Etiket: alevilikte kurban

  • ‘Alevi neden ve hangi gerekçe ile kurban kesecek?’-VİDEO

    ‘Alevi neden ve hangi gerekçe ile kurban kesecek?’-VİDEO

    PİRHA-Yazar Ali Yıldırım, ‘Alevi inancında Kurban Bayramı’ tartışmalarına değinerek “Kurban, tamamen Tanrı ile İbrahim arasında bir mesele. Kevser Suresi’nde ise Muhammed ile Allah arasında bir konu var. Yani bu seni beni ilgilendiren bir durum değil. Tevsircilerin büyük bir bölümü de Hacc’a gidenler dışındaki insanların kurban kesemeyeceğini söylüyor. Peki Aleviler, kestiği kurbanı neye dayandırıyorlar?” diye sordu.

    İnsanlık tarihinde tanrılara adanan ‘kurban geleneği’ birçok medeniyette yer bulmuş. Tanrılardan af dileme, tanrılara lütufta bulunma amacıyla sunulan kan akıtma geleneği günümüzde de dünya nüfusunun önemli bir bölümünde karşılık buluyor.

    Alevi coğrafyasında ise konu sebebiyle bir ayrışım söz konusu. Yol yürütücülerinin büyük bir kısmı “Alevilikte kanlı kurban olmaz” dese de, bazı kurumlar ve yörelerde ‘kurban cemi’ gibi adlarla kurbanlar kesiliyor.

    İslam dünyasından kimi öncü isimler de Kur’an’da kurban kesmenin zorunlu olmadığına işaret ediyor. Peki, kan akıtmanın böylesine gelenekselleşip ‘bayram’ adı altında kutlanmasında nasıl bir arka plan var? Yazar Ali Yıldırım ile konuştuk. Alevilik üzerine araştırmalarıyla tanınan Yıldırım, ayrıca İlahiyat mezunu.

    Kurban geleneğinin ilk nasıl çıktığı hakkında bilgi veren Yazar Ali Yıldırım kutsal görülen kitaplardan Tevrat’a işaret ederek şu aktarımı yaptı:

    “Kurban, Tevrat’ta, insanın Tanrı ile kendi arasında ilişki kurma biçimlerinden biri olarak Tek Tanrılı dinler öncesi gündeme geldiği zaman ‘ben veriyorum sen de bana ver’ gibi, tanrıyı memnun etme amacı ile gerçekleştirilen bir edim olarak görülüyordu. Yani Tanrının hırsını gidermek, Tanrıyı, kutsalı memnun etmek… Bir anlamda da onun olumsuz anlamda yapacağı fiilleri engellemek ve olumlu anlamda da kendisine iyi davranılmasını beklemek. Burada tamamı ile insan tipli bir Tanrı algısı vardı. ‘Tanrıya hediye verirsek, Tanrıyı memnun edersek o da bize iyi davranır’ düşüncesiyle kutsal ile böyle bir ilişki söz konusu olmuş. Tek Tanrılı zamana geldiğimizde bunun biraz form değiştirerek aynı şekilde devam ettiğini görüyoruz.

    TANRIYA SUNULAN İLK KURBAN

    Kurbanı ilk olarak Tevrat’ta görüyoruz. Tevrat’ta Habil ile Kabil meselesi bunu ilk olarak karşımıza çıkarıyor. Habil hayvan yetiştiricisi, Kabil ise tarımla uğraşıyor. Aralarında bir çatışma çıkıyor. Nedeni ise; Adem ile Havva cennetten kovulduktan sonra insanlık nasıl çoğalıyor; Adem ile Havva birleşiyor ve bir kız ile bir de oğlan doğuyor. Aradan geçen 9 ay sonrasında yeniden bir kız ve bir oğlanın dünyaya geldiğini anlatıyorlar. Kardeş evliliği olmasın diye ilk ve ikinci doğumdan gelenler çapraz evlendirilmiş. Kabil’in yanında doğan kız çok güzelmiş ve Kabil, bu kızı Habil’e vermek istememiş. Kavga da buradan çıkıyor. Bunun üstüne, ‘gidip bu meseleyi tanrıya soralım’ diyorlar.

    Habil en besili koçunu kurban olarak götürüyor, Kabil ise bir deste ekibini… Tanrı Habil’in koçunu kabul ediyor. Tanrıya kurban yakılarak sunuluyor ve kokusu gökyüzüne, Tanrıya ulaşıyor. Bunun üzerine Kabil çok kızıyor ve Habil’i öldürüyor. Bu da ilk cinayet olarak anlatılır. Kurbanın da ilk varlığı buradan anlatılır.

    İkincisi, belki Alevileri de farkında olmayarak etkileyen durum; İbrahim’in, oğlunu kurban etmesi olayıdır. İbrahim ile Sara çok yaşlı insanlar ve çocukları olmuyor. Sara 90 yaşını aşmış ve İbrahim Peygamberin de 150 yaş civarında olduğu söyleniyor. ‘Çocuğumuz olmadı’ diye üzüntü içerisindeler. Tanrı da ‘Size bir çocuk vereceğim’ diyor. ‘Bu yaşta nasıl bizim çocuğumuz olacak?’ diyorlar. Sonuçta Tanrı bunlara bir erkek çocuk veriyor. Bu oğlana ‘İshak’ adını veriyorlar. Çocuğu çok seviyorlar ve neredeyse Tanrıyı düşünmez oluyorlar. Tanrı da bu durumu çok kıskanıyor. Ve Tanrı şöyle diyor ‘Ey İbrahim, oğlunu bana kurban edeceksin’. İbrahim’in yapacak bir şeyi yok. Çocuğunu alıyor ve yakmalık kurban sunumu için odunları yığıp İshak’ı üzerine koyuyor. Tam kurban edeceği sırada Tanrı ‘Tamam, beni daha çok sevdiğini anladım’ diyor. Tam o esnada çalıların arasından bir koç geliyor. Tüm bunların hepsi Tevrat’ın yaratılış bölümünde anlatılıyor.”

    KUR’AN’DA GEÇEN KURBANIN İSMİ YOK!

    Yazar Ali Yıldırım, Tevrat’ta geçen kurban tarihçesine benzer bir anlatımın da Kur’an’da göründüğüne işaret etti. Yıldırım, geçmişte insan ile Tanrı arasında yaşandığı söylenen iletişimin günümüzde nasıl okunduğuna ise şu sözlerle işaret etti:

    “Bu kez bir rüya vesilesi ile İbrahim kalkıyor ve oğluna ‘Tanrı dedi ki oğlunu bana kurban et’ diyor. Dikkat ederseniz burada isim geçmiyor. İslam ve Aleviler sanıyorlar ki İsmail’i kurban edecekti ama Kur’an’a baktığınız zaman bir isim geçmiyor.

    Aynı şekilde tam kurban erecekken Tanrı ‘Tamam’ diyor. Birinde benden korktuğunu, birinde de beni sevdiğini anladım’ diyor.

    Geçtiğimiz aylarda Bartın’da bir baba tanrının kendisini rüyasında göründüğünü ve 16 yaşındaki oğlunu kurban etmesini istediğini söyledi. Ve o baba oğlunu boynundan kesip kurban etti. Öldü diye bırakmıştı. Sonra karakola teslim olarak oğlunu kurban ettiğini söylemişti. Çocuğu ağır yaralı olarak buldular. O kişi sonra psikoloğa gönderildi ve şu anda adam öldürmeye teşebbüsten yargılanıyor.”

    Kur’an da iki bölümde ‘kurban’ geçiyor. Bir tanesi Kevser süresi. Orada Mekkeliler Muhammed’e diyorlar ki ‘Bunun çoluğu çocuğu olmuyor. Bunun suyu kesildi’ Onun üstüne Muhammed Peygamber çok üzülüyor Ve Tanrı diyor ki ‘Sana Kevser’i, en büyük varidatı verdik. Onların laflarını boş ver. Sen namaz kıl, kurban kes’ diyor.

    Hac Suresinde de kurban meselesi var. Orada da hacıların kurban kesmesini buyuruyor.

    Tevrat’ta da Kur’an’da da kurban, esas olarak kişisel bir şey. Yani İbrahim’in korkusunu test etmek için… Yani Tevrat’ın Tanrısı, ‘İbrahim, benden korkuyor mu korkmuyor mu?’ durumunu test etmek için, kişisel olarak ilişki halinde oğlunu kurban etmesini istiyor. Kur’an’da da bu kez aynı şekilde ‘Acaba beni seviyor mu sevgisini benimle paylaşıyor mu?’ diye özel bir şey var. Burada üçüncü kişilere ne oluyor? Tamamen Tanrı ile İbrahim arasında bir mesele bu. İbrahim de Tanrıdan korktuğunu ve sevdiğini gösteriyor.

    Kevser Suresinde ise Muhammed ile Allah arasında bir konu var. Yani bu seni beni ilgilendiren bir durum değil. O anlamı ile tevsircilerin büyük bir bölümü, ‘Kurban Bayramı’ diye bir bayramın olmadığını, kurbanın Hacc’a gidenler dışında insanların olamayacağını söylüyorlar. Buradan Alevilere geldiğimiz zaman, Aleviler kendilerinin kestiği kurbanı neye dayandırıyorlar?

    ALEVİLER NEDEN KURBAN KESMEKTE? 

    Yazar Ali Yıldırım, Kur’an ile Alevi toplumu arasında bir bütünlüğün olmadığına işaret ederek kurban geleneğinin Alevilikte bir temele dayanmadığını da ifade etti. “Aleviler neden kurban keser” sorusunu yönelten Yıldırım’ın ilgili açıklamaları şöyle:

    “Tanrı, İbrahim’e dedi ki ‘Oğlunu kurban et’. Peki Aleviler, kurban kesmeyi düşünen canlar, size kim ne söyledi de kurban kesiyorsunuz? Yani sizin Tanrı ile herhangi bir muhabbetiniz mi var? Birilerinin ‘Şunu yap, bunu yap, şunu test edelim’ diyerek sizden herhangi bir beklentisi olan var mı da kurban kesmeyi düşünüyorsunuz.

    Peki bir Alevi neden ve hangi gerekçe ile kurban kesecek? Eğer ‘Günahlarımızdan arınmak, Tanrıya yaklaşmak için’ kurban keseceğinizi düşünüyorsanız; çünkü ‘Kurban’ Arapça kökenli ‘Yakınlaşmak’ anlamına gelen bir sözcük. Tanrıya yakınlaşmak; günahlarınızdan arınarak yakınlaşmak için kurban kesmeyi düşünüyorsanız bir başka canlıyı kurban ederek kendi kefaretinizi ödetebileceğinizi mi düşünüyorsunuz? Ağzı var dili yok bir başka canlıyı siz nasıl kurban edebiliyorsunuz? Çünkü gücünüz yettiği için. İbrahim, sevdiğini oğlunu kurban etmeye niyetleniyor, peki siz ne yapıyorsunuz? Pazardan paranızla kurban alıyorsunuz ve zavallı bir hayvanı paranızla, aranızda hiçbir sevgi ilişkisi olmadan onu ‘Tanrıya yakın olayım’ diye kurban etmeyi düşünüyorsunuz. Böyle bir yaklaşım, böyle bir ibadet tarzı olabilir mi? Sizin kurbanlık ile aranızda bir sevgi bağı mı oluştu? Sadece para bağı var. Yani güç var.

    Hiçbir canlıyı, bir başka canlının kurban ederek kefaretinden, günahlarından arındırması mümkün değil. Ayrıca günahtan arınmak ne? Yapıp ettiklerinizin hesabını, ahirete gittiğiniz zaman Sırat köprüsünde o koçun üzerine binerek mi affettireceksiniz? Kendinizi öyle mi kurtaracaksınız? Madem gücü gücüne yetene ise, madem bu para ile oluyorsa o zaman seni de kurban edebilirler. Nitekim tarihte de edilmiştir. O zaman bu kurbanı, bir başka canlıyı, kendi Tanrı yakınlaşması, kefaret ödeme, günahtan arındırma gibi gerekçelerle kurban etmenin hiçbir mantıklı ve inançsal açıklaması söz konusu olamaz.”

    (Yazı dizisinin devamı 20 Temmuz Salı yayınlanacak)

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İlgili Haberler

    ‘Kurban Bayramı’nın zerre kadar Alevilikle bağdaşır yanı yoktur’-VİDEO

  • Yazar Korkmaz: Kurban, nefse karşı verilen mücadeledir, zalime başkaldırmadır

    Yazar Korkmaz: Kurban, nefse karşı verilen mücadeledir, zalime başkaldırmadır

    PİRHA- Araştırmacı-Yazar Esat Korkmaz, Alevilikte kurban miracını yazdı. Korkmaz, “Kurban, nefse karşı verilen mücadeledir, zalime başkaldırmadır. Bu bir kurban miracıdır” dedi.

    Araştırmacı-Yazar Esat Korkmaz, “Alevilikte kurban miracı (Kanlı Kurban-Kansız Kurban)” başlığıyla Alevi inancında kurbanın yerini ve önemini yazdı.

    Korkmaz, “Kurban algısının dayanılmaz hafifliğini yaşıyoruz: Bir sığlıktır gidiyor. Başlangıçta kansız kurban, kanlı kurbana göre daha yaygındı; daha çok takvimli günlere ve adağa bağlı olarak gerçekleştiriliyordu kanlı kurban. Kurban algısının yabancılaşmasına koşut, kansız kurban, anlamını önemli ölçüde yitirdi; ortaya çıkan boşluğu kanlı kurban doldurdu” dedi.

    “MÜSLÜMANLA FARKIMIZ SİLİNMİŞ DURUMDA”

    Kendini Doğa-tanrıcılık ve İnsan-tanrıcılık üzerine yapılandıran Alevilikte kurban algısının, özünde çok çarpıcı ve ufuk açıcı olduğunu söyleyen Korkmaz şunları dile getirdi:

    “Gel gör ki halde, kurban algısının dayanılmaz hafifliğini yaşıyoruz: Bir sığlıktır gidiyor. Kurbanı Allah-İbrahim-İsmail ve koç dörtlemesine bağlayıp geçip bir kenara oturuyoruz. Ehl-i Sünnet’i izleyen her Müslüman da böyle düşünüyor; ötesinde, İsmail’in yerine İshak’ı koyan her Yahudi de böyle açıklıyor. Özetle farkımız silinmiş durumda.”

    “ALEVİLİKTE KURBAN KANLI VE KANSIZ OLARAK AYRILIR”

    ‘Okuyan olur, katkı olur, paylaşan olur çoğalır umuduyla kurban algısının açılımını yapmaya çalışalım’ diyen Kormaz’ın yazısı şöyle:

    “1) Alevilikte kurban, yol erkânında gösterilen durumlarda, Bu-Dünyadan uğurlanmadan Tanrı’ya-Hakk’a kavuşmanın anısına, lokma edilip tüketilmek için tığlanan, belli özelliklere sahip hayvan (kanlı kurban) ya da aynı kutsal amacı gerçekleştireceğine inanılan ve ihtiyacı karşılayan yiyecek-içecek, yağ, şeker vb. gıda, ötesinde paradır (kansız kurban).

    Başlangıçta kansız kurban, kanlı kurbana göre daha yaygındı; daha çok takvimli günlere ve adağa bağlı olarak gerçekleştiriliyordu kanlı kurban. Kurban algısının yabancılaşmasına koşut, kansız kurban, anlamını önemli ölçüde yitirdi; ortaya çıkan boşluğu kanlı kurban doldurdu.

    Kanlı kurban geleneğinin yaygınlaşması, yaşamın ancak, canı alınan başka bir yaşamla başlayabileceği düşüncesini-inancını kafalara yerleştirdi. Bu türden düşünce-inanç geleneği, kurban sunmadan hiçbir yaratımın ya da üretimin gerçekleşemeyeceği algısına taşıdı insanları. Varlığa gelene can vermek gerektiğinde, ona yaşamını ya da ruhunu, kanını vermek gerekir algısı öne çıktı.

    Kanlı kurban geleneğindeki bu yabancılaşmayı, tersine dönüşüme uğratabilmek için, kansız kurban deneyimini canlandırmak, kanlı kurban deneyimini, takvimli günlere ve adağa indirgemek yani sönümlendirmek gerekir.

    “YOL KURBANLARI…”

    2) Hak yoluna kendi canından geçen, başını yola adayan yol ehli can ya da Yol’un gerçek kurbanları olarak algılanan, her Alevinin izinden gitmek durumunda olduğu, kavgasını kavga, aşkını aşk bildiği dâr pirlerinden her biri bir Yol kurbanıdır, yani Yol ehli can, Hallac-ı Mansur, Fazlullah Hurûfi, Seyit Nesimi ve direniş simgesi Hüseyin, bir Yol kurbanıdır.

    3) Yol’da bir engel olarak beliren ve feda edilmesi gereken nefis bir kurbandır. Her Alevi, kendini sorgulamaya yatırdığında nefsini feda eder; nefsini, zalimle özdeşleştirdiğinden, nefsini feda etme görüntüsü ardında zalimi boğar. Anlaşılacağı gibi nefsini boğmak da zalime başkaldırmak da bir kurbandır.

    4) Kaynağını devriye tasarımından alan, varlığa gelişin nedeni durumundaki her eylem, bir kurbandır; devriye kapsamında, başlangıçta karanlığın aydınlığı doğurması bir kurbandır. Bu nedenle varlığa gelişin, kurban etme eylemi ile başladığı genel kabul görür. Bu bağlamda evrensel hareketin başlangıcı olarak algıladığımız ve b’nın altındaki nokta olarak bilincimize-inancımıza taşıdığımız bâtınî Ali, bir kurbandır.

    5) Hacı Bektaş Veli’nin adına bağlanan Dört Kapı Kırk Makam’a, yani Aleviliğin öğretisine göre Yol’a ikrar verme, bir kurbandır; demek ki Yol’a girme kurbandır, demek ki kurban olmak, el almaktır.

    “KURBAN MİRAÇLARI…”

    Gelelim şimdi kurban olgusunun sır yanına: Kurban, kime-neye sunuluyorsa onun donuna bürünür: Birinci durumda kurban, doğanın canı durumundaki Tanrı’nın donuna/ doğanın bedeni durumundaki Hakk’ın donuna bürünür; bu can kendini somuta taşıdığında/ beden olarak dirildiğinde hayvansa hayvan-tanrıdır, insansa insan-tanrıdır. Son amaç insan olduğuna göre kurban, yani hayvan-tanrı insana, yani insan-tanrıya sunulur. Ölümsüzlük felsefesi gereği, ölmeden evvel kurban olarak, yani, bir hayvanı kendi adına tığlayarak ya da yaşarken dirilerek, yaşamın sonsuzluğa açılan kapısı aralanır: Bu bir kurban miracıdır.

    İkinci durumda kurban Hallac-ı Mansur, Fazlullah Hurûfi, Seyit Nesimi ve direniş simgesi Hüseyin donuna bürünür: Kurban onlara sunulur, onlar aramıza çağrılır; çağrıda süreklilik sağlanarak dâr pirlerimize can vererek ölümsüzleştirilir: Bu bir kurban miracıdır.

    Üçüncü durumda kurban, nefis ya da zalim donuna bürünür: Kurban, nefse karşı verilen mücadeledir, zalime başkaldırmadır. Bu bir kurban miracıdır.

    Dördüncü durumda kurban, eylem ya da bâtınî Ali donuna bürünür; kurban sunumunda süreklilik sağlayarak evrenin ve insanın öyküsü yazılır; devriye ve devriyenin başlangıç nedeni olan eylem ya da bâtınî Ali kutsanır. Kutsanma görüntüsü ardında, varlıkların önsüzden-sonsuza akışı kanıtlanmak istenir: Bu bir kurban miracıdır.

    Beşinci durumda, kurban, ikrar vererek yola giren ya da el alan canın donuna bürünür. Kurban olarak Yol yaşatılır; kurban sunumu ortadan kalkarsa eğer Yol söner, Yol’un kaynağı kurur: Bu bir kurban miracıdır.”

    (PİRHA HABER MERKEZİ)