Etiket: alevilikte kadın

  • İzmir’de ‘Gağan ve Alevilikte Kadın’ konulu panel yapılacak

    İzmir’de ‘Gağan ve Alevilikte Kadın’ konulu panel yapılacak

    PİRHA- İzmir’de Araştırmacı Yazar Hakan Kerimoğlu ve Aktivist Elif Bakır’ın katılımıyla ‘Gağan ve Alevilikte Kadın’ konulu panel gerçekleştirilecek.

    İzmir’de Araştırmacı Yazar Hakan Kerimoğlu ve Aktivist Elif Bakır’ın katılımıyla ‘Gağan ve Alevilikte Kadın’ konulu panel yapılacak.

    Hakan Kerimoğlu’nun ‘Gağan’ ve Elif Bakır’ın ise ‘Alevilikte Kadın’ başlığıyla sunum yapacağı panel 28 Aralık’ta Na ve Kil Kitap Kafe’de gerçekleşecek.

    Panel saat 15.00’te başlayacak.

    PİRHA/İZMİR

     

  • ‘Alevilikte: Sahi eşit miyiz? Gerçek anlamda eşitlik, sorgulayarak mümkün olur’-VİDEO

    ‘Alevilikte: Sahi eşit miyiz? Gerçek anlamda eşitlik, sorgulayarak mümkün olur’-VİDEO

    PİRHA- ‘Aleviler: Din, Beden, Cinsiyet; Neşeden Kedere’ sempozyumunun ikinci oturumunda “Dinde, Alevilikte Kadın, Erkeklik, Heteronormativite” konularına dair sunum yapıldı. 

    Alevi Bektaşi Kültürünü Tanıtma Derneği (ABKTD), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin (PSAKD) düzenlediği “Aleviler: Din, Beden, Cinsiyet; Neşeden Kedere” Sempozyumu’nun ikinci oturumunda “Dinde, Alevilikte Kadın, Erkeklik, Heteronormativite” konuşuldu.

    İzmir Kültürpark Fuar Alanı’ndaki İsmet İnönü Sanat Merkezi’nde yapılan oturumu Dr. İlkay Kara kolaylaştırdı. Oturumda Prof. Dr. Fatmagül Berktay, Dr. Nimet Altıntaş ve Kaos GL’den Aylime Aslı Demir konuştu.

    “EN DİRENGEN İDEOLOJİ ATAERKİLLİKTİR”

    Berktay, kadın bedeninin toplumsal denetiminin dinsel temellerini anlattı. Kadının ikincilliğinin doğal kabul edilmesinin üç tek tanrılı dinin ortak özelliği olduğunu vurgulayan Berktay, “Bu ortak özellik, tarihsel ve coğrafi olarak üç geleneğin de aşağı yukarı aynı ya da birbirine yakın topraklarda ve benzer maddi koşullarda benzer gereksinimlere yanıt olarak doğup gelişmeleriyle açıklanabilir. Günümüzde Protestan ve İslamcı köktendinciliğin de kadının konumu ve denetimi üzerinde yoğunlaştığını ve kendilerini toplumsal cinsiyet ve kadının “doğru” toplumsal rolü aracılığıyla meşrulaştırdıklarını görüyoruz” dedi.

    Dinin, toplumsal cinsiyet bölünmesinin iki tarafı için farklı anlamlar taşıdığını vurgulayan Berktay şöyle devam etti:

    “Tarih içinde en direngen ideolojik süreklilik, kendisini, kadınlara ilişkin ataerkil anlayış ve tutumlarda ortaya koymaktadır. Bedenin denetimi ve terbiyesi, aslında cinselliğin denetimidir; kadının ezilmesi üzerine kurulu ataerkil sistemde, cinselliğin denetimi, pratikte, kadın bedeninin ve yaşamı yaratma yetisinin denetlenmesi şeklini alır.”

    “EŞİTLİK SORGULAYARAK MÜMKÜN OLUR”

    Ardından Dr. Nimet Altıntaş, “Alevilikte: Sahi eşit miyiz?” diye sordu. Alevi teolojisinde kadın-erkek eşitliğini anlatan Altıntaş, “Teolojide hepimiz canız şeklinde formülize edilse de pratikte gerçek anlamda bir eşitlikten bahsetmek mümkün değil. Ehl-i Beyt içerisindeki tek kadın olan Hz. Fatıma’nın rolü anne, kız ve eşten ibaret. Kadını, erkeğin yanında ona göre tanımlamanın burada da sürdüğünü görüyoruz. Yine dedeliğin erkek soyundan gelmesi, analığa cemde atfedilen roller cinsiyetçi iş bölümünün bir yansıması” dedi.

    Altıntaş, eşitliğin sağlandığı iddiasının aynadaki aksimize bakmamızı engellediğini de vurgulayarak, “Gerçek anlamda eşitlik, sorgulayarak mümkün olur” şeklinde konuştu.

    “OLUMLAYAN YANLARI ÇALACAĞIZ”

    Son konuşmacı Aylime Aslı Demir, “Kutsalın tezahürü olan tabuları örgütlenmemiş biçimde halkın bilgilerinde, ama sıklıkla örgütlenmiş biçimde din olarak karşımıza çıktığını görüyoruz” diyerek konuşmasına başladı.

    Demir, din ve LGBTİ+’lar arasındaki ilişkiye dair yaklaşımları ise şöyle özetledi:

    “Başka coğrafyalarda bu ilişki üzerine 1980’ler sonrasında artarak devam eden bir literatürle karşılaştık. Tamamıyla kişisel karşılamalar üzerinden “Din ve Eşcinsellik” üzerine yaklaşımları iki gruba ayırabileceğimizi düşünmekteyim. Bunlardan biri daha çok Avrupa ve Amerika menşeli, İnsan Hakları söylemi üzerinden şekillenen kavrayış. Dindar ve eşcinsel kimliğinin aynı kimlikte buluşabileceğini dile getiren ve eşcinsel hareketlerin içerisinde bu kimliği nedeniyle “dindar olmayan” eşcinseller veya tam tersi dini cemaatler içerisinde eşcinsel kimliğiyle var olmayı talep eden ve eşcinsel olması nedeniyle dindarlar tarafından ayrımcılığa maruz kalmamayı talep eden görüşlerden oluştuğunu söyleyebiliriz.

    “Diğer grubun yaklaşımı ise dini kadın-eşcinsel haklarıyla barıştırmak yerine kaynağını doğrudan doğruya dinin kendinden alan “kadın” “eşcinsel” kavramlarını tahlil etmekte. Bu kavrayışın öne sürdüğü en önemli konulardan biri kutsal kitapların yorumları üzerine. Yorumun hiçbir zaman öznel olmaktan çıkamayacağını dile getiren bu kavrayış her yorumun bazı öznel seçimler yaptığını dile getirir. Dolayısıyla bu yorumlarda dile getirilen “kadın” “eşcinsellik” kavrayışları da çoğu zaman metnin maksadından çok yorumlayanın öznel tercihlerini dile getirmektedir. Bütüncül yorumlar ise kutsal kitapların bütününün ve onların ana ilkelerinin ışığında, metnin yazıldığı şartlara, coğrafyaya, gramer yapısına odaklanmak ve kadın ve eşcinsel deneyimi içinden bu yorumların yeniden bir okumasını yapmak üzerine kurulmuştur.”

    Demir son olarak, “Tanrılardan, tanrılara rağmen yaşamı olumlayan yanları çalacağız” dedi.

    PİRHA/İZMİR

     

  • Alevi Kadınlar: İlk önce var olduğumuz kurumlarda eşit olabilmeliyiz -VİDEO

    Alevi Kadınlar: İlk önce var olduğumuz kurumlarda eşit olabilmeliyiz -VİDEO

    PİRHA-Alevi kadınlar, PSAKD Kadın Meclisi’nin Antalya’da düzenlediği, üç gün süren çalıştayda buluştu. İlk gün yapılan seminer ve konuşmalarda söz alan kadınlar, “Ağlamayana meme yok ne yazık ki. Kadın yaşamın her alanında olmalı. Bizi öteleyen, kimliksizleştirmeye çalışan gerici, dinci, yobaz anlayışa, erk iktidarına karşı elimizin değdiği, emeğimizin geçtiği, terimizin düştüğü her yerde mücadeleyi örgütleyeceğiz. Çünkü biz kadınlar yoksak hayat da yoktur” dediler.

    Alevi kadınlar, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kadın Meclisi’nin Antalya’da düzenlediği, üç gün süren çalıştayda buluştu. İlk gün yapılan seminer ve konuşmalarda kadınlar, birlik olmanın önemine değinerek düzenlenen çalıştayın birlik ve beraberlik için bir adım olduğunu vurguladı. Kadınlar, Alevi kurumlarında kadınlara öncelik verilmesi ve yönetim kadrolarına gelmeleri için önlerinin açılması gerektiğini de ifade ettiler.

     “AĞLAMAYANA MEME YOK”

    PSAKD Ankara şube üyesi Şenay Keçeci çalıştayda yaptığı konuşmada Alevilik inancında kadının yerine değinerek Alevi kurumlarında kadınların daha çok görev alması gerektiğini vurguladı. Kadınların yönetici kadrolara gelmesi için önlerinin açılması gerektiğini de ifade eden Keçeci sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Burada şubelerden gelen, yöneticilik yapan, geçmişte deneyimleri olan arkadaşlarımız var. Şu an Genel Merkez Yönetimimizde 22 kişi var. Bunun kaç tanesi kadın ya da 80’ne yakın şubemiz var, kaç tanesinde kadın başkanımız var? Bunlar çok önemli sorular ve sorunlar. Bu sorunları hep birlikte aşacağız. Ağlamayana meme yok ne yazık ki. Kadın yaşamın her alanında olmalı. Bunun mücadelesini veriyoruz. Bizim Alevi örgütlerinde dişimizle, tırnağımızla ne kadar mücadele verirsek verelim maalesef Genel Merkez Yönetim kadrosuna başkan olamıyorsunuz. Bu iş şubelerimizde de geçerli. Pir Sultan örgütlülüğü olarak bu kadın meclisi çalıştayı ile birlikte bir özeleştiri veriyoruz ve bu özeleştiriyi yine kadınlar olarak biz veriyoruz. Bizimle yan yana olan erkek canlar vermiyor. Biz aslında yan yana olduğumuz erkeklerin de özeleştirisini istiyoruz. Bugün Genel Başkanlık yapacak çok daha iyi mücadele edecek, kararlılık gösterecek kadınlar var aramızda. O yüzden önemli bu meclis. Biz birlikte tüm alanlarda, eşit sayıda yol yürüyelim istiyoruz.”

    “KADINLAR YOKSA HAYATTA YOKTUR”

    PSAKD Ankara Şube üyesi Cansu Erice ise, kadın çalıştayı yapılmasının kadınların haklarını almaları açısından önemli bir adım olduğunu söyleyerek, “Bugün her şeyden daha fazla bilinçli olmaya ve bizi kuşatmaya çalışanlara karşı mücadele etmeye mecburuz. Biz Pir Sultanlı kadın ve dostlarımızla dimdik olduğumuzu, bu çıldırmışlığı, üzerimize örtülmek istenen karanlığı inanç, irade birliğimiz ve gücümüzle mücadele ederek parçalayacağız. Bizi öteleyen, kimliksizleştirmeye çalışan gerici, dinci, yobaz anlayışa, erk iktidarına karşı elimizin değdiği, emeğimizin geçtiği, terimizin düştüğü her yerde mücadeleyi örgütleyeceğiz. Çünkü biz kadınlar yoksak hayat da yoktur” şeklinde konuştu.

    “KADINLAR İSTERSE HER ŞEYİ BAŞARIR”

    Ardından söz alan Kangal Dernekler Federasyonu Başkan Yardımcısı Seher Çınar, yapılan çalıştayın bir başlangıç olduğunu ve bu tür çalışmalarla mücadelenin daha da ileriye taşınması gerektiğini ifade ederek şunları dile getirdi:

    “Önemli olan kadınların bir araya gelmesi, birlikte konuşmamız, tartışmamız, gözlerimizin içine bakmamız, omuz omuza olmamız. 2018’de köy derneğinin tek kadın başkanı idim. Sonrasında federasyon üyesi olduğumuz için toplantılara katılırken seni de yönetime alalım dediler. Biz de yönetimler 12 kişiden oluşuyor. Tek kadın benim. 12 tane erkekle beraber toplantılara katılmaya başladım. Cinsiyetçi küfürler, argo konuşmalar duydum. Ben inatla sabrettim. Daha sonra yavaş yavaş düzeldi her şey. Şu anda 12 tane yöneticinin 6 tanesi kadın. Kadınlar isterse başaramayacağı hiçbir şey yoktur. Che’nin dediği gibi; “Gerçekçi ol imkansızı iste!” Çünkü 21. yüzyıl kadınların yüzyılı. Bunu hiç kimse engelleyemez. Çünkü kadınlar diyor ki; yılmıyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz. Üç kelimeyle kendisini belirliyor.”

    “KADINLAR ÜZERİNDE ÇOK BÜYÜK BİR BASKI VAR”

    PSAKD Malatya Şube Başkanı Latife Ulutaş da, Alevi örgütlerinin en önemli eksiklilerinin başında kadınların kadrolarda daha az yer alıyor olması olduğunu belirterek; “Bu sadece kadınların sorunu, Alevi kadınların sorunu değil, Pir Sultan örgütlülüğün sorunu değil. Biz eşit yurttaşlık hakkı talep ediyoruz ya önce kendi var olduğumuz kurumlarda eşit olabilmeliyiz. Bu yüzden bu meclis çok önemli. Bu çalıştayla kadın meclisini oluşturacağız ama ülkede daha başka çok sorun var. Kadınlar üzerinde çok büyük bir baskı var. Maalesef her gün cinayete kurban giden, her gün katledilen onlarca kadın var. Biz bu kadınlara Alevi mi, Türk mü, Kürt mü diye etnik kökenine, kimliğine bakmıyoruz. Aleviler kendi duruşuyla, kendi politik yapısıyla, düşünceleriyle kendilerini hep var ettiler. Biz Alevi kadınlar olarak işçilerle, emekçilerle yan yana duracağız.

    2 dönemdir Malatya’da başkanlık yapıyorum. Daha önce 9 yıl başka bir kurumda yöneticilik yaptım. Yaşadığım ve gördüğüm şudur ki; hiçbir yapı, hiçbir demokratik kurum siz kendi haklarınız için mücadele edip almadıkça size bir şey vermiyor.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Alevi kadınlar, PSAKD Kadın Meclisi’nin ‘Kadın Çalıştayı’nda buluştu -VİDEO

    Alevi kadınlar, PSAKD Kadın Meclisi’nin ‘Kadın Çalıştayı’nda buluştu -VİDEO

    PİRHA-PSAKD Kadın Meclisi Antalya’da 5-6-7 Kasım tarihlerinde çalıştay gerçekleştirdi. Çalıştayda, Alevi toplumunda kadının yeri ve Alevi kadınların yapacakları çalışmalar konuşuldu. Çalıştayda, toplumsal cinsiyet eşitliği ve Alevilikte kadının yeri üzerine seminerler de yapıldı.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kadın Meclisi Antalya’da düzenledikleri çalıştayla bir araya geldi. Kadın Meclisi’nin düzenlediği çalıştay, 5-6-7 Kasım tarihlerinde gerçekleştirildi.

    Çalıştayın yapıldığı salona, ‘1993 Sivas Katliamı’nı unutmuyoruz, affetmiyoruz’, ‘Madımak utanç müzesi olmalı’, ‘Katledilen kadınlar isyanımızdır’, ‘Kadın cinayetleri politiktir’ yazılı pankart ve dövizler asıldı.

    Çalıştayın ilk günü olan 5 Kasım günü; Satı Varol’un kadın mücadelelerini konu alan ‘Kadınlara Masallar’ adlı anlatımı yapıldı. Ardından Elifcan Koçyiğit’in moderatörlüğünde, ‘Öteki, Beriki: Günlük Yaşamda Alevi Kadınların Maruz Kaldığı Ayrımcı Dil’ üzerine sohbetler edilerek interaktif anket çalışması yapıldı. Sonrasında ise Alevi örgütlerinde kadın olmak ve kadınların Alevi örgütlerinden beklentileri konuşuldu.

    Değerlendirmelerin ardından PSAKD Kadın Meclisi Yürütmesi’nin seçimi gerçekleştirildi.

    Çalıştayın ikinci günü olan 6 Kasım günü ise PSAKD Örgütlenme Sekreteri Hasibe Akpınar, PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez, Konyaaltı Belediye Başkanı Semih Esen konuşma yaptılar.

    Konuşmaların ardından seminerler gerçekleştirildi. İlk seminer Uçan Süpürge Derneği Başkanı Selen Doğan tarafından, ‘Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, Kadın Hakları ve Kadınların Güçlenmesinin Desteklenmesine Yönelik Politikaların Savunuculuğu’ konusuyla verildi.

    İkinci olarak Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Başkanı İlyas Ali Daştan tarafından ‘Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Biz’ konusuyla seminer verildi. Son seminer ise Uçan Süpürge Derneği Başkanı Selen Doğan tarafından ‘Dijital Zorbalık ve Ayrımcılıkla Mücadele’ üzerine verildi.

    Seminerler,  ‘Alevi Kadınlar Konuşuyor’ başlıklı soru-cevap ile devam etti.

    Etkinlik bitiminden sonra, Yıldız Yılmaz moderatörlüğünde ‘Alevilik, Kadın Ve Örgütlerimiz’ konulu oturum gerçekleştirildi.

    Yapılan oturum kapsamında, ‘Eşikten Bu Yan’da Kadınlar’ konusuyla Prof. Dr. Bedriye Poyraz konuştu.
    Bir Gazeteci Bakışıyla Alevi Örgütlerinde Kadın’ konusuyla Gazeteci Kelime Ata konuştu. ‘Azınlık İnançlarına Mensup Kadınların Uğradığı Nefret Söylemi’ konusuyla Alevi Aktivist Çilem Küçükkeleş konuştu.

    Oturum kapsamında yapılan konuşmaların ardından kadın hakları ve laiklik üzerine bir başka oturum düzenlendi. ‘Kadın, Laiklik ve Cumhuriyet’ konulu oturumu Yıldız Yılmaz moderatörlüğünde yapıldı.

    ‘Kadınlara, Çocuklara Yönelik Şiddet ve Laiklik’ konusuyla Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği Başkanı Av. Müjde Tozbey Erden konuştu. ‘Kadın, Laiklik ve Cumhuriyet’ konusunda da Av. Şenal Sarıhan konuştu.

    Çalıştayın son günü olan 7 Kasım günü ise Abdal Musa Ziyaret yerine gidildi. Ziyaret yerinde lokmalar dağıtılarak, Sevim Yalıncakoğlu’nun yönettiği cem yapıldı.

    PİRHA/ANTALYA

  • ‘Küçük hesaplar içinde olmayalım; ben değil biz olalım, Yolumuza sahip çıkalım’

    ‘Küçük hesaplar içinde olmayalım; ben değil biz olalım, Yolumuza sahip çıkalım’

    PİRHA- Alevi Kültür Dernekleri’ne (AKD) bağlı Mersin Cemevi Şube Sekreteri Nuran Kılıçkaya Engin, Alevi kurumlarındaki örgütlülük ve Alevi inancı konusunda değerlendirmelerde bulundu. Kılıçkaya Engin, “Bu kadar derin ve yok edilemeyen bir Yol’un talipleriyiz ve kendi içimizde birbirimize karşı olan, Yol’un özüyle uyuşmayan tavır ve davranışlarımızın kaynağı ne?” diye sordu. 

    Alevi Kültür Dernekleri’ne (AKD) bağlı Mersin Cemevi Şube Sekreteri Nuran Kılıçkaya Engin, Alevi kurumlarında örgütlülüğe ilişkin konuştu.

    Kılıçkaya Engin, “Yol’umuza samimiyetle, uygun kişiliklere dönüşemediğimiz için ‘biz’ olamayıp ‘ben’ olmaya devam ediyoruz. Küçük hesapların içinde boğulup duruyoruz. Yol’a en büyük zararı vermek anlamına gelen bu durumu çok az istisna dışında hepimiz yaşıyoruz. Benliğimizle bir savaş verelim ve kazanalım” dedi.

    “VİCDANIMI HAKKIN TERAZİSİNDE TARTMAYI AİLEMDEN VE YOL’UMUZDAN ÖĞRENDİM”

    Kılıçkaya Engin, aldığı Alevilik eğitimine ilişkin şunları söyledi:

    “Bir olmak, iri olmak, diri olmak, derken, biz olamamak…Yarin yanağından gayrı her yerde, her şeyde hep beraber.’’ İlk Alevilik eğitimimi aldığım kişiler annem ve babamdır. Aleviliği anlatırken daima ‘Yol’umuz’ derlerdi.. ‘Eline, beline, diline hakim olmak’ deyiminin Yol’umuzun olmazsa olmazı olduğunu, hayatı kendi aklımla algılayıp, karşıma çıkan durumları vicdanımın süzgecinden geçirip, vicdanımı da Hakk’ın terazisinde tartmayı ilk ailemden ve Yol’umuzdan öğrendim.”

    “YOL’UMUZUN ÖĞRETİLERİYLE KİŞİLİĞİMİZİ KAZANDIK”

    Aleviliğin, yüzyıllar boyunca, yasak ve katliamlara rağmen hala yaşıyor oluşunu, Pir Sultan’ın ‘Dönen dönsün, ben dönmezem Yol’umdan’ sözünü canların sahiplenmesinden kaynaklandığını vurgulayan Kılıçkaya Engin, Alevi örgütlenmesine ilişkin şöyle devam etti:

    “Alevi örgütlülüğünün Türkiye’de ve Avrupa’da, Sivas Katliamı’ndan sonra sıçrama yaptığını hepimiz biliyoruz. Bir olmanın yolunun, örgütlü olmaktan geçtiğinin bilinciyle dernekler açılmaya başlandı. Çok emekler verildi Türkiye’de ve dünya ülkelerinde. Bugüne kadar emek veren tüm canlarımızdan Hakk razı olsun. Bu süreçte çok önemli işler yapıldı ve yapılmaya da devam edecek. Buna inancım tamdır. Özellikle kadın canlarımızın yolda daha görünür hale gelmeleri, inancımızın gelecek kuşaklara aktarılma ihtimalini yükseltecektir. Hepimiz Yol’umuzun öğretileriyle kişiliğimizin bazı özelliklerini kazandık.’’

    “NEDEN BİZ OLAMIYORUZ?”

    AKD Mersin Cemevi Şube Sekreteri Nuran Kılıçkaya Engin, “Her ne kadar asimilasyon politikaları sonucu bize karşı olumsuz algılar yaratıldıysa da kendi yaşamımda ve toplumda gözlemlediğim şudur: ‘Alevi’ denince insanların aklına ‘dürüst, nefsine hakim, güvenilir insan’ gelmektedir ve de genellikle de öyledir. (çok az istisna dışında).. ‘Yol cümleden uludur’ deriz. ‘Gönül kalsın, yol kalmasın deriz’ öğretimiz hala sürüyorsa, kadimden beri bize rehber olan pirlerimizin Yol’a ışık olan sözleri ve sözlere manayı kazandıran duruşlarıdır” diye konuştu.

    “Peki neden ‘biz’ olamıyoruz” diyen Kılıçkaya Engin şunları kaydetti:

    “Bu kadar derin ve yok edilemeyen bir Yol’un talipleriyiz ve kendi içimizde birbirimize karşı olan, Yol’un özüyle uyuşmayan tavır ve davranışlarımızın kaynağı ne.. Evet asimilasyon politikaları bizi zayıflattı. Evet katliamlar bizde toplumsal ve bireysel travmalar yarattı. Evet, sermaye çevreleriyle ve yerel ve merkezi iktidar çevreleriyle tutarsız ilişkiler içte çürümelere neden oldu. Ama şunu da unutmayalım: Her şeye rağmen hala varız ve var olmaya devam edeceksek eğer, bunun yolu ‘biz’ olabilmekten geçer ki; bu da ancak iç çekişmelerle zaman kaybetmek yerine, önce özümüzü dara çekip sonra da yolumuza ve örgütlülüğümüze zarar verecek noksanlıklarımızı da görüp; kişiliğimizle, duruşumuzla, çürüyen yanlarımızı terk edip tarihimizden güç alarak, bu felsefi derinliği büyük olan inancımızın temel değerlerini yaşamımızın temel prensipleri haline getirerek bu yolda yürümeye devam ederek olur. Bugün ‘biz’ olamıyorsak bu çürüyen yanlarımızı göremediğimizdendir. Dolayısıyla da kişiliğimizde yeniden bir yapılandırmaya ihtiyaç olduğunun farkında olmamamızdandır. Farkında olmak ruhsal bir mücadaleye başlamak için mutlak gereklidir. Kendimizi sorgulayalım (özümüzü dara çekelim) ve farkına varalım. Yol’umuza samimiyetle, uygun kişiliklere dönüşemediğimiz için ‘biz’ olamayıp ‘ben’ olmaya devam ediyoruz. Küçük hesapların içinde boğulup duruyoruz. Yol’a en büyük zararı vermek anlamına gelen bu durumu çok az istisna dışında hepimiz yaşıyoruz. Bu aynı zamanda hepimize bir çağrıdır. Benliğimizle bir savaş verelim ve kazanalım. Kazanan Alevilik, kazanan ‘biz’ olacaktır. İşte o zaman bir olup, diri olup, iri oluruz. Hz. Hüseyin’in duruşu, Zeynep Ana’nın direnciyle.”

    MERSİN/PİRHA

     

  • ‘Hakikatın Dârına Durmak’ kitabı okurlarıyla buluştu

    ‘Hakikatın Dârına Durmak’ kitabı okurlarıyla buluştu

    PİRHA – Prof. Dr. Bedriye Boyraz’ın ‘Hakikatın Darına Durmak Alevilikte Kadın’ kitabı okurlarıyla buluştu. 

    Prof. Dr. Bedriye Boyraz’ın ‘Hakikatın Darına Durmak Alevilikte Kadın’ kitabı okurlarıyla buluştu. Dipnot Yayınları’ndan çıkan Boyraz’ın kitabı tarihselden güncele bir yolculuğa çıkarak inançla toplumsal pratik arasındaki ayrım çizgisini izleyip inanç ve söylemdeki eşitlik iddiasını tekzip ediyor.

    “Bizde kadın-erkek yok, can var” mitini sorgusuz bir inanmışlıkla üreten söylem ve pratiği, bunun toplumsal hayattaki karşılığını eleştirel bir bakışla çözümlüyor.

    “ALEVİLİKTE YER BULAN EŞİTLİK SÖYLEMİ PRATİKTE VARMIŞ GİBİ DÜŞÜNÜLÜR”

    Kitabın tanıtım kısmında şu ifadelere yer verildi:

    “Sünni toplumla karşılaştırıldığında Alevilikte kadın ile erkeğin eşit olduğu yaygın olarak benimsenen bir görüştür. Alevi inancında yer bulan eşitlik söylemi ve pratiği sanki toplumsal ya da gündelik hayatın içinde aynen varmış gibi düşünülür, kabul edilir. Doğruluk payı taşısa da bunun inanç ve toplumsal hayat ayrımını ortadan kaldıran bir yanılsama olduğu söylenmelidir çünkü inanç referanslarının söyledikleri ile toplumsal yaşamın ürettiği pratikler arasında büyük bir fark vardır. Bu farkı göz ardı ederek eşitlilik sloganını yinelemek ne yazık ki Alevi toplumunda kadın ile erkeğin eşit olmadığı gerçeğinin üstünü örtmeye yarar ancak. Nitekim inanç ve toplumsal pratik arasındaki farkın silikleştirilmesi, Alevi kadının Alevi toplumu içinde bir mücadele içine girmesini hâlâ zorlaştırmaktadır.” (HABER MERKEZİ)

     

  • DAD Ankara Şubesi’nden muhabbet ve dinleti

    DAD Ankara Şubesi’nden muhabbet ve dinleti

    PİRHA-Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şubesi 15 Nisan Pazar günü saat 15:00’te muhabbet ve dinleti düzenleyecek. 

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şubesi 15 Nisan Pazar günü saat 15:00’te muhabbet ve dinleti düzenleyecek. Kızılay Mithatpaşa Caddesi’nde yapılacak olan etkinlikte konuşmacı olarak Helin Mutlu ve Selda Güneş yer alacak.

    Etkinlikte Helin Mutlu toplumsal cinsiyet konusunda, Selda Güneş ise Alevilikte kadın, kadına bakış ve kadının Alevilikte yeri konularına katılımcıları bilgilendirecek.

    Dinletide ise Gülseren Kılıç ve Canan Beydil yer alacak.

     

  • ‘Biz kadınların mutfaktan çıkması gerekir’-VİDEO

    ‘Biz kadınların mutfaktan çıkması gerekir’-VİDEO

    PİRHA- Frankfurt Oberursel’de Alevi örgütlenmesinde yer alan Gülnaz Arslan, “Biz kadınların mutfaktan çıkması gerekir” diyor. Arslan, “Kadınlar mutfaktan çıkmadıkları için biraz daha yavaş gidiyoruz. Mesela dernekte paneller düzenliyorduk. Kadınlarımız mutfakta bulaşık yıkıyor, yemek hazırlıyorlar, gelip paneli dinlemek istemiyorlardı. Paneli dinlemek sadece erkeklerin görevi, bizim de mutfakmış gibi bir algı var” diye konuştu. 

    Gülnaz Arslan Frankfurt Oberursel Alevi Kültür Merkezi’nde çalışmalar yürütüyor. Birkaç ay önce yapılan kongrede yönetime girmeyen Arslan bir önceki dönem eşbaşkan olarak görevini yürütmüş. Kadınların yönetime girmesini önemsiyor, çünkü kadınların görev aldıkça kendini daha iyi ifade edeceklerini düşünüyor. Daha doğrusu kendi pratiğinden çıkardığı bir sonuç bu. Öncelikle kadın kollarında başlayan çalışmaları, eşbaşkanlık göreviyle neticelenmiş. “Bir kadın olarak bir şeyler yapmak istedim” diyor.

    “KADINLARIN MUTFAKTAN ÇIKMASI GEREKİYOR”

    Arslan’ın dikkat çektiği bir başka nokta ise kadınların emeğinin görülmemesi. “Biz kadınların mutfaktan çıkması gerekir” vurgusunu yapıyor ve ekliyor:

    “Kadınlar mutfaktan çıkmadıkları için biraz daha yavaş gidiyoruz. Tersi olsa daha çok şey yaparız. Mesela dernekte paneller düzenliyorduk. Kadınlarımıza bakıyordum, mutfakta bulaşık yıkıyor, yemek hazırlıyorlar, gelip paneli dinlemek istemiyorlardı. Ben defalarca ifade ettim. “Erkekler yapsın, en azından paneli dinleyin” dedim. Paneli dinlemek sadece erkeklerin görevi, bizim de mutfakmış gibi bir algı var. Bu da erkeklerin hoşuna gidiyor açıkçası. Erkekler sorumluluğun onlarda kalmasını istiyor.

    Yönetime gireceğim dedim, bunu aşacağım dedim. Adım attım, çok şey öğrendim. Bu benim için güzel bir tecrübe oldu. Bunu da diğer kadınlara aktarmak istedim. Bu ikinci yönetimde 4 kadınımız var. Girin dedim, “Bilmiyoruz, yapamayız demeyin” dedim. Burada bizim kültürümüz ve inancımızı bugüne taşıyan kadınlar oldu. Bunu daha ileriye taşımak, bunu devam ettirmek, en fazla biz kadınlara düşüyor. ”

    Arslan, kadınların kadınlara daha fazla engel olduğunu düşünüyor, yine kendi yöneticilik döneminde kadınların engelleyici yaklaşımları ile de karşılaştığını belirtiyor.

    “ZİYARETLERİMİZ OLMADIĞI İÇİN İNANCIMIZI BURADA ESKİSİ GİBİ YAŞAYAMIYORUZ”

    Avrupa’da inancı geldikleri coğrafyalara göre çok farklı yaşadıklarını dile getiren Arslan, Alevilik inancının yaşatılmasında eski ve şimdiki dönemi şöyle karşılaştırıyor:

    “Bizim, Dersim’de ziyaretlerimiz vardı, senede 3 -4 defa lokmalarımızı yapar ziyaretlere giderdik. Orada lokmalarımızı paylaşırdık. Köylüler hepsi bir arada lokmalarını paylaşır, mumlarını yakarlar, dualarını ederlerdi. Sonra eve gelirdik. Burada daha farklı, kapalı alanlarda yapıyoruz ritüelimizi. Mesela en güzel ritüellerimizden biri de Hızır’dı.

    Hızırlarımızda kavut yapıyorduk. Üç gün oruç tutuluyordu. En son gün tuzlu yemekler yerlerdi susamak için. O zaman rüya görmek daha da kolaylaşırdı. Bekarlar, susasınlar nerede rüya görüyorlar orada evlenecekler diye bir inanış vardı. O zaman çok güzeldi. Pirlerimiz geliyorlardı, semahlar dönülürdü. Şir yapılırdı lokma olarak. Kadın erkek çocuk iç içeydik. Lokmalar yenilirdi. Dualar verilirdi. Şimdi çok farklı. Ziyaretler olmadığı için burada tabii o dönemdeki gibi yaşayamıyoruz.”

    “CEMLERE GİRERKEN KADINLARA TÜLBENT BAĞLAYIN DİYORLARDI”

    Semahın bazı derneklerde folklor gibi dönülmesini de eleştiren Arslan, ceme girenlerin, semah dönenlerin aynı kıyafeti giymesinin bir anlamı olmadığını, herkesin doğal haliyle ceme girmesi gerektiğini söylüyor. Bir ara cemlere girildiğinde kadınların tülbent bağlaması önerisi getirildiğine ama şimdilerde bunun daha az yapıldığına dikkat çekiyor.

    Alevi toplumunda eskiden sorunların pir huzurunda çözüldüğünü hatırlatan Arslan, “Pirler gelirlerdi, dargın varsa barıştırırlardı, gulbeng verirlerdi. Pir dara çıkarır, varsa söylenecek bir şey darda söylenirdi. Şimdi bu gelenek yok” diye belirtiyor.

    “KADINLAR BEN DE VARIM DEMELİ”

    Kadınların da posta oturması gerekliliğini dile getiren Arslan, “Bir anamız vardı. Biz onu seçtik, posta oturmasını istedik. Pirlerimiz bir uzlaşma sağlayamadı, bazısı karşı çıktı. Bu gerçekten çok üzücü. Kadınlar ikinci planda tutuluyor. Mesela konuşmacı olarak, iki erkek konuşursa bir kadının da yanında olmasını istiyorduk. Fakat konuşmacılar daha çok erkekler. Ben hatayı kadınlarda buluyorum. Kadın ‘ben yaparım’ demeli. O kadar kötü bir psikolojik baskı altında çalışmalara başladım ki. Çıkıp konuştuğum zaman titriyordum. Fakat konuşmaya devam ediyordum. Bazı şeyleri öğrenmek istiyordum. Bütün kadınlar ben de varım demeli” diyor.

    Elif SONZAMANCI/FRANKFURT

     

  • Songül Çelik: Erkek egemen sistem Alevi inancının içine girdi, yoldan uzaklaştık-VİDEO

    Songül Çelik: Erkek egemen sistem Alevi inancının içine girdi, yoldan uzaklaştık-VİDEO

    PİRHA- FEDA İsviçre Temsilcisi Songül Çelik, erkek egemen sistemin, Alevilikte uzak olması gerekirken, inancın içine girdiğine vurgu yaptı. Çelik, “Biz kadınlar hak ve hakikatin temeline dönmeliyiz. Kadınlar kendine güvenmeli, onlar bu yolun sürdürücüsüdür. Kadın posta oturmalı, cem yürütmeli. İnanç erkeğin hegemonyasına girdiği için aslında yoldan uzaklaştık. Önemli olan yürekten bu yola girmektir” dedi.

    Haberin Videosu

    Songül Çelik Ankara’dan, kendi deyimiyle  İsviçre’ye zorunlu göç yapmadan önce Demokratik Alevi Derneği (DAD) Eşbaşkanı olarak Alevi çalışmalarında yer alıyordu. Şimdilerde ise İsviçre’de Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) bünyesinde çalışmalar yürütüyor.

    Songül Çelik ile Türkiye’de Alevi örgütlenmesinin zorluklarını ve Avrupa’da Alevilerin nasıl örgütlenmesi gerektiğini konuştuk.

    “Gezegende canlı cansız tüm varlıkların birlikte hak hakikat içinde yaşadığı ve onu önemseyen bir inançtır Alevilik” diyerek başlıyor Çelik ve sonra devam ediyor, “Ama maalesef tarihin derinliklerine gidersek Selçuklu’dan, Osmanlıya, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e her zaman zulüm altında kalmış, her zaman soykırımlara uğramış.”

    “ALEVİLER, AĞAÇ KAVUĞUNDA, TAŞIN ALTINDA DA OLSA İNANÇLARINI YAŞADILAR”

    Osmanlı döneminde bir taraftan katliamlar yapılırken, diğer taraftan bir direniş sergilendiğini kaydeden Çelik, Alevilerin ağacın kovuğunda da olsa, taşın altında da olsa kendi inancını yaşadıklarını belirtiyor. Aleviliğin ise en çok cumhuriyet döneminde asimileye uğradığına dikkat çekiyor.

    Çelik metropollere göçler başladıktan sonra inancın aşındığına dikkat çekerek, kır ve kent arasında inanç değişimini şöyle aktarıyor:

    “Türkiye’de çalışmalarımız zordu. Halk kendi doğal mecrasından çıkıp metropollere dağıldı. Kendi hak ve hakikatini yaşatacağı alandan çıkıp metropollere gelince, Sünni sistem içerisinde inancı yaşatmakta zorluklar yaşadı. Hak ve hakikatini kendi köyünde yaşadığın gibi, metropollerde yaşayamıyorsun. Köyde ziyaretlerimiz, pirlerimiz, rayberlerimiz vardı, doğamızla bütünleşiyorduk. Ama metropollere gelince sistem bizi zapturap altına aldı.”

    “KENTLERDE İNANCIMIZI, KÖYLERDE YAŞADIĞIMIZ GİBİ YAŞAMAMIZ İMKANSIZ”

    Çelik için köyden kalan zamanlar Alevilik inancını en yoğun yaşadığı dönemler aynı zamanda. Alevilik inancını büyüdüğü köyde nasıl yaşadığını ise şöyle anlatıyor:

    “Bizim kendi köyümüzde yaşadığımız en doğalıydı. Mesela Hızır. Farklı coğrafyalarda belli başlı farklılıklar gösterebilir ama bizde 3 Perşembe tutulurdu. Perşembe’nin biri musahiplerin Hızırı idi. Biri rayberlerin, pirlerin, biri taliplerindi. Pirler, musahipler gelir kimin evi müsaitse, bütün köylüden rızalık alınarak orada cem bağlanırdı. Hızır günü hep birlikte niyazlarımızı pişirip çoluk çocuk, kadın erkek hep beraber köyün en yakınındaki ziyarete gidilirdi. Küsler varsa yolda barışırdı. Ziyarete vardığımızda yaşlı anamız, kadın ana, niyazını koyardı. Memlekette çok kar vardı. Karın üzerinde niyazı bölerdi, önce kuşların payını atardı, sonra çocuklara verirdi, sonra hamile kadınlara verirdi, gelinlere verirdi. Gelinler utangaçtır istemez diye. Daha sonra diğerlerine dağıtırdı ve dua ederlerdi.

    Kadın ana bu duaları ettikten sonra köye dönülürdü. Musahipler gelirdi. Bütün akrabalar ile birlikte kurbanlar kesilirdi. Yine kendi köyümüzde baharda yaylalara çıktığımızda ziyaretlere gidilirdi, dönüşte yine ziyaretlere gidilirdi. Biz onu doyasıya yaşadık. Fakat kentlere geldiğimizde inancı böyle yaşamak imkansızdır.”

    “CÜMLE HAKİKATIN ÜZERİNDE BU KADAR ZULÜM İNSANIN ZORUNA GİDİYOR”

    Kentlerde Alevilerin üzerindeki baskılara da değiniyor Çelik. Alevilerin baskı ve katliamlara maruz kaldıkları için kimliklerini komşularından bile gizlediklerini söylüyor. Devletin inanca müdahale etmesinden dolayı, Alevilerin inancını yaşayamadıklarına, böylece inançlarından uzaklaştıklarına vurgu yapıyor.

    Ankara’da iken yaptıkları etkinliklerde baskı ve asimilasyon etkilerine yönelik şu örnekleri veriyor:

    “Ankara’da bir aşure lokmasında, bizim bir akrabamız da gelmişti. İbadetlerin dili Türkçe olduğu için bir şey anlamadığını ve gitmek istediğini söyledi. Bu önemli bir sorundur. Yine Kızılay’da 2016 aşure lokmasına katılım çok yoğundu. İki saat geçmedi bomba ihbarı aldıklarını söyleyerek yolları kapattılar. Bizi engellemek için yaptıklarını biliyorduk.

    Cümle hakikatin üzerinde bu kadar zulüm insanın zoruna gidiyor. Ritüellerimizi gerçekleştirmek istediğimiz zaman, engelleniyorduk.”

    “DEVLET ALEVİ ÖRGÜTLÜLÜĞÜNÜ ZAPTURAP ALTINA ALDI”

    Çelik Alevi örgütlenmesinde en temel ögelerden birinin, inancı gelecek nesile aktarmak olduğunu söylüyor. “Kendi hakikatimizi çocuklarımıza aktaramazsak, kurumların azlığının çokluğunun önemi yok” diyor. Türkiye’de bir hilafetin yaşandığına dikkat çekiyor ve ekliyor:

    “Artık Türkiye’de besmele ile okul kapıları açılıyor, cihat çağrıları ile insanlara gidiliyor. Türkiye’de bir hilafet var, yalnızca herkes sokakta çarşaflı değildir. Başımızın açık olması, pantolon giymek bir kazanım olarak görüyorsak, adım adım bunlar da elimizden alınacaktır. Alevilik dediğin zaman, zaten devlet “En büyük Müslüman sizsiniz” diyor. Bir örgütlülük var ama şu anda devletin zapturaptı altındadır.”

    “ARTIK ALEVİLER KENDİ HAKİKATİ İLE BULUŞMAK İSTİYOR”

    Avrupa’da da durumun farklı olmadığına vurgu yapan Çelik, sistemin bir şekilde elini Avrupa’ya da uzattığını belirtiyor. “İnsanlarımıza gidip sohbet ettiğimizde çok şey duyuyoruz. Bizim kitlemizin içerisine girerek, ellerinde Kuran-ı Kerim, “Siz en hakiki Müslümansınız, gelin birlikte camide kahvaltı yapalım, camiye çocuklarınızı getirin, nazar dualarını okutalım” gibi şeyler söylediklerini duyuyoruz. Sistem burada da bizi rahat bırakmıyor. İnsanlar burada hakikati ile nasıl buluşacak? Burada da bir Alevi çalışması var, fakat yeterli değil.

    Kitlede kırılmalar yaşanmış. Devletin bir Alevi bakışı vardı. O gömleği pirlerimize giydirdiler. Onlar da toplumumuza giydirmeye çalışıyor. Artık Aleviler kendi hakikatiyle buluşmak istiyor, buna karşı çıkıyor. Bu buluşma da kadınları harekete geçirerek olur” diyor.

    “İNANCI GÖTÜRENLERİN NEREDEYSE HEPSİ ERKEK”

    Alevi örgütlenmesinde kadınların daha ön plana çıkması gerektiğini söyleyen Çelik, özellikle 1960’lardan sonra Türkiye’de kadınların çok daha fazla ötelendiğini ve inançtan uzaklaştığını belirtiyor. “İnancı götüren neredeyse hep erkekler oldu” diyen Çelik, kadınların yolu yürütme gerekliliğini ise şöyle açıklıyor:

    “Çocukluğuma gittiğimde rayberimiz geldiğinde, döşek indirilirdi, pir ile ana birlikte otururlardı. Pire nasıl hürmet gösteriliyordu ise, anaya da aynı saygı gösteriliyordu.

    Bingöl Karer tarafı var, bize de yakın. Orada Ocakzadeler vardı. Bir anamızın eşi hakka yürümüştü, anamız 30 yıl o tekkeyi yürüttü. Erkek pirin yaptığını, pir kadın devam ettirdi. Talipler erkeğe nasıl davrandıysa, kadın pire de aynı yaklaşım vardı. Biz kendimizden uzaklaştık. Sistemin etkisine girdik. Erkek egemen sistem, Alevilikte uzak olması gerekirken, inancın içine de girdi. Biz kadınlar hak ve hakikatin temeline dönmeliyiz. Kadınlar kendine güvenmeli, onlar bu yolun sürdürücüsüdür. Kadın posta oturmalı, cem yürütmeli.

    İnanç erkeğin hegemonyasına girdiği için aslında yoldan uzaklaştık. Önemli olan yürekten bu yola girmektir. Cümle canla birlikte binlerce yıldır bugüne kadar geldik.”

    Elif SONZAMANCI/BERN/İSVİÇRE

     

  • Yazar Gülfer Akkaya: Alevilikte kadın erkek eşitliği var ancak pratikte yok

    Yazar Gülfer Akkaya: Alevilikte kadın erkek eşitliği var ancak pratikte yok

    PİRHA – Almanya’nın en büyük ve en aktif Alevi kurumlarından olan Ludwigsburg Alevi Kültür Merkezi’nde (LAKM) Alevilik inancında ve Alevi toplumunda kadınların önemi ve yeri üzerine panel düzenlendi. Panele katılan Yazar Gülfer Akkaya, Alevilerin kaybettiği pratikteki eşitlik için mücadele etmeleri gerektiğini söyledi. 

    Almanya’nın Ludwigsburg kentinde Alevi Kültür Merkezi’nde Alevilik ve Alevi toplumunda kadının yeri konulu panel düzenlendi. Çok sayıda kişinin katıldığı panele yazar Gülfer Akkaya katıldı.

    Alevilik inancında kadın erkek eşitliğinin olduğunu, Alevi toplumunun inancından kaynaklanan kadın erkek eşitliğini bugün de teorik olarak kabul ettiğini, ancak ne yazık ki Alevilerin pratikte erkek egemen bir toplum olduğunu aktaran Akkaya, bu değişimin Alevi toplumundaki en önemli asimilasyon olduğunu sözlerine ekledi.

    “KARAR MEKANİZMALARINDA KADINLARIN OLMASI GEREKİR”

    Alevilerin bugün kaybettikleri pratikteki eşitliği, yeniden yakalamak için üç alanda özellikle mücadele etmeleri gerektiğini belirten Akkaya bunu şöyle özetledi:

    Birincisi; Alevi kurumlarında yönetim ve karar mekanizmalarında daha çok kadının yer alması, pozitif ayrımcı tüzüklerin hazırlanması ve eş başkanlık.

    İkincisi; Alevi toplumunun Ana’lara sahip çıkması ve daha çok Ana’nın var olması için çabalanması gerekti vurgusuydu. Ana ve Dedelerin beraber yönettiği cemlerle Alevi toplumunun kendi inancı yolunda ilerleyeceğini aktaran Akkaya, cemlerde Ana ve Dedelerin kadın erkek eşitliği üzerine, erkek şiddetinin kabul edilmezliği üzerine muhabbetlerni özellikle yapılması gerektiğinin altını çizdi. Kadınlara şiddet uygulayan erkeklerin cemlerde dara kaldırılması, uygun cezaların verilmesi gerektiğini aktaran Akkaya, bu konuda Dede ve Anaların daha duyarlı ve toplumun önünü açıcı davranması gerektiğini hatırlattı.

    EŞİT PAYLAŞIM

    Üçüncü ve son olarak; Alevi ailelerin de bu alanda önemli değişimlerin yaşanması gerektiğinden bahseden Akkaya, Alevi ailelerinde kadınların erkeklerle eşitliği için miras paylaşımından, eğitimde fırsat eşitliğine, ev işlerinin cinsiyet ayrımı gözetilmeksizin ortak yapılmasına, çocuklara birlikte bakılmasına, aileye gelen gelirin ortak paylaşılmasına dek kadın erkek eşitliğini sağlayacak değişimlerin yaşanması gerektiğini vurguladı.

    Katılımın güçlü, ilginin yoğun olduğu söyleşi konuşma ve tartışmalarla devam etti. Söyleşide Yazar Gülfer Akkaya kitaplarını da imzaladı. (HABER MERKEZİ)

  • Kadın Formu’nda konuşan eğitimci Tunçdemir: Alevilikte yol önderliği erkeklere ait değil

    Kadın Formu’nda konuşan eğitimci Tunçdemir: Alevilikte yol önderliği erkeklere ait değil

    PİRHA – İstanbul Kadıköy’de Sosyal Dayanışma ve İletişim Derneği’nde (SODİD) gerçekleştirilen Yoğurtçu Kadın Forumu’nda (YKF) bu hafta “Alevi kadın olmak”  konusu ele alındı. Kadın Formu’na katılan PSAKD Eğitim Sekreteri eğitimci Songül Tunçdemir, Alevilikte yol önderliğinin sadece erkeğe ait bir yol ilkesi olmadığını belirtti.

    İstanbul Kadıköy’de Yoğurtçu Parkı’nda yapılan Yoğurtçu Kadın Forumu’nda bu hafta, “Alevi kadın olmak” konusu ele alındı. Foruma Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Eğitim Sekreteri Songül Tunçdemir katıldı.

    2 saat süren forumun ilk bölümünde PSAKD Eğitim Sekreteri Songül Tunçdemir sunum yaptı. Sunumda en çok üzerinde durulan konular, Alevilikte kadın-erkek eşitliği, kapitalizm ve egemen sünni anlayışının Alevi kadına verdiği zararlar, cinslerin üstüne kurulan felsefeden neden bu kadar uzaklaşıldığı, kurumların neden bu kadar erilleştiği ve Alevi kadınının hem toplumda, hem ailede hem de kurumlarda nasıl güçleneceği hakkında konuşuldu.

    “ALEVİLİKTE YOL ÖNDERLİĞİ SADECE ERKEKLERE AİT DEĞİL”

    Alevilikte kadının yerinin çok önemli olduğunu belirten Songül Tunçdemir, Alevilikte can olmanın ne anlama geldiğini anlattıktan sonra Hacı Bektaş Veli’nin kadın-erkek eşitliğini, kadının toplumdaki etkisini anlatarak, Alevilikte yol önderliğinin sadece erkeğe ait bir yol ilkesi olmadığını vurguladı.

    Alevilik tarihinde önemli toplumsal olaylarda kadının da erkek kadar belirleyici olduğunu söyleyen Tunçdemir, bunu örnek vererek açıkladı. Tunçdemir, Bacıya Rum Örgütlenmesi, Hakikat Bacıları anlatarak, Dersim’de Zarife Ana, Kerbela’da Zeynep Ana’nın direnişi üzerinde durdu. Bugün daha çok konuşulması gereken şeyin günümüzde Alevi kadının ailede, sosyal yaşamda, mücadeledeki yeri ve Alevilikte kurulan cinsler üstü felseyi günümüze taşıyabildik mi olması gerektiğini söyleyen Songül Tunçdemir, kapitalist sistemin kadınlar üzerinde cinsiyetçiliği pompalayan politikalarına ek olarak ülkemizde Sünni İslam inancının kadın üzerindeki tahakkümü, Aleviler üzerinde uygulanmış olan katliamlar, baskılar ve asimilasyonun cinsler üstü felsefeyi yerle bir ettiğini, teoriler ile pratik arasında derin uçurumlar açtığını belirtti.
    Tunçdemir, bu uçurumu açanların da en çok İslamcı asimilasyonun etkisiyle Aleviliğe yabancılaşmış olan Alevi erkeklerinin olduğunu söyledi.

    “KADINLAR, DEĞİŞİMİ SAĞLAYACAK GÜCE SAHİP”

    Toplumsal inançsal anlamında yaşanan eksen kaymalarına örnekler veren Songül Tunçdemir, erkek çocuğunu kız çocuğuna tercih etme, ailede son sözü erkeklerin söylemesinin yanında ‘’kadın posta oturmaz’’, ‘’Kadın cem bağlamaz’’, ‘’kadından pir olmaz’’ gibi düşüncelerin ortaya çıktığını belirtti.

    Alevi kurumlarında ve siyasette kadınların az olmasının sebepleri üzerinde duran Songül Tunçdemir, kararlı, irade sahibi Alevi kadınlarının yaşadığımız çağda, tarihsel Aleviliğin kadına bakış açısını yanına alarak büyük değişim ve dönüşümü sağlayacak güce sahip olduğunu söyledi.

    ALEVİ KADINLARLA ORTAK ÇALIŞMA YAPILMALI

    Tunçdemir’in konuşmasının ardından, söz alan kadınlar konular hakkında düşüncelerini söyledikten sonra soru cevap şeklinde devam etti. Söz alan kadınlar, konuya çok yabancı olduklarını ve sunumu çok ilginç bulduklarını belirterek aldıkları notları araştıracaklarını, Alevi örgütlerindeki kadınlarla ortak çalışmalar yapılması gerektiğini, kadına bakış açısı bu kadar güzel olan bir inancı gerçek kimliğine tekrar büründürmek gerektiğini söylediler.

    ‘Yoğurtçu Kadın Formu’ nasıl oluştu?

    Yoğurtçu Kadın Forumu: Gezi Direnişi’ne katılan, Gezi Parkı’nda ayrı çadır açan, mücadele eden kadınlar, park forumları süreci başladığında İstanbul Feminist Kolektif’in (İFK) çağrısı üzerine sosyal medyada yaptıkları bir duyuru ile 26 Haziran 2013’te Yoğurtçu Parkı’nda ilk kez toplandılar ve Yoğurtçu Kadın Forumu’nu oluşturdular. O günden beri her hafta çarşamba günleri toplanan Yoğurtçu Kadın Forumu bağımsız bir oluşumdur. Kendi gündemini kendisi belirleyen, kendi eylemini ve kampanyasını foruma katılan tüm kadınlarla birlikte örgütleyen; başka dayanışmalarla, forumlarla, kadın örgütleri ve feminist örgütlerle dayanışma içinde olan, onlarla zaman zaman işbirliği yapan; bulunduğu yerelde, yerel yönetimin kadın politikası ve uygulamaları ile de ilgilenen Yoğurtçu Kadın Forumu kadın alanında bağımsız, kendine özgü çizgisi ile yoluna devam ediyor.  (HABER MERKEZİ)

     

  • Gazi Metin Dede’den Alevi kadınların başını örtmesine eleştiri: Bilgiyle örtünmeliler-VİDEO

    Gazi Metin Dede’den Alevi kadınların başını örtmesine eleştiri: Bilgiyle örtünmeliler-VİDEO

    PİRHA- Hüseyin Abdal Ocağı Dedesi Hüseyin Gazi Metin, cemlerde kadınların başını örtmesini eleştirdi. “Kadınlar dişi olmamalı kişi olmalı diyen Metin Dede’ye göre kadınlar bilgiyle örtünmeli.    

    Haberin Videosu

    Hüseyin Abdal Ocağı Dedesi Hüseyin Gazi Metin, son zamanlarda cemevlerinde ibadet sırasında kadınların örtünmesini, harem selamlık durmasını eleştirdi.

    PİRHA’ya konuşan Metin, “Bugün eleştirilecek cemevleri de var eleştirilmeyecek cemevleri de var. Ben 80 yaşına geldim. Bir dede olarak Avrupa ve Türkiye’de duaları ne Arapça okudum ne de harem selamlık yaptırdım. Çoğu yerde kadınların bilgi ile örtünmesini istedim. Şununla, bununla kadın örtünemez. Bilgi ile örtünmelidir” dedi.

    “Eğitim alan ve bilgi edinen kadın hem örtünmüştür hem de kendini korumayı bilir” diyen Dede Hüseyin Gazi Metin, “Ancak eğitimsiz ve cahil biri ise çuvalın içine de koysan eksik etektir, zavallıdır, cariyedir, kuldur ve köledir. Eğer tamamen Arap kültürüne uyacaksak Arap erkeklerinin de çoğunun başı kapalıdır” ifadelerini kullandı.

    “KADINLAR DİŞİ OLMAMALI KİŞİ OLMALI”

    Erkek başını, kolunu açtığında ve kısa pantolon giydiğinde tartışılmadığına vurgu yapan Metin, “Kadın başını, kolunu açtı mı günahtır. Bu düşüncelerin çoğunu ise kadınlar kendileri yaratıyor. Cumhuriyetin yanlışı da vardır, doğrusu da vardır. Doğrularından biri kadınlardan peçeyi, türbanı ve örtünmeyi kaldırmıştır. Kadınlar seçer ve seçilir. Kadın Alevi toplumunda dişi olmamalı kişi olmalıdır” diye konuştu.

    Hüseyin Abdal Ocağı Dedesi Hüseyin Gazi Metin, kadınlara yönelik yapılan ayrıma ilişkin şu şiiri okudu:

    “Şeriat gözü ile kadına bakmam,

    Bu çağda yerini alsın kadınlar.

    Öcü yapıp çarşafa sokmam,

    Hür olsun, yaşasın, gülsün kadınlar.

    Anamız, bacımız, yârimiz kadınlar,

    Kalbe ışık tutan nurumuz kadın,

    Onsuz yaşam olmaz varımız kadın,

    İlimle, bilimle dolsun kadınlar.

    Eri evliyayı kadın üretti,

    Nice Peygamberi kadın yarattı, gericiler onu bir öcü etti.

    Şeriatı nerden bilsin kadınlar.

    Her sahada her yerde eşit olalım, ele, bele, dile sadık kalalım.

    Helalinde tek bir kadın alalım.

    Başımızın tacı olsun kadınlar.

    Gazi metin kadın sansürsüz olsun,

    Yaşam savaşında yerini alsın,

    Ben çağdaşım diyen meydandan yerini alsın.

    Hürriyet türküsü çalsın kadınlar.”

    “KADIN DOĞURGAN VE YER TANRISIDIR”

    “Birileri kadının elini sıkamazken, benim dönemimde benim babaannem, posta oturup cem yapıyordu” diyen Hüseyin Gazi Metin Dede şöyle devam etti:

    “Abdal Musa’ya cemi öğreten ve bir ana olan Fatma Ana’dır. Hacı Bektaşi Veli’nin Anadolu’da tutunmasını sağlayan, misafir eden, öncülük eden İdris’in kızı Fatma Ana’dır. Cemlerde gönül abdesti diye el suyu konulur. O suyu erkek önce kadının eline döker. Çünkü kadın doğurgan ve yer Tanrısı’dır. Kutsaldır. Ve kadın Alevi toplumunda her zaman bir adım önde olması lazım.”

    (HABER MERKEZİ)