toplumsallaşabilmesi için herkesin bir şekilde el atması gerekiyor. Alevilikte 72 millete aynı nazarda bakmak şiarı var. Bu şiar aslında bize herkesi kendi inancıyla, kendi farklılığıyla, kendi özgün haliyle kabul etmeyi gerektiriyor. Alevi kadınlar da bu inanca sahip ve ben Alevi kadınların artık cemevlerinin mutfaklarında değil dışarı çıkan, mücadele eden, hakkını savunan, erkek egemen şiddetle mücadele eden, demokrasiyi isteyen, aynı zamanda bu uğurda mücadele eden kadınlar olması gerekiyor.

    Çünkü Aleviler de çok ciddi bir asimilasyonla karşı karşıyalar. O asimilasyon politikaları bazen fiziksel soykırımlarla, bazen ise kültürel soykırımlarla devam ediyor. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı Alevi inancını asimile edip, tekleştirmeye çalışıyor. Alevilik kadınların sahip çıkıp, diğer kuşaklara aktardığı bir inanç. O yüzden de Aleviliğe en çok kadınların sahip çıkması gereken bir inanç. Sayın Öcalan’ın paradigmasında tüm farklılıkların kendi özgünlükleriyle inançlarını yürütmesi ve Alevi kadınların destek vermesi için birçok sebep var. Herkes bir candır diyorsak hakikaten bu canları eşitlemek lazım. Çünkü Alevi kadınlar, bir yandan da eşit olmayan bir can meselesi ile mücadele ediyor.

    PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ DOSYA

    ‘Alevi kadınlar barışın kurucu öznesi olmalıdır’
    ‘Kadınlar savaş sürecinden en çok etkilenen kesim, o yüzden barış sürecini kadınlar sahiplenmeli’
    Gazeteci Esra Çiftçi: Alevi kadınların hafızası ve sözü bu sürecin asli unsuru olmalı

     

  • Gazeteci Esra Çiftçi: Alevi kadınların hafızası ve sözü bu sürecin asli unsuru olmalı- VİDEO

    Gazeteci Esra Çiftçi: Alevi kadınların hafızası ve sözü bu sürecin asli unsuru olmalı- VİDEO

    PİRHA- Gazeteci Esra Çiftçi ile kadınların Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne etkisini konuştuk. Esra Çiftçi, Alevi kadınların çok katmanlı dışlanmaya maruz kaldığını ve barışın gerçek taşıyıcılarından biri olduklarını söyledi. Çiftçi, “Alevi kadınların hafızası ve sözü bu sürecin asli unsuru olmalı” dedi.

    Türkiye’de yeniden konuşulmaya başlanan Barış ve Demokratik Toplum Süreci, yalnızca siyasal değil, toplumsal bir dönüşümü de beraberinde getirme potansiyeli taşıyor. Bu süreç, özellikle yıllardır savaşın görünmeyen yükünü taşıyan kadınlar ve inançlarından ötürü dışlanan Alevi kadınlar için hayati bir öneme sahip.

    Gazeteci Esra Çiftçi ile kadınların Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne etkisini konuştuk. Kadınların sadece mağdur değil, aynı zamanda özne olduğunu hatırlatan Çiftçi, barışın gerçek öznesi olacak kadın seslerinin masada yer almadığını vurguladı.

    “SAVAŞ SADECE CEPHEDE YAŞANMIYOR”

    Savaşın en ağır yükünün sessizce kadınların sırtına bindiğini söyleyen Esra Çiftçi, çatışmalı süreçlerin etkilerinin yalnızca cepheyle sınırlı kalmadığını ifade etti. Kadınların, savaşın gölgesinde güvenlikten çok daha fazlasını talep ettiğini belirten Çiftçi, “Silahlar sustuğunda dahi aslında o travma devam ediyor. Çünkü savaş yalnızca cephede yaşanmıyor. Evin içinde, göç yollarında, kullanılan kız çocuklarında, kimliğini gizlemek zorunda kalan annelerde yaşanıyor. Kadınlar sadece güvenliğe değil, özgürlüğe, görünürlüğe de önem veriyor. Ve söz hakkına tabii ki ihtiyaç duyuyorlar. Ama savaş ortamlarında ne yazık ki bu çok az konuşulan bir şey oluyor” diye konuştu.

    Çiftçi, sürecin yalnızca silahların bırakılmasına indirgenmemesi gerektiğini vurgulayarak, “Gerçek bir barış silahların susması anlamına gelmiyor. Eğer barışta toplumsal bir dönüşüm hedeflenmiyorsa, onun adı barış değil, suskunluk olur. Kadınlar bu süreçlerin en çok etkilenen ama en az dahil edilen kesimleridir. Barışın özneleri de taşıyıcıları da kadınlardır” dedi.

    “ALEVİ KADINLAR ÇOK KATMANLI BİR DIŞLANMA YAŞIYOR”

    Çatışma süreçlerinin Alevi kadınlar için daha da derin bir dışlanma yarattığına dikkat çeken Çiftçi, hem kadın kimliğinden hem de inanç kimliğinden dolayı iki kat baskıya maruz kalındığını dile getirdi:

    “Alevi kadınlar bu süreçte çok daha fazla katmanlı yaşıyor bu durumu. Bir kadın kimliğinden dolayı, ikincisi de inanç kimliğinden dolayı bunu yaşıyorlar. Göç eden Alevi kadınlar inançlarını hep gizlemek ve bastırmak zorunda kalmış. Bu sadece mezhepsel bir durum değil; sosyal dışlanma, mahallede damgalanma, iş ve eğitim alanlarından uzak tutulma gibi çok boyutlu sorunlarla karşı karşıya kaldılar. Alevi kadınlar konuştuğunda ya anlaşılmaktan korkuyorlar ya da susmak zorunda bırakılıyorlar. Ama son yıllarda bu görünmezlik kırılmaya başladı. Kadınlar artık sadece evde değil, sokakta, derneklerde, meclislerde söz almak istiyor ve bu söz alma hali artık bir direnişten örgütlü bir dönüşüme geçiyor.”

    “KOMİSYONDA KADIN TEMSİLİYETİ EKSİK”

    Alevi kadınların bu sürece katkısının yalnızca duygu üzerinden değil, hafıza, adalet ve vicdan üzerinden şekillendiğini söyleyen Çiftçi şöyle devam etti:

    “Kadınların barış süreçlerinde taşıyacağı ya da aktaracağı tek şey duygu değil. Adalet ve vicdan duygusu da buna eşlik ediyor. Kadınlar bu ülkenin başlıca öznesidir ama geçmişte olduğu gibi barış süreçlerinde çok görmezden gelindiler. Bugün mecliste kurulan komisyon çok önemli ama bir kadın olarak söylüyorum; orada kadın temsiliyetinin olmaması büyük bir eksiklik. Alevileri temsilen de sadece tek bir erkek vekili orada. Kadınların ve Alevi kadınların olmadığı bir masa her zaman eksiktir. O masadan çıkacak kararlar kadınları kapsamaz. Yalnızca birtakım yerlerde temsil olarak değil, içerik de üretmeleri gerekiyor o kadınların. Analar, pirler, dedeler arasında kadınların da eşit temsiliyette olması şart. Yerelde kurulacak komisyonlarda, inanç temelli, dil temelli, eğitim temelli alanlarda kadın hareketiyle ortaklık kurularak aktif olmaları gerektiğine inanıyorum.”

    Eren GÜVEN-Fatoş SARIKAYA/PİRHA

  • ‘Kadınlar savaş sürecinden en çok etkilenen kesim, o yüzden barış sürecini kadınlar sahiplenmeli’-VİDEO

    ‘Kadınlar savaş sürecinden en çok etkilenen kesim, o yüzden barış sürecini kadınlar sahiplenmeli’-VİDEO

    PİRHA- DAD Kadın Sekreteri Nadide Yallı ile kadınların Barış Süreci’ne etkisini konuştuk. Kadınların savaş sürecinden çok etkilendiklerini, Alevi kadınların ise savaşlarda iki kere mağduriyet yaşadığını ifade eden DAD Kadın Sekreteri Nadide Yallı, “Barış sürecini özellikle kadınların sahiplenmesi gerekiyor. Bütün kadınlara sesleniyorum biz birlikte olursak yaşanan süreci barışa götürebiliriz. Dolayısıyla bu süreci özellikle Alevi kadınlar olarak sahiplenmeye davet ediyorum” dedi.

    27 Şubat’ta Abdullah Öcalan tarafından yapılan Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı, “40 yıllık çatışmanın sonlanma fırsatı” olarak yorumlandı. PKK’nin kendini feshedip, silahlarını yakması ardından ülke siyasetinde de yeni bir aşamaya geçildi denilebilir.

    Yeni süreçle birlikte farklı kesimler de demokrasi taleplerini dile getirerek Mecliste kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’na önerilerini sundu. Ancak söz konusu komisyonda henüz dinlenmeyen bir kesim var ki o da kadınlar oldu.

    Çatışmalı süreçle birlikte kültürel kimliklerin yanı sıra inanç kimliklerinin de yasaklanması, özelde Alevi kadınlar için daha zorlu bir dönem oldu. Kadın kimliğinin de yüküyle ağır bir dönem geçiren Alevi kadınlar, geçmişte yaşadıkları mağduriyetler ve bugüne dair önerilerini dinledik.

    Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkez (DAD) Kadın Sekreteri Nadide Yallı ile kadınların Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne etkisini konuştuk.

    “SAVAŞIN EN MAĞDURLARI KADINLAR VE ÇOCUKLARDIR”

    PİRHA: Savaşın etkisinin kadına yansıması nedir?

    NADİDE YALLI: Savaşın sadece kadınlar üzerinde değil, tüm dünya üzerinde çok büyük bir etkisi vardır. Ama tabii savaşın en mağdurları kadınlar ve çocuklardır. Kadınlar niye mağdur oluyor? Eşlerini, çocuklarını, akrabalarını kaybediyorlar ve tekrar yaşama dönmek kadınlar için çok zor bir süreç oluyor. Kadınlar her gün ağlayarak, hatırlayarak ve parçalanarak duygusal olarak bakıyor. Tabi bir de kadınlar aynı zamanda ekonomik olarak çok büyük sıkıntılar yaşıyor ve bütün sorumluluk sizin üzerinize düşüyor. Kadınlar o zor koşullarda tek başına ayakta kalmak zorunda kalıyor.

    Dolayısıyla kadınlar savaşın en derin mağdurlarıdır. Savaşın kadınlar üzerinde çok büyük etkileri vardır. Çünkü kadınlarda yarattığı travmalar çok farklıdır. Evladını kaybeden bir anne, evlatlarını korumaya çalışan bir anne, kardeşlerini korumaya çalışan bir kadın, kocasını korumaya çalışan bir kadın, ailesini korumaya çalışan bir kadın. Bu durumu en yakınımızda Gazze’de yaşanan savaş sürecinde kadınların yaşadıklarında çok rahat görebildik. Kadınların feryatları bize her şeyi gösterdi savaşın hiçbir şekilde mantığı yoktur.

    “ALEVİ KADINLAR OLARAK İKİ DEFA MAĞDURİYET YAŞIYORUZ”

    -Yıllardır süren çatışmalı ortamın kadın mücadelesini nasıl etkiledi? Alevi kadınlar özelde bu süreçte ne yaşadı?

    Kadınlar, savaş sürecinden çok etkilendiler. Ama biz Alevi kadınlar olarak iki kere mağduriyet yaşıyoruz. Yaşadığımız coğrafyada hem Alevi olmaktan dolayı hem de kadın olmamızdan dolayı ayrımcılık yaşıyoruz. Alevi kadınlara yönelik bakış açıları ve Alevi kadınların bedenleri üzerine yapılan saldırılardan dolayı çok ağır süreçler yaşadık. Ötekileştirilen kadınlar bedensel, psikolojik ve ekonomik olarak savaştan çok etkilendiler. Özellikle Alevi kadınlar bu ayrımcılığı had safhada yaşadılar. Acı boyutuyla baktığım zaman da en çok yine biz Alevi kadınları ağladık. Çünkü özellikle kendi coğrafyam üzerinden baktığım zaman her gün bir ölüm haberinin gelmesinden dolayı acılarımız bitmedi. Birisinin cenazesine katıldığınızda en çok kadınların feryatlarını duyarsınız. Evladının, eşinin veya akrabasının acısını duymak kadınlar için hayatı bitiriyor.

    “KADINLAR SAVAŞIN BİTİP, BARIŞIN GELMESİNİ İSTİYOR”

    -Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin kadınlara etkisi nasıl olacaktır? Alevi kadınlar bu sürece ne tür katkılar sağlayabilir, neler önerirsiniz?

    Barış sürecini özellikle kadınların sahiplenmesi gerekiyor. Şu anda Alevi kadınların hepsi barış sürecini sahipleniyor ve bu sürecin bir parçası olmak istiyorlar. Çünkü kadınlar savaşın bitip barışın gelmesini istiyor. Artık huzur ve insanca bir yaşam istiyoruz. Alevi kadınlar, barış sürecini desteklemek için söz söyleme haklarının olmasını istiyor. Bütün kadınlara sesleniyorum biz birlikte olursak yaşanan süreci barışa götürebiliriz. Dolayısıyla bu süreci özellikle Alevi kadınlar olarak sahiplenmeye davet ediyorum.

    PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ DOSYA

    ‘Alevi kadınlar barışın kurucu öznesi olmalıdır’

  • ‘Alevi kadınlar barışın kurucu öznesi olmalıdır’-VİDEO

    ‘Alevi kadınlar barışın kurucu öznesi olmalıdır’-VİDEO

    PİRHA- Araştırmacı Yüksel Genç ile kadınların Barış Süreci’ne etkisini konuştuk. Kadının bir özgürleşme stratejisi olarak barış ve demokratik toplumsal inşa sürecini yürütmesini bir zaruret olarak gördüğünün altını çizen Yüksel Genç, “Tam da bu noktada Alevi kadınların Suriye’de HTŞ iktidarına bağlı güçlerin yarattığı o vahşi katliamın bir benzerini yaşamak istemiyor iseler, çok hızlı bir biçimde demokratik toplum inşasının kurucu bir unsuru olarak kendilerini örgütlemek, barışı ve ortaya çıkan bu yeni yaşam tahayyülünü sahiplenmek gibi bir sorumluluk ve hakkı buluyor” dedi.

    27 Şubat’ta Abdullah Öcalan tarafından yapılan Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı, “40 yıllık çatışmanın sonlanma fırsatı” olarak yorumlandı. PKK’nin kendini feshedip, silahlarını yakması ardından ülke siyasetinde de yeni bir aşamaya geçildi denilebilir.

    Yeni süreçle birlikte farklı kesimler de demokrasi taleplerini dile getirerek Mecliste kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’na önerilerini sundu. Ancak söz konusu komisyonda henüz dinlenmeyen bir kesim var ki o da kadınlar oldu.

    Çatışmalı süreçle birlikte kültürel kimliklerin yanı sıra inanç kimliklerinin de yasaklanması, özelde Alevi kadınlar için daha zorlu bir dönem oldu. Kadın kimliğinin de yüküyle ağır bir dönem geçiren Alevi kadınlar, geçmişte yaşadıkları mağduriyetler ve bugüne dair önerilerini dinledik.

    Araştırmacı Yüksel Genç ile kadınların Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne etkisini konuştuk.

    “KADINLARIN MÜCADELESİ ÖZ SAVUNMAYLA ŞEKİLLENİYOR”

    PİRHA: Savaşın etkisinin kadına yansıması nedir?  

    Yüksel GENÇ: Savaşlar, militar erkek karakterinin en şiddetli yansımalarından biri aslına bakarsanız. Erkek erkek dünyasının kendi içindeki hegemonya güç yarıştırmaları ve kaynak gaspları iktidar heveslerinin bir sonucu olarak ortaya çıkan bu şiddet dalgasının kuşkusuz en önemli hedef ve mağdurlarından birinin kadınlar, çocuklar ve doğanın kendisi olması anlaşılabilir. Çünkü o iktidar ve hegemonya ilişkisi dışında kalan kadınlar, çocuklar ve doğa bu savaşın ne yazık ki en fazla kendisine ait olmayan savaşın en fazla etkileneni durumunda oluyor.

    Nihayetinde savaşlar egemen erkek dünyasının ortaya çıkardığı süreçler olmakla birlikte kadınların daha çok mağdur olmak, eril şiddetin, savaş şiddetinin hem fiziksel, hem ruhsal olarak etkileneni olmak gibi bir durum yaşar iken ve savaşların sonunda kim kazanırsa kazansın aslında günün sonunda kaybeden kadınların bedensel, ruhsal, duygusal, düşünsel hakikatleri oluyorken son yıllarda yaşanılan savaşlar karşısında meşru savunma hattını güçlendirmeye çalışan savaş ve şiddetin edilgen bir mağduriyeti değil de ona karşı konumlanmaya çalışan, kendisini mağdur olmaktan çıkarıp öz savunma gücünü bu anlamda aslında kurgulayabilen kadın aktörler, kadın yaklaşımlarıyla da karşılaşıyoruz.

    Belki de savaşın kadın üzerindeki etkilerinin ortaya çıkaracağı en anlamlı sonuçlardan birinin de kadının öz savunma ve aslında giderek kendisinin de var olduğu, özne olduğu bir yaşamı inşa etme sürecinin öznesi olarak konumlandırma biçimi bu konudaki arayışlarıdır. Kürt meselesi ve Kürdistan üzerinden yürüyen savaş bununla ilgili çok tipik bir örnek aslına bakarsanız.

    Kadının savaşın edilgen ve mağdur ama aynı zamanda savaşın birer yönelim aracı haline getirilmesine karşı durarak kadının etkin olduğu bir tür hak talebi alanı kurmasına da vesile oluyor. Bu anlamıyla aslında savaşların kadın üzerindeki etkisini salt mağduriyetler üzerinden artık kurmak anlamlı olmayabilir. Savaşlar elbette altını çizeyim egemen erkek şiddetinin ortaya çıkardığı bağlamın bir boyutu ve egemen erkek şiddetiyle beraber erkek egemenlikli dünyanın kendini inşa edip sürdürülebilir kılmasındaki en işlevli araçlardan biri. Bu bağlamıyla kadın savaş sürecinin her açıdan en büyük mağdurlarından biri ama günümüz dünyasında kadınlar savaşın edilgen ve mağdur birer taraf olmaktan çok savaşın ortaya çıkarabileceği süreçlerde kendi lehine bir kırılma süreci de elde etmeye çalışıyorlar. İşte Rojava bunun bir örneği aslına bakarsanız.

    Rojava’daki savaş kadınların yaşanılır bir dünya kadınların öncülüğünde, kadınların adalet, özgürlük ve eşitlik duygusuyla beraber erkek egemen akıl ve dünyada ve onun sürdürülebilir anlayışında kocaman bir gedik açan bir örnek durumunda.

    Dolayısıyla artık savaşlarda kadınlar yaşadıklarına “Yeter artık” deyip egemen erkeklik sisteminin şiddetine eklemlenmek ya da onun mağduru olmaktan çıkıp giderek kendi dünyasını inşa etmeye çalışan bu anlamıyla da savaşsız bir dünya için büyük bir özgürlük ve öz savunması deneyimi de kazandırmaya çalışan bir yerde konumlanmış görünüyor.

    Tüm bu deneyimlerin sonunda Kürt kadınları çok özel bir alan açtılar kendilerine. Savaşın ve erkek şiddetinin tıpkı topraklarındaki güç gösterisinin bir parçası haline getirilmek istenen bedenini koruyarak aslında bedenlerini, zihinlerini, akıllarını, kimliklerini birlikte örgütleyerek bir öz savunma gücü açığa çıkardılar. Nasıl bir dünya kurulacak olursa olsun bu savaşın sonunda kadınlara yer açmayan bir inşanın aslında kaybetmeye mahkum olduğunu gösterdiler.

    Tam da bu noktada Kürt siyasal hareketi içerisinde kadınların özgün özerk örgütlenmiş olmaları, doğayı, dünyayı, yaşanılacak ülkeyi ve geleceği kadın özgürlükçü bir bakış açısıyla yeniden tahayyül etmeleri ve bu tahayyülün kendisini örgütleme, bu tahayyül için mücadele etme ve bu mücadele ettikleri bu tahayyülü sadece yerel değil, evrensel anlamları içerisinde de yeniden güçlendirmek gibi çok özel bir süreç yaşadılar.

    Kürt kadını savaşın bir mağduru değil artık. Savaştan etkilenen erkek dünyasının yarattığı savaşı kendisine bir koyun gibi başını uzatan bir yerde durmuyor. Analık duygusu, ablalık duygusu, kardeşlik duygusu, kadınlık duygusu, kızlık duygusunun geleneksel tariflerinin ortaya çıkardığı tüm suistimal biçimlerine karşı duruyor. Kendisini yeni dünyanın kurucu öznesi, yaratıcısı, değerlerini oluşturucusu olarak görmeye başlıyor.

    Bu anlamıyla aslında bir söz var hani her şerden bir hayır vardır sözü. Her şerde bir hayır var mıdır? Çok emin değilim ama bu şerrin sonunda belki de dünya kadınları için bir kurtuluş örneği, bir özgürleşme örneği, bir eşitlenme örneğini Kürt kadınları nezdinde deneyim deneyimlemeyi sürdüreceğiz gibi görünüyor.

    Gelecek kuşakların inkar edilen, sömürülmesi arzu edilen kimlikleri taşıyabilmesinin en önemli adreslerinden biri kadının çocukla, çevreyle, toplumla, kültürle kurduğu ilişki de gizli. Dolayısıyla bu mesele, bu kimliğin varlık ve sürdürülebilirlik meselesinin kadında kilitlenmiş yanının sadece Kürt kadınları, Kürt kimliği açısından değil, Alevi kimliği açısından da geçerli olduğunu gösteriyor. Tam bu noktada Alevi kadınların da salt etnik kimlikleri açısından değil, inançsal kimlikleri açısından da hedeflenen, tırnak içinde zayıf karın olarak görülüp, aslında inançsal kimliğinde asimilasyonun kadın üzerinden yürütüldüğü pek çok politikaya tabiler.

    Kürt meselesinde Kürt kadınlarının gösterdiği direniş ve “biz de varız. Bu dünya bizim, biz yeni bir dünyayı kurmaya muktediriz” diyebileceğimiz direniş hallerinin ve inşa çabalarının kendisinin içerisinde Kürt Alevi kadınlarının varlığı azımsanmayacak düzeyde. Kendim de bir Kürt Alevi kadınıyım örneğin. Ve bir yandan inanç kimliğinin ortaya çıkardığı iyi değerleri korumak, iyi değerleri var kılmak öte yandan kadın kimliğinin bütün ezilen inançlar karşısında hedeflenmesini büyük bir güce dönüştürme ile ilgili önemli bir deneyimin sahibi olmaya başlıyoruz. Alevi kadınlar açısından da böyle.

    Dolayısıyla Alevi kadınların aslında bir kimlik taşıyıcısı olmaktan çok, kimlik koruyucusu olmaktan çok bu kimlik taşıyıcılığını kimlik üreticiliğini aynı zamanda yaşam üreticiliği yeni değer üreticiliği adalet eşitlik ve özgürlük odaklı yeni değer üreticiliğine dönüştürmeleri lazım.

    “KADINLAR DAİŞ’E KARŞI BÜYÜK BİR DİRENİŞ ORTAYA KOYDU”

    Yıllardır süren çatışmalı ortamın kadın mücadelesini nasıl etkiledi? Özelde Alevi kadınlar özelde bu süreçte ne yaşadı?

    Türkiye nezdinde aslında Alevi kadınlar açısından genel olarak baktığımızda ne yazık ki hem inançsal kimliklerini hem farklı ezilme kimliklerini yeterince savunma, sahiplenme ve buradan ortak eşitlikçi, çoğulcu bir düzlem çıkarma konusunda güç birliği yapma alanlarının sınırlı olduğunu, zayıf olduğunu görüyoruz.

    Tam olarak Kürt kadın hareketinin ortaya çıkardığı bu çoğulcu özgürleşme biçiminin kendisinin Alevi kadınlar açısından da örnek alınabilecek bir deneyim olduğunu düşünmek mümkün ve bunu önermek de gerekecek. Bir örnek vermek istiyorum yine. Savaşlar her zaman en ezilmiş olana en kolaya yöneliyor. Erkek şiddeti en kolay yöneliyor. İşte Suriye’de bizim sahil hattında Alevi kadınlara yapılanı (Ezidi kadınlara yapılan gibi) kadınlar üzerinden savaşı kazanmayı ve toplumu onursuzlaştırmayı hedefleyen erkek aklının ortaya çıkardığı sonuçları hep beraber izliyoruz.

    Tüm bunlar karşısında eğer en öncelikli erkek şiddetinin ve erkek hegemonyasının en vahşi hedefi farklı inanç ve kimliklerdeki biz kadınlar isek, biz kadınlar farklı inanç bağlamlarımızın hepsini de sahiplenerek bir araya gelerek güç olmak durumundayız.

    Geçmişte bundan 10 yıl önce DAİŞ saldırılarına karşı Kürt kadınlarının gösterdiği birleşme hareketi, birlikte güç olma hareketi ve karşı savunma hareketinin yarattığı başarıyı Alevi kadınları da yaratabilir. En nihayetinde DAİŞ kristalize, erkek iktidarının ve egemenlik aklının en kristalize, en sert, en çirkin yönelimlerinden biriydi ve bu yönelimlere karşı durabildi bu kadınlar. Kürt kadınları, içlerinde Kürt Alevi kadınları da vardı. Bunlar karşı durabildiler.

    Neden bütün Alevi kadınlar benzer bir erkekliğin karşı yönelimi karşısında durmasınlar. Güçlerini birleştirerek durabileceklerini gösteren deneyimler var çünkü artık. Dolayısıyla Alevi kadınlarının da farklı inanç gruplarının da aslına bakarsanız egemenler karşısında egemen olmayan tüm kimlik dokularına sahip kadınların güç birliği eder iseler, ilk hedeflenen olmaktan çok ilk korkulan olma hakkı da bulunuyor.

    “BARIŞIN HAK EDENİ KADINDIR”

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin kadınlara etkisi nasıl olacaktır? Alevi kadınlar bu sürece ne tür katkılar sağlayabilir, neler önerirsiniz?

    Egemen erkek şiddetinin ilk mağduru ve en derin mağduru kadınlar ise bu şiddetin sonunda açığa çıkabilecek barışın da en fazla hak edeni kadınlar. Hani buradan bakarsak da barışın hak edeni kadındır.

    Ama öte yandan yeni dünya kurmak isteyen kendisine de yeni dünyada eşitlikçi bir alan açmak isteyen kadın için barış bir tür özgürleşme stratejisi, bir tür var olma stratejisinin kansız devamı ve aslında barışçıl süreçler ve mekanizmalarla toplumsallaşarak ve toplumun şiddet ve gerilim dalgalarının aşağıya çekilerek kalıcı barışı örme konusunda kadın en önemli özne konumunda görünüyor. Dolayısıyla demokratik toplum sürecinin kurulmasında, barış sürecinin kalıcılaşması ve gerçek rayında, hakikatli rayında, doğru ve adil rayında ilerleyebilmesinde kadının etkin müdahilliği açık gerekiyor.

    Kadının etkin müdahil olduğu ve değerlerini kendisinin kurduğu bu yeni inşa sürecinin başarısız olma şansı olmayacağı gibi yeni gerilim hatlarının erkek şiddeti tarafından kışkırtılmasının da önüne büyük oranda geçilmiş olacaktır. Eğer kadın var ise. Bu yüzden demokratik toplum çağrısı ve demokratik toplum çözümünün öncelikli aktörü öncelikle inşacı gücünün kadın olduğuna inananlardanım.

    En nihayetinde bu çağrı ve bu toplum inşası şiddetten arındırılmış, gerilim hatlarını aşağıya çekmiş, iktidar hegemonya, egemenlik, sömürü bağlamlı hevesleri alta indirgemiş, dolayısıyla da olası bir şiddet ihtiyacını ya da şiddetle sorunları üretme aklını bir şekilde aşmaya çalışmış bir toplum düzenine hitap ediyor.

    Tam da bu toplum düzeni asıl olarak kadının bir öz savunma gücü olarak örgütlü gücünü ortaya çıkarmak istedi. Kadının bir özgürleşme stratejisi olarak barış ve toplumsal inşa sürecini, demokratik toplumsal inşa sürecini yürütmesini bir zaruret olarak görüyorum.

    Hani erkek egemen şiddetinin parçası olmak istemiyorsa taşıdığı kimliklerin hele ezilen kimliklerin ilk ve öncelikli hedefi haline getirilmek istemiyorsa ve toplumsal çoğulculuğu koruyabilecek yeni dünyanın rengarenkliğini inşa edebilecek bir güç arayışında ise kadının bu sürece kesinlikle sahiplenmesi gerekiyor.

    Bakın savaş hak ve özgürlüklerin güce göre şekil aldığı zamanlara aittir. Hatta haksızlık ve özgürlüksüzlük hallerinin gücün ihtiyaçlarına göre güçlendirildiği zamanlara aittir. Hak ve özgürlüklerin güçlendiği yerdir kadının kendisini var etme biçimi, toplumunu var etme biçimi.

    Dolayısıyla Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin inşası kadın açısından hem hak, hem vazgeçilmez bir durum hem de gelecek tahayyülü açısından kadın için bir sorumluluk alanı.

    Biz eğer demokratik toplum sürecini tüm kimliklerin etnik, inançsal, düşünsel tüm farklı kimliklerin, cinsel kimliklerin kendisini var etme, var kılma biçiminin bir yöntemi olarak algılıyor isek, çoğulcu, eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik bir aklın yönettiği, idare ettiği bir toplumsal kurgudan bahsediyor isek, tam da bu noktada zaten Alevi kadınların yer olması, bu düzenin içerisinde bunun inşacı bir gücü olarak var olması bir sorumluluk olarak addedilimeli. Çünkü Alevi kadınları Türkiye düzleminde de, Ortadoğu düzleminde de en çok hedeflenen kadınlar, en yalnızlaştırılmış kadınlar, en örgütsüzleştirilmiş kadınlar profilinde.

    Şöyle bir bakarsanız sol hareketler içerisinde, ulusal hareketler ve bir miktarda feminist hareketler içerisinde Alevi kadınlar var ama Alevi kimliğinin ortaya çıkardığı total hedeflenme biçimine karşı durabilecek biçimde bir güç oluşturabilmiş değiller. Bundan sonraki dünya düzleminde büyüyebilecek erkek egemen sisteme karşı koruyucu bir mekanizmaya sahip değiller. En büyük koruyucu mekanizma demokratik kıldığınız toplumdur. Demokratik kıldığınız toplumun ne kadar güçlü parçası olduğunuz ve değerlerini ne kadar kendi değerlerinizle ortaklaştırdığınız meselesidir.

    Tam da bu noktada Alevi kadınların Suriye’de HTŞ iktidarına bağlı güçlerin yarattığı o vahşi katliamın bir benzerini yaşamak istemiyor iseler ya da çok yakın bir tarihte belleğimde, benim kişisel belleğimde de çok yer eden Maraş katliamının ortaya çıkardığı vahşetin yeniden bir hedefi olmak, kolayca iktidar kavgasının araçsallaştırdığı bir hedef haline gelmek istemiyorsa, ya da Ezidi kadınların yaşadığı şeyi yaşamak istemiyorsa, Alevi kadınların çok hızlı bir biçimde demokratik toplum inşasının kurucu bir unsuru olarak kendilerini örgütlemek, barışa ve ortaya çıkan bu yeni yaşam tahayyülüne sahiplenmek gibi bir sorumluluk ve hakkı buluyor.

    PİRHA/DERSİM

  • Kadınlar, Garip Dede Dergahında buluştu: Onurlu bir barış için mücadeleye omuz verin!-VİDEO

    Kadınlar, Garip Dede Dergahında buluştu: Onurlu bir barış için mücadeleye omuz verin!-VİDEO

    PİRHA- Yüzlerce Alevi yurttaş, Türkiye Alevi Federasyonu öncülüğünde “Alevi kadınlar konuşuyor” isimli buluşmada bir araya geldi. Çerağ Kadınları adına konuşan Aylin Fırat, “Kadını susturmak, aslında Hakk’ın sesini susturmaktır. Kirli ve bataklığın içinde fışkıran nilüfer çiçeği gibi, baskıya rağmen açan umut gibi, biz de varlığımızı sürdürmek ve özgürlüğümüzü büyütmek için direneceğiz” ifadelerine yer verdi.

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen Hacı Bektaş Buluşması kapsamında “Alevi kadınlar konuşuyor” başlıklı serbest kürsü kuruldu.

    Garip Dede Dergahının bahçesinde yapılan programa yüzlerce yurttaş katıldı.

    “KADIN ÖZGÜRLÜĞÜ HAKİKATİN MERKEZİNDEDİR”

    Buluşmada ilk olarak Çerağ Kadınları adına Aylin Fırat konuştu. Alevi toplumunda kadın ve erkeğin eşit olduğunu vurgulayan Fırat, şu konuşmayı yaptı:

    “Bu eşitlik, yalnızca sözde değil; cem meydanında, yaşamın paylaşımında, yolun hakikatinde kökleşmiş bir ilkedir. Bu yüzden kadın özgürlüğünü büyütmek, Alevi inancının özünü yaşatmaktır. Kadının susmadığı, geri çekilmediği, iradesini saklamadığı bir toplum; hakikatin de en berrak haliyle görünür olduğu toplumdur.

    Bugün, doğru yaşamın bilgisini ararken; kapanmalara, baskılara, inkârlara karşı buluşmaların dayanışmanın ve eşitlik yolunun yöntemlerini üretmeye devam ediyoruz. İflas eden ataerkil ve otoriter yönetimlerin karşısında kadın özgürlükçü muhalefetlerini ve hakikat yolunun ışığında şekillenen alternatifleri sizlerle tartışmanın gururunu yaşıyoruz ve sizlerle gurur duyuyoruz!

    Biz Çerağ Kadınları olarak; kadının; ekonomik, sosyal ve kültürel olarak güçlenmesini sağlamak, aynı zamanda inanç temelli bir dayanışma ve örgütlenmiş bir bilinç oluşturmayı hedefledik.

    “NEREDE NEFES ALSAK BASKININ GÖLGESİ ORADA DOLAŞTI”

    Biz kadınlar hep bir savaşın içinde bulduk kendimizi ve her türlü kirli savaşa karşı hakikatin, inancın ve özgürlüğün mücadelesini verdik. Nerede nefes alsak zülüm ve baskının gölgesi orada dolaştı ve doğanın dengesini bozmak isteyenler önce kadının özgürlüğünü yok etmeye çalıştılar. Oysa biz Alevi kadınlar biliriz ki her varlık Hak’tandır. Kayada da can vardır, suda da, insanda da. Yaşamın her parçası kutsaldır ve korunmayı hak eder. Kadının özgürlüğü de bu hakikatin merkezindedir. Kadın olmadan cem olmaz, eşitlik olmadan yol olmaz. Kadını susturmak, aslında Hakk’ın sesini susturmaktır. Bugün bizler, kendimizi savunarak yaşamı savunuyoruz. Çünkü yaşam, ortak bir ışık, bir can birliği, bir Hak nefesidir. Bu nefesle örgütleniyor, kadının eşitliğiyle büyüyen bu yol, hakikatin en berrak halidir. Kirli ve bataklığın içinde fışkıran nilüfer çiçeği gibi, baskıya rağmen açan umut gibi, biz de varlığımızı sürdürmek ve özgürlüğümüzü büyütmek için direneceğiz. Çünkü biliyoruz, kadının özgürlüğü olmadan toplumsal özgürlük olmaz. Yaşamı savunmak, Hakk’ı savunmaktır diyor, sevgilerimizi sunuyorum.”

    “BARIŞ SAĞLANACAKSA, BİZ KADINLARIN BU DEVLETTEN ALACAĞI VAR”

    Bahçelievler Cemevi Yönetim Kurulu Üyesi ve Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Derneği Başkanvekili Nermin Yener de konuşma yapan bir diğer isim oldu. Yener, kadınların maruz kaldığı ayrımcılığa dikkat çekerek şunları söyledi:

    “Bugün öteki olmak nedir, ötekinin ötekisi olmak nedir? Daha da ötesi nedir? Kısaca buna değineceğim. ‘3 K’ diyorum. Öteki, ötekinin ötekisi, daha da ötekisi!

    1 K Kadın, öteki!

    2 K Kızılbaş Kadın ötekinin ötekisi

    3 K Kızılbaş Kürt Kadın ötekinin ötekisinden de öte!

    Siyasiler, sosyal bilimciler, antropologlar ve sosyologlar size bir yeni araştırma konusu sunuyoruz! 3 K’yı akademik bir çalışma olarak ele alabilirsiniz! Kadın canlar, ötekiyiz kadın olduğumuz için. Sistemin, düzenin ve içine sığdırılmaya çalışıldığımız hakim inancın ötekisiyiz. Doğurmakla kutsanıp, edeple sınananlardanız. Kadınsanız ötekisiniz. Alevi de olsanız, Sünni de olsanız, Hristiyan da olsanız, Musevi de olsanız, inançsız da olsanız ötekisiniz. Kadını yaşamın tüm alanında eşit kılmayan her ülkede ötekiyiz.

    Örneğin bu coğrafyada kadına verilmiş olan seçme ve seçilme hakkı, 21. Yüzyılda bile kadına bahşedilmiş bir ayrıcalık gibi kutlanıyor. Bu da sistemin kadına yaşattığı zulmü perdeliyor. Bugün ülkemizde demokrasi tam anlamıyla tesis edilecek ve tüm toplumsal kesimlerle barış sağlanacaksa, biz kadınların bu devletten alacağı var. Kadınlar muhatap alınmak istiyor!”

    “KURUMLARIMIZDAKİ KADIN TEMSİLİYETİ NEDEN BU KADAR AZ?”

    Nermin Yener, Alevi kurumlarındaki kadın temsiliyetine de dikkat çekerek şöyle devam etti:

    “Kızılbaş kadınlar mı? İnancımızda can var değil mi? Bugün burada çok sayıda cemevi başkanımız, kurum yöneticilerimiz var. Sormak isterim; sahi kadınlar Alevi toplumunda gerek kurumlarımızda gerekse sosyal alanda yeteri kadar temsiliyet ve rol alabiliyorlar mı? Yolumuz kadıncılsa, kurumlarımızdaki temsiliyet düzeyi neden bu kadar az sayıda? Cemevlerimizin yönetimleri kadınların da fikri katkısıyla mı yönetiliyor? Yoksa kadınların rolü mutfakta aş pişirmekten mi ibaret? Çuvaldızı önce kendimize batıracağız. Alevi toplumu gerçekten en aydın, en ilerici ve eşitlikçi toplum mu? Kadının evdeki yeri, çalışabilme özgürlüğü ve şiddetle karşı karşıya kalma oranı Alevilerde ne düzeyde farkında mıyız?

    Kadınların alacağı var demiştik bu sistemden… Peki Kızılbaş kadın kimliğiyle bakacak olursak. Bu sistemin neresindeyiz? Hem kadın olarak ötekiyken, hem Kızılbaş olarak ötekinin ötekisi değil miyiz? O halde şunu diyebilir miyiz; birileri barış diyor, eşitlik diyor… Kızılbaş kadınların hem kadın olarak hem de yüzyıllardır zulme uğramış bir inancın taşıyıcıları olarak da alacağı yok mudur?

    Gelgelelim değerli canlar, ötekinin ötekisinden daha da öteki olana. Kadın, Kızılbaş Kadın, Kürt Kızılbaş Kadın! Kimliklerin kesişim noktalarında katman katman bir dışlanma hali var. Feminist kuramda bunun bir tabiri var canlar; adı kesişimsellik! Kürt Kızılbaş Kadın öteki olmanın yükünü en ağır biçimde deneyimleyendir. Gerek kadın kimliğiyle patriyarkanın baskısına, gerek Kızılbaş kimliğiyle inanç ayrımcılığına gerekse Kürt kimliğiyle dilinin ve kültürünün yok sayılmasına maruz kalıyor. Diyeceğimiz odur ki; toplumsal eşitlik politikalarının yalnızca tek bir kimlik kategorisine odaklanmaması; aksine, toplumsal cinsiyet, inanç ve etnisitenin kesiştiği alanlarda üretilen eşitsizlikleri bütüncül biçimde ele almamız gerekiyor. Türkiye’de kadın kimliğinin ötekileştirilmesi, Kızılbaş kadın kimliğinin çifte ötekileştirilmesi ve Kürt Kızılbaş kadın kimliğinin üçlü ötekileştirilmesi önümüzde duran katmanlı bir sorundur ve barışacaksanız; Alevi kadınların bunların üzerine kuracağı sözler vardır.

    Kadın canlar, erkek canlar, pirler, analar, yarenler, yoldaşlar, kadın mücadelesine omuz verin, Kızılbaş kadın mücadelesine omuz verin, Kürt Kızılbaş kadın mücadelesine omuz verin. Onurlu bir barış, eşit temsiliyet, cinayet ve sömürüden arınmış özgür bir kadın kimliği için mücadeleye omuz verin.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Diyanet’in hutbesi, kadınların kamusal alandaki varlığına bir saldırıdır, kabul etmiyoruz’-VİDEO

    ‘Diyanet’in hutbesi, kadınların kamusal alandaki varlığına bir saldırıdır, kabul etmiyoruz’-VİDEO

    PİRHA- Diyanet’in son hutbesinin kadınların kamusal alandaki varlığını hedef aldığını belirten DAD İzmir Şube Eş Başkanı Nebat Çelik, “Bizler bunu bir zihniyetin ürünü ve politikası olarak görüyoruz” dedi. Çelik, ayrıca Suriye’de Alevi kadınlara yönelik sistematik saldırıları hatırlatarak, Alevi kamuoyu ve kadın örgütlerini daha aktif sahiplenmeye çağırdı.

    Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, kadın haklarını hedef alan Cuma Hutbeleri’ne 15 Ağustos’ta bir yenisi daha eklenmişti. Türkiye genelindeki camilerde okutulan hutbede, mirastan pay alacak kadınlara, erkeğin alacağının yarısına razı gelmeleri tavsiye edilmişti. Kadınlar, Diyanet’in hutbesinin Anayasal haklara aykırı paylaşımı nedeniyle tepki göstermeyi sürdürüyor.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şube Eş Başkanı Nebat Çelik, Diyanet’in son Cuma hutbesinde “kul hakkı” üzerinden kadınların kazanımlarını hedef alması ve Suriye’de Alevi kadınlara yönelik sistematik kaçırma, işkence, cinsel istismar ve infazlara ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “KADINLARIN KAMUSAL ALANDAKİ VARLIĞINA SALDIRI”

    Diyanet hutbesinin kadınların kamusal alandaki varlığına bir saldırı olduğunu söyleyen Nebat Çelik, Diyanet’in Cuma hutbesinde kadınları hedef alarak sarf ettiği sözler yalnızca bireysel tercih ve özgürlüklere değil aynı zamanda kadınların kamusal alandaki varlığına, yaşam biçimlerine ve inanç özgürlüğüne doğrudan bir saldırıdır. Hutbede geçen ifadeler toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştiriyor. Ataerkil aklıyla kadınları denetim altına almaya çalışıyor. Bu tür söylemler kadın cinayetleri arttırıyor, kadın katliamlarını meşrulaştırıyor” diye konuştu.

    “İKTİDAR ZİHNİYETİNİN SÖZCÜSÜ”

    Nebat Çelik, Diyanet’in iktidar politikasının sözcülüğünü yaptığını ifade ederek, “Bu söylemler ne ahlakla ne de dinle açıklanabilecek bir durum değildir. Bizler bunu bir zihniyetin ürünü ve politikası olarak görüyoruz. Diyanet İşleri Başkanlığı bir kurum olmanın ötesinde AKP’nin sözlüğünü yapan bir kurum haline geldi. Kadın bedenini hedef alan söylemler üzerinden ayakta kalmaya çalışıyor. Biz kadınları eşit ve can olarak görüyoruz. Diyanet’in bu söylemlerini hiçbir karşılığı yoktur” dedi.

    “SURİYE’DEKİ KADIN KATLİAMIN DAHA AKTİF SES ÇIKARMALIYIZ”

    Yine bu zihniyetin ürünü olan cihadist çetelerin Suriye’de kadınlara yönelik sistematik saldırılarını hatırlatan Nebat Çelik, Alevi örgütleri ve kadın kurumlarını Suriye’de kadınlara yönelik saldıra karşı daha aktif ses çıkarmaya çağırarak, sözlerine şöyle devam etti:

    “HTŞ’nin yönetimi devralmasıyla birlikte Suriye’de Alevilere yönelik katliamlar devam ediyor. Alevi köyleri zorla boşaltılıyor, insanlar yaşam alanlarını terk etmeye zorlanıyor. Kadınlar kaçırılarak tecavüze uğruyor. Kaçırılan kadınların akıbeti belli değil. Alevi kadınlara ve çocuklara yönelik insan ticareti suçu işleniyor. Ne yazık ki savunmasız kalan, öz savunmasını geliştiremeyen halklar ağır mağduriyetler yaşıyor.

    Diyanet’in kadınları hedef alan saldırılarının zihniyetindekiler kadınları katlediyor. Barışı konuştuğumuz bu süreçte toplumu ötekileştiren, bölen bir zihniyetle karşı karşıyayız. Genel anlamda biz Alevi toplumunu neyin beklediğini gören bir yerden demokratik gelişmeler noktasında tutum geliştirmek, barışta ve demokratik toplum noktasında söz söylemek gerekiyor. Tüm Alevi kamuoyunun Suriye’de gelişmelere cevap olarak tavır geliştirmek zorunda olduğu bir süreçteyiz. Mücadeleyi yükseltmek, demokrasiden, özgürlükten ve adaletten yana olamamız gereken bir dönemdeyiz. Tüm Alevi kadınları, kadın örgütlerini, kamuoyunu bu katliama karşı daha aktif ses çıkarmaya çağırıyoruz.”

    PİRHA/İZMİR

  • Suriye’deki Alevi kadın katliamlarına karşı İzmir’de eylem-VİDEO

    Suriye’deki Alevi kadın katliamlarına karşı İzmir’de eylem-VİDEO

    PİRHA- Suriye’de Alevi kadınlara yönelik katliam ve kaçırılmaya karşı İzmir’de bir araya gelen kadınlar “Alevi kurumları, kadın örgütleri el ele vererek bu karanlığı yırtmalı, bu sesi büyütmelidir’ dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Kadın Meclisi, Mor Dayanışma İzmir, Güzeltepe Kadın Derneği, Meydan Köyü Dayanışma Derneği kadınları Suriye’de devam eden kadın katliamını protesto etmek için Çiğli İlçesi Kasaplar Meydanı’nda bir araya geldi.

    ‘Suriye’deki Alevi kadınlara ses oluyoruz susmuyoruz’ yazılı pankartın taşındığı basın açıklamasında, “Yaşasın kadın dayanışmamız”, “Jin jiyan azadi”, “Katliama karşı kadınlar burada” sloganları atıldı. Basın açıklamasını kadınlar adına  Fadime Dapaklı, Berfin Tozlu ve Zübeyde Mertoğlu okudu.

    “KİMİLERİ KAYIP KİMİLERİ İSE TOPRAKTA”

    HTŞ’nin Suriye’de iktidarı devralmasından itibaren Alevilere yönelik sistemli kuşatma ve katliamın devam ettiği dile getirilen açıklamada, “İdlib’den Homs’a, Hama’dan Lazkiye’ye uzanan bu karanlıkta, kadınlar, çocuklar, yaşlılar hedef alınıyor. Evler yakılıyor, bedenler parçalanıyor, umutlar kökünden sökülmek isteniyor. Biz kadınlar, en çok da bu ateşin ortasında yanıyoruz ; çünkü direniş bizden sorulur. Susmak bize yakışmaz. Katil örgütler, HTS destekli milisler ve yabancı cihatçılar, bu vahşeti yürütüyor. 7‑9 Mart 2025’te Akdeniz kıyılarında yalnızca üç günde yaklaşık bin beş yüz Alevİ sivil kadınlar, çocuklar, yaşlılar katledildi. Kadınlar yalnızca öldürülmedi; kaçırıldı, işkence gördü, tecavüze uğradı, ailelerinden koparıldı. Kimileri hâlâ kayıp, kimileri ise sessizce öldürülüp toprağa karıştı” denildi.

    EZİDİ KADINLAR HATIRLATILDI

    İŞİD’in 2014–2017 yıllarında gerçekleştirdiği Ezidi soykırımında binlerce kadın ve kız çocuğunun köle pazarlarında sattığı, kimilerinin zorla evlendirildiği, kimilerinin katledildiği belirtilen açıklamada, “Kimi kadınlar cesaretle kaçtı, kimi silaha sarıldı, kimi ise hâlâ karanlık zindanlarda tutuluyor” diye hatırlatıldı.

    Kadın katliamının yalnızca savaşta değil, barış adı verilen süreçlerde de devam ettiği ifade edilen açıklamada, “Bizim için kadınlar sadece zulmün tanığı değil; zalimin karşısında duran, direnen, umudu çoğaltandır. Bugün Suriye’de öldürülen, kaybolan Alevî kadınların ve Şengal’de satılan, öldürülen Ezidî kadınların her biri, bize tek bir gerçeği hatırlatır: Kadın olmadan devrim olmaz. Çünkü sloganlarımız yalnızca bir söz değil; yaşamın, direnişin ve adaletin ta kendisidir” ifadeleri kullanıldı.

    “SESSİZLİK SUÇA ORTAK OLMAKTIR”

    Suriye’de katledilen, tecavüze uğrayan, kaçırılan kadınların sesinin yükseltilmesi çağrısında bulunulan açıklamada, “Sessizlik suça ortaklıktır. Bu insanlık suçuna karşı ayağa kalkmaya ve o sesi buraya taşımaya ihtiyacımız var. Alevî kurumları, kadın örgütleri el ele vererek bu karanlığı yırtmalı, bu sesi büyütmelidir. Biz kadınlar, yalnızca yas tutan değil; direnişin ve geleceğin mimarı olanlarız. Türkiye’den Suriye’ye direnişin sesini yükseltmeye devam edeceğiz” denildi.

    Açıklama sloganlarla sona erdi.

    PİRHA/İZMİR

  • BM Raporu: Suriye’de kaçırılan Alevi kadınlar için acil eyleme geçilmeli

    BM Raporu: Suriye’de kaçırılan Alevi kadınlar için acil eyleme geçilmeli

    PİRHA- Birleşmiş Milletler (BM), Suriye’de kaçırılan kadın ve kız çocuklarına dair yayınlanan raporda Suriye’de kaçırılan kadın ve kız çocukları için eyleme geçilmesi gerektiğine vurgu yaptı. Raporda, Alevi kadınlara yönelik cinsiyet temelli, sistematik ve hedefli bir kampanya yürütüldüğüne işaret edildi.

    Birleşmiş Milletler (BM), Suriye’de kaçırılan kadınlar ve kız çocuklarına dair rapor yayınladı. Raporda, Mart 2025’ten bu yana Lazkiye, Tartus, Hama, Humus, Şam ve Halep olmak üzere çeşitli bölgelerde 38 Alevi kadın ve kız çocuğunun kaçırıldığına yer verildi. Yaşları 3 ila 40 arasında değişen kız çocuğu ve kadınlar, genellikle gündüz saatlerinde okula giderken, akrabalarını ziyaret ederken ya da evlerinden kısa süreliğine ayrıldıklarında kaçırıldığına dikkat çekildi.

    ZORLA KAÇIRMA VE ESARET

    Raporda, ailelerin büyük çoğunluğunun kaçırılma olayları sonrası tehdit edildiği, kamuoyuna konuşmaları veya resmi soruşturma başlatmalarının engellendiği belirtildi. BM raporunda, bazı mağdurların esaret altında uyuşturulduğu ve fiziksel saldırıya uğradığını belirterek, kız çocuklarının zorla evlendirildiğine dair vakalara yer verdi.

    Raporda, Alevi kadınlara yönelik cinsiyet temelli, sistematik ve hedefli bir kampanya yürütüldüğüne işaret edilerek, bu durumun sadece mağdurları ve yakınlarının yaşadığı travmayı derinleştirmekle kalmadığı, cezasızlığı arttırdığı belirtildi.

    “SORUŞTURMA BAŞLATILMALI”

    Suriye Geçiş hükümetinin sert bir şekilde eleştirildiği raporda, kaçırılma olaylarına karşı zamanında soruşturma yürütmediği, bazı durumlarda ise ailelerin şikayetlerinin dahi kayda alınmadığı belirtilerek, şiddete son verip, adalet sistemine olan güveni tesis etmesi istenildi. Yine hükümetin kayıp kişileri arama yükümlülüğü hatırlatılarak, iddialar hakkında derhal, kapsamlı, bağımsız ve tarafsız soruşturmalar yürütmesini, failleri tespit edip yargılamasını ve kurtulanların güvenliğini ve rehabilitasyonunu sağlaması talep edildi.

    AZINLIKLARI KORUMA ÇAĞRISI

    Raporda ayrıca, Süveyda’da kimliği belirsiz silahlı kişiler tarafından onlarca Dürzi sivilin öldürülmesi ve aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu azınlıklara yönelik saldırılar hatırlatılarak, bu toplulukların korunmasının “acil ve hayati” olduğu vurgulandı.

    635’TEN FAZLA KADIN KATLEDİLDİ

    Bu arada Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), Rassed Ağı ve Suriye İnsan Hakları Ağı verilerine göre, 2025 yılının başından bu yana Suriye’de 635’ten fazla kadın katledildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Kadınlar 10 kentte alana çıktı: Alevi kadınlara yönelik soykırıma karşı mücadeleye çağırıyoruz-VİDEO

    Kadınlar 10 kentte alana çıktı: Alevi kadınlara yönelik soykırıma karşı mücadeleye çağırıyoruz-VİDEO

    PİRHA- Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, HTŞ’nin Suriye’de Alevi kadınlara yönelik gerçekleştirdiği saldrılara karşı 10 kentte alana çıktı. Kadınlar, yaptığı açıklamayla tüm kadınları Alevilere yönelik soykırım suçlarına yönelik suçlara karşı birlikte mücadele etmeye çağırarak, ” Emperyalistlerin ve siyonistlerin siyasi, askeri ve ticari çıkarları için körüklediği bölgesel savaşın, derinleşen sömürünün ve soykırımın karşısında hayatları için direnen Gazzeli, Rojavalı, İranlı, Suriyeli, Alevi, Dürzi, Ermeni, Süryani, Kürt tüm kadınlarla dayanışmaya devam edeceğiz” dedi. 

    Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, HTŞ’nin Suriye’de Alevi kadınlara yönelik saldırılarına dair birçok kentte açıklama yaptı.

    İSTANBUL

    Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, HTŞ’nin Suriye’de Alevi kadınlara yönelik saldırılarına karşı İstanbul’un Teşvikiye semtinde bulunan Suriye Arap Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu önünde basın açıklaması gerçekleştirdi.

    Çok sayıda kadının katıldığı açıklamada, “Suriye’de HTŞ Alevi kadınları soykırıma maruz bırakıyor, susmuyoruz” pankartı açıldı. Kadınlar ayrıca, “Alevi kadınlar yalnız değildir”, “Kadın dayanışması sınırları aşıyor” yazılı dövizler taşıdı. Açıklama boyunca sık sık “Jin şer naxazın, aşitî dixwazin”, “Jin, jiyan, azadî”, “Biji tekoşîna jinê”, “Alevi, Dürzi, Kürt, Êzidî kadınlar yalnız değildir” sloganları atıldı.

    Bugün gerçekleşen eylemde basın açıklamasını kitle adına Gülyeter Aktepe okudu. “Suriye’de HTŞ ve yönlendirdiği cihatçı çetelerin sürdürdüğü Alevi soykırımına karşı kadınların yanındayız, bugün burada eylemdeyiz” denilen açıklamada “Tüm kadınları Alevilere yönelik soykırıma, bu kapsamda da kadınlara yönelik suçlara karşı mücadeleyi birlikte yükseltmeye çağırıyoruz.” denildi.

    ANKARA

    Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi çağrısıyla bir araya gelen çok sayıda kadın Ankara Yüksel Caddesi’nde yapılan açıklamayla Suriye’de Alevi kadınlara yönelik sistematik saldırıları kınadı.

    İnisiyatif adına açıklamayı okuyan Ece Yılmaz, Alevilere yönelik soykırıma, bu kapsamda da kadınlara yönelik suçlara karşı mücadeleye çağırarak, “İçinde yaşadığımız, haklarımız, hayatlarımız için mücadele ettiğimiz bu ülkenin, kadınların bir mal gibi alınıp satılmasında, köleleştirilmesinde, Alevilere yönelik suçlardaki payına karşı çıkacağız. Çünkü bizim için barış, bu coğrafyada eşit ve özgür bir yaşam kurabilmek demek. Emperyalistlerin ve siyonistlerin siyasi, askeri ve ticari çıkarları için körüklediği bölgesel savaşın, derinleşen sömürünün ve soykırımın karşısında hayatları için direnen Gazzeli, Rojavalı, İranlı, Suriyeli, Alevi, Dürzi, Ermeni, Süryani, Kürt tüm kadınlarla dayanışmaya devam edeceğiz. Tüm kadınları Alevilere yönelik soykırıma, bu kapsamda da kadınlara yönelik suçlara karşı mücadeleyi birlikte yükseltmeye çağırıyoruz” diye belirtti.

    Açıklama sloganlar ve alkışlar eşliğinde son buldu.

    MERSİN

    Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi çağrısıyla Suriye’deki Alevi kadınlara yönelik sistematik şiddeti protesto eden Mersin Kadın Platformu üyeleri, Pozcu GMK Bulvarında bir araya geldi. “Suriye’de HTŞ Alevi kadınları soykırıma maruz bırakıyor, susmuyoruz” yazılı pankartın açıldığı eylemde “Alevi kadınlar yalnız değildir”, “Katil HTŞ Suriye’den defol” ve “Yaşasın kadın dayanışması” sloganları attı.

    Platform adına basın metnini okuyan Zübeyde Akpınar, 12 bini aşkın Alevi kadın ve kız çocuğunun kaçırıldığını, toplu tecavüze ve cinsel işkenceye maruz bırakıldığını, köleleştirildiğini söyledi. Kadınları kaçıran çetelerin Türkiye’de şebekeleri olduğuna dikkat çeken Akpınar şunları dile getirdi:

    “27 Haziran 2025 tarihinde Reuters Haber Ajansı’nda yayınlanan haberde, kadın ticareti yapan ve fidye isteyen bu cihatçıların Türkiye’de de şebekelerinin olduğu açıkça belgelendi. Buna seyirci kalınmasından güç bulan çeteler, bugün aynısını Dürzi kadınlara ve çocuklara yapmaya başlıyor. Kaçırılan Alevi kadınların yakınları, fidyelerin İzmir’de ve Mardin’de bulunan kişilere ve şirketlere ait banka hesaplarına gönderildiğini ve Türkiye’de kayıtlı telefon numaralarından kadınlar için bin 500 ila 100 bin dolar aralığında para istendiğini aktarıyor. Bu konuda bir suç duyurusu yapıldığını biliyoruz. Biz de buradan soruyoruz: Bu hesaplar, telefon numaraları kimlere ait? Bu ülkeyi yöneten AKP ve MHP, “devlet başkanı” statüsüyle, kırmızı halılarda karşıladıkları cihatçıların sürdürdükleri Alevi soykırımı hakkında bir şey yapacak mı? Yoksa bu suça ortak olmaya devam mı edecek? Kadınların ganimet gibi alınıp satılmasına onay mı verecek, fidye isteyenleri mi kollayacak?”

    Yaşananları normalleştirmeyeceklerini belirten Zübeyde Akpınar, tüm kadınlara Alevilere yönelik soykırıma, kadınlara yönelik suçlara karşı mücadeleyi birlikte yükseltme çağrısı yaptı.

    İZMİR

    İzmir’de Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, Alevi kadınlar üzerinde yapılan soykırıma karşı bir araya geldi.

    Alsancak’ta bulunan Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde gerçekleşen eyleme çok sayıda kadın katıldı.

    ‘HTŞ’ye destek soykırımı besliyor’, Soykırımcı Colani hesap verecek’, ‘Alevi kadınlar yalnız değildir’, ‘Jin Jiyan azadi’, ‘Yaşasın kadın dayanışması’, ‘Barış için ısrar ediyoruz’ sloganlarının atıldığı eylemde ortak basın metnini Aysel Önen okudu.

    Açıklamada, kadınların bölgedeki soykırımlara ve özellikle kadınlara yönelik suçlara karşı sessiz kalmamaya ve dayanışmayı büyütme çağrısı yapıldı. Açıklamada, barışın, eşit ve özgür bir yaşam kurma mücadelesiyle mümkün olacağı vurgulandı.

    VAN

    Van merkez İpekyolu ilçesinde bulunan Sanat Sokağı’nda bir araya gelen kadınlar “Suriye’de HTŞ Alevi kadınları soykırıma maruz bırakıyor” yazılı pankart açıldı. Açıklamaya yerine kayyım atanan Van Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Neslihan Şedal, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Van İl Eşbaşkanı Gönül Uzunay, Tevgera Jinên Azad (TJA) aktivistleri, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), İnsan Hakları Derneği (İHD) ile çok sayıda sivil toplum örgütü üye ve temsilcisi kadın katıldı.

    İnisiyatif adına açıklamayı okuyan Van Star Kadın Derneği Yönetim Kurulu üyesi Meryema Aslan, her savaşta kadınların bedeninin bir savaş alanına döndüğünü ifade edere, “Kadınların bedensel bütünlüğünü ihlal etmek, sistematik cinsel şiddet, bir tür ele geçirme, aşağılama, işgal ve tahakküm aracı, yer yer de soykırımın önemli bir boyutu haline geliyor. Bugün Suriye’de bir süredir Alevilere ve şimdi Dürzilere yapılanlara, tam da bu nedenle, dünyanın ve bu coğrafyanın her yanında kadınlar olarak sessiz kalmamak zorundayız” diye belirtti.

    HATAY

    Hatay’ın Defne ilçesinde Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, aynı kapsamda “Suriye’de Alevi kadınların yanındayız, soykırım ve patriyarkaya karşı isyandayız” sloganıyla Necmi Asfuroğlu Anadolu Lisesi önünde bir açıklama yaptı. Açıklamaya çok sayıda kadın katıldı; basın metnini ise Hülya Kavuk okudu.

    Hülya Kavuk, Suriye’de HTŞ ve yönlendirdiği “cihatçı çetelerin” sürdürdüğü Alevi soykırımına karşı kadınların yanında oldukları için bugün burada eylemde olduklarını ifade etti. Kadınların yıllardır; “Kadınların bedeni savaş meydanı değildir” dediğini ancak her savaşta ve her iktidar kavgasında kadınların bedeni bir savaş alanına döndüğünü vurguladı.

    DİYARBAKIR 

    Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi’nin çağrısıyla bir araya gelen Dicle Amed Kadın Platformu (DAKP), Yenişehir ilçesinde bulunan AZC Plaza önünde açıklama yaparak HTŞ’nin Suriye’de Alevi kadınlara yönelik saldırılarını protesto etti. Açıklamada “Suriye’de HTŞ Alevi kadınlara soykırıma maruz bırakıyor susmuyoruz” pankartı açılarak “Jin jiyan azadî” sloganı atıldı.

    Açıklamayı okuyan DAKP üyesi Çağla Sanay, kadınların savaşlardan gördüğü zararlara dikkat çekerek kadın bedeninin de savaş alanına döndürüldüğünü söyledi. Çağla Sanay, “Bu Gazze’de, İsrail’in hapishanelerinde, Filistinli kadınlara yönelik cinsel şiddet olarak tezahür ediyor örneğin. Türkiye’de bir Kürt kadın olan Garibe Gezer’in cinsel saldırı sonrası cezaevinde ölüme sürüklenmesi de böyle bir pratik. Bugün Suriye’de bir süredir Alevilere ve şimdi Dürzilere yapılanlara, tam da bu nedenle, dünyanın ve bu coğrafyanın her yanında kadınlar olarak sessiz kalmamak zorundayız” diye konuştu.

    URFA

    Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi ve Urfa Kadın Platformu üyesi kadınlar, Suriye’de Alevi kadınların kaçırılmasına ilişkin Novada Park önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. “Suriye’de HTŞ Alevi kadınları soykırıma maruz bırakıyor susmuyoruz” yazılı pankartın açıldığı açıklamada inisiyatif adına konuşan Mizgin Kurtoğlu, kadınların bedenlerinin savaşlarda hedef olduğunu belirtti. Suriye’deki Alevi kadınlara dönük katliamların korkunç boyutlara ulaştığını ifade eden Mizgin Kurtoğlu, “Türkiye’nin de dahilliğiyle bu suç ilk kez işlenmiyor. Bundan 11 yıl önce Êzidî kadınlara yönelik soykırım başladığında 6 binden fazla kadın ve kız çocuğu kaçırılmış, köle pazarlarında satılmıştı. Yine Türkiye’deki şebekeler söz konusuydu. Satılan kadınlar çocuklar Ankara’ya Antep’e getirilmişti” diye hatırlattı.

    “Bizim için barış bu coğrafyada eşit ve özgür bir yaşam demek” diyen Mizgin Kurtoğlu, tüm kadınlarla dayanışmaya devam edeceklerini söyledi.

    Açıklama “Alevi kadınlar yalnız değildir” sloganlarıyla son buldu.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Kadınlar, Suriye’deki Alevi kadın katliamına karşı 9 kentte alanlara çıkacak

    Kadınlar, Suriye’deki Alevi kadın katliamına karşı 9 kentte alanlara çıkacak

    PİRHA-Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi öncülüğünde kadınlar, Suriye’de devam eden Alevi kadınlara yönelik katliamlara ilişkin 19 Temmuz’da 9 kentte alanlara çıkacak. Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, “Alevi soykırımına karşı kadınların yanındayız, eylemdeyiz!” paylaşımını yaptı.

    HTŞ’ye başlı gruplar, IŞİD ve Türkiye’nin de desteklediği SMO tarafından Suriye’de Alevilere yapılan katliamlar günden güne artıyor. Alevi kadınlara yönelik sistematik kaçırma, işkence, cinsel istismar ve infazlar bir savaş suçu olarak devam ediyor.

    Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi öncülüğünde kadınlar, Suriye’de devam eden Alevi kadınlara yönelik katliamlara ilişkin 19 Temmuz’da alanlara çıkacak.

    Mersin Kadın Platformu da eylem kararı alarak 19 Temmuz’da Alevi soykırımına karşı protesto yapacak.

    9 İLDE EYLEM

    19 Temmuz’da yapılacak eylemler şu şekilde:

    Van: Saat 13.00’de Sanat Sokağı

    Urfa: Saat 13.00’de Novada Park ATM’ler yanı

    Antep: Saat 16.00’da Balıklı Meydanı

    İstanbul: Saat 17.00’de Suriye Konsolosluğu önü

    Mardin: Saat 18.00’de Karayolları Parkı

    Ankara: Saat 18.00’de Yüksel Caddesi

    Diyarbakır: 18.30 Ofis AZC Plaza önü

    Mersin: 18.30’da Pozcu Koton önü

    İzmir: Saat 19.30’da Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi

    “ALEVİ SOYKIRIMINA KARŞI KADINLARIN YANINDAYIZ, EYLEMDEYİZ”

    Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, X hesabından, “Suriye’de Alevi soykırımına karşı biz kadınlar iller arası eş zamanlı eylemdeyiz! Suriye’de HTŞ ve yönlendirdiği cihatçı çeteler Alevi kadınları kaçırıyor, kaybediyor, zorla evlendiriyor, köleleştiriyor, toplu tecavüze maruz bırakıyor. Türkiye’den hesaplar fidye istiyor. Dürzi kadınlar benzer bir tehdit altında. Alevi soykırımına karşı kadınların yanındayız, eylemdeyiz!” paylaşımını yaptı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Suriye’de Alevi kadınlara yönelik kaçırma vakaları artıyor

    Suriye’de Alevi kadınlara yönelik kaçırma vakaları artıyor

    PİRHA- Suriye’nin Lazkiye, Tartus, Humus ve Hama bölgelerinde yaşanan çatışmalar ve siyasi istikrarsızlık, sivilleri hedef alan ağır insan hakları ihlallerine sahne oluyor. Yerel ve uluslararası kaynaklara göre, özellikle genç Alevi kadınlar sistematik şekilde kaçırılıyor.

    8 Aralık 2024’te Baas rejiminin çökmesinin ardından kurulan HTŞ yönetimiyle birlikte, Suriye’nin batı bölgelerinde binlerce kişinin katledildiği ve çok sayıda sivilin kaçırıldığı bildiriliyor. Suriye İfade Özgürlüğü ve Basın Merkezi’nin 9 Temmuz 2025’te yayımladığı rapora göre, yalnızca Hama ve çevresinde 2025 yılının başından mart ayına kadar en az bin 60 kişi yaşamını yitirdi.

    Raporda, katliamların yanı sıra işkence, fiziksel şiddet, mezhepsel hakaretler, infaz tehditleri ve çocuklara yönelik korkutma gibi çok sayıda ağır hak ihlali de yer aldı.

    GENÇ ALEVİ KADINLAR HEDEFTE

    Yerel kaynaklara dayandırılan bilgilere göre, kaçırma olaylarının özellikle kadınları hedef aldığı, kaçırılanların büyük çoğunluğunun Alevi inancına mensup genç kadınlar olduğu bildirildi. Olayların en yoğun yaşandığı bölgeler arasında Tartus, Lazkiye, Humus ve Hama öne çıkıyor.

    France 24 televizyonunun internet sitesinde yayımlanan haberde, sadece Tartus ve kırsalında en az 50 kaçırma vakasının yaşandığı, kaçırılanların tamamına yakınının genç Alevi kadınlar olduğu aktarıldı.

    RESMİ RAPOR BEKLENİYOR

    Suriye Geçiş Hükümeti, yaşanan olayları araştırmak ve belgelemek üzere bir komite kurduğunu açıkladı. Ancak bugüne kadar komite tarafından kaçırma vakalarına ilişkin kamuoyuna herhangi bir resmi açıklama yapılmadı.
    Uluslararası insan hakları kuruluşları ve gözlemciler, bölgede yaşanan bu sistematik ihlallere karşı acil ve kapsamlı bir soruşturma başlatılması çağrısında bulunuyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Suriye’deki Alevi kadınlar için mücadeleyi büyüteceğiz’- VİDEO

    ‘Suriye’deki Alevi kadınlar için mücadeleyi büyüteceğiz’- VİDEO

    PİRHA- Suriye’de Alevi kadınlara yönelik artan şiddet ve cinsel saldırılara karşı 8 Temmuz’da TBMM’de, 12-13 Temmuz’da ise Antakya Defne’de ulusal ve uluslararası katılımlı etkinlikler düzenlenecek. İHD Mersin Şubesi Kadın Komisyonu üyesi Bedia Çaka, katliamlara karşı dayanışma çağrısı yaptı.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi Kadın Komisyonu üyesi Bedia Çaka, son dönemde Suriye’de Alevi kadınlara yönelik artan saldırılara dikkat çekti. Çaka, Alevi kadınların sistematik olarak istismara, kaçırılmalara, cinsel şiddete ve katliamlara maruz kaldığını belirterek, bu vahşete karşı sessiz kalmayacaklarını söyledi.

    “ALEVİ KADINLAR HEDEF ALINIYOR”

    Son iki aydır bölgede yaşananlara ilişkin çok sayıda istismar ve şiddet vakasının görüntüleriyle birlikte kamuoyuna yansıdığına dikkat çeken Çaka, yaşananların artık bir “mezhep kırımı” boyutuna ulaştığını ifade etti. Çaka, “Bu saldırıların özellikle Alevi kadınları hedef alan cinsel şiddetin, kaçırmaların, öldürmelerin günden güne arttığını görüyoruz. Bu bir tesadüf değil, kadınların özgürlük alanlarına yönelen kasıtlı bir saldırıdır” dedi.

    ANTAKYA’DA KADIN YÜRÜYÜŞÜ, MECLİS’TE AÇIKLAMA

    Çaka, Antakya’daki kadın örgütleriyle yaklaşık 1,5 aydır bu konuda bir eylem ve etkinlik planı içerisinde olduklarını belirtti. Bu kapsamda, önceki yıllarda düzenlenen Dünya Kadın Yürüyüşü’nün bu yıl Antakya’da gerçekleştirileceğini duyurdu. Etkinliklerin bir ayağı ise Ankara’da olacak.

    8 Temmuz’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılacak basın açıklamasında Alevi kadınlara yönelik katliamlar başta olmak üzere, savaş bölgelerinde kadınlara uygulanan şiddet ve zulüm gündeme taşınacak. Mersin İHD Şubesi’nin de kadın platformlarıyla birlikte bu açıklamaya katılım sağlayacağını belirten Çaka, tüm kadınlara bu eyleme destek verme çağrısında bulundu.

    ULUSLARARASI KATILIM

    Bedia Çaka, 12-13 Temmuz tarihlerinde Hatay’ın Defne ilçesinde “Ortadoğu’dan Barışa: Kadınlarla Yeni Bir Yaşam Kurmak” başlıklı bir panel ve forum düzenleneceğini duyurdu. Etkinliğe Ortadoğu ülkelerinden ve Brezilya gibi Latin Amerika ülkelerinden kadın örgütlerinin temsilcilerinin katılacağını söyleyen Çaka, “Bu forumda Suriye’deki Alevi kadın katliamlarının durdurulması ve tüm dünyadaki savaşların kadınlara etkisi tartışılacak. Kadınlardan oluşan uluslararası bir insan zinciriyle sesimizi yükselteceğiz” diye konuştu.

    MÜCADELEYİ BÜYÜTME ÇAĞRISI

    Çaka konuşmasının sonunda şu çağrıyı yaptı:

    “8 Temmuz’da Meclis önünde yapılacak basın açıklamasına ve 12-13 Temmuz’da Defne’de düzenlenecek panele tüm kadın arkadaşlarımızı davet ediyoruz. Bu mücadele sadece Alevi kadınların değil, tüm kadınların özgürlük mücadelesidir. Birlikte güçleneceğiz, birlikte mücadele alanlarını genişleteceğiz.”

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN