Etiket: ali haydar hakverdi

  • Hakverdi’den, Alevilere ‘yalancı’ diyen Akşam yazarı hakkında suç duyurusu-VİDEO

    Hakverdi’den, Alevilere ‘yalancı’ diyen Akşam yazarı hakkında suç duyurusu-VİDEO

    PİRHA-CHP Milletvekili Ali Haydar Hakverdi, AKP’li Hüseyin Besli’nin Alevilere yönelik nefret yazısı nedeniyle Ankara Adliyesi’nde Besli hakkında suç duyurusunda bulundu. Kamu davası açılmasını isteyen Hakverdi, “Bu zihniyet halkın vicdanında çoktan mahkum oldu, adalet önünde de hak ettiği cezayı bulmalıdır” dedi.

    Akşam Gazetesi yazarı ve eski AKP İstanbul Milletvekili Hüseyin Besli’nin Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik yazdığı yazıda Alevileri ve çocuklarını hedef alan nefret sözlerini içeren yazısına ilişkin suç duyuruları yapılmaya devam ediyor.

    Kılıçdaroğlu’nun birçok konuda yalan söylediğini iddia eden Besli, yazısında “Alevi, Alevi Kürt bir aile çocuklarına Alevi kimliğini gizlemeyi öğrettiği, öğütlediği kadar Kürt kimliğini de saklamayı öğretmek mecburiyetinde kalmaktadır. Yani söz konusu çocuklar ‘çifte kavrulmuş yalancı’ olmak durumundadırlar. Ve ne kadar maharetle yalan söyleyebiliyorlarsa o kadar aferin alarak yetişmişlerdir” şeklinde nefret söylemlerinde bulunmuştu.

    Hüseyin Besli’nin, nefret söylemi içeren yazısı hakkında CHP Ankara Milletvekili Ali Haydar Hakverdi de suç duyurusunda bulunduğunu açıkladı.

    Hakverdi, suç duyurusunda; Besli’nin Kılıçdaroğlu’na Alevi ve Kürt kimliği üzerinden; yoğun tahrik, tahkir ve aşağılama içeren söylemlerde bulunduğunu belirterek, Besli hakkında TCK’nın 216. maddesi uyarınca “halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama” suçunu işlediğini belirtti.

    “BU ZİHNİYET HALKIN VİCDANINDA ÇOKTAN MAHKUM OLDU”

    Hakverdi sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Alevi ve Kürt vatandaşlarımız için “Yalanı düstur edinmiş, çifte kavrulmuş yalancılar” diyen AKP’li eski vekil ve Akşam gazetesi yazarı Hüseyin Besli hakkında suç duyurusunda bulunduk. Bu zihniyet halkın vicdanında çoktan mahkum oldu, adalet önünde de hak ettiği cezayı bulmalıdır. Anadolu, yüz yıllardır birçok inanca ve etnik kimliğe ev sahipliği yapmaktadır. Bu bizi ayrıştıran değil, tersine birleştiren ve güzelleştiren özelliğimizdir. Bu birlikteliği hazmedemeyenler, tarihin birçok evresinde zaman zaman ortaya çıkmıştır. En son ortaya çıkan da Hüseyin Besli olmuştur. Şunu unutmamak gerekir ki bu çabalar boşunadır. Hiç kimse bu ülkenin güzel insanlarını ayrıştıramayacak ve kadim Anadolu kültürünü yok edemeyecektir. Yaptığı açıklama ile halkın bir bölümünü aşağılayan Besli hak ettiği cezayı mutlaka almalıdır“ ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ANKARA

  • BTS ve HABER-SEN’in sürgünlere karşı Ankara’ya yürüyüşü sona erdi-VİDEO

    BTS ve HABER-SEN’in sürgünlere karşı Ankara’ya yürüyüşü sona erdi-VİDEO

    PİRHA- BTS ve HABER-SEN üyelerinin baskı ve sürgüne maruz kalmaları üzerine başlatılan yürüyüş eylemi Ankara’da son buldu. Yapılan açıklamada “Hukuka aykırı bir şekilde verdiğiniz bu kararlardan bir an önce vazgeçin!” çağrısı yapıldı.

    Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası (BTS) ile Basın Yayın İletişim ve Posta Emekçileri Sendikası (HABER SEN) mobbing, ihraç ve sürgünlere karşı 2 Şubat’ta başlattığı yürüyüşünü Ankara’da sonlandırdı.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’na (KESK) bağlı üye ve yöneticiler, farklı illerden yola çıkarak Ankara TCDD Gar önünde bir araya geldi. Yapılan eyleme CHP’li milletvekilleri de destek verdi.

    “NEREDE ADALETSİZLİK VARSA KARŞISINDA DURDUK”

    Sendikalar adına ortak açıklamayı BTS Genel Başkanı Murat Oral okudu. Oral “Hukuka aykırı bir şekilde verdiğiniz bu kararlardan bir an önce vazgeçin” diyerek şu açıklamayı yaptı:

    “BTS ve HABER SEN olarak; yaptığımız açıklamalarla, verdiğimiz mücadeleyle, nerede haksızlık, nerede adaletsizlik varsa karşısında durarak, nerede kamu zarara uğratıldıysa teşhir ederek, nerede liyakatsizlik, nerede hukuksuzluk varsa yargıya taşıyarak gerçek sendikacılığın adresi olmamız pek çok çevreyi rahatsız etmiştir.

    Bizlerin yaptığı gerçek sendikacılık karşısında rahatsız olan siyasi iktidar ve örgütlü olduğumuz kurumların yöneticileri tarafından sendikalarımız susturulması gereken bir kurum olarak görülmüş, bu nedenle üyeleri korkutulmaya, sindirilmeye, baskı altına alınmaya çalışılmış. Şimdi bu da yetmemiş olacak ki yasaları ve hukuku hiçe sayarak, temsilci ya da yönetici olup olmadığına bakmaksızın üyelerimiz hakkında sürgün ve ihraç kararları verilmektedir.

    HABER-SEN ve BTS tarafından, COVİD-19 salgınının başından itibaren gerekli önlemlerin alınması, olumsuz çalışma koşullarının düzeltilmesi amacıyla yaptığımız girişimlerimiz yine kurum yöneticilerini rahatsız etmiştir.”

    “AKIL VE VİCDAN ÖLÇÜLERİYLE DE BAĞDAŞMAMAKTADIR”

    Murat Oral, AKP iktidarının, kamudan ihracı silah olarak gördüğünü belirterek, “AKP iktidarı, kendine biat etmeyen, barıştan, demokrasiden, insan haklarından, sendikal hak ve özgürlükler mücadelesinden yana kesimleri KHK’larla susturmak, baskı altında tutmak istemektedir” dedi. Oral, PTT yönetimi tarafından, haklarında hiçbir adli soruşturma yokken ve gerekçe gösterilmeksizin sendika üyelerinin ihraç edildiğini belirterek şunları söyledi:

    “OHAL’in kalkmasına rağmen OHAL hukuku işletilerek HABER-SEN Diyarbakır Şube Kadın Sekreteri Esra Ademhan ile KESK Üst Kurul delegesi İzzettin Ekin kurum kararı ve bakanlık onayıyla işyerinde görevleri başındayken ellerine tutuşturulan tebliğlerle ihraç edilmiştir. Üyelerimizin adli hiçbir soruşturması ya da davası bile yokken; tebliğ edilen evrakta, mesnetsiz ve dayanaksız iddiaları destekler hiçbir delil ve gerekçe gösterilmemişken bakanlığın ihraç kararı açıkça hukuksuzdur. Ve bu hukuksuzluk kadar Covid-19 pandemisinin yaşandığı bir dönemde bile çalışanlarını sürgün etmek, ihraç etmek elbette ki akıl ve vicdan ölçüleriyle de bağdaşmamaktadır.

    İşin özü; demokrasi söylemlerini ağzından düşürmeyip, tam aksi uygulamalar yapan siyasi iktidarın kurumlara atadığı bürokratların “ben yaparım oldu” anlayışı sonucu pek çok hukuksuzlukla karşı karşıyayız.”

    HALK SAĞLIĞINI DÜŞÜNDÜKLERİ İÇİN SÜRGÜN EDİLDİLER”

    Ortak basın açıklaması ardından konuşan KESK Eş Genel Başkanı Aysun Gezen, “BTS çalışanları, cinayet gibi kazaların sebebini ortaya koyduğu ve bu sebepleri halkla paylaştığı için sürüldü” diyerek şu açıklamayı yaptı:

    “PTT’deki arkadaşlarımız neden sürüldü söyleyelim; çünkü onlar, pandemide önlemlerin alınmasını istediler. ‘Dönüşümlü, dinlenerek çalışmak istiyoruz’ dediler. ‘Kişisel koruyucu ekipmanları kurum sağlasın, zaten geçirmeye bile zor yeten ücretlerimizle koruyucu ekipman almaya mahkum etmeyin’ dediler. ‘Biz halka hizmet götürüyoruz. Eğer bizim sağlığımızı korumazsanız halkın sağlığı da tehlikeye girer’ dediler. Halkın sağlığını da düşündükleri için sürgün edildiler.”

    “DEVLET ÇÜRÜMEYE BIRAKILDI”

    CHP Ankara Milletvekili Ali Haydar Hakverdi ise “Devletin bütün kademelerinde Liyakat yerine maalesef sadakat ve yandaşlık esas alınır oldu” dedi. Hakverdi, kamuda sadece iktidara yakın kişilerin görev alabildiğini ifade ederek şöyle devam etti:

    “İktidar gibi düşünmeyenler ötelendi. Emeği ile çalışanlar da bugünkü yaşadığımız gibi sürgünlere, tehditlere maruz kaldı. Devletin bütün kademeleri bir şekilde liyakatsız kişiler tarafından ele geçirildi ve devlet çürümeye bırakıldı. Bu aslında devletin düşmanlığıdır. Bu noktada mücadelemiz, desteğimiz; aşağıya başını eğmeyen öğrencilere ve emekçileredir.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Borsa İstanbul’un yüzde 10’luk payını Katar’a kaça sattınız?’

    ‘Borsa İstanbul’un yüzde 10’luk payını Katar’a kaça sattınız?’

    PİRHA- CHP Ankara Milletvekili Ali Haydar Hakverdi Borsa İstanbul Hisselerinin Katar’a satılışını Meclis gündemine taşıdı.

    Hakverdi, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın cevaplaması için verdiği soru önergesinde, Katar’a satılan Borsa İstanbul’un yüzde 10’luk hissesinin ne kadara satıldığını ve ödeme şartlarını sordu. Önergesinde Borsa İstanbul’da İşlem gören şirketlerin toplam piyasa değeri 1 trilyon 99 milyar liraya ulaşıyor diyen Hakverdi, şeffaflıktan ve denetimden uzak Varlık Fonu’na ait şirketlerin hangi kriterlerle kime nasıl satıldığı bilinmiyor. Milli servetimizin bu şekilde harcanması kabul edilemez” dedi.

    “BORSA İSTANBUL’UN YÜZDE 10’LUK PAYINI KAÇA SATTINIZ?”

    Hakverdi konu ile ilgili şunları kaydetti.

    “Fon’da ne yapıldığının bilinmemesi ve kamuoyuna yansımaması için ise birçok özel yasa çıkartıldı. Örneğin, millete ait şirketlerde ne olduğunu, millet adına denetleyen Sayıştay, Varlık Fonu’nda devre dışı bırakıldı. Sayıştay, Varlık Fonu’nu hiçbir şekilde denetleyemiyor. Kamu zararı açısından rapor düzenleyemiyor! Sayıştay yasası bu özel düzenleme için değiştirildi. Fon, Kamu İhale Yasası kapsamından da çıkarıldı. Sayıştay fona devredilen bazı şirketlerde inceleme yapabiliyor. O şirketlerin alt şirketlerinde ise hiçbir şekilde denetleme yapamıyor.

    Ziraat Bankası’ndan, Türk Hava Yollarına, Botaş’tan PTT ve Borsa İstanbul’a kadar neredeyse Türkiye’nin en değerli şirketlerini sorgusuz sualsiz yöneten TVF yönetimi bünyesine kattığı ve kar eden birçok kurumu ise zarar ettirmeye başladı. Denetimden ve şeffaflıktan uzak aile şirketi gibi yönetilen TVF ve fona dair şirketler ilgili alınan kararlar kamuoyu tarafında tepki ile karşılanmakta. Borsa İstanbul’u kaça sattılar kimse bilmiyor.

    “KATAR DEVLETİ VE SERMAYESİ ÜLKEMİZLE YAKINDAN İLGİLENİYOR”

    Özellikle 2003 yılından beri Katar devleti ve sermayesi ülkemizle yakından ilgileniyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Katar tarafından hediye edilen uçaktan, Tank Palet Fabrikası’nın satışına ve Kanal İstanbul güzergâhındaki arsaların Katar Emirinin annesine satışına kadar birçok parasal ilişki bu ilgi ve alakanın boyutlarını ortaya seriyor. Ülke adeta Erdoğan Ve Katar emirinin ailesi tarafından aile şirketi gibi yönetiliyor.”

    Bu çerçevede Hakverdi, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın yanıtlaması için şu soruları sordu:

    1. Katar ile imzalanan protokolün şartları nelerdir?
    2. İşlem gören şirketlerin toplam piyasa değeri 1 trilyon 99 milyar liraya ulaşan ve Katar’a satılan Borsa İstanbul’un yüzde 10’luk hissesinin satış fiyatı nedir? Ödeme şartları nedir ve neye göre belirlenmiştir?
    3. Borsa İstanbul’un hisse devri kararı ne zaman alınmıştır? Bu satış için başka teklif alınmış mıdır? Alınmamış ise Katar’ın en yüksek fiyatı veren ve en güvenilir yatırımcı olduğuna kim ya da kimler karar vermiştir?

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Hakverdi’den hasta tutuklular için önerge: İnsanlık suçu işleyen Sivas hükümlüsü bile affedildi

    Hakverdi’den hasta tutuklular için önerge: İnsanlık suçu işleyen Sivas hükümlüsü bile affedildi

    PİRHA- CHP Ankara Milletvekili Ali Haydar Hakverdi, hasta, yatalak ve bakıma muhtaç mahkumların sorunlarını Meclis gündemine taşıdı.

    CHP Ankara Milletvekili Ali Haydar Hakverdi, Cezaevlerinde 604’u ağır olmak üzere 1.605 hasta mahkûm olduğunu dile getirdi.

    Hakverdi, Adalet Bakanı Gül’ün yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde “Geçtiğimiz yıl cezaevlerinde kalan 50 mahkûm, hastalık nedeni ile hayatını kaybetti. Pandemi koşulları da dikkate alındığında, cezaevlerindeki yetersiz tedavi olanakları nedeni ile hayati risk altındaki mahkumların, durumu çok daha endişe verici boyuta gelmiştir. Hasta mahkumların ihtiyaç duydukları tedavi olanaklarına kavuşmaları gerektiği gibi, cezaevi koşullarında tedavileri sürdürülemeyen hasta mahkumların uygun koşullarda tedavilerinin yapılabilmesi için tahliye, af ve ev hapsi olmak üzere tüm çözümler yetkili makamlarca değerlendirilmelidir” dedi

    “İnsanlık suçu işleyen Sivas Katliamı hükümlüsünü bile affetmişlerdi” diyen Hakverdi konu ile ilgili verdiği önergede, şunları kaydetti:

    “Anayasa’nın 104’üncü maddesince Cumhurbaşkanı sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebiyle kişilerin cezalarını hafifletme veya kaldırma yetkisine sahiptir. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu yetkisini görev süresi boyunca Sivas Katliamı hükümlüsü Ahmet Turan Kılıç gibi birçok mahkûm için kullandı. Ergenekon kumpası ile tutuklanan ve kanser tedavisi gören Kuddusi Okkır ve yine son günlerine dek tahliye edilmeyen kanser hastası Güler Zere gibi birçok mahkûm ihtiyaç duyulan tedavi koşullarından uzak kaldıkları için hayatını kaybetti. Şu an bu durumda birçok mahkûm var. Ancak ne hikmetse hiçbiri Sivas Katliamı hükümlüsü gibi tahliye edilmedi, edilmiyor. Bu konuda verilen kararlarda ideolojik bağlar ve siyasal yakınlıkların referans alındığı yönünde oluşan algı toplum vicdanını derinden sarsmaktadır.”

    PİRHA/ ANKARA

  • 5 gün elleri domuz bağı şeklinde kelepçelenen mahpus Meclis gündeminde

    5 gün elleri domuz bağı şeklinde kelepçelenen mahpus Meclis gündeminde

    PİRHA-CHP Ankara Milletvekili Ali Haydar Hakverdi, İzmir 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’nda kalan Cem Kuru isimli mahpusun yaşadığı işkenceye ilişkin soru önergesi verdi. 

    CHP Ankara Milletvekili Ali Haydar Hakverdi, İzmir 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’nda kalan Cem Kuru isimli mahpusun işkenceye maruz kalmasını Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e sordu.

    “5 GÜN BOYUNCA ELLERİ DOMUZ BAĞI ŞEKLİNDE KELEPÇELENEREK TUTULDU”

    Hakverdi meclise sunduğu önergede, “İzmir 2  Nolu Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda kalan Cem Kuru isimli mahkûm vasisi L.K aracılığı ile başsavcılığa verdiği dilekçede; B-51 numaralı hücreye götürülerek S. ve Y isimli infaz koruma memurları tarafından darp edildiğini, kış soğuğunda pencereleri açık bu hücrede 5 gün boyunca elleri domuz bağı şeklinde kelepçelenerek tutulduğunu, yemek verildiğinde dahi bu kelepçelerin çözülmediğini ve bu şekilde aç bırakıldığını iddia etmiştir. Kurumda görevli doktorların ilk raporunda mahkûmun yüzünde darp izlerinin olduğu, ikinci raporda ise bileklerinde kelepçeden kaynaklı kesik yaraları ve kaburgalarında hasar tespit edilmiştir” ifadelerine yer vermiştir.

    “ANAYASA MAHKEMESİ CEM KURU’NUN KÖTÜ MUAMELEYE UĞRADIĞINA HÜKMETMİŞTİR”

    Önergede, “Konu hakkında işlem başlatan savcılık faillerin ve tanıkların ifadelerine başvurmadan, ilgili kamera kayıtlarını bilirkişi marifeti ile inceletmeden sadece cezaevi idaresinin yazılı beyanını esas alarak kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Ancak Anayasa Mahkemesi ilgili olayda mahkûm Cem Kuru’nun kötü muameleye maruz kaldığına ve olay hakkında savcılığın gerekli detaylı kovuşturmayı yapmadığına hükmetmiştir. Mağdur mahkûma 20 bin TL tazminat ödenmesine hükmeden Anayasa Mahkemesi, sorumlular hakkında cezasızlığın ortadan kalkması için de yeniden İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatılmasına karar vermiştir.

    “İŞKENCE HEM HUKUK HEM DE İNSANLIK ONURU İLE BAĞDAŞMAYAN BİR DURUMDUR”

    Hakverdi, ”Devletimizin sorumluluğu altında cezası infaz olan bir mahkûmun cezaevi personellerince kötü muamele ve işkenceye maruz kalması hem hukuk hem de insanlık onuru ile bağdaşmayan bir durumdur. Bir mahkûmun elleri arkadan kelepçelenmiş şekilde günlerce bir hücrede tutulması Anayasa Mahkemesince de tespit edildiği gibi güvenlik kastını aşan bir uygulama, yani kötü muamele ve işkence örneğidir” dedi.

    “SORUMLU PERSONELLER HAKKINDA HERHANGİ CEZAİ BİR İŞLEM UYGULANMIŞ MIDIR?”

    Milletvekili Ali Haydar Hakverdi, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e şu soruları yöneltti:

    1.Cem Kuru’yu darp ettiği iddia edilen İnfaz koruma memurları S. Ve Y. hakkında bir soruşturma açmayı düşünüyor musunuz?

    2.Ceza ve Güvenlik tedbirlerinin Uygulanması Hakkındaki Kanunun ilgili maddesinde ‘‘kelepçe ve bedensel hareketleri kısıtlayıcı araçlar kurumun en üst amirinin emriyle alınır’’ hükmüne yer verilmiştir. Bu durumda İzmir F Tipinde Cem Kuru’nun günlerce kelepçeli kalması yönünde üst düzey bir amirin talimatı var mıdır? Varsa ilgili Amir için bir soruşturma açmayı düşünüyor musunuz?

    3.Kötü muameleye sebebiyet veren ve devleti 20 bin TL tazminat ödemeye mahkûm eden personellerden bu parayı tazmin etmeyi düşünüyor musunuz?

    4.Konu Anayasa Mahkemesi gündemine taşınmadan önce, olay gerçekleşip adli mercilere yansıdığı ilk andan itibaren Bakanlığınız tarafından konu hakkında bir soruşturma açılmış mıdır? Açılmış ise sorumlu personeller hakkında herhangi bir cezai işlem uygulanmış mıdır?

    PİRHA/ANKARA

     

  • ‘Kayyımlar HDP’ye yönelik intikam operasyonu’-VİDEO

    ‘Kayyımlar HDP’ye yönelik intikam operasyonu’-VİDEO

    PİRHA- HDP’li belediyelere kayyım atanmasına ilişkin konuşan CHP Ankara Milletvekili Ali Haydar Hakverdi ve eski CHP Milletvekili Barış Yarkadaş, kayyımların HDP’ye karşı bir intikam operasyonu olduğunu kaydettiler. 

    Haberin videosu

    19 Ağustos tarihinde İçişleri Bakanlığı kararıyla HDP’li Diyarbakır, Mardin ve Van büyükşehir belediyelerine kayyım atanmış ve belediye eşbaşkanları görevden alınmıştı. Kayyıma karşı eylemler ve tepkiler de devam ediyor.

    CHP Ankara Milletvekili Ali Haydar Hakverdi ve CHP’nin eski milletvekili Barış Yarkadaş, HDP’li Diyarbakır, Mardin ve Van büyükşehir belediyelerine kayyım atanmasını PİRHA’ya değerlendirdi.

    “İKTİDAR KARIŞIKLIK ÜZERİNDEN BESLENİYOR”

    Kayyımların tamamen keyfi, toplumu kutuplaştırmak için atandığını kaydeden Ali Haydar Hakverdi, iktidarın toplumu çatıştırmaya çalıştığına vurgu yaptı. Tüm hukuksuzlukların AKP iktidarının devam etmesi için yapıldığına dikkat çeken Hakverdi, “Ülke yangın yeri ama bunların umurlarında değil. Daha da ekonomi geriye gitmiş hiç umurunda değil. İradesini teslim eden vatandaşın iradesini hiçe saymışız, toplumun bir kesimi diğeriyle çatışmış hiç önemli değil diyorlar. Bu ülkeyi karıştırmaktır, bu karışıklık üzerinden beslenmektir” diye konuştu.

    Muhaliflerin bir araya gelmek zorunda olduklarına da işaret eden Hakverdi, “Bugün o üç belediyeye olan yarın Ankara ve İstanbul’a da olacaktır buna ses çıkarmazsak” dedi.

    “HDP’YE YÖNELİK İNTİKAM OPERASYONU”

    HDP’li belediyelere kayyım atanmasının hiçbir hukuki ve siyasi meşruiyeti olmadığını belirten CHP’nin eski Milletvekili Barış Yarkadaş da kayyımları ‘HDP’ye yönelik bir intikam operasyonu’ olarak değerlendirdi. Bu intikam operasyonunun arkasında HDP’nin 31 Mart ve 23 Haziran seçimlerinde AKP ve MHP’yi geriletmek için metropollerde demokrasi güçlerini desteklemesinin yattığını vurgulayan Yarkadaş, “İktidar İstanbul’u, Ankara’yı, Antalya’yı, Adana’yı, Mersin’i kaybetmesinin sorumlusu olarak HDP’lileri görüyor. Bu yüzden de HDP’ye yönelik bir intikam operasyonu geçekleştiriyor” dedi.

    “İKTİDAR KAYYIMLARLA MİLLİYETÇİLİK GÖSTERİSİNE GİRİŞMEK İSTİYOR”

    Kayyımların altında yatan bir başka nedenin de AKP’nin dış politikada özellikle Suriye’de yaşadığı çöküntünün üzerini örtmek olduğunu belirten Yarkadaş, iktidarın kayyımlarla bir milliyetçilik gösterisine girişmek istediğini de ekledi.

    “MAZLUMUN KİMLİĞİNE BAKMADAN TAVIR ALIYORUZ”

    Kayyımın hukuki bir yanı olmadığını da hatırlatan Yarkadaş, demokratik kamuoyunun HDP’ye yapılan bu hukuksuzluk karşısında net bir tavır alması gerektiğine işaret etti. Bugün HDP’ye yapılanın yarın diğer partilere de yapılabileceğini ifade eden Yarkadaş, “Biz bir hukuksuzluk varsa bu ‘hangi partiye yapılmış’ diye tavır almıyoruz. Hukuksuzluk, adaletsizlik varsa orada haksızlığa ve hukuksuzluğa uğrayan kişinin kimliğine bakmadan, mazlumun kimliğine bakmadan bir tavır alıyoruz.” dedi.

    “İKTİDAR MUHALEFETİ BÖLMEYE ÇALIŞIYOR”

    İktidarın CHP ile HDP’yi, CHP ile İYİ Parti’yi, İYİ Parti ile HDP’yi karşı karşıya getirmeye ve muhalefeti bölmeye çalıştığını kaydeden Yarkadaş, muhalefet partilerinin bu oyunu gördükleri için tuzağa düşmediklerini ekledi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘AKP İstanbul’u kaybetmenin öcünü alıyor’-VİDEO

    ‘AKP İstanbul’u kaybetmenin öcünü alıyor’-VİDEO

    PİRHA- CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun bugün İstanbul Çağlayan’da görülen davasına ilişkin Ankara CHP Milletvekili Ali Haydar Hakverdi, CHP İstanbul Eski Milletvekili Barış Yarkadaş ve Kaftancıoğlunun eşi Naki Kaftancıoğlu Pir Haber Ajansına konuştu.

    HABERİN VİDEOSU

    CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun 5 ayrı suç iddiasıyla 17 yıl ile yargılandığı davanın üçüncü duruşması olan karar duruşması bugün İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bugün görüldü.

    Kaftancıoğlu’na çeşitli suçlardan toplam 9 yıl 8 ay 20 gün hapis cezası verildi.

    Kaftancıoğlu’nun yargılandığı davaya ilişkin CHP Milletvekili Ali Haydar Hakverdi, CHP İstanbul Eski Milletvekili Barış Yarkadaş ve Kaftancıoğlunun eşi Naki Kaftancıoğlu Pir Haber Ajansına değerlendirmelerde bulundu.

    “BU DAVA SİYASİ BİR DAVADIR”

     “Bu davanın siyasi bir dava olduğunu kaydeden” Ankara CHP Milletvekili Ali Haydar Hakverdi,“Birkaç yıl önce paylaşılmış tweetler ile ilgili açılan bu dava hukuki bir dava değildir, siyasi bir davadır. Hukuk bugün iktidarın sopası olmuş durumdadır” dedi.

    “İKTİDAR HUKUKU BİR SOPA OLARAK KULLANIYOR”

    İktidarın hukuku bir sopa olarak kullandığına dikkat çeken Hakverdi,  “Ellerine geçirdikleri ve katlettikleri hukuku biz yeniden inşa edeceğiz ve adil yargı düzenini tekrar kuracağız. Tünelin sonunda ışık görünüyor bizler için, ülke aydınlığa doğru gidiyor. AKP zulmü de hukuk kanalıyla da birçok kanalla da olsa her geçen gün artarak devam ediyor” şeklinde konuştu.

    “İKTİDAR HER GEÇEN GÜN ZAYIFLIYOR”

    AKP’nin zayıfladığı için zulmünü arttırdığını ifade eden Hakverdi, “İktidar her geçen gün zayıflıyor. Bizler için aydınlık bir ülke için de tünelin sonunda ışık görünüyor. Bugün tek adam rejimi her geçen gün arttırarak baskısını devam ettiriyorsa, yargıda tek adama, saraya bağlanmış ve cübbelerinin önünde düğme arayan hakimler savcılar var ise hepsinin bir sebebi vardır” dedi.

    “Bu davanın hiç açılmaması gerektiğini düşündüğünü kaydeden CHP İstanbul Eski Milletvekili Barış Yarkadaş da, “Canan Kaftancıoğlu CHP il başkanlığına seçildikten 2 gün sonra hakkında yıllar önce yazdığı tweetler gerekçe gösterilerek soruşturma, ardından dava açıldı.  Eğer Türkiye’de herkesin yıllar önce yazdığı tweetler soruşturma konusu olacaksa bundan iktidar partisinin üyeleri neden uzak tutuluyor. 7-8 yıl önce iktidar partisinin üyelerinin terör örgütü FETÖ ile ilgili neler yazdıkları arşivlerde duruyor” dedi.

    Canan Kaftancıoğlu’nun eşi Naki Kaftancıoğlu ise, “Canan’a da haktan, hukuktan, halktan yana olanların başına gelen şeyler oldu. Türkiye’de AKP’nin baskıcı döneminde bu tarz şeyler şaşırtıcı değil. Hukuki olarak bakarsak bence Canan’ın hiçbir tweetinde söyleminde bir suç yok ama günümüz Türkiye’sinde hukuk maalesef geçerli değil” şeklinde konuştu.

     “AKP İSTANBUL’U KAYBETMENİN ÖCÜNÜ ALMA PEŞİNDE”

    “Siyasi ortama göre kararların verildiğini belirten Naki Kaftancıoğlu, “Şu anda da AKP İstanbul’u kaybetmesinin öcünü almak peşinde, muhalefeti zayıflatmak peşinde” dedi.

    Canan Kaftancıoğlu’nun eşi Naki Kaftancıoğlu, 1980’de evinden işe gitmek üzere dışarı çıktığında çapraz ateşle öldürülen babası Ümit Kaftancıoğlu’na ilişkin de şunları söyledi:

    “Biliyorsunuz ki babam Ümit Kaftancıoğlu öldürülmüştü babamın genleri bizlerden çok Canan’da var.  Daha önce de söylemiştim babam çocukları için yaşamak yerine, halkı için ölmeyi seçti. Canan da asla ne kendini ne de özel hayatını düşünür, halkı için asla geri adım atmaz. Bu tarz durumlar Canan’ı asla yıldıramaz aksine daha çok bilenmesine yol açar. Canan’ı tanığımdan beri hep aynı Canan’dı doğruyu söylemekten geri durmayan, nerede haksızlık varsa onun karşısında duran bir kadın ve olağanüstü değerli bir insan. Umarım Türkiye siyasetinden Canan gibi bir değer eksilmez” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Ozan Ali Kızıltuğ’un kırk yemeği verildi-VİDEO

    Ozan Ali Kızıltuğ’un kırk yemeği verildi-VİDEO

    PİRHA – Halk Ozanı Ali Kızıltuğ’un ölümünün 40 Günü. kırk yemeği Mamak Tuzluçayır’da bulunan Sivas Divriği Mursal Köyü Derneği Kültür Sosyal ve Dayanışma Derneği Ali Kızıltuğ Kültür Merkezi’nde verildi. 40 yemeğine CHP Ankara Milletvekili Ali Haydar Hakverdi, CHP Ankara İl Başkanı Adnan Keskin, PSAKD Eski Genel Başkanı Ali Balkız, yöre sanatçıları ve mahalle halkı yoğun katılım gösterdi.

    Haberin videosu

    Uzun süredir kanser tedavisi gördükten sonra 13 Aralık günü Hakk’a yürüyen halk ozanı Ali Kızıltuğ’un kırk yemeği Mamak Tuzluçayır’da bulunan Sivas Divriği Mursal Köyü Derneği Kültür Sosyal ve Dayanışma Derneği Ali Kızıltuğ Kültür Merkezi’nde verildi. Kırk yemeğine CHP Ankara Milletvekili Ali Haydar Hakverdi, CHP Ankara İl Başkanı Adnan Keskin, PSAKD Eski Genel Başkanı Ali Balkız, yöre sanatçıları ve mahalle halkı yoğun katılım gösterdi.

    Kırk yemeğinde PİRHA’ya konuşan Ali Kızıltuğ’un oğlu Serhat Kızıltuğ şunları söyledi:

    “Babam halka mal olmuş bir insandı. Fakirin garibanın yanında olan bir insandı. Duygularıyla türküleriyle her zaman çile çeken toplumun bir neferi olmuştu. Mekanı cennet olsun. Allah yattığı yeri incitmesin. Babamızı çok özlüyoruz, onun yeri doldurulamaz. İnşallah bu güzel toplum babamı ebediyete kadar yaşatacak. Türküleriyle kalbimizde her zaman yaşayacak.”

    Ali Kızıltuğ’un oğlu Mustafa Kızıltuğ ise ozan Ali Kızıltuğ hakkında “Zormuş babasızlık, ölümü tattım, çınarımı kaybettim, mekanı cennet olsun. Devri daim olsun. Babam hiçbir zaman unutulmayacak, eserleriyle, sevenleriyle hep aramızda olacak. kelimelerle bunu anlatmak tabii ki zor” dedi.

    Halk ozanları Hasan Erdoğan, Haşimi Aslıhak ile ozanın arkadaşları, sevenleri Kamber Ayten, Derviş Çınar, Bülent Ayten, Mehmet Kundak, PSAKD Eski Genel Başkanı Ali Balkız, Mustafa Kara, Muzaffer Şahin, Ali Baştuğ, CHP Ankara Milletvekili Ali Haydar Hakverdi, CHP Ankara İl Başkanı Adnan Keskin ve birçok insan Ali Kızıltuğ ile ilgili şunları aktardılar:

    “Ali Kızıltuğ’u kaybedeli 40 gün oldu. Ozanlar halkın derdini, halkın tasasını, halkın çilesini dile getiren, halkın dili, halkın kulağıdır. Çok iyi bir insan, çok iyi bir dosttu. Devri daim, ışıklar yoldaşı olsun. Kızıltuğ’u unutmayacağız. Son yıllarda yetişen halk ozanlığı geleneği içerisinde değerlendirecek olursak iz bırakmış yer edinmiş bir ozanımızdı. Ali Kızıltuğlar, Aşık Veyseller, Pir Sultanlar ölmez. Söylediği eserlerle dillerde gönüllerde yaşayacak bir insan.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • AKP hükümetinin bekçilik uygulaması endişe yaratıyor: Silah kullanma yetkisi de veriliyor

    AKP hükümetinin bekçilik uygulaması endişe yaratıyor: Silah kullanma yetkisi de veriliyor

    İstanbul’da ‘Gece Kartalları’ ismi takılan 386 bekçi bugün göreve başlıyor. Bekçilere silah kullanma teknikleri de öğretildi. Yurttaşlar, bekçilerin ‘ahlak polisliği’ yapmasından ve toplumun yaşam tarzına müdahale etmesinden endişe ediyor. CHP Ankara Milletvekili hukukçu Ali Haydar Hakverdi ve İstanbul Barosu’nun eski başkanlarından hukukçu Prof. Dr. Yücel Sayman, bekçilik uygulamasının mahalle baskısı yaratacağını belirterek, iktidarın istihbarat ağı kurma peşinde olduğunu belirttiler. 

    Geceleri İstanbul’un mahallelerinde ‘nöbet tutacak’ 386 bekçi, bugün göreve başlıyor. İstanbul Emniyet Müdürlüğü, 8 Şubat’tan itibaren bekçiliğe müracaat eden 8 bin 320 kişiden 700’ünü seçti.

    Teorik ve uygulamalı eğitimlerden geçen bekçilere, özel hareket polislerinin katıldığı derslerde araç durdurma ve silah kullanma teknikleri öğretildi.

    Mahallelerde görev yapacak bekçiler, güneşin batışından doğuşuna kadar devriye görevini yerine getirecek. 8 saat çalışma ve haftada bir gün istirahat esasına göre çalışacak bekçiler, ilk etapta polis eşliğinde göreve çıkacak. Çarşı ve mahalle bekçileri, sonraları da her mahallede iki kişi olacak şekilde nöbet tutacak. Eğitimi süren 136 ve diğer işlemleri devam eden 178 kişi olmak üzere 314 bekçi de daha sonra göreve başlayacak.

    İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün Gayrettepe’deki biriminde, 386 bekçinin göreve başlaması dolayısıyla düzenlenen törende konuşan İstanbul Emniyet Müdürü Mustafa Çalışkan, sistemin İstanbul’da oturtulmasıyla ülke genelinde de iyi yürüyeceğini, İstanbul’un lokomotif görevini üstlendiğini kaydetti. Çalışkan, “Silahınızı kullanmakta tereddüt etmeyin” talimatını verdiği bekçilere, şunları söyledi:

    “Kanuni hakkınız doğduğunda, yetkiniz ne ise kullanmakta hiç tereddüt etmeyin. Mevzuatı iyi bilin. Mevzuatı iyi bilirseniz, özgüveniniz daha yüksek olur. Şu anda herkes sizi seyredecek. Dikkatle bakacaklar. Yanlış iş yapmayın. Yanlış iş yapanın bizimle yürüme imkânı yok.”

    Yurttaşlar ise göreve başlayan bekçilerin, ‘ahlak polisliği’ yapmasından ve toplumun yaşam tarzına müdahalelerde bulunmasından oldukça endişeli. Konuya ilişkin CHP Ankara Milletvekili hukukçu Ali Haydar Hakverdi ve İstanbul Barosu’nun eski başkanlarından hukukçu Prof. Dr. Yücel Sayman Birgün’e konuştu.

    “BEKÇİLİK UYGULAMASI MAHALLE BASKISI YARATIR”

    CHP’li Hakverdi, bekçilik uygulamasının mahalle baskısına sebebiyet vereceğinin altını çizerek, “Eski dönemlerde mahalle bekçiliğinde belki sıkıntı yoktu. Ancak bugün, böyle bir dönemde buna ihtiyaç duyulması bizde kaygılara neden oluyor. Bugünkü bekçilik anlayışı, mahalleden haber alan, mahalleye karışan ve devletin en küçük birimiymiş gibi tasarlandı. Bu da ister istemez kaygı veriyor. AKP’nin de bu tarzda birçok uygulamasının olduğunu düşününce direkt bireysel yaşama müdahale olarak yorumlayabiliriz. Çünkü AKP’nin pratiği bize bunu gösteriyor. Yaptıklarında da hukuki bir kaygıları zaten yok” diye konuştu.

    “İSTİHBARAT AĞI KURMA PEŞİNDE OLUNACAKTIR”

    Prof. Dr. Yücel Sayman, bekçilerin istihbarat toplama amacında olabileceğini ifade ederek, “Hukuken artık hiçbir şeyi tartışmanın mümkün olmadığı bir zamanda, bekçilere ilişkin insanların tedirgin olmasında toplumsal olarak bir haklılık payı var” dedi. Prof. Dr. Sayman şöyle devam etti:

    “Örnekleri gördüğümüz zaman yaşam tarzına etkisi açısından böyle bir olasılık var. Ama bence daha çok istihbarat ağı kurma peşinde olunacaktır. Bekçiler insanlar hakkında bilgi depolamaya yarayan araçlar haline gelecektir. Bekçi diye bir şeyin, şu dönemde ortaya çıkması garip.”

    “Siyasi iktidar bir mahallede yapmak istediklerini, örgütlenme gücü olan otoriteler kullanarak yapabilir. Bekçi de bunlardan birisi” diyen Prof. Dr. Sayman, sözlerini şöyle sonlandırdı: Bunlar sıkıntıya sebep olacaktır. Çünkü artık bekçiye gerek yok. Her yerde MOBESE kameraları var. Bu yüzden bekçiler farklı bir anlam taşıyor.

    1991 yılında bekçilerin tümü, sokaklardan çekilip yardımcı hizmetlerde görevlendirilmişti. 1996 yılında 772 Sayılı Kanun çıkartılmış; ancak en son bekçi alımı 1974 yılında olmuştu. 2007 yılının mayıs ayında AKP hükümeti, genel seçimler öncesi ani bir karar ile 8 bin 152 bekçiyi, ‘polis’ yapmıştı. Bekçilerin giydiği kahverengi üniformalar kullanılmaz olmuştu.

    “BEKÇİLİK UYGULAMASI KADINLARIN ÜZERİNDE BASKIYI ARTIRIR”

    Gazete Sujin’e konuşan Avukat Ezgi Duman, artan muhafazakarlığın kadınların üzerindeki baskıyı ve erkek şiddetini de arttığını vurguladı. Ezgi, kadınların iradelerine ve bedenlerine müdahale edilmesinin AKP politikalarının bir göstergesi olduğunu belirterek, “Bekçilerin bir düdükle 7 kişi bir araya gelmesi ve polisle çalışması, hükümetin bakış açısını düşündüğümüzde kadınların güvenle dışarı çıkabileceği, sosyalleşeceği, rahat giyinebileceği bir ortam olmayacak, tam aksine kadınları eve gönderecek bir noktaya gelecektir” ifadelerine yer verdi.

    “GECE BEKÇİLİĞİ KADINLARIN ÜZERİNDE DENETİMİN ARTTIRILMASIDIR”

    Avukat Diren Cevahir Şen ise “Gece bekçiliği uygulaması, kadınların sokaklarda özgürce dolaşmasını yardımcı olacak, sözde ‘güvenlik’ sağlayacak bir uygulama değildir” dedi. “Denetim mekanizması kadınların hayatına güvenlik, özgürlük, rahatlama olarak dönmeyecektir” diyen Diren, “Bekçilik uygulaması kadınların üzerindeki denetimin arttırılması anlamına geliyor. Bekçilik din polisi, din devleti, ahlak polisi uygulamalarının bir parçasıdır. Gerçekleşecek olan bu uygulama insanların hayatına kısıtlama olarak geri dönecektir” şeklinde konuştu.

    (HABER MERKEZİ)