Etiket: ali ekber çiçek

  • Dertli Divani ve Mektebi İrfan Zakirleri, Ali Ekber Çiçek’in mezarını ziyaret etti-VİDEO

    Dertli Divani ve Mektebi İrfan Zakirleri, Ali Ekber Çiçek’in mezarını ziyaret etti-VİDEO

    PİRHA- Usta ozan Ali Ekber Çiçek’in mezarı Dertli Divani ve Mektebi İrfan Zakirleri tarafından ziyaret edildi. Çiçek’in mezarı başında deyişler okundu.

    Usta ozan Ali Ekber Çiçek’in Balıkesir Edremit’te bulunan mezarı, Dertli Divani ve Mektebi İrfan Zakirleri tarafından ziyaret edildi.

    Alevi-Bektaşi müziğinde çığır açan, nefes, deyiş, devriye, şathiye ve mersiyeleri topluma kazandırıp ölümsüzleştiren büyük usta Ali Ekber Çiçek, 1935’te Erzincan’ın Ulular Köyü’nde doğdu.

    Babasını 1939 Erzincan depreminde yitirdi. Çok küçük yaşlarda rençberlik yapmaya başlayan Çiçek, bu arada bağlama çalmayı öğrendi. İlkokuldan sonra öğrenimini sürdüremeyen Çiçek, 1961 yılında İstanbul Radyosu’na ses ve bağlama sanatçısı olarak girdi. Sanat yaşamı boyunca 400’den fazla türküyü derleyip Halk Müziği’ne kazandıran Çiçek, halk müziğini geniş kitlelere ulaştırarak unutulmazlar arasına girdi.

    Halk Müziği’nin en önemli isimlerinden Ali Ekber Çiçek, 26 Nisan 2006 yalında 71 yaşında İstanbul’da Hakk’a yürüdü. Sanatçının cenazesi, Balıkesir’in Edremit İlçesi’nde Tahtakuşlar köyünde toprağa sırlandı.

    Dertli Divani ve Mektebi İrfan Zakirleri,  Usta ozan Ali Ekber Çiçek’i Tahtakuşlar köyündeki mezarında ziyaret etti. Çiçek’in mezarı başında deyişler okundu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Usta Ozan Ali Ekber Çiçek’in Hakk’a yürümesinin bugün 17. yılı

    Usta Ozan Ali Ekber Çiçek’in Hakk’a yürümesinin bugün 17. yılı

    PİRHA- Alevi-Bektaşi müziğinde çığır açan, nefesleri, deyişleri, mersiyeleri topluma kazandıran ve ölümsüzleştiren usta ozan Ali Ekber Çiçek’in Hakk’a yürümesinin bugün 17. yılı. 26 Nisan 2006’da Hakk’a yürüyen Ali Ekber Çiçek, Kaz Dağları eteklerindeki Tahtakuşlar Köyü’nde toprağa sırlanmıştı.

    Alevi-Bektaşi müziğinde çığır açan, nefes, deyiş, devriye, şathiye ve mersiyeleri bizlere kazandırıp ölümsüzleştiren bu büyük usta Ali Ekber Çiçek, 1935’te Erzincan’ın Ulular Köyü’nde doğdu. Babasını 1939 Erzincan depreminde yitirdi. Çok küçük yaşlarda rençberlik yapmaya başlayan Çiçek, bu arada bağlama çalmayı öğrendi. İlkokuldan sonra öğrenimini sürdüremeyen Çiçek, 1961 yılında İstanbul Radyosu’na ses ve bağlama sanatçısı olarak girdi. Sanat yaşamı boyunca 400’den fazla türküyü derleyip Türk Halk Müziği’ne kazandıran Çiçek, halk müziğini geniş kitlelere ulaştırarak unutulmazlar arasına girdi.

    Türk Halk Müziği’nin en önemli isimlerinden Ali Ekber Çiçek, 26 Nisan 2006 yalında 71 yaşında İstanbul’da Hakk’a yürüdü. Sanatçının cenazesi, Balıkesir’in Edremit İlçesi’nde Tahtakuşlar köyünde toprağa sırlandı.

    Dillerden düşmeyen, pek çok sanatçının repertuvarına almak istediği “Haydar Haydar”, “Gönül Gel Seninle Muhabbet Edelim”, “Derdim Çoktur Hangisine Yanayım” gibi birçok türkü, Ali Ekber Çiçek sayesinde halk müziğinin klasikleri arasına girdi. Yine klasikler arasındaki “El Vurup Yaremi İncitme Tabip” ve “Yolumuz Gurbete Düştü” gibi birçok türküyü de Ali Ekber Çiçek derledi.

    “LEYLEĞİ KUŞA ÇEVİREREK OKUYORLAR”

    Hayatı 2003 yılında “Cahilden Uzak Dur, Kemale Yakın” adlı belgesele konu olan Ali Ekber Çiçek, bir röportajında “Türk Halk Müziği tekrar popüler oldu, ancak ben bu gelişmeyi hazırcılığa bağlıyorum. Şimdi şöhret olmuş kişiler benim 40-50 yıl önce yazdığım parçalardaki ezgilerin üzerine güfte yapıp söylüyorlar. Bir de bu okuduğum parçalarda leyleği kuşa çevirerek okuyorlar” demişti.

    “Irgat kendi tarlasında canını ortaya koyar, başkasına gelince oyalanır. Biz ırgat değiliz, her yer bizim tarlamız diye bakarız. Sazı elime aldığımda kainat benimle yek vücut olur. Ruhumuz, felsefemiz, varlığımız, benliğimiz neyse onu lisana getiririz. 6,5 milyar insanın hepsine sesleniriz çünkü biz oyuz.” İfadelerinin sahibi de usta ozanımız Ali Ekber Çiçek’tir.

    “Haydar Haydar” eseri, Alevi-Bektaşi inanç ve felsefesinin anlatımına derinlik kazandıran bu örneklerden biridir. Ve inancın uluslararası alanda tanınmasında da bu eserin katkısı büyüktür.

    Alevi-Bektaşi müziğinde çığır açan, nefesleri, deyişleri, devriye, şathiye ve mersiyeleri bizlere kazandıran ve ölümsüzleştiren bu büyük ustanın devri daim olsun diyoruz.

    (HABER MERKEZİ)

  • Garip Dede Cemevi gençliği, Ali Ekber Çiçek’i deyişleriyle andı-VİDEO

    Garip Dede Cemevi gençliği, Ali Ekber Çiçek’i deyişleriyle andı-VİDEO

    PİRHA- Alevi deyişlerinin usta isimlerinden Ali Ekber Çiçek Hakk’a yürümesinin 15. Yılında Garip Dede Cemevinde anıldı.

    Alevi deyişlerinin usta isimlerinden Ali Ekber Çiçek’in Hakk’a yürümesinin 15. yılı.

    Garip Dede Cemevi gençliği, Alevi müziğinin büyük ustası Ali Ekber Çiçek’i Hakk’a yürümesinin yıldönümünde deyişleriyle andı.

    Gençlerin yoğun ilgi gösterdiği anmada, Ali Ekber  Çiçek’e ait, ‘Gönül Gel Seninle Muhabbet Edelim’ deyişi seslendirildi.

    26 Nisan 2006’da Hakk’a yürüyen Ali Ekber Çiçek, Kaz Dağları eteklerindeki Tahtakuşlar Köyü’nde toprağa sırlanmıştı.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Usta Ozan Ali Ekber Çiçek’in Hakk’a yürümesinin bugün 15. yılı

    Usta Ozan Ali Ekber Çiçek’in Hakk’a yürümesinin bugün 15. yılı

    PİRHA- Bugün, Alevi deyişlerinin usta isimlerinden Ali Ekber Çiçek’in Hakk’a yürümesinin 15. yılı. 26 Nisan 2006’da Hakk’a yürüyen Ali Ekber Çiçek, Kaz Dağları eteklerindeki Tahtakuşlar Köyü’nde toprağa sırlanmıştı.

    Alevi-Bektaşi müziğinde çığır açan, nefes, deyiş, devriye, şathiye ve mersiyeleri bizlere kazandırıp ölümsüzleştiren bu büyük usta Ali Ekber Çiçek 1935’te Erzincan’ın Ulular Köyü’nde doğdu. Babasını 1939 Erzincan depreminde yitirdi. Çok küçük yaşlarda rençberlik yapmaya başlayan Çiçek, bu arada bağlama çalmayı öğrendi. İlkokuldan sonra öğrenimini sürdüremeyen Çiçek, 1961 yılında İstanbul Radyosu’na ses ve bağlama sanatçısı olarak girdi. Sanat yaşamı boyunca 400’den fazla türküyü derleyip Türk Halk Müziği’ne kazandıran Çiçek, halk müziğini geniş kitlelere ulaştırarak unutulmazlar arasına girdi.

    Türk Halk Müziği’nin en önemli isimlerinden Ali Ekber Çiçek, 26 Nisan 2006 yalında 71 yaşında İstanbul’da hakka yürüdü. Sanatçının cenazesi, Balıkesir’in Edremit İlçesi’nde Tahtakuşlar köyünde toprağa verildi.

    Dillerden düşmeyen, pek çok sanatçının repertuvarına almak istediği “Haydar Haydar”, “Gönül Gel Seninle Muhabbet Edelim”, “Derdim Çoktur Hangisine Yanayım” gibi birçok türkü, Ali Ekber Çiçek sayesinde halk müziğinin klasikleri arasına girdi. Yine klasikler arasındaki “El Vurup Yaremi İncitme Tabip” ve “Yolumuz Gurbete Düştü” gibi birçok türküyü de Ali Ekber Çiçek derledi.

    Hayatı 2003 yılında “Cahilden Uzak Dur, Kemale Yakın” adlı belgesele konu olan Ali Ekber Çiçek, bir röportajında “Türk Halk Müziği tekrar popüler oldu, ancak ben bu gelişmeyi hazırcılığa bağlıyorum. Şimdi şöhret olmuş kişiler benim 40-50 yıl önce yazdığım parçalardaki ezgilerin üzerine güfte yapıp söylüyorlar. Bir de bu okuduğum parçalarda leyleği kuşa çevirerek okuyorlar” demişti.

    “Irgat kendi tarlasında canını ortaya koyar, başkasına gelince oyalanır. Biz ırgat değiliz, her yer bizim tarlamız diye bakarız. Sazı elime aldığımda kainat benimle yek vücut olur. Ruhumuz, felsefemiz, varlığımız, benliğimiz neyse onu lisana getiririz. 6,5 milyar insanın hepsine sesleniriz çünkü biz oyuz.” İfadelerinin sahibi de usta ozanımız Ali Ekber Çiçek’tir.

    “Haydar Haydar” eseri, Alevi-Bektaşi inanç ve felsefesinin anlatımına derinlik kazandıran bu örneklerden biridir. Ve inancın uluslararası alanda tanınmasında da bu eserin katkısı büyüktür.

    Alevi-Bektaşi müziğinde çığır açan, nefesleri, deyişleri, devriye, şathiye ve mersiyeleri bizlere kazandıran ve ölümsüzleştiren bu büyük ustanın devri daim olsun diyoruz.

    (HABER MERKEZİ)

  • Usta Ozan Ali Ekber Çiçek’i ölümünün 14. Yılında saygıyla anıyoruz

    Usta Ozan Ali Ekber Çiçek’i ölümünün 14. Yılında saygıyla anıyoruz

    PİRHA- Bugün Alevi Deyişlerinin usta isimlerinden Ali Ekber Çiçek’in 14. Ölüm yıldönümü. 26 Nisan 2006’da hakka yürüyen Ali Ekber Çiçek, Kaz Dağları eteklerindeki Tahtakuşlar Köyü’nde toprağa verilmişti.

    Alevi-Bektaşi müziğinde çığır açan, nefes, deyiş, devriye, şathiye ve mersiyeleri bizlere kazandırıp ölümsüzleştiren bu büyük usta Ali Ekber Çiçek 1935’te Erzincan’ın Ulular Köyü’nde doğdu. Babasını 1939 Erzincan depreminde yitirdi. Çok küçük yaşlarda rençberlik yapmaya başlayan Çiçek, bu arada bağlama çalmayı öğrendi. İlkokuldan sonra öğrenimini sürdüremeyen Çiçek, 1961 yılında İstanbul Radyosu’na ses ve bağlama sanatçısı olarak girdi. Sanat yaşamı boyunca 400’den fazla türküyü derleyip Türk Halk Müziği’ne kazandıran Çiçek, halk müziğini geniş kitlelere ulaştırarak unutulmazlar arasına girdi.

    Türk Halk Müziği’nin en önemli isimlerinden Ali Ekber Çiçek, 26 Nisan 2006 yalında 71 yaşında İstanbul’da hakka yürüdü. Sanatçının cenazesi, Balıkesir’in Edremit İlçesi’nde Tahtakuşlar köyünde toprağa verildi.

    Dillerden düşmeyen, pek çok sanatçının repertuvarına almak istediği “Haydar Haydar”, “Gönül Gel Seninle Muhabbet Edelim”, “Derdim Çoktur Hangisine Yanayım” gibi birçok türkü, Ali Ekber Çiçek sayesinde halk müziğinin klasikleri arasına girdi. Yine klasikler arasındaki “El Vurup Yaremi İncitme Tabip” ve “Yolumuz Gurbete Düştü” gibi birçok türküyü de Ali Ekber Çiçek derledi.

    Hayatı 2003 yılında “Cahilden Uzak Dur, Kemale Yakın” adlı belgesele konu olan Ali Ekber Çiçek, bir röportajında “Türk Halk Müziği tekrar popüler oldu, ancak ben bu gelişmeyi hazırcılığa bağlıyorum. Şimdi şöhret olmuş kişiler benim 40-50 yıl önce yazdığım parçalardaki ezgilerin üzerine güfte yapıp söylüyorlar. Bir de bu okuduğum parçalarda leyleği kuşa çevirerek okuyorlar” demişti.

    “Irgat kendi tarlasında canını ortaya koyar, başkasına gelince oyalanır. Biz ırgat değiliz, her yer bizim tarlamız diye bakarız. Sazı elime aldığımda kainat benimle yek vücut olur. Ruhumuz, felsefemiz, varlığımız, benliğimiz neyse onu lisana getiririz. 6,5 milyar insanın hepsine sesleniriz çünkü biz oyuz.” İfadelerinin sahibi de usta ozanımız Ali Ekber Çiçek’tir.

    “Haydar Haydar” eseri, Alevi-Bektaşi inanç ve felsefesinin anlatımına derinlik kazandıran bu örneklerden biridir. Ve inancın uluslararası alanda tanınmasında da bu eserin katkısı büyüktür.

    Alevi-Bektaşi müziğinde çığır açan, nefesleri, deyişleri, devriye, şathiye ve mersiyeleri bizlere kazandıran ve ölümsüzleştiren bu büyük ustanın  devri daim olsun diyoruz.

    (HABER MERKEZİ)

  • Eski zeytinyağı fabrikasını etnografya galerisine dönüştürdüler-VİDEO

    Eski zeytinyağı fabrikasını etnografya galerisine dönüştürdüler-VİDEO

    PİRHA- Balıkesir Akçay’da eski bir zeytinyağı fabrikasını Murat Bostancıoğlu ve kardeşi Uğur Bostancıoğlu etnografya galerisine dönüştürerek Kaz Dağları’nın mitolojisini ve tarihini herkese ulaştırmayı amaçlıyorlar. 

    Murat Bostancıoğlu, kardeşi Uğur Bostancıoğlu ile hem Kaz Dağları yöresini mitolojik ve tarihsel olarak topluma ulaştırmak hem de babalarına atfen Balıkesir Edremit Akçay’da bulunan eski bir zeytinyağı fabrikasını etnografya galerisine dönüştürüyorlar. Birçok bölgeden ziyaretçi akınına uğrayan ve herkesin kendine ait bir parça bulduğu Sarıkız Kaz Dağı Etnografya Galerisini Bostancıoğlu kardeşler 2015 yılında açtı.

    Sarıkız Kaz Dağı Etnografya Galerisine girdiğinizde sergileme alanı ve perdelemelerle bölümlendirilmiş, büyükçe tek bir mekan. Girişinde sizi, günümüz ve Antik Çağ yerleşim birimlerinin yerleştirildiği bir Kazdağı Maketi karşılıyor. Sağda, 8 izleyici koltuğuna sahip bir köşede asılı olan ekrandan, 8 dakika süreli Mitolojik Kazdağı bilgilendirmesi yapılıyor. Sonraki bölümde, zeytinin işlenip zeytinyağına dönüşme serüveni maketlerle canlandırılıyor. Gezenler bir yandan da duvar panolarıyla bilgilendiriliyor. Benzer şekilde Troya maketinin önünde Troya Savaşı, Antandros bölümünde güncel Antandros kazıları, ayrı ayrı bölümlerde ise yörenin ünlü Sarıkız ve Hasanboğuldu efsaneleri, Sütüven Şelalesi anlatılıyor.

    Geçmiş yıllarda Kazdağı’nda ve Edremit’te farklı biçimlerde yaşamış Sabahattin Ali, Tuncel Kurtiz, şair Mustafa Kemal Sütüven, klarnet virtüözü Şükrü Tunar, halk ozanı Ali Ekber Çiçek adlarına ayrılan bölümlerin pano ve vitrinlerinde, “düşünce-inanç-sanat anlayışları”nın yanı sıra video gösterileriyle de anılıyorlar.

    “KAZDAĞINDAN GEÇMİŞ TÜM DEĞERLERİ İŞLİYORUZ”

    Eski bir zeytinyağı fabrikasını etnografya galerisine dönüştürdüklerini belirten Murat Bostancıoğlu, “Buranın içinde 13 bölüm var. Burada Kaz Dağlarının mitolojisi ile birlikte günümüze kadar Kaz Dağlarından yolu geçmiş tüm değerleri işliyoruz. Galerinin içerisinde mitolojiyi, bölgeye ait arkeolojik objeleri, Türkmenleri, Yörükleri, Macirleri, Sabahattin Ali’yi ve Sarkız efsanesini görebilirsiniz. Amacımız Kaz Dağı yöresini ziyaret eden ziyaretçilerimize 20 dakikada bölge hakkında birçok bilgiyi hızlı bir şekilde film şeridi gibi izletmek ve göstermektir. Çünkü insanların Kaz Dağları ile ilgili bilmediği birçok unsur var. Bunları buradan Kaz Dağları ziyaretçilerine aktarmaktayız” dedi.

    “GALERİYİ BÖLGEYE VEFA BORCU OLARAK YAPTIK”

    “Galerimiz 3 yıl olmasına rağmen yoğun ilgi görüyor” diyen Bostancıoğlu şunları ifade etti:

    “Birçok ilde yoğun ziyaretçilerimiz oluyor. Kardeşim Uğur Bostancıoğlu ile bu galeriyi merhum babama atıf için oluşturduk. Çoğu insan neden bir restoran veya kafe açmadınız diyor. Ancak biz bu galeriyi bölgeye vefa borcu olarak açtık. Severek yapıyoruz ve iş olarak görmüyoruz. Her hafta farklı etkinlikler yapıyoruz burada.”

    “HERKES KENDİNE YÖNELİK BİR ŞEY BULABİLİR”

    Bölgenin tarihi çok eskilere dayandığı için içerisinde birçok mitolojik hikaye ve efsane barındırdığına dikkat çeken Bostancıoğlu, “Galeriye girildiğinde herkes kendine yönelik bir şeyler bulabilir. Farklı farklı konu ve objeler ile bölgeyi işlediğimiz için herkesi bir ucundan yakalıyoruz” diye konuştu.

    “BİZ BURADA SADECE KAZ DAĞLARINI İŞLEDİK”

    Galeride bulunan bal mumu heykellerinin özellikle yoğun ilgi ve iyi tepkiler aldığını vurgulayan Bostancıoğlu şunları kaydetti:

    “Gelen ziyaretçiler galerimizde bulunan topluma mal olmuş kişilerin bal mumu heykelleri ile istediği gibi fotoğraf çekiyor ve dokunabiliyor. Biz burada sadece Kaz Dağları bölgesini işledik. Ancak yöreden geçmiş ve yaşamış kişilere de yer verdik. Sanatçı Ali Ekber Çiçek son dönemlerini Kaz Dağlarında geçirdi. Hatta evi ve anıt mezarı burada. Bölge için önemli bir kişi olduğu için Ali Ekber Çiçeğin bal mumu heykelini yaparak bir köşe ayırdık. Ayrıca bir diğer önemli sanatçımız Tuncel Kurtiz’de Kaz Dağlarının duyulmasında önemli rol oynayan birisiydi. Ve öldüğünde buraya gömülmek istediği için mezarı da burada. Sabahattin Ali’nin de çocukluğu ve gençliği burada geçiyor. ‘Benim Meskenim Dağlardır’ türküsünü Kaz Dağları için yazıyor. Edremit’e aşık birisi.”

    İsmet SEFER

    BALIKESİR

     

  • ‘Sen Alevi misin?’ diyen öğretmen tekme tokat dövdü, okul hayatım bitti’- VİDEO

    ‘Sen Alevi misin?’ diyen öğretmen tekme tokat dövdü, okul hayatım bitti’- VİDEO

    PİRHA- Çocukluk yıllarında okulda kelime-i şehadet getirmesi istenen ardından da ‘Alevi misin’ denilerek öğretmen tarafından şiddete maruz kalan Ali Ekber Çiçek’in eşi Can Çiçek’in yaşadığı bu olay okul hayatını sonlandırdı. Alevi çocuklarına yönelik zorunlu din dersi uygulamasına tepki gösteren Çiçek, “Dinler özgür bırakılmalı” dedi.

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına rağmen iç hukukta bir karşılık bulamayan Alevilere yönelik hak gasplarından biri zorunlu din dersi dayatması. Ünlü ozan Ali Ekber Çiçek’in eşi Can Çiçek de bu zorunlu din dersi dayatmasının kendisinde yarattığı travmayı PİRHA’ya anlattı.

    10 yaşında 4. sınıftayken okulda yaşadığı bir olayın ardından eğitim hayatı sona eren Çiçek, “Dinler özgür bırakılmalı” dedi.

    “OKULDAN NEFRET ETTİM”

    Çiçek yaşadığı olayı şöyle anlattı:

    “4. sınıftayken bir öğretmenin hışmına uğradım. Tarih dersinde bana kelime-i şahadet getirmemi istediler. Ben kelime-i şahadetin ne olduğunu bilmiyorum çünkü 10 yaşında bir çocuğum. Sen ‘Alevi misin’ diye sorduğunda onu da bilmiyorum. Ve tekme tokat bana girişti. Çok zayıf, cılız bir çocuktum. Çok kötü bir travma yaşadım ve okuldan nefret ettim, öğretmenlerden nefret ettim. 6 ay psikolojik tedavi gördüm. Öğretmen gördüğüm zaman havale geçiriyordum. Okulların önünden geçmek istemiyordum. Çok çalışkan bir çocuktum. Benim okul hayatımı bitirdiler. Okusaydım iyi bir yerde olabilirdim.”

    Bu yaşadıklarından sonra okul hayatını sonlandıran Çiçek, “Şu an okusaydım sanırım sanatla ilgili bir bölüm okurdum. Belki de siyaset okurdum. Belki de gazeteci olur ben sorardım size bunları” dedi.

    “DİNLER ÖZGÜR BIRAKILMALI”

    Din derslerinin dayatmalı olarak okutulmasına karşı olduğunu söyleyen Çiçek sözlerine şöyle devam etti:

    “Dinler özgür bırakılmalı. Ve karışılmamalı. Dileyen dilediği dinde ibadetini yapabilir. Hiç kimse karışmamalı. Onun için siz Tanrınıza tarlada çift sürerken de dua edersiniz. Herkes bir biçimde Tanrısına yakarır. Ben Tanrıma yakarırım. Ama yolda yürürken dua ederim, arabaya binerken dua ederim. Ali Ekber’in dediği gibi ‘gönülden gönüle bir yol vardır görünmez.’ Bıraksınlar, Allah ile kul arasında olan şey hiç kimseyi ilgilendirmemeli. O zaman daha iyi olurdu diye düşünüyorum. Çünkü zorla güzellik olmaz. Ben öğrenmek istemiyorsan, öğrenmem. Aleviliği kimse bana öğretmedi. Ben de zaman içinde Aleviliğin ne olduğunu başka dinlerin ne olduğunu öğrendim. Eminim ki her çocuk da belli bir yaşa geldiğinde merak edip öğrenecektir. Bu o kadar da önemli değil. Ve o kadar farklı dinlere mensup insanlar var ki, bence din dayatması yanlış.”

    Sevim KAHRAMAN

    BALIKESİR