Etiket: Alevler

  • Koçyiğit: Alevilerin dergahlarını gasp etmekten ne zaman vazgeçeceksiniz?-VİDEO

    Koçyiğit: Alevilerin dergahlarını gasp etmekten ne zaman vazgeçeceksiniz?-VİDEO

    PİRHA- HDP Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te yapılan bütçe görüşmelerinde cemevleriyle ilgili yapılan yasal düzenlemeye dair konuşarak, “Aleviler için en önemli dergah olan Hacı Bektaş Dergahı’nı gasp etmekten ne zaman vazgeçeceksiniz? Orası bir dergah, kültür evi değil, orası bir müze değil. Orası Alevilerin dergahı ve bütün Alevi kanaat önderleri o kurumun kendilerine iade edilmesini istiyor” dedi. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te yapılan bütçe görüşmelerinde söz alarak cemevleriyle ilgili yapılan yasal düzenlemeye dair konuştu.

    “ALEVİLERİN DERGAHLARINI GASP ETMEKTEN VAZGEÇİN”

    HDP’li vekil Gülistan Kılıç Koçyiğit, konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Kültür Bakanlığı’na soruyorum, Aleviler için en önemli dergah olan Hacı Bektaş Dergahı’nı gasp etmekten ne zaman vazgeçeceksiniz? Orası bir dergah, kültür evi değil, orası bir müze değil. Orası Alevilerin dergahı ve bütün Alevi kanaat önderleri o kurumun kendilerine iade edilmesini istiyor. Ancak Kültür Bakanlığı hali hazırda orayı gasp etmeye devam ediyor.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Yaresanlarda dergah sistemi çok güçlü ve canlı; öz değerleri ile kendilerini koruyorlar’ (1)-VİDEO

    ‘Yaresanlarda dergah sistemi çok güçlü ve canlı; öz değerleri ile kendilerini koruyorlar’ (1)-VİDEO

    PİRHA- Yakın zamanda temaslarda bulunduğu Yaresanlara dair izlenimlerini aktaran Sosyal Antropolog Hasan Harmancı, özgün bir sosyolojik dokusu olan, kendine özgü bir dizi değer ve norm içeren Yaresan toplumunun, tüm baskı ve asimilasyon politikalarına karşı kendisini öz değerleri ile savunduğunu kaydetti. Harmancı, “Devlet destekli Şialar büyük baskılar uygulama çabasında. Ama müthiş bir güç olarak Yaresanlar da kendilerini koruyorlar” dedi. 

    İran’a gidişini, “Antropolog eğer gidip alanı görmemiş ise o alan ile ilgili susması gerekiyor. Benim de konuşabilmek, yazabilmek ve karşılaştırma yapabilmek için gitmem gerekiyordu ve gittim” sözleriyle anlatan Sosyal Antropolog Hasan Harmancı, İran’da bulunan Yaresan toplumuna dair temaslarını ve izlenimleri PİRHA’yla paylaştı.

    Yaresanların, kendi yaşam alanlarında, öz değerleri olan ziyaret mekanlarında günlük yaşamlarına devam ettiğine dikkat çeken Harmancı, bu mekanların mürşit ve pir makamları olduğunu kaydetti.

    Harmancı, Aleviler gibi Yaresanların olduğu bölgelerde özel mezarlıklar ve mezar taşları olduğunu kaydederek, Hakk anlayışının bu mezar taşları üzerindeki figür ve yazılarda kendini hayli güçlü olarak hissettirdiğini vurguladı.

    Alevi toplumunun cemlerini yaptıklarını, adaklarını adadığı, lokmalarını paylaştığı, özel günlerinin öncesinde gittikleri  ve güncel hali ile zayıflamış olan ziyaret kültürünün Yaresanlarda aksi yönde çok daha güçlü olduğunu belirten Harmancı, bu ziyaretlerin Yaresanlar için yaşam alanı olduğunu ifade etti.

    Yaresanların doğal yaşam alanları olan dergahlarında günlük ritürellerini gerçekleştirdiklerini ve dışarıdan dergahlarına yönelik hiçbir müdahalenin gerçekleşemediğinin altını çizen Harmancı, Türkiye’deki Alevi dergahların işgal edilerek müze niteliğinde işletildiği gerçekliğine dikkat çekti.

    3 bölüm olarak yayınlanacak Hasan Harmancı röportajının ilk bölümü şöyle:

    “KONUŞABİLMEK VE KARŞILAŞTIRMA YAPABİLMEK İÇİN GİTMEM GEREKİYORDU”

    PİRHA- Sosyal antropolog olarak dönem dönem coğrafyanın farklı bölgelerini dolaşarak tarihsel ve güncel olarak toplumları inceliyorsunuz ve kayıt altına alıyorsunuz. Sizi İran’a götüren arayış neydi?

    HASAN HARMANCI: Türkiye’de özellikle Alevi toplumunda ölüm sonrası kavramlarını çalışmaya başladım. Bununla ilgili epey bir çalışma yaptık. Türkiye ve Avrupa’da Hakk’a yürüme erkanları üzerine çalışmalar yürüttük. Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda bir kitapçık çıktı. Daha sonrasında Almanya’da bulunan ‘Pişmeden Pişirilmez’ adlı bir grup ve Alevi Eğitim Enstitüsü bir çalışma yaptı. Bunların hepsinde yer aldım. Sonrasında, ‘Sadece Türkiye’deki Aleviler mi bu konuda sorun yaşıyor’ diye sordum. Aynı zamanda Alevilerde tanrı nedir, can nedir, ölüm sonrası algıları nedir gibi soruları karşılaştırmak istedim. Yollara düştüm ve İran’a gidişimin bir gerekçesi de bu idi. Ehli Hak yani Yaresan toplumunu tanımıyorum. Okudukça tanıyoruz ve çok az nefeslerini biliyoruz. Antropolog eğer gidip alanı görmemiş ise o alan ile ilgili susması gerekiyor. Benim de konuşabilmek, yazabilmek ve karşılaştırma yapabilmek için gitmem gerekiyordu ve gittim. Bu gitmelerim devam da edecek.

    “HALK DEMOKRASİ VE İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN DİRENİYOR”

    -İran’da genel hava nasıldı? İnançlar ve kültürlerin bu yönlü bir baskı ve zora maruz kaldığı biliniyor. Sizin izlenimleriniz nasıldı?

    İran’da inançlar büyük baskı altında. Biz bunu buradan görüyoruz. Dikkatimi çeken şey ise; İran’da herkesin çarşafın içinde olduğu düşüncesi. Elbette Türkiye’de de belli bölgeleri esas aldığımızda bu izlenimler vardır. Ama Türkiye’den daha özgür ve gerçekçi bir toplumla karşılaştım. Kadınların sokakta yürürken, giysileriyle, tutumlarıyla direnen tarafını görebiliyoruz ve kapalı bir toplumdan bahsedemeyiz. Hep bir yanılgı içerisindeyiz. Medyanın bize gösterdiği ile bizler toplum budur diyebiliyoruz. Halbuki aramızdaki ayrımı, uçurumu arttırmak veya örnekleme yaparak, ‘Bakın bu olursunuz’ biçiminde bir noktaya taşınıyor. Halk orada da demokrasi, insan hakları, inanç özgürlüğü için direniyor ve direnmeye devam ediyor.

    “REFERANS VE YOL DİLİNİ KULLANINCA İLETİŞİM GELİŞİYOR”

    -Yaresanlar ile nasıl iletişime geçtiniz? İletişimi nasıl sağlayabildiniz? Dışarıdan biri olarak nasıl karşılandınız?

    HASAN HARMANCI: Antropoloji çalışan biri için topluma ulaşmak meşakkatli olabilir ama onun mutlaka bir referans kanalı vardır. Onlara yakın ve onlardan olan insanlarla bir yolla diyalog kuruluyor. Tabi toplumda tanınmış olmak, belli kitapları olmak da bir etken. Karşılıklı referanslarımızı kullanıyoruz. Kolayca iletişim sağlayabiliyoruz.
    Her yabancı tabi tanımadığı birini dışında tutmaya çalışır. Misafirpervelikte asla taviz vermezler ve Alevi toplumunun konukseverliğine çok yakın bir konukseverlik var. O konukseverlik içerisinde kendini ve arayışını ifade etmeye başlayınca, bir de referanslarının yanında yol dilini kullanınca iletişim doğalında gelişiyor.

    “YARESANLARDA İNANÇ MERKEZLERİ ZİYARET BİÇİMİNDE”

    -Ziyaret kültürleri nasıldı? Bu mekanlara ne atfediyorlar? Özellikle Düzgün Baba, Hacı Bektaş gibi kutsallık atfettikleri makamları var mı?

    HASAN HARMANCI: Yaresan toplumunun bizden farkı bütün inanç merkezleri ziyaretler biçiminde oluşmuş. Onlardaki pirler ve mürşitlerin makamları ziyaret yerleri biçiminde. Dergahları ve ritüel bölgeleri tamamen belli bölgelere ve pirlere-mürşitlerin makamlarına adanmış biçimde yer almakta. Bu inanç merkezlerini kullanmaları bizden çok ileri bir düzeyde ve geleneklerini sürdürüyorlar. Bundan daha 20 yıl önce Alevi toplumu cemlerini, adaklarını, nikahlarını yapacaklarsa önce ziyaretlerine giderlerdi. Yaresanlar ise bu geleneklerini hala sürdürüyorlar.

    “KADIN-ERKEK AYRIMSIZ BİRBİRLERİNE NİYAZ İLE YAKLAŞIYORLAR”

    -Nasıl giderler, ne gibi hazırlıklar yaparlar? Bu mekanlardaki iletişimleri ne boyutta? Niyazlaşma ritüelleri Alevilere benziyor mu?

    HASAN HARMANCI: İran’da niyaz kültürü çok yüksek. Kadın-erkek ayrımsız birbirlerine niyaz ile yaklaşıyorlar. Erkekler arasında süren kültürel, inançsal bir yaklaşım gibi görülüyor ama öyle değil. İnanç merkezine girerken biz Aleviler gibi niyazlaşarak giriyorlar. Eşiğe niyaz etme, eşiğe girmeden önce Yaresanlarda da var. Benim gördüğüm örnekler ya da karşılaştığım kişiler, geleneğe daha bağlı olan atalarımız eşik dışından başlayarak sürünerek içeriye girmeyi niyazlaşma olarak yürütürlerdi. Yaresanlarda böyle birkaç niyazlaşma ile karşılaştım. Bu bir çeşitlilik içeriyor, tek bir tiplemesi yok.

    “SULTAN SAHAK’A ADANMIŞ 3 GÜNLÜK ORUÇLARI VAR”

    -Belli bayram, oruç, kutlama vs. denk geldiniz mi? İzlenimleriniz var mı?

    HASAN HARMANCI: Benden bir 10 gün kadar önce oruçları vardı ve ona yetişemedim. Alevi toplumunun Hızır, Newroz ve bir de Muharrem orucu var. Onların ise (Yaresan) Şah Sahak’a (Sultan Sahak) bağlanmış, onun başından geçen bir olaya istinaden tutulan 3 günlük bir oruçları var. Onun dışında herhangi bir oruçları söz konusu değil.

    Bizim gibi Newroz onlar için de çok önemli. 5 gün boyunca tatil ilan edilir ve Yaresan halkı da bundan yararlanır. Newroz önemli bir kutlama dönemidir ama orucu yoktur. Muharrem, İran’da çok belirleyici özelliğe sahip olmasına rağmen Yaresan toplumu Muharrem’i bilmiyorlar. Muharreme dair bir oruçları ve ritüelleri yok, hatta bunu konuştuğumda garipsediler.

    “MEZARLARINDA GEÇMİŞE BAĞLI KALMIŞ DURUMDALAR”

    -Taşlar, mezar taşları da dahil olmak üzere bu topraklarda yaşayan toplumların ve bölgelerin tarihi hafızasıdır. Geçmişe dair okumalar ve bilgiler hakkında bu taşlar ön açıcı olmakta. Alevilerin yaşam alanlarındaki mezar taşları üzerine işlenmiş kimi figürlerin, sembollerin ve öğütlerin olduğu biliniyor. Yaresanlarda da bu mezar taşı kültürü var mı? Var ise sembollerde ne ile karşılaştınız, okumalar yapabildiniz mi?

    HASAN HARMANCI: Son yıllarda Alevi toplumunun hafızasında yanılsama veya hızlı bir biçimde asimilasyon görüyorum. Kimileri buna entegrasyon diyorlar ama entegrasyondan da ağır bir asimilasyon ile karşı karşıyayız. Hele ki şehirleşme bizleri bir bataklığa çekmiş durumda. Bu nedenle Alevi toplumunun kimliğinin ve inancının önemli bir simgesi olan Hakk’a yürüme erkanları üzerine çalışmalar yürütüyorum. Hem Bektaşi mezar taşları hem de Alevi köylerindeki geçmiş döneme ait mezar taşlarındaki simgelerin, işlenme biçimlerini ve kullanılan taşa kadar hepsinin üzerinde durmaya çalışıyorum. İran’da bunu tabi ki önemsedim.

    Yaresanların olduğu bölgelerde özel mezarlıkları var. Orada hem dili , hem simgeleri okuyorsunuz, hem de felsefeyi görüyorsunuz. Bu üçlü yapıyı orada görmek mümkün oluyor. Yaresanlar geçmişe bağlı kalarak son dönemdeki simgelerini yenilemiş durumdalar. Bunu daha çok yazıda görüyorsunuz. Bazı mezarlarda keskin olmayan simgelerin kullanıldığını gördüm. Mezarların bizden bir farkı da mezar taşlarını yatay kullanıyorlar. Mezar alanları ziyaret alanları ile bir bütün ve ziyaret yerlerindeki mezar taşları üzerinde yürüyebiliyorsunuz. Bedenini toprağa sırladığımız can ile bir işimiz kalmıyor. Bizler ise mezarların arasında gezerken onların olduğu toprağa basmayı kendimize yediremiyoruz. Yaresanlar ise bunu yok sayıyor. ‘Onların bedenleri toprak oldu ve toprağa basılır’ diye düşünüyorlar. Biz Aleviler, Müslümanlar ile mezarlarımız yan ana olduğu için bu sorunu yaşıyoruz. Ehli Haklar Yaresanlar ise kendi ziyaret yerlerini veya dergahlarını mezarlık olarak ilan etmiş durumdalar.

    Böyle olunca, herkes yakın gördüğü pirinin, mürşidinin dergahının bulunduğu bölge aynı zamanda mezarlıkları olarak geçiyor. Böylece İran toplulukları ile mezarlıkları da karışmamış oluyor. İran’da Müslümanların veya Şiaların mezarlarının taşları dik iken Yaresanlarda mezar taşları yatay ve toprakla bir. Bir mermer; üzerinde yazı ve simgeler var.

    “TAŞLARDA GORANİCE NEFES VE BEYİTLER İLE KARŞILAŞIYORSUNUZ”

    -Mezar taşlarında İslam terminolojisi ile karşılaştınız mı?

    HASAN HARMANCI: Doğrusu bu konuda bir ön yargım vardı. İnanılmaz bir biçimde kendileri kültürel ve inançsal olarak koruma içerisine girmişler. Devletin baskı aygıtlarını yoğunlaştırdığı pir ve mürşit ziyaret yerlerinde bunun kendisini seçebiliyorsunuz. Devletin yazdığı yazı, astığı tabela ve Yaresanların yazıları ile astığı tabelalar çok farklı. Mezarlıklarda bu baskıyı çok görmedim. Bizzat mezarlarını kendileri organize ediyorlar, dışardan birinin müdahalesi olmuyor.
    Mezar taşlarının üstünde de kendi dillerinde (Kürtçe’nin Gorani lehçesi) nefesler olabiliyor veya gülbeng ile karşılaşıyorsunuz. Onların yol gösterici, yol açıcı olduğunu görüyorum.

    “ÇOK KİŞİ DE İKRAR ALARAK MUSAHİP OLUYOR”

    -Kendi içlerinde musahiplik, kirvelik gibi kurumlar var mı?

    HASAN HARMANCI: Kirvelik Ortadoğu’nun genel bir uygulaması ve bu Yaresanlarda da var. Biz musahipler diyoruz ama onlar yol kardeşliği, yol yoldaşlığı biçiminde bir kavram kullanıyorlar. Bizde musahiplikte evli dört can bir araya gelir ve bunun üzerine bir ritüel bina edilir. İkrardan sonraki aşama olarak kabul ediliyoruz. Yaresanlarda ise çok sayıda kişi birlikte ikrar aldıklarında bu ritüele musahiplik diyorlar. Her yıl da görgüden geçiyorlar. Bizler gibi çok açık ‘cemimiz, yolumuz var’ biçiminde konuşmayı tercih etmiyorlar. Bunu günlük yaşama katıldıkça ve onlarla konuştukça öğreniyorsunuz. Bu, dışardan kim olursa olsun ona karşı kendini gizleme, ifade etmeme ile ilişkili bir durum.

    “GÜÇLÜ BİR TOPLUM, CANLI BİR DERGAH HAYATI VAR”

    -Kendi dışındaki toplumlarla ile ilişkilenme durumları ne boyutta?

    HASAN HARMANCI: Maalesef çok açık değiller. Çokça biliniyorlar ve kendilerini saklamıyorlar. Ancak başka toplumlarla bir araya gelmiyorlar. Kırmanşah’a gittiğimizde bölgenin Yaresanlar açısından çok güçlü bir toplum olduğunu gördük. Ziyaretlere gittiğimizde kendileri bizzat derviş, hizmetli olarak yer alabiliyorlar. Günlük hayatlarının bir parçası gibi gelerek konaklıyorlar, ritüellerini gerçekleştirebiliyorlar. Canlı bir dergah hayatı sürüyor. Yabancılar ile ara ara çatışmalarını ifade ettiler. Benim gittiğim yerlerde çoğunlukla kendileri dışında kimse yaşamıyor. Yaresan köylerine ne Şiiler ne de Sünniler pek yaklaşmıyorlar. Birbirleri ile dayanışma duygusu içerisinde hareket ediyorlar. Devlet destekli Şialar da büyük baskılar uygulama çabasında. Ama müthiş bir güç olarak Yaresanlar da kendilerini koruyorlar. Evet yasaklar var ama Yaresanlar kendini korumaya devam ediyor.

    “YARESAN DERGAHLARI HALA İŞLİYOR, ALEVİLERİN İSE İŞGAL ALTINDA”

    -Dergah sistemlerinin işleyiş biçimi nasıl? Hala canlılığını koruyor mu?

    HASAN HARMANCI: Bölgede yine Duşima ziyaretine gittik. Duşima, anlam olarak iki dut ağacını karşılıyor ama iki şah, şahın merkezi diye de kullanıyor. Burası bir merkez ve o köyün günü birlik canlılığını görünce bana çok ilginç geldi. Dergaha ancak referanslar ile girebiliyorsunuz. Güvenliği ve kendi alanında korumaları var. Dergaha girince 15-16. yüzyıl binası ile karşılaşıyorsunuz. Kesme taşlarla yapılmış, özel dizayn edilmiş ve restore edilen bölümleri olan bir yapı vardı. İçeri girdiğinizde hizmet edilen, iş bölümü yapılan toplumsal bir aygıt var. Türkiye’de ise bizim dergahımız elimizden alınarak işgal edilmiş durumda. Devlet orayı bir güzel müze olarak işletiyor ve bizlerde ücret ödeyerek içeri giriyoruz. Bizler birkaç girişim yaptık ve içeride ancak cem tutabildik. Ama Yaresanların dergahının ve postnişinin (Yaresanlar ağa efendi olarak tanımlıyor) olduğu yer hala canlılığını koruyor. Toplum hafızası olarak orada işliyor. Çevre köyler oraya bağlılıklarını bizzat devam ettiriyorlar.

    “KENDİLERİNİ İFADE ETMEDE ÇOK İYİ GÖRDÜM”

    -Böyle olunca kendi aralarındaki ilişki ağı da güçlü oluyor öyle değil mi?

    HASAN HARMANCI: Bizleri misafir ettiklerinde nereleri gezebileceğimize, nasıl diyalog kurabileceğimize dair bizi yönlendirdiler. Bu hem sağlıklı yürüyebilmek hem de nereye gidebileceğimizi görmek için çok önemliydi. Hatta Yaresan rehberler eşliğinde birkaç yeri gezdik. Toplum olarak kendilerini anlatma ve ifade edebilmede kendilerini çok iyi gördüm. Bu çok yaratıcı bir şey. Hem örgütlülüğün sürmesi hem de toplumsal güç açısından bunları çok iyi okumak lazım. Türkiye’de bir dergaha girip çıktıktan sonra bütün ilişkilerin bitiyor.
    Kendileri ile ilgili bir çalışma yaptığımı söyleyince rehberleri ile nerelere gidebileceğimi, hangi ağları kurmamım doğru olabileceğini söylemeleri çok iyiydi. Bu Türkiye’de en çok tartıştığımız alanlardan birisi. Biri geldi mi biz kendimiz ile ilgili neler sunacağız? Bizzat mürşidin kendisi ile konuşma şansım oldu. İki gece boyunca bunları uzun uzun tartıştık.

    “ALEVİLERİ ÇOK İYİ TANIMIYORLAR, BİZLER İÇİN DE EKSİKLİK”

    -Alevileri biliyorlar mı, tanıyorlar mı?

    HASAN HARMANCI: Türkiye’deki Alevi toplumunu çok iyi tanımıyorlar. Tanımamaları bizler için de onlar için de büyük bir eksiklik. Bizler de onları tanımıyormuşuz. 20 yıldan fazladır alanda çalışan biri olarak gittiğimde bu tartışmaların içerisine girinceye kadar eksik olduğumu düşünmemiştim. Muhabbetlerin içeriğinden yiyeceklerine, dergahtaki odaların tasarımına kadar her şeyin geleneksel biçimde sürmüş olması çok önemliydi. Kadınların katılması, dergaha hizmet edenlerin günlük giysileri, bıyıklarının belirleyici olması ayrıca bu özgün duruma bir örnekti. Bizlere neden bıyıklarımız olmadığını sordular. Bende Aleviyim, aynı toplumsal kesimden geliyorum dememe rağmen bıyıklarım olmadığı için bir yabancılık hissettiklerini sezinledim. Bıyık, Yaresanlıkta belirleyici oluyor.

    “YARESAN ZİYARETLERİ ÇOK CANLI BİÇİMDE YAŞIYOR”

    Yine Yaresan ziyaretlerinin birçoğu çok canlı bir biçimde yaşıyor. Gün içerisinde rastgele bir yerden geçerken o ziyaretlerin bu canlılığını görmek bizleri müthiş etkiledi. Baba Hoşin’in (Yaresanlarda kutsallık atfedilen bir yol yürütücüsü) sır olduğu bir mağaraya gittiğimizde insanlar peş peşe gelerek çerağlarını uyandırıyorlar, orada oturuyorlardı. Hepsi bir arada canlı bir yaşam sürerek günlerini tamamlıyorlar. Bir toplumun hafızasını ve inancı nasıl yürüttüğünü görmek benim için çok yararlıydı.

    Ersin ÖZGÜL/MUĞLA

  • Zakir Cemil Per: Deyişler, nefesler bizim yaşam tarzımız-VİDEO

    Zakir Cemil Per: Deyişler, nefesler bizim yaşam tarzımız-VİDEO

    PİRHA- Zakirlerin yeri cemlerde çok önemlidir. Alevi genç Cemil Per de zakirlik yapıyor. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Altınova Şube Cemevinde zakirlik hizmeti yürüten Per, “Yaş ilerledikçe, olgunlaştıkça ister istemez insan deyişlerin ve nefeslerin derinliğine iniyor. Çünkü onun içeriğini öğrendiğin zaman daha çok anlam kazanıyor” dedi. Per, Alevi gençleri yola sahip çıkmaya çağırdı. 

    Cemil Per, cemlerde zakirlik yapıyor. Erzincan’da dünyaya gelen ve 4 yaşında taşındıkları İstanbul’daki bir cemevinde hizmet yürüten zakirin yanında bağlama çalmaya başladığını söyleyen Per, daha sonrasında zakirlik hizmeti yürütmeye başladığını dile getirdi.

    Alevi gençlerinin yola hizmet için önünün açılması, zakirliğe yönlendirilmesi çağrıda bulunan Per, yol hizmetlerinin yürütülmesi için Alevi gençlerinin kurumlarda olması gerektiğine işaret etti.

    “ZAKİRLER İLE SAZ ÇALMAYA BAŞLADIM”

    6 yıldır Antalya’da yaşayan ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Altınova Şube Cemevinde 3 arkadaşı ile birlikte zakirlik hizmeti yürütmeye başladığını dile getiren Per, “1988 Erzincan merkez doğumluyum. İlkokul 4. sınıfa kadar Erzincan’daydık sonra İstanbul Ümraniye‘ye taşındık. Öğrenciliğimize İstanbul’da devam ettik. Gelenek göreneklerimize her zaman bağlıydık. Ümraniye’de bulunan Kazım Karabekir Cemevinde zakirlerimizin yanında biz de saz çalmaya başladık. Kulaklarımız türkülere, deyişlere aşina olmaya başladı. Biz de daha çok heveslendik, daha neler yapabiliriz diye her zaman kendimizi geliştirmeye çalıştık. Yaklaşık 4-5 ay Şahin Ercan hocadan ders aldıktan sonra ayrıca Kutsal Evcimen hocadan 3-4 ay bağlama şan ve repertuvar dersi aldım. İstanbul’da çeşitli mekanlarda sahneye çıktık. Amatör çalışmalarımız oldu. Arkadaşlarımla birlikte müzik grupları kurmaya başladık” dedi.

    “ALEVİLİK DİPSİZ BİR KUYU”

    Aleviliği dipsiz bir kuyu olarak tanımlayan Per, yolu sürdürmek isteyen gençlere yardımcı olunması çağrısını yineleyerek, “Tabi şu anda devede kulak bile değiliz. Bu yolun sonu yok, dipsiz kuyu yani. Şu an ben kendim için söylüyorum ben ne bağlama çalmayı, ne de deyiş söylemeyi biliyorum çünkü daha çok ilerlememiz lazım. Bizden daha küçük olan genç kardeşlerimiz var. Saza, bağlamaya, deyişe hevesi olan ve bu geleneği sürdürmek isteyen canlarımıza yardımcı olmalıyız, ellerinden tutmalıyız, bir şeyler öğretmeliyiz. Gençlerimiz bizim her şeyimiz biz elimizden geldiği kadar herkese yardımcı olmaya çalışıyoruz. Her zaman herkese kapımız açık” diye konuştu.

    “DEYİŞLER, NEFESLER BİZİM YAŞAM TARZIMIZ”

    Müzik hayatında farklı tarzlarda eserler söylemesine rağmen kendisini bulduğu yerin deyişler ne nefesler olduğuna vurguda bulunan Cemil Per, şöyle devam etti:

    “Bilgilerin doğru aktarılması, kaynakların sağlam olması çok önemli. Bunun için yedi ulu ozanımızı, ozanlarımızı, pirlerimizi, dedelerimizi yakından araştırıp sağlam bilgi almak lazım. Çünkü yazılı bir kaynak yok, hep kulaktan kulağa aktarılmış bizim eserlerimiz. Türküler, deyişler bizim yaşam tarzımız, bizler bunu çok seviyoruz, canı gönülden yapıyoruz. Müzik hayatımıza başladığımızda çok değişik tarzda söyledik, hala da söylüyoruz. Müziğin her türlüsü güzel ama benimsediğimiz, kendimizi bulduğumuz işte bu dediğimiz her zaman nefesler ve deyişler oluyor. Yaş ilerledikçe, olgunlaştıkça ister istemez insan deyişlerin ve nefeslerin derinliğine iniyor. Çünkü onun içeriğini öğrendiğin zaman daha çok anlam kazanıyor.”

    “DEYİŞLERİN, NEFESLERİN ÖZÜNE DOKUNMADAN SÖYLEMEK GEREKİR”

    Per, deyişlerin özüne dokunmadan söylenmesi gerektiğinin altını çizerek, “Bizim ozanlarımız o kadar güzel sözler o kadar güzel deyişler yazmışlar ki. Gerçekten insan şunu diyor: Bir insan daha ne yazabilir ki acaba? Zamanında yedi ulu ozanımız Pir Sultan Abdalımız, Nesimi Babalar yazılması söylemesi gereken çoğu şeyi söylemişler zaten. Belli başlı büyük sanatçılarımız zaten bunları layıkıyla gereğini  yerine getiriyor. Tabi parçaları çok değiştirenler de oluyor. Müziği bozmadan değiştirebilir bence. Ama işi kaynağından aldığın zaman ben de şu an o yoldayım. Kaynak işi nasıl, nerede, kimin yazdığı, manalarını anlamlarını şu anda öğrenme aşamasındayım. 3-4 yıldır deyişlerimizin türkülerimizin köküne inmeye çalışarak anlamını pekiştirme öğrenmeye çalışıyorum” diye belirtti.

    “CEMLERDE RIZALIK ALMAK, CEMAL CEMALE OLMAK BAMBAŞKA BİR ŞEY”

    Yola hizmette yolun başında olduğunu ve öğreneceği çok şeyin olduğunu kaydeden Per, ayrıca ceme değinerek, “Bir kere toplanmak, cem olmak çok güzel bir şey. Yani bizim yolumuz, erkanımız muhabbetin dilinde kadın erkek sorulmaz, bütün canlar cemal cemale ibadet ederiz. Öncelikle herkes birbirinden rızalık alır, bu çok önemli bir şey. Bizim erkan gereği çok önemli, çok ince çizgiler bunlar. Hatta rızalık alınmadan da iki kişinin, iki canın bir sıkıntısı varsa dede huzurunda, pir huzurunda çözüme kavuşturulur. Bir şekilde orta yol bulunmaya çalışılır. Bu çok güzel, evrensel bir hareket, ben öyle düşünüyorum” diye konuştu.

    “ZAKİR OLMAK İSTEYEN GENÇ KARDEŞLERİMİZİ CEMEVİMİZE BEKLİYORUZ”

    PSAKD Altınova Cemevinde yakın zamanda bağlama kurslarına başlayacaklarını söyleyen ve tüm zorluklara rağmen yola sahip çıkması çağrısında bulunan Per, şunları kaydetti:

    “Altınova Cemevinde yakın zamanda saz kursumuz başlayacak hastalıktan dolayı şu an beklemedeyiz. Gidişata göre biz de ona göre hareket edeceğiz. Zamanında bize de kötü davrananlar da oldu ama biz hiçbir zaman küsmedik yolumuza her türlü devam ettik ve ediyoruz. Dediğim gibi daha hiçbir şeyiz, kumsaldaki kum tanelerinden biri bile değiliz şu an. Çünkü araştırılması gereken o kadar güzel eserlerimiz, o kadar güzel deyişlerimiz, o kadar güzel türkülerimiz var ki yani aşık demiş, tam paçasını katlamış ayağını suya koymuş, ömrü bitmiş aynı o şekilde. Biz daha yüzmeyi bırak çorabımızı bile çıkarmadık şu an. Ben öyle değerlendiriyorum kendimi.

    Yeni zakir olmak isteyen canlarımıza şunu söylemek istiyorum: Öncelikle çekinmesinler, utanmasınlar. Ben saz çalmaya başladığımda çok utanırdım hep geri planda kalırdım, hiç söyleyemezdim, çekinirdim. Şimdi ki canlarımız hepsi pırıl pırıl. İçindeki o ışığı dışarı çıkarsınlar, utanmasınlar çekinmesinler, bizler her zaman buradayız. Abileri olarak her zaman arkalarındayız, bütün canlarımızı bekliyoruz.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Soylu’nun danışmanından Alevi kurumlarına ‘ihtiyaç’ ziyareti

    Soylu’nun danışmanından Alevi kurumlarına ‘ihtiyaç’ ziyareti

    PİRHA- Alevi toplumu haklarının, somut taleplerinin hükümet tarafından kabul edilmesini beklerken, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun danışmanı Ali Arif Zeybek, Türkiye’nin bir çok kentinde Alevi kurumlarına ziyaret gerçekleştiriyor. Kurumlara ve inanç önderlerine ‘bir ihtiyacınız var mı?’ diye sorulan ziyaretlerde kurum başkanları ve inanç önderleri çoğu yerde muhataplarının devlet olduğunun altını çizerken, Alevilerin haklarının iadesi istediler. 

    Alevi toplumu bin bir süreğiyle başta Anadolu ve Mezopotamya olmak üzere dünyanın birçok coğrafyasında inancını sürdürüyor. Alevi toplumu ve kurumları ise bulundukları ülkelerde hak mücadelesine devam ediyor.

    Türkiye’de ise 25 milyona yakın Alevi yurttaş Dersim’den İzmir’e, Mersin’den Çorum’a, Edirne’den Hatay’a kadar inancını sürdürmek için hukuksal ve meşru mücadele yürütüyor. Bu hak mücadelesini sindirmek için kimi zaman evleri işaretlenip nefret söylemine maruz kalırken, kimi zaman da katliamla karşı karşıya kalıyor. Buna karşın tarih boyunca hak mücadelesini idamlara, sürgünlere, katliamlara rağmen Aleviler sözünü söylemekten, duruşunu sergilemekten geri durmadı.

    TALEPLER GÖRMEZDEN GELİNİYOR

    Alevi toplumu son 40 yıldır hem Türkiye’de hem de Avrupa’da kurumsallaşmasını büyüttü, Almanya, Fransa ve İngiltere gibi ülkelerde Aleviliğin inanç olarak kabul edilmesini sağladı. Ancak Aleviliğin ana merkezi Türkiye’de mahkeme kararlarına rağmen Alevi hakları tanınmıyor. Alevi çocukları zorunlu din dersine maruz kalıyor, cemevleri kurulmasına karşın ibadethane statüsünde kabul edilmiyor.
    Alevi toplumu ve kurumları ise on yıllardır Alevilerin taleplerini çeşitli platformlarda dile getirirken, devlet bu talepleri görmezden geliyor.

    Son aylarda ise İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun danışmanı Ali Arif Zeybek, Türkiye’de il il dolaşarak cemevlerini ve Alevi kurumlarını ziyaret ediyor, ‘bir ihtiyacınız var mı?’ gibi sorular sorarak Alevilerin nabzını yokluyor.

    ZİYARETLERİN AMACI NE?

    Bu ziyaretlerin amacının ne olduğu konusunda bir netlik oluşmasa da Alevi kurum yöneticileri ve inanç önderleri bazı yerlerde Alevilerin taleplerinin muhatabının devlet olduğunu belirtip, sorunun bir danışmanın ziyaretiyle giderilemeyeceğini ifade ederken, bazı yerlerde ise uzun yıllardır çeşitli mecralarda dile getirilen talepler dosyalar halinde gelen heyete sunuldu.

    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun danışmanı Ali Arif Zeybek ve beraberindekilerin ziyaretlerinden elde edilen bilgiler nerelerde ve ne için kullanılacağı merak konusuyken, görüştüğümüz Alevi kurum yöneticileri ve inanç önderleri Alevi inancının tanınmasını, cemevlerinin inanç merkezi olarak kabul edilmesini, zorunlu din derslerinin ve Diyanet İşleri Başkanlığının kaldırılmasını ve eşit yurttaşlığın hayat bulması için hak mücadelelerini sürdüreceklerini ifade ettiler.

    PİRHA HABER MERKEZİ

  • Alevi köyüne cami yapıldı ama imam yok; ‘Dede olsa camide cem yaparız’

    Alevi köyüne cami yapıldı ama imam yok; ‘Dede olsa camide cem yaparız’

    PİRHA- Sarıkamış’a bağlı Alevi köyü Aşağısallıpınar’a yapılan caminin minaresinin henüz yapılmadığı ve hala imam atanmadığı öğrenildi. Aşağısallıpınar köyünün eski muhtarı Ali Hasan Haydaroğlu, “Biz sahipsiziz. İyi bir dede gelse biz caminin kapısını açıp cem yaparız” dedi.

    Kars Sarıkamış’a bağlı Aşağısallıpınar köyüne yapılan caminin minaresinin yapılmadığı, hala imam atanmadığı belirtildi. Cami, Sarıkamış kaymakamının muhtar Kutlay Emelet’e baskısıyla ve köye hizmet geleceği vaadiyle yapılmıştı.
    Alevilerin sert tepkilerine rağmen yapılan camiye köylülerin başta karşı çıktıkları ancak Hakk’a uğurlamayı yapacak dede olmayınca camiye ve imama razı oldukları belirtilmişti.

    Köyün muhtarı Kutlay Emelet, cami ile ilgili konuşmaktan kaçınırken, PİRHA’ya son durumla ilgili bilgi veren Aşağısallıpınar köyünün eski muhtarı Ali Hasan Haydaroğlu, caminin, minaresi hariç tamamlandığını hala imam atanmadığını dolayısıyla ezan okunmadığını söyledi.

    TRABZON’DAN AŞAĞISALLIPINAR’A YAPILAN CAMİYE AVİZE

    Trabzon’dan camiye bir “hayırsever”in avize gönderdiğini belirten Haydaroğlu “Cami yapıldı ama kim gidecek? Cenazemizi kaldıracak bir dede yok. Yıllardır cem yapamıyoruz. Gelen yok, bize sahip çıkan yok” dedi.

    “BİZ SAHİPSİZİZ, DEDE YOK”

    Komşu Alevi köyüne 13 yıldır cemevi yapıldığını ancak hala cem yapılmadığını ifade eden Haydaroğlu, “Dede olsa camide cem yaparız. Biz sahipsiziz. İyi bir dede olsa caminin kapısını açar cem yaparız” ifadelerini kullandı.

    ALEVİ HEYET DİLEKÇE VEREREK, CAMİNİN CEMEVİNE ÇEVRİLMESİNİ İSTEMİŞTİ

    Bu arada, 38 haneli köydeki cami inşaatının cemevine çevrilmesi için Alevi kurumları adına Aşağısallıpınar köyüne giden Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Celal Fırat, Bağcılar Cemevi Başkanı Zeynel Abidin Koç ve Arnavutköy Cemevi Başkanı Yüksel Yılmaz, Kars Valisi ile görüşmek istemişti ancak Vali görüşmemişti. Valinin özel kalem müdürünün heyettekilere Vali ile görüşemeyeceklerini söylemesi üzerine Alevi heyet cami inşaatının cemevine çevrilmesi talepli dilekçelerini iletmişti.

    ADFE Genel Başkanı Celal Fırat, dilekçelerini zorla verebildiklerini belirterek, “Dilekçelerimizi almakta bile zorlanan bu zihniyeti kınıyoruz” demişti.

    HDP milletvekilleri Ali Kenanoğlu ve Alican Önlü durumu Meclis gündemine taşıyarak, şu soruları yöneltmişti:

    • Kars’ın Sarıkamış ilçesine bağlı Aşağısallıpınar köyüne, köylülerin itirazına rağmen ısrarla cami yapılmasının gerekçesi nedir? Bunun bir asimilasyon politikası olduğuna dair iddialara yönelik bir açıklama yapacak mısınız?
    • Seçim döneminde köye gelen idari yöneticilerin köye cami yapılması ve AKP’ye oy verilmesi karşılığımda hizmet getirme pazarlığı yaptığı iddiaları doğru mudur?
    • Basına ve kamuoyuna yansıyan iddiaların araştırılması adına bir soruşturma açacak mısınız?
    • Kars’ın Sarıkamış ilçesine bağlı Aşağısallıpınar köyünün cemevi talebi neden karşılanmamaktadır? Buna yönelik bir çalışmanız olacak mıdır?
    • Alevi kurum temsilcilerinden oluşan heyetin yapımı devam eden caminin cemevine dönüştürülme ve görüşme talebi neden vali ve kaymakam tarafından reddedilmiştir? 

    PİRHA/ KARS

     

     

  • Muharrem orucu 20 Ağustos’ta başlıyor

    Muharrem orucu 20 Ağustos’ta başlıyor

    PİRHA – Alevilerin matem ayı olarak bilinen Muharrem ayı bu yıl 17-18-19 Ağustos’ta Masum-u Pak orucuyla başlıyor. 20- 31 Ağustos tarihleri arasında tutulacak 12 gün oruç sonrası 1 Eylül’de ise aşure paylaştırılacak. 

    Alevilerin matem ayı olarak bilinen Muharrem ayı bütün Aleviler için yas ayıdır. Kurban Bayramı’ndan 20 gün sonra başlayan Muharrem orucu, 680’de Kerbela’da Yezit tarafından katledilen İmam Hüseyin ve 71 can için tutulan oruç aslında bir yas ibadetidir ve İmam Hüseyin şahsında bütün mazlumlara adanır.

    Aleviler, Muharrem ayında kimi yörelerde 10, kimi yörelerde de 12 gün oruç tutarlar. Bu yıl 17-18-19 Ağustos’ta Masum-u Pak orucuyla başlıyor. Muharrem Orucu öncesi Masum -u Paklar Orucu olarak 3 gün yapılan ibadetin bir günü yöreden yöreye farklılık göstermekle birlikte Ana Fatma Orucu olarak tutulmaktadır.

    20-31 Ağustos tarihleri arasında Muharrem orucu tutulacak. 1 Eylül’de ise Aşure pişirilerek paylaştırılacak. Cemevleri yaptıkları açıklamalarda bu yıl pandemi koşulları gözetilerek cemevlerinde lokma ve Muharrem sohbetinin olacağını duyurdu.

    SAHUR YAPILMAZ, ORUÇ GÜNEŞE GÖRE AYARLANIR

    Alevilerde sahur olmadığı gibi oruç açarken belirlenmiş bir saat de yoktur. Ne yenirse gece yarısından önce yenir. Aleviler güneş batınca oruçlarını açarlar. Görkemli sofralar kurulmaz, lüksten uzak durulur.

    Oruç süresince de (12 gün boyunca) düğün, nişan, sünnet ve benzer törenler/etkinlikler yapılmaz, kurban kesilmez, et yenilmez. Kerbela şehitlerinin çektikleri susuzluğu hissetmek için saf su içilmez ancak vücudun su ihtiyacı yenilen yemeklerden, çay, kahve, meşrubat, meyve suyu, ayran gibi sıvı içeceklerden karşılanır. (HABER MERKEZİ)

     

  • Karamollaoğlu inkarcılığını sürdürüyor: Cemevleri ibadethane değil

    Karamollaoğlu inkarcılığını sürdürüyor: Cemevleri ibadethane değil

    PİRHA – Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Aleviliğin ayrı bir din olmadığını, cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesini doğru bulmadığını söyledi. 

    Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu Haber Global’de Senem Toluay’ın konuğu oldu.

    Sivas Katliamı sırasında Sivas Belediye Başkanı olan ve saldırganlara “gazanız mübarek olsun” dediği için Alevi toplumunun büyük tepkisini çeken Karamollaoğlu, İBB Meclisi’nde AKP ve MHP oylarıyla reddedilen cemevleri önergesini değerlendirid. Aleviliğin ayrı bir din olmadığını savunan Temel Karamollaoğlu, cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesini doğru bulmadığını söyledi.

    “ALEVİLİK İSLAM DİNİNİN BİR PARÇASIDIR”

    Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun yaptığı açıklama şöyle:

    “Alevi ileri gelenleriyle geldiğim noktada Alevilik İslam dininin bir parçasıdır. Sanki ayrı bir din varmış gibi takdir edilmesini doğru bulmuyorum. Cumhuriyetin kuruluşundan beri cemevleri dahil tekkeler kapatılmış. Bu durum bir bütün olarak uzlaşılması gerek. İzmir’de alınan kararla ne maksatla alınıyor. Diğer tekkeler de bu şekilde gündeme gelirse ne diyeceksiniz?” diyerek cevap verdi. (HABER MERKEZİ)

     

  • PSAKD İnanç Kurulu: Sistemin Sünni kuşatmasına karşı mücadele edilecek

    PSAKD İnanç Kurulu: Sistemin Sünni kuşatmasına karşı mücadele edilecek

    PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği(PSAKD) İnanç komisyonu ikinci toplantısını gerçekleştirdi. Toplantının sonuç bildirgesinin paylaşan İnanç kurulu, Alevi inancının daha fazla asimile edilmemesi için sistemin Sünnici kuşatmasına karşı inanç kurulunun kurulduğu belirtilerek, gelenek ve görenekleri herkese anlatmak ve 12 Hizmet, Cenaze Erkanı, Cem Birleme, Musahiplik Erkanı, Dardan İndirme Erkanı… gibi yolun değerlerini yaşatmak amaçlanmaktadır. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği İnanç Kurulu ikinci toplantısını PSAKD Ankara Şubesi’nde gerçekleştirdi.  Toplantı sonrası inanç kurulu tarafından iki günlük sonuç bildirgesi açıklandı. İnanç kurulunun Alevi inanç bilincinin geliştirilmesi ve özellikle inanca yönelik asimilasyonunun önlenmesi açısından önemli olduğu belirtilen açıklamada, tarih boyunca katliama  ve asimilasyon saldırılarına maruz kalmış halkın ocaklar, dede, baba ve anaların bilinciyle bugüne kadar gelindiği kaydedildi.

    “Aleviler tarihlerinin her döneminde çağa uymuş ve döneminin koşullarına göre inancını yaşatmayı bilmiş bir halktır” denilen açıklamada,  Pir Sultan Abdal’ın katletmesinden sonra örgütlüklerini yarattıkları ve yaşatmayı başardıkları belirtildi.

    “PSAKD İNANÇ KURULU ABF İNANÇ KURULU’NUN TABANA YAYILMIŞ ÇALIŞMA BİRİMİDİR”

    2 Temmuz 1993 Sivas Madımak Oteli’nde yapılan katliam sonrası Alevilerin ciddi bir örgütlenme sürecine girdiğine dikkat çekilen açıklamada, Alevilerin ağırlıklı olarak kentlerde ve yurt dışında örgütlenmekte oldukları belirtildi.

    Kentlerde yaşayan Alevi gençliğinin asimile olmaması için sistemin Sünnici kuşatmasına karşı PSAKD / İnanç Kurulu oluşumunun değerli olduğu kaydedilen açıklamada, “Daha önce bağlı olduğumuz çatı örgütümüz ABF adına oluşturulan İnanç Kurulu’nda bir bileşeni Pir Sultan Abdal Kültür Derneği olarak İnanç Kurulu oluşumumuzla ülkemizde Alevilerin yaşadığı her bölgede çalışmalarını sürdürecektir. Özellikle belirtmek isteriz ki Pir Sultan Abdal Kültür Der. İnanç Kurulu ABF İnanç kurulunun tabana yayılmış bir çalışma birimidir” denildi.

    “İNANCIMIZA AİT OLMAYAN RİTÜELLER BİZE AİTMİŞ GİBİ YAŞATILIYOR”

    PSAKD İnanç Kurulu’nun yayınladığı bildirgesinde şunlar belirtildi;

    “Tarihimizi, gelenek ve değerlerimizi, doğru ve dürüstçe başta gençlerimiz olmak üzere sesimizin ulaştığı her yerde herkese anlatmak, 12 Hizmet, Cenaze Erkanı, Cem Birleme, Musahiplik Erkanı, Dardan İndirme Erkanı… gibi yolumuzun olmazsa olmaz değerlerimizi yaşatmak, şehir yaşantısındaki birbirine ve yola yabancılaşmanın önüne geçmek için çaba harcamak gibi konularda fikir birliği oluştu. Bir anlamıyla da Alevi kimliğimizi savunup korurken günün koşullarını iyi bilmemiz gerekmektedir. Özellikle yaklaşık son 1950,1960.. yıldan bu yana, dünyada ve ülkemizde köylerden kentlere doğru başlayan göç doğaldır ki biz Alevileri de hem olumlu hem de bir takım olumsuzluklarla etkilemiştir. Şehir hayatına alışmaya çalışırken, Aleviler, belki de tarihinde ilk defa bu kadar örgütsüz kalmıştı. Bu boşluğu 1980,1990’lı yıllarda dernek ve vakıflarla doldurmaya çalıştık. İşte tam da bu süreçte, kirlenmeyi, bizi köklerimizden koparmayı kendine yaşam tarzı haline dönüştürenlerin de önü açıldı ve içimizdeki varlıkları hala sürdürmekte.

    Geleneklerimize, inancımıza ve yaşam felsefemize ait olmayan bir çok ritüel sanki bize aitmiş gibi yaşatılmaya çalışılmakta. Bu tespitten yola çıkarak asıl olanın Alevi kimliğimizi savunmak olduğunu söyleyebiliriz. Alevilik, tüm özelliklerinin yanı sıra, yaşamaya ve yaşatmaya, sınırsız ve sınıfsız dünya inancına sahip olmaktır. Alevilik, her şeyden önce kendi tarihine, yoluna ve davasına sahip çıkarken canını vermiş şehitlerine, insanlara ve geleceğe karşı sorumluluk duyabilmektir.

    “TEMEL SORUN KİMLİK SORUNUDUR”

    Tarihine, geleceğine, şehitlerine ve Aleviliğe karşı bir sorumluluk hissetmeyenlerin kelimenin gerçek anlamıyla Alevi kimliğini koruma, geliştirme diye bir derdi yoktur, olmamıştır. Ne tarihte ne de günümüzde olumlu bir misyon üstlenmeleri mümkün değildir. Tarihimize baktığımızda görüyoruz ki örneğin, Ne Hünkar Hacı Bektaş Veli, ne Pir Sultan Abdal, ne Şah Kalender ne de diğerleri, varlık sorununu güç sorunu görmemiş bunu temel bir sorun olarak önüne koymamıştır. Bütün yol ulularımızın temel sorunu kimlik sorunu olmuştur. Onlar tüm yaşamları boyunca insan olgunlaşmasını, kişiliğin gelişimini ve İnsan-ı Kamil olma hedefini anlatmıştır. Bu uğurda çok ağır koşullarda mücadele etmesini de bilmişlerdir. Yani Alevi olmak bir yaşam anlayışını savunmak, kendi kurallarının çerçevesinde bunun mücadelesini sürdürmektir. Alevilik, yolu sürdürebilmek için dava adamı olabilmektir. Rıza Şehri yaşam felsefesinin bir neferi olmak ve bu sorumluluğu hissedebilmektir.”

    Öte yandan PSAKD İnanç Kurulu 3 Haziran’da da Desim’de olacaktır. (HABER MERKEZİ)

     

  • DAD Mamak Şube Ana Fatma Cemevi 2. Olağan genel kongresini yaptı – VİDEO

    DAD Mamak Şube Ana Fatma Cemevi 2. Olağan genel kongresini yaptı – VİDEO

    PİRHA – Demokratik Alevi Derneği Mamak Şube Ana Fatma Cemevi 2. Olağan Genel Kongresini yaptı. Kongrede konuşan Ana Fatma Cemevi Eş Başkanı Hülya Türkmen, Alevilerde de kadın erkek eşitsizliğinin olduğuna dikkat çekerek”Cemlerimiz, civatlarımız erkek ağırlıklı olmaktadır. Ya da kadınların katılımı fazla olsa da etkin olmamaktadır”dedi. 

    Demokratik Alevi Derneği Ana Fatma Cemevi Ankara Mamak Şubesi 2. Olağan kongresini dernek binasında gerçekleştirdi. Kongreye Halkların Demokratik Partisi (HDP ) Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, PSAKD Genel Sekreteri Onur Şahin, PSAKD Yenimahalle Şube ve YK üyeleri, PSAKD Sincan Şube, HDP il ve Mamak YK üyeleri, EMEP Mamak, ilçe yönetimi, Dersim Der Ankara Şube Başkanı Yaşar Kılavuz, ESP Mamak ilçe yönetimi, AKA-DER Mamak örgüt üyeleri, BDSP Mamak ilçe örgütü, Demokratik Alevi Derneği Ankara Şube, PSAKD Mamak Şube Türkiye Komünist Partisi Mamak ilçe Halk Evleri, Tuzluçayır Kadın Dayanışması, Tuzluçayır Mahalle Muhtarı Zülfikar Odabaşı ve azaları, CHP Mamak belediye meclis üyeleri katıldı. Ayrıca HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, CHP Ankara milletvekili Ali Haydar Hakverdi, Cumhuriyet Halk Partisi Ankara Milletvekili Gamze Taşır, Cumhuriyet Halk Partisi Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya, CHP Tunceli Milletvekili Polat Çaroğlu ise kongreye mesajlarını gönderdi.

    “ETKİNLİKLERİMİZE ÇERAĞ UYANDIRARAK BAŞLARIZ” 

    Kongrede divan başkanlığına Maraş Sinemilli Pirlerinden Süleyman Deprem, Gazeteci Hatice Çevik ve Fatma Kızılöz seçildi. Çerağların yakılması ve gülbeng okunmasının ardından Süleyman Deprem şu konuşmayı yaptı:

    “Karanlığı aydınlatan ışığa ne mutlu, karanlığa kurşun sıkacağınıza bir mum yakın yeter. Bizim ışığı kutsamamızdaki temel sebeplerden birisi Aleviler olarak karanlığı yok ettiği için biz ışığa sahip çıkıyoruz. Bizim ana unsurlarımızdan Çar Anası dediğimiz, su, ışık, hava, toprak güneşin temsilidir. Ve bu Çar Anası’nda bir tanesi eksik olursa evren ve doğada yaşam şansı yoktur. Dolayısıyla bizim ‘halk’ diye çağırdığımız Çar Anasının kendisidir. Onun için bizler Çar Ana’sından bir tanesi olan ışığımızı gülbenklerimizle çerağ uyandırarak bütün etkinliklerimizi başlatırız.”

    “HER TOPLUMU YARATAN O TOPLUMUN KADINLARIDIR”

    Kongrede söz alan bir diğer isim Ana Fatma Cemevi Eş Başkanı Hülya Türkmen oldu. HDP Milletvekili Leyla Güven’in açlık grevi eylemine dikkat çeken Türkmen sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Yolun sahibi sır olan ana Fatma’nın eli her daim üzerinizde olsun. Leyla Güven şahsında tüm cezaevi direnişlerini selamlıyorum. Direnen kadınların kararlılığı ile tecriti kaldıracaktır. Canlar, erkanımız üzerinde sürdürülen inkar, asimilasyon politikalarının önüne geçmenin yolu; yolun gerçek sahipleri olan ana canlarımızın, kadınlarımızın bu öğretinin özünü yani ikrarı, edebi gelecek kuşaklara aktarmasından geçer. Hepimizin bildiği ve kabul edilen bir gerçeklik vardır; her toplumu yaratan o toplumun kadınlarıdır. Bir toplumun kadınları iyi güzel ve doğru yaşıyorsa, o toplumun tamamı da iyi doğru ve güzel yaşar. Çünkü kadınlar toplumun doğrucu yaratıcı ve yapıcı gücüdür. Alevi kadınları öncelikle Alevi inancının güçlü köklerini bilmek kadar sistemin kadın ve erkek etkilerini çözümlemek durumundadır. Köle kadın ve egemen erkek karakterlerine karşı verilecek mücadele tam da Alevi inancının yaşam rengini yansıtacak bir gerçekliktir. Bunu yapmamak ise aslını inkar etmek ve bu anlamda haramzade olmak anlamına gelir. İnançlarımıza, değerlerimize ve kimliklerimize en çok saldırının olduğu bir dönemde Alevi kadın olarak örgütlülüğü, aktif mücadeleye katılmamız kendisiyle birlikte gelişme yaratacaktır. Yaşam felsefesinde canlar arasında ayrım olmasa da bugün erkek egemen zihniyet yapılanmaları Alevilerin yaşamını da etkilemiştir. Cemlerimiz, civatlarımız erkek ağırlıklı olmaktadır. Ya da kadınların katılımı fazla olsa da etkin olmamaktadır. Bu Alevi kadınları açısından bir sorundur. Kadın özgürlüğü açısından da bir mücadele gerekçesidir. Yaşamın her alanında kadının etkin olması analık kültürünün tekrardan canlandırılmasıyla bağlantılıdır. Ocaklar Alevilikte kutsaldır, ziyaret yerleridir, geleneğin devam ettirilmesidir. Diğer yandan ateşin kutsallığını ocakla bütünleştirdiğinden, ocağın sönmemesi ananın kadının bu ateşi harlandırmasıyla bağlantılıdır. Ocağın anasız tütmeyeceğini, canlar arasında ayrımın hak yol da kabul edilemeyeceği bilinciyle Alevi kadın örgütlenmesini gerçekleştireceğiz. Ayrıca önceki dönem yönetimimizde yer alarak destek ve güç veren ve üye olarak emek harcayan tüm canlarımıza aşkı niyazlarımızı sunuyoruz. Hızır yardımcımız, Ana Fatma koruyucumuz olsun.”

    Kongrenin devamında HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül söz alarak şunları aktardı:

    “Alevilik hiç kuşkusuz bir inançtır. Alevilik siyasal terminolojide sadece sosyolojiden oluşan bir şey değil bir inançtır. Aynı zamanda Aleviliğin doğrular süreci tıpkı bugün toplumsal kesimlerin bazı tercihlerinden kaynaklı olarak sınıfsal, düşünsel, kültürel olarak ayrışmaları gibi ortaçağ sürecine Orta Asya öncesine Proto ortaçağa denk gelen bir süreçtir. Ve bu süreç Mezopotamya, Fars ve Arap üçgeninde oluşmuş. Alevileri oluşturan topluluklar, Arapların ezilen kesimi, Kürk halkı, Türkmen halkı,  Farslar ve Afrika’dan kölelik ve çeşitli hizmetler için çalıştırılmak amacıyla getirilen topluluklar tarafından oluşturmuştur. Temel oluşumda tıpkı bugün söylediğimiz gibi bir tercih söz konusudur. Mazlumlar, ezilenler, sömürülenler, ezenler ve bu temel çelişki Emevi Abbasi Devleti’nin sistematik zulmü ile o dönemde var olan halkların buna karşı koyması sonrası oluşmuş ama halkları örgütleyen bir şey de var.

    “ALEVİLİK BÜTÜN BİR YAŞAMI KAPSAR”

    Nasıl ki bugün devlet dini diye tabir ettiğimiz diyanet hükümet ve hükümetin kuruluşları tarafından yürütülen bir inanç var var ise ve bu inanç bütün sosyal yaşama talip ise ekonomi üzerinden, kadın-erkek ilişkileri, eğitim, iş yaşamı, sokak yaşamı üzerinden fikir yürütüyor ise, Alevilik’te bir inanç olarak bu saydıklarımız üzerinden bir fikir yürütür. Toplumumuz şöyle algılıyor; cemevine gidilir, Allah, Allah denir sonra da dışarıya gidilir. Alevilik sistematik olarak bütün bir yaşamı kapsar. O nedenle biz model olarak siyasi ideolojileri şekillendirmek için irade oluşturuyoruz. Nedir bu irade örneğin devrimci, demokratların ortaya koyduğu sosyalist bakış acısı, Komünist bakış açısı,  yurtsever bakış açısı ya da topluluklar kendini nasıl değerlendiriyorsa o bakış açılarına dair biz de katılmaya çalışırız.

    “ALEVİLİK HALA YASAKLI BİR İNANÇTIR”

    Osmanlı tarihi Abbasi tarihi, Sasani tarihi, Emevi tarihi, Cumhuriyet tarihi bütün bunlara bakın bunların kalıntıları şimdi nerede; Türkiye’de, Kıbrıs’ta, Suriye’de İran da Irak’ta bu saydığımız ülkelerin tamamında Alevilik hala yasaklı bir inanıştır. Alevilik yoldan çıkmış olmaktır Alevilik kâfirliktir, Alevilerin katli vaciptir. Dolayısıyla imparatorluk geleneği hala sürdürülmektedir ve temel nedeni de şudur; Alevi toplumu tarih boyunca katledilmesinin ilki ve en önemli nedeni vergi vermemesidir, inancı falan değildir mevcut içinde yaşadığı egemen sisteme yürümesi için vergi vermemesidir, İkinci sebebi ise devşirme askeri vermemesidir, üçüncü sebep ise mevcut egemen sistemin hukukuna uymamasıdır, dördüncü sebepte inancın kendisidir. İnanç dördüncü sırada gelmektedir, ilk üçü ise inancı örgütlemektedir. Özetle, sistem diyor ki bana yurttaş olacaksınız benim söylediklerime uyacaksınız, sizin sistematiğinizi siyaset yapma biçiminizi, ekonominizi, insan ilişkilerinizi vs. benimsemiyorum. Bunu reddediyorum, kabul etmiyorum. Siz benim ‘es, es’ nizamıma tabii yurttaş olacaksınız.”

    Faaliyet raporları açıklandıktan sonra yönetim kuruluna aday olanlar için üyelerden rızalık alınarak yönetime Hülya Türkmen, Hasan Altun, Ümit Orhan, Pınar Altay, İsmail Şahin, Dilek Öztürk ve Sevilay Koçyiğit seçildi. Kongre, yakılan çırağların sırlanmasının ardından son buldu.

    Cebrail ARSLAN-Eren GÜVEN /ANKARA

  • PSAKD Tokat Şubesi Kadın Komisyonu, ‘Birlik beraberlik’ etkinliği düzenledi

    PSAKD Tokat Şubesi Kadın Komisyonu, ‘Birlik beraberlik’ etkinliği düzenledi

    PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Tokat Şubesi’nde kadınlar düzenledikleri ‘Birlik beraberlik’ günü vesilesiyle bir araya geldi. Kadınlar, etkinlikte eğlenceli zamanlar geçirdi. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Tokat Şubesi’nde kadınlar bir araya geldi. Kadınlar komisyonu tarafından hazırlanan ‘Birlik beraberlik’ gününde çok sayıda kadın katıldı ve eğlenceli saatler yaşandı.

    Öte yandan, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Kadınlar Komisyonu yılbaşı için dernekte yaptıkları baklavaları satarak dernek bütçesine katkıda bulunuyor.

    “SORUNLARI AŞMANIN TEK YOLU BERABERLİK”

    Etkinlikte kısa bir konuşma yapan Kadın Komisyonu Başkanı Fatma Erkan, birlik, beraberlik duygusu içerisinde kültüre, inanca ve ortak yaşam kültürünün geliştirilmesine katkı koyan herkese teşekkür etti.

    Sorun ve sıkıntıların aşılmasının tek yolunun birlik beraberlikten geçtiğini vurgulayan Erkan, önümüzdeki dönemde daha güzel etkinliklere imza atacaklarını söyledi.

    “DEMOKRASİ TÜM KESİMLERİN SÖZ SAHİBİ OLMASIYLA SAĞLANIR”

    Daha sonra söz alan PSAKD Tokat Şube Başkanı Muharrem Erkan da şunları dile getirdi:

    Demokrasi, tüm kesimin ülkenin iradesinde söz sahibi olmasıyla sağlanır. Sivil toplum kuruluşları ortak taleplerini siyasi erke bildirir, sizin burada yaptığınız gibi yerel genel konularda görüş, düşünce, öneriler dile getirilir. Daha iyiyi güzeli hep beraber yakalama adına atılan tüm adımlar, hem toplumumuzun hem ülkemizin kalkınmasında önemli bir kilometre taşı olmasını sağlar.” 

    Erkan, etkinliğe katılan herkese teşekkür etti.

    Konuşmaların ardından kadınların kendi evlerinde hazırlayıp getirdikleri lokmalar pay edildi.

    Dernek bünyesinde kültürel faaliyetlerde yer alan yöresel sanatçılar, Ayşegül ve Ersin Eryılmaz çiftinin söyledikleri türküler ve halaylarla program sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Avrupa Alevi Hareketi’ne yönelik karalama kampanyası için araştırma önergesi

    Avrupa Alevi Hareketi’ne yönelik karalama kampanyası için araştırma önergesi

    PİRHA – HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu Alevi Çalışma Birimi’nde yer alan milletvekilleri Zeynel Özen, Ali Kenanoğlu ve Kemal Bülbül Avrupa Alevi Hareketi ile ilgili başlatılan karalama kampanyası ve asılsız iddialarla ilgili TBMM Başkanlığı’na araştırma önergesi verdi.   

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Halklar ve İnançlar Alevi Çalışma Birimi’nde yer alan Ali Kenanoğlu, Zeynel Özen ve Kemal Bülbül Avrupa Alevi Hareketine yönelik karalama kampanyası ve asılsız iddialarla ilgili ‘Hodri Meydan’ diyerek TBMM Başkanlığı’na araştırma önergesi verdi.

    TBMM’ye verilen önergede “Avrupa Alevi Hareketi’nin yabancı devletlerin güdümüyle, ülkemizde ve Avrupa’da “Ali’siz Alevilik”i yayarak Türkiye’yi bölmek için faaliyetler yürüttükleri yönünde mesnetsiz iddialar ileri sürülmektedir” denildi.

    Açıklamada, 2014 yılında iktidar partisi lideri tarafından dile getirilen ve gündem olan bu ithamları doğrulayan tek bir somut verinin bugüne kadar Türkiye kamuoyuyla paylaşılmadığı vurgulandı.

    “Yakın zamanda bir TV kanalında yayınlanan programda, iktidarla senkronize hareket eden bir kesimin temsilcisi tarafından, Avrupa Alevi Hareketi’nin başka ülkeler adına, Türkiye’yi bölmek için ajanlık faaliyetlerinin olduğu iddiası tekrarlandığı belirtilen araştırma önergesinde, şunlar kaydedildi:

    “Ajanlık faaliyetleri yürütüldüğü iddia edilen birçok Avrupa ülkesinde cemevlerinin ibadethane kategorisinde kabul edilmesinin yanı sıra talep gelmesi durumunda, Aleviliğin okullarda ders olarak verilmesi de mümkün kılınmıştır. Alevi toplumunun anavatanı olan ülkemizde ise tam aksine hiçbir sosyal, kültürel ve inanç hakları tanınmamaktadır. Bu haklara dair talepleri dile getiren Alevi kurumlarına karşı da sürekli itham edici bir tutum sergilenmektedir. Hatta Avrupa’da yaşayan Alevilerin hak eşitliği kapsamında elde ettikleri kazanımlar, “Ali’siz Alevilik”, “yabancı devletler adına ajanlık faaliyetleri yürütmek” vb. ithamlarla itibarsızlaştırılmakta ve bu yolla bu kazanımların Türkiye adına örnek teşkil etmesinin önüne geçilmeye çalışıldığına dair ciddi şüpheler mevcuttur. Daha da vahimi, bu iddialar neticesinde Alevifobi’nin ateşi yakılarak nefretin öznesi haline getirilen Alevilerin evlerinin işaretlenmesi ve cemevlerinin sık sık saldırılara uğraması gibi çeşitli nefret suçlarının gerçekleşmesine müsait bir ortam yaratılmaktadır.”

    “TOPLUMU KUTUPLAŞMAYA SEVK EDİYOR”

    İnançsal hak taleplerini dile getiren ve bu konuda yaşadıkları ülkelerde çeşitli kazanımlar elde eden Avrupa Alevi Hareketi’ne dair iktidar ve beraber hareket ettiği çevrelerin iddialarının açıklığa kavuşturulmasının elzem olduğu ve toplumu kutuplaşmaya sevk ederek, Alevilere yönelik nefret söylemini ve Alevifobiyi güçlendiren, bu iddia sahiplerinin dayanaklarının ne olduğunun ve hangi maksatla bu açıklamaları yaptıklarının anlaşılması amacıyla, Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması açılması istendi.

    PİRHA / İSTANBUL