Etiket: alevi kürt

  • PSAKD’den Bahçeli’ye cevap: Aleviler, temsil ya da makam pazarlığı değil, eşit yurttaşlık hakkı istiyor

    PSAKD’den Bahçeli’ye cevap: Aleviler, temsil ya da makam pazarlığı değil, eşit yurttaşlık hakkı istiyor

    PİRHA- PSAKD Genel Merkezi, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Cumhurbaşkanı’nın iki yardımcısı olsun; biri Kürt, diğeri Alevi olsun” söyleminin etnik ve inanç kimliklerini araçsallaştıran bir siyasal mühendislik anlayışının parçası olduğunu belirterek, “Devletin sahibi olarak Türk ve Sünni İslam kimliğini gören; Kürtleri ve Alevileri ise ancak “makbul” olanlarıyla bu sisteme eklemlemek isteyen bu zihniyeti kabul etmiyoruz. Bizler, temsil ya da makam pazarlığı değil, eşit yurttaşlık hakkı istiyoruz” açıklamasında bulundu.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Cumhurbaşkanı’nın iki yardımcısı olsun; biri Kürt, diğeri Alevi olsun” sözlerine ilişkin yazılı açıklama yaptı.

    Alevilere yönelik hak ihlallerinin devam ettiği, zorunlu din derslerinin dayatıldığı ve cemevlerinin hala ibadethane kabul edilmediğine vurgu yapılan açıklamada Alevilerin inanç ya da etnik kimlikler üzerinden pazarlık edilen bir rejimi değil; eşit yurttaşlığa dayalı, laik ve demokratik bir cumhuriyeti istediği kaydedildi.

    “SİYASAL MÜHENDİSLİK ANLAYIŞININ BİR PARÇASI”

    PSAKD Genel Merkezi’nin açıklaması şöyle:

    “MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Cumhurbaşkanı’nın iki yardımcısı olsun; biri Kürt, diğeri Alevi olsun” şeklindeki açıklaması kamuoyunda şaşkınlık ve kaygıyla karşılanmıştır.Bu açıklamanın yalnızca sembolik bir öneri olmadığını, Cumhuriyet’in asli kurucu unsurlarını laiklikten, eşit yurttaşlıktan ve halk egemenliğinden kopararak; etnik ve inanç kimliklerini araçsallaştıran bir siyasal mühendislik anlayışının parçası olduğu açıktır.

    Devletin sahibi olarak Türk ve Sünni İslam kimliğini gören; Kürtleri ve Alevileri ise ancak “makbul” olanlarıyla bu sisteme eklemlemek isteyen bu zihniyeti kabul etmiyoruz. Bizler, temsil ya da makam pazarlığı değil, eşit yurttaşlık hakkı istiyoruz.

    EŞİT YURTTAŞLIK TEHLİKE ALTINDA

    Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasasında yer alan laiklik ilkesi, uzun süredir sadece kâğıt üzerinde kalan bir teminat haline getirilmiştir.

    Okullarda hâlâ zorunlu din dersleri uygulanıyor, 4-6 yaş arası çocuklara Arapça din eğitimi veriliyor, Diyanet İşleri Başkanlığı, 130 milyar TL’yi aşan bütçesiyle birçok bakanlıktan daha güçlü bir siyasi aygıta dönüşmüş durumda.

    Tüm bunlar, devletin tarafsız ve inançlar karşısında eşit mesafede duran bir yapı olmaktan çıkarak; tek mezhepçi bir karakter kazandığını açıkça göstermektedir.

    Siyasi iktidarın yarattığı bu tekçi yapı, yalnızca inanç alanında değil; ekonomik ve toplumsal yaşamda da büyük bir eşitsizlik doğurmuştur.

    İşçiler, memurlar, emekliler açlık sınırında yaşam mücadelesi verirken, gençler işsiz, toplum umutsuz, kaynaklar adil paylaşılmak yerine, belli dini yapılar ve yandaş vakıflar üzerinden dağıtılmakta, toplumsal huzur bozulmaktadır.

    Biz Aleviler bu ülkenin eşit yurttaşlarıyız. Vergimizi veriyor, oy kullanıyor, askerlik yapıyor; bu toplumun değerlerine katkı sunuyoruz. Ama hâlâ inancımız, kimliğimiz ve yaşam tarzımız nedeniyle dışlanıyoruz.

    ZORUNLU DİN DERSİ, DİYANET, MADIMAK UTANÇ MÜZESİ..

    Bu nedenle taleplerimiz çok açık, çok meşrudur:

    1. Laiklik ilkesi korunmalı, tüm kamu politikalarına yön vermelidir.

    2. Yargı bağımsızlığı sağlanmalı, siyasi müdahalelere son verilmelidir.

    3. Üniversiteler özerk, kamusal alanda liyakat esas olmalıdır.

    4. Zorunlu din dersleri kaldırılmalı, inanç tercihleri ailelere bırakılmalıdır.

    5. Diyanet İşleri Başkanlığı lağvedilmeli, yerine tüm inançlara eşit mesafede, çoğulcu bir yapı kurulmalıdır.

    6. Sivas Madımak Oteli, Utanç Müzesi’ne dönüştürülmelidir.

    7. Alevi-Bektaşi dergâhları, gerçek sahiplerine iade edilmelidir.

    Bizler inanç ya da etnik kimlikler üzerinden pazarlık edilen bir rejimi değil; eşit yurttaşlığa dayalı, laik ve demokratik bir Cumhuriyet istiyoruz. Eşit yurttaşlık bir lütuf değil, doğuştan gelen temel bir haktır. Devleti yönetenler bu hakkı tesis etmekle yükümlüdür. İnancımızla, kimliğimizle, dilimizle varız ve eşitiz!”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Osmanlı zulmüne boyun eğmeyen Kürt-Alevi direnişçi: Kasımoğlu Mehmet Ali-VİDEO

    Osmanlı zulmüne boyun eğmeyen Kürt-Alevi direnişçi: Kasımoğlu Mehmet Ali-VİDEO

    PİRHA-1915 yılında Osmanlı’ya karşı geldiği için idam edilen Kasımoğlu Mehmet Ali’nin bölgede etkin ve önemli bir kişilik olduğunu söyleyen Demokratik Alevi Derneği Genel Merkez Kurulu üyesi Gökan İmer, hem Alevi hem Kürt olduğu için Osmanlı tarafından Harput’ta idam edildiğini belirtti. İmer, “Kasımoğlu Mehmet Ali, Kürecik halkının hafızasıdır, kimliğidir” diye ifade etti.

    Osmanlı’nın toprak kaybettiği yıllarda İttihat ve Terraki komutanlarının başında olduğu büyük bir orduya karşı savaşan Kasımoğlu Mehmet Ali, Osmanlı’ya vergi ödemeyi ve asker göndermeyi kabul etmediği için Harput’ta idam edilir. Osmanlı tarafından idam edilen Mehmet Ali’nin mezarının nerede olduğu hala bilinmemektedir. Yaşadığı dönemde eşi Hürü Hatun’un kendisi üzerinde etkisi olduğu ileri sürülmektedir. Hürü Hatun’un Mehmet Ali’ye; ‘Sen bir Kürt’sün, Kızılbaş’sın Osmanlı’ya boyun eğme’ dediği söylenmektedir.

    Kasımoğlu Mehmet Ali’nin Kürecik toplumu içerisinde önemli bir konumda olduğunu söyleyen Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkez Yönetim Kurulu üyesi Gökan İmer, “Mehmet Ali, Kürecik halkının hafızasıdır, kimliğidir” dedi.

    “VERGİ ÖDEMEYİ KABUL ETMEDİĞİ İÇİN OSMANLI İDAM ETMİŞTİR”

    İmer, Kasımoğlu Mehmet Ali’nin Osmanlı’nın dayattığı vergiyi ve askerliği kabul etmediğinden dolayı hakkında idam fermanı verildiğini söyledi. İmer, Kasımoğlu Mehmet Ali hakkında şunları dile getirdi:

    “Kasımoğlu Mehmet Ali, Kürecik bölgesinde etkili ve güçlü bir ailenin üyesidir. Osmanlı’nın karşısında sürekli bu bölgeyi korumuşlardır. Osmanlılar Kürecik halkından ağır vergiler ve asker isteyince Kasımoğlu Mehmet Ali kabul etmemiştir. Osmanlılara; ‘size ödeyecek vergi ve askerim yoktur’ dediği için direnmiştir. Ne yazık ki o dönemde Kürecik’te toplumsal bir birlik olmadığından dolayı Mehmet Ali yalnız kalmıştır. Dışardan da destek alamadığı ve iletişim kuramadığı için de Osmanlı’nın gönderdiği büyük ordu karşısında yenilgiye uğramıştır. Osmanlı o dönemde birçok Alevi-Kürt köyünün evlerini yakmış, insanlarını öldürmüştür. Osmanlı’ya karşı başlattığı direnişte kaybetmiştir ve Osmanlı Kasımoğlu Mehmet Ali’yle birlikte birçok arkadaşını Harput’ta asmıştır.”

    “KÜRT-ALEVİ TOPLUMUNDA KADININ ETKİSİ BÜYÜKTÜ”

    Osmanlı’ya karşı başlatılan direnişte Mehmet Ali’nin eşi olan Huriye (Hürü)  Hanım’ın önemli bir rol oynadığını ve o dönemde kadınların toplum içerisindeki önemine değinen İmer, “Kürecik direnişinde Kürt-Alevi kadınlarının da etkisi çok büyüktü. Osmanlı Kürecik’ten asker istediği zaman Kasımoğlu Mehmet Ali’nin eşi Huriye (Hürü) Hatun Mehmet Ali’ye dönerek; ‘Sen bir Kürt’sün ve Kızılbaş’sın nasıl Osmanlı’nın karşısında boyun eğersin’ dediği söyleniyor. Buradan, kadınların Kürt-Alevi toplumunda çok etkili olduğunu ve direnişte öncülük ettiğini anlıyoruz”

    İmer, Kürecik’te Osmanlı’ya karşı direnen ve Kürt tarihinde ilk asılan kadının Altê Xanim olduğu ve eşi Qalander Qale ile birlikte idam edildiğini kaydetti.

    “MEHMET ALİ KÜRECİK HALKININ HAFIZASI VE KİMLİĞİDİR”

    Kasımoğlu Mehmet Ali’nin Kürecik’teki öneminden bahseden İmer, Kasımoğlu Mehmet Ali’nin Kürecik halkının öncüsü, tarihi ve kimliği olduğunu, Mehmet Ali’nin Kürecik’ten ayrılamayacağını söyledi.

    “2015’TE KONAĞININ YANINA ANITI DİKİLDİ”

    Osmanlı döneminde Kasımoğlu Mehmet Ali’nin konağı yakılınca Kürecik halkı bir araya gelerek konağın bulunduğu yere onun anıtını diktiğini aktaran İmer, “Mehmet Ali de Şeyh Sait, Seyit Rıza gibi mezarı bilinmediği için halk onun konağına anısını yaşatmak amacıyla anıt dikmiştir” şeklinde konuştu.

    Kamber YILDIZ/KÜRECİK-MALATYA

  • Tuncel, Elbistan’da konuştu: Depremde yaşananlar örgütlü bir toplumun önemini gösterdi -VİDEO

    Tuncel, Elbistan’da konuştu: Depremde yaşananlar örgütlü bir toplumun önemini gösterdi -VİDEO

    PİRHA-Demokratik Bölgeler Partisi’nin Elbistan’da gerçekleştirdiği dayanışma etkinliğinde konuşan siyasetçi Sebahat Tuncel, Elbistan topraklarının tarihsel önemine değinerek, “Elbistan hem acının hem de direnişin topraklarıdır” dedi. DBP Eş Genel Başkanı Uçar ise Maraş halkının kimliğine sahip çıkması sebebiyle bedeller ödemek zorunda bırakıldığını ifade etti. 

    Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar ve siyasetçi Sebahat Tuncel’in katılımıyla Elbistan’da dayanışma buluşması gerçekleştirildi. İlçe merkezinde bir düğün salonunda gerçekleştirilen etkinliğe, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Elbistan, Maraş, Malatya, Mersin ve Adana İl ve İlçe Örgütleri, Tevgera Jinen Azad aktivistleri ve ilçede bulunan çok sayıda yurttaş katıldı. Etkinlikte, “Özgürlük için örgütleniyoruz” pankartı asıldı.

    Bir dakikalık saygı duruşunun ardından başlayan etkinlik konuşmalar ile devam etti.

    Bir konuşma yapan siyasetçi Sebahat Tuncel, iktidarın son süreçteki siyasetini ve Kürtlere dönük saldırılarını değerlendirdi. Tuncel, “Kürtler açısından cezaevleri sanki zorunlu uğrak yeri. Çünkü bu ülkede Kürt halkı kendi dilini, dinini özgürce yaşamak istediği ve kendi geleceğini kendi belirlemek istediği için kriminalize ediliyor terörist ilan ediliyor. Bize diyorlar ki, ‘Siz bu ülkede yaşayabilirsiniz evet sorun yok. Bu ülkede her şey olabilirsiniz ama Kürt olamazsınız diyorlar. Biz doğduğumuzdan öleceğimiz güne kadar kendi öz kimliğimizle yaşayacağız. Biz Kürt’üz, Kürdistanlıyız ve var olmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

    TUNCEL: KÜRDÜM ALEVİYİM!

    Kürtlerin taleplerinin olağanüstü talepler olmadığını belirten Tuncel, bunları talep eden Kürtlerin terörist ilan edildiğini söyledi. “Her halkın hakları varsa Kürt halkının da hakları vardır” diyen Tuncel şunları söyledi:

    “Herkes kendi kimliği ile siyaset yapabiliyorsa Kürtler de kendi kimliğiyle örgütlenmeli siyaset yapabilmeli. Bunları talep ettiği için Kürtler bedel ödemek zorunda bırakılmamalı. Biz bunun için mücadele ediyoruz. Yüzyıldır benim kimliğimi yok sayıyor. Sadece etnik kimliğimi de değil inancımı da yok sayıyor. Ben Kürdüm ve Aleviyim. Biz aynı zamanda varlık mücadelesi veriyoruz. Bu bir varlık meselesidir. Onur meselesidir. İnsanlık onurunu asla yere düşürmedik düşürmeyeceğiz de. Bu sebeple zindanlarda direnen arkadaşlarımıza buradan selam gönderiyoruz.”

    “ÖRGÜTLÜ TOPLUM EN GÜÇLÜ TOPLUMDUR”

    6 Şubat depremlerini hatırlatan Tuncel, deprem sürecinin hala atlatılmamış olduğunu belirtti. Depremin yarattığı sorunların merkezi hükümet tarafından çözülmediğini ifade eden Tuncel, “Biz deprem sürecinde cezaevindeydik. Bu süreç merkezi hükümetin yönetmeme krizini bizlere gösterdi. Biz bu süreci birlikte dayanışma ile atlatabiliriz. Başkasına ihtiyaç duymadan yaralarımızı birbirimizle sarabilmeliyiz. Bu aynı zamanda bizim komünal yaşamımızın da bir gereğidir. Bizler demokratik, kadın özgürlükçü bir yaşam istiyoruz. Ama bakın kapitalist modernite bizi bireyciliğe alıştırıyor. Depremde yaşananlar yerel demokrasinin ve örgütlü bir toplumun önemini gösterdi. Örgütlü toplum en güçlü toplumdur. Örgütlü toplumu kimse yenemez!” diye konuştu.

    “BU TOPRAKLAR HEM ACININ HEM DİRENİŞİN TOPRAKLARI”

    Tuncel, şöyle devam etti:

    “Bu topraklar hem acının hem de direnişin toprakları. Burada oturup bedel ödemeyen yoktur. Ama burada bir direngen damar söz konusu. Bu direngen damar bizi kurtaracaktır. Hayat kısa yapacak çok şeyimiz var. Bakın bize ne dayatıyorlar, savaşı. Savaş politikaları bu ülkenin ekonomisini yerle bir etti. Irkçılığı derinleştirdi. Kürdistan o kadar zengin bir coğrafya ki… Ama biz bu zenginliklerden faydalanamıyoruz. Bütün zenginlikleri çalınıyor bu sömürge hukukudur. Biz bunu söylediğimizde de terörist oluyoruz. Ancak cesaret korkudan daima daha etkilidir. Yeter ki adım atalım. Bunu hep birlikte yapacağız bir kurtarıcı yok.”

    UÇAR: “KATLİAM HALA DEVAM EDİYOR”

    DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar ise Maraş’ın kimliği ve diliyle ön plana çıkan bir kent olduğunu vurguladı. Maraş halkının kimliğine sahip çıkması sebebiyle bedeller ödemek zorunda bırakıldığını ifade eden Uçar, “Maraş kendi kimliğine sahip çıkan binlerce evlat yetiştirdi. Kimisi aramızda değil. Onların inancı ve anıları önünde saygıyla eğiliyorum. Maraş Katliamı Türkiye’nin bugününe gelirken bir yol başlangıcıydı. Maraş, Madımak katliamlarını gerçekleştiren zihniyet bugün bu ülkeyi yönetiyor. 12 Eylül dönemine giderken ya da ülkede olağanüstü bir durum yaşanacaksa ilk gözden çıkarılacak kesimler Alevilerdir, Kürtlerdir. Bunu her birimiz iyi biliyoruz. Maraş’ta yaşanan katliam bugün hala milliyetçilik, ırkçılık, asimilasyon olarak devam ediyor” sözlerini kullandı.

    İktidarın politikaları sebebiyle pek çok kimliğin saldırıya maruz kaldığını vurgulayan Uçar, “Tablonun bir bütünü bizi umutsuzluğa sürüklememeli, tam tersine bize ne yapmamız gerektiğine dair adım attırmalı. Ki zaten bizim partimiz bunun öncüsü. Demokratik siyaset ile bizler 2015 seçimlerinde bizler herkesin kendi kimliği ve inancıyla siyaset yapabileceği bir dönem yaşadık. Bu suç iktidarının tek başına iktidar olmasına izin vermeyecek bir başarı elde ettik. O süreçten sonra yaşadığımız savaş politikası, tecridin kendisi iktidarın cevabı oldu” diye konuştu.

    “BURADA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Halkların kayyım politikalarına yerel seçimlerde mesaj verdiğine işaret eden Uçar, iktidarın hala Kürtlere karşı bir ittifak kurmaya çalıştığını belirtti. Özellikle Kürtlere dönük özel savaş politikalarının uygulamaya konulduğunu ifade eden Uçar, şunları ifade etti:

    “İktidar Kürdistan kentlerini yeniden inşa etmeye çalışıyor. Kürt aydınlarını, kadınlarını gazetecilerini, siyasetçilerini sokak ortasında katleden Hizbullah güçleriyle ittifak kurdu. İçişleri Bakanı da dedi ki, ‘Hür Dava Partisi’yle yaptığımız ittifaka itirazlar var ama hedefimizi siz 10 yıl sonra göreceksiniz’ dedi. Biz halkımızın Hüdapar’ın geçmişiyle ilgili olan hafızasına çok iyi güveniyoruz. Bugün Amed sokaklarında Batman’da neyi inşa etmeye çalıştıklarını çok iyi biliyoruz ama buna geçit vermeyeceğiz. Ama AKP bilsin ki Kürtler dışında insanlık dışı eylemleri yapmaktan geri durmayan bir örgüte muhtaç oldu. Ne kadar engellerseniz engelleyin Kürt’üz-Aleviyiz örgütleniyoruz, mücadeledeyiz, buradayız. Burada olmaya devam edeceğiz. Vazgeçmedik geçmeyeceğiz.”

    PİRHA/MARAŞ

     

     

  • ‘Psikolojisi bozuk’ denilerek şüpheli ölümün üstü kapatıldı: Oğlum Alevi olduğu için öldürüldü!

    ‘Psikolojisi bozuk’ denilerek şüpheli ölümün üstü kapatıldı: Oğlum Alevi olduğu için öldürüldü!

    PİRHA- Boğazlıyan Cezaevi’ne sevk edildikten 2 ay sonra 22 kişilik koğuşta kendisini astığı iddia edilen Okan Özgül’ün soruşturması, 30 gardiyan ve tutukludan 5’nin ifadesi alınarak kapatıldı. Cinayetten şüphelenen aile, çocuklarının Kürt ve Alevi kimliğinden kaynaklı hedef alındığını söyledi. 

    Mezopotamya Ajansı’ndan Semra Turan‘ın haberine göre Yozgat Boğazlıyan T Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan 31 yaşındaki Okan Özgül, 2 Mart’ta A-2 koğuşunda şüpheli bir şekilde yaşamını yitirdi. Cezaevi yönetimi, Özgül’ün kendisini astığını ileri sürdü. Özgül’ün cenazesi, 4 Mart’ta Aliağa Mezarlığı’nda defnedildi. Görüşe gitmeye hazırlandıkları gün çocuklarının cansız bedenini alan aile, intihar iddiasına inanmıyor. Aileye göre Özgül’ün ölümünde ihmal bulunuyor.

    SEVKTEN 2 AY SONRA ŞÜPHELİ ÖLÜM

    Özgül, Dêrsim’in Mazgêrt (Mazgirt) ilçesinden. İzmir’de 2021 yılında “uyuşturucu bulundurma ve kullanma” gerekçesiyle gözaltına alındı ve daha sonra serbest bırakıldı. Özgül, hakkında açılan davada 1 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı. Cezanın onanması üzerine 25 Ekim 2023’te tutuklanarak Menemen R Tipi Kapalı Cezaevi’ne götürüldü. “Koğuşta yer olmadığı” gerekçesiyle 5 Ocak’ta, Boğazlıyan T Tipi Kapalı Cezaevi’ne sevk edildi.

    Özgül, Boğazlıyan T Tipi Kapalı Cezaevi’ne sevk edildikten 2 ay sonra, 2 Mart’ta sabah saat 06.45’de 22 kişinin bulunduğu koğuş içerisindeki merdivenlerin korkuluklarına asılı halde bulundu. Cezaevi idaresi, şüpheli ölüme dair kamera kayıtlarından görüntü tespit tutanağı hazırladı. Tutanakta, A/2 koğuşundaki tutukluların panik butonuna basmasının ardından yaşanan müdahaleye dair bilgilere yer verildi.

    30 KİŞİDEN 5’İNİN İFADESİ ALINDI

    Boğazlıyan Cumhuriyet Başsavcılığı, olaya dair soruşturma başlattı. Soruşma kapsamında 22 kişilik A/2 koğuşunda 2, olay yerine ilk intikal eden 8 gardiyandan 3’nün ifadesine başvuruldu. İfadelerin olaydan 24 gün sonra (26 Mart) alınması dikkati çekti. İfadelerine başvurulan tutuklu ve gardiyanlar, Özgül’ün psikolojisinin bozuk olmasından kaynaklı intihar ettiğini öne sürdü.

    TUTUKLU VE GARDİYANLARIN İFADELERİ

    Tutuklu L.S., ifadesinde şunları belirtti: “Olay tarihinde saat 04.00 sıralarında teheccüd namazı kılmak için uyanmıştım. Okan Özgül koğuşta yerde yatan hükümlüler arasındaydı. Ben namazı Okan’ın yatağının yan tarafında kılacaktım. Okan uykulu bir vaziyette iken ben namaz kıldığım esnada sıçrayıp ‘bismillah, bismillah’ deyip geri uyudu. Okan bu esnada kendine gelmemişti. Hala uykulu bir haldeydi. Ben namazımı kılıp üzerine kuran okudum. Okan bu süreçte bir daha uyanmadı. Ben tekrardan yatarken Okan hala yatağındaydı. Saat 06.00 civarında sabah namazı için uyandığımda Okan’ı asılı vaziyette ben buldum. Ben uyandığımda herkes yatar vaziyetteydi. Abdest almak amacıyla aşağı katta bulunan lavaboya indim. Aşağı kısımda hiç kimse yoktu. Okan’ı nevresiminden lavabonun karşısında bulunan merdiven tırabzanlarına kendisini astığı vaziyette buldum.”

    L.S., panik butonuna basarak memurlara haber verdiklerini belirterek, “Öncesinde Okan’ı tanımam. Son zamanlarda iyi olmadığını ve psikolojisinin bozulduğunu hissetmiştik. Ailesi ile telefonda görüştürmüştük. Ne konuştuklarını bilmiyorum. Ancak Okan’ın psikolojik tedavi almak için doktor ile görüştüğünü biliyorum. Okan Özgül’ün ölümünde herhangi bir şüphe uyandıracak durumun olduğunu düşünmüyorum. Ailevi ve psikolojik sebeplerle kendisini sokmuş olduğu duygu durumundan ötürü böyle bir hadise yaşanmış olabilir” dedi.

    Tutuklu K.C., “Okan 2 ay önce İzmir’den nakil ile bizim koğuşa gelmişti. Çocuğunun Nevşehir’de olduğunu ve boşandığı eşinin çocuğunu kendisine göstermediğini söylüyordu. Ailesinin bu durumla ilgilenmediğini dile getiriyordu. Vefatından bir hafta önce ailesi ile telefonda konuşturduk. Kayserili olmam sebebiyle oğlunun adresini öğrenmesi halinde kendisine yardımcı olabileceğimi Okan’a da söylemiştim. Vefatından önceki bir hafta yemek yemeyi de bırakmıştı. Zorla yemek yediriyorduk. Psikolojisinin bozuk olduğunu anlamam sebebiyle psikoloğa çıkmasını da sağlamıştım. Revirle de gerekli görüşmeleri yapmıştım. Okan’ın da doktor ile görüştüğünü biliyorum. Olay tarihinde Levent’in Okan’ı bularak bize seslenmesi sonucu olaydan haberdar oldum. Yaşama ihtimaline binaen asılı olduğu yerden indirdim ve yere yatırdım. Levent’te çağrı butonuna bastı. Ancak biz Okan’ı bulduğumuzda hayatını kaybetmiş, yapabileceğimiz bir şey yoktu” şeklinde ifade verdi.

    GARDİYANLARDAN BENZER İDDİALAR

    Gardiyan D.U.A., haber verilmesi üzerine koğuşa gittiklerini ve koğuştakilerin Özgül’ü asılı bir halde bulduklarını söylediklerini ifade etti. D.U.A., “Ben ölen şahsı asılı bir vaziyette görmedim. Koğuş arkadaşlarına ben kendimi bir anda assam ne olur gibi sorular da soruyormuş. Okan Özgül’ün ölümünde şüphe uyandıracak herhangi bir duruma şahit olmadım” diye kaydetti.

    Gardiyan Ö.B., “Ölen şahsı gören ikinci kişiyim. Koğuşa gidip kontrol ettiğimizde yaşama ihtimaline binaen indirdiklerini bize söylediler. Ben ölen şahsı asılı bir vaziyette görmedim. Ölen şahsın psikolojisinin bozuk olduğu yönünde duyumlarım vardı. Onun dışında başkaca şüphe uyandıracak herhangi bir duruma şahit olmadım” ifadelerini kullandı.

    Gardiyan İ.S.Ö., diğer gardiyanlarla benzer ifadeler verdi. İ.S.Ö., “Koğuşun içerisinde bulunan diğer hükümlülere dokunmamalarını söyleyerek baş memura haber verdim. Daha sonra da diğer görevli arkadaşlar ile birlikte koğuşa giriş yaptık. Ölen şahsın psikolojisinin bozuk olduğu yönünde duyumlarım vardır. Onun dışında başkaca şüphe uyandıracak herhangi bir duruma şahit olmadım.”

    BATTANİYE KILIFI İMHA EDİLDİ

    Savcı, 2 Mayıs’ta soruşturmada “kovuşturmaya yer yok” kararı verdi. Kararda, koğuş dışını kayda alan cezaevi kamera kayıtlarının incelendiği ancak “şüphe uyandıran herhangi bir durumun” olmadığı kaydedildi. Kararda, iki cezaevi psikologları tarafından Özgül’ün durumuna dair yapılan tespitlere değinildi.

    Menemen Cezaevi’nde Özgül’ün intihar riski bulunduğuna dair tespit yapıldığı, Boğazlıyan T Tipi Cezaevi’nde ise böylesi bir riskin olmadığı yönünde tespitler yapıldığı ifade edildi.

    Kararda, “(…) şüphelinin talebi veya durumunun ileri bir noktaya ulaşması sonucu fark edilmesi halinde psikolojik desteğin cezaevi tarafından sağlandığı, ölen şahıs hakkında da Kayseri Şehir Hastanesi’nden gerekli randevunun alındığı, randevu tarihine cezaevi tarafından herhangi bir müdahale yapılamayacağı, ölen şahsın 2 Mart 2024 tarihinde sonraki haftaya verilmiş hastane randevusuna gidemeden bahse konu olayın meydana geldiği (…)” ifadelerine yer verildi.

    Kararda, Özgül’ün “intihara yönlendirildiği hususunda herhangi bir delil elde edilemediği” kaydedildi. Kararın devamında şunlar belirtildi: “Meydana gelen ölüm olayında 3’ncü bir kimseye izafe edilecek bir kusur bulunmadığı Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma devam etmeyi gerektirir suç ve suç unsurunun olmadığı anlaşılmakla olay nedeniyle kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.”

    Savcı, ayrıca adli emanetler arasında yer alan fermuarlı kesik battaniye kılıfının da imhasına karar verildi.

    OTOPSİ RAPORU 

    Özgül’ün otopsi raporunda ölüm nedeni, “Kişinin ölümünün asıya bağlı mekanik asfiksi sonucu meydana gelmiş olduğu kanaatine varıldı” olarak açıklandı. “İç muayenesi boyun ve göğüs bölgesinde hiyoid kemik sol boynuzunda kanamalı kırık ve çevre yumuşak doku da lokalize mili metrik kanama görüldü” denilen otopsi raporunda, 1 metre 80 santim boyundaki Özgül’ün kendini astığı yerin 2 metre 20 santim olduğu kaydedildi. Özgül’ün ayağının altına koyduğu taburenin de 45.5 santim olduğu belirtildi.

    ABLA: ÖLDÜRÜLDÜ

    Şüpheli ölüme dair görüştüğümüz Özgül’ün ablası Gamze Doğru, kardeşinin intihar etmesi için herhangi bir nedenin olmadığını kaydetti. Kardeşinin sevk edildikten bir ay sonra durumunun iyi olmadığını söylediğini belirten Doğru, “Cezaevinin kötü olduğunu söylüyordu. Ancak detaylı anlatmayarak, hemen telefonu kapatıyordu. Bizimle konuştuğunda korkarak cevap veriyordu, sanki koktuğu şeyler vardı. Kardeşimin hiçbir sorunu yokken orada kötü oldu. Kardeşimi cinayetten müebbet almış insanların yanına koymuşlar. Nasıl iyi olsun. Kardeşimin intihar ettiğine inanmıyorum, öldürüldü” ifadelerini kullandı.

    Yaşanan ölümde ihmal olduğunu kaydeden Doğru, “Kardeşim sabaha karşı nevresimi demire bağlayıp tabureye çıkarak kendisini asmış. Ama kardeşim kendisini astığında ayaklarının altına bıraktığı tabure bile düşmüyor. Bunu bizzat cezaevi müdürü bize söyledi. Koğuşta kimsenin görmemesi imkansız. Herkesin aynı anda uyuyup, aynı anda kalkması bile şüphedir. Kardeşimle birlikte biri daha merdiven başında yatıyor. Kafasını kaldırsa Okan’ı görür. Hiç kimsenin görmemesi, duymaması, taburenin bile düşmemesi hepsi birer şüphedir” diye kaydetti.

    22 kişilik koğuşta sadece 2 kişinin ifadesine başvurulduğunu kaydeden Doğru, “Otopsi sonucuna göre iç organlarında kanama görülmüş. Benim kardeşimi darp ettikten sonra boğdular. Sonra da intihar süsü verdiler” dedi.

    Olaydan 3 gün sonra cezaevi müdürü ile görüştüklerini aktaran Doğru, “Müdür bize ‘ilahi adalet’ diyerek kardeşimin durumunun iyi olmadığını, psikolojik sorunları olduğunu, 2 kez psikiyatrist servisine çıktığını, yemek yemediğini söyledi. Ben de bütün bunlar yaşanırken bize neden haber verilmediğini sordum. Hiçbir şekilde cevap vermedi. Açıkçası konuyu kapatmaya çalıştı. Cezaevi koşulları ve yemeklerinin ne kadar iyi olduğunun tanıtımını yaptı” şeklinde konuştu.

    ‘KARDEŞİME ZORLA NAMAZ MI KILDIRDILAR?’

    Doğru, bazı gardiyanların olaydan önce cezaevinde büyük bir kavganın yaşandığını ancak detay vermediklerini aktardıklarını paylaştı. Doğru, bu kavganın da kardeşiyle ilgili olabileceğini söyledi. Doğru, 5 kişinin ifadelerinin olaydan 22 gün sonra alınmasının da şüphelerini arttırdığını belirterek, “Savcı koğuştakilere müddet tanımış. Planınızı, programınızı yapın öyle ifadeleri alırım demiş. Bunların hepsi şüphe. Benim kardeşime zulüm yaptılar. Bunun sebebi de Kürt, Dêrsim ve Alevi kimliğinden kaynaklı. Çünkü cezaevi müdürü bize, ‘tutuklulara teravih namazı kıldırtıyoruz. Herkes burada oruç tutuyor, Kuran okuyor’ dedi. Benim kardeşime zorla namaz mı kıldırdılar? Baskı mı uyguladılar?” diye sordu.

    ‘GERÇEKLER AÇIĞA ÇIKSIN’

    Cezaevi idaresinin ardından cezaevi savcısı ile de görüştüklerini belirten Doğru, “Savcı bize herkesin ifadesinin tek tek alındığını söyledi. Ancak görüyoruz ki sadece bir kaç kişinin ifadesi alınmış. Savcı da kardeşimin intihar edecek biri olmadığını söyledi” dedi.

    Adalet istediklerini dile getiren Doğru, şunları söyledi: “Kardeşim kendisini öldürmedi. Orada öldürüldü. Olayda ihmali olan herkesin soruşturulmasını ve gerçeklerin açığa çıkmasını istiyorum. Kardeşimin tutuklanmadan önce hiçbir sorun sıkıntısı yoktu. Memenen’de iken sürekli dışarı çıktığında neler yapacağımızı konuşurduk.”

    ANNE: ALEVİ OLDUĞU İÇİN ÖLDÜRÜLDÜ

    Anne Fethiye Taşkın, olaydan 20 gün önce yaptıkları telefon görüşmesinde oğlunun iyi olmadığını söylediğini ifade etti. Bunun üzerine 2 Mart’ta görüşe gitmek için bilet kestiklerini ancak o gün ölüm haberi aldıklarını söyleyen anne Taşkın, “Cezaevinde tutukluları zorla teravihe kaldırıyorlar, namaz kıldırıyorlar. Biz Aleviyiz. Benim çocuğuma bunu yaptıramazlar. Oğlumun kendisini asması mümkün değil. Öldürdüler. Boynunu kırarak astılar. Neden koğuştaki herkesin ifadesi alınmıyor? Oğlumu öldürenlerin açığa çıkmasını istiyorum. İhmali olan herkesten şikayetçiyim” ifadelerini kullandı.

    AVUKAT: SORUŞTURMA EKSİK 

    Dosya avukatı Sertuğ Köybaşı, şüpheli ölüm sonrası Yozgat’a iki kez gittiğini, ancak detaylı bilgi alamadığını söyledi. Köybaşı, “İkinci kez gittiğimde cezaevi müdürü benimle görüşmedi. Gerekçe olarak başsavcının talimatı olduğunu söyledi” dedi.

    Yeni şikayet dilekçesiyle soruşturmanın genişletilmesini istediklerini aktaran Köybaşı, “Çünkü soruşturmanın tamamı eksik. İfadelerin tümü alınmamış. 40-50 gardiyanın olduğu cezaevinde 3 gardiyanın ifadesi var. Cezaevi savcısı bizimle görüşmüyor. Dosyanın tekrar ele alınarak, eksikliklerin giderilmesi, gerekirse otopsi raporunun tekrar yaptırılması için uğraşacağız. ‘Okan neden öldü’ sorusu çözülmelidir” diye belirtti.

    Av. Köybaşı, ifadeleri alınan 2 tutuklu ile yaptığı görüşmeyi de anlattı. Köybaşı, “L.S.’nin çelişkili beyanları dikkat çekmiştir. L.S., görüşmenin bir bölümünde asılı bulunduğu çarşafın tek kişi tarafından o şekilde bağlanamayacağı, bunu ‘metafizikli varlıklar’ tarafından yapıldığını düşündüğü söylemiştir.  Sürekli uykusundan uyanıp ‘bismillah’  diye konuştuğunu aktarmıştır. Bu beyanlardan çıkarılan sonuç Okan Özgül’ün apaçık bir konudan bir şeyden ya da birinden korktuğudur. Yine E.Ö. ‘kendisini asacak bir kişi değildi, son zamanlarda yemek yemeği kesmişti. Zannımca bir problemi vardı, korkuyordu’ dedi.”

    KOĞUŞ ARKADAŞLARI: PSİKOLOJİSİ İYİYDİ

    Menemen Cezaevi’nde Özgül ile birlikte kalan kişilerin anlatımları da ailenin şüphelerini güçlendiriyor. Güvenlik nedeniyle isminin farklı bir kodla haberde yer almasını isteyen koğuş arkadaşlarından A.A., cezaevinde Özgül’ün psikolojik durumunun iyi olduğunu söyledi. A.A., Özgül’ün sorumluluk sahibi olduğunu ve herkesle iyi geçindiğini kaydetti.

    Okan’ın psikolojisinin iyi olmadığına dair tespitleri sorduğumuz A.A., “Cezaevi her tutukluyu psikoloğa çıkarır. Oda tutuklunun psikolojisinin kötü olmasından kaynaklı değil, psikolojisinin durumunun nasıl olduğunu öğrenmek için. Okan’ın psikolojisinin bozuk olduğuna dair hiçbir emare yoktu. Menemen Cezaevi bu teşhisi nasıl koydu?” diye kaydetti.

    ‘AİLESİ ONA İYİ BAKIYORDU’

    Ailesinin Özgül’e iyi baktığını ifade eden A.A., “Bizde her hafta 2 bin TL kantine harcayan insan, Yozgat’ta ailesinden para istememiş. Yemek yemiyormuş. Okan’ı orada nasıl bir ortama soktular bilmiyorum. Okan’ın kendisini intihar edeceğine inanmıyorum. Okan’ın ailesi ile bağı da çok güçlüydü. Böyle bir insan neden canına kıysın ki?” diye sordu.

    Özgül’ün bir başka koğuş arkadaşı M.M., Özgül’ün kimseyle herhangi bir sorun yaşamadığını ve iki ay birlikte kaldıklarını aktardı. M.M., “Sadece boşandığı eşi çocuğa dair kendisine bilgi vermiyor diye üzülüyordu. Onu da sonradan çözdü. Haber alabiliyordu. Kendini öldürecek biri değildi. Uyuşturucu kullandığını anlatıyordu. ‘Hayatım düzene girerse kullanmam’ diyordu. Ben asla intihar etmeye ihtimal vermiyorum. Psikolojisini bozacak bir şey yoktu” diye konuştu.

    ‘İNTİHAR EDECEK BİRİ DEĞİLDİ’

    Koğuş arkadaşlarından T.T. ise, “Okan’ın koğuşta herhangi bir sıkıntısı yoktu. Yardımcı olmayı seven arkadaşımızdı. Psikolojik sıkıntısı olan insanlara bile yardımcı olmaya çalışırdı. Sadece dertleştiğimizde oğlunu çok özlediğini söylerdi. Çok üzüldüm” dedi.

    CEZAEVİ GÖRÜŞ VERMEDİ 

    Şüpheli ölüme dair telefon üzerinden görüştüğümüz Boğazlayan T Tipi Kapalı Cezaevi 2’inci Müdürü Yasin Karagöz, olaya dair sorularımızı yanıtsız bıraktı. Karagöz, “Resmi bir kurum olarak üçüncü şahıs ya da gazetecilere bilgi vermek gibi bir yükümlülüğümüz yok. Bilgi almak istiyorsanız savcılığa başvurabilirsiniz” yanıtı vermekle yetindi.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Yeni Maraş Katliamı tehlikeleri var, Aleviler olarak faşizme ve tekçiliğe karşı bir örgütlenmeliyiz’-VİDEO

    ‘Yeni Maraş Katliamı tehlikeleri var, Aleviler olarak faşizme ve tekçiliğe karşı bir örgütlenmeliyiz’-VİDEO

    PİRHA- Maraş Katliamı ile demografik yapının değiştirilmesinin hedeflendiğini söyleyen HDP 27. dönem Milletvekili Kemal Bülbül, “ Maraş katliamı, 12 Eylül 1980 faşist darbesine giden sürecin zeminini atmıştır. Kürt Alevi coğrafyasını fiziksel ve kültürel soykırım politikaları akabinde demografik dönüşüme uğratmak isteyen devlet, sistematik politikalar kapsamında Maraş Katliamını gerçekleştirmiştir’ dedi.

    İzmir Alevi Kültür Derneği Yamanlar Cemevi, Maraş Katliamının 45’inci yıldönümünde, ‘ Unutmadık, Unutturmayacağız” başlığıyla panel gerçekleştirdi. Panele HDP 27. Dönem Milletvekili Kemal Bülbül panelist olarak katıldı.

    Çerağların uyandırıldığı ve katliamda yaşamını yitirenler için bir dakikalık saygı duruşunun yapıldığı panele Alevi kurum temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.

    Açılış konuşmasını yapan Yamanlar Cemevi Başkanı Mehmet Bozkurt, “Maraş Katliamı anlaşılsaydı Çorum, Sivas, Roboski ve Ankara Katliamını yaşamazdık,  yaşanmazdı. Tekçilik ile halklar ve inançlar inkar ediliyor. Dünya tarihinde birçok katliamı olmuş. Katliam yaşanan ülkelerde demokrasi ve insan hakları mevcut olmuş. Ama bizler hala bu acıları yaşıyoruz. Maraş’ta yaşamın yitirenlerin önüne eğiliyor saygı ile anıyorum” diye konuştu.

    1968’DEKİ İLK KATLİAM GİRİŞİMİ

    HDP 27. Dönem Milletvekili Kemal Bülbül, Maraş Katliamının ilk adımının 1968’deki faşist saldırı ile atıldığını söyleyerek, “1968’de Elbistan’da Mahsuni Baba’ya karşı faşistler sinemayı çevirerek ilk katliamı gerçekleştiriyor. Bu katliamda 3 kişi yaşamını yitiriyor. Maraş Katliamı asıl Kerbala’da başladı. Kerbela Maraş’tır, Maraş Kerbala’dır. Aralık ayı katliamlar tarihidir” dedi.

    “KATLİAMLA 12 EYLÜL DARBESİNİN ZEMİNİNİ OLUŞTURDULAR”

    Bülbül, 12 Eylül 1980 askeri darbesine giden yolda en önemli olaylar zincirinden biri olan Maraş Katliamında Alevilerin hedef alındığına işaret ederek, “Osmanlı’dan bu yana Alevilerin katledilmesinin temel sebebi vergi, askerlik ve inancının farklı olmasıdır. Bunlar olmayınca hedef olmuştur. 1960’da Aleviler kentlere göç edince sistem onları istemiyor. Maraş Katliamı, 12 Eylül faşist darbesinden önce olmuştur. Bu katlim planı darbeye gerekçe ilan edilmiştir. 12 Eylül darbesinin zeminini oluşturmuştur. Maraş nüfusunun büyük bölümü Kürt’tür ve Kürtlerin şehirde yer alması, ekonomik olarak güçlenmesi istenmiyor” şeklinde konuştu.

    YENİ MARAŞ KATLİAMI TEHLİKERİ

    Maraş Katliamının güncel haliyle devam ettiğini ifade eden Bülbül, “Maraş Katliamı bugün hala devam ediyor. Anmaya dahi izin verilmeyerek tahammül edemiyor. Tek kimlik sorununa karşı yıllarca mücadele ediyoruz. İnkar edilmiş bir tarihi anlatıyoruz. AKP’nin kurduğu uyduruk kurum olan Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nı tanımıyoruz. Maraş’ı anmak istiyorsak bugün Maraş gibi bir tehlike var olduğunu unutmamalıyız. Maraş Katliamı tehlikesi hala devam ediyor. Aleviler olarak örgütlenmeliyiz, buna karşı çıkmalıyız” ifadelerini kullandı.

    “MARAŞ IŞIĞIMIZDIR, BUNU BİLİNÇLİ ÖRGÜTLÜLÜĞE DÖNÜŞTÜRMELİYİZ”

    ‘Katliamlara karşı en önemli olan şey faşizme ve tekçiliğe karşı örgütlenmektir’ diyen Bülbül, şunları ifade etti:

    “Bizler bir inancı, direnci temsil ediyoruz. Sömürülen kadınların, mazlum halkların haklarını almak için bir araya gelip mücadele edin diyor Pir Sultan. Maraş, bizim ışığımız olacak ve bunu bilinçli bir örgütlülüğe dönüştüreceğiz. Bugün en önemli şey faşizme, tekçiliğe karşı birliktir.”

    Panel soru cevap ile son buldu.

    PİRHA/İZMİR