Etiket: Alevielr

  • AABK Onursal Başkanı Turgut Öker’in duruşması yarın

    AABK Onursal Başkanı Turgut Öker’in duruşması yarın

    PİRHA – Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Onursal Başkanı Turgut Öker’in duruşması yarın İstanbul Anadolu Adliyesi’nde görülecek. 

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Onursal Başkanı Turgut Öker’in duruşması yarın İstanbul Anadolu Adliyesi’nde görülecek.  25. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek duruşma saat 10.00’da başlayacak.

    “DAYANIŞMA BEKLİYORUM”

    Öker, sosyal medyadan yaptığı paylaşımda, “Son 5 yılda 9. duruşma, bakalım sonu nereye varır. Her koşulda zulüm ve baskılara boyun eğmeden mücadeleye devam! Dayanışmanızı bekliyoruz” dedi.

    Geçtiğimiz günlerde Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Onursal Başkanı Turgut Öker hakkında “Cumhurbaşkanına hakaret” iddiasıyla 11 ay 20 gün hapis cezası verilmiş, mahkeme, hapis cezasını para cezasına çevirerek, Öker hakkındaki yurt dışı yasağını da kaldırmıştı.

    PİRHA/ İSTANBUL

     

  • ABF İnanç Kurulu Üyesi Yalıncakoğlu: Kılavuz istifa etmeli

    ABF İnanç Kurulu Üyesi Yalıncakoğlu: Kılavuz istifa etmeli

    PİRHA – Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Mersin Cemevi’ni ziyaret etmesine bir tepki de Alevi Bektaşi İnanç Kurulu Üyesi Sevim Yalıncakoğlu’ndan geldi. Yalıncakoğlu, “Diyanet İşleri Başkanı’na böylesi hürmet etmeyi gönlüne sığdıran bir kişinin Alevi Bektaşi Federasyonu İnanç Kurulu Başkanı olmasını uygun bulmuyorum” dedi. 

    Alevi Bektaşi Federasyonu İnanç Kurulu Üyesi Sevim Yalıncakoğlu, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Mersin Cemevi’ni ziyaret etmesine tepki gösterdi.

    Yalıcakoğlu, uzun yıllardır Alevi mücadelesi yürüttüğünü ve bu süreçte en olmazsa olmazının Alevilerin taleplerine aykırı bir adım atmamamak olduğunun altını çizdi.

    Yalıncakoğlu, en vazgeçilmez talebinin Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılması olduğuna dikkat çekerek, “Bu talebimden katha vazgeçmem. Çünkü DİB ile Muaviye arasında zerre fark yoktur. DİB Başkanı’nın bizim cemevimizde hürmetle ağırlanması darı dünyada gönlüme en ağır gelen şey olmuştur” dedi.

    “CEMEVLERİNDE AĞIRLAMA KONUSUNDA EPEY HATALAR YAPTIK”

    Ezelden beridir cemevlerinde ağırlama konusunda hatalar yapıldığına dikkat çeken Yalıncakoğlu, “Böylesinin akla, yüreğe sığacak bir tarafı yok” diyerek tepki gösterdi.

    Diyanet İşleri Başkanı’na böylesi hürmet etmeyi gönlüne sığdıran bir kişinin Alevi Bektaşi İnanç Kurulu Başkanı olmasını uygun bulmadığını kaydeden Sevim Yalıncakoğlu, Hasan Kılavuz’u kendisini dara çekip ABF İnanç Kurulu’ndan istifa etmeye çağırdı ve Alevi Bektaşi İnanç Kurulu’nun ise en kısa zamanda olağanüstü genel kurula gitmesi gerektiğini söyledi. (HABER MERKEZİ)  

  • ADFE Başkanı Celal Fırat: Bu eğitim sistemi bir an önce revizeye uğratılmalı

    ADFE Başkanı Celal Fırat: Bu eğitim sistemi bir an önce revizeye uğratılmalı

    PİRHA – Urfa’da okullara mescit formunun gönderilmesine tepki gösteren Alevi Dernekler Federasyonu Başkanı Celal Fırat, “Sadece Alevilerin değil diğer inançlardan olan çocukları da hedef alan bu eğitim sistemi bir an önce revizeye uğratıp, halkların özgürce eğitim gördüğü bir sistem hep beraber yaratmalıyız” dedi. 

    Urfa Siverek İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü okullara mescit formu gönderdi. Gönderilen formda okullarda mescit olup olmadığı varsa büyüklüğü soruldu.

    Siverek İlçe Milli Eğitim Müdürü Nuri Kapanoğlu’nunimzasının bulunduğı formda okullara mescit yapmayı planladığnı kaydeden Alevi Dernekler Federasyonu Başkanı Celal Fırat, asimilasyona uğratmayan bir eğitim sistemi istediklerini kaydetti.

    Öğrencilerin sınavlarda ter dökerken okulların hızla gericileştiğini belirten Fırat, dün LGS sınavının yapıldığını hatırlatarak trajik bir durum olduğuna dikkat çekti. Fırat, “Ülkenin eğitimi gerilere gitmeye devam ederken, küçücük çocuklar sınav yarışlarına girmişken, duyduğumuz bu haber eğitim sistemin ne kadar gerileştiğinin bir göstergesi adeta” dedi.

    “OKULLARDA  CEMEVİ İLE MESCİT ARASINDA FARK YOK”

    Alevilerin eğitimde laikliği savunduğunu söyleyen Celal Fırat, okullarda mescit yapılmasına sert tepki göstererek konuşmasını şöyle sürdürdü;

    “Biz Aleviler başından beri eğitimde laikliği savunduk. Bundan yıllar önce zorunlu din derslerine karşı çıkarken, şimdi karşımıza daha derin bir sorun olarak okullara yapılan mescitler çıktı. Bu mescitlerin yanı sıra bir proje lisesinin içinde açılan cemevine de aynı şekilde karşı çıkmalıyız. Çünkü okula cemevi yapmak ile mescit yapmak arasında bir fark yoktur. Biz okullarda cemevi olmasını savunursak, mescitleri meşrulaştırmış oluruz. Asıl olan kendinden olmayan herkesi asimile etmeye çalışan bu eğitim sistemine karşı çıkmaktır. Her şeyden önemlisi eğitim sistemin gelişmiş ve bilimsel olabilmesi için tüm kesimlerin bu mücadeleyi kucaklaması gerekiyor.

    Sadece Alevilerin değil diğer inançlardan olan çocukları da hedef alan bu eğitim sistemi bir an önce revizeye uğratıp, halkların özgürce eğitim gördüğü bir sistem hep beraber yaratmalıyız.” (HABER MERKEZİ)

  • İzmir’de Alevilerden asimilasyona karşı festival-VİDEO

    İzmir’de Alevilerden asimilasyona karşı festival-VİDEO

    PİRHA – İzmir’de ilk defa 8 Haziran’da Alevi Festivali düzenlenecek. Asimilasyona karşı bir duruş olan festival için çağrı yapan HBVAKV İzmir Temsilciler Meclisi Dönem Sözcüsü  Hüseyin Han, “Barıştan, demokrasiden ve özgürlüklerden yana olan herkesin bu tür çalışmalara katılması gerekir. Herkesi bu çalışmaya bekliyoruz” dedi. 

    Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı İzmir Temsilciler Meclisi, önemli bir çalışmaya daha imza atmaya hazırlanıyor. Daha önce düzenledikleri İzmir Alevi Kurultayı’ndan sonra İzmir Alevi Festivali’ni  düzenlemek için çalışmalara başladı. İzmir’de ilk defa düzenlenecek olan festival, Aleviliğe yönelik artan asimilasyona karşı Alevi yol, erkanını anlatılacak.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı İzmir Temsilciler Meclisi’nin dönem sözcüsü aynı zamanda Çiğli Şube Başkanı Hüseyin Han konuya ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    8 Haziran Cumartesi günü yapılacak Alevi Festivali’ni, ‘Aleviliğin kendini güncellemesidir ‘ diye tanımlayan Hüseyin Han, Türkiye’de Alevi kurumlarının iç ve dış baskılardan dolayı Alevilik, Alevi yol,  erkanıyla ilgili çalışmaların yapılmadığını söyledi.

    Han, İzmir’de daha önce İzmir Alevi Kurultayı’nı düzenlediklerini hatırlayarak, çıtayı yükseltmeleri gerektiğini belirterek, İzmir Alevi Festivali gibi bir çalışmayı ortaya çıkardığını aktardı.

    Türkiye’nin birçok yerinde Alevi kurumlarının kahvaltılar, yemek geceleri düzenlediğini ancak buralarda Aleviliğin anlatılmadığına dikkat çeken Han, bu tür etkinliklerin Aleviliği anlatacak bir önemli çalışma olmadığını söyledi. Han, Aleviliği, panellerle, konferanslarla, medya ayağıyla anlatmaya çalıştıklarını konuşmasına ekledi.

    “ALEVİLİK ÜZERİNDE ŞİİLİĞİN BASKISI VAR”

    Hüseyin Han, bu festival ile neyi amaçladıklarını şöyle anlattı:

    “Bizim temel amacımız Alevi toplumuna asimilasyona karşı duruşu anlatmak. Özellikle şu anda ülkemizdeki Alevi özelinde Şiiliğin baskısı, bu çok gizli asimilasyon çalışmasıdır. Bunu düşünerek böyle bir festival ortaya çıkardık. Temel amacımız bütün Alevi toplumuna, dostlarına anlatmaktır. Alevi yol erkanı o kadar değişik anlatılmaktadır ki bazen inceliyoruz, okuyoruz, dinliyoruz. Şia ve Şiiliğin tam çerçevesini çiziyorlar. Bunu kim yapıyor; bunu Alevilerin asimilasyona uğramış dedeleri yapıyor. Dolayısıyla Alevi yol erkanının çok önemli olduğunu söylüyoruz. Biz doğruyu bulmaya ve anlatmaya çalışıyoruz. Bizim temel amacımız bu.”

    Alevilik tarihsel süreç içinde haksızlığa karşı mücadele etmiştir. Doğruyu ortaya koymaya çalışmışlar. Bu da iktidar sahiplerini rahatsız etmiştir ve bundan dolayıda yok etmeye çalıştılar. Bitirmeyince bunları asimile edelim, yoldan çıkaralım diyerek asimile etmeye çalıştılar. Amaç yoldan çıkarmak.”

    SLOGAN; BARIŞ, DEMOKRASİ, ÖZGÜRLÜK AŞKINA

    İzmir’de bu kapsamda ilk defa İzmir Alevi Festivali yapılıyor. ‘Barış, demokrasi ve özgürlük aşkına, asimilasyon ve faşizme karşı gelin canlar bir olalım’ sloganı ile yolla çıkan HBVAKV İzmir Temsilciler Meclisi, Aleviliğin yol, erkanının barış, sevgi, bilim, özgürlük, demokrasi olduğu doğal olarak bunları güçlendirmek için ‘Gelin canlar bir olalım’ sloganıyla bütünleştirerek önemli bir çalışma gerçekleştirecek.

    İzmir Alevi Festivali’nin geleneksel hale getirmeyi hedeflediklerini söyleyen Hüseyin Han, “Bu çalışmaların geleneksel hale gelmesi gerekir. Özellikle festival şeklinde. Bu sene bu festivali bir gün yapacağız ama önümüzdeki yıl bunu üç güne çıkaracağız. Çünkü Aleviliği, Alevi yol erkanını anlatmak için kısa süre yetmiyor. Sadece festival adı altında yol erkan anlatmayacağız. Tarihi süreç içinde yaşananları anlatacağız. Önümüzdeki yıl üç gün sürecek bir festival planlaması yapacağız” ifadelerini kullandı.

    Festivalin akışı hakkında bilgi veren Han, Konak’ta seçilecek bir yerden festival alanına yürüyüş yapılacağını, daha sonra Alevilikle ilgili fotoğraf ve kitap sergisi olacağını kaydetti. Festivalde yapılacak Alevi yol, erkan paneli ise Alevi yol erkanına uygun muhabbet şeklinde panel gerçekleştirilecek. Panele Mehmet Turan dede, Vedat Kara ve zakir Berivan Canpolat katılacak.

    Panel sonrası ise Mikail Aslan, Berivan Canpolat, Albayrak Kardeşler, Özgecan Kadın Korosu, Güzelbahçe HBVAKV Müzik grubunun katılacağı bir konser düzenlenecek.

    “EN BÜYÜK FAŞİZM ASİMİLE ETMEKTİR”

    Hüseyin Han, Alevilere yönelik İzmir’de de asimilasyonun yaşandığını belirerek konuşmasına şöyle devam etti:

    “Alevi kurumları iç ve dış baskılardan dolayı gerekli, tepkiyi koyamıyor. Asimilasyon bir insanın düşüncesini yok etmektir, başka yöne çevirmektir. İnsanın hedeflerini şaşırtmaktır. İzmir’de belediyelerin sosyal demokrat olmasına rağmen en çok asimilasyonun yaşandığı yer İzmir’dir. Bu dışarıdan çok görünmüyor ama belediyelerin elinde 17 tane cemevi var. Bunlar belediye tarafından işletilmektedir. Orada çok gizli bir asimilasyon yaşanmakta. Nedir o; Şia kılıklı ya da onlara hizmet eden insanlar gelip çok rahat bir biçimde bu cemevlerinde toplantı ya da çalışma yapabiliyorlar. Belediyenin yaptığı cemevi kültür merkezi olarak kullanılmakta. Dolayısıyla kim isterse dilekçesini verir gider orada çalışma yapar. Yine Alevilik asimilasyonun altında kalan dedeler, insanlar orada farkına varmadan çalışıyorlar. Tabi bu asimilasyona karşı mücadelemizi panellerle, festivallerle anlatmaya çalışacağız. Kurumlarımız hareketlendirmeye çalışacağız. Asimilasyona ve faşizme karşı mücadelemize devam edeceğiz. Çünkü en büyük faşizm asimilasyon yapmaktır.”

    “HERKESİ FESTİVALE BEKLİYORUZ”

    “Barış, demokrasi, özgürlük aşkına gelin bir olalım” sloganı ile yaptıkları İzmir Alevi Festivali’ne çağrı yapan Hüseyin Han konuşmasını şöyle sonlandırdı:

    “8 Haziran asimilasyona karşı bir duruştur. Yine İzmir’de yaşayan özüne dönüş umudu olacaktır bu festival. Gençler ve çocuklarımızın Alevi yol erkanıyla ilgili barış, demokrasi, özgürlükle bilimin nasıl değiştireceklerini örgütlü birlikteliğin önünü açacaktır. Türkiye’de Alevi kurumlarına iç ve dış baskılardan dolayı yapamadıkları çalışmalara İzmir’den ışığı olacağız. Herkesin gözü kulağı bu festivalde. Bu zorlu bir çalışma ama başaracağız. Barıştan, demokrasiden ve özgürlüklerden yana olan herkesin bu tür çalışmalara katılması gerekir. Herkesi bu çalışmaya bekliyoruz.”

    Semra ACAR/İZMİR

     

  • TBMM’ye kanun teklifi: 4 Mayıs Dersim Katliamı’nı anma ve yas günü olsun!

    TBMM’ye kanun teklifi: 4 Mayıs Dersim Katliamı’nı anma ve yas günü olsun!

    PİRHA – HDP Milletvekili Zeynel Özen,  4 Mayıs’ın Dersim Katliamı’nda hayatını kaybedenleri anma ve yas günü olarak ilan edilmesi için TBMM Başkanlığı’na kanun teklifi sundu.

    HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Dersim Katliamı’nın karar tarihi olan 4 Mayıs’ın ‘Dersim Katliamı’nda Hayatını Kaybedenleri Anma ve Yas Günü’ olarak ilan edilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığına kanun teklifi sundu.

    Özen, TBMM’ye verdiği kanun teklifinin gerekçesini şöyle açıkladı;

    “4 Mayıs 1937, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en karanlık olaylarından birisi olan Dersim 1938 Katliamı’nın yapılmasına karar verildiği gündür. 4 Mayıs, Dersimliler tarafından ‘Roce Şae’ – ‘Yas Günü’ olarak anılmaktadır.

    Dersim, 72 millete bir nazardan bakan Alevi inanç felsefesinin yaşamı şekillendirdiği bir yer olarak bu topraklarda kültürel zenginliğimizin bir parçasıdır. Tarihte hiçbir dönem kimliğini yok etmeye çalışan otoritelere baş eğmeyen ve özgür olmayı yaşam şekline dönüştüren Dersim, tarih boyunca hemen hemen tüm iktidarlar tarafından müdahale edilmesi gereken bir coğrafya olarak görülmüştür. Osmanlı’da Padişahların hakim olmak için fermanlar çıkardığı, Şeyhülislamların ‘katli vaciptir’ fetvaları yayınladığı Dersim’e birçok kez kıyım seferleri düzenlenmiştir.”

    “DERSİM KATLİAMININ ONAYI BAKANLAR KARARI İLE ALINDI”

    “Dersim’de 25 Aralık 1935 tarihinde 2884 Sayılı ‘Tunceli Vilayetinin İdaresi Hakkında Kanun’ çıkarıp Tedip ve Tenkil Harekâtı için zemin hazırlanmıştır. 4 Mayıs 1937’de alınan Bakanlar Kurulu kararıyla da tarihin en kanlı katliamlarından biri Dersim’de gerçekleştirilmiştir. 15 Kasım 1937’de Pir Seyit Rıza, oğlu ve tüm yol arkadaşları Elazığ’da kurulan bir mahkeme tarafından asılmıştır. Resmi rakamlara göre 13 bin kişinin öldürüldüğü Dersim’de, yerel kaynaklarca 50 binin üzerinde insanın katledildiği, on binlercesinin de yurtlarından sürüldüğü bilinmektedir.

    Sonuç olarak içlerinde masum bebekler, çocuklar, kadınlar ve yaşlılar dahil binlerce canın yaşamını yitirdiği Dersim Katliamının planlayıcılarından, uygulayıcılarına kadar, katillerinden tek bir kişinin bile bu insanlık suçuna karşı ceza almaması ve üstünün itinayla kapatılması, başta katledilen kişilerin yakınları olmak üzere vicdan sahibi herkesin yüreklerinde büyük bir yara açmıştır. Böyle olası katliamların yaşanmaması için hatırlanıp yüzleşilmesi şarttır.

    4 Mayıs Dersim Katliamı’nın bir anma ve yas günü ilan edilmesiyle; benzeri insanlık suçlarının işlenmesine müsait bir zemin yaratılmasının önüne geçip, toplumsal farkındalığın sağlanması ve bir kardeşlik bilincin aşılanması amaçlanmaktadır.
    Bu kanun teklifi ile; Dersim Katliamı’ndaki kıyım sonucunda hayatlarını kaybedenlere yönelik duyarlılık yaratmak amaçlanmış ve katliamın karar tarihi olan 4 Mayıs gününün ‘Dersim Katliamında Hayatını Kaybedenleri Anma ve Yas Günü’ olarak ilan edilmesi öngörülmüştür.” (HABER MERKEZİ)

     

     

     

  •  ‘Arap Aleviler Şiileştirilmeye çalışılıyor; bu insanlık suçudur’-VİDEO

     ‘Arap Aleviler Şiileştirilmeye çalışılıyor; bu insanlık suçudur’-VİDEO

    PİRHA – Arap Alevilerinin Şiileştirilerek asimile edilmeye çalışıldığının altını çizen Arap Alevi ve tiyatrocu Hasan Özgün, “Asimilasyona karşı duruyoruz çünkü asimilasyon bir insanlık suçudur. İster Sünnileştirme ister Şiileştirme ister Türkleştirme bu bir insanlık suçudur” diye konuştu.  

    Arap Alevilere yönelik artarak devam eden asimilasyon politikalarını PİRHA’ya değerlendiren  Ehliddar Kültür Merkezi’nin Genel Sanat Koordinatörü ve tiyatrocu Hasan Özgün, 1990’lı yıllardan bu yana kimliklerini, kültürlerini ve inanç yapılarını asimilasyona karşı yaşatma mücadelesi verdiklerini söyledi.

    Türkiye’de asimilasyon meselesinin bir rejim meselesi olduğunu ve Cumhuriyet öncesine dayanan bir mesele olduğunu vurgulayan Özgün, bütün Alevilerin yaşadığı handikapları Arap Alevilerin de yaşadığının altını çizerek, “Sünnileştirme, inkar politikaları, nefret söylemiyle aşağılama ve ötekileştirme politikalarının hepsine bizler de Anadoludaki bütün Aleviler gibi maruz kalıyoruz” dedi.

    “ANA DİLİNİ KAYBEDEN TOPLUM BÜTÜN KÜLTÜRÜNÜ KAYBEDER”

    Türkleştirme ve inanç olarak da Sünnileştirme politikası ile bir asimilasyonun var olduğunu kaydeden Özgün, ana dile yönelik asimilasyonun olduğunu belirterek şöyle konuştu:

    “Ana dilin konuşulması yakın bir tarihe kadar düğünlerde 90’lı yılların başlarına kadar yasaktı, Arapça şarkılar söylemek yasaktı. Ben Arapça tiyatro yaptığım için, okulda Arapça konuştuğum için sayısız kez gözaltına alındım. Buna karşı da en başta ana dilimizi merkeze alarak bir çalışma yürütüyoruz. Çünkü dilini kaybeden bir toplum aslında bütün kültürel değerlerini kaybediyor. Bizim ritüellerimiz ana dilimizde gerçekleşiyor. Sözlü tarih geleneği üzerine kurulu bir toplumdur Arap Aleviler. Bu sözlü tarih geleneğinin bütün zenginlikleri, üretimleri bütün figürleri Arapça üzerine ve doğu Akdeniz Arapçası (Lhçede Sah) sahil lehçesi ile yaşatılmıştır.

    “ASİMİLASYON BİR İNSANLIK SUÇUDUR”

    Şimdi bu yeni nesil tarafından konuşulmuyor. Şu an son halkada ve bu halkanın kopmaması için uğraşıyoruz. Tabi ki burada dikkat ettiğimiz bir nokta var. Asimilasyona karşı duruyoruz çünkü asimilasyon bir insanlık suçudur. Ama aynı zamanda milliyetçilikle de mücadele ediyoruz. Çünkü milliyetçilik halkların zehiridir. Biz halkların kardeşliğine inanan insanlarız. Aleviliğin felsefesinde özünde bu vardır. Halkların zenginliğinin bir zincir gibi olduğunu düşünüyoruz ve bu zincirin Arap Alevi halkası eksik.  Biz bu halkayı bu zincire bağlamak için bu halkayı yaratıyoruz. Bu halkanın anlamlanması ancak bu zincirin içinde var olmasına bağlıdır. Halkların kardeşliği zemininde kendimizi, kendi kimliğimizle ana dilimizle, inancımızla ifade etmek istiyoruz.”

    Tiyatrocu Hasan Özgün, Arapça dilinin okullarda ders olarak verilmesi için yürütülen kampanyalar destek olmaları çağrısında bulunarak, “Arapça diyoruz. Dilini unutan tarihini de aslını da kökünü de her şeyini de unutur” dedi.

    Hasan Özgün’ün değerlendirdiği diğer bir konu ise son dönemlerde sıkça karşılaşılan Şiileştirme politikası. Arap Alevilerin karşı karşıya kaldığı başka bir asimilasyon politikasının olduğunu kaydeden Özgün, Türkiye’de şu ana kadar Sünnileştirme şeklinde bir asimilasyonla karşı karşıya kaldıklarını ancak Suriye’de emperyalist işgal ile beraber Şiileştirme projesinin geliştiğini belirterek, “Biz Aleviyiz, Arap Alevisiyiz. Biz Şii değiliz. Şii dostlarımızın inancına ve kültürel yapısına son derece saygı duyuyoruz. Ama nasıl ki biz kimseyi asimile etmeye çalışmıyorsak bizi Sünnileştirmeye ve Şiileştirmeye çalışanlara karşı çok net duruyoruz” ifadelerini kullandı.

    “HALKLARIN DEĞERLERİNE SAHİP ÇIKMAK GEREKİYOR”

    Arap Alevilere yönelik asimilasyon politikasının açıktan yürütülmediğine dikkat çeken tiyatrocu Hasan Özgün, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Hayır, bizimle kardeşlik hukuku üzerinden bağ kurmak isteyen herkesin öncelikle bizi kendi özgünlüğümüzle, kimliğimizle, yüzlerce yıldır taşıdığımız ritüellerimizle kabul etmesi gerekiyor. Bizi bu değerlerimizle kabul etmeyen ve küresel ya da bölgesel bir takım güçlere yedekleme amaçlı yürütülen bütün asimilasyon politikaları halkçı zeminde değildir. Bunun karşısındadır. Bunun da anlamsız bir şey olduğunu düşünüyoruz. İnsani değerlerle uymayan bir şey olduğunu düşünüyoruz. Bütün halkların biriktirdiği değerler vardır. Bunlar zenginliktir bunlara sahip çıkmak gerekiyor. Bunları tekleştirmek, aynılaştırmak, sindirmek bir kültürü ya da bir inancın boyunduruğuna sokmak faşizan bir yaklaşımdır. Arap Alevilerini Şiileştirme politikası çok açıktan yürütülmüyor.

    Yani ‘Siz yüz yıllardır Emevi saltanatı, Emevi zihniyetinin hegemonyası altında yaşadınız. Ve aslında onlar sizi asimile etti, aslında inancınızın özü budur diyerek’ tabi ki ABD emperyalizmini, siyonizmin bölgedeki politikaları ve hamleleri karşısında özellikle bölgedeki İran vb güçlerin karşı duruşu var. O duruş üzerinden bir propaganda yürütülmeye çalışılıyor. Tamam biz de anti emperyalistiz, ABD’nin politikalarına karşıyız. Biz bunlara karşı iken bunlara karşı olan aynı cephede olan insanlarla kültürel ve inançsal anlamda aynılaşmak zorunda değiliz.

    “YILLARCA BİZE ETİ TÜRKLER DEDİLER”

    Biz başta insan olduğumuz için bu işgale karşıyız. Bu karşı olma durumumuzu da Alevi kimliğimizde güçlendiriyoruz. Argümanlar daha çok bunlar üzerinden gerçekleşiyor. Bunun Sünnileştirme politikasıyla şöyle benzerliği var: Yıllarca bize de ‘eti Türkleri’ dediler. Arapların yanında yaşaya yaşaya asimle olan ve aslında gerçek kültürel inançsal özlerine çağrılması gereken insanlar olarak bakıldı bize. Şimdi de aynı şey öbür taraftan gerçekleştiriliyor.”

    Tiyatrocu Hasan Özgün, asimilasyonun kime ve hangi inanca yapıldığının fark etmeyeceğini, sonuç itibari ile asimilasyonun bir insanlık suçu olduğunu kaydetti.

    PİRHA/İZMİR

     

     

  • PSAKD Bornova Şubesi kahvaltıda bir araya geldi

    PSAKD Bornova Şubesi kahvaltıda bir araya geldi

    PİRHA –  Pir Sultan Abdal Derneği Bornova Şube’si geçtiğimiz pazar günü birlik, beraberlik ve barış kahvaltısında bir araya geldi.

    İzmir’de bulunan PSAKD Bornova Şubesi, geçtiğimiz pazar günü birlik, berberlik ve barış kahvaltısında bir araya geldi. Kahvaltıya CHP İzmir Milletvekili ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkan aday adayı Dr. Kamil Okyay Sındır’ın yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı. Sındır, yaptığı konuşmada ülkenin aydınlık günlere ulaşmasının AKP zulmünün bitmesiyle mümkün olacağını belirtti.

    “YEREL SEÇİMLERDE YOKSUL HALKIN YANINDA OLAN BELEDİYE BAŞKANLARI GELSİN”

    Daha sonra kısa bir konuşma yapan PSAKD Bornova Şube Başkanı Kamil Yücer, birlik, beraberlik ve kardeşliğin önemine dikkat çekti. Yücer, özgür günlerin geleceğini belirterek yerel seçimlere değindi. Kamil Yücer, yerel seçimlerde işçinin, emekçinin, köylünün yoksul halkın yanında yer alacak belediye başkanlarının gelmesini istedi. Konuşmaların ardından misafir konuk olarak gelen Ali Ekber Eren, şiirleriyle ve türküleriyle güzel bir müzik ziyafeti verdi.

    PİRHA/İZMİR

  • Kezban Bektaş’ın oturma eylemine PSAKD Gebze Şubesi destek verdi

    Kezban Bektaş’ın oturma eylemine PSAKD Gebze Şubesi destek verdi

    PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Sarıyer Şubesi’ne bağlı Armutlu Cemevi’nde, tutuklu kızı Zeynep Yıldırım için oturma eylemi yapan Kezban Bektaş’ı PSAKD Gebze Şube yöneticileri ziyaret etti.

    3 Temmuz günü evine yapılan baskında gözaltına alınan ve ardından tutuklanan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Sarıyer Şube Başkanı Zeynep Yıldırım’ın 79 yaşındaki annesi Kezban Bektaş’ın başlattığı oturma eylemine destek giderek büyüyor.

    Üç aydır tutuklu bulunan kızı Yıldırım için 99  gündür PSAKD Sarıyer Armutlu Cemevi bahçesinde oturma eylemi yapan anne Kezban Bektaş’ı PSAKD Gebze Şubesi yöneticileri  ziyaret etti.

    “Kezban Ana’nın bu onurlu direnişinde sonuna kadar yanındayız” diyen PSAKD Gebze şube yöneticileri, “Zeynep Yıldırım yoldaşımızın bir an önce tahliye edilmesini umut ediyoruz” diye kaydettiler.

    (PİRHA – İSTANBUL)

  • Didim cemevindeki hırsızlığa tepki

    Didim cemevindeki hırsızlığa tepki

    Didim’deki Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Akbük Şubesine hırsız girmesi protesto edildi.

    Aydın’ın Didim ilçesindeki Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Akbük Şubesi’ne hırsız girmesi protesto edildi. Evrensel’in haberine göre, vakfı ziyaret eden Didim Demokrasi Platformu bileşenleri, taşıması daha kolay ve daha çok para edecek malzemeler yerine bilgisayarın çalınmasının, hırsızlığın vakıf bilgilerine ulaşma amaçlı olma ihtimalini akla getirdiğini belirterek, devlet kurumlarının hırsızlık olayını bir an önce aydınlatarak faillerin ortaya çıkarılmasını istedi.

    Konuyla ilgili açıklama yapan Akbük Cemevi Başkanı Haydar Kocaoğlu, kurumlarının aidat ve bağışlarla zor şartlar altında çalışma yürütmeye çalıştığını ifade etti. Kocaoğlu, bilgisayar çalınırken, yükte hafif, pahada ağır malzemelere dokunulmadığına dikkat çekerek  “Acaba alınan araç gereçlerin bu şekilde alınmış olmasının amacı, vakıf bilgilerine ulaşmak için miydi diye düşünmeden geçemiyoruz. Bu gibi olaylar her ne kadar bireysel gibi gözükse de toplumsal, ekonomik ve siyasal çöküşün bir yansımasıdır” dedi. (HABER MERKEZİ)

  • Muş Varto Görgü (Qurcik) Köyü’nde cemevi açılışı

    Muş Varto Görgü (Qurcik) Köyü’nde cemevi açılışı

    PİRHA- Muş Varto İlçesi’ne bağlı Görgü (Qurcik) Köyü’nde cemevi açılışı 9 Eylül Pazar günü yapılacak. 

    Muş Varto İlçesi’ne bağlı Görgü (Qurcik) Köyü’nde cemevi açılışı yapılacak. 9 Eylül Pazar günü saat 11.30’da yapılacak açılışa Garip Dede Dergahı Başkanı Celal Fırat katılıp birlik cemini yürütecek. Açılışa, Erdal Ezincan, Tolga Sağ, Muharrem Temiz ve Hülya Bozkaya katılacak. (HABER MERKEZİ)

  • Didim Cemevi Başkanı: Belediye oylarımızı aldıktan sonra kulaklarını tıkadı

    Didim Cemevi Başkanı: Belediye oylarımızı aldıktan sonra kulaklarını tıkadı

    PİRHA – Didim Cemevinde, geçtiğimiz gün 50 öğrenciye burs vermek ve tapu sorununu çözmek için imza toplamak üzere konser düzenlendi. Konserde konuşan Didim Cemevi Başkanı Hüseyin İlhan, siyasi partilerin yerel seçimlerde gelip Didim Cemevinin tapu sorununu çözecekleri sözünü verdiklerini ancak seçimlerden sonra verilen hiçbir sözü yerine getirmediklerini belirtti.

    Aydın Didim Cemevi, 50 öğrenciye burs vermek ve tapu sorununu çözmek için konser düzenledi. Konser öncesinde konuşan Cemevi Başkanı Hüseyin İlhan, “Didim ve Büyükşehir oylarımızı aldıktan sonra haklarımıza kulaklarını tıkayıp gözlerini kapattılar. 40 bin imza toplayarak büyükşehire gideceğiz ve kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz” dedi.

    “CEMEVLERİNİN KAPILARI SEÇİMDEN SEÇİME ÇALINIYOR”

    Partilerin ise seçimden seçime kapılarını çaldığının altını çizen İlhan, tapu sorunu çözmeyen Atabay ve Çerçioğlu’na tepki gösterdi.

    İlhan, “Sağ partilerden haklarımızı alamadık, sosyal demokrat dediğimiz siyasi partiler bile bizim büyük desteğimize rağmen ne yazık ki haklarımıza kulaklarını tıkayıp gözlerini kapattılar. Yerel seçimlerde gelip Didim Cemevi’nin tapu sorununu çözecekleri sözünü verdiler. Bizlerin desteğini aldıktan sonra bize verilen sözlerden bir tanesini bile tutmadılar. Didim Cemevi’nin tapu dosyasını hazırladık, iki defa Didim Belediyesi’ne verdik, üç defa da Aydın Büyükşehir Belediyesi’ne götürdük her defasında bize size geri döneceğiz demelerine rağmen kimse bize dönüş yapmadı” ifadelerini kullandı.

    “YETER DİYORUZ”

    Yerel seçim döneminin yakında başlayacağına işaret eden İlhan, “Bu siyasetçiler yine cemevinin kapılarını çalacak, yine yalanla korkuyla, hileyle oyumuzu alacaklar. Bizim için kutsal olan bu kurumun tapusunu yine vermeyecekler, bir koz olarak kullanacaklar. Didim Cemevi olarak artık yeter diyoruz” dedi.

    “SORUNLARIMIZI HER PLATFORMDA DİLE GETİRECEĞİZ”

    Hedeflerinin 40 bin tane imza olduğunu söyleyen İlhan, “Bu 40 bin imzayı da toplayacağız. Topladığımız bu imzaları düzenleyeceğimiz büyük ve kitlesel basın açıklamasıyla duyuracağız. Büyük bir kitle ile birlikte Aydın Büyükşehir Belediyesi’ne gidip sunacağız. Bundan sonra aleviler olarak kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz” diye konuştu.

    Cemevlerinin yasal statüye kavuşmasını isteyen Hüseyin İlhan, şunları kaydetti:

    “Siyaset yapmayalım diyoruz ama bu kadar sorun olduğu müddetçe bizler de kendimizi ister istemez siyasetin içinde buluyoruz. Biliyorsunuz cemevleri yasal statüye kavuşmadığı için bizler kültür merkezi altında cemevlerini açıyoruz. Cemevlerinin kurumsallaşmasında toplumsal muhalefette bizlere görevler düşüyor. Cemevlerinin yasal statüye kavuşması gibi sorunlarımız olduğu sürece, zorunlu din dersleri çocuklarımıza dayatıldığı sürece bizler Aleviler olarak bu taleplerimizi her alanda, her platformda dile getireceğiz.”  (HABER MERKEZİ)

  • Pir Fırat: Aleviliği Sünni ve Şii ilkeleriyle tanımlayarak yaşamdan koparıyorlar

    Pir Fırat: Aleviliği Sünni ve Şii ilkeleriyle tanımlayarak yaşamdan koparıyorlar

    PİRHA – İstanbul Pendik’te bulunan Seyit Seyfi Cemevi’nde 19 Mayıs Cumartesi günü yapılacak cem öncesi açılış konuşması yapılacağı ve tarikat namazının kılınacağının belirtilmesi tepki çekti. Pir Celal Fırat, “Alevi inancı, kimsenin egosunu tatmin etmek için kullanılmaz, açılış konuşmalarından sonra cem yapılmaz. Aleviliği Sünni veya Şii ilkeleriyle tanımlayarak inancı yaşamdan koparanlar var. Aleviliğe namaz rekatları ile ayar çekmektirler” dedi. 

    İstanbul Garip Dede Dergahı Başkanı Celal Fırat, Pendik’te bulunan Seyit Seyfi Cemevi’nde yapılacak, ‘Cem’deki On iki erkan on sekiz hizmet sıralaması’ içinde yer alan ikinci hizmet olarak nitelendirilen ‘Tarikat namazı ve cem açılış gülbankı’na tepki gösterdi.

    Dört Kapı Kırk  Makam Eğitim ve Araştırma Derneği, Çağdaş Demokratik Ehlibeyt Eğitim ve Kültür Derneği ve Seyit Seyfi Cemevi’nin destekleriyle Ankara Çubuk yöresi erkanına göre yapılacak cem afişlerinde yer alan ‘Eski, otantik cemleri merak edenler’ yazısını da eleştiren Fırat, şu çağrıda bulundu:

    ‘Aleviliği merak edenler cem olmaz, Alevi olanlar cem olur. Aleviliğe frekans ayarlaması yapma konusunda yarışa girenlerden olmayın. ‘Şah Hüseyin’ aşkına uyarıyor ve sahici sevgide birleşelim diyorum” diyerek çağrıda bulundu.

    “AÇILIŞ KONUŞMALARINDAN SONRA CEM YAPILMAZ”

    Alevi kültürünün ve geleneklerinin  inançsal değerlerden ayrı olmadığını belirten Pir Celal Fırat, topluma katılanların söz konusu değerlerle büyüdüğünü ve bunun nesilden nesile aktarıldığının altını çizdi.

    Aleviliğin sosyal etkileşim ve varoluş yoluyla öğrenildiğini ifade eden Fırat, şunları belirtti:

    “Aleviliğin öğrenilmesi, anlatılması uygulanması diğer inançlardan farklı olarak bütünüyle pratiktir ve canlıdır. Eski bir kültür veya sosyal bir kalıntı değildir. Tarihle olan bağlantısı ve değerleri, dil biçimindeki sembolleri asla değişmez, değiştirilemez modern zamanların en uygun inanç sistemi olması bakımından da sosyal etkileşim ve varoluş yoluyla öğrenilir. Karmaşık bilgi ve davranış uygulamalarından oluşmaz ve asla eski değildir. Gerçekliliğini, orjinalliğini kaybetmemiştir. “Yol bir sürek bin bir” Alevi inancına sahip birey, yetenekleri ve seçenekleri ile fark yaratır. İnancını zekasıyla ilişkilendirme becerisine sahiptir. Bir metoda yerleştirilerek kimsenin egosunu tatmin etmek için kullanılmaz, açılış konuşmalarından sonra cem yapılmaz.”

    “ALEVİLİK, SÜNNİ VE Şİİ İLKELERİYLE YAŞAMDAN KOPARILIYOR”

    Bireysel inanç özgürlüğünün yavaş yavaş yok olduğunu söyleyen Fırat, “Özgür olmayan birey, özgür irade yerine farklı reaksiyonlarla aynı metoda yaklaşıp bu metot içinde kaybolma tehlikesiyle baş başadır” dedi.

    “ALEVİLİĞE NAMAZ REKATLARIYLA AYAR ÇEKİYORLAR”

    Celal Fırat, şu an Alevilerin inançlarından hızla uzaklaştırılmakta olduğunu, inançlarının şekilsiz bir maddeye dönüştüğünü belirterek, bunun başlıca sorumlularının da Aleviliği kurumsallaştırıp Sünni veya Şii ilkeleriyle tanımlayarak inancı yaşamdan koparanlar olduğunu vurguladı.  Fırat, “Bu yöntem ile Aleviliğe namaz rekatları ile ayar çekmektir” dedi.

    Alevilik inancında yapılacak ritüellerde rızalık ilkesinin şart olduğunun altını  çizen Fırat, Rızalık ilkesinin toplumda bireylerin haklarını koruma tedbiri olduğunu kaydetti.

    “DEYİŞ YENİDEN ÖRGÜTLENME VE DİRİLİŞ ARACIMIZDIR”

    Fırat, şöyle devam etti;

    “Bir noktada belli bir inanç, irade ve bilinç gerektiriyor. Öyle kaba bir şekilde veya biçimsel bir geleneğin yerine getirilmesi olarak bakılamaz. Öz irade ile ortaya çıkan bir tutum ve davranıştır. Bu irade, inanç, bilinç ile şekillenir ve ancak o zaman ceme girilir sloganlarla ceme girilmez. Doğanın her elementi sazdaki akordumuzken, yazdığımız her şiir her nefes, her deyiş ise örgütlenme ve yeniden diriliş aracımızdır. Kerbela’yı en acısından yaşayan ve lanetleyen, ölüm ve yaşam kıyısında sevgiyi arayan, kötüye iyilik dersi, en iyi nasihati zekice verenler sadece sazla cem oldular. Kuran’ı kerimi cemde öğrenen mealini anlamamış demektir.” (HABER MERKEZİ)

     

  • HDP’li Doğan, Alevileri HDP’de siyaset yapmaya çağırdı – VİDEO

    HDP’li Doğan, Alevileri HDP’de siyaset yapmaya çağırdı – VİDEO

    PİRHA – HDP İzmir Milletvekili Müslüm Doğan, TBMM’de basın toplantısı düzenleyerek Alevileri HDP’de siyaset yapmaya çağırdı. 

    HDP İzmir Milletvekili Müslüm Doğan TBMM’de basın toplantısı düzenledi. Doğan, basın toplantısında Alevielri HDP’de siyaset yapmaya çağırdı.

    “EŞİT OLMAYAN KOŞULLARDA SEÇİM SÜRECİ İÇİNDEYİZ”

    Müslüm Doğan, “Selahattin Demirtaş esaret içerisinde çalışmalarını sürdürmektedir. Hiçbir suçu olmadığı halde siyasi rehine olarak tutulmaktadır. Torba fezlekelerle tutukluluk hali sürdürülmeye çalışılıyor. Mahkemelerde adeta bir hukuk dersi vermektedir. Eşit koşullarda olmayan bir seçim sürecinin içerisindeyiz. Mandela’da benzer koşullar içerisinden Cumhurbaşkanı olmuştur. İnanıyoruz ki Selahattin Demirtaş’ta Cumhurbaşkanı seçilecektir.

    Neden Demirtaş’tan bu kadar korkuyorlar. Çünkü Sayın Demirtaş hak, hukuk ve vicdanlara seslenen bir siyaset adamıdır. Selahattin Demirtaş tutuklu olduğu sürece hiç kimse bu seçimin adil ve demokratik yürütüldüğünü söylemesin.’ dedi.

    Doğan ayrıca CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin Selahattin Demirtaş’ı ziyaretinin de hassas bir ziyaret olduğunu söyledi. Doğan, Sayın İnce’nin Demirtaş’ın serbest bırakılması konusunda mücadele etmesi gerektiğini de belirtti.

    Son olarak Alevileri HDP’de siyaset yapmaya çağıran Müslüm Doğan, HDP’nin baraj altında bırakılması durumda kurulmak istenen sistemin sağlamlaştırılması, tek kişilik oligarşik yapının onayı anlamına geleceğini belirtti. (HABER MERKEZİ)

  • PSAKD yöneticisi Ermiş ve Özbilge: Baskın seçimi mücadeleyle kazanacağız -VİDEO

    PSAKD yöneticisi Ermiş ve Özbilge: Baskın seçimi mücadeleyle kazanacağız -VİDEO

    PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Samsun ve Milas şube başkanları 24 Haziran erken seçimi değerlendirdi. Açıklamalarında, ülkenin ciddi bir biçimde baskı altında seçime gittiğini belirterek, hep birlikte mücadele edilmesi çağrısında bulundular.

    24 Haziran erken seçimi Pir Sultan Abdal Kültür Derneği yöneticileri Özbilge ve Sultan değerlendirdi. PSAKD Muğla Milas Şube Başkanı Akif Özbilge, 24 Haziran baskın seçimin 15 Temmuz darbe süreciyle 20 Temmuz’daki sivil darbenin bir sonucu olduğunu kaydetti.

    “MUSAHİP KURUMLARLA BİRLİKTE MÜCADELE EDECEĞİZ”

    Alevilerin yüzyıllardır Kerbela’dan ve daha öncesinden katliamların içerisinde var olma mücadelesi verdiklerini belirten Özbilge, “24 Haziran’da da demokratik güçlerle, faşizme, kanun hükmünde kararname değil kanun hükmünde faşizme karşı direnen örgütlenen bir kurum eşliğinde diğer sivil toplum örgütleri musahip örgütlerimizle birlikte mücadele edeceğiz” dedi.

    Akif Özbilge, “Hayır blokunun direnişiyle bu zulme, bu faşizme, bu yezitlere direnme bilincimizi ortaya koyacağız” ifadelerini kullandı.

    “CİDDİ KAYGILARIMIZ VAR”

    PSAKD Samsun Şube Başkanı Cem Sultan Ermiş, sadece Alevilerin değil tüm toplumun üzerinde OHAL baskısının olduğunu kaydetti.

    Haksız, hukuksuz yere FETÖ VE KCK iddianamesinden ihraçların olduğunu belirten Ermiş, hiç kimsenin savunmalarının dahi yapılmadığını belirterek ülkenin ciddi baskı altında seçime gittiğini işaret etti.

    Türk tipi başkanlık rejiminin dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş bir sistem olduğunu söyleyen Ermiş, seçimin hayırlı bir sonuç doğuracağına inanmadığını ve ciddi kaygılarının olduğunu söyledi.

    Ermiş, OHAL koşullarında muhalif kesimlerin seslerini duyuramadığını ve en küçük sokak yayınları dahi terörize edilerek insanların gözaltına alındığını, haksız yere tutuklamaların yapıldığını belirtti.

    “SON UMUT, MUHALEFETİN BAŞARILI OLMASI”

    PSAKD Genel merkez ve Erzincan şubesi yöneticilerinin tutuklu olduğunu hatırlatan Cem Sultan Ermiş, bunların ciddi şekilde bir sindirme politikası olduğunu belirterek, “Gönül isterdi ki  OHAL koşulları olmadan süreci biraz daha uzun olan bir yarışta tüm muhalif kesimlerin, tüm emek kesimlerinin bir arada bu ablukayı dağıtmasıydı” dedi.

    Ermiş, ülkeyi yönetenlerin baskın bir şekilde seçim gündemini masaya koyduklarını belirterek, son umut, süreci en iyi şekilde götürerek olumsuz koşullara rağmen muhalefetin başarılı olması gerektiğini vurguladı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Dersim Tertelesi’nin 81. yılında İzmir’de anma gerçekleşti-VİDEO

    Dersim Tertelesi’nin 81. yılında İzmir’de anma gerçekleşti-VİDEO

    PİRHA- Dersim Katliamı’nın ilk adımı kabul edilen 4 Mayıs 1937 yılında alınan Bakanlar Kurulu kararının yıl dönümünde İzmir’ de, katledilenler için anma düzenlendi.

    Demokratik Alevi Derneği İzmir Şubesi ve İzmir Dersim Dernekleri tarafından Karşıyaka Vapur İskelesi karşısında gerçekleştirilen anmaya siyasi partiler, sivil toplum örgütlerinin yanında çok sayıda yurttaş katıldı.

    Anmaya izmir milletvekili müslüm doğan katıldı ve çerağlar yakılarak lokmalar pay edildi.

    Katliam’da yaşamını yitirenler için yapılan saygı duruşundan sonra kitle adına basın açıklamasını DAD Şube Eşbaşkanı Hüseyin Ozan okudu. Ozan, “Daha da vahimi, 1937-38 seferleriyle başlatılan yönelimin; göçertme, asimilasyon, tarihsel yaşam alanlarımızın tahribi ve dozu gittikçe arttırılan şiddet ile günümüzde de kesintisiz bir biçimde sürdürüldüğü gerçeğidir” dedi.

    “ÇEKİRDEK DERSİM VURULARAK KABUK DERSİM ÇÜRÜTÜLMEK HEDEFLENDİ”

    Mayıs1937-38 sürecinin Dersim halkının tarihindeki en kanlı ve trajik dönemlerin başında geldiğini söyleyen Ozan, “Tarihsel Dersim coğrafyasını bir bütün olarak hedefe koyan, çekirdek Dersim’i vurarak kabuk Dersim’i çürütmeyi esas aldığı beyan edilen, hazırlıkları yıllara yayılan ve makro düzeyde planlanan bu seferin startı ise 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu Kararıyla verilmiş, büyük askeri güçler ve uçak filoları harekete geçirilmiştir” diye belirterek şöyle konuştu;

    “4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu Kararını içeren bu belgenin açığa çıkmasından sonra ülkede ve diasporada halkımız tarafından tartışmalar yürütülmüş ve anılan belgenin tarihi esas alınarak 4 Mayıs, halkımızın mutabakatıyla “Roza Şiyaye” yani “Dersim’in Kara Günü” olarak ilan edilmiştir.
    Bu kararlaşmayla beraber 2010 yılından bu yanamazlumlarımızı anmak, sesimizi duyurmak ve bu zulümü insanlığın vicdanında mahkum etmek için Dersim, Avrupa ve Anadolu’nun bir çok kentinde bu yılda bir aradayız. Mazlum bir halktık ve elde kılıç yüzyıllarca kovalandık, katledildik. En çetin coğrafyalarda derin bir yoksulluk ve açlıkla boğuşmak zorunda bırakıldık. Ve neredeyse tüm tarihimiz boyunca sonu gelmeyen bir kuşatmayı, tecridi yaşadık. Tanrı yerine konulmuş bir otoriteye biat vermemiz, tüm zulmüne ortak olmamız, diz çökmemiz isteniyordu ve hep red ettik. Bedeli ise sayısını bilemediğimiz seferler oldu.”

    “SOYKIRIM SIRASI MÜSLÜMAN KÜRT KARDEŞ VE ALEVİLERE GELMİŞTİR”

    “Bilindiği gibi 2. Meşrutiyetle güçlenip iktidarı ele geçiren İttihat ve Terakki Cemiyeti Osmanlı’yı Almanların safında 1. Paylaşım savaşına dahil etmiş, Avrupa’dan ithal ettiği milliyetçi zehiri, hakikatından koparıp araçsallaştırdığı siyasal islam ile sentezlemiş; bu savaş yıllarını değerlendirerek etnik ve dinsel tekleştirme politikalarını uygulamaya başlamıştır” diyen Ozan şunları belirtti:

    “Almanların onay ve desteği ile Hrıstiyan halklar, Asuri-Süryaniler, Ezidiler adeta bu topraklardan kazınmış, halklara tarifsiz acılar yaşatılmıştır. İttihatçıların savaş macerası imparatorluğun çökmesiyle sonuçlanmış, bileşen halklar birbiri ardına kopmuş ve bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. İttihaçılar savaştan yenilgiyle çıkmalarına rağmen kendilerini İngilizler ve bağlaşıklarına onaylatmış, cumhuriyet ile iktidarlaştırmayı başarmış ve yarım kalan işlerine devam etmişlerdir. Birçok halk imparatorluktan koparken, İslam kardeşliği ve ortak vatan söylemiyle Kürtlerin, modern cumhuriyet söylemiyle ise Alevilerin desteği kazanılmıştır. Gayri müslimlerin tasfiyesinin ardından sıra müslüman Kürt kardeşe ve Alevilere gelmiştir. Yüzyıllardır Alevi kimliği nedeniyle seferlere maruz kalan Dersim artık Kürt kimliği nedeniyle de hedefe konulacaktır.
    Dersim, sadece 1907 ile 1938 aralığındaki otuz yıllık bir zaman diliminde, biri Koçgiri’ye olmak üzere on üç büyük sefere maruz kalmış, bir birinin devamı niteliğinde ki 1937-38 seferinde ise adına Tunceli denen bir soykırım projesiyle tarihinin en büyük yönelimine maruz kalmıştır.”

    “CENAZELER GÜNEŞ ALTINDA ÇÜRÜTÜLEREK KURDA KUŞA YEM EDİLDİ”

    Bütün köylerin yakıldığını, cenazelere bir toplu mezar dahi nasip edilmeyerek nehirlere doldurulup güneş altında kurda kuşa yem edildiğini ve çocukların gasp edilerek bilinmez diyarlara götürülüp, insanların sürgün yollarında can verdiğini hatırlatan Ozan şunları vurguladı;

    “Dersim’de isyan söylemi bir yalandan ibarettir. Modern devlet, laik devlet söylemiyle gelinmiş fakat gerçek niyetin tam manasıyla bir soykırım olduğu anlaşılmıştır. Seyit Rıza, bazı Dersimli aydın ve liderler toplumsal haklarının tanınmasını talep etmiş, diyalog aramış fakat cevap dizginsiz bir kıyım olmuştur. Gerçekleşen bu saldırı karşısında Dersimlinin yaptığı şey ise sadece her canlının yaptığı gibi yaşamını ve yaşam alanını savunma çabasından ibaretti. Daha da vahimi, 1937-38 seferleriyle başlatılan yönelimin; göçertme, asimilasyon, tarihsel yaşam alanlarımızın tahribi ve dozu gittikçe arttırılan şiddet ile günümüzde de kesintisiz bir biçimde sürdürüldüğü gerçeğidir. Dersim, hali hazırda da çok yönlü bir kıskaç altına alınmış olup asimilasyon ileri boyutlara taşınmış, topraklarımız neredeyse insansızlaştırılmıştır.
    İttihatçı-tek tipçi politikalar bu toprakları kana bulamış, bulamaktadır.”

    Ozan, katliam, soykırım ve insansızlaştırma politikasının günümüzde de kendisini devam ettirdiğini belirterek sözlerine şöyle devam etti:

    “Bu politikalar günümüzde de bütün ülkeyi adeta bir felaketin eşiğine sürüklemiş olup yeni faciaların kapısını aralamış durumdadır. Toplumsal barış, toplumsal mutabakat ile, rızaya dayanan beraberlikle mümkündür. Bu toprakların bütün renkleri bu ülkenin gerçekliğidir, saygı görmelidir. Kürt karşıtlığı üzerine oturtulan politikalar terk edilmeli, diyalog ve barışın önü açılarak yıkımın dahada derinleşmesine izin verilmemelidir. Talebimiz, kendi toplumsal gerçekliğimizle, insani değer ve kimliğimizle ortak vatanda özgürlükçü ve eşitlikçi bir yaşamdır” dedi.

    “DERSİM ADI, SEYİT RIZA VE ARKADAŞLARININ CENAZESİ İADE EDİLMELİ”

    Dersim adı ile birlikte Seyit Rıza ve arkadaşlarının cenazelerinin teslim edilmesi ve Dersim’e nakline engel olunmaması çağrısı yapan Ozan şöyle konuştu:

    “4 Mayıs Roza Şiyaye’ vesilesiyle bir kez daha tarih ile yüzleşme çağrısında bulunuyor, diyoruz ki; öncelikle Dersim adı iade edilmeli, Seyit Rıza ve arkadaşlarının cenazeleri halkımıza teslim edilmeli ve Dersim’e nakline engel olunmamalıdır. Sonrasında ise dünyada ki diğer örneklerden hareketle bir yüzleşme gerçekleştirilmeli, yaralar sarılmalı, normalleşmenin yolu açılmalıdır. Acımız bakidir, yaralarımız kanamaya devam etmektedir. Yitirdiğimiz canlarımızı unutmadık, unutmayacağız. Diyoruz ki İttihatçı zalimler ve ardılları insanlığın vicdanında mahkumdurlar, ebediyen mahkum kalacaklardır. Seyit Rıza şahsında tüm canlarımızı bir kez daha saygıyla anıyor, huzurlarında dara duruyoruz.”

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR  

  • Divriği’de cezaevi cemevi oldu

    Divriği’de cezaevi cemevi oldu

    PİRHA – Sivas’ın Divriği ilçesinde bulunan cezaevi ile ilgili yeni bir karar çıktı. Adalet Bakanlığı, mahkum yokluğundan dolayı kapatılan Divriği Cezaevi’ni Divriği Hacı Bektaş Veli Derneği’ne 30 yıllığına verdi. Dernek burayı cemevi olarak kullanacak. 

    Divriği Gazetesi’nde yer alan habere göre; Türkiye’de bir ilk gerçekleşti. Uzun yıllardır mahkum yokluğundan dolayı kapalı olan Divriği Cezaevi, Hacı Bektaş Veli Derneği’nin girişimleri ile Adalet Bakanlığı’ndan 30 yıllığına kiralanarak cemevi oldu.

    Hacı Bektaş Veli Derneği bağış kampanyası başlattı ve uzun yıllar boş kalan cezaevinin bakım ve onarımını yaptırıyor.

    Cemevlerinin yasal statüye kavuşup kavuşmadığı gündemden düşmezken, devletin mülk sahipi olduğu kamu binası olan ‘Divriği Cezaevi’ ilk defa bir Alevi kurumuna verilmek üzere tapu verildi. Aleviler açısından emsal teşkil edilirse devamında buna benzer kamu ve vakıf mülklerinin Alevi kurumlarına devrinin önü açılmış sayılabilir.

     

  • ‘Alevilerin ibadethanesi Koyunbaba Türbesi neden camiye dönüştürüldü?’

    ‘Alevilerin ibadethanesi Koyunbaba Türbesi neden camiye dönüştürüldü?’

    PİRHA – HDP İzmir Milletvekili Müslüm Doğan, Çorum’un Osmancık ilçesinde bulunan ve Alevi toplumun cemlerini yapıp ibadet ettikleri Koyunbaba Türbesi’nin mescide çevrilmesini ve imam atamasını Başbakan Binali Yıldırım’a sordu. 

    HDP İzmir Milletvekili Müslüm Doğan, Çorum’un Osmancık ilçesinde bulunan ve Alevilerin ibadet ettikleri Koyunbaba Türbesi’nin mescide çevrilmesini ve imam atamasını meclis gündemine taşıdı.

    Doğan, Başbakan Binali Yıldırımın yazılı olarak yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.

    Önergede şunlar ifade edildi:

    “Çorum’un Osmancık ilçesinde bulunan ve Alevi toplumun cemlerini yapıp ibadet ettikleri Koyunbaba Türbesi’ne, müftülük tarafından imam atanarak türbe camiye dönüştürülmüştür. Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Çorum Şubesi, türbenin gerçek sahiplerinin Aleviler olduklarını belirterek 2013, 2014 ve 2015 yılları içerisinde Koyunbaba Türbesinin vakıfa devredilmesi için ilgili birimlere başvurularda bulunduklarını belirtti.

    Vakıflar Bölge Müdürlüğü, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Çorum Valiliğine sunulan başvuru dilekçesinde “Halkımızın inanç ve ibadetlerinin yerine getirilmesi için gerekli ortamı sağlamak, korumak, bakım ve temizliğini yapmak” gibi gerekçeler bulunmaktadır. Davanın avukatlarından Ahmet Özdel en son 18 Haziran 2015 tarihinde dilekçe verdiklerini belirterek, valiliğin iki yıl sonra 18 Ağustos 2017 tarihinde dilekçeyi yanıtlayarak Koyunbaba Türbesi’nin mescit olarak kullanıldığı ve mescide de imam atandığı için “Yapılacak bir şey bulunmadığını” belirttiğini bildirdi. Koyunbaba Türbesi’nin tabusunu isterken türbeyi kaybeden Aleviler, şimdi Danıştay’da haklarını arıyorlar.”

    Doğan, bu bağlamda Başbakan Binali Yıldırım’ın yanıtlaması istemiyle şu soruları sordu:       

    • Basına ve kamuoyuna yansıyan iddialar doğru mudur? Bu iddialar neticesinde bir soruşturma başlatmayı düşünüyor musunuz?
    • Yıllardır Alevi toplumu tarafından cem ve ibadet yeri olarak kullanılan Koyunbaba Türbesinin camiye dönüştürüldüğü ve imam atandığı bilgisi doğru mudur?
    • Koyunbaba Türbesi hangi ihtiyaç doğrultusunda camiye dönüştürülmüştür? Bu karar hangi tarihte, nerede alınmıştır?
    • Çorum Valiliği neden aradan iki yıl geçtikten sonra Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Çorum Şubesi’nce yapılan başvuruyu reddetmiştir? Bu süre zarfından neden başvurular yanıtsız bırakılmıştır?
    • Osmancık’ta 26’ya yakın cami, mescit ve kuran kursu bulunurken, tek bir cemevi olmamasının gerekçesi nedir?
    • Osmancık’ta Alevilerin Koyunbaba Türbesi dışında inançlarını yerine getirebileceği başka bir yer olmamasına rağmen neden talepleri geri çevrilmiştir? Çorum, Tokat, Amasya ve Samsun’daki yaklaşık 200 bin Alevinin inançsal merkezi olan Koyunbaba Türbesinin Alevilere iade edilmesine ilişkin ne tür çalışmalar yapmaktasınız? (HABER MERKEZİ)

  • DİB Başkanı’nın cami dayatmasına Alevilerden tepki: Biz camiye gitmeyiz

    DİB Başkanı’nın cami dayatmasına Alevilerden tepki: Biz camiye gitmeyiz

    PİRHA – Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın, ‘Camiler hem sünni hem Alevi’nin ibadet yeridir’ açıklamalarına Alevilerden tepki geldi. Diyanet’in Aleviler hakkında fetva veremeyeceğini belirten Aleviler, Alevilerin ibadethanesinin cemevi olduğunu bir kez vurguladılar. 

    Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, “İslam’da refom yapılması” konulu tartışmalara ilişkin değerlendirmede bulundu. Erbaş, “Kardeşlerimiz cemevlerinde muhabbetlerini yapabilirler, namazlarını da kılmak istiyorlarsa kılsınlar. Müslümanların ibadet yeri camidir. Camiler hem Sünni hem Alevi’nin ibadet yeridir” dedi.

    Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın açıklamalarına Aleviler tepki gösterdi.

    “ALEVİLER OLARAK CAMİDE İBADET ETMEYİZ”

    PSAKD’nin eski Eenel Başkanlarından Kemal Bülbül, Diyanet İşleri Başkanı’nın sözlerini hatırlatarak, “Cami, Sünniliğin ibadethanesidir. Aleviler olarak Camide ibadet etmeyiz, Camiye de girmeyiz” dedi.

    Kullanılan dilin inkarcı ve asimilasoncu olduğunu söyleyen Bülbül, “Bu egemen inkarcı ve asimilasyoncu dil Sünni inancını da ifade etmiyor” dedi.

    Bülbül, DİB’in Alevilik hakkında fetva veremeyeceğini vurgulayarak, “Nerede ibadet edeceğimize ancak biz karar verebiliriz. Alevilerin ibadethanesi cemevleridir. DİB ister bunu kabul etsin ister etmesin…” dedi. 

    “BİR İNANCIN İBADETHANESİNİ ANCAK O İNANCI PAYLAŞANLAR KARAR VERİR”

    Bağcılar Cemevi Başkanı Zeynel Abidin Koç da Diyanet İşleri Başkanı’na tepki gösterdi. Koç, bir inancın ibadethanesini ancak ve ancak o inancı paylaşanların belirleyeceğini belirterek, “Alevilerin ibadethanesi cemevleridir. İbadet şeklimiz cem’dir. Muharrem ayı 12 gün matem orucumuzdur. Hızır kutsalımızdır. Ya Allah, ya Muhammed, Ya Ali deriz ve ehlibeytte sevdalıyız. Rehberimiz, Pirimiz ve Mürşidimiz vardır. Muhammedimiz derki ben ilim şehriyim Ali kapısıdır. Alimiz derki devletin dini adalettir. Hüseyinimiz derki haksızlığın önünde eğilmeyin” dedi.

    Koç, Hacı Bektaş Veli’nin sözlerini hatırlatarak, “Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde. Hakk’ın yarattığı her şey yerli yerinde. Bizim nazarımızda kadın erkek farkı yok, noksanlık eksiklik senin görüşlerinde” dedi.

    Koç, bir kez daha Alevilerin ibadet merkezinin cemevi olduğunu kaydetti.

    “ALEVİ ÖRGÜTLERİ GEREKLİ TEPKİYİ VERMELİ”

    Aziz Baba Cemevi Yapma ve Yaşatma Derneği Başkanı Enver Can  ise Diyanet’in açıklamalarında yapılan yorumlarda Alevilerin hayırına tek bir cümlenin bile olmadığını belirterek, Asimilasyon politikalarını en iyi nasıl yürütebilirim hesapları içinde olduklarını söyledi.

    Can, Diyanet’in bu açıklamalarına Alevi örkurumlarını tepki vermeye çağırdı.

     

  • Alevi Vakıflar Federasyonu: Afrin’de Allah ordumuzun sözünü üstün, kılıcını keskin kılsın

    Alevi Vakıflar Federasyonu: Afrin’de Allah ordumuzun sözünü üstün, kılıcını keskin kılsın

    PİRHA – Türkiye’nin 20 Ocak tarihinde Suriye sınırları içinde bulunan Afrin bölgesine başlatığı saldırıya Alevi Vakıflar Federasyonu (AVF) ve bileşenlerinden destek açıklaması geldi. Açıklamada ‘Zeytin Dalı Hareketı’nın hedefine ulaşması büyük arzumuzdur’ denildi. Öte yandan aynı açıklamayı Alevi İslam İnanç Hizmetleri Başkanlığı da yaptı. 

    Açıklama şöyle:

    Gazi Mustafa Kemal Atatürk diyor ki; Mecbur kalmadıkça, savaş bir cinayettir.

    Alevi toplumu olarak bizler daima barıştan yana olmuş hatta barışa dair ne varsa orada yer almaya gayret göstermişizdir. Dedelerimizin dediği gibi “iki göz kör olmaz oğul, bir Ehlibeyt yoluna gözeten göz, bir de Yatanı gözeten göz” Savaştan yana olmadığımız aşikardır. Mazlumun ölmemesi zulüm görmemesi en büyük dileğimiz ve isteğimizdir.

    Şanlı Türk Ordusu kuvvetleri tarafından, hudutlarımızda ve bölgede güvenlik ve istikrarı sağlamak maksadıyla. Suriye’nin kuzeybatısında bulunan Afrin bölgesinde, terör örgütlerini etkisiz hale getirmek, dost ve kardeş bölge halkını bunların baskı ve zulmünden kurtarmak üzere 20 Ocak 2018 saat 17:00’den itibaren başlatılan “Zeytin Dalı Harekâtı”nın en kısa sürede hedefine ulaşıp. Mehmetçiğimizin burnu dahi kanamadan evine dönmesi en büyük arzumuzdur.

    Ülkemizin milli güvenliği ve çıkarları her şeyin üstündedir. Bölge barışı için yapılan harekâtta, Yüce Allah’tan Ordumuzun sözünü üstün, kılıcını keskin eylemesini niyaz ederiz.

    Kamuoyumuzun bilgisine saygı ile…

    Öte yandan Alevi İslam İnanç Hizmetleri Başkanlığı da Afrin’deki saldırıyı destekleyen aynı açıklamayı yaptı. (HABER MERKEZİ)