Etiket: ali balkız

  • Yazar Balkız: ÇEDES’le mücadelede Alevi örgütlerine, velilere önemli görev düşüyor-VİDEO

    Yazar Balkız: ÇEDES’le mücadelede Alevi örgütlerine, velilere önemli görev düşüyor-VİDEO

    PİRHA-Yazar Ali Balkız, Bornova’da bulunan 99 okula imam atanmasına tepki gösterdi. Balkız, bu uygulamalara karşı örgütlü mücadelenin önemine vurgu yaparken Alevi örgütleri başta olmak üzere velilere önemli görev düştüğünü belirtti.

    ÇEDES projesi kapsamında İzmir’deki bazı okullara imam, müezzin, vaiz ve kuran kursu hocası görevlendirilmesine karşı tepkiler artarak devam ediyor.
    Bornova’da bulunan 99 okulda uygulanmak istenilen ÇEDES projesine tepki gösteren Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) önceki dönem Genel Başkanlarından Yazar Ali Balkız, PİRHA‘ya konuştu.

    “BİLİME DAYANAN EVRİM TEORİSİNİ YOK ETTİLER”

    Çocuklara ne verirseniz onu alacaklarını belirten Ali Balkız, “Arkadaşları onu çok etkiler, oluşturur, olgunlaştırır. Bir tane din dersi mecburdu, zorunluydu o yetmedi onun yanına iki üç tane daha koydular. Bu da yetmedi bilime dayanan evrim teorisini yok ettiler. Evrim teorisi bilimdir, bilimin anasıdır. Onun yerine vahiyleri koydular, hala koymaya devam ediyorlar” dedi.

    “TARİKAT YURTLARINDA YAŞANANLARA AİLE BAKANI ‘BİR KEREDEN BİR ŞEY OLMAZ’ DİYOR”

    Balkız, tarikatların türediğinin altını çizerek, “Orada yaşayan ahlaksızlıklar, edepsizlikler, pislikler zaman zaman dışarıya dökülüyor ve bunlara Aile Bakanı ‘bir taneden bir şey olmaz ki’ diyor. Bilmem hangi yurtta, hangi kursta çocukların başına gelen o menfur fiil sonunda bir kereden bir şey olmaz deniliyor. Bir kereden bir şey olmaz denildiği zaman bin kere oluyor, milyon kere oluyor” diye konuştu.

    “İMAMIN YERİ CAMİDİR, ÖĞRETMENİN YERİ SINIFTIR”

    Bütün bu uygulamalara karşı durmanın önce Alevi örgütlerinin sonra çocuğunu okula gönderen velinin, kasabalının, köylünün görevi olduğunu belirten Ali Balkız şöyle devam etti:

    “Ayrıca cami fitne yeri değildir. Orası buluşulan, birleşilen, birlikte yaratana karşı hazır ola geçilen, onunla birlikte vicdanen, ruhen bir gönül alışverişinde bulunan yerdir.
    Geldiğimiz noktada bütün bunlar yetmiyormuş gibi İzmir’de Millî Eğitim Bakanlığı 98 tane imamı okullara nakil etti. Bir imamın yeri camidir öğretmenin yeni sınıftır. Bütün bunlar çağdışıdır, Orta Çağ’da kalmıştır.”

    “UYGULAMALARA KARŞI MI DURACAĞIZ YOKSA ÇOCUKLARIMIZI TEMELLİ KAYIP MI EDECEĞİZ”

    ÇEDES projesi gibi çağdışı uygulamalara karşı örgütlü olmanın önemine vurgu yapan Balkız, “Bu böyle gittiği müddetçe de savaş bitmeyecek, huzur gelmeyecek. Aileler çocuklarına sahip çıkamayacak mı? Yoksa tarihten, insanlık tarihinden öğrendiğimiz çağımızın örgütlenme gibi bir buluşu, bir eylem biçimi, bir organizasyon biçimi ile bu tür saldırılara karşı mı duracağız? Karşımıza yargıçlar da çıkarsalar, savcılar da çıkarsalar, biber gazları da çıkarsalar bunları göze alacağız.
    Çocuklarımızın geleceği, ülkemizin huzuru açısından, aydınlık bir dünyada, hür ve demokrasi içerisinde yaşanan bir dünya mı bırakacağız çocuklarımıza? Yoksa onları temelli kayıp mı edeceğiz? Bu kadar açık bu kadar net.”

    Cebrail ARSLAN-Buse Nehir DEMİR/ANKARA

     

  • Yazar Balkız’dan kayyımlara tepki: Sandığı gereksiz hale getirmenin adımlarıdır-VİDEO

    Yazar Balkız’dan kayyımlara tepki: Sandığı gereksiz hale getirmenin adımlarıdır-VİDEO

    PİRHA-İktidarın kayyım politikalarını eleştiren Yazar Ali Balkız, “İktidar; Anayasa Mahkemesi’ni, Yargıtay’ı, Hakimler ve Savcılar Kurulu’nu, Yüksek Seçim Kurulu’nu kendisine tabi kılmış, emri altına almış” dedi.

    İstanbul Esenyurt, Mardin, Batman, Halfeti, Hakkari Belediyelerinin ardından Dersim ve Ovacık ve Bahçesaray Belediyelerine de kayyım atanması büyük tepki çekiyor.
    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) önceki dönem Genel Başkanlarından yazar Ali Balkız, iktidarın belediyelere kayyım atamasını PİRHA’ya değerlendirdi.

    “KAYYUM, AKP’NİN DİNİ ESASLARA DAYALI DEVLET KURMA PLANININ BİR AŞAMASIDIR”

    Geçtiğimiz dönemlerde de belediye başkanlıklarına kayyum atandığını hatırlatan Ali Balkız, “Bu yeni seçimden sonra da oldu ve daha da olacağa benziyor. Bu her şeyden önce AKP’nin bu bahsettiğim dini esaslara dayalı devlet kurma, laiklikten olabildiğince uzak ve sağlam bir biçimde kurtulma programının, planının bir aşamasıdır. Bu kadar aksak olmasına karşın, bu kadar hilebaz içerikler taşıyor olmasına karşın sandığı bile etkisiz hale getirmenin adımlarıdır” dedi.

    “’SEÇİMLERİN TÜMÜNE KAYYUM ATADIM’ DİYEBİLMENİN İLK AKLI”

    Başkanların seçilmesi için bir neden görmeyen Yüksek Seçim Kurulu’nun başkanlar seçildikten akla sığmayan gerekçeler bulunduğunu belirten Balkız, “Arkadaşları görevden alması o seçmenin iradesini yok sayması sonucudur. Buradan hareketle şu çıkartmada bulunabiliriz; AKP son belediye seçimlerinde birçok belediyeyi kaybetti. Gelecek milletvekili seçimlerinde, parlamento seçimlerinde ya da mevcut sisteme göre cumhurbaşkanlığı seçimlerinde arzu ettiği sonuç çıkmazsa ‘ben tümüne kayyum atadım’ da diyebilmenin belki de ilk aklıdır” diye ekledi.

    “HALKI, HALKIN VİCDANINI UNUTUYORLAR”

    Bu tür projelerin her dönemde var olduğunun altını çizen Ali Balkız, halkın gazabının her şeyi halleden tek ilaç olduğunu belirtti.

    Balkız şunları kaydetti:

    “Protesto ediyoruz, nöbet tutuyoruz, miting yapıyoruz eyvallah. Girebileceğimiz belediyemize bizi almıyorlar hadi ona da eyvallah ama yarın benzer seçimlerde de, büyük seçimlerde de bu tür işler yapmaya kalkışırsa bunun karşısında kim ne yapacak? Var mı bir savcı? Var mı bir yargıç? Var mı bir yayın kurumu? Görünen yok. Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Hakimler ve Savcılar Kurulu, Yüksek Seçim Kurulu, bütün bunların hepsini kendisine tabi kılmış, emri altına alınmış. Bir şeyi unutuyorlar ama halk, halkın vicdanı, halkın aklı, halkın sözü, halkın birleşme ve buluşma gücü… Bunu hep unutuyorlar. Bu topraklar benzerlerini çok gördü. Selçuklu’dan, Osmanlı’dan, Cumhuriyet’ten bu yana çok gördü. Sadece ülkemizde değil komşularımızda da, Avrupa’da da, kıtalarda da çok görüldü bu. Halkın gazabı çok keskindir ve her şeyi halleden tek ilaç.”

    Cebrail ARSLAN-Buse Nehir DEMİR/PİRHA

  • Balkız’dan Alevi örgütlerine eleştiri: Belediyelerden fındık-fıstık istemeye utanmıyor musunuz?

    Balkız’dan Alevi örgütlerine eleştiri: Belediyelerden fındık-fıstık istemeye utanmıyor musunuz?

     

    PİRHA – Eğitimci Yazar Ali Balkız, Muharrem Ayı’nda yapılan aşureler için belediyelerden alınan yardımları eleştirdi. Balkız, “Aşure hizmeti göreceğim, Hz. Hüseyin’i yad edeceğim diye belediyelerden iki kilo şeker, beş kilo yarma, beşer kilo fındık-fıstık istemeye, almaya, o kutsal kazana koymaya utanmıyor musunuz?” diye sordu.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği önceki dönem genel başkanlarından Yazar Ali Balkız, Alevi kurumları ve cemevlerinin, belediyeler desteğiyle aşure yapmasını eleştirdi.

    Eğitimci Yazar Ali Balkız, Muharrem Ayı içerisinde tutulan oruçlar ardından yapılan aşurenin, devlet desteğiyle olmaması gerektiğini ifade etti.

    “UTANMIYOR MUSUNUZ?”

    “Alevi örgütlerinin çok değerli yöneticileri, canlar, dostlar, müsahip kardeşlerim, sözüm size” diyen Ali Balkız, görüşlerini şu cümlelerle paylaştı:

    Canlar, şu günler yas günleri.

    Nedenini, niçinini benden de iyi biliyorsunuz.

    Sevgili Canlar, Arkadaşlar;

    Aşure hizmeti göreceğim, Hz. Hüseyin’i yad edeceğim diye belediyelerden iki kilo şeker, beş kilo yarma, beşer kilo fındık-fıstık istemeye, almaya, o kutsal kazana koymaya utanmıyor musunuz?

    Alevilik bu kadar mı ‘Şehirli’ oldu?

    Sizler; belediyelerden; bize şöööyle güzel bir cemevi yap derseniz, ya da tuğla, çimento vb. isterseniz, yarın ‘en masumu’ sizden oy isterler. Yetinmez içişlerinize karışır; seçimlerde karşınıza yine içinizden aday çıkartırlar. En kötüsü; kendi pişirdiği Aşure’yi halka dağıtırken; Semah hizmetlileri’ni göndermişseniz oraya, Madımak’ta yakılan o gençlerimizin bugünkü devamlıları, semah dönmekteyken, uzaktan ‘Ezan sesi geldi’ diye Semahı durdurmayı kendilerine hak görürler.

    Aşağıdaki fotoğraf 1 Temmuz 1993 Sivas Kültür Merkezi’ne ait. Bunun değerini bilmeyenler bu MEYDANA ÇIKMASIN…”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘ÇEDES gibi projeler ile bir nesil mahvediliyor’-VİDEO

    ‘ÇEDES gibi projeler ile bir nesil mahvediliyor’-VİDEO

    PİRHA-AKP hükümetinin okullara imam atamasına dair değerlendirmede bulunan Yazar Ali Balkız, “İmamlar, anayasasında laik yazan bir ülkenin okullarına  giriyor ve ders anlatıyor. Bir nesil mahvediliyor. Anlaşılıyor ki sınıfları boşaltmadıkça bunun üstesinden gelinemeyecek” dedi.

    AKP iktidarında eğitim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-mezhep’ öncelenerek oluşturuldu. Öğrencilerin ve velilerin tercihlerini görmezden gelen eğitim politikaları nedeniyle, dini eğitimin ağırlığı katlanarak arttı.

    Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından imzalanan, “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi (ÇEDES)” kapsamında okullara “manevi danışmanlık” hizmeti adı altında imam, müezzin, vaiz, din hizmetleri uzmanı ve kuran kursu öğreticisi atanıyor. İlk olarak Eskişehir ve İzmir’de okullara atamalar yapılırken, proje kapsamında tüm illere buna benzer atamaların yapılması planlanıyor. Projeye eğitimciler, veliler ve demokratik kamuoyu tepki gösteriyor.

    Eski Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı/Yazar Ali Balkız, okullara imam atanmasına dair PİRHA‘ya konuştu.

    “BU İKTİDAR ÇEVREYE İLİŞKİN LAF EDEBİLECEK SON İKTİDAR”

    Balkız, AKP iktidarının kireçli bir suyun çevresindeki taşları, kayaları kaplayarak kendine benzettiği gibi, AKP’nin de Türkiye’yi kendi hükümet anlayışına adım adım benzettiğine vurgu yaptı.

    Balkız, ” Eğitim alanında 12 Eylül’den bu yana, 12 Eylül anayasasıyla zorunlu hale getirilmiş olan din dersinin bugün geldiği nokta imamların, müezzinlerin, Kur’an hocalarının çocuklarımızın sınıflarına girecek konuma kadar gelmiştir. ÇEDES, yani ‘Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum’ Hangi çevre? Yani çevreye ilişkin laf edebilecek en son hükümet bu hükümettir. Hangi değerler? Kimin değerleri? İnsanlığa dair değerleri mi, ahlaka dair değerler mi? Evrenselliğe dair değerler mi? Büyüklere saygı mıdır? Emeğe saygı mıdır? Emeğin savunulmasına saygı mıdır? Hürriyet midir, yaşam mıdır? Hangi saygıdan bahsediyoruz?” dedi.

    “İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜNE AYKIRI KARARI ÇIKMASINA RAĞMEN AKP AİHM KARARLARINI YİNE UYGULAMADI”

    Zorunlu din derslerine karşı açılmış Eylem Zengin davasını hatırlatan Balkız, iktidarın AİHM kararlarını birçok davada olduğu gibi uygulamadığının altını çizdi. Balkız, “Alevi örgütlerinin müracaatıyla Eylem Zengin davası, zorunlu din derslerine karşı açılmış olan davadır. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği takipçisi oldu. Benim başkanlığım zamanında da, sonrasında da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidildi ve bu inanç özgürlüğüne aykırıdır kararı çıkmış olmasına karşın AKP bu kararı uygulamadı. AİHM’in kararlarını birçok örneğinde olduğu gibi burada da boş geçti ve uygulamadı. Şimdi yetinmedi o zorlu din derslerinin yanına, seçmeli ders adı altında iki üç tane ders eklediler. Onlar da yetmedi.

    İmam okullarında fizik öğretilmiyor, matematik öğretilmiyor, felsefe öğretilmiyor, mantık öğretilmiyor. Tarih, coğrafya öğretilmiyor orada dine ilişkin, din temelli yan kollar eğitiliyor, öğretiliyor. Oradan mezun olanların da mesleki olarak yapabilecekleri şey camiye imam olmaktır. Ama öyle olmuyor, onun için veliler çocuklarını diğer fen eğitimli, bilim eğitimli okullara okullara yönlendirmeye çalışıyorlar. Ama bu keşke madem ki siz benim okullarıma gelmiyorsunuz, ben öğretmenlerimi, eğitimcilerimi size göndereceğim deyip çocuklarımızın sınıflarına bu kafada insanları gönderiyorlar” diye ekledi.

    “KENDİ İNANIYOR GİBİ GÖZÜKTÜKLERİ DİNİ ÇOCUKLARA ANLATIYORLAR”

    Okullarda verilen bu zorunlu din eğitimlerinin, çocukların hayatlarında nasıl sonuçlar doğuracağına değinen Balkız şunları söyledi:

    “Türkiye’nin bütün çocukları bu okullara geliyorlar. Hangi evden çıkarak geliyorlar? Her çocuğun büyüdüğü bir ev var. O evde bir inanç var, bir kültür var, bir yaşam var, bir algı var, bir anlayış var, bir geçmiş var. Her ailenin bir tarihi var. Bugünkü hali var ve yarına dair düşleri var her ailenin. Bunların içerisinde Aleviler var, Sünniler var, Hristiyanlar var, Yahudiler var, Laik olanlar var, devrimci olanlar var, sosyalist olanlar var, komünist olanlar var, ateist olanlar var. Herkesin çocuğunu alıyorsunuz, oturtuyorsunuz ve ona kendi anlayışınıza göre bu dünyayı, öbür dünyayı anlatıyorsunuz. Dini anlatıyorsunuz. Kendi anladıkları dini kendi inandıklarını ya da inanıyor gözüktükleri dini anlatıyor ve aktarıyorlar.

    “ÇOCUK HANGİSİNE İNANACAK?”

    Ne yapacak çocuk? Okulda öğrendiğini, imamın öğrettiği o din dersine gelen öğretmenin öğrettiklerini götürüp evde annesine, babasına, ablasına, abisine anlatıyor, aktarıyor. Çıkışıyor çocuk ablasına, annesine niye kısa kollu giydiniz diye. Şimdi okul öncesi çocuklar ya da on sekiz yaşına kadar gelmemiş olan genç insanlar, bu tür şeyleri bilimin yoluyla laik eğitimden öğrenirler. Çocuğun okulda öğrendiği ayrı, evde yaşadığı ayrı. Ne yapacak bu çocuk? Hangisine inanacak? Annesinin babasının anlattığına mı inanacak? Sınıfta din dersi öğretmeninin anlattığına mı inanacak? Camiden gelmiş imam efendi, vaiz efendi, Kur’an öğreticisi, müftü yardımcısı laik olduğunu sandığımız, anayasasında laik yazan ülkenin okullarına giriyor ve ders anlatıyor. Kendi dünyasını anlatıyor. Ama o dünya o çocuğun dünyası değil. Bu çocuk hangisine inanacak. Şöyle yapıyorlar hem ona inanıyorlar hem ona inanıyorlar. Okulda imamın anlattıklarına inanıyorlar, evde babasının anlattıklarına inanıyorlar. Yani var ya iki cami arasında kalmış beynamaz sözü, aynen buna kalıyorlar.”

    “SINIFLARI BOŞALTMADIKÇA BUNUN ÜSTESİNDEN GELİNEMEYECEK”

    Eğitimin dinselleşmesi önünde önlemler alınması gerektiğinin altını çizen Balkız, toplu şekilde bu projelere karşı çıkılması gerektiğini belirtti. Balkız, “Bunlar pedagoji bilmez, sosyoloji bilmez, çocuk dünyasını bilmez, ölçme değerlendirmeyi bilmez, yeteneğini, yeterliliğini bilmez. Çocuklar zor durumda kalıyor. Bir nesil mahvediliyor. Sadece Alevi çocukları değil herkesin çocuğunu bu akıl, bu kafa annesinden, babasından, evinden almaya çalışıyor. Başarabilirler mi? Başaramazlar. Ama başaramazlar diye buna nasıl olsa olmaz bu diye de kayıtsız kalamayız, kalmamalıyız. Alevi örgütleri, eğitim kurumları ve veliler buna itiraz ettiler, etmekteler. Mitingler yapıyorlar, yürüyüşler yapıyorlar, dilekçeler veriyorlar, davalar açıyorlar. Yetmez. Türkiye çapında bütün laik çevre, bilimci çevre toptan bir boykota gitmedikçe, sınıfları boşaltmadıkça anlaşılıyor ki bunun üstesinden gelinemeyecek. Geldiğimiz noktada yapılması gereken bu” diye konuştu.

    Buse Nehir DEMİR/ANKARA

     

    İLGİLİ HABERLER:
    > Veli-Der Şube Başkanı Aydın: Okullara imam atanmasına güçlü şekilde karşı koymalıyız-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması bilimsel, laik eğitimi ortadan kaldırır’-VİDEO
    > ‘Dincilik giderek kurumsallaşıyor, itirazları yükseltmek lazım’-VİDEO
    > ‘İmamlar camilere dönsün, okulların psikolojik danışmana ihtiyacı var’- VİDEO
    > ‘Hükümetin temel hedefi adım adım şeriata gitmek’- VİDEO
    > ‘Okullara imam atanmasına karşı mitingler yapacağız, hukuki süreç başlatacağız’-VİDEO
    > ‘Laiklik adına okullara imam atanmasına karşı ortak bir mücadele verilmeli!’
    > ‘Okullara imam atanması herkesi Türk ve Müslüman yapma projesidir’-VİDEO
    > ‘Eğitimin görevi inanç aşılamak değil, çocuklarınızı imamlara teslim etmeyin’- VİDEO
    > ‘Şeriatı getiriyorlar, Türkiye’de ciddi şekilde laiklik kavgası verilmelidir’ -VİDEO
    >‘Okullara imam atanması; siyasetin ilkokula, anaokuluna kadar inmesidir’
    > ‘Türkiye Afganistan’a dönüşüyor, Alevi olmayanlar da bu projeye karşı çıkmalı’- VİDEO
    > ‘Dindar-kindar gençlik yetiştirme projesi, herkesi mücadeleye çağırıyorum’-VİDEO
    > ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefe ve ilkelerinin altına dinamit koymaktır’- VİDEO
    > ‘Okullara imam atanmasıyla gerici bireyler yetiştirmek amaçlanıyor’- VİDEO
    >‘Okullara imam atanması asimilasyondur, değerleri deforme eder’-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması Alevi inancını katleder; çocuklarınıza inancımızı öğretin’-VİDEO
    > ‘Kamusal alan okullar yoluyla dincileştiriliyor; tarikatlar eleman yetiştiriyor’ -VİDEO
    > ‘Okullara imam atanmasına, dini eğitime karşı birlikte mücadele edelim’-VİDEO
    > ‘Türk-islam sentezini hayata geçirmek için yapılmış bir asimilasyon politikasıdır’- VİDEO
    > ‘Okula imam atanması asimilasyondur; aileler tavır göstermeli’-VİDEO
    > ‘Türkiye’de eğitim yağmalanıyor, buna dur demek zorundayız’-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması kadroların siyasal islamcılar tarafından işgal edilmesidir’-VİDEO
    > ‘Seküler kesimin yaşam haklarına müdahaledir; eylem planı oluşturmalıyız’-VİDEO
    > ‘İktidar, dindar nesil yetiştirmek için laik, bilimsel, kamusal eğitimden uzaklaşıyor’-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması Alevilere yönelik asimilasyon ve inkar politikasıdır’- VİDEO
    >‘ÇEDES, Türk ve Sünni Müslüman çocuk tipini yaratma projesi; insan haklarına aykırı’– VİDEO
    >‘AKP, ÇEDES projesiyle toplumsal cehaleti, biatı okullarda aşılamak istiyor’-VİDEO 

    > ‘ÇEDES’le toplum kandırılıyor, Siyasal İslamcılar tarihin en büyük ayıbını yapıyor’ -VİDEO 

  • ‘Kendilerine ev içinden insanları devşiriyorlar; Alevileri kandırabileceklerini düşündüler’

    ‘Kendilerine ev içinden insanları devşiriyorlar; Alevileri kandırabileceklerini düşündüler’

    PİRHA-Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na ülkücü Ali Rıza Özdemir’in atanmasını değerlendiren Yazar Ali Balkız, “Yörükleri, tahtacıları ‘siz öz Alevi, öz Türklersiniz’ diye kandırıyorlar. Ali Rıza Özdemir bunlara hizmet eden, bu yoldan yürüyen biridir. Alevi bir evde doğmuş  ama Alevi değil” dedi. Balkız, tüm katliamlara, baskılara rağmen Alevilerin inancından vazgeçmediğinin altını çizdi. 

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, gece yarısı kararnamesiyle eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun eski danışmanı Ali Arif Özzeybek’in başkanı olduğu Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na ülkücü olarak bilinen Ali Rıza Özdemir’i atadı.
    MHP destekli AKP hükümeti tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı olarak kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na Alevi toplumu açısından tartışmalı bir isim olan ülkücü Ali Rıza Özdemir’in getirilmesi büyük tepki çekiyor.
    Aleviler ve örgütlü oldukları Alevi kurumları, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın da bir asimilasyon merkezi olduğunu başından beri vurguluyor.

    Eski Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı/Yazar Ali Balkız, konuya dair PİRHA’ya konuştu.

    “EV İÇİNDEKİ DÜŞMANDAN KORK”

    Ali Balkız, Alevileri katlederek dize getiremedikleri için asimile etme yolunu seçtiklerini belirterek, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın bunun için bir araç olduğuna vurgu yaptı.

    Balkız, “Osmanlı döneminde, Alevileri ve diğer toplulukları onlara göre yoldan çıkmış rafızi, mürtet, dini terk etmiş toplulukları yola getirmenin, dize getirmenin bir tek yolu vardı, katletmekti. Her katliama onlar da kitlesel olarak isyan ediyorlardı. İsyanlar çıkıyordu. Yıllar boyunca böyle devam etti. Cumhuriyet döneminde bu katletmenin yanına bir şey daha eklendi, asimile etmek. Yani bir elinde yine kılıç öbür elinde yine havuç. Tavşan meselesinde olduğu gibi” dedi.

    Hükümetin kendilerine ‘ev içinden’ insanları devşirdiklerini söyleyen Balkız, devamında şu ifadeleri kullandı:

    “AKP hükümeti baktı ki Alevileri Cumhuriyet tarihinde katletmekle durduramıyorlar, kendilerine benzetemiyorlar, vazgeçiremiyorlar. Bunun yanına onlara göre güya daha insani ama aynı sonuca çıkacak olan, benzer bir katliam sonucunu doğuracak olan asimile etme yolunu ve yöntemini seçtiler. ‘Siz Müslümansınız, Ali’yi benim gibi severseniz benden daha Alevi yoktur’ gibi şeyler söylüyorlar. Bizim kimi Aleviler de asıl Müslüman biziz, Kur’an-ı Kerim bize indi gibi değerlendirmeler yapıyorlar.
    Ama Alevileri çağımızda iktidar daha geçmiş yıllarda görülmedik bir biçimde asimile etmenin, kendilerine benzetmenin yollarını arıyor, deneyler yapıyorlar. Bunlardan biri de  cami cemevi projesiydi. O tutmadı. Alevilerin çok büyük kitlesel ve şanlı bir direnişleriyle karşılaşıldı. Arkasından o proje FETÖ kalkışmasıyla birlikte ortadan kalktı gibi gözüküyor ama hayır hala değil. Çünkü bu kez Kültür Bakanlığı çatısı altında Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdular. Ve bu kurum aracılığıyla Türkiye’nin bütün bölgelerinde, bütün kentlerinde, bütün kaymakamlıklarında, bütün köylerinde Alevileri arıyorlar, cemevlerini arıyorlar, buluyorlar, dedeleri arıyorlar, buluyorlar, Ocakları arıyorlar, buluyorlar ve onları tatlı dilleriyle, adında da Alevi ve Bektaşi cemevi var ya, bu çatı altında onları ehlileştirmeye, kendilerine benzetmeye çalışıyorlar. Kendilerine benzetmeye yalancı ve yalan bir külah giydirmeye çalışıyorlar. Böyle bir kurumu onun için kurdular. Bunu kurarken de kimi Aleviler de ne yazık ki Hz. Ali’nin katlinden, Hz. Hüseyin’in katlinden, Pir Sultan’ın katlinden örneklerde olduğu gibi, kimi Alevileri de kendilerine yandaş alarak, kandırarak, para vererek, pul vererek, maaş, unvan vererek, kartvizit vererek, kendilerine ev içinden insanları devşiriyorlar. Onun içindir ki Hünkâr Hacı Bektaşi Veli ‘ev içindeki düşmandan kork’ der. Düşman nasıl olsa düşman onu biliyoruz. Ama evin içindeki, evi de bilen olduğu için kullanılacak iyi bir asimilasyonun aracıdır.

    Şimdi bu kurumu Süleyman Soylu’nun İçişleri Bakanı olduğu dönemde onun ya da devletin ona verdiği bir plan ve proje çevresinde Türkiye’deki bütün cemevlerini gezdiler, biliyoruz. Kendilerine uygun bir başkan seçtiler oraya. Ali Rıza Özdemir diye birini getirdiler.”

    “‘SAF KAN ALEVİLİK’ DENİLEREK ALEVİLER KANDIRILIYOR”

    Yazar Balkız, avlanırken kınalı kekliklerin ehlileştirilerek diğer keklikleri avlamak için kullanıldığını hatırlatarak, Ali Rıza Özdemir’in başkanlığa getirilmesini bu örneğe benzetti. Balkız, şöyle devam etti:

    “Bu adam (Ali Rıza Özdemir) Alevi bir evde doğmuş ama Alevi değil. Bu adam Türkçü, ırkçı, MHP’li. Mutlaka gençlik yıllarında da komandodur, şimdi de böyle bir görevin başında. Alevileri kandırabileceğini düşündüler. Avda kınalı keklikler vardır bilir misiniz? Keklik terbiyelidir. Avcılar onu terbiye etmişlerdir. Onu bir taşın arkasına gizlerler. O öter, onun sesine öbür keklikler gelir. Ve onları hemen yakalarlar. Bu kınalı kekliktir işte. Alevilere gelin gelin diyecek ve menzile girince de avlayacak bir adamdır. MHP’nin bu genel taktiğidir. Bakın bütün Toroslar’da, bütün Toros Dağları’nda, bütün Ege’deki yüksek dağlarda tahtacıları, yörükleri, ‘siz öz Alevi, öz Türklersiniz’ diyerek kandırıyorlar. ‘Toros Dağlarında, yaylalarda kalmışsınız. Şehre de inmemişsiniz. Başka ırklardan başka milletlerden kimselerle evlenmemişsiniz. Birbirinizle çoğalmışsınız, saf kansınız. Siz Türklüğünüzle övünün, şehirdekiler bozulmuştur. Rumluk vardır, Ermenilik vardır, şu vardır, bu vardır, Kürtlük vardır, ama siz tertemizsiniz’ diyorlar. Bu çok enteresan bu malzemeyle, bu yolla onlardan oy alabiliyorlar. Hala alabiliyorlar. Ali Rıza Özdemir de bunlardan biridir. Bunlara hizmet eden, bu yoldan yürüyen biridir. Ama bu da kar etmeyecek”

    “ALEVİLER ASLA YOLUNDAN VAZGEÇMEMİŞ”

    Yazar Ali Balkız, Aleviliği ister Orta Asya’dan alalım ister Horasan’dan alalım, ister Dicle Fırat boylarından alalım, Mezopotamya’dan alalım, ister Pir Sultan’dan, ister Kerbela’dan alalım var olduğu müddetçe neler yaşamış ama asla ve asla yolundan vazgeçmemiş. Çünkü akıl yolu, bilim yolu, insanlık yolu, sevgi yolu, bilim ve çağdaşlık zalime karşı çıkmak, zulme karşı çıkmak, mazlumun yanında olmak, imece yapmak, paylaşmak, bölüşmek, dünyayı sevgiye boğmak, barış içerisinde yaşamak gibi bir felsefenin taşıyıcıları ve yaşayıcıları olduğu içindir ki yok olmamış ve olmayacaktır dedi.

    Buse Nehir DEMİR/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:

    Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na Ali Rıza Özdemir getirildi
    > ‘Özdemir, ülkücü faşist bir gelenekten geliyor; Alevilere vereceği bir şey yok’
    >‘Aleviler olarak ne kadar büyük bir tehlikenin içerisindeyiz, hatırlatıyorum!’
    >“Resmi kurumlar inancımızı temsil edemez; yeni Balım Sultanlar kabulümüz değildir”
    > ‘Cemevi Başkanlığı, Alevi örgütlerine, pirlerine, yoluna atanmaya çalışan bir kayyumdur’- VİDEO

    >‘Ali Rıza Özdemir, AKP’nin Alevileri asimilasyon politikasını en iyi uygulayan kişilerden biri’

  • Ali Balkız’dan Sivas Katliamı Davasına katılım çağrısı

    Ali Balkız’dan Sivas Katliamı Davasına katılım çağrısı

    PİRHA-Alevi Aydın Ali Balkız, 14 Eylül’de Ankara’da görülecek olan Sivas Katliamı Davasına katılım çağrısında bulunarak davanın önemine vurgu yaptı.

    Sivas’ta düzenlenen Pir Sultan Abdal şenlikleri sırasında Madımak Otelinde 33 sanatçının yakılarak katledilmesine ilişkin görülen dava zamanaşımı sınırına geldi. 14 Eylül Perşembe Günü Ankara’da görülecek olan davada karar verilmesi bekleniyor. Yazar Ali Balkız 14 Eylül’de görülecek duruşma için çağrı yaptı.

    “KATİLLER SERBEST KALIRSA KATLİAM PLANLARI YAPMAYA DEVAM EDECEKLER”

    Duruşmaya katılmanın hayati değer taşıdığını vurgulayan Balkız, “Bilirsiniz Sivas duruşmalarının her biri kendince çok önemliydi ancak yarınki dava çok daha önemli çünkü bu suçun yani Madımak Katliamı suçunun insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğunu savunuyoruz. Ancak bu karara henüz varılmış değil, bu karara varılmaz ise eğer çok yakın geçmişte de gördüğümüz gibi devlet Sivas Katillerini tek tek serbest bırakacak ve onlar Sivas sokaklarında, Ankara sokaklarında, aramızda gezmeye ve yeni katliam planları yapmaya devam edecekler. Bu nedenle yarın, ayın 14’ünde saat 2’de Ankara Adliyesi’nde olan duruşmaya gelmemiz, orada bulunmamız, birbirimizin elini tutmamız, birbirimize destek vermemiz son derece hayati değer taşımaktadır” diye ekledi.

    ANKARA/PİRHA

  • Karabudak: Devlet cemevlerine el atarsa Alevilik ölür, Alevilik ölürse hakikat ölür-VİDEO

    Karabudak: Devlet cemevlerine el atarsa Alevilik ölür, Alevilik ölürse hakikat ölür-VİDEO

    PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi Anafatma Cemevi’nde devletin Aleviler üzerinde uygulamak istediği asimilasyon politikalarına ilişkin basın toplantısı düzenledi. DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak, “Gerçekten samimi olunsa demokratik bir Anayasa ile bu topraklarda yaşayan tüm ötekileri, tüm halkları bir arada tutan, onların haklarını veren, inançlarına saygılı olan bir iktidar olur” dedi.

    İktidarın, Aleviler üzerinde uygulamak istediği kendi Alevilerini yaratma projelerine tepkiler gelmeye devam ediyor. DAD Ankara Şubesi de düzenlediği basın toplantısında devletin uygulamak istediği politikalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Basın toplantısına kurum Başkanları, Alevi aydınlar ve yurttaşlar katıldı. Açıklamayı DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak yaparken Yazar Ali Balkız da konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    “EN FAZLA ÜÇ BEŞ DÜŞKÜN İLE YOL YÜRÜRSÜNÜZ”

    Geçmişte kıyımlara, katliamlara hedef olan Alevi toplumunun Cumhuriyet döneminden itibaren asimile edilmeye çalışıldığına vurgu yapan Karabudak, “Geçmişten bugüne süren kıyım, katliam politikalarına asimilasyon politikaları eklenmiştir. Siyasal iktidar dönem dönem Alevileri yanında tutmak istemiştir. Şimdi de kurmuş olduğu Kültür Bakanlığına bağlı Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı da Alevileri asimile etmek için yoğun bir çaba içerisindedir. Biz bunu kabul etmiyoruz” dedi.

    Başkanlıktan kendilerinin arandığını aktaran Karabudak, şunları ifade etti:

    “Konunun ne olduğunu sorduğumuzda ihtiyaçlarınızın listesini alalım, dede ihtiyacınız var ise dede tayin edelim, kadro verelim dediler. Biz kabul etmedik. Çünkü bu inanç, kadimden bugüne ocaklarına, cemevlerine sahip çıkan Alevilerin kendi lokmaları ile buralara çıkmışlardır. Devletin bu projesini kabul etmiyoruz. Bunun Alevilerin iyiliği için yapıldığını düşünmüyoruz. Gerçekten samimi olunsa demokratik bir anayasa ile bu topraklarda yaşayan tüm ötekileri, tüm halkları bir arada tutan, onların haklarını veren, inançlarına saygılı olan bir iktidar olur. Buradan devlete sesleniyoruz; bu şekilde Alevileri kazanamazsınız. En fazla yanınızda tuttuğunuz üç beş düşkünle beraber yol yürürsünüz. Onların yanında olan sözüm ona Alevilere sesleniyoruz; sizler orada durarak bir paraya tamah edip yolunuzdan çıkmanız doğru değildir. Devlet cemevlerine el atarsa Alevilik ölür, Alevilik ölürse hakikat ölür.”

    “ÇEDES PROJESİ İMAM ATAYARAK SİSTEMİN İDEOLOJİSİNİ YAYMA POLİTİKASIDIR”

    Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi (ÇEDES)’nin mevcut iktidarın kendi ideolojisini yayma politikası olduğunu belirten Karabudak, 16 Eylül’de İzmir’de yapılacak miting için çağrı yaparak, “Bir ÇEDES projesi var. Bu da başka türlü bir asimilasyon politikasıdır. Diyanet İşleri Başkanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın beraber ortak projesidir. Okullara vaiz, imam atayarak sistemin ideolojisini yayma politikasıdır bu. Bununla ilgili ‘laik, bilimsel eğitim’ mitingi adı altında İzmir’de miting yapacağız buradan tüm canlarımızı mitinge davet ediyoruz” diye konuştu.

    “KATİLİ AFFETMEK KATLİAMA ORTAK OLMAKTIR”

    Madımak Katliamı tutuklusu Hayrettin Gül’ün Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından affını hatırlatan Karabudak, ”Bundan birkaç gün önce Madımak katillerinden birini Cumhurbaşkanı affetti. Cezaevinden çıkardı. Bu da ayrı bir devlet politikasıdır. Cezaevinde yüzlerce hasta tutsak varken, halkın iradesi ile seçilmiş siyasetçiler esaret altındayken cezası kesinleşmiş bir katili affetmek katliama ortak olmaktır” şeklinde konuştu.

    “16 EYLÜL MİTİNGİNE KATILMAK HEPİMİZ İÇİN BİR GÖREV OLMALI”

    Karabudak’ın açıklamasında sonra konuşan Yazar Ali Balkız ise 16 Eylül İzmir mitingine çağrı yaparak şunları söyledi:

    “Asıl büyük yıkım Anadolu’da ve kırsal kesimde yaşanıyor. Biz göçtük geldik kente ama köyde kalanlar bir başlarına, yalnız kaldılar ne yazık ki. Cem olmayınca, cemaat olmayınca, ocaklar olmayınca, pir talip ilişkisi bozulmuş, Aleviler Alevi gibi yaşama geleneklerinden, göreneklerinden uzak kalınca korumasız kaldı. Devlet bunu çok iyi kullanıyor. Neredeyse her köyde bir istihbaratçısı ve ihbarcısı var. Kalan köylüler neye ihtiyaçları varsa yol, su, kredi, ürünü satmak gibi her ihtiyaçlarını gidip kaymakama dillendirdiklerinde hemen önlerine camii yapın ki yolunuz açılsın, Kültür Bakanlığı’nın kurduğunu kurumla ilişkileriniz olsun ki hizmet size gelebilsin gibi bir önerilerle karşılaşıyorlar. Eylül’ün 16’sında İzmir’de Gündoğdu meydanında büyük bir miting var bu mitingde olmak, benzer etkinliklerde olmak hepimiz için bir görev olmalıdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Alevi yazarlar, Esat Korkmaz’ı anlattı: İlkeliydi, üretkendi, mücadeleciydi- VİDEO

    Alevi yazarlar, Esat Korkmaz’ı anlattı: İlkeliydi, üretkendi, mücadeleciydi- VİDEO

    PİRHA – Araştırmacı-Yazar Esat Korkmaz’ın Hakk’a yürümesinin ardından, Alevi yazarlar, gazeteciler, kurum temsilcileri PİRHA’ya konuştu. Alevi aydınlar, Esat Korkmaz’ın Alevi toplumunda emeğinin büyük olduğuna dikkat çekerek, yokluğunun toplum için büyük bir kayıp olduğunu ifade ettiler. 

    Araştırmacı-Yazar Esat Korkmaz’ın Hakk’a yürümesi büyük üzüntü yarattı. 29 Temmuz Cumartesi günü saat 12.00’de Şahkulu Sultan Dergahı’ndan Hakk’a uğurlanacak olan Korkmaz için Alevi Yazar Ayhan Aydın, Alevi Bektaşi Federasyonu Eski Genel Başkanı ve Yazar Ali Balkız, Gazeteci ve Alev Yayınları Yöneticisi Ahmet Koçak, Yazar Erdoğan Aydın, Gazeteci Attila Taş ve Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, Esat Korkmaz’ın Hakk’a yürümesine ve tanık oldukları yaşamına dair PİRHA’ya konuştular.

    “ESAT KORKMAZ GİBİLER BU ÜLKENİN ŞANSIDIR”

    Yazar Ayhan Aydın, “Esat Korkmaz bize çok şeyler vermiştir” diyerek şunları kaydetti:

    “Sosyalist devrimci bir geçmişi olduğunu biz biliyoruz, zorlu yıllardan geçtiğini, hapishanelerde kaldığını, işkencelerden geçtiğini de biliriz. Bunları dile getirmezdi ama yazılarıyla geçmişin tanıklıklarıyla, kafa tutan günleriyle sayısız eserlerinde biz bunların izini sürebiliyoruz. Aleviliğin- Bektaşiliğin temel değerlerini değer bildi, öğretilerini öğreti bildi. Yorumu, görüşleri farklıydı ama hiçbir zaman ahlaki değerler bakımından köklerinden koparmadan ruhunu zedelemeden Aleviliğin, Bektaşiliğin öz değerlerini bize taşımıştı bir düşünür edasıyla. Esat Korkmaz bize çok şeyler vermiştir. Vadilerimizde, ovalarımızda, dağlarımızda onun o güzel çalışmaları, Alevi Bektaşi varlığı yaşadıkça yaşayacaktır. Ormanlarımızı kesiyorlar, su kaynaklarımızı kurutuyorlar. Bizi Şii-Sünni otoriteler içerisinde eritmek istiyorlar. İşte Esat Korkmaz gibiler bu ülkenin şansıdır, ses bayrağıdır. Dolayısıyla onun yazdığı eserler geleceğe emanettir, selam olsun diyorum O’na. Doksanlı yıllardan bu yana bitmez tükenmez bir dostluğumuz vardı. Anısı anımız, yolu yolumuzdur. Her zaman içinde üretenden yanaydı, yaratandan yanaydı güzel bir insandı.”

    “DAHA ÇOK ÜRETECEĞİ ŞEYLER VARDI”

    Alev Yayınları Yöneticisi Ahmet Koçak da, Korkmaz’ın daha çok üreteceği şeyler vardı diyerek şunları söyledi:

    “Esat abi ile yaklaşık 30 küsür yıldır tanışıyorum. Doksanlı yılların başlarında tanışmıştım. O günden bugüne dostluğum ilişkim sürekli devam etti, son anına kadar devam etti. Benim nezdimde Esat Korkmaz ilkeli, savunduğu değerlerin arkasında duran, sonuna kadar eleştirilere açık ama doğrularından da elinden geldiğince taviz vermeyen bir kişilik bir kimlikte bir insandı. Yıllardır hep şunları söyledik, sanatçılarımız, ozanlarımız, aydınlarımız, gazeteciler üreten insanlara yaşarken değer verelim. Biz yaşarken değer vermesini bir türlü bilmiyoruz. Son bir ay içerisindeki durumu biraz daha ağırlaşmıştı. Özellikle son bir haftadaki aşamasında da ağrısız sancısız geçirdi ve aramızdan ayrıldı. Tabi çok üzgünüm. Yani daha çok üreteceği şeyler vardı.”

    “HEPİMİZ İÇİN ÇOK BÜYÜK BİR KAYIP; HALK ADAMIYDI”

    Yazar Ali Balkız ise Korkmaz’ın alçak gönüllü olduğunu dile getirerek şunları kaydetti:

    “Öyle burnu havalarda olan aydın tiplerinden değildi. Halk adamı idi aynı zamanda. Hiç yorulmadı. Olanak bulduğu her yerde ve zamanda gençleri başına topladı. Onlarla felsefe konuştu, Alevi tarihini konuştu, zahirliği konuştu. Kimiz, nereden geliyoruz, nasıl geldik bugüne? Bugün neyiz, nereye gidiyoruz? Sorularını yanıtladı gençlerle birlikte. Böyle bir öğretmenlik yanı da vardı yazarlığının dışında. Hepimiz için çok büyük bir kayıp. Sadece Aleviler için değil. Gerçeği arayan her kesim için önemli bir kayıp. Ama bize bıraktığı eserler de tesellimiz olsun. Güle güle gitsin yolu açık olsun. Devri daim olsun, devri daim olmanın gereği olarak da geri dönsün. Fazla bekletmesin bizi. Saygıyla, sevgiyle anıyorum, Esat Korkmaz’ı.”

    “ALEVİ DÜNYASI İÇİN BÜYÜK BİR KAYIP”

    Yazar Erdoğan Aydın, “Biz arkadaşlarının hizmet ettiği kurumların, hayatlarına bir şekilde dokunduğu, işte ajansların, televizyon kurumlarının da bu sorumluluk üzerinden daha çok şey yapması gerekir” diyerek Korkmaz’ı şu sözlerle andı:

    “Esat benim çok sevdiğim, değer verdiğim, kendisinden çok şey öğrendiğim, hem insani anlamda, hem siyasi anlamda hem de Alevilik bilinci ve mücadelesi anlamında kendisinden gerçekten çok şey öğrendiğim, benim için çok özel yerde, çok kıymetli bir insandı. Hayatı ilk gençlik döneminden, üniversite yıllarından beri sosyalizm için mücadelede geçmiş, kararlı, inatçı, değer verdiği değerler adına hiçbir dönem çabayı, mücadeleyi kendi kendini onarmayı, aşmayı ihmal etmemiş bir insan. Böyle birden bire onu kaybetmiş olmamız hayatımda da, eminim ki son on yılları boyunca çok büyük katkı verdiği Alevi dünyası açısından da hissedilecek büyük bir kayıp olacaktır. Yani ben de yeni duydum ve her zaman çok sağlıklı, çok dinamik, yaşını göstermeyen, yaşına göre her zaman çok genç duran o hali aklıma geldikçe inanmakta da zorlanıyorum. Ama ne yazık ki kaybettik sevgili Esat Korkmaz’ı. Son otuz yıl boyunca ağırlıklı enerjisini Alevi kimliğinin hak mücadelesine, Aleviliğin ne olup ne olmadığına, Alevi tarihinin nasıl şekillendiğine yoğunlaştırmış bir insandı. Bu konuda gerçekten çok önemli katkılar çabalar sergiledi. İnanın ne diyeceğimi bilemiyorum. Kişisel olarak da çok çok üzgünüm, özellikle ölüm haberini duyunca son altı aydır niçin haberleşmedik? Niçin birbirimizi görmedik diye ayrıca vicdan azabı çekiyorum. Eminim ki varlığı, ruhu o anıları devri daim olacak ve aramızda yeniden güzel şeyler olarak, üretken şeyler olarak yaşamaya, kendini hissettirmeye devam edecek. Biz arkadaşlarının, hizmet ettiği kurumların, hayatlarına bir şekilde dokunduğu, işte ajansların, televizyon kurumlarının da bu sorumluluk üzerinden daha çok şey yapması gerekir diye düşünüyorum. Bu soruşturmayı yapıyor olmanız nedeniyle de Pir Haber’e de ayrıca kişisel olarak teşekkür ediyorum. Başımız sağ olsun. Devri daim olsun. Anısı eserleri, çabası, dostu aramızda daha çok yaşasın diliyorum.”

    “MÜCADELE AZMİ BENİ ÇOK ETKİLEMİŞTİ”

    Gazeteci Attila Taş ise, Nefes Dergisi’nde Alevilikle alakalı ilk yazısını Esat Korkmaz’ın yayınladığını söyleyerek şunları dile getirdi:

    “Esat Hocamın benim için paha biçilmez önemi şuydu: O gerçek bir aydın ve gerçek bir entelektüel idi. Alevi dünyasına bol gelen bir gömleği vardı. Aleviliği doğru anlamak, doğru tanımlama noktasındaki ısrarı, bu ısrardaki tavizsizliği, mücadele azmi beni çok etkilemişti. Derin bir felsefi birikimi vardı Esat Hoca’nın, sadece Alevi Bektaşi araştırmaları üzerinde değil elbette. Araştırmalarındaki felsefi derinlik çok değerli. Şu anda piyasada Alevi Bektaşi kitapları yazarları, araştırmacıları dediklerimize baktığımızda bir çoğunun beş tane kitabı okuyup o kitaptan çıkardıkları özetle bir kitap yazdığını görüyoruz. Çok büyük bir kayıp oldu Esat Hoca. Yani gerçekten söyleyecek bir şey bulamıyorum, çok değerli bir insandı. Kısaca şunu söyleyeyim, Aleviler erenler kervanından bahsediyorsa, Yol’a hizmet edenler kervanından bahsediyorsa o yolun başına konulacak ilk isimlerden biridir Esat Korkmaz. Çok çok büyük bir kayıp. Bu kayıp aynı zamanda Alevi asimilasyonunun hızla ilerlemesine de maalesef bir katkı sunacak. Çünkü Esat Hoca gibi gerçekten mücadeleci, asimilasyona karşı mücadele eden, Yol’u rayından çıkaranlara karşı böyle mücadele eden bir başka aydın, bir başka entelektüel bulunabilir mi? Hiç sanmıyorum.”

    Pir Hasan Kılavuz ise, “Aramızdan ayrıldı, uğurlar olsun ama unutmayacağız. Çalışmalarını işledikçe unutmayacağız. Devri daim olsun. Yıldızlar, ışıklar içinde uyusun” dedi.

    Devrim FINDIK / İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    > Yazar Esat Korkmaz Hakk’a yürüdü

  • Balkız: Belediyelerin bağışı ile aşure kaynatmanın kültürümüzde yeri yok-VİDEO

    Balkız: Belediyelerin bağışı ile aşure kaynatmanın kültürümüzde yeri yok-VİDEO

    PİRHA – Yazar Ali Balkız, devlet kurumlarının, Muharrem ayında Alevi kurumlarına ‘yardım’ adı altında yürüttükleri politikaları eleştirerek, “Çağımızda, ne yazık ki başta iktidar olmak üzere iktidarın diğer temsilcileri de Alevilere büyük bir taarruz halindeler” dedi. Balkız, Alevilerin asimilasyon politikalarına karşı direnmeyi sürdüreceğini kaydetti. 

    Muharrem Orucu bugün 7. gününde. 12. günün sonrasında aşure paylaştırılacak. Bazı Alevi örgütlerinin belediyelerin yardımıyla aşure hazırlaması Alevilerin eleştirilerine neden oluyor.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) önceki dönem genel başkanlarından Yazar Ali Balkız, iktidarın, belediyeler aracılığıyla yaptığı Muharrem Orucu yardımlarına ilişkin değerlendirme yaptı. Balkız, belediyelerin, Muharrem ayı ve aşure için yardımlar yapmasını eleştirdi.

    “HÜSEYİN’İ HÜSEYİN YAPAN BOYUN EĞMEMESİDİR”

    Ali Balkız, Aleviliğin temelinde boyun eğmenin olmadığını vurguladı. Balkız, Alevi toplumunun, zalimin zulmüne boyun eğmemesi gerektiğini belirterek, “Aleviler ve Alevi olmayan vicdan sahipleri şu günlerde oruç tutuyorlar. Oruçlarını Kerbela’da Hz. Hüseyin ve yoldaşlarının, Muaviye oğlu Yezid’in orduları tarafından katledilmiş olmasının anısına, hatırasına tutuyor. İslam için o tarihte siyasi tartışma kimin halife olacağı tartışmasıydı evet ama özünde bu bir siyasal, sosyal ve hiç kuşku yok ki sınıfsal bir özellik taşıyordu. Hz. Ali ve oğlu Hüseyin, Muaviye ve Yezid’e biat etmemişlerdi. Onun üstünlüğünü kabullenmemiş ve boyun eğmemişlerdi ve o yolda da Hüseyin, Kerbela’da öldürüleceğini bile bile atının sırtında gitti. Yakın akrabalarıyla birlikte kanının son damlasına kadar savaştı ve hayatını verdi. Hüseyin’i Hüseyin yapan bu tavırdır, boyun eğmemesidir, zalimin zulmüne evet dememesidir, ona karşı çıkmasıdır. Belki ondan önceki tarihlerde de Spartaküs ve benzer yiğitler vardı. İnsanlık var olduğu müddetçe de olmuştur. Zalimler ve mazlumlar, egemenler ve o egemenlerin yönetme biçimine itiraz edenler olmuştur” dedi.

    “BİR YASTIR, BİR PAYLAŞIMDIR”

    Muharrem Orucu’nun kadim bir anlayış olduğunu belirten Balkız, sözlerine şöyle devam etti:

    “Muharrem Orucu İslamiyet ve Kerbela ile de Aleviliğe intikal etmiştir. Ama Alevilik Kerbela’dan mı başlar, Horasandan mı başlar, Sümerlerden mi başlar, Orta Asya’dan mı başlar, Anadolu’dan mı başlar, Hünkar Hacı Bektaş-ı Veliden mi başlar, Pir Sultan’dan mı başlar; kim nereden başlatıyor olursa olsun temel anlayış hak, hukuk aramak, özgür, laik insan olmak üzerine kurulu isteklerin bir bütünüdür. Muharrem Orucu insanların kendi dilleri, dinleri, kültürleri, coğrafyaları ile kendi yaşam tarzı ve anlayışlarıyla başka uluslarla birlikte barış içerisinde yaşamasının olanaklarını arama eylemidir aynı zamanda. Bir yastır, bir paylaşımdır… Biz sadece bayramı, doğumu, düğünü, güneşi, ayı paylaşmayız, aynı zamanda üzüntülerimizi de paylaşırız, ölülerimizin matemini de paylaşırız, yenilgilerimizi de paylaşırız. Acıları paylaşa paylaşa azaltırız, sevinçlerimizi paylaşa paylaşa çoğalttığımız gibi. Bu bir ritüeldir, bir anlayıştır.”

    “ALEVİLERE SALDIRI HALİNDELER”

    Ali Balkız, Alevilerin kentlere gelmesiyle birlikte yaşayış biçimlerindeki farklılıklara da değindi. Balkız, iktidarın yardım adı altında yaptıkları asimilasyon politikalarını eleştirerek şunları söyledi:

    “Aleviler bunu kadim olarak uzun yıllardan bu yana yapagelmişlerdir ama geldiğimiz şu günlerde, 1950-60’lardan başlayarak Alevilerin kente gelmeleri ile birlikte devletle daha iç içe, Sünni komşuları ile daha kapı komşu oluşları onları kendi yaşam alanlarındaki geleneksel olarak yaşadıkları Aleviliğin artık kent koşullarında yeniden uyarlanması haline getirmiştir. Cemler artık otantik anlamda bildiğimiz cem olmaktan çıktığı gibi oruç tutuşumuz da ne yazık ki kentte özelliklerinden kaybetmiş. Cemde, köyde kimin evinde nesi varsa o getirilir az olandan az çok olandan çok aynı tencereye girer, pişer lokma olur ve canlara dağıtılır. Artan da nüfus başına pay edilir. Yani herkesten varlığına göre alınır, herkese ihtiyacına göre verilir. Bu bize neyi hatırlatır? Aleviler yüzyıllardır bunu yaşarken Karl Marx daha doğmamıştı. Şimdi buradan hareket edecek olursak kentlerde Aleviler oruç tutacaklar, oruçlarını açacaklar, aşure kaynatacaklar ve bunun malzemelerini belediyelerden alacaklar öyle mi? Ya da belediyeler onlara çuval çuval bulgur, yağ, dut, şeker, su gönderecek ve Aleviler bunları kabul edecek. Bunlardan pişen aşureyi lokma yapıp oruç açacaklar öyle mi? Yakışmıyor. Bu doğru değil. Kendi olanakları ne kadar el veriyorsa o kadarı ile yetinmek ama belediyelerin bağışı ile gönderdiği hediyeler ile aşure kaynatmanın bizim kültürümüzde yeri yoktur. Ve ayrıca sadece bununla kalmıyor belediyeler, hükümet de çokça yapıyor bu ve benzeri yardım adı altında aslında denize olta atılmış yem gibi düşünecek olursak güya Aleviler balık onlar da avlayacaklar. Çağımızda, ne yazık ki başta iktidar olmak üzere iktidarın diğer temsilcileri tarafından Alevilere büyük bir taarruz, büyük bir saldırı halindeler.

    “ALEVİLER DİRENİYOR VE DİRENECEKLER”

    Demokratik Alevi Dernekleri, Ana Fatma Cemevi’nin kapısındaki kırıklar bundan 1 sene önce kırıldı. Diğer Alevi örgütleri ile birlikte saldırıya uğrayan bu mekanı tahrip edenler yakın bir zaman önce serbest bırakıldılar. İktidar Alevilere hoş görünmek için Alevi gençlerinden oluşacak gençlik kampları düşünüyor, Kerbela’ya Alevi dedelerini götürüyor. Hükümet, Hacı Bektaş’a Alevileri, Alevi önderlerini, dedelerini, vakıf ve Alevi derneklerini davet ediyor. ‘Onları nasıl yollarından çıkartırız, nasıl kafalarını değiştiririz, görüşlerini bulanıklaştırırız, nasıl asimile ederiz, hangi alanlarla, hangi yöntemlerle, yollarla’ diye düşünüyor. Bu konuda çok deneyimliler doğrusu. Yani Selçuklu’dan başlayarak Osmanlı boyunca devam eden ne yazık ki Cumhuriyet aşamasında da sürmekte olan bir yandan toplu halde ya da bireysel anlamda katliamlar onların yanına bir de barışçıl yolu eklediler. O sopa orada duruyor, ellerinde hazır ama tavşan havuç hikayesinde olduğu gibi havuç uzatarak acaba Alevileri yollarından döndürebilir, terbiye edebilir, yola getirebilir, kendi kervanımıza katabilir miyiz yanıtlarını aramaya çalışıyorlar. Belediyelerin şu günlerde Alevi örgütlerine, cemevlerine göndermek istedikleri ya da göndermekte oldukları aşure malzemeleri de bunun araçlarından biri ne yazık ki.

    Aşurenin bir anlamı var tarihsel anlamdaki misyonu bellidir. Semavi dinler öncesine dayanır. Kerbela ile birlikte de Aleviler, Kızılbaşlar benimsemişlerdir. 12 çeşit maddeden oluşur. Her biri bir kazana giriyor aynı kazanda kaynıyor, artık nohut nohut değil, fasulye fasulye değil, şeker şeker değil hem kendisi hem başkası artık. Kültürlerin, insanların sosyolojik, kültürel anlamda da birbirlerinden alacakları ve verecekleri vardır. Birlikte başka bir şey olurlar; kendi özelliklerini, öz benliklerini korurken aynı zamanda bir ve beraber olurlar. İktidar bunu istemiyor. Ama Aleviler direniyor ve direnecekler.”

    Buse Nehir DEMİR/ANKARA

  • Balkız: 25 Aralık Alevi Kurultayı önemli; Aleviler yanıt yerine artık sözünü söylüyor -VİDEO

    Balkız: 25 Aralık Alevi Kurultayı önemli; Aleviler yanıt yerine artık sözünü söylüyor -VİDEO

    PİRHA – Yazar Ali Balkız, 25 Aralık’ta yapılacak Büyük Alevi Kurultayı’na ilişkin, “Hep bize saldırıyor, biz ise cevap veriyoruz. Yani karşılıklı bir diyalog var. Şimdi ise ‘Biz söz söyleyelim de o yanıt versin’ durumuna dönüştü. O nedenle yapılacak kurultayı önemli buluyorum” dedi. Balkız, Kültür Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı kurulmasına ilişkin de “Buradan büyük kavgalar çıkacak” dedi.  

    Hükümetin, cemevlerini Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlama kararına karşı Alevi toplumunun itirazları sürüyor. AKP-MHP hükümetinin Alevi politikalarına karşı 25 Aralık’ta İstanbul Yenikapı’da yapılacak Büyük Alevi Kurultayı’na çağrılar da devam ediyor.

    “BİR UYKU HALİ YAŞANDI”

    Yazar Ali Balkız, 25 Aralık’ta yapılacak kurultayın önemine vurgu yaparak, Alevi örgütlerinin artık sadece cevap veren pozisyonundan çıktığını ifade etti. Balkız, örgüt kadrolarının artık daha dinamik olduğu vurgusunu da yaparak şunları söyledi:

    “Alevi örgütleri yaklaşık 6 ay önce kurultaylarını yaparak yeni kadrolarını oluşturdular. Daha genç, dinamik, kararlı bir kadro, Alevi hareketini yönetmeye başladı. Hevesli inançlı ve dirençliler. Ama devraldıkları örgütlerde hantallaşmış, dağılmış, sönümlenmiş, olan biteni sadece izlemiş, hatta bazen izleme gereği bile duymamış bir uyku hali yaşandı.
    Alevi hareketi çok büyük bir irtifa kaybetti. Üyelerin örgütlere olan güveni ne yazık ki zedelendi. Fakat yeni arkadaşlarla birlikte güzel işler yapmaya başladılar.
    Benim, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Alevi Bektaş Federasyonu Başkanı olduğum dönemlerdeki o zamana kadar Alevi hareketi hak arama mücadelesi söz konusu olduğunda her kapıyı çalmış, her dilekçeyi alıp meclis başkanından kaymakama kadar gidilmişti. Muhalefetten, iktidar partilerine kadar… Ama bunların bir sonuç getirmediği görülünce ‘dilekçe devri bitti eylem vakti geldi’ kararıyla birlikte sokaklara dökülmüştük. Ankara Sıhhiye’de, İstanbul Kadıköy’de, İzmir’de Gündoğdu semtinde yapılan kitlesel mitinglerle birlikte Alevi hareketi canlanmış, dirilmiş, görünür ve tartışılır olmuştu.”

    “BÜYÜK KAVGALAR ÇIKACAK”

    Ali Balkız, cemevlerine yapılan saldırılar ve ardından AKP iktidarının Alevilere yaklaşımının bir senaryo olduğunun da altını çizdi. Balkız, hükümetin ülke gündemini çarpıtmak adına kimi yollara başvurduğunu belirterek şöyle devam etti:

    “Şehir dışından bir meczup geliyor, önce Türkmen Alevi örgütünün kapısını çalıyor ve kadın görevliyi bıçaklıyor. Ardından Şahı Merdan Cemevine giderek saldırı yapıyor. Oradan Ana Fatma Cemevi’ne giderek camlarını kırıyor ve birkaç saat içerisinde yakalanıyor. Ertesi gün emniyet ‘örgüt yok, kişi var’ açıklamasını yapıyor. Sivas Katliamı’nda da ‘tahrik var, örgüt yok’ demişlerdi.
    Şimdi senaryonun bu bölümü gerçekleşti. 2. bölümde ise iktidar, hemen tepki vererek ‘Aleviler bizim kıymetlimizdir. Onlara yapılan saldırı bize yapılmıştır. Biz bunları engelleyeceğiz’ dedi. Ardından Cumhurbaşkanı Hüseyin Gazi’ye çıktı, yetinmediler Hacı Bektaş’a gitti. Aleviler bunun üzerine ayaklandı, örgütlerimiz cevap vermeye başladı. Alevilik ülkede yeniden konuşulur olmaya başladı ve iş meclise kadar gitti. Torba yasa gündeme geldi, ancak daha o yasa tasarısı komisyona henüz gelmeden o günün gecesinde Cumhurbaşkanlığı kararı ile Resmi Gazete’de yayınlanarak Kültür Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı kuruldu. Şunu söyleyebilirim ki buradan büyük kavgalar çıkacak. Anlattığım bu olaylar önceden planlanmış, roller dağıtılmış ve sahnelenmiş.”

    “25 ARALIK ALEVİ KURULTAYINI ÖNEMSİYORUM”

    “Örgütlerimiz ve onların yöneticileri de ellerinden geldiğince ve zamanları yettiğince süreçten geriye düşmediler” diyen Balkız, “Sadece Alevilerin değil, laiklik, demokrasi ve insan hakları adına umut bağlamış olan bütün kitlelerin adına orada mücadelelerini verdiler. Ama bütün bunlar bir saldırıya tepkiydi” ifadesini kullandı.

    Yazar Ali Balkız, Büyük Alevi Kurultayı’nın neden yapılmak istendiğini ve önemini de şu sözlerle açıkladı:

    “Ben şimdi karşımdaki kişiye bir taş atsam o kişi savunmaya geçer ama ardından o kişi de eline bir taş alarak atar. İşte 25 Aralık İstanbul Yenikapı’daki Alevi Kurultayı bu ihtiyaçtan doğdu. Hep bize saldırıyor, biz ona cevap veriyoruz. Yani karşılıklı bir diyalog var. Her söze bir yanıt… Şimdi ise ‘Biz söz söyleyelim de o yanıt versin’e dönüştü. O nedenle yapılacak kurultayı önemli buluyorum. Hele de bunun ertesinde çok büyük kitlesel mitingler yapılırsa, meydanlardan seslenilirse Alevi olan olmayan bütün yurttaşlar laiklik eşitlik özgürlük adına o meydanlara gelirlerse çok daha başarılı olunacaktır. Bir de işin şu yönü var; cemevlerine yapılan o saldırılar durduk yerde oldu evet. AKP oradan tırmandırdı, 4-5 ayın bütün gündemini doldurdu. Unutturabildiği kadar çarşı pazarı unutturdu. İşsizliği, yoksulluğu, enflasyonu, kanunsuzluğu unutturabildiği kadar unutturdu.
    Bir de şu var; saldırı oldu, buna karşı tepki gösterildi. Bütün bunları ‘bakın görüyor musunuz, önümüzde seçim var ya, bu Aleviler bakın ne yapıyorlar. Ey Sünniler görüyor musunuz bunları’ demek için, Sünnilerin tamamını kendisinin seçmeni haline getirebilmek için buradan Alevi kazananı fokurdatıyor. Bir amacı da o.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Yazar Ali Balkız: O din öğretmeni bilerek nefret suçu işledi, tepkisiz kalmamalıyız-VİDEO

    Yazar Ali Balkız: O din öğretmeni bilerek nefret suçu işledi, tepkisiz kalmamalıyız-VİDEO

    PİRHA – Eğitimci Yazar Ali Balkız, Bursa’da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Mehtap Cengiz’in Aleviler hakkındaki nefret söylemine dair “Bunları siyasal iktidarın talimatı ile yapıyorlar. Bunu bir görev görüyorlar. Sonuçta o öğretmeni o okula müdür yapacaklar. Ama yine de tepkimizi koymak lazım” dedi. Balkız, davaya müdahil olmak istediklerini de söyledi. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) önceki dönem genel başkanlarından Yazar Ali Balkız, Bursa’da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Mehtap Cengiz’in sınıfta Aleviler hakkında sarf ettiği nefret söylemini kınadı. Aynı zamanda eğitimci olan Balkız, söz konusu öğretmenin halen görevde olmasını eleştirdi.

    “NEFRET DİLİ BU KADAR YOĞUN DEĞİLDİ”

    Ali Balkız, okullardaki nefret söylemlerinin geçmişe kıyasla arttığına vurgu yaptı. Balkız, “Burası Ulus dediler” isimli yeni romanında da benzer bir olaya yer verdiğini belirterek şunları kaydetti:

    “Romanda bir öğrencinin Malatya’da 1960-1966 yılları arasındaki süreci anlatılıyor. Orada şöyle bir şey var; din dersi öğretmeni sınıfta, pencere kenarındaki saksıyı işaret ederek ‘bu saksı değil mi çocuklar’ diyor. Öğrenciler ‘Evet öğretmenim’ diyor. ‘Ne güzel çiçek açmış değil mi?’ diyor öğretmen. Öğrenciler de ‘Evet öğretmenim’ diyor. Bu olay lise 1. sınıfta geçiyor ve öğretmen devamında diyor ki ‘Akşamdan buna bir fincan rakı döksek, sabaha başını eğmiş, ölmüş olur değil mi?’ diyor. Öğrenciler, ‘Evet öğretmenim’ diyor ve devamında öğretmen ‘İşte çocuklar Aleviler de böyle yapıyorlar. Akşamdan rakı içiyorlar, gece ne yaptıklarını bilmiyorlar. Ana, bacı, kardeş hepsi birbirine karışıyor’ diyor. Bir Alevi öğrenci elini masaya vuruyor. Sonra yanındaki, onun yanındaki, arka sıradaki; bütün sınıf ayağa kalkıyor. Harun isimli öğretmen şaşırıyor. Ertesi gün itiraz eden öğrenci Malatya’nın yerel gazetelerine gidiyor ve durumu anlatıyor. Sonraki gün bütün Malatya’daki gazeteler ‘Alevi Sünni tefriki’ yani ayrımcılığı manşetiyle çıkıyor. Vali, emniyet müdürü, Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel işe el koyuyor ve ardından Ankara’dan bir müfettiş geliyor. Ve o öğretmeni bir daha Malatya’da gören olmuyor.

    “MİLLİ EĞİTİMİ BU ANLAYIŞ YÖNETİYOR”

    O günden bugüne 50 yıl geçti. O zaman da nefret vardı bugün de var ama bu kadar yoğun değildi. Bu tip öğretmen o kadar çok ki. Ben 1970-1980 yılları arasında liselerde Antakya, Urfa, Adana, Giresun gibi birçok ilde öğretmenlik yaptım. Öğretmenler odasında her teneffüste arkadaşlarla buluşur, gazeteleri, akşamdan radyo haberlerini, siyaseti ya da yaramazlık yapan öğrencileri konuşurduk. Öğretmenler yaptıkları pastaları ikram ederlerdi ama köşede biri otururdu; benzi beti bembeyaz, besinsiz, gözleri çapaklı, ağzı şorikli, üstü ütüsüz, kravatsız bir adam… İşte o din dersi öğretmeniydi. İşte onlar, bugün eğitimi yönetiyor. Lafa karışmazlar, söyleyecek sözleri olmazdı. Zaten öğrenciler de onları adam yerine koymazlardı. Çünkü silik tiplerdi. Ülkede bütün din dersi öğretmenleri öyle miydi bilmiyorum ama benim tanıdıklarım en azından öyleydi. Bugün milli eğitimi bu anlayış ve bu adamlar yönetiyor ve intikam alıyorlar.”

    “MASKE DEĞİŞTİREREK ÜLKEMİZİ BUGÜNKÜ HALE GETİRDİ”

    Ali Balkız, 12 Eylül Askeri Darbesi’nin ardından eğitimle birlikte yaşamda birçok alanın “Tepe taklak” olduğunu ifade ederek, “Kenan Evren güya Atatürkçü. Zaten bütün ihtilalleri yapanlar Atatürkçülük adına darbe yaptılar” dedi. Balkız, günümüz AKP İktidarının da birçok alanda köklü değişimler yapmak istediğine işaret ederek şöyle devam etti:

    “12 Eylül sonrası din derslerinin zorunlu hale getirilmesi ile başlayan süreç bugün anayasanın da hiçe sayıldığı, bu devletin temelinde olan Büyük Millet Meclisinin de neredeyse tasfiye edildiği, adı var kendisi yok hale getirildiği, hem yasaların hem anayasanın hiç mertebesine indirildiği, bir kişinin ağzından çıkan her sözün kanun, yasa olduğu bir evreye geldik. Ve o kişi bu 22 senede kendini gizleyip, demokrat görünerek, maske değiştirerek ülkemizi bugünkü hale getirdi. Bugün artık o kadar büyük tahribat oldu ki Cumhuriyeti Cumhuriyet yapan değerler ve kurumlar anlamında onların hepsi artık yerle yeksan oldu. Eğitimi, orduyu, sağlığı, ulaştırmayı, ziraatı, ticareti; yani her şeyi değiştirdi. Değişmeyen bir tek bol bol yapılan gökdelenler ve camiler oldu.”

    “KİTLESEL TEPKİMİZİ KOYMAK LAZIM”

    Yazar Ali Balkız, Bursa Hürriyet Anadolu Lisesinde görev yapan öğretmenin, bilinçli ve planlı bir şekilde Alevi nefret suçu işlediğinin altını çizdi. Balkız, eşiyle birlikte Mehtap Cengiz hakkında açılan davada müdahil olma isteklerini avukatlara ilettiklerini de belirterek şunları söyledi:

    “Eğitimde ya da hayatın herhangi bir alanında Alevilere yönelik bu tür saldırı yapanlar bilinçli şekilde yapıyorlar. İktidarın, siyasetin talimatıyla bu işleri yapıyorlar. Bunu bir görev görüyorlar. Böylelikle doğrudan tepkiyi ölçüyorlar. Bu sözü söyleyenler büyük bir suç işlediklerini düşünmüyorlar. Allah’ın emrini yerine getirdiklerini, sevap kazanacaklarını, cennete gidebileceklerini düşünüyorlar.

    “BEN VE EŞİM DAVAYA MÜDAHİL OLMA ARZUMUZU AVUKATLARA İLETTİK”

    Söz konusu tepkileri kitleselleştirmeliyiz. Ben ve eşim de avukat arkadaşlara bireysel anlamda müdahil olma arzumuzu ilettik. Kaldı ki bu kadın, ifadesinde söylediklerinden ötürü onur, gurur duyuyor. Sonuçta ne olacak biliyor musunuz? O kadın öğretmeni o okula müdür yapacaklar. Ama tabii bu böyle diye ‘Bir şey çıkmaz bu işten, bu süreç Türkiye’de böyle yaşanacak’ dememek lazım. Tepkimizi koymak lazım. Bu tepkinin de kitlesel olması lazım. Milli Eğitim Bakanlığı’nın, valiliğin, o okulun önünde bütün Aleviler, Sünniler, Kürtler, Türkler, laiklikten, demokrasiden, kardeşlikten ve barıştan yana olan, aydınlık yarınlara dair düş kuran bütün kesimin birlikte o okulun önünde olup el ele verip o öğretmeni protesto etmeleri gerekir. Artık elimizdeki mücadele aracı bu. Yasa, yönetmelik, milli eğitimin temel ilkeleri, ahlak, adap gelenek yok. Toplumu toplum yapan kuralların hiçbiri işlemiyor.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Balkız: Devletin aklı bulanık olduğu sürece daha çok Sivaslar yaşarız!(3)-VİDEO

    Balkız: Devletin aklı bulanık olduğu sürece daha çok Sivaslar yaşarız!(3)-VİDEO

    PİRHA- Yazar Ali Balkız, Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevinde Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler anısına yapılan panelde yaşadıklarını anlattı. Balkız, “Otel temiz artık yakılabilir. Örgüt yok, tahrik var. Bu örgüt yok tahrik var sözü bütün duruşmaları belirledi. Devletin zihni bulanırsa o başlangıçtaki fotoğraflara bakarak biz daha çok Sivaslar yaşarız. O örgüt devlet miydi, devletin içi miydi, yanı mıydı, yarı legal miydi, illegal miydi, bilemiyoruz” dedi.

    Sivas Katliamı’ndan kurtulan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) önceki dönem genel başkanlarından Yazar Ali Balkız, Antalya Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevinde, katliamda yaşamını yitirenler anısına yapılan panelde yaşadıklarını anlattı.

    Belediyenin yapmış olduğu anonsların kitleyi sakinleştirmek yerine daha da ateşlediğini aktaran Balkız, devamında şunları söyledi:

    “O telsizden bir anons daha duydum çok güçlü bir anons Kayseri’den toplum polisi geliyor. İçimizde bir sevinç başladı. Bunları bekliyoruz şehre 10 km yaklaştılarx güzel 5 km yaklaştı, geliyorlar istasyon caddesine girdiler, geliyorlar biraz sonra önümüzde olacaklar derken içeri uzun boylu biri girdi. Mehmet komiseri gördü ve ‘sen ne biçim polisin, bu anasını avradını kızını ….. Kızılbaşları, komünistleri beklemek de sana mı düştü’ diye bağırmaya başladı. Mehmet komiser “saçmalama git Allah aşkına” dedi Mehmet komiser bu kim ya boş verin, Kayseri’den gelenlerden birisi” dedi. O da gitti mi? O da gitti.

    Öncesinde ise birdenbire camiden bir  ezan sesi geldi. Fişi çekersin de bütün ışıklar söner, bütün sesler kesilir ya sus oldular, ezan dinliyorlar, biz de dinledik. Ezan okununca kurtulacağız sandık. Onlar camiye gidecekti, otelin önü boşalacaktı, biz de kurtulacaktık. Dedi ki, arkadaşlar bunlar kazaya duracaklar, kazaya oturacaklar, gerçekten namazı kazaya bıraktılar  gitmediler.

    Merdiven altında soda kasaları vardı. Sait Metin’i görüyordum. Sait kasadan sodayı aldı açtı soda içecek. ‘Sait yapma bunlar sayılıdır izinsiz bizim sodamızı iştiniz derler’ dedim ve Sait kapağını açtığı şişeyi bıraktı. Sait o sodayı bir daha içemedi.

    Işıkları söndürdük bizler görmesinler diye, içeriye üç tane polis girdi, çakmaklarını çaktılar, nasıl bir gözle gördüler bilmiyorum ama onlar aydınlıktan geldikleri için bir ortama alışıyorlar, biz daha net görüyoruz onları, sordular bana “Burada polis var mı?” diye, “Hayır, yok” dedim, çıkıp gittiler. Hemen arkasından bir yüzbaşı geldi “Burada asker var mı dedi?” “Yok” dedim, o da gitti, yangın başladı.

    Otel temiz artık yakılabilir

    Masaları sandalyeleri toplamışlar ters çevirmişler benzin dökmüşler ve o duman, o alev büyük bir hışırtıyla merdiven boşluğundan yalaya yalaya büyük bir canavar gibi yukarı doğru çıkıyor.

    Biz birinci katta her şeyi kaybettik, herkes herkesi kaybetti. Birinci katta karşıya doğru giden tali koridorun ucunda bir ışık görülüyor, o ışığı yöneldik, oksijen var. Haydar arkadaşımız cama bir tekme vurdu ve cam parçalandı. Tek tek aşağı düşmeye başladık önce Ali Yüce’ye eşi Nebahat ablayı, başka yaşlı insanlarımızı oradan tek tek indiriyoruz, sonra da bizler indik.

    İki bina arasında giderek daralan bir açıyla bir boşluk var. Karşıdan balkona 2-3 kişi çıktılar, uzun boylular, ellerinde de 3-4 metre uzunluğunda sopalar var, bize dürtüp, küfürler savuruyorlar. Mehmet öne geçti, uzun balkonun hizasında küçük balkondan bir kişi belirdi, kısa boylu kırpık saçlı bıyıklı. ‘Gelin’ dedi, o sopalı olanları içeriye aldı, kapıyı açtı, balkonundan içeriye girdik. Bir de baktık ki nereden kaçtık nereye geldik, Büyük Birlik Partisi’nin il binası, dışarıda otelin önünde can alıyorsun, otelin arkasında can kurtarıyor.

    Hepimiz geçtik, dönüp otele baktım. Biz o boşluktayken dumanlar yukardan döne döne aşağı doğru iniyor ve dumanın hışırtısına çığlıklar eşlik ediyordu. Birdenbire hiç çığlık sesi gelmemeye başladı, hiç ses yok, hiç ses yok.

    Bizi o beladan kurtaran kişiyi daha sonra öğrendik ki BBP il başkanıymış. O “Sessiz olun” dedi, “Işıkları yakmayın”, ışıkları söndürdük. Bir süre sonra polis otobüsü geldi, bizi oradan alıp emniyet müdürlüğüne götürdüler. Emniyet müdürlüğünün dördüncü katında bekliyoruz. Biri akıl etti, bir liste tutuldu otelde kalanlar kimdir, kaç kişiydi, bunların adları neydi, niye o yok, bu yok onlar bunlar yok, kaç kişiydi onlar. Onlar yok. Peki, onlar ne oldu bilmiyoruz.

    Siyah beyaz televizyonun alt yazıları geçmeye başladı. İsimler okunuyor. Buna can mı dayanır. O gece orada herhalde 35, 40 kişiydik, birbirimize sarıla sarıla, koklaya koklaya, geride ne olduğunu merak ede ede helak olduk ve niye kurtulduk diye kendimizi suçluyoruz, niye bir kişi daha alamadık öyle bir geceyi geçirdik.

    Ertesi gün Sabah ve Zaman gazetesi manşet attılar. Tahrik ve ihmal. Biz tahrik etmişiz efendileri. Ne dinlerine bir şey söyledik, ne ibadetlerin, ne ezanların, ne Kur’anlarına, ne peygamberlerine hiçbir şey söyler miyiz? Biz Pir Sultan’ın evlatlarıyız. Laik ve demokrat insanlarız, biz oraya kavga etmeye gitmedik ki bir kalemimiz var, bir de mikrofonunuz var.

    Ama dışardakilere göre farklı olduğumuz için katledilmemiz için bu sebep yetti: Örgüt yok, tahrik var. Bu örgüt yok, tahrik var sözü bütün duruşmaları belirledi. Sonra TBMM’nde araştırma komisyonu kuruldu, o komisyon hepimizin bilgisine başvurdu, tanıklığımızda başvurdu bildiklerimizi gördüklerimizi hepsini anlattık aktardık ve Sivas’a gidip Sivas’ta da MİT yetkilileri ile görüştüler MİT yetkilileri onlara verdiği ifade şu; “Evet, biz Aziz Nesin aleyhinde gösteri olacağına dair istihbarı bir bilgi aldık, bunu cuma günü öğle saatlerinde emniyette telefonda çıkan kişiye aktardık’ bildirdik.”

    Otelin önündeki o kalabalık emniyet raporlarına göre 15 bin kişi, yaklaşık 200 kişi gözaltına alındı, kimlik bilgileriyle biliyoruz 160’a yakın kişi hakkında dava açıldı, bilgilerini yine biliyoruz. Çırak, işçi, biletçi, garson, amele gibi meslekleri vardı. Bunlar gözlerimizle gördüğümüz ve bildiğimiz için suçluydular ve katildiler. Ama bunları buraya bütün bu teşkilatı kim kurdu? Otelin önünde bir kamyonet dolusu kaldırım taşını kim yığdı, yaz tatili olmasına karşın bütün yurtlar niye doluydu, Sivas’ın hemen Yozgat tarafından girişindeki tesis niye doluydu, hicret koşusu yapılacak adı altında kaç kişi atlet, sporcu kılığı ile getirildi? Saffet Arıkan Bedük o yıllarda Malatya valisiydi. Menzilciler Malatya’dan Sivas’a gitti diye demedi mi? O bildiriyi kim yazdı, kim çoğalttı, kim dağıttı, hala belli değil.

    Bütün bunları bir araya getirdiğimizde çıkardığımız sonuç şu; Devletin zihni bulanırsa, o başlangıçtaki fotoğraflara bakarak daha biz çok Sivaslar yaşarız. O örgüt devlet miydi, devletin içi miydi, yanı mıydı, yarı legal miydi, illegal miydi, bilemiyoruz.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

    İLGİLİ HABERLER

    >‘Bildiriler dağıtılıyordu, çeşitli bahanelerle müslümanlar kışkırtılıyordu (1)

    >‘Şeriat sloganlarıyla saldırıyorlardı; askerler bir anda çekildi, hangi irade askeri çekti?’ (2)

     

     

  • ‘Şeriat sloganlarıyla saldırıyorlardı; askerler bir anda çekildi, hangi irade askeri çekti?’ (2)-VİDEO

    ‘Şeriat sloganlarıyla saldırıyorlardı; askerler bir anda çekildi, hangi irade askeri çekti?’ (2)-VİDEO

    PİRHA- Yazar Ali Balkız, Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevinde Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler anısına yapılan panelde yaşadıklarını anlattı. Balkız,  “Önce Valiliğin önünde toplanmışlar, oradaki anıtı, heykeli kırmaya çalışmışlar. Kitap stantlarını dağıtmışlar. Kimi arkadaşlarımızın gözlerini, kafalarını kırmışlar, kanlar içerisindelerdi. Gelen askerlerse aniden bir emirle geri çekildiler” dedi.

    Sivas Katliamı’ndan kurtulan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) önceki dönem genel başkanlarından Yazar Ali Balkız, Antalya Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevinde, katliamda yaşamını yitirenler anısına yapılan panelde yaşadıklarını anlattı.

    O gün camiden çıkan kalabalığın şeriat sloganlarıyla toplanmaya başladığını ve otele saldırmaya başladıklarını söyleyen Balkız, orada bulunan askerlerin ise aniden gelen bir emirle geri çekildiğini aktardı.

    “CAMİDEN ÇIKANLAR TELAŞLA TOPLANMAYA BAŞLAMIŞTI”

    Balkız tanık olduklarını ve yaşadıklarını şu sözlerle anlatmaya devam etti:

    “O gün öğlene kadar olan programlar devam etti. Öğlen saatlerinde derneğimiz bize yemek fişleri vermişti. O fişlerle işaret edilen lokantalarda yemek yiyorduk. Otel 5 katlı, girişi resepsiyon bölümü. Beş altı basamakla çıkılan bir asma kat var orada kahvaltı salonu var. Sonra soldan sağa koridorlarda karşılıklı odalar dizilmiş şekildeydi. Camiden çıkan insanların lokantanın önünden geçerken telaşları, kalabalıkları dikkatimizi çekmişti. Lokantacı bizi uyardı, aldırış etmeyin, onlara bakmayın, bir şey söylemeyin dedi. O tanıyor tabi kim olduklarını ve ne amaçta olduklarını.

    “DİKTİĞİMİZ HEYKELİ KIRMAYA ÇALIŞIYORLARDI, STANTLARA SALDIRMIŞLARDI”

    Onlar vilayete doğru gittiler. Biz de yemeklerimizi yarım bıraktık ve otele döndük. Telaşla ne oldu, ne bitti ona bakıyoruz. Kültür merkezini aradık, doğrudan oraya gitmişler. Önce Valiliğin önünde toplanmışlar, çoğalmışlar sonra oraya gitmişler. Oradaki anıtı, heykeli kırmaya çalışıyorlar. Kitap stantlarını dağıtmışlar. Kimi arkadaşlarımızın gözlerini, kafalarını kırmışlar, kanlar içerisindeler. İçeride Arif Sağ konseri olduğu için salon tıklım tıklım dolu. Çoluk çocuk dolu, kadınlar, kızlar, gençler, yaşlılar Arif Sağ’ı dinlemeye gelmişler.

    “SALDIRGANLAR ÖNCE VİLAYET ÖNÜNE SONRA OTELE GELDİLER”

    Kitap stantlarının başında görevli olan 10-15 görevli olan çocuklar vardı. Onlar gelen saldırıyı püskürtmeye çalışıyorlardı, içerideyse büyük bir korku vardı. Onlardan gelen taşları alıp onlara atıyorlardı. Polis araya giriyor saldırganları uzaklaştırıyordu. Saldırganlar oradan tekrar vilayetin önüne geldiler. 10-15 dakikalık bir yürüyüş yolu. O fırsattan yararlanarak kültür merkezindeki o büyük kalabalık otobüslere biniyor ya da yaya olarak orayı boşaltıyorlar. Katiller alıcısını arıyor ya da başka bir şey arıyorlar. Aradıkları şeyin Madımak Oteli’nde olduğu anlaşıldı. Otelin önünde toplandılar. Emniyet teşkilatına göre 15 bin kişilerdi. Saatler ilerliyor, saatler ilerledikçe de sayıları artıyordu. Koro halinde coşkulu bir biçimde sloganlar atıyorlardı, hiç unutamadığımız sloganlar.

    “ŞERİAT SLOGANLARI ATIP, TAŞLARLA SALDIRIYORLARDI”

    ‘Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak’, ‘Laiklik gidecek, şeriat gelecek’, ‘Muhammed’in ordusu laikleri korkuttu’ gibi. Onun için daha iki gün önce dedi ya Tayyip Bey, ‘Artık laiklik tartışması bitmiştir’ diye. İlan etti o varsın anayasada olsun önemi yok. ‘Şerefsiz vali, şeytan vali’ gibi sloganlar da atıyorlardı. Doğrudan Alevilere ilişkin, Pir Sultan’a ilişkin, Alevi değerlerine ilişkin herhangi bir slogan yoktu. Bir taş geldi büyük camı parçaladı. Artık girişteki resepsiyon bölümünde kalamaz olduk. Bir taş daha, bir taş daha… Etrafımızı tuttular ama Sivas’ta, karakollarda ilçelerde ne kadar polis varsa hepsi toplanmış, gelmişti. Ancak o azgın kalabalığın etrafında çok zayıf ince bir el ele tutuşarak zincir oluşturmuşlardı sadece. Onun içerisinde muhafaza ediyorlar. Ne mücadele ediyorlar ne korkutuyorlar ne sis bombası atıyorlar ne ses bombası atıyorlar ne de havaya ateş açıyorlar ne de coplarıyla vuruyorlardı.

    “ERDAL İNÖNÜ ‘SİZİ KURTARACAĞIZ’ DEDİ”

    O kalabalıkta derneğimizin üçüncü başkanı Muhsin bey arkadaş, kalabalığı yararak, yan kapıdan çıktı ve Valiye gitti. Ona durumu anlattı. Yine aynı kalabalığın içerisinden geri otele geldi, bizi buradan tahliye edecekler dedi. Daha sonra uzun boylu bir kişi geldi. Kendisini tanıttı, Kültür Müdürlüğü’nde müdür yardımcısıydı. Hani otobüs dedik, otobüs yoktu. Santralden Aziz Nesin, Erdal İnönü’yü buldu, onunla konuşuyordu. ‘Erdal Bey, Erdal Bey, avizeyi kaldırıyorum, bu duyduğun ses kapımızın önünde birikmiş olanların slogan sesleri. Şu seslerde camların kırılma sesleri. Bizi kurtarın’ dedi. Erdal İnönü de, ‘Lütfen endişe etmeyin sizi kurtaracağız’ dedi. Yanımızda iki polis vardı. Aziz Nesin’in koruma polisleri. Biri Mehmet komiserdi. Birkaç gün önce konuştum onunla, yad ettik birbirimizi. O bir polis değildi, o bir insandı. İnsan gibi bir insandı. Bir de onun yanında uzun namlulu silahı olan bir koruma polis vardı. O ikide bir kaçıp kaçıp gidiyordu. Mehmet komiser çağırıyordu, geliyordu. Arkadaşlar dedi ki, şunun elinden şu silahı kapalım. O adam gitti ve bir daha da gelmedi.

    “KOMUTAN ORAYA GELEN TÜM ASKERLERİ BİR ANDA GERİ ÇEKTİ; HANGİ İRADE ÇEKTİ?”

    Sonraki günlerde, aylarda, yıllarda şu aşağıya dizilmiş olan otel içindeki fotoğraflar var ya o fotoğraflardan anladık ki kızlar birbirlerinin saçlarını örüyorlar can sıkıntısından. Asaf Koçak da onlara mızıkası ile bestelerini ve Mozart’ı çalıyor. Doğrudan Emniyet Müdürü Vali’den izin istedi. ‘Vali bey güç kullanmak istiyorum izin verin’ dedi. Biz duyuyoruz konuşmaları tabi. ‘Hayır dedi, güç kullanmayın. Ben tugayla görüştüm. Sivas’ı bilenler bilir. Temel tepeden hemen 10- 15 metre mesafede oradan askerler gelecek kurtaracaklar sizi. Ha şimdi pencereden bakıyorum askerler geliyor’ dedi. Daha sonra video kayıtlarından gördük ki, asker geldi otelin kapısına, 20 metre kadar yaklaştı. Kalabalık askerleri ablukaya aldı. Tempo tuttular ‘En büyük asker bizim asker, Asker Bosna’ya’ diye. Bu 7- 8 dakika sürdü sürmedi. Daha sonra bu adam askerleri aldı ve gitti. Demek istedi ki, buyurun ne yaparsanız yapın, bunları sizin insafınıza, sizin elinize bırakıyoruz. Yaptığı buydu. O komutana o emri kim verdi? Hangi irade askeri oradan çekti?

    “BELEDİYEDEN ‘HEYKEL KALDIRILMIŞTIR’ DİYE ANONSLAR YAPILDI” 

    Bugün olmuş hala bilen yok, bilinmiyor. Büyük olasılıkla da bilemeyeceğiz. Yine bir dalgalanma oldu alanda. Kültür merkezinin önündeki heykeli kırmışlar. Orayı hedef almışlardı, put atfetmişlerdi. Halil İbrahim Üz baş katillerden biri. Kaç defa duruşmalarda gördüm. Canavar hislerle hareket ediyorlar. Ve bir anons duyduk belediye hoparlöründen. Bir kadın sesi geliyor, sayın halkımıza duyurulur diye. ‘Değerli Sivaslılar heykel yerinden kaldırılmıştır’ dedi. Hurra büyük bir sevinçle havalara zıplıyorlar, büyük bir coşku yaşadılar. Bu anons onları tatmin etmiyordu. Onları sakinleştiremiyor aksine üzerinde doping yapıyor, daha da bir ateşliyordu.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • ‘Bildiriler dağıtılıyordu, çeşitli bahanelerle müslümanlar kışkırtılıyordu (1)-VİDEO

    ‘Bildiriler dağıtılıyordu, çeşitli bahanelerle müslümanlar kışkırtılıyordu (1)-VİDEO

    PİRHA- Yazar Ali Balkız, Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevinde Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler anısına yapılan panelde yaşadıklarını anlatarak, “O etkinlikleri devlet kurumlarıyla birlikte organize ettik. Ancak etkinliğin ilk günü çeşitli bahanelerle Müslümanlar kışkırtılmaya başlandı” dedi.

    Sivas Katliamı’ndan kurtulan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) önceki dönem genel başkanlarından Yazar Ali Balkız, Antalya Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevinde, katliamda yaşamını yitirenler anısına yapılan panelde yaşadıklarını anlattı.

    Sivas Katliamı gibi katliamların asla unutulmaması gerektiğini vurgulayan Balkız, o gün tanık olduklarını anlatırken, bilinçli olarak yapılan provokasyonlara dikkat çekti.

    “ORADA YİTİRDİKLERİMİZİ ASLA UNUTMAYACAĞIZ Kİ BİR DAHA YAŞANMASIN”

    Bu tür katliamlar yaşanmasın diye asla o günleri unutmayacaklarını ifade eden Balkız, “Orada yaşamını yitirenlerin düşüncelerini, kendilerini her zaman anacağız, anlatacağız ve asla unutmayacağız. Ta ki bu tür katliamlar bu dünya tarihinden, bu Anadolu topraklarından silinip unutuluncaya dek. Her şey bu Pir Sultan Abdal’ın yüzünden çıktı. O olmasaydı bu katliam olmazdı vallahi. Ama o 400 yıl önce Anadolu’nun ortasında Sivas’ta Banaz’da var olmuş üç ayrı sıfatla tanımlayabileceğimiz ulu bir şahsiyet. Pir Sultan Abdal önce bir ozan. Sevgiyi işleyen, doğayı işleyen, koyun kuzuyu işleyen, yeşili, dereyi işleyen, aşı işleyen, arşa gitmeyi düşleyen, şaha gitmeyi düşleyen bir ozan ve o aynı zamanda bir dede, yol önderi, dergâhın başında pir, mürşit, talip, musahip örgütlenmesinin en üst noktasında bulunan bir inanç önderiydi” diye konuştu.

    “HER ZAMAN BANAZ’DA YAPTIĞIMIZ ETKİNLİĞİMİZİ O YIL SİVAS MERKEZDE YAPTIK”

    Pir Sultan Abdal’ı, 400 yıl öncesinden günümüze çağırmak, günümüzde var etmek ve günümüzde yaşatmak amacıyla Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin kurulduğunu kaydeden Balkız, sözlerine şöyle devam etti:

    “92 yılında Banaz’da Pir Sultan Abdal’ı andık ve dönemin Sivas Valisi etkinliğimize geldi. İktidarda SHP – Doğru Yol Partisi koalisyonu vardı. SHP kontenjanından atanmış bir valiydi. Özellikle Sivas’a atanmıştı. Özellikle Cumhuriyetin kurulduğu bir yerde, cumhuriyetin değerlerine sahip çıkmak üzere atanmış bir valiydi. Banaz’ı bir çoğunuz görmüşsünüzdür, biliyorsunuzdur. Vali bize, ‘Yazın o bayırda o güneşin altında Yıldız Dağı’na bakarak güzel bir iş yapıyorsunuz, kıymetli bir iş yapıyorsunuz ama bunu neden o köyde yapıyorsunuz da Sivas merkezde yapmıyorsunuz?’ dedi. Derneğimiz de bu davete bir sene sonra icap ederek etkinlik sayısını dört güne çıkardı. İlk 2 gün Sivas’ta, devam eden 2 gün de Banaz’da olacak idi.

    “SİVAS’TAKİ ETKİNLİĞİ DEVLETİN KURUMLARIYLA BİRLİKTE ORGANİZE ETTİK”

    Valinin çağrısı, sonucu belirleyen bir neden teşkil ediyor. Vali davet etti. Vali, İl Kültür Müdürlüğü’nü bizim Sivas’ta kurulmuş olan komitemizin içine koydu. Kültür Bakanlığı derneğin bu etkinliğine finansman anlamda parasal destek sağladı. Devlet bize, ‘kültür merkezini buyurun kullanın’ dedi. ‘Kamu kurumlarının misafirhanelerini buyurun kullanın’ dedi. Devletle birlikte yapmaya başladık biz bu işi. Bu etkinliğe Kültür Bakanı Fikri Sağlar gelip konuşacaktı. Bir de depoda bekleyen heykel vardı. Pir Sultanlardan günümüze Sivaslı ozanlar anıtı. Onu da getirip oraya diktiler. Çok güzel bir etkinlik yapacağız, dedik. Kapımıza da üç beş kendini bilmez toplanırsa bu devletin polisi var, jandarması var uzaklaştırırlar, dedik.

    “İLK GÜN ÇOK GÜZEL GEÇTİ, HER ŞEY ŞENLİK HAVASI İÇERİSİNDEYDİ”

    Böyle bir salonda başladı etkinliğimiz. 1800 kişilik bir salondu. Kültür merkezinin başkanı konuşuyor, vali konuşuyor, ben sunuyordum. Kitleyi saygı duruşuna davet ettim ve şu sözcükleri kullandım: ‘Pir Sultan Abdal, Mustafa Kemal Atatürk ve devrim şehitleri adına hepinizi 1 dakikalık saygı duruşuna davet ediyorum.’ 1800 kişi kalktı ayağa ve oradan bir ses yükseldi, ‘Devrim şehitleri ölümsüzdür.’ O söz ertesi gün Sivas’ın yerel gazetelerinin manşetine geçti. Komünistler propaganda yaptılar diye. Her şey çok güzeldi. Kültür merkezinde etkinlikler, imzalar, söyleşiler, kitap stantları, şakalaşmalar, adres almalar, tanışmalar, tiyatro gösterisi, konferanslar… Akşam Arif Sağ’ın dinletisi vardı. Semahlar dönüldü, halaylar çekildi, tam bir şenlik havasıydı.

    “ETKİNLİK GÜNÜ MÜSLÜMANLARA ÇAĞRI YAPAN BİLDİRİLER DAĞITILDI”

    Birinci gün akşama doğru yerde bir yazı gördüm, aldım baktım bir bildiri. Müslümanlara hitap ediyor. Altına imza atanlar, Müslümanlara, şeytan ayetlerine, Salman Rüştü’ye değiniyor ve Sivas’taki Müslümanları hesabını sormaya davet ediyordu. O bildiriyi aldım komisere uzattım. Komiser baktı önemsemedi. ‘Bundan bizde de var’ dedi. Demek ki gereğini de yapacaktır, önlemini almıştır ve alacaktır diye düşündük. Akşam saatleri oldu, Aziz Nesin Aydınlık Gazetesini imzalıyor. TGRT muhabiri geldi mikrofon uzattı. ‘Niye Müslüman bir ülkede Salman Rüştü’nün şeytan ayetlerini Aydınlık Gazetesi’nde tercüme edip yayın diyorsunuz?’ dedi. Aziz Nesin de, ‘Hayır ben yayınlamıyorum. Ben tercüme etmedim, ben Salman Rüştü’nün düşüncelerine de katılmıyorum. Ben Müslümanlara saygılıyım, Müslümanlar da bana saygılı olsunlar. Ben basın özgürlüğünü savunuyorum’ dedi. Ama muhabir kışkırtıcı sorular sormaya devam etti. Araya girdik biz, muhabiri uzaklaştırdık. Aziz Nesin’i arabasına koyduk. Kültür merkezi ile kaldığı otel arasında kaç kez gitti geldi gün boyu. Yanında 2 tane koruması vardı.

    İkinci gün yerel gazeteler çıktı. O bildiri tam sayfa olarak basılmıştı. Müslüman mahallesinde salyangoz satıyorlar, deyip, ‘devrimciler ölmez’ diyen sloganı da manşet yaparak kışkırtmışlardı.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Balkız: İktidar devşirmeler yaratmaya çalışıyor, ama başaramayacaklar-VİDEO

    Balkız: İktidar devşirmeler yaratmaya çalışıyor, ama başaramayacaklar-VİDEO

    PİRHA-Yazar Ali Balkız, AKP’nin Alevilerin taleplerini kabul etmek yerine Alevileri bölme girişimi içinde olduğunu belirterek, “Kendi kervanlarının arkasına taktıkları o düşkün Aleviler, orada rezil bir hayat yaşayacaklar, bin pişman olacaklar, yarın çocuklarının yüzüne bakamayacaklar” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) önceki dönem genel başkanlarından yazar Ali Balkız, İçişleri Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 400 Alevi genci için ağustos ayında yapılacağı duyurulan “Hacıbektaş Gençlik Kampı” ile 300 dedenin aralık ayında Kerbela’ya götürülme programına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “DEVLETİN ALEVİSİNİ YARATMAYA HEVESLENDİLER”

    AKP’nin Alevilerin taleplerini kabul etmek yerine Alevileri bölme girişimi içinde olduğunu belirten Balkız, “Osmanlı’da olduğu gibi yapay, uydu, paralel Alevi örgütleri ve vakıflar kurdular. Bunların aracılığı ile akademik faaliyetler yapmaya başladılar. ‘Alevilik sizin bildiğiniz gibi değildir, bizim tarif ettiğimiz gibidir’ biçiminde ideolojik anlamda da saldırılarını sürdürdüler. Devletin Kürdü dediğimiz gibi devletin Alevisini yaratmaya heveslendiler” dedi.

    “ALEVİLER BU HAVUCU YUTMAYACAK”

    AKP’nin cemevlerini ziyaret ederek ‘ihtiyaç listesi’ oluşturmasının nafile bir çaba olduğunu ifade eden Balkız, iktidarın Alevileri teslim alamayacağının altını çizerek, şunları söyledi:
    “Kendi kervanlarının arkasına taktıkları o düşkün Aleviler orada rezil bir hayat yaşayacaklar, bin pişman olacaklar, yarın çocuklarının yüzüne bakamayacaklar. Alevi örgütleri geldiğimiz bu noktada edindikleri deneyimlerle pratikteki aldıkları sonuçlarla böylesi bir tuzağa düşmeyecekler buna izin vermeyecekler, vermeyeceğiz. Her iki projesi de kendi duvarlarına bu yüzüne vuracak, öbür yüzüne çarpacak, bir buradan dinleyecekler o kendi seslerini, bir de karşı duvardan gelen yansımasından dinleyecekler. Ama Aleviler bu havucu yutmayacaklar, bunu biliyor, görüyor ve inanıyorum.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Avukat Koluman: Sivas Katliamı insanlık nezdinde hala kanayan bir yaradır-VİDEO

    Avukat Koluman: Sivas Katliamı insanlık nezdinde hala kanayan bir yaradır-VİDEO

    PİRHA- PSAKD Genel Merkezi Hukuk Sekreteri Avukat Cafer Koluman, Madımak Katliamı’nın kapanmayan bir yara olduğunu belirterek, “Sivas Katliamı, Aleviler ve insanlık nezdinde kapanmayan bir yaradır. Hak yerini buluncaya ve hesaplaşma oluncaya kadar bu davamızın takipçisi olacağız” dedi. 29. yıldönümü nedeniyle Sivas’taki anmaya hazırlık yapıldığını belirten Koluman, Malatya’da ‘Sivas 93 ve Sonrası’ paneli düzenlendiğini  kaydetti. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi Hukuk Sekreteri Avukat Cafer Koluman, Madımak Katliamı ve 24 Haziran’da Malatya’da gerçekleştirecekleri ‘Sivas 93 ve Sonrası’ paneline ilişkin PİRHA‘ya konuştu.

    Sivas Katliamı’nın tüm gerçekleriyle ortaya çıkarılması için devletin adım atmadığını söyleyen Koluman, Aleviler olarak adil bir yargılama sağlanana kadar mücadele edeceklerini dile getirdi.

    Sivas Katliamı’nın unutulmaması için her yıl anma düzenlediklerini belirten Koluman, bu yıl Malatya’da dönemin tanıklarının katılacağı bir panel yapacaklarını aktardı.

    “KATLİAM GERÇEĞİNİ ORTAYA ÇIKARMAK ADINA HİÇBİR ŞEY YAPILMADI”

    Sivas Katliamı’nın 29. yıldönümü arifesinde olunduğunu hatırlatan Koluman, “Biraz tarihe geçmişe yürürsek, 29 yıl önce Sivas’ta Madımak Otel’inde 33’ü aydın, yazar, genç, semahçılarımızdan oluşan ve ikisi otel görevlisi olmak üzere toplam 35 canımız orada yakılarak katledildi. Hunharca, acımasızca, devletin bilgisi ve devletin gözetimi dahilinde katledildiler. Neler yapıldı diye dönüp baktığımız zaman Aleviler ve Alevi hareketi, Alevi kurumları yıllardır bağıra bağıra mücadele verdi. Ancak buna rağmen devlet tarafından gerek adli yargılama olsun gerek hesaplaşma olsun gerekse de bu katliam gerçeğini ortaya çıkarmak adına bir arpa boyu yol alınmadı” dedi.

    “KATLİAMIN UNUTULMAMASI İÇİN HER DAİM HAFIZAMIZDA CANLI TUTMALIYIZ”

    Hala devam eden davaları ve zaman aşımına uğrayan ana davayı anlatan Koluman, “Katliamı yapan kişiler hala aktif olarak yetkili kurumlarda çalışıyor. Buna rağmen bu katliamı esas planlayanlara değil de katliamın tetikçilerine azda olsa cezalar verildi. Katliam tüm gerçekliğiyle halen aydınlatılmadı. Hala devletin tozlu raflarında durmaya devam ediyor. Dolayısıyla bizlere düşen temel görev, koşullarımız ne kadar zor olursa olsun bu haklı davamızın peşini bırakmamak, unutmamak ve unutturmamak. Her daim hafızada canlı tutmalıyız” diye belirtti.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği olarak davaya her daim müdahil ve davanın takipçisi olduklarını vurgulayan Koluman, “PSAKD mücadelesini gittikçe büyüten bir kurum haline gelmiştir. 2 Temmuz arifesinde olmamız nedeniyle son dönemde hummalı bir çalışma yürütmekteyiz. Şubemizin bulunduğu her ilde yerel etkinlikler yapmaktayız. Keza yine bölgesel planlar yapmaktayız. Bunların dışında 2 Temmuz’da katliamın gerçekleştiği kentte ve otelin önünde sesimizi yükselterek, mücadele ruhumuzu daha da güçlü kılacağız” ifadelerine yer verdi.

    “MALATYA’DA PANEL VE ANMA YAPACAĞIZ”

    Sivas Katliamı’na dair yapacakları anma ve etkinliklere değinen Koluman, “Şu an bölgede 13 şubemiz bulunmaktadır. Bölge olarak 24 Haziran Cuma günü Malatya kent merkezinde, katliama yönelik bir takım etkinlikler yapacağız. Bu katliamı canlı yaşayan yazarlarımızdan ve önceki dönem genel başkanlarımızdan Ali Balkız’ı panelist olarak davet ettik. Sivas Katliamı davasının avukatlığını yapan Şenal Sarıhan’ı da davet ettik. Bir hukukçu gözüyle açılan ve süren davaları anlatacak. Semahçılarımız katledilmişti, temsilen de olsa semahımız olacak. Ayrıca deyişlerimiz olacak ve çerağımız uyandırılacak” diye konuştu.

    “SİVAS KATLİAMI KAPANMAYAN BİR YARADIR, KAŞIMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Koluman son olarak, Sivas Katliamı’nın unutturulmaması için mücadelelerine her alanda devam edeceklerini vurguladı ve şunları aktardı:

    “Her ne kadar devlet, devlet yetkilileri, iktidar partisi bu katliamın üzerini kapatmaya çalışsa da biz bunu her daim kaşımaya devam ediyoruz. Çünkü Sivas Katliamı, Aleviler ve insanlık nezdinde kapanmayan bir yaradır. Hak yerini buluncaya, adil bir yargılama sağlanıncaya ve hesaplaşma oluncaya kadar bu davamızın takipçisi olacağız. Her yerde, her platformda gücümüzün yettiği kadar, sesimizin yetiştiği kadar anlatmaya devam etmek bize düşen temel bir borçtur, bir görevdir, tarihi bir sorumluluktur. Bu tarihi sorumluluğun her daim arkasında olmaya devam edeceğiz.”

    PİRHA/DİYARBAKIR

  • Yazar Balkız’dan din dersi tepkisi: Çocuğumun neye inanacağını sen bilemezsin ey devlet!-VİDEO

    Yazar Balkız’dan din dersi tepkisi: Çocuğumun neye inanacağını sen bilemezsin ey devlet!-VİDEO

    PİRHA- ABF önceki dönem başkanlarından Eğitimci-Yazar Ali Balkız, zorunlu din derslerinin kaldırılmasını istedi. Balkız, “Bu yönlü bir karar yürürlüğe girerse eğer Aleviler kesinlikle çocuklarını okullara göndermemeli. Sokağa çıkılmalı, ‘Hayır’ demeli, miting yapılmalı, bildiri yayınlanmalı, grev yapılmalı. Yani elden gelecek bütün demokratik eylemleri yapmalı” dedi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) önceki dönem genel başkanlığı yapan Yazar Ali Balkız, CAN TV’de Yerel Saat programında zorunlu din derslerine ilişkin konuştu. 27 Şubat’ta birçok ilde yapılan eylemleri olumlu değerlendiren Balkız, “5 büyük çatı Alevi örgütünün bir arada olup aynı bildirinin altına imza atmış olmaları, aynı amaçlarla sokağa çıkmalarını oldukça önemsiyorum” dedi.

    Ali Balkız, ülke toplumunun büyük bir baskı altında olduğuna vurgu yaparak “Neden bu birliktelik sağlanabildi? Çünkü artık bıçak kemiğe dayandı” ifadelerini kullandı. Balkız, Alevi toplumunun, taleplerde ortaklık sağladığına işaret ederek şunları söyledi:

    “BASIN AÇIKLAMASI KAPSAYICIYDI”

    “Bu yapılan eylemler iyi ve doğru ancak arkasının da getirilmesi lazım. Hiç kuşku yok ki daha da kitleselleşmesi lazım.
    Okunan basın açıklamasının içeriği ise çok yerinde ve kapsayıcıydı. Sadece din dersi değil demokrasi talebinin dillendirilmesi, eşit yurttaşlık hakkının dillendirilmesi, anadilde eğitim talebinin ve benzeri konuların yer alması oldukça doğruydu.”

    “ALEVİLER BUNA PRİM VERMEZLER”

    İktidarın Alevi politikasına dair de eleştiri yapan Balkız, “İktidar çok ikiyüzlü ve sahte davranıyor. Biz bu iktidarı Alevi çalıştayında da gördük cami-cemevi projesinde de gördük. Yani asla içten ve samimi değiller” dedi.

    Ali Balkız, iktidarın, asimilasyon niyetiyle Alevilere yöneldiğini ifade ederek “Son zamanlarda valilikler aracılığıyla Türkiye’nin birçok ilinde cemevlerini, Alevi kurumlarını ziyaret ettikleri, ‘bir isteğiniz var mı?’ diye sorduklarını görüyoruz. Bu çok kirli bir ilişki biçimi. Koskoca devletsin, Alevilerin, Kürtlerin, işçilerin, kadınların sorunlarını bilmiyor musun? Şimdi tutup da hal hatır sormak çok yapay bir durum. Aleviler buna prim vermezler.”

    “ÇOCUKLARA BÖYLE ZULÜM YAPILMAMALI”

    Aynı zamanda eğitimci olan Ali Balkız, 4-6 yaş grubuna zorunlu din dersi verilmesine dair “İktidarın nihai amacının bu olduğunu biliyoruz” diyerek yaşanacak tahribatın da üzerinde durdu. Balkız, din derslerine karşı toplumun daha yoğun tepki göstermesi gerektiğini belirterek şöyle devam etti:

    “Çocuklara şimdi ‘Kur’an, Allah, Cennet-Cehennem, şeytan, cin, dua, Kabe, kafir’ nedir diye öğretiye kalkışırsanız bu çocukları öldürürsünüz. O çocuk geceleri rüyasında cinleri, perileri görür, ‘İmdat’ diye çığlık atar. Bu çocuklara böyle zulüm yapılmamalı. Ayrıca devletin buna hakkı yok ki. Benim çocuğumun neye inanacağını sen bilemezsin ey devlet. Veli olarak bunu ben bilirim. O eğitimi, kültürü ben veririm. O eğitim evde verilir. Ama bu eğitim için de belli bir olgunluk, yaş vardır. Devlet böyle yaparak sadece Alevi çocuklarına değil Sünni çocuklarına da zulüm ediyor.
    Bu yönlü bir karar yürürlüğe girerse eğer Aleviler kesinlikle çocuklarını okullara göndermemeli. Öncelikle davalar açılmalı, gerçi hangi mahkemenin hangi kararı vereceği bellidir ama sokağa çıkılmalı, ‘Hayır’ demeli, miting yapılmalı, bildiri yayınlanmalı, grev yapılmalı. Yani elden gelecek bütün demokratik eylemleri yapmak gerekir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Eğitimci-Yazar Balkız’dan, okul öncesi din dayatmasına tepki: Taliban müfredatı hedefleri!

    Eğitimci-Yazar Balkız’dan, okul öncesi din dayatmasına tepki: Taliban müfredatı hedefleri!

    PİRHA- Millî eğitim sistemi için tavsiye kararları almak üzere toplanan 20. Millî Eğitim Şûrası çalışmalarını tamamladı. Ancak şurada gündeme getirilen “Okul öncesi öğretim programında din, ahlak ve değerler eğitimi yer almalıdır” önerisi tartışmalara neden oldu. Eğitimci Ali Balkız, “IŞID kafası, Taliban müfredatı hedefleridir” diyerek yapılan şurayı eleştirdi.

    Milli Eğitim için tavsiye kararları almak üzere 7 yıl aranın ardından toplanan 20. Milli Eğitim Şurası, tartışmalı kararlarla sona buldu. Şurada alınan kararlar arasında en tartışmalı olanı, “Okul öncesi öğretim programında çocuğun gelişim düzeyi dikkate alınarak din, ahlak ve değerler eğitimi yer almalıdır” tavsiye kararıydı.

    “MEB, ŞERİATÇI KURUMLARLA BÜTÜNLEŞMİŞTİR”

    “Okul öncesinde din eğitimi verilmesi pedagoji anlamında nasıl yorumlanır?” sorusuna önceki dönem Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı olan Ali Balkız cevap verdi. Aynı zamanda eğitimci olan Balkız, “Bu son öneriyle de görüldü ki; Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), ne Bakanlıktır, ne de Millidir” dedi. Ali Balkız, “MEB, 4+4+4’den buyana, artık bir vakıftır. Tıpkı TÜRGEV, TUGVA, ENSAR gibi. Bu şeriatçı kurumlarla, protokoller yoluyla bütünleşmişken, yetmemiş, dini eğitimi, her dersin, her sınıfın, her konunun içine yerleştirerek, sıkıştırarak imam hatipleştirmiştir” ifadelerini kullandı.

    TALİBAN MÜFREDATI HEDEFLERİDİR”

    Eğitimci-Yazar Ali Balkız, eğitim sisteminin günden güne dinselleştiğini vurgulayarak “IŞID kafası, Taliban müfredatı hedefleridir” dedi. Balkız, 1-3 Aralık’ta yapılan Milli Eğitim Şurası’nda farklı çevrelerce gündeme getirilen maddelerin iktidar tarafınca belirlendiğini ifade ederek şunları söyledi:

    “Laik, Bilimsel, Deneysel, özgür, sorgulayıcı bir eğitim yerine, eğitim-öğretimi, Cumhuriyet öncesi, mektep-medrese düzeyine indirgemek istemektedir. Bu Şura’da alınan (Aslında aldırttırılan) karar da, bir adım daha ileriye gidilebilmenin gerekçesi olacaktır. Bu anlamda MEB, Bakanlık da değildir. O bir türlü başaramadıkları kültürel, sanatsal dönüşümü sağlayacak araç olacaktır, akıllarınca.

    Peki bunu başarabilirler mi? Hayır, başaramazlar. Sadece kafasını gözünü yaralar, nesilleri sakatlar, çocuklarımızı bunalıma sokarlar.

    Şöyle ki; 4-6 yaşındaki çocuklarımız, henüz; zihinsel, fiziksel, beyinsel gelişimini tamamlayamamıştır. O bir çocuktur. Soyut şeyleri ona anlatamazsınız, öğretemezsiniz. Günah-sevap, hayır-şer, dünya-ahiret, cennet-cehennem, ruh, cin, peri, tanrı, allah, melek gibi sözcüklerle onları sadece korkutursunuz. Gece rüyalarının kabusu yaparsınız. Bu yaşta çocuk, elinde oyuncağı ile evinde kuşu, balığı, kedisi, köpeği ile beş duyusuyla birlikte oynar. En çok da kardeşleri ve arkadaşlarıyla…

    Dini ve değer eğitimi-öğretimi verilirken güya ‘çocuğun yaşı dikkate alınacakmış. Hangi dikkat?”

    “GİDERAYAK, ‘DAHA FAZLA NASIL ZARAR VEREBİLİRİMİN’ DERDİNDE”

    Ali Balkız, zorunlu din derslerinin okul öncesinde de hayata geçirilmesinin hukuksal anlamda hiçbir karşılığı olmadığının altını çizdi. Eğitimci Balkız, “Aslında; AKP işin sonuna geldiğinin ayırdında” diyerek şu yorumu yaptı:

    “Zorunlu din dersleri ve diğer uygulamalar yetmezmiş gibi, bu projenin de hayata geçirilmesi hazırlığı, mevcut uygulamalar gibi; Anayasanın Din ve Vicdan Özgürlüğü, Milli Eğitim Temel Kanunu, Çocuk Koruma Kanunu, Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi gibi hükümlere aykırı olmanın dışında, velinin, çocuğu üzerindeki haklarına, ahlaka, vicdana, toplumsal düzene de aykırıdır. Çocuk, okul ile evi, sokak (park) ile okul arasında kalacak, giderek ne ona, ne de buna inanacaktır.

    Bu konuda bu çocuğun, ‘kimin çocuğu?’ olduğunun hiçbir önemi yoktur. Türk, Kürt, Alevi Sünni…

    Peki başarabilirler mi? Hayır, başaramazlar. Çünkü hiçbir anne-baba, çocuğunun elinden alınmasına, ruhen sakatlanmasına, evde çatışma çıkmasına izin vermez. Çünkü; onca tahribata karşın; laik, demokrat, özgür, bilimsel, kamusal, karma, eşitlikçi eğitimden yana olan, siyasi partiler, sendikalar, demokratik kitle örgütleri, basın yayın kuruluşları, aydınlar, yazarlar, eğitimciler, pedagoglar, sosyologlar buna izin vermezler.

    Aslında; AKP işin sonuna geldiğinin ayırdında. Yıllardır işgal kuvvetleri mantığı ile paylaşabildiği kadar ganimet paylaştı. Giderayak, ‘daha fazla nasıl zarar verebilirimin’ derdinde.

    Tahribat’ın tamiratı, belki zaman alacaktır ama olanaklıdır. Yeter ki; demokrasiden, eşitlikten, barıştan, kardeşlikten, özgürlükten yana olan güçler; ‘Gelin canlar bir olalım’ olsun.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Yazar Ali Balkız’ın ‘Büyümek İstedim’ romanı Narlıdere Cemevinde okuyucu ile buluştu-VİDEO

    Yazar Ali Balkız’ın ‘Büyümek İstedim’ romanı Narlıdere Cemevinde okuyucu ile buluştu-VİDEO

    PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) eski Genel Başkanı ve Yazar Ali Balkız’ın yeni kitabı, “Büyümek İstedim” romanı Narlıdere Cemevinde okuyucular ile buluştu. 

    Önceki dönem Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı ve Yazar Ali Balkız’ın 2021 Fakir Baykurt Roman Ödülüne uygun görülen romanı, “Büyümek İstedim” Literatür Yayınları’ndan çıktı. Narlıdere Cemevinde düzenlenen söyleşi ve imza etkinliğinde Ali Balkız’ın, ‘AKP Politikaları ve Alevilik’ kitabı ve ‘Alevilik’ yazıları stantta yerini aldı.

    Yazar Ali Balkız, ülkenin bir uçurumun eşiğine sürüklendiğine vurguda bulunarak, “Bizi akıldan, dayanışmadan yoksun olarak parçalanmaya, bölünmeye davet eden bir anlayış var. Ama bu öğreti buna izin vermez. Türkiye önemli bir uçurumun başındadır. Ya hep beraber o uçurumdan aşağı ineceğiz, yada kurtulacağız” diye konuştu.

    “KENTLERE GÖÇ İLE İHTİYAÇTAN KAYNAKLI CEMEVLERİ İNŞA EDİLDİ”

    Toplumsal yaşam alanlarından kopan Alevilerin kentlere göçü ile birlikte belli ihtiyaçların doğrultusunda cemevlerinin inşa edildiğini söyleyen Balkız, “Kırlardan kopan biz Aleviler inancımızı, kültürümüzü yaşayabilmek ve çocuklara aktarabilmekte zorlanıyoruz. Bu cemevleri ondan inşa edildi. Cemevleri olmasaydı bizler ne buluşabilir, ne cenazelerimizi kaldırabilir ne de lokmalarımızı paylaşabilirdik. Aleviliği doğru anlayan, aktaran mekanlar olan cemevlerinin yapılması şarttır. Köylerde kendi halimizce yaşar iken kentlere geliş ile birlikte dedemizi, musahibimizi hatta kendi ailemizden insanları kaybettik. Cemevleri bu ihtiyaçtan dolayı doğdu” dedi.

    “TÜRKİYE ÖNEMLİ BİR UÇURUMUN BAŞINDA”

    Balkız, ülkedeki farklı kimliklerin, inançların hedef alınarak parçalanmaya çalışıldığını belirtti. Ülkenin belirsiz bir uçurumun eşiğine sürüklendiğine vurguda bulunan Balkız, “Bizi akıldan, dayanışmadan yoksun olarak parçalanmaya, bölünmeye davet eden bir anlayış var. Ama bu öğreti buna izin vermez. Sadece Aleviler değil kardeşlikten, eşitlikten ve barıştan yana olan Kürtler de, Sünni Türkler de izin vermez. Türkiye önemli bir uçurumun başındadır. Ya hep beraber o uçurumdan aşağı ineceğiz, ya da kurtulacağız. Yol ulularımız, ‘Dert bizde derman ellerimizdedir’ der. Yılmayacağız, korkmayacağız. Çocuklarımızın geleceğini bizler temin edeceğiz” şeklinde konuştu.

    ‘BÜYÜMEK İSTEDİM’ ROMANINA DAİR

    Kitabevleri ve internet sitelerinde satışına başlanan eser, Fakir Baykurt adına düzenlenen ‘Roman Ödülü’ yarışmasında 46 dosya içerisinden birincilik kazanan çalışma olmuştu.

    Ali Balkız, “Büyümek İstedim” adlı romanını, olağanüstü meraklı ve bir an önce büyüyüp hayata atılmak isteyen ilkokul öğrencisi Gollik Ali’nin gözünden anlatıyor. Balkız, 27 Mayıs 1960’ın arifesinde, siyasî çatışmaların yansımasını gördüğümüz Orta Anadolu’daki biri Alevî, öteki Sünnî olan iki köydeki yaşam biçimini, sert doğa koşullarını, insanlarını, ilişkilerini imgesel betimlemelerle kaleme alıyor.

    Sabri MERAL

  • ‘Türkiye’de bugün ne kadar cemevi varsa yasadışı ve gecekondu statüsündedir’-VİDEO

    ‘Türkiye’de bugün ne kadar cemevi varsa yasadışı ve gecekondu statüsündedir’-VİDEO

    PİRHA-Alevi Bektaşi Federasyonu’nun (ABF) önceki  dönem Genel Bakanı ve Yazar Ali Balkız, cemevlerinin günümüzdeki durumuna ilişkin yaptığı değerlendirmede, Türkiye’de bugün ne kadar cemevi varsa yasal statüsü olmadığı için hepsinin yasadışı ve  gecekondu statüsünde olduğuna dikkat çekerek, “Devletin ya da belediyenin maddi olanaklarına ihtiyaç kalmaksızın cemevlerinin bir pazarlığa araç haline getirilmemesi için Alevilerin kendi olanakları ile cemevlerini yapmalı” dedi.

    Alevi inancı bin yılların birikimiyle günümüze kadar dilden dile, gönülden gönüle, bin bir ırmaktan beslenerek günümüze kadar taşınmış bir inanç. Alevi inancının ibadethanesi dağ, taş, ağaç, akarsu, çeşme, hane (ev) kısacası tüm coğrafya olsa da  günümüz dünyasında insanların bir araya geleceği, sorunlarını konuşacağı, sosyal ve kültürel aktarımların yapılacağı alanlar oluşturulmaya başlandı.

    Köylerde köylünün bir araya geleceği evde cem erkanları yürütülürken, şehirlere yerleşen Alevi toplumu inançlarının gereğini yerine getirmek için cemevleri inşa etmeye başladı.

    1990’lı yıllarda Alevi yurttaşların kendi imkanlarıyla aldıkları arsalarda daha sonra cemevleri yapıldı. Günümüzde ise daha çok belediyeler veya merkezi hükümetlerin desteğiyle cemevleri inşa ediliyor.

    Belediyelerin cemevleri yapılırken verdikleri maddi desteğin sonuçları da ağır olabiliyor. 25 Eylül 2021 tarihinde Isparta Cemevinin açılışında, belediye başkanının “Bu cemevini ben yaptım” diyerek provokasyon yapması belediyeler ve Alevi kurumları ilişkisinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiği tartışmalarını beraberinde getirdi.

    Peki cemevleri; günümüzde asimilasyonun kıskancında olan, Alevi kimliği inkar edilen, inanç merkezlerine ‘cümbüş evi’, ‘sosyal tesis’, ‘kültür evi’ denilen Alevi toplumunun inançsal, sosyal ve toplumsal ihtiyaçlarını karşılıyor mu?
    Hükümet ve belediyelerle doğru bir ilişki kuruluyor mu? Alevi kurumları ve inanç önderleri cemevlerini inancın gereklerini yerine getirecek noktaya taşıyor mu?

    Tüm bu soruları ve daha fazlasını Alevi kurum başkanlarına, inanç önderlerine ve yazarlara sorduk.

    Alevi Bektaşi Federasyonu’nun (ABF) önceki  dönem Genel Bakanı ve Yazar Ali Balkız, cemevlerinin günümüzdeki durumuna ilişkin sorularımızı yanıtladı.

    “CEMEVLERİ KENT KOŞULLARINDA ALEVİLİĞİN DEVAMI İÇİN VAZGEÇİLMEZ YAPITLARDIR”

    PİRHA-Cemevi yapılması fikri nasıl doğdu? Cemevlerinin tarihsel arka planını aktarabilir misiniz?

    Ali Balkız: Cemevleri Alevilerin ibadethanesidir. Orada cem tutarlar, 12 hizmeti İkmal ederler, arınırlar, durulurlar, temizlenirler. Bir arada yeni bir döneme hep birlikte başlarlar. Aleviliğin varoluşundan bu yana cemevleri de beraberinde vardır diyebiliriz. Köy koşullarında cemevi diye bir yapıt, bir bina yoktu. Köyün en geniş odası, salonu her neyse kış geldiğinde cem ibadetine göre dizayn edilir, düzenlenir ve canları kabul ederdi. Cem bittikten sonra Dede kendi dergahına döndükten sonra köyde herkes kendi işine döndükten sonra da o hazırlanmış olan cemevi kendi normal haline dönerdi. Ancak Alevilerin kentlere göç etmeleri ile birlikte, köyden ayrılmaları ile birlikte ibadetlerini yapamadıkları, yapamayacakları kent koşullarına gelmiş ve düşmüş oldular. 80’li yılların sonlarından başlayarak yurtiçinde ve yurtdışında Alevilerin asimilasyona karşı kendi kültürlerini, inançlarını, yaşam tarzlarını devam ettirebilecekleri mekanlara ihtiyaçları oldu. Böylece kentlerde cemevleri oluştu, oluşturuldu. Cemevleri kent koşullarında Alevilerin birbirlerini buldukları, sarmaş dolaş oldukları, muhabbet ettikleri, cem ettikleri, 12 hizmeti gördükleri hem bir ibadethane hem de bir kültür merkezi niteliğini taşıdı. Kent koşullarında cemevleri olmaksızın Aleviliğin ne kadar zorlanacağı da çok açıktır diyebiliriz. Cemevleri kent koşullarında Aleviliğin devamı için, süreği için vazgeçilmez yapıtlardır.

    “İKTİDAR NE KADAR İNATÇI İSE ALEVİLERDE O KADAR İNATÇI”

    -Yasal statüye kavuşmamış cemevleri gerçekliği var. Değişik adlar altında açılan bu cemevilerinin büyük çoğunluğu yerel yönetimler veya merkezi hükümetler tarafından yapılıyor. Bunun yönetimsel ve inançsal yansıması bakımından nasıl okuyorsunuz?

    Kent koşullarında olunca tabi imar sorunu çıkıyor, inşaat sorunu çıkıyor, devletle cebelleşmek sorunu çıkıyor, devlete, belediyeye, valiliğe bunu kabul ettirme sorunu çıkıyor. Beraberinde bunu getiriyor. Bu sorunun aşılması gerekiyor. Bu da ancak ve ancak cemevlerinin Aleviler açısından bir ibadethane olduğu statüsünün kabulü ile olanaklıdır. Ancak gerici, dinci, faşist yönetimler bunu böyle görmüyorlar. Ne Aleviliği ne de cemevlerinin bir ibadethane olduğunu kabul ediyorlar. Son 40 yılı 50 yılı ele alacak olursak kent koşullarında Alevilerin örgütlenmeye başladıklarından bu güne devam eden mücadelelerini dikkate alacak olursak bu problem Türkiye’de halledilemediği için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) gidildi. Zorunlu din dersleri ile ilgili ülke içinde Danıştay’dan, Yargıtay’dan alınan kararları hükümet uygulamadığı gibi AİHM’den çıkan kararları da hükümet uygulamıyor. Bu bir çatışma noktasıdır Alevi adıyla dernek açmak bile sorun oluşturmuştu. Bu kent koşullarında Alevilerin hak arayanlarla, eşitlik arayanlarla, laiklik ve demokrasi arayanlarla devlet yapısı arasında bir anlaşmazlık konusu henüz çözülmedi. Bu iktidarla da çözülecek gibi gözükmüyor. İktidar ne kadar inatçı ise Alevilerde o kadar inatçı. Bu bir süreç. Cemevi inşa edebilmek için arsa lazım, arsanın planı lazım, imar planı lazım, haritada yeri lazım… Alevilik kabul edilmediği için bunlar da olmuyor. Ama Alevilerin ihtiyaçlarına, mücadelelerine yerel yönetimler direnseler de kabullenmek zorunda kalıyorlar. Türkiye’de bugün ne kadar cemevi varsa hepsi yasadışıdır, gecekondu statüsündedir. Vardır iyidir, hoştur, meşrudur, ibadethanedir, haktır ama yasalarda yeri yoktur. Düşünün ki köy kanununda köy tarif edilirken, tanımlanırken yasayla şöyle deniyor; Belli bir sınırları olan, muhtarı olan ve camisi olan deniyor. Neden çünkü her köyde bir cami olması gerekiyor. Alevi köyü olsa da olmasa da cami olma şartı getirilmiş.

    “ALEVİLER KENDİ İLKELERİNDEN, KENDİ İNANÇLARINDAN ÖDÜN VERİYORLAR”

    -Belediyeler tarafından yapılan cemevleri henüz açılma aşamasında bile sorunlar çıkıyor. Belediyeleri yapım aşamasına katmadan, Alevilerin lokmalarıyla mütevazı cemevleri yapılamaz mı? Ayrıca Alevi toplumunun çok sayıda ve büyük cemevlerine ihtiyacı var mı?

    Alevilerin bazen yasal bazen yasaların sınırlarını zorlayarak yaptıkları cemevleri devlet tarafından, yerel yönetimler tarafından zoraki kabulleniliyor. Buna destek veren yönetimler acaba buradan kendimize bir oy çıkar mı biçiminde bir fırsat noktasına dönüştürebiliyor. Kimi cemevi inşaatı yapan arkadaşlarımız, dostlarımız, canlarımız da belediyelerin olanaklarını bu anlamda bu amaçla kullanmak istiyorlar. Burada çok dikkat etmek gerekiyor. Alevi hareketi bağımsız bir harekettir. Doğuşu ile gelişmesi ile tarihi ile yürüdüğü yol ile dili ile ulaşmak istediği amaç ile kendine özgü bir harekettir. Toplumcu bir harekettir, demokratik, laik bir harekettir. Ama bunu bazen ihmal eden kimi Alevi kurumları kimi cemevi yöneticileri var.

    Belediyelerden arsa ihtiyaçları var ise ya da kiremit, kireç gibi ihtiyaçları var ise elektrik, su faturalarını ödeyemiyor, paraya ihtiyaçları varsa hemen belediyelere başvuruyorlar. Hangi partiden olursa olsun bunu fırsatı çeviriyorlar belediyeler. Kiremiti veriyor arkasından da belediye kendi taleplerini sıralıyor. ‘Bana oy verin, benim sözümden çıkmayın, herhangi bir toplantınızda beni getirin başköşeye oturtun, kitlenizle beni karşılaştırın, onlara hitap etme olanağı sağlayın’ diyor. Ben size Sivas’a gitmek için Hacıbektaş’a gitmek için otobüs veriyorum ama öyle bedava yok gibi bir kötü pazarlık haline geliyor bu durum. Oysaki Aleviler belediyelerden yer isteyecekler, otobüs isteyecekler, kiremit isteyecekler, bina isteyecekler, arsa isteyecekler… Bu onların analarının ak sütü gibi helaldir ama belediye bunu bir fırsata çevirmemeli, Aleviler de buna fırsat vermemeli. Asıl bu tür taleplerin yanında bir de bizi encümen üyesi yapın, bizim muhtarımızı seçin, bizim milletvekili adayımızı seçin, destek olun dediğiniz zaman belediyeye hangi belediye olursa olsun orada bir pazarlık başlıyor zaten.

    Aleviler kendi ilkelerinden, kendi inançlarından ödün veriyorlar ne yazık ki. Bu iç içe geçmişliği getiriyor ve iş ticari bir alışverişe dönüşüyor. Çok ayıp bir şey bu. Alevilere yakışmaz. Bütün bu çatışmalar, çelişkiler, dövüşler, kavgalar bu noktada bir hastalık gibi yayılıyor. Aleviler bunu yapmamalı yani pazarlığa gitmemeliler, cemevlerinin ihtiyaçları ile ilgili siyasi bir talepte bulunmamaları gerekir. Cemevi ile ilgili talepleri sınırlı olmak üzere siyasi bir talepte bulunmamalıdırlar. Siyasi talepte bulunacaklar elbette gidecekler Meclis’e, hükümete, Cumhurbaşkanına, Başbakana diyecekler ki cemevimizin yasal statüsünü istiyoruz. Biz anayasal eşitlik istiyoruz. Bunlar siyasi taleptir, vazgeçilmezdir ama şurada ki belediye ile yapılacak iş değildir. Bunu oraya indirgememek gerekiyor.

    “ALEVİLERİN KENDİ OLANAKLARI İLE CEMEVLERİNİ YAPMALI”

    -Son dönemde yapılan cemevlerine kendilerince katkı koydukları üzerinden yerel yönetimler Alevilere, ‘Parayı ben verdim düdüğü de ben çalarım’ mantığı ile müdahalede bulunuyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?

    Devletin ya da belediyenin maddi olanaklarına ihtiyaç kalmaksızın cemevlerinin bir pazarlığa araç haline getirilmemesi için Alevilerin kendi olanakları ile cemevlerini yapmaları çok mümkün. Evet lokmaları ile bağışları ile yapabilirler. Belki yetmeyecek maddi olanaklar ama Alevilerin zengin iş adamları da var. Onların lokmaları ile onların destekleri ile bir cemevi inşa etmek olasıdır, mümkündür. İhtiyaç duyulan mahallelerde son derece mütevazi cemevleri inşa edebilir. Aleviler orada ibadetlerini yapabilirler. Bu yol varken o yol izlenmeli. Parayı veren düdüğü çalar zihniyeti ile hareket ediliyor. En son örneğini Isparta’da gördük. Burayı ben yaptım diyor Belediye Başkanı. Pir Sultan’ın yöneticisine sen kimsin diyor. Orada toplam yaptığı işte iki mikser beton dökmektir. Alevilerin buna ihtiyacı yoktur ama asıl ona o lafı söyleten o cemevinin yöneticileridir. Yazıktır, ayıptır. Hünkar Hacı Bektaşi Veli’nin, Pir Sultan Abdal’ın, Abdal Musa’nın bulunduğu bir mekana bu zihniyetteki Belediye Başkanını davet etmek, onları ağırlamak, onlara mikrofon olanağı sağlamak Alevilerin kabul edeceği bir pazarlığın sonucu olmamalıdır.

    Bunun daha büyüğünü cami-cemevi projelerin de gördük. Mamak’ta kaç sene önce cami-cemevi projesi hayata geçirilmek istendi. Bu yöre halkı şu meydanda günlerce ve saatlerce direndi. Gaz yedi, taş yedi yerlerde sürüklendi ama yine de onu kabul etmedi. Buradaki direnen Alevilerle Isparta’da o cemevini yapıp da aynı zihniyeti mikrofona davet edenler aynı Aleviler midir acaba? Hiç mi örnek almadılar buradan, kendi tarihlerinden.

    “ALEVİLERİN HAKLARINI ALMAK İÇİN BİRBİRİYLE KOORDİNASYONU ÖNEMLİDİR”

    -Cemevleriyle derneklerin iç içe olmasını sorun olarak görüyor musunuz?

    Cemevleri bu anlamda asimilasyonun bir aracı haline geliyor. Ben size çimento verdim, çatınızı yaptım, şuranızı yaptım, buranızı yaptım deniyor. Oradaki cemin niteliğini de ben belirlerim deniyor bu kadar ileri gidilebiliyor. Cenaze kaldırma usullerinizi ben belirlerim, dualarınızı ben belirlerim diyor Burada Kuran kursu açacaksınız diyor. Cemevlerini, biz bir yandan Aleviliğin kent koşullarında yaşamasının garantisi görürken bir yandan da ne yazık ki asimilasyonun bir aracı haline getiriliyor. Bizim merkezi örgütlerimiz dernek çatısı altında varlığını sürdürüyor. Bunlara bağlı olarak yurdun çeşitli yerlerinde ihtiyaçlara yanıt verecek şekilde cemevleri açılıyor, yapılıyor. Örgütlerimizin inanç kurulları var. O kurullar inanca dair işler yapıyor. Dernek siyasete dair işler yapıyor. Alevilerin haklarını almak adına bunların birbiriyle koordinasyonu önemlidir. Bunların biri diğerini yadsımak lüksüne sahip değildir. İnanç olmadan Alevilik olmaz. Alevilerin cemevi ve ibadet hakkını siyasi anlamda götüren örgütlerimiz olmadan da inanç boyutu olmaz. Bunların ikisi birliktedir ve iç içedir. Biri diğerini tamamlar.

    “CEMEVİ İNŞAATI DİYE BİR MİMARİ TARZIMIZ OLMAMIŞTIR”

    -Açılan ve varolan cemevlerinin yapım aşamasında mimari yapısına dair bir süreç yürütüldüğünü düşünüyor musunuz? Cemevlerinin mimari yapısı nasıl olmalıdır?

    Türkiye’de ne yazık ki cemevi inşaatı prototipi diye inancımızdan kaynaklı, inancımıza yanıt verecek bir mimari tarzı, stili örneğimiz yoktur. Neden yoktur? Köyde yaşayanlar bunu oluşturamadı ki. Bizim hiç mimarımız olmamıştır. Türkümüz boldur, ağıdımız boldur, mücadelemiz boldur, isyanımız boldur ama cemevi inşaatı diye bir mimari tarzımız olmamıştır. Köy koşullarında, kır koşullarında cemevleri içinde Aleviliği mimari anlamda anlatan, çağrıştıran mimari yöntemlere, usullere, planlara, projelere ihtiyaç vardır. Hacı Bektaş Veli Dergahı mimari anlamda buna bir örnek olabilir, Şahkulu Dergahı bir örnek olarak alınabilir,  Karacaahmet Dergahı örnek olarak alınabilir… Başka benzer dergahlar örnek olarak alınabilir. Arapkirli Cemevi’nin 700 yıllık bir mimarisi var. Çok mükemmel. Bunlardan bir sentez yapılabilir. Prototip bir cemevi örneği mimari anlamda yaratılabilir. Gereklidir de bence. Mevcut cemevlerinde en asgari düzeyde mühendislik-mimarlık anlamında bir estetizmden bahsedilemez. O estetikliği sağlamış olanlar vardır ama azdır. Cemevleri kent koşullarında Alevilerin sığındıkları, yaşadıkları ve yarına ulaşabilecekleri bir yerdir. Duvardan, taştan, kiremitten, kapıdan ibaret bir yapı değildir. Anlamı ve fonksiyonu büyüktür, vazgeçilmezdir. Devlet ister kabul etsin ister etmesin keyfi bilir, Aleviler her arzu ettikleri yerde arzu ettikleri kadar cemevi yapıyorlar, yapmaya da devam edecekler. Bu koşullarda böyle olmak zorundadır.

    Diren KESER-Melis CİDDİOĞLU/PİRHA

    İLGİLİ HABERLER

    1-‘Alevi hareketi Alevilik ve siyaset ilişkisini belirlemeli; Alevi meclisi oluşturulmalı’
    2-‘İçinde talip olamadığımız cemevleri gerçekliği ile karşı karşıya kaldık’