PİRHA-Halkların Demokratik Kongresi Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, yüz yıl boyunca Alevilerin inkara, imhaya tabii tutularak kontrol altına alınmak istendiğine dikkat çekerek, “Yüz yıldır ısrarla ve inatla uygulanan politikalar tutmamıştır. O nedenle de Cumhuriyet ikinci yüzyılında herkesin inancını yaşayabildiği, kimliğini koruduğu, varlığını sürdürebildiği, dilini konuşabildiği, kendi ana dilinde eğitimini yapabildiği, kendi ana dilinde ibadetini yapabildiği bir cumhuriyet olursa o cumhuriyet hepimizin cumhuriyeti olur” dedi.
Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, ajansımıza konuştu.
Ali Kenanoğlu, Alevilerin yüz yıllık inkar, imha ve asimilasyon politikalarının sonucunda bugün var olma mücadelesi verdiğinin altını çizerek, “Devletin Alevi alanına müdahalesi, ikinci yüzyılda ‘Alevi Diyaneti’ diyebileceğimiz cemevi başkanlığı oluşturma şeklinde oluyor. İnkara, imhaya tabii tutulan Aleviler, kontrol altına alınmak isteniyor” dedi.
Cumhuriyetin birinci yüzyılında Kürtler ne yaşamışsa Alevilerin de, Lazların da, aynı şeyleri yaşadığına dikkat çeken Kenanoğlu, şunları belirtti:
“Çünkü cumhuriyetin bir makbul vatandaşı vardı. Türk olacaksın ve Sünni Müslüman olacaksın. Bu vatandaş tanımı dışında kalan herkese karşı da inkar, asimilasyon ve imha politikaları uygulandı. Sadece Alevilere değil, bütün bu toplumsal yapıların hepsine birden. O nedenle cumhuriyetin ikinci yüzyılında artık bu yüz yıllık hataların bırakılması gerekiyor.
Yüz yıldır ısrarla ve inatla uygulanan politikalar tutmamıştır. Çünkü toplumun gerçekliğine aykırı. Dolayısıyla cumhuriyetin ikinci yüzyılında inkar politikalarından vazgeçilerek, toplumsal yapıların kendi gerçekçiliğinin kabulü ile ancak yoluna devam edebilir. O nedenle de Cumhuriyet, herkesin inancını yaşayabildiği, kimliğini koruduğu, varlığını sürdürebildiği, dilini konuşabildiği, kendi ana dilinde eğitimini yapabildiği, kendi ana dilinde ibadetini yapabildiği bir cumhuriyet olursa o cumhuriyet hepimizin cumhuriyeti olur.”
Demokratik bir anayasa ihtiyacın olduğunu dile getiren Kenanoğlu, “Önce bir zihniyet değişimi gerekiyor. Anayasalar toplumların ortak yaşam sözleşmesidir. İşte o yaşam sözleşmesinin birlikte, bir iradeyle oluşturulması gerekiyor. Bir rızalıkla oluşturulması gerekiyor ki her birimiz bu cumhuriyeti kendi cumhuriyetimiz olarak görebilelim. O nedenle demokratik anayasayı yapabilmek için önce bir zihniyet değişikliğinin oluşması gerekiyor. Bu yüzleşmekle mümkündür. Yani geçmişin hatalarının yüzleşilmesi gerekiyor. Yani yüz yıldır Alevilere yapılanlarla yüzleşilmesi gerekiyor. Yüz yıldır Kürtlere yapılanlarla, Çerkezlere yapılanlarla yüzleşilmesi gerekiyor. Bu yüzleşme sağlanırsa ancak o zihniyet değişikliği sağlanır” şeklinde konuştu.
PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi, “Demokratik Toplum ve Barış Sürecinde Aleviler” başlıklı bir halk buluşması düzenledi. HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu’nun katılımıyla gerçekleşen etkinlikte, Alevilerin asimilasyon politikalarına karşı örgütlü mücadelesinin hayati önem taşıdığı vurgulandı.
“ASİMİLASYONA KARŞI BİRLİKTE MÜCADELE”
Çiğli’de bulunan dernek binasında düzenlenen buluşma, demokrasi ve özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenler anısına yapılan saygı duruşuyla başladı. Açılış konuşmasını yapan DAD İzmir Şube Eş Başkanı Fadime Dapaklı, Alevilerin demokratik süreçlerde aktif yer alması gerektiğini belirterek “eşit yurttaşlık” talebini yineledi.
Dersim’de Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı tarafından düzenlenen “Pirler Zirvesi”ni eleştiren Dapaklı, “Alevilerin yolu hakikat ve rızalıktan geçer. İnancımıza yönelik asimilasyon politikalarına karşı ancak birlikte durarak kazanabiliriz” dedi.
KENANOĞLU: CUMHURİYET’TEN BUGÜNE TEK TİPLEŞTİRME VAR”
HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu ise konuşmasında Türkiye’nin tarihsel sürecine ve Alevilerin maruz kaldığı hak ihlallerine dikkat çekti. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana “Türk ve Sünni” kimliği dışındaki tüm unsurların asimile edilmeye çalışıldığını ifade eden Kenanoğlu şunları söyledi:
“Cumhuriyet kurulduğu günden bugüne, bu toprakların çeşitliliği yok sayıldı. Alevilerin yüzyıllardır kanayan yarası, bu tek tipleştirme politikalarıdır. Demokratik bir toplumun inşası ve barış süreci için Alevilerin çok daha güçlü ve ilkeli bir şekilde örgütlenmesi kaçınılmazdır.”
Barış süreci ve demokratikleşme üzerine detaylı analizlerin yapıldığı etkinlikte, katılımcıların soruları da yanıtlandı. Buluşma, kadınların hazırlayıp getirdiği rızalık lokmalarının hep birlikte paylaşılmasıyla sona erdi.
PİRHA- Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, CHP Milletvekili Cemal Enginyurt’un “Bu ülkede esas sorun Alevilerde” sözlerine sert tepki gösterdi. Kenanoğlu, Alevi ve Kürt sorunlarının makam dağıtımıyla çözülemeyeceğini belirterek, “Mesele birkaç vali atamak değil, anayasal ve yasal düzlemde eşit yurttaşlığı sağlamaktır” dedi.
HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, CHP Milletvekili Cemal Enginyurt’un bir televizyon programında dile getirdiği “Ne Kürt sorunu ya, bu ülkede sorun arıyorsan esas sorun Alevilerde. 81 vilayette bir tane Alevi vali yok, Alevi Emniyet Müdürü yok” şeklindeki açıklamalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Kenanoğlu, söz konusu yaklaşımın hem Alevi meselesini hem de Kürt sorununu yanlış temelde ele aldığını ifade etti.
“ALEVİ SORUNU BİRKAÇ MAKAMLA ÇÖZÜLMEZ”
Kenanoğlu, Alevi sorununun üç-beş vali, kaymakam ya da genel müdür atamasıyla çözülemeyeceğini belirterek şunları söyledi:
“Üç beş tane Alevi vali, kaymakam, belediye başkanı olduğu zaman Türkiye’de Alevi sorunu bitmiş mi oluyor? Alevi sorunu bu mudur yani? Bu bir zihniyet meselesidir. Yasal ve anayasal düzlemde çözülmesi gereken bir meseledir.”
Aleviliğin mevcut anayasal ve yasal çerçevede yok sayıldığını dile getiren Kenanoğlu, özellikle Köy Kanunu’na dikkat çekti. Köy Kanunu’nun camisi olmayan yerleri köy olarak kabul etmediğini hatırlatan Kenanoğlu, bunun Alevi köylerine cami yapma politikasını yasallaştırdığını ifade etti.
“Köy kanunu yürürlükte dururken 3-5 tane Alevi vali oldu diye Alevi sorunu çözülmez.”
“DİYANET VARKEN LAİKLİKTEN SÖZ EDİLEMEZ”
Kenanoğlu, Alevi meselesinin aynı zamanda laiklik ve demokrasi meselesi olduğunu vurgulayarak, Diyanet İşleri Başkanlığı’na ayrılan bütçelere işaret etti.
“Bu ülkede Diyanet İşleri Başkanlığı varken, trilyonlar buraya aktarılırken, Alevi köylerine cami yapılıp imamlar atanırken demokrasiden, laiklikten söz edilemez. Diyanet varken laiklik olmaz.”
Alevi sorununun özünün eşit yurttaşlık talebi olduğunu belirten Kenanoğlu, çözümün demokratikleşme ve demokratik cumhuriyet perspektifiyle mümkün olabileceğini söyledi.
“KÜRT HER YERDE VAR SÖYLEMİ GERÇEĞİ YANSITMIYOR”
Kenanoğlu, Enginyurt’un “Kürt her yerde var” sözlerine de yanıt verdi. Kürtlerin kimliklerini inkâr ettikleri ölçüde kamusal alanlarda yer alabildiğini savunan Kenanoğlu, şu ifadeleri kullandı:
“Kürtlüğünü inkâr eden Kürt var. Dilinden vazgeçen Kürt var. Kimlik taleplerinden imtina eden Kürtler evet her yerde yer alabiliyor. Fakat ‘Ben Kürt’üm, dilim Kürtçe’ dediğiniz anda hiçbir yerde yoksunuz.”
Kenanoğlu, merhum siyasetçi Sırrı Süreyya Önder’in sözünü hatırlatarak, “Kürt her şey olabiliyor ama Kürt olamıyor” ifadesinin bugün de geçerli olduğunu söyledi.
Kayyum uygulamalarına da değinen Kenanoğlu, kimliğine sahip çıkan Kürt siyasetçilerin görevden alındığını hatırlattı.
“MESELE KONTENJAN DEĞİL, LİYAKAT VE ADALET”
Alevilere kontenjan ayrılması yaklaşımını da eleştiren Kenanoğlu, kamu görevlerinde liyakat esasının belirleyici olması gerektiğini vurguladı.
“Alevilere 3-5 vali atamak mesele değildir. Mesele eşit yurttaşlıktır. Liyakatla atamaların yapıldığı bir yerde Aleviler de, Kürtler de hak ettikleri yerlerde olurlar.”
Kenanoğlu, hem Alevi hem de Kürt meselesinin makam dağıtımı üzerinden değil, anayasal güvence, eşit yurttaşlık ve demokratikleşme temelinde ele alınması gerektiğini belirterek, kimlik ve inanç üzerinden toplumsal kesimleri karşı karşıya getiren söylemlerin sorunları derinleştirdiğini ifade etti.
PİRHA – HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, HTŞ ile SDG arasında yapılan anlaşmayı yorumladı. Kenanoğlu, “SDG teslim oldu, kaybetti” değerlendirmesinin yanlış olduğunu vurgulayarak “IŞİD’e karşı mücadele yürüten Kürtlerdi; ‘cihadistlerle işbirliği yapıyorsunuz’ demek haksızlık olur! Yapılması gereken şudur: savaşı durdurmak, barış ortamını sağlamak, insanların ölmesini engellemek, ama bunun karşısında da Suriye’de demokratik mücadeleyi büyütmek. İşte burada SDG, Kürtler, Aleviler, Hristiyanlar, seküler Sünniler birlikte hareket etme koşulunu oluşturması gerekiyor” dedi.
Kuzey ve Doğu Suriye özerk yönetiminin savunması için 2011 yılından günümüze dek en az 22 bin kişi yaşamını yitirdi, 30 binden fazla kişi de yaralandı. Uzun yıllar süren çatışmalar ardından Rojava bölgesi adeta kuşatılarak teslimiyet dayatıldı. Dünya genelinde Rojava’ya destek eylemleri akabinde Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile HTŞ arasında 30 Ocak anlaşması imzalandı.
Geçici Şam Hükümeti’ne bağlı bir heyet, 2 Şubat’ta ilk kez Hesekê’ye giderek yerel yöneticilerle bir araya geldi.
SDG ile Geçici Şam Hükümeti arasında imzalanan mutabakat metni Alevi toplumu nezdinde nasıl okundu, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu ile konuştuk.
“BİZ BURADAN AHKAM KESEMEYİZ”
Ali Kenanoğlu, değerlendirmesine “Suriye halklarının geleceğini, Suriye halklarının kendisi belirlemeli” sözleriyle başladı. Suriye’nin demokratik bir zeminde, özgürlükçü bir anayasayla yönetilmesi gerektiğini belirten Kenanoğlu, “Suriye’de İsrail’in çıkarlarının önceliğe alınan bir dizayn politikası söz konusu” dedi.
Bütün uluslararası güçlerin, HTŞ’nin Suriye’yi yönetmesinden yana olduğunu söyleyen Ali Kenanoğlu, gelinen süreci şu cümlelerle değerlendirdi:
“HTŞ’nin, İsrail’e yönelik en ufak bir sözü yok. Zaten Suriye’nin bütün altyapısını, silah depolarını, askeri tesisleri bombaladı. Diğer taraftan Golan tepelerini de aldı. Çünkü HTŞ de bir mutabakatla oraya geldi. Aslında emperyalistler, Ortadoğu’da demokratik bir yönetim sisteminin oluşmasını istemiyor. Yani kendilerinin piyonu olabilecek bir yönetim anlayışı istiyorlar. Bunu da kabul ettiği için HTŞ’yi getirip oraya oturttular.
Bir diğer tarafta da Dürziler var ve haklı bir çıkış yapıyorlar. Bu yönetim anlayışına teslim olmayacaklarını ifade ederek kendi özerkliklerini talep ediyorlar. Bu doğru bir taleptir. Diğer taraf taraftan Alevilere yönelik katliamlar sürüyor. Aleviler daha yeni Şeyh Gazal önderliğinde toparlanıp özerklik istemeye başladılar. Zaten diğer taraftan da Kürtlerin bulunduğu bölgelerde bir özerk yönetim vardı.
Fakat şunu gördük; Alevilerin katledilmesine karşı Aleviler ve kimi demokrat, yurtsever yapılar dışında bir ses yok. Tam tersine, batılı güçler, katliamı inkar eder pozisyondalar. Suriye’de SDG hakimiyetinin ortadan kaldırılması konusunda bir mutabakata varılmış durumda ve bu mutabakatın baş aktörü de Türkiye.
Şimdi insanlar şunu diyebiliyor; ‘Bu anlaşma çerçevesinde SDG teslim oldu, kaybetti’.
Savaşanlar ne diyor biz ona bakarız. Oturduğumuz yerden, konforlu alanlarımızdan orayla ilgili bir yorum yapma hadsizliğini etmeyiz. Çünkü savaşan, eziyeti çeken, çocuğu ölenler onlar. Dolayısıyla bu anlaşmanın doğru olup olmadığını onlar söyleyecekler. Biz buradan ahkam kesemeyiz.”
PROTESTOLARLA TOPYEKÜN İMHANIN ÖNÜNE GEÇİLDİ!
Ali Kenanoğlu, SDG’nin, karşısında birçok uluslararası gücün durduğunu vurgulayarak “Sahanın bir gerçekliği var” diye de ekledi. Kenanoğlu, HTŞ başta olmak üzere Türkiye’nin de SDG ile anlaşma niyetlerinin olmadığını anlatarak şunları söyledi:
“Türkiye gibi bir ülke, sınıra yığınak yapıp açık bir şekilde ‘HTŞ zorda kalırsa biz müdahaleye hazırız’ diyor. Diğer taraftan Amerika, İsrail de böyle istiyor. ‘Bütün dünyaya SDG kafa tutsun!’ bu apaçık bir katliamdır. Türkiye ve HTŞ’nin niyeti çok belliydi. Topyekün bir imhadan yanaydılar. Türkiye kamuoyunun da beklentisi bu yöndeydi. Şimdi bu koşullarda süreci tersine çeviren, masada SDG’nin elini güçlendiren hem uluslararası hem de Ortadoğu coğrafyasındaki protestolar oldu. Türkiye’de, Avrupa’da, Amerika’da yapılan gösteriler, Kürt halkının ayağa kalkışı ve farklı coğrafyalarda yaşayan Kürtlerin ortak hareket etme duygusu, bu süreçte hem batılı güçlerin gündemine bu konuyu soktu hem de bu masanın oluşmasında ciddi bir rol oldu.”
“İSTİYORLARDI Kİ SDG SAVAŞSIN, YOK OLACAKSA DA OLSUN”
“Aleviler olarak bu meseleden ders çıkartmamız gerekiyor” diyen Ali Kenanoğlu, Rojava yönetimine dönük eleştirilere de değindi. ‘SDG, HTŞ ile anlaştı’ yargılamasına karşılık Kenanoğlu şu cevabı verdi:
“Yani ne yapacaktı SDG? Türkiye’yi, Amerika’yı, İsrail’i ve bütün batılı güçleri karşısına alıp savaşacak mıydı? ‘Teslim oldular’ kavramını kullanmak kolay. Ki bunu söyleyen insanları gördüm; kimi şahsiyetler bunu yapıyor ve istiyorlardı ki SDG savaşsın, yok olacaksa da olsun!
Bir taraftan da bu süreçte ‘Aleviler, Kürtler’ karşılaştırması çok yapılıyor. İşte ‘Kürtler zor duruma düştü, Aleviler niye yardım etmedi?’ deniliyor. Bu haksızca bir eleştiri. Aleviler ne yapacak? Aynı şekilde, Aleviler katledildiğinde ‘SDG niye izliyor?’ eleştirileri oldu. Bu da haksız bir eleştiri. Çünkü Alevi bölgesi ile SDG’nin kontrol ettiği bölge arasında Türkiye’nin kontrol ettiği güçler var.
Aleviler olarak da şunu ifade etmemiz gerekiyor; SDG-HTŞ antlaşması, HTŞ’yi aklayan, paklayan bir yerden anlaşma değil. HTŞ’yi demokratik Suriye’ye zorlayan bir anlaşma. Suriye’de demokratik bir yapıya dönüşecek muhalefetin oluşmasıyla birlikte HTŞ diye bir yapının Suriye’de olmayacağını düşünüyorum. Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin, seküler Sünni Arapların istemediği bir yerde Colani ancak İsrail’in ve Amerika’nın desteğiyle orada oturabilir. Bu da öyle çok uzun vadeli sürmez.”
“ALEVİ KATLİAMLARINA TEPKİ CEMEVLERİNDE YAPILDI!”
Ali Kenanoğlu, süreçle birlikte ortaya konulan toplumsal direnişin önemine de dikkat çekti. Alevi katliamları için de benzer kitlesel eylemlerin yapılması gerektiğini vurgulayan Kenanoğlu “Ancak bunun öncüsü, Alevi kurumları olmalı” diye ekledi:
“Bugünlerde ‘Kürtlere yönelim olunca, bütün şehirler ayağa kalktı ama yıllardır Aleviler katlediliyor, kimse bu şekilde sokağa çıkmadı’ yorumları yapılıyor. Pardon da yani Aleviler sokağa çıktı mı? Bu işe öncelik vermesi gereken Aleviler değil miydi? Basın açıklamalarının hepsine katılmış birisiyim ancak Alevi katliamı ile ilgili bir yürüyüş hiç olmadı! Ama bu eleştiri yapanların hiçbirinin orada olmadığını gördük. Her davanın, mücadelenin bir sahibi vardır. Alevi katliamları söz konusuysa bu işin sahibi Alevilerdir. Diğer güçler yardımcı, destek olan güçlerdir.
Kaldı ki Alevi katliamlarına karşı mecliste en çok konuşma yapan DEM Parti’dir. Biz de HDK olarak birçok yerde dayanışma eylemlerinde bulunduk. Alevi kurumlarını hiçbir zaman yalnız bırakmadık. Fakat şöyle bir şey var; Alevi kurumları, katliamlara yönelik protesto gösterisini cemevinin bahçesinde yapıyor! Olmaz. Kürtler ne yaptı? Kadıköy’de, Aksaray’da; yani kentin meydanlarında yaptı bunu. İşte Suruç’ta sınırda yaptı bunu. İşte Hatay’da sınırda yaptı bunu. Şimdi dolayısıyla sen bunu çıkıp sadece evinin içinde yaparsan evinin içindekiler duyar sadece.
‘Alevi kurumları, Alevi katliamlarına yönelik ses çıkartmadı’ demiyorum ama ses çıkartma yöntemlerini oturup Kürtlerin yapmış olduğu eylemlerle kıyaslayıp ders çıkartması gerekiyor. Bugün HTŞ’ye karşı SDG birtakım kazanımlar elde etmişse bu protestoların sonucudur. Kimsenin tutup da DEM Parti’ye ‘Alevilere sahip çıkmadınız’ diyemez, o haksızlığı yapamazlar.”
“IŞİD’E KARŞI BUGÜNE KADAR MÜCADELE YÜRÜTEN KÜRTLERDİ!”
“HTŞ ile masaya oturdunuz” sözleri üzerinden SDG’ye yöneltilen eleştirilerin “duygusal bir bakış açısı” olduğunu söyleyen Kenanoğlu, süreç içerisinde yaşanan kimi kritik durumlara da işaret etti:
“Rojava’ya karşı gelenlerin içerisinde kimi Aleviler de vardı. Örneğin, bilinen bir Alevi kadın sanatçı, HTŞ lehinde açıklamalar yaptı! Kimi Alevi internet siteleri, SDG karşısındakileri destekleyen yayınlar yaptı. Hatta Alevi katliamlarına karşı HTŞ’nin açıklamalarını yayınlayan haberler yaptılar. Bu gerçekliğimizi görelim. Ben de arzu ederim ki HTŞ’nin varlığına orada son verecek geniş bir koalisyon oluşturulsun ve ortadan kaldırılsın. Ama gerçek böyle değil. Hayat, duygusallıkla yürümüyor. Tüm bunların karşısında yapılması gereken şudur: savaşı durdurmak, barış ortamını sağlamak, insanların ölmesini engellemek, ama bunun karşısında da Suriye’de demokratik mücadeleyi büyütmek. İşte burada SDG, Kürtler, Aleviler, Hristiyanlar, seküler Sünniler birlikte hareket etme koşulunu oluşturması gerekiyor. Bizler de Türkiye’de AKP yönetiminin devrilmesini istiyoruz. Ne yapalım şimdi? Silahlanıp AKP’ ile savaşalım mı? Hayır, bunu söylemiyoruz. Ne diyoruz? Türkiye’deki bütün demokrasi güçleri yan yana gelsin ve demokratik yol ve yöntemlerle demokrasiyi güçlendirelim. Memnun olmadığımız bir yönetimi devirmenin yolu silahlı mücadele değildir. Gelinen noktada artık silahlı mücadele yürüten örgütlerin dahi bu işin silahla sonuç alınamayacağını düşündüğü bir yerde bu gerçekliği görmemiz gerekiyor.
Orada cihadist güçlerle, IŞİD artıklarıyla bugüne kadar silahlı mücadele yürüten Kürtlerdir. Bu gerçekliği görelim. Bunun karşısında SDG’ye, Kürt halkına ‘Siz cihadistlerle işbirliği yapıyorsunuz’ demek haksızlık olur.”
“KÜRTLER, BEDEL ÖDEYEREK BU HAKKI ELDE ETTİ”
Ali Kenanoğlu, Suriye’nin demokratikleşmesi için bundan sonra yapılması gerekenleri de sıraladı. Kürtlerle birlikte diğer muhalif toplumların, demokratik bir anayasanın oluşturulması için mücadele yürütmesi gerektiğini altını çizen Kenanoğlu, sözlerini şu cümlelerle sonlandırdı:
“Bugüne kadar kimlikleri bile olmayan bir halk, bugün birtakım haklara sahip oldu. İşte vali atıyor, kendi güvenliğini oluşturuyor, ana dilinde eğitim hakkı tartışılıyor. Kabul edelim ki 15 sene önce Kürtlerin kimliği dahi yoktu! Oradan buraya gelmiş bir halk. Bedel ödemeden Ortadoğu coğrafyasında sana yukarıdan kimse bir şey vermiyor. Kürtler, bedel ödeyerek bu hakkı elde ettiler. Bunun geliştirilmesi için de başta Aleviler olmak üzere diğer toplumsal kesimlerle birlikte hareket etmek ve birbirlerine güç vermek durumundadırlar. Suriye’de demokratik bir anayasanın oluşturulması sağlamalıdır. Bu da HTŞ ve Colani’yle olabilecek bir şey değildir. Suriye’de demokratik bir anayasa ve halkların oyuyla seçilmiş bir hükümet olmadan da ‘Şam hükümeti ya da Şam Devlet Başkanı Colani’ demem.”
PİRHA – Halkların Demokratik Kongresi (HDK) eş sözcüleri, Türkiye Alevi Federasyonu’nu ziyaret etti. Yapılan görüşmede Suriye, İran ve Türkiye’deki gelişmeler ele alındı.
HDK Eş Sözcüleri Meral Danış Beştaş ile Ali Kenanoğlu, Türkiye Alevi Federasyonu’nu ziyaret etti.
Garip Dede Dergahı’nda yapılan görüşmede, Türkiye Alevi Federasyonu’nun yanı sıra birçok cemevi yöneticisi de yer aldı.
“ORTAK HAREKET ETMELİYİZ”
HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, Türkiye Alevi Federasyonu’nun yakın zaman öncesinde yaptığı HDK ziyaretine karşılık verdiklerini belirtti. Kenanoğlu konuşmasında
“Suriye’de yaşananların ardından toplumsal kesimlerin birlikte hareket etmeleri gerektiği artık çok açık. Bütün bu katliamlar karşısında birlikte nasıl yan yana durmamız gerektiğini, yaşadığımız coğrafyayı yaşanılır kılabilmeyi bunun için neler yapmamız gerektiği konusunda hem HDK cephesinden bilgilendirme hem de Alevi toplumunun temsilcileri olarak sizlerin bu konudaki düşünce ve önerilerini almak istiyoruz. Ortak hareket etmek adına bu ziyareti gerçekleştirdik” dedi.
“HTŞ’Yİ DESTEKLEYENLERİ GÖRÜYORUZ”
HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş da Suriye’de yapılan saldırıların “göz göre göre geldiğini” söyledi. Beştaş, şunları dile getirdi:
“Bu dönem yan yana durmanın, birlikte mücadele etmenin dayanışmanın çok önemli aşamalarından birini yaşıyoruz. Dünyanın her tarafında kan donduran, akıl zorlayan gelişmeler var. Suriye’de de ciddi gelişmeler yaşanmakta. Hukukun, ahlakın, siyasetin, ilkelerin neredeyse askıya alındığı bir zaman dilimindeyiz. Suriye meselesinde ‘Benim mahallem, senin mahallen. Benim- senin tarafın’ diye bir şey olmamalı. Bu insanlık suçları, bu savaş hukukunu bile hiçe sayan yaklaşımlara hepimiz aslında nerede bulunursak bulunalım ses yükseltmemiz gerekiyor. Alevi katliamından sonra Dürzilere, farklı kimliklere yönelik saldırılar peşi sıra geldi. Aslında bu saldırılar göz göre göre geldi. En son Halep’teki saldırı, katliam, bunu aslında bir ileri aşamaya taşıdı. IŞİD kalıntılarına kravat takmakla zihniyetin değişmediğini aslında maalesef deneyimleyerek yaşıyoruz. Bu konuda ‘tek sorumlu Şam hükümetidir’ deme noktasında da değiliz. Destekleyenler, güç verenler, bu konuda arkasında duranların da farkındayız. ‘Türkiye saldırı altındadır’ gibi bir propaganda yapıldığını görüyoruz.”
“TÜM DEMOKRATİK KESİMLER BİR ARADA OLMALI”
Türkiye Alevi Federasyonu Başkanı Zeynel Abidin Koç ise Suriye ve Türkiye’deki gelişmeler doğrultusunda birlikte yol yürümenin yeni yöntemlerini aramak gerektiğini söyledi. Koç, “Öyle bir döneme geldik ki bugün dünyada da çok farklı gelişmeler oluyor. ABD’nin yaptıkları ortada… O nedenle tüm demokratik kesimlerin bir arada olması gerekir” dedi.
“HALEP’TE İRAN’DA BÜYÜK KATLİAMLAR VAR”
DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat ise
“Halep’te İran’da büyük katliamlar var. Leyla Şahin Usta, ‘Aleviler öldürülünce bangır bangır bağırıyorsunuz’ diyor. Bunlarla nasıl barış olacak şaşırıyoruz. Bu süreçte daha çok birlikte olmalıyız. Oradaki cihadist grupların, insanları nasıl katlettiklerini görmeliyiz. Savaşçıları binadan atarken ‘Allahuekber’ diyorlar! Nasıl bir zamana denk geldik, gerçekten çok üzücü” sözleriyle düşüncelerini ifade etti.
PİRHA – HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, Alevilerin penceresinden 2025 yılındaki gelişmeleri değerlendirdi. Barış sürecine dair Alevi kurumlarının eksik kaldığını söyleyen Kenanoğlu, “Kurumlar, sürecin doğru evrilmesi konusunda toplumu bilgilendirme toplantılarına öncülük edebilirlerdi” dedi. Kenanoğlu, 2025 yılının en önemli gelişmesinin ise Alevi Temsilciler Meclisi kurma kararı olduğunu belirtti.
2025 yılı, önceki yıllar gibi hukukun çokça tartışıldığı, adalet talebinin sık sık dillendirildiği bir yıl oldu. Kayyumlar, yolsuzluklar, işçi ve kadın cinayetlerinin yanı sıra kimlikler üzerindeki baskı ve asimilasyon politikaları da yine çokça gündem olan başlıklar arasında yer aldı. Bu tablo içinde Alevi toplumu nezdinde yaşanan gelişmeleri Alevi Bektaşi Federasyonu Kurucusu ve HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu PİRHA’ya değerlendirdi.
Kenanoğlu, değerlendirmesine Cumhuriyet tarihi boyunca Alevilere yönelik devlet yaklaşımına değinerek başladı.
“CUMHURİYET’İN İKİNCİ YÜZYILININ EN ÖNEMLİ HAMLESİ”
AKP iktidarıyla birlikte Alevilere yönelik çeşitli adımlar atıldığını belirten Ali Kenanoğlu, “Netice itibariyle Alevilik görünen bir yerde ve bir Alevi gerçekliği var” vurgusunu yaptı. Aleviliğin 2025 yılında hükümet ve devlet gündeminde olduğunu söyleyen Kenanoğlu, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı 2023’te kuruldu. Bununla birlikte devletin bir Alevilik gündemi de oluştu. Bu tamamladığımız yılda ise atılan ilk hamlelerden kamuoyunun tepkileri toplandı. Cemevi Başkanlığı kuruldu ve bir takım işler yapıyor. Bu işler karşısında Alevi örgütleri, topluma ne söylüyor; hükümet, bunun tespitini yaptı esasında. Aslında cumhuriyetin ikinci yüzyılının en önemli hamlesi bana göre bu oldu. Çünkü devletin ilk yüzyılında inançsal toplulukları bir çatı altında toplamak adına Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu ama Aleviler hep bu başkanlığın dışında kaldılar. İlk zamanlarda Alevi temsilcileri, Diyanet İşleri Başkanlığı’nda temsil edilmek istemesine rağmen kabul edilmedi!
Aleviler zaten Müslümanlığı bilmeyen, dağlarda yaşadığı için hani Kürt’e ‘kart kurt’ demiş ya, ‘Aleviler dağlarda kaldığı için Müslümanlıkla ilişki kuramamış. Bunlara Müslümanlığı öğretirsek bu sorun çözülür’ gözüyle bakılmış. Şimdi bu Cemevi Başkanlığı, Alevi örgütlerinin mücadelesi ve Aleviliğin artık yok sayılamaz bir noktaya evrilmesiyle birlikte Cumhuriyetin 2. yüzyılında artık ‘Aleviler de kontrol altına alınmalı’ düşüncesiyle oluşturulmuş bir yapıdır. Yani bu, tesadüfen bir parti politikası falan değil. Bu bir devlet politikasıdır. Diyanet İşleri Başkanlığı hangi sebeplerle kurulmuşsa Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da aynı sebeplerle kurulmuştur. O anlamıyla bu dönem de o itirazları toparladılar.”
“REDDETTİĞİMİZ BİR KURUMLA İRTİBAT KURULMAMALI”
Kenanoğlu, 2025 yılı boyunca Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na yönelik itirazların arttığını ve bu itirazların iktidar nezdinde rahatsızlık yarattığını ifade etti. Hükümetin bu kurumu Kültür Bakanlığı’ndan alarak Cumhurbaşkanlığı’na bağlama ihtimaline de dikkat çekti.
Ali Kenanoğlu, şöyle devam etti:
“Böylelikle bu girişimi destekleyen ama bu hususlardan kaynaklı itirazları da ortadan kaldırmış olacaklar. Bu gelişme, iktidar açısından önemli bir hamle! 2025’te bu işin mutfağını oluşturdular. Diğer taraftan Alevi toplumunun temsiliyetini sağlayan federasyon ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, bir bütün olarak Cemevi Başkanlığı’na yönelik itirazlarını her platformda sürdürdüler.
Alevi dünyasının içerisinde olmaya devam eden birisi olarak, hükümet kanadından çeşitli insanlarla görüştüğümüzde, Alevi toplumunun itirazından rahatsız oldukları izlenimine vardım. Alevi örgütlü yapısının Cemevi Başkanlığına itirazından dolayı rahatsızlar ve bir türlü meşru bir noktaya oturtamıyorlar. Her ne kadar millet, boya-badanasını, masa-sandalyesini aldırsa da ‘Sonuçta vergi veriyorum. Bana sandalye lazım ve alıyorum’ diyerek meseleye buradan bakıyor. ‘O sandalyeyi almış olmam, başkanlığı onaylamış olmam anlamına gelmiyor’ diyorlar. Biz tabii bunu da doğru bulmuyoruz. Reddettiğimiz bir kurumla hiçbir şekilde irtibatın sağlanmaması gerektiğini savunuyoruz. Çünkü bunlar, iki sandalye gönderdikleri yere tabelasını astırıyor. Alevi toplumu içerisinde kendilerini meşru gösterme dertleri var. Yapmış oldukları toplantılarda ‘Biz, size şunları şunları vereceğiz ama siz de bu kuruma sahip çıkın’ diye telkin ediyorlar.”
CEMEVLERİ İNANÇ DEĞİL GÜVENLİK KONSEPTİYLE ELE ALINIYOR”
Alevi örgütlerinin yürüttüğü mücadelenin belirli bir etki yarattığını ifade eden Kenanoğlu, devletin Alevilere yaklaşımında esaslı bir değişiklik olmadığını vurguladı.
“Cemevi Başkanına bir kere mecliste rastladığımda hemen ‘Ya biz hizmet kurumuyuz, yardım etmek istiyoruz’ demişti. Yani kendisinin muhatap alınmamasını, meşru bir Alevi yapılanması olarak görülmemesinin rahatsızlığını anında hissettirdi. Bu durum Alevi kurumlarının başarısıdır. Tabii bu süreçte devletin, Alevilere bakış açısında bir değişiklik yok. Ama değişen şeyler oldu. Önce Alevilik yok sayılıyordu. Şimdi ise ‘Alevilik vardır ama İslam’ın içindedir, farklı bir ekoldür. Dolayısıyla bunları Müslümanlık dairesi içerisinde bir yere oturtmak lazım’ deniliyor. Şimdi ise en büyük sıkıntı cemevleri ile ilgili. Çünkü İslam’ın, cami dışında bir ibadethanesi olmayacağını söylüyorlar… Devlet, bunu en başta güvenlik politikaları nedeniyle kabul etmiyor.”
BARIŞ SÜRECİ VE ALEVİ KURUMLARININ SORUMLULUĞU
Kenanoğlu, 2025 yılı değerlendirmesinde Suriye’de devam eden Alevilere yönelik saldırılara da özel bir parantez açtı.
“Alevi toplumunun, Ortadoğu coğrafyasında dağınık, paramparça olma lüksü yok… Biz Alevilerin belki de en büyük zaafı bu. Devlete güvenmek!”
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin 2025’in en önemli başlıklarından biri olduğunu söyleyen Kenanoğlu, Alevi kurumlarının bu süreçte daha etkin rol alması gerektiğini ifade etti:
“Eksiklik şuradaydı… Alevi kurumları, bu sürecin doğru evrilmesi konusunda işte bu bilgilendirme toplantılarına kendileri öncülük edebilirlerdi.”
Kenanoğlu, Alevi kurumlarının 2025’te attığı en önemli adımın Alevi Temsilciler Meclisi kurulması yönünde alınan karar olduğunu vurgulayarak sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu bence 2025’in Alevi kurumlarının yapmış olduğu en önemli işti… Alevi Temsilciler Meclisinin bütün bu sorunları çözebilecek yapıyı oluşturması lazım.”
PİRHA – HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün Hubyar Sultan Tekkesi’ne yönelik yeniden açtığı davaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Daha önce aynı gerekçelerle açılan davaların kesinleşmiş yargı kararlarıyla sonuçlandığını hatırlatan Kenanoğlu, sürecin yalnızca hukuki değil, aynı zamanda siyasi bir yönü olduğuna dikkat çekti.
Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün Tokat’ın Almus ilçesinde bulunan Hubyar Sultan Tekkesi’ni bünyesine almak amacıyla yeniden dava açması, Alevi kamuoyunda tepkilere neden olurken, gözler 30 Aralık’ta görülecek duruşmaya çevrildi.
HUBYAR SULTAN’IN ALEVİ İNANCINDAKİ YERİ
Gelişmelere ilişkin konuşan Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Kurucu Başkanı ve HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, Hubyar Sultan Tekkesi’nin Alevi inancı içerisindeki yerinin sıradan bir mekân olarak değerlendirilemeyeceğini vurguladı. Tekkenin tarihsel, inançsal ve toplumsal özelliklerine dikkat çeken Kenanoğlu, Hubyar Sultan’ın birçok özgünlüğü bir arada barındırdığını ifade etti.
Kenanoğlu, Hubyar Sultan Ocağı’nın hem ocak hem de tekke işlevini birlikte yürüten nadir inanç merkezlerinden biri olduğunu belirterek şunları söyledi:
“Hubyar Sultan, aynı zamanda bir Türkmen ocağı olduğu halde Dersim’deki Kürt ocaklarıyla da ilişkili. Pir-Mürşit ilişkisi açısından da Üryan Hızır’la da bağlantısı var. Diğer taraftan da Tokat, Amasya, Çorum, Yozgat, Sivas bölgesindeki tarihsel politik süreçlerde önemli roller oynayan bir dergah. Diğer taraftan Alevi inancı içerisinde yürütmüş olduğu sürekler açısından da zaman zaman kamuoyunda tartışma yaratan; yani Alevi sürekleri bilmeyenler açısından tartışılan bir takım özgün süreklere de sahip.”
II.MAHMUT DÖNEMİNDE BAŞLAYAN MÜDAHALELER
Hubyar Sultan Ocağı’nın tarih boyunca çok sayıda baskı ve müdahaleyle karşı karşıya kaldığını ifade eden Kenanoğlu, bu sürecin Osmanlı döneminden itibaren sistematik bir şekilde ilerlediğini dile getirdi. İlk büyük kırılmanın II. Mahmut döneminde yaşandığını hatırlatan Kenanoğlu, yaşananları tarihsel bağlamıyla aktardı:
“II Mahmut döneminde Bektaşi tekkeleriyle birlikte bizim tekke de yıkıma uğratılıyor. Akabinde ocak evlatları sürgüne gönderiliyor. Köy dağıtılıyor. Zaten dağ köyüyüz, kalan belli bir kısmı dağlara gizlenip yaşamlarını sürdürüyor. Aileler tümüyle sürgün hayatı yaşayıp, taliplerinin bulunduğu köylere gidiyor. Bu müdahaleyle ocak kurumsal yapılanmasına müdahale ediliyor. Daha sonraki yumuşama dönemlerinde toparlanmalar yaşanıyor ama o toparlanmalar ‘devletle işbirliği halinde’ toparlanma oluyor. Devlet, ‘benim çerçevesini çizdiğim koşullarda senin varlığını kabul ederim’ diyor.”
Cumhuriyet döneminde ise yeni bir müdahale sürecinin başladığını belirten Kenanoğlu, Tekke ve Zaviyeler Kanunu’nun Aleviler açısından yarattığı sonuçlara dikkat çekti:
“İkinci bir müdahale Tekke ve Zaviyeler Kanunu’yla birlikte geliyor. Yani devletin kontrolünde yürüyen bir şeyhliğe rağmen 1925’te tekkeye kilit vuruluyor. Nakşi ve benzeri tekkelere de kilit vuruyorlar. Onlar daha sonra camiler içerisinde faaliyetlerini sürdürüyorlar ama Alevilerin cami gibi bir ibadethanesi olmadığı için mekansal faaliyetleri tümüyle ortadan kalkıyor.”
MÜLKİYETİN EL DEĞİŞTİRMESİ VE ORTAYA ÇIKAN SORUNLAR
Bu süreçle birlikte mülkiyet meselesinin de derinleştiğini ifade eden Kenanoğlu, tekke ve zaviyelere ait taşınmazların nasıl el değiştirdiğini şu sözlerle anlattı:
“Bundan sonra ortada bir vakıf varsa tekkelerin, zâviyelerin mülkiyetleri Vakıflar Genel Müdürlüğüne geçiyor. Yoksa hazineye devrediliyor. Bizim gibi dağ köylerindekiler ise kaderine terk ediliyor. Yani son tekke bakıcısı kimse, onun ailesinin özel mülkü haline dönüşüyor. Müştemilatlar, tekkenin arazileri, hatta kutsal emanetlerin hepsi özel mülk haline dönüşüyor. Böylelikle bunun getirdiği sorunlar da ortaya çıkıyor.”
Bu durumun yeni bir inançsal ve siyasal ilişki ağı yarattığını vurgulayan Kenanoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“‘Hangisi daha iyi?’ diye sorarsanız, ikisi de birbirinden kötü durum. Tabii bu özel mülkiyet haline dönüşmesi ile birlikte burası bir ailenin mülküymüş gibi davranılıyor. Bu durumla birlikte orada bir inançsal otorite oluşturuluyor. Bu otorite de sağ siyasetçilerin işine yarıyor. Tıpkı II. Mahmut döneminde olduğu gibi Demokrat Parti, Adalet Partisi ve beraberinde gelen partiler bu tekke sahipleriyle, tırnak içerisinde ‘sahipleri’ diyorum, o sahiplenenlerle ilişkilere geçiyor.”
VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜNÜN YENİ DAVASI
Güncel dava sürecine de değinen Kenanoğlu, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün gerekçelerini ve önceki yargı süreçlerini hatırlattı. 2017 yılında tekke tapusunun muhtarlığa geçtiğini belirten Kenanoğlu, buna rağmen yeniden dava açıldığını söyledi:
“2017 yılında tekke tapusunu muhtarlık aldığı halde Vakıflar Genel Müdürlüğü bu sefer ‘Vakıflar yasasının 30. maddesi gereğince burası bir vakıf mülküdür ve mülkiyeti bize geçecek’ diyor. Daha doğrusu, ‘Mülkiyeti eski vakıflardan olan Hubyar Tekkesi Vakfı’na aittir’ diyor. Hubyar Tekkesi Vakfı’nın 1560’larda kurulduğu ifade ediliyor. Ortalıkta olmayan bir vakıf! Dolayısıyla bu tür vakıflara da mazbut vakıf diyorlar. Mazbut vakfın bütün mal varlıkları da işte Tekke ve Zaviyeler Kanunu gereğince Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne oluyor. Onun üzerinden de Vakıflar Genel Müdürlüğü buraya el koyuyor. Bu gerekçeyle.”
Kenanoğlu, bu süreçte yetkililerle yapılan görüşmelere de değinerek şunları aktardı:
“Akabinde biz gittik vakıflar genel müdürüyle de bölge müdürüyle de görüştük. Dönemin vakıflar genel müdürü aynen şunu söyledi ‘Bu beni aşan bir durum’. Burada başka bir siyasi durum var. ‘Siz gidin dava açın’ dedi. Ve biz o lafın üzerine dava açtık. Dava 5 sene falan sürdü ve muhtarlık davayı tekrar kazandı. Yargıtay da onayladı. Arkasından Vakıflar Genel Müdürü tekrar dava açıyor.”
“AYNI KONUDA İKİNCİ KEZ DAVA AÇILAMAZ”
Kesinleşmiş yargı kararına rağmen aynı konuda yeniden dava açılmasının hukuka aykırı olduğunu vurgulayan Kenanoğlu, şu ifadeleri kullandı:
“Şimdi şöyle enteresanlık var; hukuk sistemine göre bir konuda siz dava açmışsınız ve o dava kesinleşmişse aynı amaçla tekrar ikinci bir dava açılamaz. Mahkeme karar vermiş, muhtarlığa teslim etmiş. Muhtarlık da zaten bir kişinin değil.”
Son olarak 30 Aralık’ta Tokat’ta görülecek duruşmanın önemine dikkat çeken Kenanoğlu, Alevi kamuoyuna çağrıda bulunarak davaya sahip çıkılması gerektiğini vurguladı.
PİRHA – HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, Barış ve Demokratik Toplum Sürecine dair gelişmeleri yorumladı. İmralı ziyareti konusunda CHP’nin tavrını eleştiren Kenanoğlu “Bu işin muhatabı doğrudan Öcalan’dır. CHP’nin kararını son güne bırakması dahi büyük bir hatadır” diye belirtti.
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu 24 Kasım’da İmralı’da Abdullah Öcalan ile yaklaşık üç saatlik görüşme yaptı. 1 Aralık’ta mecliste toplanacak olan komisyon, İmralı’da yapılan görüşmenin detaylarını komisyonun diğer üyeleriyle paylaşacak. İmralı’ya gitme konusunda CHP’den gelen olumsuz tavır ise birçok kesim tarafından eleştiriyle karşılandı. Komisyonda bulunup İmralı’ya gitmeye karşı gelen CHP’ye bir eleştiri de Halkların Demokratik Kongresi’nden (HDK) geldi.
“GERÇEK MUHATABI YOK SAYARAK SORUNLARI ÇÖZEMEZSİNİZ”
HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, konuya ilişkin değerlendirmesinde sürecin doğasına vurgu yaparak şunları söyledi:
“İmralı’ya gidiş, bu işin doğası gereğince olmalıydı. Bu işin muhatabı Abdullah Öcalan’dır. Bir taraftan devlet adına hükümet kanadı, diğer taraftan da örgüt adına Abdullah Öcalan vardır. O nedenle bu görüşmenin yapılması gerekiyordu. Görüşmek için geç bile kalındı. Dünyanın her tarafında bu tür süreçler muhataplarıyla yürütülür. Onların gıyabında ya da aracıyla yürütülmez. Diğer ülke pratiklerine baktığınız zaman doğrudan devleti yöneten insanlar görüşürler. Hatta cezaevinde değil, daha özgür koşullarda; eşit koşullarda bu görüşmeler yapılır. Bütün bunlara baktığınız zaman yapılan görüşmenin birçok eksikliği var ama buna rağmen yerine getirilmiş olması bir eşiğin aşılması, bir muhataplık kurumunun kabul edilmesi anlamında önemlidir.
Kürt sorununun çözümü konusunda başından beri iktidar da muhalefet de kendilerine gerçek muhataplığın dışında başka muhataplar yaratmaya çalıştı. Yani iktidar kanadı zaman zaman Hüdapar’ı öne çıkartıp, Kürt halkının muhatabıymış gibi sunmaya çalıştı. Bunun karşısında CHP’de dahil olmak üzere çeşitli muhalefet kanadı ise kendilerince bir Demirtaş muhataplığı yaratmaya çalıştılar. Şimdi bu işin doğasına aykırıdır. İşin muhatapları, çatışan taraf, elinde silah olan örgüt ve onların lideri bellidir. Dolayısıyla gerçek muhatabı yok sayarak kendinize yeni muhataplar oluşturarak bu sorunları çözemezsiniz. Sorunların etrafında dolaşırsınız.”
“BÜYÜK BİR HATA”
Kenanoğlu, CHP’nin İmralı’ya gitme konusundaki kararını son güne bırakmasının yarattığı tartışmalara da değinerek eleştirilerini şöyle sürdürdü:
“Çünkü bu kararı son güne bıraktıkları zaman ‘evet’ de deseler eleştirileceklerdi. Bu konudaki ilkesel tutumunuzu baştan açıklamalısınız. Komisyona neden üye verdiğinizin gerekçelerini de baştan söylersiniz. ‘Bu tür sorunlar muhataplarıyla çözülür. Muhatabı da bellidir. Bu nedenle de İmralı’ya gidilmesi gerekiyor’ diye başından söyler, bunu topluma anlatırsınız. ‘İmralı’ya gidiyoruz’ dediğiniz zamanda kimse size tepki göstermez. Ama ‘hele bakayım AKP ne diyecek?’ tarzıyla yaklaşırsanız sonucunda alacağınız her türlü karar size bir eleştiri olarak geri döner.”
“İŞ ARTIK YASALARIN ÇIKARTILMASINA KALDI”
Sürecin gelinen noktasında yeni bir eşik aşıldığını ifade eden Kenanoğlu, bundan sonra atılacak adımların tamamen Meclis’e bağlı olacağını belirtti:
“En önemli eşiğe geçildi” diyen Kenanoğlu şunları kaydetti:
“Bundan sonra iş tamamen mecliste çıkartılacak yasalara bağlıdır. Bundan sonra atılması gereken adımlar ki hükümet kanadından gelen açıklamalar da bunu destekler nitelikte. İlgili yasaların çıkartılması gerekiyor. Yani terörle mücadele yasası, ceza infaz kanunundaki değişiklikler ve işte silah bırakan insanlar yaşamlarını bundan sonra nasıl gerçekleştirecekler gibi çeşitli konuları kapsayan yasaların çıkartılması gerekiyor. Bundan sonraki sürecin hızlıca böyle ilerlemesi lazım. Zaten bu işin yürütülmesi gereken teknik kısımları tamamlandı ki bunun son süreci Öcalan’la görüşme meselesiydi. O da tamamlandıktan sonra bu iş artık tamamen yasaların çıkartılmasına kaldı.”
PİRHA – HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, Alevi kurumlarının Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne yönelik sadece destek açıklaması yapmalarının yeterli olmadığını belirterek, sürecin kurumlar tarafından öncelikli gündem haline getirilmediğini söyledi. Kenanoğlu, “Alevi heyeti, yurdun dört bir tarafında süreçle ilgili kendi tabanına bunları anlattı mı? Hayır. Toplantılara katıldın diye ‘Biz bu sürecin içindeyiz’ olmuyor” eleştirisini yaptı.
Abdullah Öcalan tarafından 27 Şubat’ta yapılan Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’na olumlu karşılık veren kesimlerden biri de Alevi toplumu oldu. Süreci destekler yönde açıklamalar yapan Alevi kurumları, belli aralıklarla DEM Partili heyetlerle bir araya gelerek önerilerini paylaştı.
Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu yürütülen sürecin Alevi toplumu nezdinde nasıl yorumlandığını PİRHA’ya anlattı.
“ALEVİ KURUMLARI DESTEK AÇIKLAMASI YAPTI AMA YETERLİ DEĞİL”
Kenanoğlu sözlerine, Alevilerin halen sürece mesafeli durduklarını belirterek başladı. “Sürecin herhangi bir kazaya uğramadan sonuçlanabilmesinin önemli olduğunu” vurgulayan Kenanoğlu, “Bunun için de toplumsal destek de önemli” dedi.
Kenanoğlu şöyle konuştu:
“Bu defa Aleviler, sürecin karşısında yer almadılar. Toplumunun büyük çoğunluğu, sürecin başarıya ulaşması konusunda bir temenni içerisinde oldu. Alevi kurumlarından bu sürece ilişkin aleyhte bir açıklama gelmedi. Bu olumlu bir taraf. Diğer taraftan da özellikle yaz döneminde, Karadeniz ve Ege Bölgesi’nde çok yoğun Alevi buluşmaları meydana getirdik. Orada da gözlemlediğim şu oldu; halk nezdinde de bu işin sonuçlanmasına yönelik bir istek var. Fakat kaygılar da var…”
Kenanoğlu, bu kaygıların medya manipülasyonlarıyla beslendiğini belirterek, “Bu sürecin bir Türk-Kürt kardeşliği üzerinden bir Alevi katliamına dönüşmesi, tarihsel hafızanın güncellenmesi gibi endişe verici durumlar ortaya atıldı” dedi ve şöyle devam etti.
“Alevi kurumları karşıda bir yere konumlanmadılar. Destek açıklamalarını da yaptılar. Fakat bu yeterli mi? değil. Daha etkin rol alınabilir. Ama çekince gösterdiler. Örneğin 11 Temmuz’da yapılan silah yakma törenine davet edilmelerine rağmen hiçbir Alevi kurum temsilcisi katılmadı. Oysa Alevi inancına uygun bir durumdu bu. Alevi inancı, felsefesi açısından baktığımızda, bırakın sadece örgütlerin ellerindeki silahları, bütün dünyadaki silahların yakılmasından yanayız. Rıza Şehrinin nihai hedefi de budur.”
“RİSK ALMAYACAKSAN O KOLTUKTA OTURMA”
Kenanoğlu, Alevi kurumlarının sürece dair çekinceli tutumunun, “endişe ve korumacı” bir yaklaşımdan kaynaklandığını belirterek şunları söyledi:
“Sonuçta bir koltuğa oturuyor, başkanlık görevi üstleniyorsanız bir takım riskleri göze alarak yapıyorsunuzdur! Nihayetinde toplumun, demokrasinin hayrına atılması gereken adımlar bunlar. Bedelleri de göze alarak adım atmak zorundasınız. Endişe edip görevini yapmaktan imtina edersen bu koltukta oturmayacaksın o zaman. Bu riski alabilecek, bu görevleri layıkıyla yerine getirecek insanlar var.”
Kenanoğlu, cemevlerinde sürecin konuşulması gerektiğini belirtti:
“Ben şunu isterdim; örneğin bütün cemevlerinde bu sürecin ne olup ne olmadığı ile ilgili tartışmalar yapılsın. Dedik ki ‘Gelelim, anlatalım. Siz de sorularınızı sorun, endişelerinizi dile getirin. Televizyonlardan izlediğiniz manipüle edilmiş, ön yargılarla yapılan haberlerle değil, muhataplarından dinleyin. İmralı heyetinden arkadaşlarımızı getirelim anlatsınlar’ istedik. Bunu gerçekleştirdiğimiz yerler oldu fakat bu bizim gayretimizle oldu. Sürece böyle katkılar sunulabilirdi. Hala gecikmiş değil.”
“Bir taraftan da hani koltuklarını kaybetme durumu var. Çünkü Alevi kurumları içerisinde Kemalist olanlar da var. Onların eleştirilerine, saldırılarına maruz kalmamak adına da ‘Aman boş ver, yerimde rahat durayım’ da diyebiliyorlar.”
2003, 2013 ve 2015 süreçlerinde de Alevi toplumunun “izleyen” tarafta kaldığını hatırlatan Kenanoğlu şöyle devam etti:
“Hatta 2013-2015’te daha kötü bir durum vardı. O dönemde Cumhuriyet Halk Partisi, sürecin karşısındaydı. Alevi kurumlarından da olumlu söz duymuyorduk neredeyse… Dünyanın hiçbir yerinde barış süreçleri sadece iktidarların, örgütlerin ya da görüşen tarafların inisiyatifiyle yürümemiş. Toplumun talebiyle sonuçlanmış!”
Kenanoğlu, kalıcı barışın sağlanması için geçmişle yüzleşmenin zorunlu olduğunu da belirtti:
“Devletin çıkaracağı yasalarla işin faslının tamamlanması, esasında birbirimize sarılıp kardeş olmak falan anlamına gelmiyor… Bunun adına ‘barış’ değil de başka bir isim verilebilirdi. Şimdi toplumda şöyle bir algı var; ‘Ya biz bunlarla nasıl barışacağız?’ Arkadaş, biz bunlarla oturup sarmaş dolaş olmayacağız… Ama bunun beraberinde dünyanın her tarafında olduğu gibi bu demokratikleşmenin bir ayağı da yüzleşmedir. Madımak, Roboski, Maraş, Çorum gibi katliamlarla yüzleşmeden; hatta bunların sonuçları ortadan kaldırılmadan olmaz. İşte Dersim Katliamı ortada duruyor hala. Sivas Katliamı’nın sonuçları itibariyle hala devam eden durumlar var. Bütün bunlarla yüzleşilmeden Türkiye’de kalıcı barış ve demokratikleşme sağlanamaz.”
“ALEVİ KURUMLARI SÜRECİN ÖZNESİ OLMALI”
Kenanoğlu, sürecin başarıya ulaşması için Alevi kurumlarının daha çok çaba göstermesi gerektiğini vurguladı:
“Cumhuriyetin ilk yüzyılında eşit yurttaş olmak için uğraştık. Bizim dışımızda birileri bu devleti kurmuş, yasalarını oluşturmuştu. Eşit yurttaş olmak için mitingler, eylemler yaptık, talepler oluşturduk. Şimdi Cumhuriyetin 2. yüzyılında şunun yapılması gerekiyor; Alevi toplumunun, örgütlerinin ‘Artık biz eşit yurttaşlık talebinde bulunuyoruz, demokratikleşmeyi destekliyoruz’ değil, ‘Biz bu işin öznesiyiz. Gövdemizle işin içerisinde olacağız ve bu sürecin bir parçasıyız’ denilmesi lazım.”
Kenanoğlu, Alevi kurumlarının sürece “seyirci” kaldığını ifade etti:
“Bugüne kadar Alevi kurumlarının toplantıları neydi? Kusura bakmasınlar. Bu toplantılar sadece DEM heyetini çağırıp bilgi alma toplantılarıydı. O bilgileri alan Alevi heyeti, yurdun dört bir tarafında süreçle ilgili kendi tabanına bunları anlattı mı? Bunu yapmadı. O toplantıya katıldın diye ‘Biz bu sürecin içindeyiz’ olmuyor yani.”
Kenanoğlu, Türkiye’nin demokratik bir anayasaya ihtiyacı olduğunu belirterek sözlerini şöyle tamamladı:
“Evet, Türkiye’de yeni bir anayasaya ihtiyaç var. Şu anda bir anayasa tartışmıyoruz. Niye tartışmıyoruz? Çünkü şu anda bir anayasa yapacak mevcut koşullar yok. Yani bu anayasayı saymayan bir iktidarla anayasa yapacak koşullar yok. Ama Türkiye’nin demokratik bir anayasaya ihtiyacı var. İşte burada Alevi toplumunun, örgütlerinin burada özne haline dönüştürülmesi gerekiyor. ‘Demokratik anayasa istiyoruz’ üzerinden yürümemiz gerekir. Alevi kurum yönetici arkadaşlarımızın bilgisi, birikimi ve becerisi hayli yüksek. Bunu da yapabilirler. Yeter ki bunda karar versinler. Ya yapılan toplantılara konuşmacı olarak katılırsın ya da o toplantıları sen yaparsın. İkisinin arasında fark var.”
PİRHA-DAD İstanbul Şubesi, 5. Olağan kongresini tamamladı. Tek liste sunulan kongrede, DAD İstanbul Şubesi’nin yeni eş başkanları Veli Er ile Mevhibe Akdeniz oldu.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Şubesi, “Erkanı rızalık, edebi ikrar olan toplum; demokratik toplumdur” şiarıyla 5. Olağan kongresini yaptı. Gazi Cemevi’nde düzenlenen kongreye, Halkların Demokratik Kongresi, Demokratik Bölgeler Partisi, DEM Parti, TİP, Alevi kurum temsilcileri ile yöre derneklerinin yöneticileri katıldı.
Kongrenin yapıldığı salona “İkrar verenler elmaya, ikrarınız, ikrarımızdır” yazılı pankartın yanı sıra Pir Seyit Rıza ile Koçgiri direnişinin simge isimleri Alişer ve Zarife’nin fotoğrafları da asıldı. Kongrenin açılışında Zakirler Bedirhan Rakip ile Ali Demir, nefesler seslendirdi. Saygı duruşu ardından Pir İbrahim Erdoğan’ın okuduğu gülbeng ile çerağlar uyandırıldı.
Kongre başkanlığını Ergin Doğru yaparken, Mevlüt Aydoğan, Sevda Güneş ve Türkan Kaplan da divan üyeleri olarak seçildi.
Ergin Doğru, yaptığı konuşmada hassas bir süreçten geçildiğini vurgulayarak şunları söyledi:
“Barış ve Demokratik toplum sürecinden geçilirken bir yandan da Yol’a ikrar verenlerle yürütmüş olduğumuz mücadelenin yanında, asimilasyonalist, tekçi kafayla da sık sık karşılaştık. Hakikat mücadelesinin zorlu bir mücadele olduğunu bir kez daha yaşayarak görüyoruz. Bu mücadelenin daha büyütülerek geliştirilmesi gerektiği de aşikardır. Bu noktada DAD Kongresi’nin de buna hizmet edeceğine inanıyorum.
“KENDİMİZİ DARA TUTMAKTAN VAZGEÇMEMELİYİZ”
Bu yaşanan süreçte Alevilerin de söz kurabilmesi, yer alabilmesinin yegane yolu güçlü örgütlülükten geçiyor. Bu anlamda DAD önemli bir renktir. Alevi hareketinin içerisinde DAD’ın güçlenmesi, Alevi hareketinin de güçlenmesi anlamına gelir. Temel düsturumuzun şu olması gerekiyor; her bireyin önce kendini dara çekip sonrasında pir-talip ilişkisinin bir benzerini bu demokratik kurumlarda göreceğimizi; üye-yönetici ilişkisinin güçlendirilmesi gerekiyor. Artık dönün kırılmaları üstünden söz kurmak yerine önümüze bakmamız, geleceği kurmamız gerekiyor. Bu süreç hassas bir süreç. Güçlü olup el ele vermek gerekir. Kendimizi dara tutmaktan da vazgeçmemeliyiz. Bunu yapmazsak arınamaz, doğru yol yürüyemeyiz.
Moralimizi güçlü tutmalıyız.”
“İNCELTİLMİŞ BİR ASİMİLASYON POLİTİKASI YÜRÜTÜLÜYOR”
DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan ise konuşmasında, derneklerinin büyüdüğüne değinerek şunları söyledi:
“Demokratik Toplum ve Barış Süreci içerisinden geçiyoruz. Elbette ki Türkiye’nin demokratikleşmesi, halkların özgürleşmesi, kadınların özgür eş yaşam mücadelesine ortaklaşması, ekoloji mücadelesinde ortaklanması, Türkiye’nin demokratikleşmesine verilen mücadeleye ortaklanarak DAD da Alevi toplumunda böyle bir hat oluşturarak, bu mücadeleyi büyütme görevini üstleniyor.
İkinci bir sorumluluk ise uzun yıllardır Cumhuriyetten önce ve cumhuriyet tarihi boyunca Aleviler, yok sayılmış ve elbette ki eğer yok sayılıyorsan zulmün en büyüğünü yaşıyorsun demektir. Bunca zamandır katliamlara uğramış ve kendi özünden epeyce uzaklaşmış bir hal var. Çok inceltilmiş bir asimilasyon politikasıyla karşı karşıyayız. Devlet, Alevi toplumunu Türkiye’nin demokratikleşme mücadelesinden uzak tutmak için Aleviliği ya İslam içerisinde ya da Türklük üzerinden tanıtma politikaları yürütüyor. Bunların son aşaması da Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve zorunlu din derslerindeki ÇEDES programlarını örnek verebiliriz.”
“BİRLİKTE YOL YÜRÜMEYE ÇAĞIRIYORUM”
27 Şubat çağrısından bu yana Aleviler her alanda bulunmuştur. Yarınki TJA’nın yapacağı yürüyüşe de cevap olacağımızı buradan beyan ediyoruz. Evet, birlikte güçlenelim ve mücadeleyi büyütelim. Alevi toplumu olarak her ne kadar örgütlü olsak da belki de örgütlülüğü geliştirme noktasında en zayıf olan noktada olduğumuzu da kabul etmek lazım. Hepinizi birlikte yol yürümeye çağırıyorum.”
“BUGÜNLERDE DAD’I DAHA İYİ ANLIYORUZ”
HDK EŞ Sözcüsü Ali Kenanoğlu da Alevi örgütlülüğü içerisinde DAD’ın özgünlüğüne değindi. Kenanoğlu, şunları dile getirdi:
“DAD’ın varlığını bugünlerde daha iyi anlayabiliyoruz. Çünkü DAD, bir toplumun bakış açısını, inançsal değerlerini savunarak, yok sayılan bir toplumun kendi varlığını ortaya koyarak ‘Biz hem Kürdüz hem de Aleviyiz’ diyerek bu meseleden yaptı. Cemevlerinde ‘Kürt’ten Alevi olmaz’ politikası çok yapılıyordu. Esasında ‘Bunlar Türklerdir ama sonradan Kürtleşmişlerdir’ diye çok yoğun politikalar yapılıyordu. O süreçte Demokratik Alevi Dernekleri ortaya çıkarak ‘Hayır biz hem Kürdüz hem de Aleviyiz’ dedi. Bugün DAD’ın varlığını daha iyi anlıyoruz. O anlamda emeği geçen bütün arkadaşlara minnet duyduğumuzu ifade etmek isterim. Bir dile, kimliğe, cinsiyete bağlı yol almak Aleviliği yok etmektir. ‘Yol bir sürek bin bir’ halini korumak zorundayız.
“SÜRECİN TAM ORTASINDA OLMAK İSTİYORUZ”
İçerisinde dahil olmadığımız bir cumhuriyette 100 yıl boyunca eşit yurttaş olmak için mücadele ettik. Şimdi gelinen noktada eşit yurttaşlık talebi geri bir taleptir. Artık bizim talebimiz kurucu toplum olmaktır. Biz bundan sonra cumhuriyetin 2. yüzyılında cumhuriyetin kurucusu olmak istemeliyiz ve talepleri buradan yükseltmeliyiz. Biz bu topraklarda yaşayan halkız ve bu topraklarda yaşamaya devam edeceğiz. O halde buradaki kuralların belirlenmesinde bizim de söz hakkımız olacak. Bundan sonra bunun mücadelesini yürütmek zorundayız. Dünya Ortadoğu yeniden kuruluyor. Türkiye’de de aynı şekilde yeniden kurulacak birçok şey olacak. Biz de bu sürecin tam ortasında olmak zorundayız. Sürecin seyircisi olamayız. Barış ve Demokratik Toplum Süreci, Aleviler açısından kıymetlidir. Alevi toplumu bu meseleye kamuoyunda yaratılan algıda olduğu gibi bakmıyor. Aleviler, eşit yaşamın oluşması için dikkatli bir şekilde süreci takip ediyorlar. Bizler de bu dostlarımızı, süreci sadece takip etmenin dışında sürece bizzat içerisinde yer alarak koşullarını oluşturmaları gerektiğini ifade ettik.
Cumhuriyetin ikinci yüzyılında bir Alevi Diyaneti ile karşı karşıyayız. Diyanet İşleri Başkanlığı, Sünnileri kontrol etmek, devletin bir Sünni Müslüman inancını oluşturmak için kuruldu. Şu anda Türkiye’nin siyasetini belirten, aynı zamanda holding gibi bir ekonomik gücüyle de eğitim hayatına da müdahale ediyor. Şimdi cumhuriyetin 2. yüzyılında bu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığına da karşı durmalıyız. Öbür türlü sürecin arkasından sürüklenmekle meşgul oluruz.”
“BİRLİKTE YOL YÜRÜMELİYİZ”
DEM Parti İstanbul İl Eş Başkanı Arife Çınar ise devletin, tekçi dayatması sonucu inançları karşı karşıya getirdiğini söyledi. Çınar, “Buna rağmen Alevi toplumu, devlet politikasından etkilenmeyerek kendi inancıyla duygusunu bütünleştirerek hep barıştan, demokrasiden, kadın mücadelesinden yana olmuştur. Aleviler, Kürt halkı, ısrarla bu topraklarda inançların yaşaması gerektiğini en zorlu koşullarda dahi savundu. Var olan sistemin kendisi, çoklu bir kriz yaşamakta. Bunun en büyük nedeni ise dünden bugüne tarihsel olarak tekçi bir zihniyetin varlığında ısrar ederek devletin varlığını sürdürmek istemeleridir. Yok etmeye çalışsanız da Alevilerin mücadelesi bu topraklarda sürecektir. Halklar, kendi iradelerini ortaya koyamadıkları sürece demokrasiden bahsedemeyiz. İşte demokratik toplum tam da bu nedenle önemli; Alevi kurumları söz sahibi olmalı, karar verebilmeli. Hepimizin birlikte yol yürümesi gerekiyor. Hepimiz barış için mücadele etmeliyiz.”
Gazi Cemevi Başkanı Hıdır Karataş da konuşma yapan isimler arasındaydı. “Ne yazık ki kendi içimizdeki birliği, dayanışmayı kuramıyoruz” diyen Karataş şöyle devam etti:
“Buralar birileri, bizi tarif edip duruyor. Alevileri ancak Aleviler tarifleyebilir. Bizim adımıza gidip masa kuruyor, adımıza konuşuyorlar. İnancımızdan taviz vermeden herkesle müzakere edebiliriz. Şimdi tutup Yaresanlara, Araplara Türkçe’yi mi dayatacağız? Bugün Mecliste Barış ve Demokrasi çalışması var. Mecliste Aleviler de olmalıydı. Kurucu anayasa oluşturulmalı. Çünkü Anayasa dediğimiz toplumsal mutabakattır.”
“İSLAM’IN BASKISINDAN KURTULAMIYORUZ”
Pir İbrahim Erdoğan ise konuşmasında dar kültürünün önemine değinerek şunları söyledi:
“Aleviler olarak İslamiyetin baskısını halen yaşıyoruz. Bu baskı sebebiyle Alevilik kendi gerçeğini bir türlü yaşayamadı. Devletin Anayasasında da Türk-İslam sistemi içerisindesin. Bu madde kaldırılmalıdır. Reya Hakk üzerindeki sis kalkmadığı sürece barış olmaz. Gerçek Alevi inancını hayata geçirmeyi amaçlıyoruz. Bugün cemevlerinde dahi İslam’ın baskısından kurtulamıyoruz. Cemevlerindeki pirler, maaş için cemevi yönetimi ne diyorsa onu yapıyor. Bugüne kadar hangi yöneticimiz dara kaldırılıp hesap sorulmuş? Başkanlar pir olmuş, pirler talip olmuş!”
DAD İstanbul Şube Eş Başkanı Berna Güzel de yaptığı konuşmada Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin önemine değinerek “Barış, hiç kimseye altın tepside sunulmaz. Süreç, her canlının özünü dara alma sürecidir. Başta Demokratik Alevi Dernekleri olarak bizler, diğer müsahip kurumlarımızla güçlü ilişkiler geliştirip kendi aramızda birliği sağlamamız tarihsel sorumluluğumuzun gereğidir” diye belirtti.
Konuşmalar ardından kongre, faaliyet raporunun okunmasıyla devam etti.
Yeni dönem için oluşturulan tek liste, oybirliği ile kabul edildi.
DAD İstanbul Şubenin yeni eşbaşkanları Veli Er ile Mevhibe Akdeniz olurken, Safiye Doğan Ergin, Gülsüm Özer, Veysel Doğan, Fırat İnan Sarıçiçek, Şerefnaz Altınsoy da yönetim kurulunda yer alan diğer isimler oldu.
PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) “Alevi Halkı Barış İçin Mücadele Ediyor” başlıklı halk toplantıları yapacak.
FEDA tarafından yapılan çağrıda, “İnancımızda barış esastır; halklar arasında güveni ve kardeşliği yeniden kurmak, eşitlik ve adalet yolunda yürümek için mücadele ediyoruz. Bu amaçla halklara seslenmek üzere aşağıdaki etkinlikleri düzenleyip tüm canlarla buluşuyoruz” denildi.
Programın detayları şöyle:
Dortmund
Panel
Tarih: 20 Eylül 2025
Saat: 14.00
Yer: DAKME Dortmund
Etkinlik: “Alevi Barış ve Eşitlik Yolunda Buluşuyor”
Katılımcı: 25. ve 27. Dönem TBMM İstanbul Milletvekili HDP’li Ali Kenanoğlu
Hamburg
Halkla Buluşma
Tarih: 21 Eylül 2025
Saat: 14.00
Etkinlik: “Aleviler Barış ve Demokratik Süreci Konuşuyor”
Katılımcı: Ali Kenanoğlu
Paris
4. Olağan Kongre
Tarih: 21 Eylül 2025
Saat: 12.00
Yer: Paris Pir Sultan Abdal Dergahı
Etkinlik: “Aleviler Hak ve Hakikat Yolunda Eşitlik Talep Ediyor”
Katılımcı: DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan
PİRHA- HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, kendisinin de yer aldığı PKK’nin geçtiğimiz günlerde düzenlediği sembolik silah yakma törenine ilişkin konuştu. Temel görevlerinin, Türkiye’deki bütün toplumsal kesimlerin özgürce yaşayabileceği demokratik bir cumhuriyet oluşturmak olduğunun altını çizen Kenanoğlu, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ittifak sözlerine dair ise “Bu ülkede demokratik cumhuriyeti demokrasiden yana olanlarla kuracağız“ dedi.
PKK’li bir grup, gerçekleştirdiği törenle silahlarını imha etti. “Barış ve Demokratik Toplum Grubu” olarak kendilerini adlandıran grup, Süleymaniye kırsalındaki Şikefta Casenê’de silahları yaktı.
Silah yakma törenine katılan Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, izlenimlerini ve bundan sonraki sürece dair yapılacakları, törenin ardından açıklamalarda bulunan AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “AK Parti, Milliyetçi Hareket Partisi, DEM, biz en azından üçlü olarak bu yola beraber yürümeye kararı verdik” sözlerini PİRHA’ya değerlendirdi.
Törenin etkileyici ve duygusal tarafları olduğunu belirten Ali Kenanoğlu; silahların susup, demokratik cumhuriyetin kurulması açısından önemli bir adım olduğunu söyledi. Kenanoğlu, şunları kaydetti:
“Ben Besê Hozat ve ekibini çok kararlı gördüm. Önderliklerinin almış olduğu kararları inanarak ve kararlı bir şekilde yerine getiriyorlardı. Önemli anekdot silahlarını teslim etme değil kendileri imha ettiler. ‘Kendi hür irademizde, özgür irademizde biz yapıyoruz’ cümlesini de kullanarak yaptılar bunu. Bunlar çok etkileyici, önemliydi. Devlet protokolü vardı. Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin bir devlet protokolü ile biz karşılandık sınırda. Bölge ülkelerinin de işin içerisinde olduğunu ve bu süreci desteklediklerini çok net bir şekilde gördük.
Törende de o bölgenin en etkili siyasi temsilcileri oradaydı. Türkiye’den de çok fazlasıyla katılım vardı. ‘İyi ki orada olmuşum’ diyorum kendi adıma. Bizim kuşak çocukluğumuzdan bu tarafa bir çatışmalı ortamın içerisinde büyümüş insanlarız. Her gün iki taraf açısından da acılı haberlerle büyümüş insanlarız. Bunun yeni bir döneme evrilmesi, artık silahların susup, demokratik cumhuriyetin kurulması açısından önemli bir sürece evrilmesi bizim için önemli.”
“GÖREVİMİZ TÜRKİYE’DEKİ BÜTÜN TOPLUMSAL KESİMLERİN ÖZGÜRCE YAŞAYABİLECEĞİ DEMOKRATİK BİR CUMHURİYET OLUŞTURMAK”
Besê Hozat’ın konuşmasında kendilerine de sorumluluk yüklediğini belirten Kenanoğlu şunları ekledi:
“Aslında ‘biz sizin şahitliğinizde, tanıklığınızda bu silahları bırakıyoruz’ derken esasında bu sürece de ‘siz sahip çıkacaksınız’ dedi. ‘Biz artık yapmamız gerekeni yaptık. Bundan sonrası sizde’ dedi. Esasında bize yani her birimize bir görev, ödev yüklemiş oldu.
Bizim görevimiz, ödevimiz bundan sonra Kürt sorunu başta olmak üzere Alevilerin, Türkiye’deki bütün toplumsal kesimlerin özgürce yaşayabileceği demokratik bir cumhuriyet oluşturmak. Bu görev de bizde artık ve bunun için de mücadele edeceğiz.”
“BU ÜLKEDE DEMOKRATİK CUMHURİYETİ DEMOKRASİDEN YANA OLANLARLA KURACAĞIZ”
AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Biz en azından üçlü olarak bu yola beraber yürümeye kararı verdik” açıklaması hakkında konuşan Ali Kenanoğlu şunları kaydetti:
“Erdoğan’ın açıklaması çok speküle edildi ama kendileri de düzelttiler. Sayın Öcalan’da şunu söylüyor; “Bu sadece AKP ile Cumhur İttifakı ile olacak bir şey değil.” O yüzden mecliste komisyon kurulmasını başından beri söylüyor. Yani diğer partilerin de işin içerisinde olabileceği bir süreçten bahsediyor. O yüzden AKP kendisi kendi propaganda diliyle, kendi açıklamalarını yapabilir ama biz onu öyle okumayacağız. Bizim dostlarımız da böyle okumaması lazım. Bizi en çok inciten şey bizim dostlarımızın bu açıklamalar üzerinden bize saldırması. Bugüne kadar pratiğimiz ortada, söylediklerimiz ortada, yaptıklarımız ortada. Dostlarımız bunların hiçbiri yokmuş gibi, sanki biz AKP’ye teslim olmuşuz gibi, onlarla ittifak kurmuşuz gibi değerlendirme yapıyor. Biz ona üzülüyoruz.
Bu ülkede demokratik cumhuriyeti biz demokrasiden yana olanlarla kuracağız. Kim demokrasiden yana ise. AKP mi olmak istiyor? Buyursun gelsin o da biz hayır demeyiz. MHP mi demokratikleşmek istiyor? Onlar da mı bu süreçte yer almak istiyor? Buyursunlar yer alsınlar.
Esasında bu sürecin Cumhur İttifakı ile falan yürütülecek bir süreç meselesi olarak alınmaması gerekiyor. Sayın Öcalan da bunu böyle diyor. Mecliste komisyon kurulması meselesindeki ısrar şu; bu süreç sadece bir partinin, Cumhur İttifakı’nın inisiyatifine bırakılamaz.”
PİRHA- HDK ve DEM Parti, “Kent Uzlaşısı” soruşturması kapsamında 10 belediye meclis üyesinin tutukluluğuna devam kararını protesto etti. HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, dosyanın siyasi saiklerle yürütüldüğünü belirterek, “Mutlaka arkadaşlarımızı özgürleştireceğiz” dedi.
İstanbul’da süren “Kent Uzlaşısı” soruşturması kapsamında tutuklu bulunan 10 belediye meclis üyesinin tutukluluğunun devamına karar verilmesi tepkilere neden oldu. Halkların Demokratik Kongresi (HDK) ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi önünde yaptıkları basın açıklamasıyla kararı protesto etti.
Basın açıklamasına HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, DEM Parti İstanbul İl Eş Başkanı Arife Çınar, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Eş Genel Başkanı Feray Mertoğlu ve çok sayıda yurttaş katıldı.
“ÖZGÜRLÜKLERE AÇIK BİR MÜDAHALE”
Açıklamada ilk olarak konuşan Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi Avukat Veysi Eski, soruşturmanın siyasi saiklerle yürütüldüğünü savundu. “Kent Uzlaşısı demokratik bir haktır ve müvekkiller bu hak çerçevesinde seçilmiştir” diyen Eski, mahkemenin duruşma gününü dört ay sonrasına vermesini “inanılmaz bir hukuksuzluk” olarak nitelendirdi. Eski, “Anayasa Mahkemesi kararları bu süreyi kabul etmez. Bu karar, özgürlüklere açık bir müdahaledir” diye konuştu.
DEM Parti İstanbul İl Eş Başkanı Arife Çınar ise kararın, iktidarın çok kimlikli ve çok inançlı bir toplum yapısını kabullenmemesiyle bağlantılı olduğunu ifade etti. “Kürtlerin, Alevilerin ve farklı kesimlerin yönetime ortak olmasına tahammül edemiyorlar” diyen Çınar, “Arkadaşlarımız CHP listelerinden seçilmiş olabilir ama halkın iradesini temsil ediyor. Bu hukuksuzluğu kınıyoruz” dedi.
“SORUŞTURMA SİYASİ SAİKLERLE YÜRÜTÜLÜYOR”
HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu da soruşturmanın doğrudan siyasi saiklerle yürütüldüğünü vurguladı. Kenanoğlu, “HDK bahane edilerek Türkiye’nin solcuları, Kürtleri, Alevileri yönetime dahil olmasın diye kriminalize ediliyor. ‘Kent Uzlaşısı’, savcı tarafından ‘Kürtlerin batıda yönetime ortak olması’ olarak suçlanıyor. Asıl suçlama budur” ifadelerini kullandı.
Kenanoğlu, mücadele vurgusu yaparak sözlerini şöyle sürdürdü:
“Tek tip vatandaş anlayışına karşıyız. Bu ülkeyi sadece makbul vatandaşların yönetmesini isteyen bu zRHihniyeti kabul etmiyoruz. Biz HDK olarak mücadele edeceğiz. Kentimizi de ülkemizi de biz yöneteceğiz. Mutlaka arkadaşlarımızı özgürleştireceğiz. Kazanan biz olacağız.”
PİRHA – HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, “Aleviler yeni anayasa sürecine nasıl cevap vermeliler?” başlığını değerlendirerek yapılması gerekenlere işaret etti. Kenanoğlu, “Aleviler olarak bir araya gelip kendi cephemizden bir anayasa taslağı oluşturmamız lazım” önerisinde bulundu.
Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, Alevi toplumunun, yeni anayasa sürecinde yapması gerekenleri değerlendirdi. Kenanoğlu, demokratik toplum süreciyle birlikte yeni anayasa hazırlığının olacağını, ancak bu çalışma içerisinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geleceğine dönük herhangi bir pazarlığın söz konusu olmadığının da altını çizdi.
“ERDOĞAN’IN 3. KEZ BAŞKANLIĞI KONUSUNDA BİR PAZARLIK YOK”
Ali Kenanoğlu, DEM Parti açısından meselenin “Türkiye’nin demokratikleşmesi olduğunu” vurgulayarak şunları söyledi:
“Adalet ve Kalkınma Partisi’nin son seçimlerden sonra ilk kullandığı vaatlerinden birisi ‘Türkiye’ye yeni bir anayasa yapmak, bir sivil anayasa yapmak’ sözüydü. Tabii bu anayasa yapma mevzusu özellikle bu çözüm ve demokratik toplum süreci ile birlikte daha çok Kürt siyaseti üzerinden tartışılmaya başladı. Yani AKP yeni bir anayasa yapacak. Bu anayasa da DEM Parti desteğiyle olacak. Ve bunun üzerinden de Tayyip Erdoğan’ın yeniden aday olma ihtimali ortaya çıkacak. ‘Anayasaya bunlar konacak’ üzerinden tartışıla duruyor. Bunun gerçekçi olmadığını, böyle bir pazarlık mevzusu olmadığını, DEM Parti açısından meselenin Türkiye’nin demokratikleşmesi olduğunu, demokratik bir anayasada asla herhangi birinin geleceğini garanti altına almak adına böyle bir imza koymayacağını da zaten arkadaşlarımız da, parti sözcüleri de, biz de ifade ediyoruz.”
“KENDİ CEPHEMİZDEN BİR ANAYASA TASLAĞI OLUŞTURMALIYIZ”
Kenanoğlu, yeni anayasa hazırlığı sürecinde Alevilerin bir bütün olarak aktif rol alması gerektiğini ifade etti. Alevi kamuoyunun bir araya gelip, taleplerini yazılı hale getirmesi gerektiğini söyleyen Kenanoğlu, şu çağrıda bulundu:
“AKP’nin anayasa hazırlık çalışmalarında başka bir toplumsal kesimle çalışma talebi var. Bu da Aleviler. Bugünlerde duyduğumuz ama teyit de ettiğimiz bilgiler var. Bu bilgilere göre AK Parti iktidarı, sarayda bir anayasa taslak hazırlığı yapıyor. Zaten bir çalışma yaptıklarını söylemişlerdi. Ve kimi Alevi şahsiyetleri buraya davet ederek görüş istemişler. Yani bu yeni anayasada Aleviler açısından da, bir fikir edinme, bir görüş, bir öneri alma durumu söz konusu. Şimdi bu çok masumane gözükebilir baktığınızda.
Daha önce AKP iktidarında biz, Alevi çalıştaylarına katılmış, arkasından, Milli Eğitim Bakanlığı müfredatı ile ilgili, Talim ve Terbiye Kurulu’yla yapılan toplantılara katılmıştık. Buralarda okullardaki din derslerinin nasıl olması ya da nasıl olmaması gerektiği üzerinde görüşler sunmuştuk. Biz tabii görüşlerimizi sunduk. Bu görüşmelerden çekilmiştik. Ancak bizim dışımızdaki kimi arkadaşlar bu görüşmeleri sürdüler. Çalışma grubu oluşturdular ve çalıştılar. Şimdi akabinde şöyle bir şey oldu. Bizim orada ifade ettiğimiz taleplerin hiçbirisi oraya konmadı. Yine iktidar kendi aslında koymak istediklerini oraya koydu ama ‘ben şu kadar Alevi’den görüş aldım, bu kadar Alevi’yle çalıştım’ diyerek bunu yaptı. Şimdi de aynısı söz konusu olacak.
Peki buna karşı ne yapmak lazım? Çok net bir şekilde Alevi kurumları, Alevi sanatçıları, kanaat önderleri, pirleri, anaları, siyasetçileri bir araya gelip ortak bir çalıştay mıdır, ortak bir konferans mıdır; adına ne diyeceksek toplanıp kendi cephemizden bir anayasa taslağı oluşturmamız lazım. Bütün toplumsal yapılarımızda; kanat önderleri, derneklerimiz, vakıflarımız, federasyonlarımızda ortaklaştığımız elimizde bir taslağımız olur. Bizden hangi parti görüş istiyorsa o partiye o taslağı veririz.
Şu anda Adalet ve Kalkınma Partisi görüş istiyor; işte bu görüşlerimizi kamuoyuna açık bir şekilde, yani kapalı kapılar ardında değil, kamuoyuna açık bir şekilde paylaşmalıyız. Bunu yapmazsak eğer hepimizi; kurumlarımızı bölüp, parçalayacaklardır. Şahsiyetleri, akademisyenleri, sanatçıları yine kendilerine göre ‘makbul Alevi’ tanımlaması yapıp bu makbul Alevilerle birlikte bu işleri yürütmeye çalışacaklardır.
Bütün kurumlarımız yan yana gelerek bu çalışmanın öncülüğünü yapacaklardır ama dediğim gibi, bütün toplumun kanaat önderi niteliğinde, toplumun değişik alanlarında faaliyet yürüten bütün Alevi şahsiyetlerin de bu çalışmanın içerisinde yer alması çalışmayı güçlendirecektir. Özellikle akademisyen arkadaşlarımızın bu çalışmaya dahil edilmesi, anayasa yazım tekniği açısından bizlere güç verecektir.
Bir an önce bu buluşmayı ve bu çalışmayı yapmak dileğiyle herkese saygıyla, sevgi ile selam diyorum.”
PİRHA-HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, HDP eski milletvekili Altan Tan’ın ‘Ali’siz Aleviler Kürt sorununun başarıya ulaşmasını istemez’ sözlerine tepki göstererek, “Altan Tan’ın Alevilik tanımı yapmasını kabul etmiyoruz ve onun haddine de değildir. Biz Türkiye’nin demokratikleşmesini istiyoruz” dedi.
Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, HDP eski milletvekili Altan Tan’ın ‘Ali’siz Alevilerin ve sosyalistlerin Kürt sorununun başarıya ulaşmasını istemez’ sözlerine tepki gösterdi.
“ALTAN TAN’IN ALEVİLİK TANIMI YAPMASINI KABUL ETMİYORUZ”
Altan Tan’ın Kürt sorununun çözülmesini istemeyen Alevilerin olduğunu dile getirdiği sözlerine tepki gösteren Ali Kenanoğlu, “Hem DEM Parti hem de örgüt içerisinde Kürt sorununun çözülmesini istemeyen Alisiz Alevilerin olduğunu ve çözümsüzlükten nemalandıklarını söyledi ve aynı zamanda sosyalistleri de hedef alındı. Altan Tan, Kürt mücadelesinin bütünüyle İslami olmasını isteyen birisidir. Bu söz sadece Altan Tan’ın düşünceleri değil geçmişte de Mehmet Metiner DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları’nın Alevi kimliğini hedef alarak ‘Esad artıkları DEM Parti’den temizlenmediği sürece Kürt sorununun çözümü mümkün değildir’ demişti. Bütün bunları yan yana getirdiğinizde devletin Kürt mücadelesini İslami bir hareket haline dönüştürmek gibi bir hedefi olduğunu bilmemiz gerekiyor. Altan Tan’ın Alevilik tanımı yapmasını kabul etmiyoruz ve onun haddine de değildir. Kürt sorununun çözülmesi için asla Aleviler ve sosyalistler engel değil. Biz Türkiye’nin demokratikleşmesini istiyoruz” dedi.
PİRHA – HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, HBVAKV Avcılar Şube Başkanı Aslan Uzun’un tutuklanmasını kınadı. Yazılı açıklama paylaşan Kenanoğlu, “Cemevi Başkanımızı biran evvel serbest bırakarak bu saçmalığa son verilmesini talep ediyoruz” dedi.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Avcılar Şube-Yeşilkent Cemevi Başkanı Aslan Uzun, Suriye’deki Alevi katliamında rolü olanların yargılanması sebebiyle 19 Mart’ta, Küçükçekmece Adliyesi’ne giderek suç duyurusunda bulunmuştu. Uzun’un şikayet dilekçesini “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” olarak değerlendiren savcılık, aynı günde gözaltı kararı çıkarttı.
20 Mart’ta mahkemeye çıkartılan Aslan Uzun, yapılan yargılama ardından tutuklanarak Metris Cezaevi’ne gönderildi.
“BU SAÇMALIĞA SON VERİLMESİNİ TALEP EDİYORUZ”
Yeşilkent Cemevi Başkanı Aslan Uzun’un tutuklanmasına bir tepki de Halkların Demokratik Kongresi Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu’ndan geldi. Konuya ilişkin yazılı açıklama yapan Kenanoğlu, şu mesajı verdi:
“Colani’ye katil demek halkı düşmanlığa tahrik sayıldı. Cemevi Başkanı tutuklandı.
Türkiye Savcıları, Colani’ye yönelik Alevi katliamları nedeniyle Uluslararı Ceza Mahkemelerine yönelik yapılan suç duyurusunu ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme’ diyerek hâkimliğe sevk etti ve Yeşilkent Cemevi Başkanımız Aslan Uzun tutuklandı.
Yenişafak gazetesi yazarları açık bir şekilde Alevilere hakaret ederken buna göz yuman Türkiye Cumhuriyeti Savcıları, Alevilerin katledilmesi karşısında Colani’nin Alevi katliamı yaptığını ifade etmeyi ve Colani’ye katil denilmesini suç saydılar.
Hem bu kararı hem de Katil Colani’yi şiddetle kınıyor, Cemevi Başkanımızı biran evvel serbest bırakarak bu saçmalığa son verilmesini talep ediyoruz.”
PİRHA – HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, İmralı’dan gelen mektup sonrasındaki gelişmeleri değerlendirdi. Alevi örgütlerinin acilen kendi kurullarını toplayıp süreci değerlendirmesi gerektiğini vurgulayan Kenanoğlu, “Alevi toplumu bu demokratik dönüşüm noktasında bizzat masada yer alabilecek argümanları oluşturmalı ve Türkiye’nin yeniden yapılanmasında mutlaka yerine almalıdır” diye konuştu.
Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, PKK Lideri Abdullah Öcalan tarafından yapılan açıklamalar ardından yaşanan gelişmeleri yorumladı.
Ali Kenanoğlu, İmralı’dan yapılan çağrıyı “Yeni bir başlangıç” olarak değerlendirirken, hükümet temsilcilerinin sürece yaklaşımını ise olumsuz yönde eleştirdi. “AKP kanadının bu meseleye ciddiyetle yaklaşmadığını çok net görebiliyoruz” diyen Kenanoğlu, şu değerlendirmeyi yaptı:
“İmralı’dan gönderilen mektup ve esasında yapılan çağrıyı yeni bir başlangıç olarak değerlendirmek gerekiyor. Birçok insan, ‘bu işin sonu geldi’ ya da ‘bugüne kadar yaşananların sonucu’ olarak ifade etti bu çağrıyı. Oysa bu çağrı bir bitiş değil, yeni bir başlangıcın işareti. Bu başlangıç ‘Demokratik dönüşüm’ diye Abdullah Öcalan tarafından adlandırıldı. Esasında barış ve demokratik toplum çağrısı olarak da ifade edildi. Bu anlamıyla Türkiye ve Ortadoğu coğrafyasında yeni bir sürece artık giriliyor. Ve bu yeni süreç artık silahların değil demokratik mücadelenin öne çıktığı bir dönem olacaktır. Bu anlamıyla da önemlidir.
İktidar kanadı bunu nasıl karşıladı konusuna gelirsek; genel bir sessizlik hakim. AKP, sanki kendisi dışında gelişiyormuş gibi bir tavır sergiliyor. Bir taraftan da kullandıkları dil, üslup hala devam ediyor. Yani AKP içerisindeki kadrolar ve sözcülüğünü yapan kimi insanlar, hala bunu bir teslimiyet üzerinden görüp ‘Biz istediğimizi aldık ve örgüte diz çöktürdük’ üzerinden cümleler ifade edebilecek ya da bu anlama gelebilecek cümlelerle süreci tarif etmeye çalışıyor. Eğer bu bir süreç ise bu tür cümlelerden kaçınmak gerekiyor. Çünkü karşılıklı bir mutabakat neticesinde bu aşamaya gelindiği belli. Öyleyse bu aşamadan sonrasını da doğru bir şekilde ilerletebilmek açısından kullanılan dile ve uygulama pratiğine de dikkat etmek gerekiyor. Bu anlamıyla Devlet Bahçeli’nin bu konuda çok daha istikrarlı ve tutarlı davrandığını ifade edebiliriz. Sürece uygun bir şekilde davranıyorlar ancak AKP kanadının bu meseleye ciddiyetle yaklaşmadığını çok net görebiliyoruz. Bu durum süreç açısından sıkıntılı sonuçlar doğurabilecek riskleri de beraberinde barındırıyor.”
“GÖREV VE YÜKÜMLÜLÜKLER BİZDE”
HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, sürecin sağlıklı ilerlemesi adına siyaseten yapılması gerekenleri de sıraladı. Kenanoğlu, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bu çağrıdan sonraki süreç, esasında hepimize görev yüklüyor. Aslında demokratik topluma, sivil toplum kuruluşlarına, Alevi kurumlarına da birtakım görevler yüklüyor. Bu görev esasında şu; bugüne kadar ‘terör’ gölgesi altında baskı ve zulüm politikası süren bir siyasi yaklaşım vardı. Cumhuriyetin birinci yüzyılı böyle geçti desek yeridir. Bunun karşısında maalesef demokratik siyaset gelişemedi. Çünkü silahların konuştuğu yerde demokratik siyasetin önünü açmak mümkün değildir. 7 Haziran sürecinde bunu çok iyi yaşadığımızı biliyoruz. Dolayısıyla bu yeni süreç, demokrasinin önünün açılacağı bir süreç olacaktır. Başta Cumhuriyet Halk Partisi olmak üzere sendikalar ve sivil toplum kuruluşları da bu sürece göre kendisini yapılandırması gerekecek. Yeni yüzyılın şekillenmesi, demokratik mücadelenin yükselmesi artık bizim mücadelemize bağlı. O anlamıyla görev ve yükümlülükler bizde. Silahların sustuğu noktada bizim daha çok üretmemiz, konuşmamız gerekir. Siyasi arenada sorunların çözümüne yönelik somut adımlar atabilecek imkan ve fırsatlara sahip olabileceğiz.”
DEVLETİN ATACAĞI O DEMOKRATİK HAMLE NE OLMALI?
Ali Kenanoğlu, yaşanan gelişmelerle birlikte toplumun beslediği tedirginliğe de işaret etti. Kenanoğlu, demokratikleşme yolunda hükümetin yapması gerekenleri de sıralayarak şu yorumda bulundu:
“Bir demokratikleşme beklentisi söz konusuysa iktidarın atması gereken adımlar var. Öncelikle iktidar, üslubunu düzeltmek durumunda. Burada kaybeden yoktur. Bugüne kadar bu tablodan kaynaklı olarak acı çekmiş asker anneleri, emekçi halklar, Kürt anneleri, bu çatışmalı sürecin sonucunu olumsuz şekilde yaşayan topluluklardır. Bir defa burada kazanan-kaybeden ilişkisinden öte bunu doğru yere evirmek, psikoloji iyi yönetmek ve herkesin kazanabileceği bir aşamaya dönüştürmek gerekiyor. İktidarın atması gereken adımlar; esasında iktidar cenağı, özellikle bu süreçte anayasanın değişmez maddeleri üzerinden tartışmak gibi bir takım sözler ifade ediliyor, bunlar son derece yanlıştır. Öncelikle atılması gereken adımlar, herkesin mutabakata vardığı konular olması gerekir. Bunların başında da mevcut yasaların uygulanmasıdır. Aslında iktidarın adım atmasına gerek yok. Mevcut yasalara önce uyacak ki bunun sonucunda Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları önce uygulanacak. Bu kararların uygulanmasıyla birlikte birçok insanın zaten cezaevinden çıkması mümkün. Can Atalay’ın, Selahattin Demirtaş’ın, Figen Yüksekdağ başta olmak üzere Osman Kavala’nın, Gezi tutsaklarının ve Kobani dönemi tutuklularının tümüyle bu süreçte yasalara uyulması halinde serbest kalacağını göreceğiz. Dolayısıyla iktidarın, özel bir düzenleme yapmasına gerek yok.
Diğer taraftan hasta tutuklular var. Bunların da tahliyesinin önünün açılması gerekiyor. Biliyorsunuz Sivas Madımak katillerine tanınan toleranslar özellikle Kürt siyasi alanından dolayı içeride olan insanlara, sosyalistlere tanınmadı. Bu konuda adil davranılmalı ve hasta tutsakların bir an evvel tahliyesi sağlanmalı. Bunlar yasalar gereği yapılması gereken işlerdir.
Toplumda büyük bir kaygı var. Bu kaygı iki yönlü oluşuyor. Türkiye halklarında, örgütün silah bırakmayacağına dair bir kaygı söz konusu. Ancak bu konuda Kandil kanadından yapılan açıklamalarda, buna uyulacağı ve akabinde kongreyi toplayıp bu kararın alınacağı ifade edildi. Tabii bunun kendi önderlerinin ağzından duymak istediklerini, sürece onun da katılması gerektiğini ifade ediyorlar. Bunun yol ve yöntemleri nasıl olur bilemem ama bu sürecin doğru yere evrilmesi açısından karşılanması gereken taleplerdir.”
“ALEVİLER FARKLI BİR ALGIYA KAPILMIŞ DURUMDALAR”
Ali Kenanoğlu, “İmralı heyetinin açıkladığı mektubu, Alevi toplumu nasıl okumalı? Mevcut süreç, Alevi sorununun çözümünde ne derece etkili olacak?” sorularına da cevap verdi. Kenanoğlu, Alevi kurumlarının henüz toplu bir açıklama dahi yapamadıklarını belirterek şöyle devam etti:
“Alevi toplumu genelde ‘Sosyal demokrat’ diye ifade edilen medyayı izliyor ve bu medya kanalları da inanın bu süreci baltalamak için elinden geleni yapıyor. Kullandıkları dil, üslup, yöntem çok sakıncalı ve bu sürece hiçbir şekilde faydası olmayacak politikaları var. Çünkü olaya şuradan bakıyorlar; ‘Bunlar silah bırakacak, diğerleri de Tayyip Erdoğan’ın ömür boyu seçilmesinin garantisini verecek’.
Oysa ortada bir pazarlık olmadığı defalarca kez ifade edildi. Maalesef ki Alevi toplumu bu kanallardan besleniyor ve buradan kaynaklı olarak durumun etkisi altında kalma hali var. Oysa Alevi toplumunun, barışı en çok savunan taraf olması gerekir. Yaşadığımız topraklarda Alevilerin haklarının gasp edilmesi hep terör yaftası ile karşı karşıya kalmıştır. Aleviler de her zaman terörist muamelesi içerisinde tutulmuşlardır. Bunu en iyi anlaması gereken toplum Aleviler olması gerekirken maalesef televizyonların yayınlarından kaynaklı olarak yanlış bir bilgi ile farklı bir algıya kapılmış durumdalar. Öncelikle bunu düzeltmek gerekiyor.
Diğer taraftan Alevi örgütlerine düşen görevler var. Kurumsal açıklamalar gelmedi ama bireysel açıklamalar ile süreci desteklediklerini ifade ettiler. Alevi örgütleri acilen kendi kurullarını toplayıp bu süreci değerlendirmek, tartışmak durumundadır. Alevi örgütlülüğü bundan sonra önüne yeni yol haritası koymak durumunda. Çünkü bugüne kadarki birtakım engellerin ortadan kalktığı ya da kalkacağı bilinmelidir. Buna göre de mücadelenin seyri değişmelidir. Alevi toplumu bu demokratik dönüşüm noktasında bizzat masada yer alabilecek argümanları oluşturmalı ve Türkiye’nin yeniden yapılanmasında mutlaka yerine almalıdır.”
PİRHA – 10 ilde sabah saatlerinde yapılan polis baskınlarında en az 52 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında DEM Parti, EMEP üye ve yöneticilerinin yanı sıra gazeteci ve sanatçılar da bulunuyor. HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, yaptığı açıklamada “Şu an aktif olarak HDK’de görev yapan 3 ya da 4 kişi var. Bunu bir ‘HDK Operasyonu’ olarak görmek doğru değil. Toplumsal muhalefeti bir bütün olarak susturmaya yönelik bir operasyon gibi gözüküyor” dedi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma kapsamında, 60 şüpheliye yönelik 10 ilde operasyon yapıldı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan, operasyona dair yapılan açıklamada “Yürütülmekte olan soruşturmada ele geçirilen örgütsel arşivlere göre HDK yapılanmasında İstanbul ilinde faaliyet gösterdiği tespit edilen şahısların deşifre edilmesine yönelik olarak İstanbul ve (9) farklı ilde (60) şüpheliye yönelik 18/02/2025 saat: 06.00 itibariyle eş zamanlı yakalama, gözaltı, arama ve elkoyma icrası kapsamında bu zamana kadar (52) şüpheli gözaltına alınmış olup diğerleri firari konumdadır. Şüphelilerin ikamet ve işylerinde arama işlemleri ile firari şüphelilerin yakalanması çalışmalarına devam etmektedir.” ifadelerine yer verildi.
“TOPLUMSAL MUHALEFETİ BİR BÜTÜN OLARAK SUSTURMAYA YÖNELİK BİR OPERASYON GİBİ GÖZÜKÜYOR”
Gözaltı operasyonuna dair Halkların Demokratik Kongresi Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, PİRHA’ya konuştu. Kenanoğlu, “Alınanlar arasında şu an aktif olarak HDK’de görev yapan 3 ya da 4 kişi var. Bunu bir ‘HDK Operasyonu’ olarak görmek doğru değil” dedi. Ali Kenanoğlu, şu açıklamayı yaptı:
“Gözaltılara baktığımızda sadece HDK değil; gazeteci, siyasetçi, müzisyen gibi HDK içerisinde aktif rol almamış çok sayıda isim de var. Dolayısıyla geniş bir yelpazeyi kapsayan bir operasyon. Uzun zamandır toplumun farklı kesimlerini susturmaya yönelik bir operasyon dalgası yürütülüyor. Bu da onlardan birisi. Şu anda her alana yönelik böyle baskılar var. Cumhuriyet Halk Partisi’nden tutun sağ partileri ve sol-sosyal partiler de zaten her zaman hedefteydi. HDK’li olmayan isimlerin de alındıklarını görünce bunu bir HDK operasyonu değil de geniş bir operasyon olarak değerlendiriyorum.
Toplumsal muhalefeti bir bütün olarak susturmaya, kendilerine göre dikensiz bir gül bahçesi oluşturmaya yönelik, hukuksuzluklarını, kural tanımaz, yasa tanımaz tutum ve yönetim anlayışlarını oturtmaya, kimsenin buna itiraz etmesini engellemeye yönelik bir operasyon gibi gözüküyor. Uzun zamandır siyasetin içerisinde olmayanlar da bu gözaltılar içerisinde var. İlginç olan, 10 yıl öncesine dayanan bir operasyondan bahsediliyor. Son zamanlarda yapılan operasyonların hepsi 10 yıl öncesinin operasyonları olmaya başladı. Sonuç olarak bizler de bu antidemokratik uygulamalar karşısında görevimizi, mücadelemizi sürdüreceğiz. Demokrasinin yanında olmaya, halkın muhalefet hakkını ve bu tip anti demokratik uygulamalara karşı tutumumuzu almaya devam ediyoruz. Bu anlamıyla yapılan operasyonları kınıyoruz.”
PİRHA – 1990 yılından kurulan ve sosyal-kültürel çalışmalarıyla dikkat çeken Kiğı, Karakoçan, Adaklı, Yayladere, Yedisu ilçeleri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin (KAYY-DER) 18. Olağan genel kurulunu gerçekleştirdi. Tek listeyle gidilen seçimde Yeliz Vergili ve Tuncay Gökçe eş başkanlığa seçildi.
Kiğı, Karakoçan, Adaklı, Yayladere, Yedisu ilçeleri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin 18. Olağan Genel Kurulu Ataşehir Belediyesi Mustafa Saffet Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi.
Genel kurula Kayy-der yönetici ve üyelerinin yanı sıra HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, DEM Parti İstabul İl Eş Başkanı Gonca Yangöz ve yöre dernek yöneticileri katıldı.
Divan oluşumunun ardından genel kurul, Hrant Dink’in katledilmesinin 18. yıldönümü anısına saygı duruşu ile başladı. Faaliyet raporu okunduktan sonra değerlendirmelere geçildi. HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, DEM Parti İstabul İl Eş Başkanı Gonca Yangöz ile üye ve delegelerin yaptığı eleştiri ve önerilerden sonra yeni dönemde görevi devralacak yeni yönetimin seçimine gidildi.
18. dönem yeni yönetim kurulu eşbaşkanlıklarına Yeliz Vergili ve Tuncay Gökçe seçildi.
PİRHA – HDK Halklar ve İnançlar Meclisi’nin Taksim Hill Otel’de “Birlikte, Farklı İnanç ve Halklarla Barışı Kucaklıyoruz” şiarıyla düzenlediği toplantıda, barışı büyütmek için mücadele vurgusu yapıldı.
Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Halklar ve İnançlar Meclisi, Beyoğlu’nda bulunan Taksim Hill Otel’de “Birlikte, Farklı İnanç ve Halklarla Barışı Kucaklıyoruz” şiarıyla toplantı yaptı.
Toplantıya, HDK Eş Sözcüleri Ali Kenanoğlu, Meral Danış Beştaş, DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, DEM Parti Milletvekilleri George Aslan, Mehmet Kamaç, Türkiye Alevi Federasyonu(ADFE) Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç, Demokratik Alevi Dernekleri(DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Asi-Der Başkanı Tevfik Usluoğlu, AGOS Gazetesi Yazarı Pakrat Estukyan, Ağuçan Ocağı Piri Aziz Güler, Yalıncak Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Sevim Yalıncakoğlu’nun yanı sıra çok sayıda kişi katılım sağladı.
Toplantının yapıldığı salona ‘Halklar ve inançlar barış için yan yana!’ yazılı pankart asıldı.
HDK Eş Sözcüleri Meral Danış Beştaş ve Ali Kenanoğlu toplantının açılış konuşmasını yaptılar.
Açılış konuşmasında ilk sözü alan HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, Ortadoğu’da yaşanan savaşların önüne geçmek adına halkların, inançların bir tutum sergilemesi gerektiğine inandıklarını belirterek, şunları söyledi:
“Bizim HDK olarak kuruluş amacımız zaten bu. Bu topraklarda yaşayanlarla ortak mücadele hattını oluşturarak varlığımızı korumak adına HDK Halklar ve İnançlar Meclisi ile bunu ilerletmeye çalışıyoruz. Çoklukta birliği savunuyoruz. Ortak mücadeleyi esas alıyoruz. Bütün dinler, inançlar iyi insanı, ahlaklı toplumu ve barış içinde yaşamayı tahayyül eder. Bizim bir araya gelişimiz iyiyi, güzeli bir araya çıkarmak içindir. Biz iyiler olarak yan yana gelmeye çalışıyoruz. Hep birlikte barışı söylemek için bir arada durmaya çalışıyoruz.”
“İKTİDAR HUKUKSUZ VE ANTİDEMOKRATİK ADIMLAR ATIYOR”
Meral Danış Beştaş ise HDK olarak Türkiye’de farklı kesimlere yönelik katliam, dışlayıcı, öteki politikalarının farkında olduklarını ifade etti. Azınlıkların özgürce örgütlenebildikleri demokratik zeminin mevcut olmadığını belirten Beştaş, “İktidar her fırsatta zenginlik, mozaik, güller bahçesi gibi nitelemeler yapsa da Diyanet İşleri Başkanlığıyla başka bir baskı, cemevlerine yönelik yasal düzenlemelerle bir başka baskı, Rumlara, Çerkeslere, Ermenilere, Süryanilere yönelik hukuksuz ve antidemokratik adımlar atıyor” dedi.
“BU POLİTİKALARA KARŞI ÇARESİZ DEĞİLİZ”
3. Dünya Savaşı’nın eşiğinde olunduğunu da ifadelerine ekleyen Beştaş, “Artık savaşlar canlı yayında magazin gibi sunuluyor, üzülerek izliyoruz. Suriye en yakıcı örneklerden biri. HTŞ şemsiyesi altında pratikleri geçmişten biliyoruz. Bu tehditler ciddi bir boyuta ulaşmış durumda. Tüm Arap Aleviler ülkemizde bile şuan tehdit altında hissediyor. Bu politikalara karşı elbette çaresiz değiliz. Farklılıklarımızla birarada eşit yaşamak ve barışı örmek bizim yan yana duruşumuza, mücadelemize bağlı. İğne ucu kadar barış ihtimali varsa bunu büyütmek için mücadele boynumuzun borcudur. Bu topraklarda daha fazla ölüm, kan, şiddet istemiyoruz. Barışı tesis etmek için bu yolda yürümeye devam edeceğiz” diye konuştu.
“BARIŞ İÇİN SAVAŞMAK GEREKİYOR”
Açılış konuşmasının ardından söz alan AGOS Gazetesi Yazarı Pakrat Estukyan, şunları söyledi:
“Barış çok zor bir şey çünkü şiddetli bir savaşı gerektiriyor. Barış için savaşmak gerekiyor. Dünyanın dengesinde egemenler ve mazlumlar arasında çok ciddi bir kırılma var. Dünyanın bütün mazlumları, birleşik bir cephe olarak dünyanın bütün egemenlerine karşı topyekün mücadele ederse başarıya ulaşır. Barışı hayal etmek, şarkılar söylemek güzeldir ama mücadele etmek gerekir. Sözünü ettiğim bölgesel değil evrensel bir barıştır. Barış çağrım kararlılık, bilinç, örgütlenme üzerinedir.”
Topçu Baba Alevi Dergahı Kurucu Başkanı Mustafa Can da, “Salonlarda laf söylemenin ötesine çıkıp eşit yurttaşlığı sokak sokak anlatarak iktidara taşımalıyız. Bize biri barışı getirmemeli. Aşağıdan yukarıya inşa etmeliyiz ve her birimiz kilometre taşı olmalıyız” dedi.
“BİZDE ÇOK NET BİR ŞEKİLDE ZALİMLER VE MAZLUMLAR AYRIMI VARDIR”
Yalıncak Sultan Ocağı Yol yürütücüsü Sevim Yalıncakoğlu da şunları kaydetti:
“Bize çok net bir şekilde zalimler ve mazlumlar ayrımı getirilmiştir. Burada barıştan bahsettiğimiz de mazlumlar ve zalimler arasındaki mücadeledir. Barış inşa edilecekse öncelikle zalimin zalimliğinden vazgeçmesi gerekir, aksi takdirde bir mücadeleden vazgeçmek mümkün değildir. Alevilerin hak mücadelesinde yalnızca gasp edilen hakların alınmasına yönelik bir mücadelemiz var. Eşit yurttaş oluşumuzdan kaynaklanan haklarımızın gasp edilmesi. Alevi erkanında hak mücadelesi vermiş biri olarak konuşmam gerekirse bizim için barış coğrafyamızda yaşayan cümle halkların, azınlıkların ve çoğunlukların kendini ifade edebildiği, ibadetini gizlemek zorunda kalmadığı bir dünya ancak barışın tam anlamıyla tesis edildiği bir dünyadır.
“YEZİDİN KARŞISINDA DİMDİK DURAN ZEYNEP ANA OLMAKTAN VAZGEÇMEYİZ”
Suriye’deki Alevilere yönelik saldırılar üzerinden buradaki Alevilere de çok ciddi saldırılar yapılmaya başlandı. Sosyal medyada yoğun saldırılar yaşanıyor. Elbette siz Yavuz Sultan Selim olursunuz, biz de Pir Sultan oluruz, Kalender Çelebi oluruz. Siz zalimlikten vazgeçmediğiniz sürece biz de yezidin karşısında dimdik durmuş Zeynep Ana olmaktan vazgeçmeyiz.”
“NEREDE ZULÜM VARSA BİZ ONA KARŞIYIZ”
Son olarak konuşan Ağuçan Ocağı Piri Aziz Güler de şunları söyledi:
“Bizler barış için geçmişten beri mücadele veriyoruz. Ezidi canlarımız 72 kez katliama uğradı. Doğduğumuzdan beri katliam içindeyiz. Bir sürü katliam sayılabilir. Maraş katliamı mağdurlarından biri de benim. Alevi toplumu olarak yolumuz sevgi barış ve kardeşliktir. Birlik ve beraberlik için her türlü mücadeleye varız. Nerede zulüm varsa biz ona karşıyız.”
Toplantı, yapılan konuşmaların ardından basına kapalı bir şekilde devam etti.