Etiket: ali ekber kaya

  • Dersim’de Madımak anması: 31 yıllık hukuk mücadelemiz karşılık bulmadı, adalet sağlanmadı-VİDEO

    Dersim’de Madımak anması: 31 yıllık hukuk mücadelemiz karşılık bulmadı, adalet sağlanmadı-VİDEO

    PİRHA- Sivas Katliamı’nın 31’inci yıl dönümü nedeniyle bir anma etkinliği düzenlendi. Dersim Emek ve Demokrasi Platformu tarafından yapılan açıklamada, “31 yıldır halklarımızın bir arada yaşama arzusunu hançerlemeyi hedef alan bu katliamın hesabı verilmemiş, Adalet sağlanmamıştır. 31 yıllık hukuk mücadelemiz karşılık bulmamış, adeta vicdanlar yargılanmıştır” denildi.

    Sivas Katliamı’nın 31’inci yıl dönümü nedeniyle, Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, Seyit Rıza Meydanı’nda bir anma etkinliği düzenledi. Meydanda ilk olarak çerağ uyandırılarak katliamda yaşamını yitirenler için anma yapıldı. Platform adına yapılan açıklamayı Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Dersim Şube Başkanı Ekber Kaya okudu.

    Ardından konuşmalar yapıldı ve müzik dinletisi sunuldu.

    “31 YILLIK HUKUK MÜCADELEMİZ KARŞILIK BULMAMIŞTIR”

    Vahşi katliamın üzerinden 31 yıl geçtiğini hatırlatan Ali Ekber Kaya, “Acımız ilk günkü kadar taze, öfkemiz ise her geçen gün katlanarak büyüyor. 31 yıldır halklarımızın bir arada yaşama arzusunu hançerlemeyi hedef alan bu katliamın hesabı verilmemiş, Adalet sağlanmamıştır. 31 yıllık hukuk mücadelemiz karşılık bulmamış, adeta vicdanlar yargılanmıştır. Bu süreç içerisinde yaşam mücadelesi veren devrimci hasta mahkumlar ölüme terk edilirken, Ahmet Turan Kılıç, Hayrettin Gül gibi Madımak katilleri affedildi” dedi.

    “MADIMAK DAVASINDA KATİLLERİ SAVUNAN AVUKATLAR ÖDÜLLENDİRİLMİŞTİR”

    Kaya, sözlerini şöyle sürdürdü;

    “Ezilen, emekçi halklar olarak mahkeme kararını tanımıyoruz. Herkes bilmelidir ki Madımak Katliamı İnsanlığa karşı işlenmiş zamansız suçlardan biridir ve insanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı olamaz. Madımak davasında katilleri savunan avukatlar belediye başkanı, Milletvekili yapılarak ödüllendirilmiştir. Sivas Madımak otelinin utanç müzesi yapılması, Madımak davasının da İnsanlığa Karşı İşlenmiş Suçlar kapsamına alınması talebimiz ise hiç duyulmadı.

    “İNANCIMIZI TARİF ETMETİN TANIYIN”

    İnancımızı tarif etmeyin, tanıyın. Cem ibadetimiz, Cemevleri ibadethanemizdir, Alevilik Aleviliktir, Alevilik vardır ve haktır, asimile etmeye çalışmayın dedik, onlar Aleviliği öldürmeyi, Alevileri kendi içlerinde bölüp parçalamayı hedefleyen projeler ürettiler. 2 Temmuz 1993 Sivas Madımak Katliamı’nın 31. yıl dönümünde katledilen 33 canımızı, anmaya, katliamları ve katliamcı zihniyeti lanetlemeye devam edeceğiz. Sivas Madımak Davası İnsanlık Davası olarak tarihe geçmiştir. İnsanlık var olduğu sürece bu dava da sürecektir. Söz verdik, ikrar verdik ve ikrarımıza sonuna kadar bağlı kalacağız.

    “ARTARAK DEVAM EDEN KADIN CİNAYETLERİ BU İKTİDAR ANLAYIŞININ ESERİDİR”

    Sizlerin aracılığı ile halkımıza sesleniyoruz. Yaşadığımız onlarca sorun, derin yoksulluk, derin kriz, buna bağlı olarak gelişen umutsuzluk, çaresizlik, işsizlik, açlık, intiharlar ne kadar olumsuzluk var ise hepsinin ana nedeni olan Türk, İslam ve Erkek egemen sistem ve bu sistemin yürütücüsü siyasal iktidardır. Artarak devam eden kadın cinayetleri bu iktidar anlayışının eseridir. Bu iktidara ve maruz kaldığımız anti demokratik uygulamalara karşı birleşmek zorundayız. Birleşerek mücadele etmek zorundayız.”

    “ACIMIZ İLK GÜNKÜ KADAR TAZE”

    İnsanlık tarihinin, belki de en korkunç katliamlardan biri Anadolu’da yaşandı. Bu topraklarda Direncin simgesi ve Alevi inancının temel direklerinden biri olan Pir Sultan Abdal’ı anma etkinliklerinin dördüncüsünün düzenlendiği Sivas’ta, semah dönen gençlerimiz, yazarlarımız, sanatçılarımız, aydınlarımız, 33 canımız yani aydınlık geleceğimiz 2 Temmuz 1993 Cuma günü, Madımak Oteli’nde vahşice katledildi.

    Bu vahşi katliamın üzerinden 31 yıl geçti. Acımız ilk günkü kadar taze, öfkemiz ise her geçen gün katlanarak büyüyor. Otuz bir yıl halklarımızın bir arada yaşama arzusunu hançerlemeyi hedef alan bu katliamın hesabı verilmemiş, adalet sağlanmamıştır.

    Otuz bir yıllık hukuk mücadelemiz karşılık bulmamış adeta vicdanlar yargılanmıştır. Bu süreç içerisinde yaşam mücadelesi veren devrimci hasta mahkumlar ölüme terk edilirken, Ahmet Turan Kılıç, Hayrettin Gül gibi Madımak katilleri affedildi.

    Firari üç sanık Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş hakkında devam eden son dava da otuzuncu yılında zaman aşımına uğratıldı.

    “EMEKÇİ HALKLAR OLARAK MAHKEME KARARINI TANIMIYORUZ”

    Ezilen, emekçi halklar olarak mahkeme kararını tanımıyoruz. Herkes bilmelidir ki Madımak Katliamı İnsanlığa karşı işlenmiş zamansız suçlardan biridir ve insanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı olamaz.”

    “KATLİAM YAŞAMAYAN ŞEHRİMİZ VAR MI ACABA?”

    Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan şunları kaydetti:

    “Acımız o kadar büyük ki, o kadar derin ki tarif etmek ne kadar mümkün. Biz yaşadık, kavrulduk, yandık. Dedik ki artık yanmayalım. Bir yüzleşme olsun, birbirimizi anlayalım, birbirimizin varlığına tahammül edelim, birlikte yaşayalım. Biz ne dediysek ne kadar söylediysek sesimizi duyuramadık. Uzattık elimizi birlikte yaşanabilir diye ama o eli tutturamadık. İnatla, ısrarla o kararlılıklarından zerre geri adım atmayarak bugüne kadar geldiler, getirdiler. Ülke bir katliamlar ülkesi oldu. Maraş dedim, Sivas dedim, Dersim dedim, Zilan, Ağrı Kobani, Suruç, Diyarbakır. Nereyi söylesek? 78 mi desek? 68 mi desek? Katliam yaşamayan şehrimiz var mı acaba? Anma yapmadığımız bir günümüz var mı acaba?

    “KATLİAM YERLERİNDE BİR YÜZLEŞME GERÇEKLEŞTİRİLEMEDİ”

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu şunları belirtti:

    31 yıldır ne halk yerini buldu ne adalet. Elbette ki biz nereden geldiğini çok iyi biliyoruz. Daha önce de söyledik. Kürtler ve Aleviler üzerinde çok asimilasyon politikası yürütüldü ve bu asimilasyon politikası bugüne kadar devam etti. Bizi yaktılar, tutukladılar, öldürdüler, Dersim’de katlettiler, Maraş’ta katlettiler, Çorum’da katlettiler. Sivas’ta diriliş anlarımızı yaktılar. Bizi öldüremediler. Şimdi dilimizi, kültürümüzü, inancımızı yok etmeye çalışıyorlar. Şunu söyleyelim. Dersim’de, Sivas’ta, diğer katliam yerlerinde bir yüzleşme gerçekleştirilemedi. Bu topraklarda hakikatlerle yüzleşilmesi gerekiyor. Hakikatlerle yüzleşilmeyen bir toplumda toplumsal barış ve huzur sağlanamaz.”

    “BU ÜLKEDE ONURLU BİR BARIŞIN İNŞA EDİLMESİ GEREKİR”

    Dersim Belediyesi Eş Başkanı Cevdet Konak ise şunları kaydetti:

    “Cumhuriyetin yüz yılında bu katliamları görürsünüz. Bugün Sivas’ta katledilen canlarımızı anarken Dersim 37-38’de katledilenlerin acısını da yürekten yaşadım. Koçgiri’de, 12 Eylül’de katledilen canlarımızın acısını da yüreğimizde hissettik. Cumhuriyetin 100 yıllık tarihinde, Dersim coğrafyasında ve Alevi toplumunda, sadece Sivas’ta değil Maraş’ta, Çorum’da, Gazi’de bu katliamlar yaşanmış. Artık yeter! Bu ülkede onurlu bir barışın inşa edilmesi gerekir. Demokratik bir anayasa, demokratik bir cumhuriyet, demokratik bir Türkiye inşa edilsin.”

    PİRHA/DERSİM

  • Adalet nöbeti ikinci gününde; Dersim’de 100’den fazla tutuklu ailesi var -VİDEO

    Adalet nöbeti ikinci gününde; Dersim’de 100’den fazla tutuklu ailesi var -VİDEO

    PİRHA- ESP Dersim İl Örgütü ve tutuklu ailelerinin başlattığı adalet nöbeti ve açlık grevi ikinci gününde. ‘Hapishaneler ve görevlerimiz” konulu söyleşide konuşan İHD Dersim Şube Başkanı Gürbüz Solmaz, “Sürgünler var cezaevlerinde. Mesela Dersim’de tutuklu olan bir insanın Dersim’de ya da Elazığ’da değil de Edirne’ye, Ankara’ya ya da Hakkari’ye sürgünü aslında bir tecrittir” dedi. 

    ESP Dersim İl Örgütü ve tutuklu aileleri, hapishanelerde mahpuslara yönelik saldırılara, tecride ve baskılara karşı dayanışmayı yükseltmek ve tutsaklara sahip çıkmak için, dün Dersim ESP il binasında iki günlük adalet nöbeti ve açlık grevi başlatmıştı. Adalet nöbeti kapsamında, bugün de ‘Hapishaneler ve görevlerimiz” konulu bir söyleşi düzenlendi.

    “DERSİM’DE 100’Ü AŞKIN TUTUKLU AİLESİ VAR”

    İki günlük adalet nöbeti ve açlık grevinin temel amacının cezaevlerinde devam eden tecrit, tutsakların karşı karşıya olduğu baskılar ile sorunların çözümüne dair başlatmış oldukları açlık grevlerine ses olmak ve dışarıdaki sesi büyütmek olduğunu belirten Mazgirt Peri (Akpazar) eski belediye başkanı ve tutuklu yakını Orhan Çelebi, söyleşinin açılışında şunları ifade etti:

    “Bugün burada daha çok hapishanelerdeki tutsaklarımızın sorunları ve bu sorunlara karşı bizim dışarıda ne tür görevlerimiz var, bu görevlerimizi hangi koşullarda, nasıl hayata geçirebiliriz üzerine bir söyleşi yapmak istiyoruz. Dersim’de de yaklaşık yüzü aşkın tutsak ailesi olduğunu biliyoruz. Belki daha fazladır Ve bu ailelerimiz aslında kendi içinde çok güçlü, örgütlü bir bağ kurmuş değiller. Bunları da tartışarak onları nasıl bir araya getirebiliriz, hangi koşulları yaratırsak iç dayanışmamızı güçlendirebiliriz. Sorun şu siyasette ya da başka siyasette olması meselesi değil. Sorun hepimizin ortak sorunu olduğu için de en azından bu ailelerimizin ortak sorunlarını bir araya getirip birleştirmek ve bu çalışmayı güçlü bir mevziye dönüştürmek gibi bir amacımızın da olduğunu söyleyebiliriz.”

    “CEZAEVLERİNDE 500’DEN FAZLA AĞIR HASTA TUTUKLU VAR”

    Bugün yüzlerce cezaevinde, onbinlerce insanın katıldığı bir açlık grevi yapıldığını ve bunun cezaevlerinde yaşanan sıkıntıları da dile getirmek için bütünlük içerisinde yürütülen bir açlık grevi olduğunu vurgulayan İHD Dersim Şube Başkanı Gürbüz Solmaz, “Cezaevlerinde yaşanan haksız, hukuksuz uygulamalar çoktur. Sürgünler var cezaevlerinde. Mesela Dersim’de tutuklu olan bir insanın Dersim’de ya da Elazığ’da değil de Edirne’ye, Ankara’ya ya da Hakkari’ye, Van’a sürgünü aslında bir tecrittir. Tecridin boyutları değişiktir. Bu tecritte amaç ailelerinden kopuk olmalarını sağlamaktır. Aileler üzerinde baskı kurmaktır” dedi.

    Cezaevlerinde şu anda 500’ün üzerinde ağır hasta ve 1000’in üzerinde de hasta tutuklu olduğunun altını çizen Solmaz, şunları dile getirdi:

    “Hukukun, adaletin, insan haklarının, doğanın, çevrenin yani bir bütün olarak yaşam hakkının askıya alındığı bir süreçten geçiyoruz. Bu süreci biz dışarıda eğer örgütleyemezsek, baskı unsuru haline getiremezsek ne yazık ki sonuçta ölüm orucuna dönebilecek bir süreç var. Biz bunu dışarıdan baskılarsak, gündeme getirirsek, kamuoyu oluşturursak, aileleri bir araya getirirsek, sivil toplum örgütleriyle bir bütün olarak davranırsak belki bunu o süreçlere evrilmeden ya da o süreçleri yaşamadan, görmeden sonuca erdirmiş olabileceğiz.”

    “SORUN SADECE İÇERDEKİLERİN DEĞİL BÜTÜN TOPLUMUN SORUNU”

    Tutuklulara giderek daha fazla tek tek hücre ve disiplin cezaları verildiğini, politik tutsakların arasına adli tutsaklar konarak hani seslerini birbirlerine ulaştırmalarının engellendiğini belirten ESP Eş Genel Başkan Yardımcısı Beycan Taşkıran, şunları kaydetti:

    “Sorun nasıl çözülür? Sorun dışarıdaki politik mücadelemizin büyümesiyle çözülür. Sorun halkların ve işçi sınıfının birleşik mücadelesiyle çözülür. Sorun tutuklu ailelerimizin ve politik kurumlarımızın etrafında kenetlenerek çözülür. Sorun insan hakları örgütlerimizin bütün demokratik örgütlerimizin tabii ki işçi sınıfının, sendikaların bu sorunda taraf olmasıyla çözülebilir. Bu sorun bütün toplumun Türkiye işçi sınıfı ve halklarımızın sorunu. Sadece içerideki tutsakların sorunu değil.

    “TUTUKLU AİLELERİNİN ÇOK CİDDİ SORUNLARI VAR”

    Bir diğeri tutuklu ailelerimizin çok ciddi ekonomik sorunları var. Sosyal sorunları var. Tutuklu ailelerimizi dönem dönem yan yana getirmek, ihtiyaçlarını ve sorunlarını dinlemek, içerideki sorunların daha geniş bir kamuoyuna yansıması için mekanizmalar kurmak zorundayız. Gerçekten burada hem birbirlerine dokunmaları, yalnız olmadıklarını hissetmeleri hem içerideki sorunları bize daha kapsamlı anlatmaları, bunun kamuoyuna duyurulması sağlanabilir.

    Bir diğeri bir dayanışma fonu oluşturmamız lazım. Çoğu insan kendi başına kalmış durumda. Gerçekten çok ağır ekonomik sorunlar var. Bir diğeri dışarıdan içeriye mektup, faks her türlü biçimde sesimizi tutsaklara ulaştırmamız lazım. Şimdi en çok ifade edilen bu. Bir tane selam, bir tane şiir, bir tane merhaba, gerçekten hayati ve kritik.”

    “İNANCIMIZDA ZULME KARŞI DURMAK VARDIR”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Dersim Şube Başkanı Ali Ekber Kaya ise şunları belirtti:

    “Çok söze gerek yok. Gerçekten içerisi çok açık ki dışarısından bir daha örgütlü, daha devrimci. İçerisi dışarısından daha sorumlu, daha görevlerinin bilincinde. Bunu içeride kaldığımız süreçte de çok net yaşadık gördük. Bu mücadeleyi desteklemek için herhangi bir siyasal görüşe sahip olmaya gerek yok. İnsan olmak yeterlidir. Demokrat olmak yeterlidir. Ben bir inanç kurum temsilcisi olarak, bir bütün olarak bizim inancımızda zulme karşı durmak vardır. Zulme uğrayanın yanında olmak vardır. Bu nedenle bu vesileyle de insan olan herkesi, insanım diyen herkesi, yani insanlığını yitirmemiş olan herkesi ve özellikle Alevi toplumunu, çünkü bu bir zulümdür. Bu mücadelenin, bu direnişi yanında olmaya çağırıyorum.”

    PİRHA/DERSİM

  • PSAKD’den Tunceli Cemevinde Hızır Cemi: İtikatımıza uyacak bir yönetim seçilmeli-VİDEO

    PSAKD’den Tunceli Cemevinde Hızır Cemi: İtikatımıza uyacak bir yönetim seçilmeli-VİDEO

    PİRHA- PSAKD Dersim Şubesi, Hızır (Xızır) Cemi gerçekleştirdi. Cemde konuşan PSAKD Dersim Şube Başkanı Ali Ekber Kaya “Tunceli Cemevi’ne itikadımıza göre davranan bir yönetim seçilsin ve halkımız gönül rahatlığıyla buraya gelsin” dedi. Şıxçoban Ocağı pirlerinden Hüseyin Kaykaç ise, “Alevilik büyük bir felaketle yoluna devam ediyor. Rızalık üzerine kurulan bu inanç tam tersi bir yöne doğru yönlendirilmeye çalışılıyor” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Dersim Şubesi, Tunceli Cemevi’nde Hızır (Xızır) Cemi yürüttü. Yoğun bir katılımla gerçekleşen cem öncesi, gelen konuklara lokma  verildi. Daha sonra ateş başında çıralar yakılıp, gülbenkler okundu.

    Şıxçoban Ocağı pirlerinden Hüseyin Kaykaç, Kureyşan Ocağı pirlerinden Celal Tar, Derviş Cemal Ocağı pirlerinden Aziz Polat, Kureyşan Ocağı pirlerinden Kadir Bulut cemi yürütürken, Zakir Hüseyin Sorhan deyiş seslendirdi.

    “SAHİP ÇIKALIM Kİ YÖNETİM DEĞİŞSİN”

    “Bu mekana sahip çıkın çünkü burası Hakk’ın mekanıdır” diyerek konuşmasına başlayan PSAKD Dersim Şube Başkanı Ali Ekber Kaya, bu Pazar günü yapılacak olan Tunceli Cemevi’nin kongresine dikkat çekerek, şu çağrıyı yaptı:

    “Her taraftan kulağımıza geliyor, Dersim halkı diyor ki, bu mekanda bizim yolumuz sürülsün, bizim itikadımızla yürünsün. İtikadımıza, dilimize, inancımıza, toprağımıza sahip çıkın diyor insanlarımız. O yüzden diyorum ki bu pazar günü yapılacak olan kongrede, hep birlikte sahip çıkalım ki Tunceli Cemevi’ne itikadımıza göre davranan bir yönetim seçilsin ve halkımız gönül rahatlığıyla buraya gelsin, lokmalarını dağıtsın.”

    “ALEVİLİK, ASİMİLASYONA UĞRAMIŞTIR”

    Aleviliğin, doğruluğun, dürüstlüğün yolu olarak nehaka karşı Hakk’la Hakk olan dosdoğru bir yol olduğunu belirten Şıxçoban Ocağı pirlerinden Hüseyin Kaykaç, “Alevilik felsefesi maalesef günümüzün şartları ve koşulları doğrultusunda Şii tarikatçıların, sol ve sağ jargon siyasetçilerin, ateistlerin, deistlerin tam ortasında kalan bu inancımız, maalesef asimilasyona uğramaktadır. Şu anda Alevilik tam anlamıyla savrulmuş, nereye gittiğini bilmeyecek bir hale gelmiştir” dedi.

    “Su gözede bulanır. Bunu ilk önce Aleviliğin kendi içerisindeki dinamikler bozmaya başladı” diyen Kaykaç, Xızır’ın Dersim’deki önemiyle ilgili de şunları söyledi:

    “Dersim, Mezopotamya, Fırat’ın üst bölümü ve Koçgiri yöresinde Xızır’ın ayrı bir kutsiyeti ve inancımızda yeri vardır. Vahşi bir doğa içerisinde yaşayan toplumumuz, tüm o zorluklarında Xızır’ı çağırmış ve carına Xızır yetiştirmiştir ve bu aylarda Xızır orucunun Dersim’de kadimliği ve kutsiyeti önemli ölçüde yüksek derecededir. Hepimiz bu inanca sahibiz. O yüzden bizim tekrar özümüze dönüp bu inançla Hakk darında dosdoğru olmamız, dilimize, kültürümüze sahip çıkmamız lazım.”

    “KENDİ ÖZÜMÜZE DÖNMEMİZ LAZIM”

    Bugünkü şartlar altında büyük bir savurganlık yaşayan Aleviliğin, nereye gideceğini kendilerinin de bilmediğini ifade eden Kaykaç, “Herkesin tam ortasında kalan bu inanç, büyük bir felaketle yoluna devam ediyor. Rızalık yolu üzerine kurulan bu inanç tam tersi bir yöne doğru birileri veya bazıları tarafından yönlendirilmeye çalışılıyor. Bundan dolayı bizlerin seyitler olarak muhakkak bir araya gelip tekrar bu Yola, bu Xızır’a, bu ziyaretlere yeniden bir manifesto yazmamız lazım. Kendi özümüze dönmemiz lazım. Dinimize, özümüze, kültürümüze sahip çıkmamız lazım” değerlendirmesinde bulundu.

    “PİRLER OLARAK BAYAĞI BİR EKSİK KALIYORUZ”

    Şıxçoban Ocağı pirlerinden Hüseyin Kaykaç, devamında şunları dile getirdi:

    “Bu nedenle bugün Dersim’de, bu kadim topraklarda, eğer bu inancın beşiği, merkezi olan, ocakların bütün pirlerin bulunduğu bu yerde bizim artık bir öze dönüş yapmamız lazım. Bir birliktelik içerisinde bir hoşnutluk içerisinde ve hiçbir zaman bir aksiliğin yaşanmadığı, mahkemelerin olmadığı, herkesin birbirinden razı olduğu bir dönemi, yeniden hep beraber inşa edip talebiyle, diliyle et, tırnak gibi mürşidin peşine giderek, bizim tekrar bu yola, bu erkana dönmemiz lazım. Çünkü su gözede bulanıyor.

    “YENİDEN DERGAHLARA DÖNÜŞÜ SAĞLAMALIYIZ”

    Ben burada bir özeleştiride bulunacağım. Pirler olarak bayağı bir eksik kalıyoruz bu işte. Nedeni kentsel bir Alevilik oluşmaya başlaması. Eskiden hepimiz kendi köyümüzde pirimizi, rehberimizi, mürşidimizi iyi bilir ve onun doğrultusunda hareket ederdik. Şimdi kentsel bir Alevilik oluştuğundan dolayı artık hepimiz bu cemevlerindeyiz. O zaman bunu yönlendirmenin tek yolu yeniden bir oluşum, yeniden bu dergahlara dönüşü sağlamamız lazım.”

    “BİR AN ÖNCE ASİMİLASYON POLİTİKALARININ ÖNÜNE GEÇMELİYİZ”

    Daha sonra söz alan Kureyşan Ocağı pirlerinden Kadir Bulut ise şunları belirtti:

    “Bu Hakk ve hakikat yolunu insan-ı kamillerden, ocaklarından, ziyaretlerimizden getiren pirlerimizin hürmetine herkes kendi inancına, diline, kültürüne, ziyaretlerine, ocaklarına sahip çıksın. Kim ne derse desin bizim Yolumuz kadim bir inançtır ve bu Yol kendini Xızır ile kıble, insan-ı kamille zirve eylemiştir.

    Raya Haq kısaca şudur: Alevilik dediğin zaman kısaca şudur. İnsan-ı kamil yetiştirme inanç programı, inanç sistemidir. Bu kadar. Biz insan-ı kamil yetiştiririz, insan-ı kamili de Hak tecelli eder. Ama ne olur Kırmancki’yi (Zazaca), Kurmanci’yi yani dedeleriniz nineleriniz Hakk’a nasıl zikrediyorsa o dili öğrenin, yaşatın, aktarın. Sizlerden ricamız budur. İnancımızın önündeki bu asimilasyon politikalarının önüne bir an önce hızlı bir şekilde geçelim. Bunun tek sırrı vardır bana göre. Biz kendi dilimizi öğreneceğiz. Pirlerimizi, rehberlerimizi, mürşitlerimizi, ziyaretlerimizi öğreneceğiz ve Harde Dewreş’in (Derviş Toprağı) bütün değerlerini kucaklayacağız.”

    Eyüp HANOĞLU-Nuray ATMACA/DERSİM