PİRHA-Avusturya’nın Viyana kentinde uzun yıllar Alevi kurumlarında görev yapan emekli öğretmen Muhittin Efe, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevilere müdahalesine tepki gösterdi. Cemevi Başkanlığı’nın kurulmasının Alevilere yapılan en büyük hakaret olduğunu vurgulayan Efe, Hacıbektaş’ta hükümetin müdahalesine karşı Alevilerin birlikte hareket etmesinin önemini vurguladı.
16-17-18 Ağustos’ta Hacıbektaş’ta yapılan 61. Ulusal, 35. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri’ne AKP hükümetinin müdahalesi ve karşı etkinlikler düzenlemesi tepki çekti.
Hacı Bektaş Veli’yi Anma Törenlerinde yaşananları emekli öğretmen Muhittin Efe, PİRHA‘ya değerlendirdi.
Aleviliğin bu ülke topraklarında egemenler tarafından tanınmadığını vurgulayan Efe, Aleviliğin bağımsız bir inanç olarak Avrupa’nın birçok ülkesinde tanındığını hatırlattı.
Devletin Alevileri asimile etmek için her türlü girişimleri yaptığını belirten Efe, “Bizim yolumuzu kesmek için, bizim inancımıza darbe vurmak için, bizi birbirimize düşürmek için her şeyi yapıyorlar” dedi.
“BİZ SADECE İNANCIMIZI YAŞAMAK İSTİYORUZ”
İnançlarını özgür bir şekilde yaşamak istediklerini belirten Efe, şunları kaydetti:
“Biz inancımızı insan gibi yaşamak istiyoruz. Bir Sünni, Hanif’i, Maliki gibi bir Şafi gibi ya da başka bir inanç gibi biz de kendi inancımızı yaşamak istiyoruz. Kültür Bakanlığına bağlı Alevi Bektaşi kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulması Alevilere yapılan en büyük hakaret. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Alirıza Özdemir Avusturya ve tüm Avrupa’daki Alevi dernekleri hakkında muhbirlik yapan bir kişi. Alirıza Özdemir Avrupa’da MHP ile adını anmak istemediğimiz gruplarla çalışan bir insan. Bu kişiyi tüm Aleviler tanıyor bu insanı getirip o kurumun başına oturtmak demek Alevilere hakaret etmek demektir. Aleviler 100 yıl önceki Aleviler değil. Aleviler kentlere geldiler, okudular, beyinlerini, zihinlerini açtılar artık. Bu tür şeylerle bizi oyalamasınlar.”
“HACIBEKTAŞ’TA HEPİMİZ YAN YANA DURDUK”
Muhittin Efe, Alevilerin Hacıbektaş’ta Hünkar’a sahip çıktığını belirterek, “Halkımız oradaydı. Abdalından, Tahtacısına, Çepni’sinden Kızılbaş’ına kadar hepimiz oradaydık. Hepimiz yine yan yana durduk, hepimiz türkülerimizi, deyişlerimizi söyledik. Hünkarımızın mekânında cemimizi de yaptık, semahlarımızı döndük. Ne oldu? elinize ne geçti” diye sordu.
Efe, Hacıbektaş’ta her yerin polis ve jandarmayla doldurulmasına da tepki göstererek, “Tek çaremiz birlik olmak. Birbirimize saygı, sevgi ve hürmet göstermeliyiz. İnancımızı hiç kimse bizim elimizden alamaz. Benim her şeyimi alabilirler, senin her şeyini alabilirler ama inancımızın yok olması diye bir şey söz konusu olamaz” dedi.
PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Altınova Cemevi Başkanı Adnan Arslan, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Hacı Bektaş Veli Anma Törenlerine müdahalesine, korsan anma düzenlemesine tepki gösterdi. Arslan, “Bizi içimizdeki Hızır paşalarla asimile etme politikaları artık tutmayacak. Hacıbektaş’ta bir kez daha açığa çıktı ki artık Aleviler daha güçlüdür, daha inançlıdır” dedi.
Devlet/AKP hükümeti protokolü tarafından, 61. Ulusal, 35. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri’ne yönelik müdahalenin tartışmaları sürüyor. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından alternatif/korsan anma programı geliştirilmesi, Alevi toplumunun büyük tepkisine neden oldu.
Hacı Bektaş Veli Anma Törenlerinde yaşananlara dair Pir Sultan Abdal Antalya Altınova Şubesi Cemevi Başkanı Adnan Arslan, PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.
Adnan Arslan, yıllardan beri devletin Alevilere yönelik asimilasyon politikalarından hiçbir zaman vazgeçmediğini vurguladı.
Arslan, “Geçmişte katliamlarla, ötekileştirmelerle, içeri atmalarla bin bir türlü senaryolarla Alevileri bitiremediler. Baktılar ki Aleviler gittikçe örgütleniyorlar, kurumlaşıyorlar bu sefer Hızır paşalarla içimize girip bizi parçalayarak asimile etme ve kendilerine benzetme politikaları uygulamaya başladılar” dedi.
“CEMEVİ BAŞKANLIĞI’NIN ABDAL MUSA ANMASI’NA MÜDAHALESİNİ BOŞA ÇIKARDIK”
Son Abdal Musa anmasında Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Ali Özdemir’in anmayı sahiplenmeye kalktığını vurgulayan Arslan, “Abdal Musa Kültür ve Yaşatma Dernek Başkanı ile birlikte biz buna müsaade etmeyeceğiz, dedik. Sonra Ali Rıza Özdemir’in anmaya gelip konuşma yapacağına dair duyumlar aldık. Buna da engel olup müsaade etmedik” diye belirtti.
“CEMEVİ BAŞKANLIĞININ HÜNKARI ANMA GİRİŞİMİ TAM BİR FELAKET”
Her yıl pirlerini 16-17 Ağustos’ta Hacıbektaş’ta andıklarını belirten Arslan, “Her yıl biz pirimizi anıyoruz, lokmalarımızı veriyoruz. 15 Ağustos’ta Kültür Bakanlığı alelacele Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı’nın da koordine edeceği bir şekilde Hacı Bektaş Veli ölüm yıldönümü anması girişiminde bulundular. Bizim pirimiz ölmedi, pirimiz hala yaşıyor. Ölüm yıldönümü anması şeklinde yaklaşım zaten başlı başına bir felaket. Kabul edilecek bir şey değil, artık bu sürece geldiler” dedi.
Alevilerin Alevi kurumlarının 60 yıldır Hünkarın anmasını Hacıbektaş Belediyesi ile birlikte yaptıklarını belirten Arslan, “Ama bunlar alternatif bir anma yapmaya çalıştılar. İşin en acı tarafı, bizim Hızır Paşa, hain olarak ifade ettiğimiz kişilerin boyunlarına bir ip bağlamaları, misafir kartı ile pirimizi ziyaret ettirmeleri! Ben primin huzuruna gideceğim, misafir kartıyla ziyaret edeceğim! Neymiş bu kart olmasa dergâha giremezmişiz! Senden izin alıp mı dergahıma gireceğim, primi ziyaret edeceğim?” diyerek tepki gösterdi.
İzin alınarak ya da yaka kartıyla pirin huzuruna girilmesine karşı bir duruş sergilediklerini belirten Arslan şöyle devam etti:
“Hacıbektaş’ta 3 gün boyunca aç susuz, betonların üzerine oturarak direniş sergileyen bütün canlarımızın yüreğinden öpüyorum, tebrik ediyorum. Çünkü inanarak dergahlarına sahip çıktılar. Kart olursa girersiniz olmazsa giremezsiniz dediler, biz girdik. Bizi kim engelleyecek? Orada ciddi bir direniş sergilendi. Kültür Bakanı dergâha ziyarete gelecekti. Dergâhın avlusunda sesimizi daha da yükselttik cesaret edip gelemediler, sonra dergâhın içerisinde yürüyüş gerçekleştirip pirimizin makamına gittik. Orada ‘cem olacağız’ dedik, oradaki görevli ‘yok yapamazsınız’ dedi. Biz de sizden mi izin alacağız? diyerek gereken tepkiyi koyduk. Orada muhabbet cemimizi, muhabbetimizi yaptık, deyişlerimizi söyledik, niyazımızı yaptık.”
“BAKAN RANDEVU VERMEK ZORUNDA KALDI”
3 aydır Alevi örgütlerinin başkanlarına randevu vermeyen Kültür ve Turizm Bakanı’nın kendileriyle görüşmek istediğini belirten Arslan, “Görüşmeyi sağlayan Nevşehir İl Emniyet Müdürüydü. Tamam biz görüşürüz kimseden kaçmıyoruz, bu görüşmede Ali Rıza Özdemir olmasın, biz bu kişinin başında bulunduğu kurumu da kendisini de tanımıyoruz, dedik. Tamam dediler. Genel başkanlarımız gitti. Biz o anda dergâhın içinde oturma eylemini yapıyorduk. Bakan gelince adından Ali Rıza Özdemir de içeri giriyor. Orada da bizim genel başkanlar tepki gösteriyor, ‘biz böyle bir görüşmeyi kabul etmiyoruz’ deyince Bakan ‘pirin huzurundayız bir çay içelim’ diyor ama bizim başkanlar tepki koyuyor ve çıkıyorlar. Bunun üzerine başkanlarımızın ayrılma esnasında Bakan Eylül ayında detaylı bir görüşme yapalım, diyor” diye ifade etti.
“HİÇBİR ŞEY MÜCADELE EDİLMEDEN ELDE EDİLEMEZ”
Hakkın hiçbir zaman mücadele edilmeden elde edilemeyeceğinin altını çizen Pir Sultan Abdal (PSAKD) Antalya Altınova Şubesi Cemevi başkanı Arslan, konuşmasının devamında şunları belirtti:
“Eğer orada (Hacıbektaş’ta) bu duruş sergilenmeseydi Alevilik biterdi. Çok önemli adımlar, çok önemli eylemler yapıldı ve bu eylemlerin sonucunda da ben inanıyorum ki artık bu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı denen bu ucube kurum ya lağvedilecek ya da ne yaparsa yapsınlar bunlarla işimiz olmayacak. Biz kimseden izin alıp dergahlarımıza girmemeliyiz. Boynumuzdaki misafir kartlarıyla dergahlarımıza gitmeyiz. Bizim dergahlarımız her zaman açıktır. Biz hep şunu söylüyoruz: Devlet elini dergahlarımızdan çeksin, biz devletin Alevi’si değiliz. Bizim Yolumuz, erkanımız bellidir. Gün birlik günüdür, dergahlarımızı bu zihniyete bırakmayalım, Hızır paşaları içimizde barındırmayalım. Devletin uygulamaya çalıştığı asimilasyon politikalarına, zorunlu din derslerine, ÇEDES’ine biz boyun eğmeyiz, bunlara müsaade etmeyiz. Bu tür politikalara karşı duruşumuzu her zaman sergilemeye devam ediyoruz edeceğiz.””
PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın düzenlediği Hacı Bektaş Gençlik Kampı’ndaki gençlerin Bozkurt işareti yaparak fotoğraf çektirmelerine tepki gösterdi. Karakaya, “Bu ırkçı faşist bir yapının işareti. Bunun Alevilikte asla ve asla yeri yok. Bizim açımızdan Ali Rıza Özdemir de Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da yok hükmündedir. Aleviliğe zerre kadar faydası yoktur” dedi.
Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığı Gençlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü işbirliğinde 30 Temmuz-4 Ağustos günleri arasında 9 ilden toplam 51 gencin yer aldığı “Bir Olalım, İri Olalım ve Diri Olalım”temalı “Hacı Bektaş Gençlik Kampı” Nevşehir’de yapıldı.
Türbanlı gençlerin de yer aldığı kampa katılan öğrencilerden bazılarının bozkurt işareti yaparak fotoğraf çektirmesi Alevi örgütlerinin ve Alevi toplumunun büyük tepkisini çekti.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği(PSAKD)Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya, gençlerin Bozkurt işareti yaparak fotoğraf çektirmesini PİRHA’ya değerlendirdi.
“DEVLETİN ASIL AMACI ALEVİ ASİMİLASYONU”
Hacıbektaş Gençlik Kampı’nın geçen sene de yapıldığını ve tepkilerini dile getirdiklerini belirten Karakaya, “Devletin, kurumun (Cemevi Başkanlığı) bizim açımızdan yok hükmünde olan, anlamsız olan, Alevilerin rızalığı ve Alevilerin isteği dışında olan bir kurumun Alevilikle ilgili, özellikle gençler üzerinde bir çalışma yapmasının çok tehlikeli olduğunu söylemiştik. Bu yıl da tepkimizi kamuoyuna duyurduk” dedi.
Devletin temel amacının Alevi asimilasyonunun farklı bir uygulaması olduğuna işaret eden Karakaya, “Gençleri götürdük, Kapadokya’yı gezdirdik deselerde buradaki asimilasyonu görmek gerekir. Alevi öğretisi, Alevi inancı iki şeye karşıdır. Irkçılık yani milliyetçilik, ikincisi de dinci yani şeriatçı örgütlemeye karşıdır. Şeriatçı örgütleme dediğimiz din adına cihatı resmileştiren, din adına katliamları meşru gören bir anlayışa karşı Alevilik her zaman kendini korumuştur” diye konuştu.
“IRKÇI FAŞİST BİR YAPININ İŞARETİ”
Karakaya, devamında şunları söyledi:
“Burada gördüğümüz şudur: Nasıl ki Sünnilikte bir İŞİD yapısı Taliban örgütlemesi gibi din adına katliam yaratabilecek bir nesil yaratmak istiyorlarsa bunun bir benzeri olarak Alevi gençler üzerinde asimilasyonu uygulamaya çalışıyorlar. Alevilerin özellikle ırkçılık ve milliyetçiliğe karşı olduğunu bilmek gerekir. Bizim hafızamızı diri tutan bir şey daha var. Bozkurt işaretinin özellikle Çorum’da, Maraş’ta, Sivas’ta, Gazi’de hangi anlamları taşıdığını biz gayet iyi biliyoruz. Bu ırkçı faşist bir yapının işareti. Dolayısıyla bunun Alevilikte asla ve asla yeri yok. Bütün Alevi anne babalara ve kurumlara büyük sorumluluk düşüyor. Gençlerimizi bu tehlikeli yapıdan uzak tutmak gerekir. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Aleviliğe zerre kadar faydasının olmadığını görmek gerekir.
“BİZİM AÇIMIZDAN HİÇBİR ŞEY İFADE ETMİYOR”
Orada türbanlı kızlarımız da vardı. Bu kızlarımız Alevi ise çok kötü. Bu asimilasyonun farklı bir yansıması. Alevi değillerse de o zaman bunu Alevi Gençlik Kampı olarak yansıtmaları doğru değil. Bir kurumun yasal olması onun meşru olduğu anlamına gelmez. Aleviler adına o kurduğunuz kurum Aleviler açısından doğru bulunuyorsa meşrudur. Ama Aleviler bunu yok sayıyorsa, bunu kabul etmiyorsa bu kurumun varlığının bizim açımızdan bir değeri yoktur. Kaldı ki bu kurumun başına getirilen kişi ülkücü-faşist gelenekten geldiği için Aleviliğe kayyum atanması olarak görmek lazım. Dolayısıyla bizim açımızdan Ali Rıza Özdemir de yok hükmündedir, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı bizim açımızdan hiçbir şey ifade etmiyor.”
PİRHA- “Asimilasyona, Alevi inancına saldırılara karşı Aleviler ne ne yapmalı?” başlıklı dosyamızın bugünkü konuğu Alevi hak mücadelesinde yer alan Dr. Serpil Deniz Şahin. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na ülkücü kimliğiyle bilinen Ali Rıza Özdemir’in getirilmesinin Alevi katliamlarını yapanların devamlılığı açısından gözdağı olduğunu belirten Şahin, “Alevi enstitüleri kurularak inançtaki resmî ideolojinin yarattığı deformasyonlar ayıklanmaya çalışılabilir, sempozyumlar ve bilimsel çalışmalarla alandaki bilgiler zenginleştirilebilir ve yeni kuşağa daha doğru aktarım yapılabilir” dedi.
Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun temel talepleri var. Bunlar; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması.
Bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor.
9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip. Bu başkanlık da aynı hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.
Alevi Diyaneti olarak adlandırılan başkanlığı Alevi örgütleri kesin bir dille reddediyor. AKP hükümeti Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlamak için de Sünni akademisyenler ve ilahiyatçılardan oluşan kadro kurdu.
Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda tarikatların, dinci vakıfların etkili olması.
Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli?
Alevi hak mücadelesinde yer alan Dr. Serpil Deniz Şahin sorularımızı yanıtladı.
TÜRK- İSLAMLAŞTIRMA VE TOPLUMSAL HAFIZANIN YOK EDİLMESİ
PİRHA: AKP hükümeti, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok Cemevine gidip görüşmeler yaptı/yapıyor. Görüşmelerde hala Cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?
SERPİL DENİZ ŞAHİN: AKP Hükümeti Kültür Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurma amacını iki başlıkta ele almak istiyorum.
Birincisi kesintisiz olarak devam eden Anadolu’nun Türkleştirme ve İslamlaştırma projesinin bir sonuç olarak, diğeri de de toplumsal hafızamızı yok etmek için yeni bir tarih yazımına girişmek ve böylelikle toplumsal bilincimizi engellemek amaçlı. Demokratik Alevi örgütlenmesini yok sayıp, ‘kendi Alevisini’ yaratarak, onları muhatap alma girişiminin altında, bizleri örgütsüz, ışıksız ve çıkışsız bırakmak yatmaktadır.
Tarih boyu görüyoruz ki bilinçlenmemizi engellemek için Devlet katliam, kıyımla yetinmemiş, eğitim, hukuk gibi tüm kurumlarıyla baskı ve sindirmeyi denemiş, yetmedi bu hamlesiyle asimilasyon hızından ve iştahından vazgeçmediğini kanıtlamıştır.
Aslında görmemiz gereken; Türkiye de ideolojik ve siyasi olarak Anadolu’nun İslamlaştırılması ve Türkleştirilmesi projesinin Selçukludan Osmanlı’ya oradan Türkiye Cumhuriyeti’ne kadar sistematik olarak, her dönemde kesintisiz devam ettiği gerçeğidir. Sanki bu Cumhuriyet döneminde kesintiye uğramış gibi algılandığından atılan adımlar ve sonuçları tam değerlendirilemiyor diye düşünüyorum. Osmanlı’da padişahı öven tarih yazıcıları, Cumhuriyette de yeni ideolojiyi pekiştirme görevi yaptılar. Burada toplumsal olayları sınıf mücadelesi çerçevesinden bakamamamın sancısını çekiyoruz. Bu döneme ışık tutması gereken Aydınlar; halklar ve ezilenlerin yarattığı kültürü, kültürleşmeyi incelemek ve kayda geçirmek yerine, onların sırtına kambur olan devletlerin resmi ideolojisi lehine refleksler verdiler. Sol-Sosyalist birkaç aydın tüm acılara rağmen sözünü sakınmamıştır. Bu da siyasi bir körleşmeyi beraberinde getirdiğinden, toplum hafızamız ya hiç oluşmuyor ya da derin yaralar alıyor.
“AKP-MHP ASİMİLASYON VE KATLİAM BAYRAĞINI TARİHSEL DEVAMLILIKLA SÜRDÜRÜYOR”
Şimdi nefes alamadığımız, en demokratik haklarımızın budandığı bu duruma adım adım gelindi. Bu sebeple diyebiliriz ki Alevi kimliği dahil birçok kültür ve kimliğe karşı bilinçli bir körlük, sağırlık söz konusu. Türkiye siyasi tarihinde Alevilerle birlikte sol sosyalistlerin ürettikleri her şeyden korkanlar, siyasi darbeler ve acılarla halkı sindirmeyi hep denediler. Bu açıdan bakıldığında Türkiye’ye ‘OHAL devleti’ ya da ‘darbeler cumhuriyeti’ diyebiliriz. Kuruluş paradigmasında farklılıkları bir zenginlik olarak görmek yerine hep peşinen potansiyel suçlu ilan etmiş ve yok etmeye çalışmıştır. Kah Ermeniler, kah gayri müslümler, kah Aleviler, kah Kürtler hedef seçildi. En son Hakkâri’ye kayyım atamalarında görüyoruz ki Kürtleri susturmak için apartheid (ırksal üstünlük) yöntemleriyle adeta toplama kampı zihniyeti ile yönetmek istemekteler. En son 1980’de ABD patentli, uluslararası sermaye ve egemenlerinin yeşil kuşak projesinin 12 Eylül mahsulü siyasal İslamcıların önündeki tüm engeller tıraşlanarak, Alevilerin, Kürtlerin, sol sosyalist tüm yapıların, emekçilerin üzerinde sopa gibi dikta bir rejime dönüştürüldü. Öyle ki Egemenler çıkarları için kan ve gözyaşıyla dizayn ettikleri yeni düzende; kıyım ve katliam, işkence, baskı, sindirme yaşayanların gözünün içine baka baka gerçekleri ters düz ederek mağduriyet edebiyatı üretebildiler. Bu iklimden nemalanan siyasal İslamcıların eliyle özgürlük ve demokrasi getireceği iddiası bazı aydınlarda destek buldu. Böylelikle tek adam rejimi giderek daha da güçlendirildi. Atı alan Üsküdar’ı geçtikten sonra İslami faşist yapıya bürünen AKP-MHP bloku saray rejimini inşa ederek, tüm muhalif yapıları sindirme, baskılama, ortadan kaldırma aşamasına geldi.
Asimilasyon, katliam, kıyım bayrağını tarihsel devamlılıkla sürdüren AKP- MHP bloku kendi kodlarında bulunan gerici, ırkçı, tekçi, emek düşmanı politikaları Aleviler üzerinde kullanarak, onları Türk İslam sentezi içinde eritmeyi, tarih sahnesinde onu farklı kodlayarak özgürlükçü, eşit paylaşımcı, demokratik, laik yapısını budamak istiyor iştahla. Böylelikle farklı ırk, kültür ve inançlarını insanlığın ortak mirası olarak gören, damlaların derya olduğu ,zalimin karşısında boyun eğmeden özgürce bir arada yaşamın tohumlarının atıp, aşure gibi herkesin kendi tadında kendi renginde bir arada kardeşçe, barış içinde bir yaşama umudunu da yok etmek için sahnedeler.
Osmanlı’da oyun çok derler ya şimdi ‘Alevi’ kelimesine bile tahammül edemeyen bu zihniyete karşı dişimizle, tırnağımızla, zorlu bir mücadelelerle oluşturduğumuz demokratik Alevi hareketini yok saymaya, dedelerimizin, analarımızın, pirlerimizin zora direnerek bugünlere getirdiği kadim inancımızın içini boşaltmaya çalışıyorlar. Biz tarihsel olarak onları çok iyi biliyoruz. Onlar da tarihten bizleri çok iyi tanıyorlar. Osmanlı ve Cumhuriyet’in egemenleri bu düzenini sürdürebilmelerinin önündeki en büyük engellerden biri olarak gördükleri biz Alevileri; dikensiz gül bahçesi yaratmak adına toplum mühendisliği planlarının hedefine koydular ve hep gizli bir ajandaları oldu. Osmanlı ve Cumhuriyet egemenleri milyonların canını aldı, yetmedi onları ışıksız, örgütsüz ve çıkışsız bırakmak için de bu yapay örgütlenmeleri, paralel yapıları kurmayı hep denediler. Artık sağır sultanın duyduğu taleplerimizi duymayanlar sadece cemevlerinin ihtiyaçlarını gidermek için anladıkları tek dil olan betonlaştırmayla, devletin kaynaklarını kullanarak onları satın almaya çalışıyor. Bu girişimler samimi olmadığı gibi art niyetlidir. Alevilerin içine Truva atı sokma girişimidir. Bizlerin’’ Eşit Yurttaşlık’’ gibi haklı taleplerimizi görmezden gelenler, bir lütuf gibi ‘cemevlerinin ihtiyaçlarını gideriyoruz’ yalanlarıyla her türlü manipülasyonu denemekten geri kalmıyorlar.
“ALEVİ KİMLİK MÜCADELESİ HEDEF ALINIYOR”
Milyonlarca Alevinin onurunu kırmak amaçlı tepeden bakarak ‘Alevileri siz temsil etmiyorsunuz’ şeklinde üstenci, saldırgan, alevifobik, ötekileştirici nefret dilini kullanarak bu örgütlenmeleri Alevi tabanından koparmaya, marjinalleştirmeye, hatta şeytanlaştırmaya çalışıyor. Cemevlerine cümbüş evi diyen zihniyet, örgütlülük karşısında geri adım atıp, değiştiremediğini dönüştürüp, kendine bağlayarak ‘devletin Alevi’si ’yaratma çalışmalarında epey yol kat ettiğini artık görmemiz lazım. Cemevlerini Kültür Bakanlığına bağlama cüreti enerjimizi yanlış adreslerde harcamaya, bölüp, parçalamaya, her zaman ki gibi sorunu çözüyor gibi yapıp, örgütlenmeyi baltalamaya ve Alevi kimlik mücadelesinin içini boşaltmayı açıkça hedeflemektedir.
Toplumsal hafıza ve toplumsal bilinç arasında kopmaz bir bağ olduğunu bildiklerinden tarihi yeniden yazarak neyin hatırlanıp neyin kayda geçeceğini belirlemek istiyorlar. İşte yeniden tarih yazımıyla karartma çabasının altında Alevilerin ayak izlerini silinmesi çabası yatar. Çünkü tarih sahnesinde onun ürettiği değerlerden ölesiye korkuyorlar. Dağınık parçalı da olsa milyonları bulan Alevi toplumunun asimilasyon cenderesinden çıkarak örgütlenmesi, kendi sözünü ve siyasetini üretmesi demokrasi, özgürlük, eşitlik, laiklik, emek düşmanı olan egemenlerin ve onların taşeronluğunu yapan AKP-MHP’nin korkulu rüyasıdır. İzlediğim bir filimde ABD’de köleliğin olduğu bir dönemde sürekli kaçan bir köleyi sahipleri yakalayıp halkın önünde aşağılayıp kaçmasın diye döverler. Köle de efendisinin yüzüne tükürür ve anında öldürülür. Bunun üzerine arkadaşları öleceğini bile bile neden böyle yaptı diye mırıldanırken biri şöyle haykırır: Arkadaki küçük çocuğu göstererek, ‘o efendisinin yüzüne tükürülebileceğini göstererek gelecek kuşaklara cesaret tohumu ekti’ der. İşte Aleviler de tarih boyunca kendi gibi ezilip yok sayılanlarla birlikte tarihte egemenlerin yüzüne tükürme cesareti gösterdiler. İşte katlimize sebep suçumuz!
(Neşet Ertaş pirimizden değiştirip alıntılayarak) Aleviler madımak gibidir. Üzerinde tepinip yok sayarsın tam kurudu derken bir yağmur görmeye görsün. Tekrar başlarını kaldırıp filizlenir güçlenirler. Bu korku, ülkeye barış demokrasi özgürlük fikirlerinin filizlenme korkusudur.
“ALEVİLER ANCAK TÜRKLÜK VE İSLAM ÇERÇEVESİNDE KABUL EDİLEBİLİR KILINDI”
-MHP destekli AKP hükümeti, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken Alevi örgütlülüğünü muhatap almadı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu ciddiyetsizliği, dışlamayı devam ettiriyor. Başkanlığın başındaki Alirıza Özdemir ülkücü-MHP geleneğinden geliyor. Hiçbir şekilde Alevi örgütleriyle iletişim kurmadı. Zaten kurumlar da bu başkanlığı asimilasyon merkezi olduğunu beyan ederek tanımadıklarını ilan etmişti başından beri. Dolayısıyla Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülebilir mi? Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?
Aslında tarih bugün yaşadığımız olaylar dizisi hakkındadır. Bizim nasıl biz olduğumuzun öyküsüdür aslında. Onu anlamak içinde yaşadığımız dünyayı da değiştirmenin anahtarıdır. Totaliter tüm yapılar ‘geçmişi kontrol eden geleceğide kontrol eder’ demişlerdir. Binlerce yıl önce Çin imparatoru bugünü eleştirmek için geçmişi kullananları öldürmüştü. Astekler Meksika vadisini fethedince tüm her şeyi yakıp yıktılar. İspanyollar da tüm asteklerin belgelerini yok ettiler. İskenderiye kütüphanesi yakıldı, Naziler ilk kitaplardan başladılar yakmaya, 12 Eylül de insanlar, kitaplar, geleceğe ait tüm umutlar yakılıp, yıkıldı, yok edildi.
Tarihi iyi okumayanlar tekrar tekrar bu acıları yaşamak zorunda kalacağı gerçeğinden hareketle bu alanları boş bırakmamamız gerekir. Bu çalışmaların amacı Aleviliğin muhalif, özgürlükçü eşitlikçi, paylaşımcı yönünü budayıp, adeta folklorik bir hale dönüştürmektir.
Bizleri sanki hep devlet hiyerarşisiyle yaşamışız gibi inandırmak istiyorlar. Oysa insanlık tarihi yıllarca devlete ihtiyaç olmadan yaşadı, rızalık toplumları yarattı. Bu sistemin en büyük başarısı tüm insanları alternatifsiz olduğuna inandırarak, çıkışsız ve ışıksız bırakmaktır. Böylelikle egemenler, büyük bir değişim ve dönüşüm aktörlerinden olan Alevileri sanki tarihte hiç yaşamamış gibi yaparak, onların ortak yaşam ve kominal paylaşımlarını da yok sayarak, aktarılmasını engelleyerek, çarpıtarak karartmalar yapıyorlar. 1920’lerde Fuat Köprülü tarafından oluşturulan Orta Asyacı paradigma etrafında kurgulanıp şekillendirilen Türkçü, Turancı tarih yazımını güncelleyip 1980’lerde tekrar popüler hale getirip Kürt hareketini karşı sisteme yedeklemeyi denediler. Yani açıkça milliyetçiliği inşa etmek adına tarihin yeniden yazımı söz konusudur. Böylelikle Alevi Bektaşi Kızılbaşlar olarak bizler bir yandan eksik İslamları giderilip eğitilecek, siyaseten de zararsızlaştırılıp, yola getirilmesi gerekenler olarak kodlandık. Aleviler ancak İslam ve Türklük çerçevesinde kabul edilebilir kılındı.
“MHP’Lİ ALİRIZA ÖZDEMİR, ÇORUM VE MARAŞ’TAKİ KATLİAMININ DEVAMLILIĞI AÇISINDAN ÖZELLİKLE SEÇİLMİŞTİR”
Aslanlar kendi tarihini yazmadıkça avcılar hep kahraman olarak yazılacaktır’ gerçeğinden hareketle bizlerin unutmaması gereken tarihteki bu karartma, Alevileri yok sayarak yapılan tarih yazıcılığı bizim belleğimizi yok edip zehirlemekte, sahici bir Alevi tarihi yazımını da engellendiğinden bu da at izini it izine karıştırmaktadır. Belleği olmayan Alevi toplumunun kimlik mücadelesi de mitolojide Penelope’nin dokuması gibi her gün örülse de sökülüp duracaktır. Oysa toplumsal hafızamız Simurg misali küllerimizden yeniden yaratılıp, kendi özgür gökyüzümüzde uçma cesaretini gösteren kanatlarımızdır. İşte tüm çalışmalar onu budama telaşıdır.
Selçukludan Osmanlı’ya yakıp yıkan, katleden, sürgüne gönderenler yetmedi inanç merkezlerine el koyanlar, yazılı birçok kaynağı yok edenler, 38 Dersim Tertelesi’nde tarihte görülmemiş acılara imza atanlar, Ortaca’da, Çorum’da Maraş’ta ortaçağı yaşatanlar, Sivas’ta yakanlar, Gazi’de, Gezi’de öldürenler, şimdi de bizleri tek merkezden istedikleri kalıba sokma hevesindeler. Bir Ali Cengiz Oyunu olan bu girişiminin MHP kökenli biri tarafından yönetilmesi Alevilere yönelik Çorum’da Maraş’ta katliam yapanların devamlılığı açısından korkutmak ve sindirmek, gözdağı vermek amaçlıdır ve bilinçli seçilmiştir. Ve her cemevinin yanına bir de mescit yapılacağını söylemesi, açıkça bizlerin talepleriyle alay etmektir. Bizleri milliyetçi, ırkçı ögelerle İslam’ın içine alınmakta ısrar edenlere cevabımız, Alevi öğretisinin ırkların değil kırkların yolu olduğudur.
“ÖZGÜVENLİ BİR SİYASET HATTI VE MÜCADELE EDEREK MUHATAPLIK GÜCÜ KAZANABİLİRİZ”
-Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, aralarında bir iki kendi belirledikleri Alevi olsa da ağırlıklı olarak İslamcı akademisyenlere ve ilahiyatçılara Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlatıyor. Buna Alevi örgütleri yazılı bir açıklamayla tepki verdi. Sizce Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli bu çalışmaya karşı?
Sadece iktidar karşıtlığı kimseyi düzen sınırlarının dışına çıkarmaz. Alevi siyaseti, en başta amaç ve vizyonuyla ama aynı zamanda örgütlenmesi ve eylemiyle kendisini kurulu düzenin dışında tanımlamalı.
Bizim özgüvenli bir siyasi hat örmemiz, kapitalizmin tüm kültürleri yağmalama ve yabancılaşmasına alternatif üretmemize bağlıdır. Alevi kurumları olarak bizler bu topyekûn devasa saldırılara karşı sadece basın açıklaması kınama ve salon toplantıları yaparak alan açamayız. Sorunlarımıza bilinçli bir körlük ve sağırlık içindeki devlete ‘bizi muhatap al ‘yakarışı yerine özgüvenli bir siyasi hattı örerek, mücadele ederek muhataplık gücünü kazanabiliriz.
Çuvaldızı kendimize iğneyi başkasına batıralım. Geminin su aldığını görmekle başlayalım. Örgütlerdeki bu tıkanıklıkları aşmanın yolunu bulmak, bulunduğunuz her toplumsal alanı, sokağı nasıl Alevi’ce yaşayacağımız, kendi felsefe ve yolumuza uygun nasıl davranacağımız, hayatı nasıl yaşayıp, şekillendireceğimiz, birbirleriyle nasıl ilişkilendiğimizi, mücadeleyi, örgütlenmeyi eylemleri hangi değer ve ilkelere göre yürüteceğimizle çok yakından ilgilidir. Alevilerin ibadethanesi dört duvar arası hiç olmamıştır. Alevilerin cem erkanları sosyal dayanışmadır, eğitimdir, felsefedir, arınmadır. Bunun için samimiyetle özveriyle bu yola turap olma mütevazılığı ile yönümüzü geçmişimize çevireceğiz. Kendi özgürleşmemizin birebir başkasının özgürleşmesine bağlı olduğu bilerek, diğer demokratik güçlerle dayanışma içinde birlikte mücadele etmemiz tarihi sorumluluğumuzdur. Bunu yaparken kendi dilimizi kurmalıyız. Aleviliğin binlerce yıldır kendisini ifade ve yaşattığı bir dil varken, onun yerine Sünni inancın dilini kullandığımızda, onun penceresinden baktığımızda kendimizi sınırladığımızı görmeliyiz. Savunmacı ve açıklayıcı dil kullanmaktan bir an önce vazgeçmeliyiz. Bizler inancımızın farklı inanç ve ritüelleri olduğunu özgüvenle ve cesaretle savunabilmeliyiz.
Yol ulularımız bunu, ‘Bu yol demirden leblebi ateşten gömlektir ayağını seven gelmesin’ diye ne güzel demişler. Özgüvenli bir siyasetin ilk adımı olarak, bütünü kaçıran, enerjimizi boşa harcayarak bizleri kutuplaştıran köken tartışmalarını bir kenara bırakmamız gerekir. Onun yerine enerjimizi Balkanlar’dan Asya’ya Anadolu’dan, Afrika’ya kadar devlet baskısına rağmen aynı felsefe ve ritüellerle nasıl hayat bulduğuna odaklayabiliriz.
Aleviliğin kendini nasıl var ettiğine, ocak sistemi dâhil hangi sistemleri kullandığını, birliğini dirliğini, felsefesini, toplumsallığını nasıl sağladığına, yaşadığı bölgelerde nasıl bir değişime ve dönüşüme sebep olduğunu araştırmalıyız. Telli kuran diyerek zakirlerimizin cemlerimizde söylediği deyişlerin, sözlerin bu geniş coğrafyada nasıl hiç değişmeden hep bir ağızdan söylendiği, kimler tarafından bu kültürün taşıyıcılığının yapıldığı, altındaki felsefesi, verdiği mesajlarını bir an önce öğrenme gayreti içinde olmalıyız. Özgürlük mücadelesinin ‘hiç bitmeyen bir mücadele olduğunu bilerek, sürekli ve birleşik bir mücadele ağı örmeye çalışmalıyız.
Örgütlü bir toplumu hiçbir kuvvetin yenemeyeceği bilinciyle ister İslam içine alınmaya çalışılsın, ister ansiklopediler hazırlansınlar. Gezi’deki gibi, depremdeki gibi devletin dışında farklı dayanışma hatları örmeyi başardığımızda ve süreklilik sağladığımızda özgüvenli bir örgütlenmeyi başardığımızda tüm bu saldırılar püskürtülecektir.
-Okullarda “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında imamlar, müftüler ders vermeye başladı. Çocuklar camilere götürülüyor. Ayrıca okullarda mescitler açılıyor. Dini faaliyetler anaokullarına kadar indi. Dinci vakıflarla ve cemaatlerle yasa dışı şekilde protokoller imzalanıyor ve öğrenciler kontrolsüz bir şekilde dini faaliyetlere götürülüyor. Laik eğitim öğretim tamamen yok edilmiş durumda. Alevi çocukların ve ailelerinin pek çok zorluğu yaşadığını biliyoruz. Ancak Alevi kurumları bu konuda bir tepkiyi örgütleyemedi. Eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı neler yapılabilir, önerileriniz nelerdir?
Bugün bizler tarikat-mafya-sermaye-iktidar ilişkilerinin hâkim olduğu, demokratik hak ve özgürlüklerin, laik kazanımların, barış içinde bir arada yaşama umudunun yok edilerek, ülkenin taşının, toprağının yağmalandığı, türlü hak ihlallerine maruz bırakıldı bir ülke manzarasıyla yüz yüzeyiz.
AKP kindar ve dindar nesil yetiştirme projesi ile 22 yıldır tüm demokratik değerlere saldırarak, rıza üretmek için insanları kutuplaştırıp gerilim siyasetiyle ülkeyi yönetmeyi başardı. Bu sebeple tek adam rejimini korumak için önündeki en büyük engel gördüğü eğitime el atarak dindar ve kindar ve itaatkâr bir gençlik yaratmak için tüm gücüyle çalışmakta.
22 yıllık iktidarlarında en çok eğitim sisteminde değişiklik yapıldı. 4+4+4 eğitim sistemi, ÇEDES ile tarikat ve cemaatlere protokollerin imzalayarak hem sermayeyi oraya akıttı hem de çocukları tarikatların kucağına bıraktı. Eğitim sisteminde muhafazakarlık ve dinselleştirme adına her çalışmayı yaptı yapıyor. Kuran kursları, Okullara mescit, Ana okullarına kadar inen bir karanlık ile karşı karşıyayız. Çocukların bir öğün yemeği bile kaldırılırken, itibardan tasarruf olmaz deniyor ve Dev bütçeler ayırdığı diyanetiyle bu toplumu itaatkâr şükürcü yapmak için her fırsatı değerlendiriliyor. Zorunlu din derslerinin kaldırılmasını için AİHM’de kazanımımızı boşa çıkarmak için okullara Kuranı Kerim, Hz. Muhammed’in hayatı, İslam bilim tarihi, İslam kültür ve medeniyet tarihi, temel dini bilimler gibi dersler ilave edildi. Tüm okullar imam hatipleştirilmeye çalışılıyor. Akıllarında eğitimin tüm kurumlarını medreseleştirme girişimi var. Bir yandan da MESEM gibi uygulamalarla çıraklık adı altında çocuklar sermayenin sömürüsüne sunuluyor.
Bilimden, demokrasi, insan hakları ve laiklikten uzak milli ve manevi değerler altında eğitim dinci gerici kuşatması söz konusu. Âdeta muz cumhuriyetini de aratarak Anayasanın birçok maddesini rafa kaldırıp, 42. maddesi olan çağdaş eğitim hakkının açıkça ihlal etmekte. Bu model minik çocuklara ölü yıkamayı, cin çarpmayı öğreterek, onların soyut şeyleri algılama yaşı görmezden gelerek tamiri zor yaralar açmakta. Laik bilimsel demokratik ve Anadilde eğitim amaçlanacağına piyasacı gerici dinci ve çocukların pedagojik gelişimini ters düz edecek uygulamalar açıkça cinayettir. Biz Aleviler açısından eğitim hep sorunlu olmuştur. Ciddi bir eğitim reformuna ihtiyaç vardır. Bizim ihtiyacımız olan ırkçı, bireyci, piyasacı asimilasyoncu bir eğitim değil, değil farklılıkları zenginlik olduğu, pozitif değerlere sahip çıkan bir eğitim sistemidir.
“AKP İKTİDARI, GELECEĞE DAİR UMUTLARIN DA HIRSIZI”
Müfredat eğitimin anayasasıdır. Demokratik, modern, çağdaş bir yaşamı kucaklayan, savaşın değil barışçıl bir dünyayı kurmak için gençlerin fırsat eşitliğinin olduğu, kamucu demokratik, laik, bilimsel bir eğitime ihtiyacı vardır. Bu da ancak eğitimcilerle, sendikaların, bilim insanlarının, veli derneklerinin, pedagogların fikri alınarak ortak yapılacak uzun soluklu çalışmalarla başarılabilir. AKP iktidarı sadece biz Alevilerin değil tüm gençlerin çocukların eğitim hakkını çaldığı gibi, geleceğe dair umutların da hırsızıdır. Bu alanda uzun soluklu hak alıcı birleşik bir mücadele hattı örülmeli. Velileri sürekli bilgilendirerek eğitim hakkımız için mücadele hattı örmeyi başarmalıyız. Ekmek kadar su kadar ihtiyacımız olan demokrasi, özgürlük ve laiklik sadece Alevilerin sorunu değildir. Kurtuluşumuz ortak mücadele ile atılan adımların hayat bulmasındadır.
“RADİKAL KARARLAR SAYISAL KOPUŞLAR YAŞATSA DA KARANLIĞI AYDINLATIR”
-Aleviler yıllardır çocuklarının zorunlu din dersine girmemesi için mücadele ediyor. Mahkemelere taşındı. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidildi ve davalar kazanıldı. Hükümet kararları uygulamadı. Öte yandan, zorunlu din dersi mücadelesini boşa düşürecek bir sorun var. Bazı cemevlerinde yıllardır Kuran kursu veriliyor. Bunlardan biri Kartal Cemevi. Ne yazık ki hem mahkeme kararlarının uygulanması için hem de Kuran kursu veren cemevi/derneklere yeterli baskı, tepki, örgütlenme yapılamadı. Cemevlerinde Kuran kursu verilmesinin önüne nasıl geçilebilir?
2007 yılında AİHM tarafından karara bağlanan zorunlu din derslerinin kaldırılması kararına rağmen geçen 14 yıl içinde tam tersi ders sayısı artırıldı. Bu koyu karanlığı yaymak için pilavdaki beyaz taşları, içimizdeki Hızır paşaları kullanmaktan geri durmadılar. Kartal Cemevi de buna kuran kursu vererek hizmet etmekte.
Alevilik bir kişinin ya da sınıfın kurduğu bir tarikat, mezhep veya cemaat değil bugüne kadar dara çekilmiş, derisi yüzülmüş, kuyulara atılmış bazılarının adını sanını bile bilmediğimiz Yol erenlerinin sürdüğü ilimin rehberliği ve sevginin ışığı ile gidilen bir Yoldur. Kendine imtiyazlı haklar kazanmaya çalışan kurumların, kişilerin, cesaretle bu yapılardan arındırılması gerekir. Bir yerlerle Alevilik adına pazarlıklar yapanlar, oluşturulacak bir divanda dara çekilerek, asimilasyona hizmet eden kişilere ve kuruluşlara Yolumuzun hukuk kuralları içinde en ağır şekilde gerekli olan ceza verilmeli. Bunların topluma açık bir şekilde müşkül oldukları anlatılmalı, kurumsal bağlar koparılmalı. Orada hizmet yürüten asimilasyoncular seminerlerde, cemlerde, muhabbetlerde teşhir edilmeli. Bunları yapmaz isek bu kirliliği durduramayız. Radikal kararlar sayısal kopuşlar yaşatsa da karanlıkları aydınlatır.
“TALİPLERİ YOL İLE BULUŞTURABİLMEK GÖREVİMİZ OLMALI”
– Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?
AKP-MHP inşa ettiği saray rejimiyle ırkçı, şovenist ve faşist, alevifobik, nefret dili söylemleriyle güvercin tedirginliğinde yaşamaya zorlanıyoruz. Sadece egemenlerin değil bu ülkede yazarından, çizerine, kültürel yapısından, eğitimine medyasına, el cümle Alevifobik kodlarıyla, gün geçmiyor ki kadın erkek ibadetteki ısrarımız sebebiyle her türlü karalama, aşağılamaya boğuşuyoruz. Murat Belge gibi bilinen bir entelektüel bile Adam yayınlarından yaptığı bir çeviride ‘ensest’ kelimesini ‘kızılbaş’ diye çevirme cüreti gösteriyor. Bu iktidar da devletin tüm yapılarından Alevileri temizlenmeye çalışıyor. Yapılan sözlü sınavlarda çocuklarımız eleniyor, ayrımcılığa uğruyor.
İnsanın insan olma yolculuğunda yarattığı etik değerler çok önemlidir. İnsan, hak, doğa eksenli inancımız tarihsel yolculuğunda eşitlik, özgürlük, adalet kavramlarını toplumsal yaşamda rızalık ilkesiyle birleştirip, kurdun kuşun hakkını gözeten bir noktadan bakarak, içindeki beni öldürerek bizi koyan, sevginin paylaşımın, aklın kutsandığı bir inanca dönüştürmüştür. Özgürleştirmeyi savunan bir felsefeyle, yarattığı toplumsal arınmayla, ahlakıyla dünyayı cennetleştirmeye çalışan bir toplum hedeflemiştir. Hürrem dinliler, Karmatiler, Babekler, Baba İlyaslar, Şeyh Bedrettinler Yol süreğinde binlerce yıldır komünal yaşamı hayata geçirdiler. Bu inanç bir anlamda da insanlık mirasıdır. İşte yarattığı bu değerlerle insanlığa ışık tutan bu inanç egemenlerin hep hedefi olmuştur. Bizler tarihimizden biliyoruz ki bu topraklar, bu kadim dünya katliamlara, savaşlara tanık olduğu gibi mücadele edenlere de tanıktır. Hiçbir baskıcı karanlık zihniyet, köklerini sevinç ve acılarından alan güzellikler karşısında yaşamaz. Bu topraklara eşitlik özgürlük hümanizm mayasını atmak için ağır bedeller ödeyen pirlerimiz, taliplerimiz, analarımız, dedelerimizin bize bıraktıklarına güvenerek yola koyulmalıyız. Yolun sahibi olma vasfı atfedilen, biz kadınların öncülüğünde kurumlarımızdaki her bir üyemizi ‘’talip’ olarak görerek, talipleri Yol ile buluşturabilmek gibi bir görevimiz olmalı.
“RIZALIK ALAN YATAY ÖRGÜTLENMELER İLE SÜRECİ ŞEFFAF VE DEMOKRATİK YÜRÜTEBİLİRİZ”
Kurumlarımızı belli etkinliklerle çekim merkezi haline getirmek için çok emek verilmesi gerektiğini, ilk başta kadınlarımız olmak üzere tüm taliplerin temel gereksinimlerinin ne olduğunun tespitine başlamalıyız. Bu yanıyla anasız, kadınsız kalmış bir Aleviliğin hakikatsiz bırakılmış bir Alevilik olduğunu unutmamak gerekir. Kadınlar bu inancı besleyen yeraltı kaynakları, akarsular gibi kılcal damarlarımızdır. Özellikle kadınların temsiliyeti ve karar mekanizmalarında bulunduğu, yetki aldığı yapıların oluşturulması, kişilerin tekelinde görüntü veren Alevi siyasetini tekrar toplumuyla buluşturacaktır. Herkesin birbirine can eli olmaya birbirinin Hızır’ı olmaya ihtiyacı var. Bunun için ateşin yeniden keşfedilmesine gerek yok. İlk bakmamız gereken, hiyerarşi ve iktidarların reddedildiği, binlerce yıllık geçmişiyle yürütülen cemal-cemale muhabbetlerde; toplumsal sorunların, konuşulup çözüm üretildiği doğrudan doğruya demokrasinin de hayat bulduğu yerler olan cem erkanlarımızdır. Tekrar toplumla bağımızı kurmak için, pir –mürşit- talip ilişkisini güncelleyerek, herkesin söz söyleyebileceği muhabbetleri, buluşmaları çoğaltarak, birbirimizi denetleyen, rızalık alan yatay örgütlenmelerle süreci şeffaf ve demokratik olarak yürütebiliriz.
“ALEVİ ÖRGÜTLERİ MECLİSLEŞMELERLE ORTAK PROGRAM ETRAFINDA TOPLANMALI”
ABF bağlı kurumlar ve alandaki Alevi örgütlenmeleri bu meclisleşmelerle Alevi düsturuyla ortak bir program etrafında toplanmalı. Bu meclisten seçilecek üst kurullarda, gelişen olumsuzluklarda yapılacakları kararlaştırabilir, böylelikle kendi denetlememizi kurarak alanda ki kirlenmelere bir duruş sergileyebiliriz. Cemlerimizde ‘Ölü giren diri çıkar’ şeklindeki arınmanın tekrar gerçekleşebilmesi inancın folklorik halden çıkarılmasıyla mümkündür.
Cemevlerinin binalarının kutsayarak beton yığınlarına anlam yüklememek gerekir. Alevi kurumlarında cemlerin otantik yapıları korunarak birer sanat, kültür, edebiyat, bilim merkezlerine dönüştürebiliriz. Kurumlarımız Alevi tarihini yol erkanını anlatan eğitimler vererek gençlere ulaşmanın yolları bulunmalı. Bunu sağlayacak ışık tutacak eğitimleri kurumlarımızda yapmamız gerekiyor. Bunlar belli günlerde halk günü şeklinde seminer şeklindeki cemal cemale sohbetler olabilir. Kinden, kibirden arınmış samimi dost sohbetlerinin etrafında BİZ olmalıyız. Tek başına düşünebilen, fikir üretebilen söz söyleyen, yaşamın içinde üreten, eyleyen, dönüştüren, özgür düşünceli bireyler olarak sağlıklı BİZLER yaratabiliriz.
Haklarımıza saldırılar karşısında kurumlarımızınım her biri insan hakları, ekolojik kriz, ekonomik eşitsizlik, toplumsal cinsiyet rolleri ve eşitsizliği, kadın hakları, sağlık ve eğitim hakları konusunda çözüm üreten, söz söyleyen, ve bu konuda Hak ihlallerine uğrayanlara yol gösteren dinamik yapılara dönüştürmeliyiz.
Alevi meclislerinde çıkan sonuçlar bilgi havuzunda toparlanabilir, bir akademi gibi çalışılıp kültürel ve sosyal bir aydınlanmayla büyük bir sinerji yaratılabilir. Demokrasi, şeffaflık ve hesap verilebilirliği kendi kurumlarımızda hayata geçirip, demokrasiyi ete kemiğe büründürebilirsek, ondan sonra ülkemizdeki demokrasi ikliminden bahsedebiliriz. Tüm bu rejime karşı yeni, özgür, katılımcı toplumun filizlenmesi böyle sağlanacaktır.
“ALEVİ İNANCININ KÖK SALDIĞI PİLOT BÖLGELERDE ÇALIŞMALAR YÜRÜTELEBİLİR”
Alevi enstitüleri kurularak inançtaki resmî ideolojinin yarattığı deformasyonlar ayıklanmaya çalışılabilir, sempozyumlar ve bilimsel çalışmalarla alandaki bilgiler zenginleştirilebilir ve yeni kuşağa daha doğru aktarım yapılabilir. Alevi inancının kök saldığı bölgelerde pilot bölge seçilip yoğun çalışmalar yürütülebilir. Karaburun da Şeyh Bedrettin’in izleri, Amasya Tokat ve Karadeniz de Baba İshak, Balkanlar’da alevi tarihi açısından tekrar kökleriyle buluşması için çalışma yürütülebilir.
Önümüze ciddi çalışmalar koymalıyız. Günümüzde Alevi sayısının bile tam olarak bilinmemesi ciddi bir sorun ve ilk etapta bu sorunu gidermek için çalışmalar yapılmalı. Alevi halkının nerelerde yaşadığı, kendini Alevi olarak kaç kişinin ifade ettiği, popülasyonunun sosyo-ekonomik haritası çıkarılabilir. Asimile edilen köy veya yerleşkelerin, bölgelerin haritaları çıkarılmalı ve ona göre kısa ve uzun vadede çalışma planları yapılmalı. Dergâhlar ve kutsal mekânlarımız inanç merkezlerimiz haline getirilmelidir. Dergâhlarımız ve inanç merkezlerimizin Alevilere teslim edilmeleri için çalışmalar yürütülmeli. Buralarda büyük buluşmalar, cemler organize edilebilmeli.
“EŞİT YURTTAŞLIK TALEBİMİZ DEMOKRATİK, ÖZGÜR BİR YAPININ OLUŞMASI İLE GERÇEKLEŞEBİLİR”
Eşit yurttaşlık talebimiz eşitlikçi katılımcı, paylaşımcı, demokratik özgür laik bir yapının oluşması ile gerçekleşeceğinin bilincinde olmalıyız. Dünyadaki kadın sorununu Alevi kadın sorunuyla birleştirerek, ‘rıza şehri ‘ütopyamızı emek mücadelesiyle birleştirerek, doğa merkezli inancımızı ekolojik ve iklim krizlerinin engellenmesi mücadelelerini birleştirerek, Can kavramını tüm ezilen, yok sayılan, ötekileştirilenlerin kimlik mücadelesiyle birleştirerek yol alabiliriz. Baskıcı, asimilasyoncu ve tekçi iktidarlara alternatif yeni, özgür, katılımcı, paylaşımcı, toplumun filizlenmesi böyle sağlanabilir.
Avrupa’daki Alevilerin mücadelelerine ve kazanımlarına sahip çıkılan birleşik bir mücadeleyle bu örgütlerle de bütünlük içinde çalışmalıyız. Avrupa’da bir Alevi diasporası kurup tüm Avrupa parlamentolarında siyasal alanda kendimizi var edip, tüm katliamların sorumlularının açığa çıkarılması ve devletin bu katliamlardaki rolünü deşifre edip uluslararası bir baskının oluşturulmasını sağlamak için birleşik bir mücadele ağı örülmeli. Bu katliamların bir daha yaşanmaması için devletin özür dilemesi sağlanmalıdır. Şili’deki Pinoche örneği gibi katliam sorumluları diktatörler yıllar geçse de uluslararası kamuoyuyla yargılanabildiler. Bizler de başta Dersim, Çorum, Sivas katliamlarının araştırılması için komisyonlar kurup bu konuyu uluslararası kamuyu gündemine getirebilmeliyiz.”
PİRHA- Abdal Musa Dergahı’nın Postnişini Hüseyin Eriş, dergah içerisindeki cemevi ve aşevinin bulunduğu yerin tapusunu Kültür ve Turizm Bakanlığın’dan almaya çalıştıklarını söyledi. Alirıza Özdemir’in Abdal Musa törenlerini kendilerinin yapması dayatmasına karşı çıktıklarını kaydeden Eriş, Alevi Ansiklopedisini ilahiyatçıların hazırlamasına itiraz ettiğini, Alirıza Özdemir’in ise ‘Biz Alevilerde bu işi çok bilen insan yok’ dediğini aktardı.
Antalya’da bulunan Abdal Musa Kültür ve yaşatma Derneği yönetimi, Abdal Musa Türbesi içerisinde bulunan antik tiyatro, yemekhane gibi yerlerin tadilatı, bakımı için Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından ayrılan 12 milyon TL bütçeye ve dergâh içerinde bulunan arsanın kendilerine tahsisine ilişkin Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na giderek Alirıza Özdemir’’le görüşmüştü.
Dergâh içerinde bulunan alanı yerinde incelemek için mart ayı içerisinde Alirıza Özdemir de Abdal Musa Dergahı’nı ziyaret etmişti.
Söz konusu ziyaretle ilgili Abdal Musa Dergahı Postnişini aynı zamanda Tekke Köyü Abdal Musa Kültürünü Araştırma ve Yaşatma Derneği Yönetim Kurulu üyesi Hüseyin Eriş,PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.
“ABDAL MUSA DERGAHI’NIN CEMEVİ VE AŞEVİNİN TAPUSUNU KÜLTÜR BAKANLIĞI’NDAN ALMAYA ÇALIŞIYORUZ”
Abdal Musa Dergâhı içerisinde bulunan cemevi ve aşevinin bulunduğu yerin tapusunun dernek üzerinde olduğunu, bir önceki dernek yönetimi tarafından tapusunun Kültür ve Turizm Bakanlığı’na verildiğini belirten Hüseyin Eriş, “Dernek buranın tapusunu Kültür Bakanlığı’na verdi. Kültür Bakanlığı tarafından buraya kültür binası cemevi ve aşevi yapıldı. Dolayısıyla buranın tapusu şu anda Kültür Bakanlığı’nda” dedi.
“40 YILDIR ABDAL MUSA TÖRENLERİNİ BİZ YAPIYORUZ, KÜLTÜR BAKANLIĞI’NA BIRAKMAYIZ”
Buranın tekrar Kültür Bakanlığı’ndan dernek yönetimine devredilmesi talepleri olduğunu belirten Eriş, “Bunun için Alirıza Özdemir’in yanına yaklaşık 3 ay önce gittik, konuştuk. Alirıza Özdemir ‘orada törenleri biz yapacağız’ dedi. ‘Bir dakika hangi törenleri’ dedim. ‘Abdal Musa Törenlerini’ dedi. 40 yıldır Abdal Musa Törenlerini dernek başta olmak biz köylüler ve Anadolu’da Abdal Musa’yı seven insanlar yapıyor diye belirttim” dedi.
Yapılan Abdal Musa Törenlerinde Kültür Bakanlığı’nın sadece afişlerde logosunun olduğunu belirten Eriş, “Afişlerde Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla deriz. Kültür Bakanlığı her yıl yapılan törenlere 3-5 kuruş verirse verir vermese de çok da önemli değil. Biz böyle bir şeyi kabul etmeyiz. Böyle bir şey de söz konusu olmaz, dedim” ifadelerini kullandı.
“ALEVİLERİN CEMEVLERİNİ TANIMIYORSUN, ALEVİ BEKTAŞİ KÜLTÜR VE CEMEVİ BAŞKANLIĞI KURUYORSUN”
Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulmasını Alevi toplumunun kabul etmediğini, samimi bulmadığını şüphe ile baktığını Alirıza Özdemir’e ifade ettiğini belirten Eriş, şunları ifade etti:
“Her şeyden önce cemevleri ibadethane olarak kabul edilmezken, zorunlu dersleri AİHM’de beklerken Cemevi Başkanlığı diye bir başkanlık kuruyorsunuz. Bu eşyanın doğasına ters. Gerçekten ben bunu anlamakta zorlanıyorum.
“ALEVİ BEKTAŞİ KÜLTÜR VE CEMEVİ BAŞKANLIĞI’NA KATILMAMIZ MÜMKÜN DEĞİL”
Bu şartlarda Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na katılmamız mümkün değil. Ali Arif Özdemir de zamanında gelmişti. ‘Bize katılın “Kırklar Meclisinde” sizde olun demişti. O zaman da söyledim, biz bunu bu şekilde kabul etmemiz mümkün değil.
Alirıza Özdemir geldi, ziyaretlerini yaptılar. Antalya çevresinden belli canları da çağırdık sohbet ettik. Söyledikleri şu: Biz sizin, erkanınıza, yolunuza, törenlerinize karışmayız. Törenleri kendiniz yaparsınız. Ekonomik anlamda bize görev düşerse size yardımcı oluruz. Ayrıca, bize dönük talep olursa elimizden geldiği kadar cemevlerinin masraflarını, elektriğini suyunu karşılamaya da hazırız dediler.”
“ALEVİ ANSİKLOPEDİSİNİ İLAHİYATÇILARIN HAZIRLAMASI SAMİMİ BİR YAKLAŞIM DEĞİL”
Alevi Bektaşi Ansiklopedisi’ni ilahiyatçıların yazmasının kabul edilemeyeceğini belirten Hüseyin Eriş, “İlahiyatçılar mı bizim ansiklopedimizi yazacak? Bu bize hoş gelmiyor. Nereden bakarsak bakalım, nereden tutarsak tutalım samimi gelmiyor. Dolayısıyla bizim bunları kabul etmemiz söz konusu olamaz” dedi.
Aleviliğin binlerce yıllık geleneğinde birçok terimin mevcut olduğunu belirten Abdal Musa Dergahı Postnişini Hüseyin Eriş, konuşmasının devamında şunları kaydetti:
“Erkanımızda, Yolumuzda birçok terim, birçok sürek var. Her bölgenin kendine has ritüelleri var, semahları var. Bunları nasıl çözeceğiz? Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı, ‘ben de Alevi çocuğuyum, ben de inancımdan hiç taviz vermedim, onlarca kitap yazdım, Aleviliği en iyi ben bilirim’ diyor. Mademki oturduk burada can cana sohbet ediyoruz. Ben de bu ilahiyatçılar Alevi Ansiklopedisi’nin hazırlanmasında ne karar içinde olacaklar?’ diye sordum. Alirıza Özdemir, ‘biz Alevilerde bu işi çok bilen insan yok’ dedi. Ben de ‘Olur mu öyle? Bizim edebiyatçılarımız, tarihçilerimiz, hukukçularımız yok mu? Biz Aleviler sizden daha önce başladık okumaya’ dedim. Bizim her şeyimiz var. Biz burada biraz samimiyetsizlik görüyoruz. Bu iş yürümez.”
PİRHA – Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından şubelerine yapılan ziyaret ve sunulan ödenekleri kabul etmediklerini açıkladı. Yılmaz, yaptığı yazılı açıklamada “Alevi inancını ve örgütlenmesini değiştirip dönüştürme merkezi gibi çalışan bu yapıyı reddettiğimizi kamuoyuna saygıyla sunarız” dedi.
Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın, Alevi kurumlarını dolaşarak Başkanlığı tanımaları için ikna çalışmalarına bir tepki de Alevi Kültür Dernekleri’nden (AKD) geldi.
AKD Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, yazılı açıklama yaparak, “Kamuoyundan izlediğimiz ve takip ettiğimiz kadarıyla görüyoruz ki Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı olan şahıs (Alirıza Özdemir), şubelerimizi kendisi için kolay lokma görerek ziyaretler gerçekleştirip, devletin finansal kaynakları ile deyim yerindeyse terbiye etme, bağımsızlaştırma ve asimilasyon politikaları yürütmeye çalışmaktadır” dedi.
Seher Şengünlü Yılmaz, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı yürüten Alirıza Özdemir’in ziyaretlerini eleştirdiği yazıyı, üzerinde çarpı işareti bulunan fotoğrafla birlikte paylaştı.
Yılmaz, şu ifadeleri kullandı:
“Cemevlerinin aydınlatma giderlerinin karşılanmasının Resmi Gazete’de yayımlanmasıyla Alevi Bektaşi Cemevi Başkanı’nın cemevlerini gezerek yerinde tespit çalışmaları yaptığı görülmektedir. Örgütlü Alevi mücadelesini hedef alan çalışmaları, ‘her cemevine mescit yapılmalı’ söylemi, Sünni İslamcı akademisyenlere Alevi Ansiklopedisi yazdırmasıyla tanınan bu başkanı ve başkanlıktan gelecek olan hiç bir ödeneği de kesinlikle kabul etmiyoruz.
Yıllardır zor şartlarda ilmek ilmek örülen ve bugünlere bin bir emekle gelen Alevi inancını ve örgütlenmesini değiştirip dönüştürme merkezi gibi çalışan bu yapıyı reddettiğimizi kamuoyuna saygıyla sunarız.”
PİRHA – Alevi kurumları olan AACF, AVF, TADEFE, ADO’nun, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kapatılması için Cumhuriyet Halk Partisi’nin AYM’ye yaptığı başvuruya dair kapsamlı bir rapor hazırladıkları öğrenildi. Dört kurum tarafından Kasım 2023’te AYM’ye sunulan raporda “Yapılan siyasi ve hukuki düzenlemeler mevcut koşullarda Alevi toplumunun ihtiyaç ve beklentilerini karşılamaktan uzaktır. Mevcut uygulamaların iptal edilerek, yeniden düzenlemelerin yapılması gerektiğine inanmaktayız” denildi.
Anadolu Alevi Canlar Federasyonu (AACF), Alevi Vakıflar Federasyonu (AVF), Tahtacı Dernekleri Federasyonu (TADEFE) ve Alevi Düşünce Ocağı Derneği’nin (ADO), Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kapatılması için AYM’ye başvuru yaptıkları öğrenildi.
Dört kurum, 17 Kasım 2023’te Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na başvuru yaparak, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kuruluşunu öngören 9 Kasım 2022 tarih ve 112 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin iptali için CHP’nin başvurusuna ek olarak rapor sundu.
24.01.2023 tarihinde Engin Altay ve arkadaşları tarafından Anayasa Mahkemesi’ne yapılan “Yürürlüğü durdurma ve iptal” başvurusuna destek olan dört kurum, sürece dair kapsamlı bir rapor hazırlayarak AYM’ye iletti.
“TARTIŞMALARA KONU OLMASI ÖNGÖRÜLMEMİŞ”
Raporda, Alevi inancını İslam dininin bir yorumu olarak ifade eden dört kurum, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Uzun ve köklü bir geçmişi olan çatışmalar ve sürtüşmelerin özü yorum farklılıklarıdır. Her dinde karşılaşıldığı gibi bir dini inancın farklı yorumları olması kaçınılmaz bir sosyal gerçektir. İslam dünyasında da benzer farklılıkların olduğu malumdur. Bu çerçevede Alevi toplumumuz özellikle 16 yüzyıldan itibaren çoğunlukla politik nedenlerle hâkim Sünni kesim ile değişik sürtüşmeler yaşamış ve bu sürtüşmeler zaman zaman tırmanarak sosyal çatışmalara dahi yol açmıştır. Ülkemizde Sünni kesimin inanç ve eğitim hizmetleri Diyanet İşleri Başkanlığı ve Millî Eğitim Bakanlığı tarafından sürdürülmektedir. Bu hizmetler farklı İslami yorumları kapsamamakta bu nedenle Alevi, Şafi, Caferi, Şii ve Maliki inanç sahipleri eşit hizmetten yoksun kalmaktadır. Bu sorunlara çözüm arayışları meyanında atılan bazı adımların (112 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, 7421 sayılı “Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”) siyasi ve sosyal tartışmalara konu olması ve öngörülmemiş farklı sorunlara yol açabilme riski de taşıması nedeni ile dört Alevi kuruluşu olarak konular hakkındaki görüşlerimizi Anayasa Mahkememize arz etme ihtiyacı ve gereği duymuş bulunmaktayız.”
“EŞİTLİKSİZ MUAMELE ORTAMI”
Dört Alevi kurumu tarafından yapılan değerlendirmede, Alevi toplumunun gereken idari ve hukuki haklardan yararlanamadığına da vurgu yapıldı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kararının tartışmalara neden olduğuna değinen kurumlar, şu hususlara değindi:
“Aleviliğin inanç niteliği düzenlemelerde net karşılık bulmamaktadır.
İlgili birimin Kültür Bakanlığı bünyesinde oluşturulması Aleviliğin inanç niteliğinin tanınmadığını ortaya koymaktadır.
AİHM kararları ile de netlik kazanmış olan cemevlerinin ibadethane niteliği düzenlemelerde yer almamıştır.
Bir inancın sürdürülebilirliği açısından ibadet mekanları kadar önemli olan nitelikli önder yetiştirme ihtiyacına çözüm üretilmemiştir.
Aleviliğin inanç niteliği düzenlemelerde net karşılık bulmamaktadır.
Farklı inanç gruplarının birlikte yaşadığı ülkemizde din-devlet ilişkileri çerçevesinde hukuki ve idari belirsizlikler mevcuttur. İnanç gruplarının tüzel kişiliğe sahip olmaması bu sorunların başlıca nedenidir. Devletin farklı inanç gruplarına yönelik tanımlanmış hukuki ve idari düzenlemelere sahip olmaması, inanç gruplarının hak ve sorumluluklarının net bir biçimde belirlenmemiş olmasının yarattığı ortam Alevi toplumunu da olumsuz olarak etkilemektedir. Alevi toplumu da doğal olarak Sünni kesimin yararlandığı olanaklardan kendi inancı doğrultusunda yararlanmayı talep etmektedir. Bu talep de İNANÇ GRUBU olarak tanınma isteği biçiminde dile getirilmektedir.
İlgili birimin Kültür Bakanlığı bünyesinde oluşturulması Aleviliğin inanç niteliğinin tanınmadığını ortaya koymaktadır.
Sünni kesim Cumhurbaşkanlığı’na bağlı bir birimden hizmet alırken, Alevi kesimin bir bakanlığa bağlı bir birimden destek alması, tanımlanan desteklerin ibadethane desteklerinden daha eksik olmasının yarattığı eşitliksiz muamele ortamı bu birimin Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlanmasının Aleviliğin bir inanç olarak kabul edilmediği algısını yaratmaktadır.
AİHM kararları ile de netlik kazanmış olan cemevlerinin ibadethane niteliği düzenlemelerde yer almamıştır.”
Anayasa Mahkemesi’ne sunulan raporda AİHM kararlarının uygulanması gerektiğine vurgu yapılarak Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 5-6 Haziran 2023’te yapılan toplantı kararlarına da dikkat çekildi. Zorunlu din dersleri konusuna Haziran 2024’e kadar bir çözüm üretilmesi gerektiğini belirten dört kurum, raporda şu ifadelere de yer verdi:
AYM ve AİHM kararlarının bir an önce uygulanması Alevi toplumunun da uzun süredir büyük bir heyecanla beklemekte olduğu bir adımdır.
Yukarıda belirtmeye çalıştığımız gibi yapılan siyasi ve hukuki düzenlemeler mevcut koşullarda Alevi toplumunun ihtiyaç ve beklentilerini karşılamaktan uzaktır. Alevi toplumunun ihtiyaçlarının adil bir biçimde karşılanabilmesi ve eşit vatandaşlık taleplerinin gerçekleştirilebilmesi için mevcut uygulamaların iptal edilerek, yeniden düzenlemelerin yapılması gerektiğine inanmaktayız. Alevi toplumunun mağduriyetini telafi edecek düzenlemelerin yapılabilmesi için yapılacak değerlendirmelerde ihtiyaç duyulması halinde yukarıda arz ettiğimiz konular ile ilgili ilave bilgi ve belgeleri de sunmaya hazır olduğumuzu bilgilerinize arz ederiz.”
27. Dönem HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu gelişmelere dair PİRHA’ya konuştu.
Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Alirıza Özdemir’in yakın zamanda İstanbul’da söz konusu dört kurumu ziyaret ettiği bilgisini veren Kenanoğlu, “İşin ilginç tarafı şu: Alevi Bektaşi Federasyonu ile Alevi Dernekler Federasyonu, Anayasa Mahkemesi’ne rapor vermedikleri halde Alirıza Özdemir’i cemevlerine sokmayan kurumlar. Ancak Alevi Diyaneti diye adlandırdığımız kurumun başkanına kapılarını açan kurumlar, Anayasa Mahkemesi’ne rapor vermiş! Enteresanlık burada.” diye konuştu.
PİRHA- Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığının Alevi kurumlarını ve bağımsız cemevlerini arayıp, toplantıya katılmalarını istemesine tepki gösteren Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Altınova Şube Cemevi Başkanı Akdeniz Bölge sorumlusu Adnan Arslan, “Ne böyle bir toplantıyı kabul ediyoruz ne de Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığını tanıyoruz dedik bu nedenle toplantıya katılmayacağımızı söyledik” dedi.
Aralık ayında Abdal Musa Postnişini Hüseyin Eriş ve beraberindeki heyetin Kültür Bakanlığı’nın Abdal Musa Türbesi’nin tadilat ve bakımı için ayrılan 12 milyon TL bütçeye ve dergâh içerinde bulunan arsanın kendilerine tahsisine ilişkin Ali Rıza Özdemir’i ziyaret etmişlerdi. Ardından Mart ayı içerisinde Alevi Bektaşi Cemevi Başkanı Ali Rıza Özdemir’in Abdal Musa dergâh ziyaretinin ardından yapacağı toplantı öncesi Alevi kurumlarıyla birlikte Korkuteline bağlı Büyük Köy, Değirmen Köyü, Akçeniş, Kırkpınar köylerindeki dede ve babalar aranarak bir toplantı gerçekleştirilmişti.
Söz konusu ziyaret ve ardından yapılan toplantı ile ilgili Pir Sultan Abdal Kültür Merkezi Altınova Şube Cemevi Başkanı Akdeniz Bölge sorumlusu Adnan Arslan,PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.
“ALEVİ BEKTAŞİ CEMEVİ BAŞKANLIĞI’NI TANIMIYORUZ”
Başından beri Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi ve Şubeler olarak Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’na karşı olduklarını belirten, Pir Sultan Abdal Kültür Merkezi Altınova Şube Cemevi Başkanı Akdeniz Bölge sorumlusu Adnan Arslan, “Antalya Elmalı Tekke köyünde bulunan Abdal Musa dergâhında Alevi Bektaşi Cemevi başkanı Ali Rıza Özdemir’in yapacağı toplantı öncesi beni de aradılar. Böyle bir toplantıya katılmamız söz konusu değildir, Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığını tanıyoruz. Bu nedenle toplantıya katılmayacağımızı kendilerine söyledik” diye konuştu.
Tekke Köyü Abdal Musa Kültürünü Araştırma ve Yaşatma Derneği Başkanı Mehmet Özer’i aradığını belirten Arslan, “Pirin huzurunda Pirin dergâhında Alevi Bektaşi Cemevi Başkanının düzenlediği bir toplantı yapıyorsunuz, niye buna müsaade ediyorsunuz dedim. Onlar da dergâh içerisinde bulunan bazı yerlerin Kültür Bakanlığı’na bağlı olduğunu, daha önce Ali Rıza Özdemir’le bu yerlerin Kültür Bakanlığı’ndan devralmak istedikleri için Özdemir’le görüştüklerini, onların da gelelim, görelim yerinde karar verelim diye ziyareti gerçekleştirdiklerini aktardılar” dedi.
“ABDAL MUSA AÇILIŞ ETKİNLİĞiNİ YAPMALARINA ASLA İZİN VERMEYECEĞİZ”
Yıllardan beri Alevi dergâhlarının kendilerine geri verilmesi için mücadele ettiklerini belirten Arslan, “Hacı Bektaş Veli ve Abdal Musa Dergâhının açılış etkinliklerini biz yapalım demişler. Ben de Mehmet Başkana bunlara kesinlikle fırsat vermeyin. Biz Pir Sultan örgütü olarak orada kamp kurar buna müsaade etmeyiz dedim. Yıllardır bu tür etkinlikleri kendimiz yapıyoruz, yine öyle olacak, buna müsaade etmeyiz” sözlerini kullandı.
Alevi Bektaşi Cemevi Başkanı Ali Rıza Özdemir’in Abdal Musa dergâhında yapacağı toplantıya Büyük köy, Değirmen Köyü, Akçeniş, Kırkpınar köylerinden dede babaların katıldığı bilgisini aldıklarını belirten Arslan, Bunun haberini aldık hatta oradaki canlarla da görüştük. Daha sonra Kırkpınar köyünde cem vardı ceme katıldık. Alevi Bektaşi cemevi Başkanlığının ne kadar tehlikeli olduğunu neye hizmet ettiklerini orada anlattık” dedi.
“ALEVİLERİN BİRÇOĞU ASIL AMAÇTAN HABERSİZ”
Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığının ne için kurulduğu konusunda birçok insanın bilgi sahibi olmadığını vurgulayan Arslan, “Çoğu yerde başkanım siz niye engel oluyorsunuz bakın devlet Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı kurmuş ne güzel diyen canlarımız oldu. Niye bunu diyorlar? Aleviler için hizmet yaptıklarını düşünüyorlar. Alevi Bektaşi Cemevi Bakanlığının hangi amaçlar için kurulduğu anlatıldığında ise çoğu canlarımız artık buna şiddetle karşı çıkıyorlar” sözlerini kullandı.
Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı tarafından dedelerin eğitilmesine ve Alevi ansiklopedisinin hazırlanmasına da tepki gösteren Arslan, “Bu size mi düşmüş? Aleviler tarihten bugüne dedelerden pirelerden aldıkları bilgiyle bugüne kadar bu yolu getirdiler. Size mi düşmüş, kim oluyorsunuz, size mi kalmış” dedi.
“TEK AMAÇ ALEVİLERİ ASİMİLE ETMEK”
Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığına herkesin karşı çıkması konusunda çağrıda bulunan Pir Sultan Abdal Kültür Merkezi Altınova Şube Cemevi Başkanı Akdeniz Bölge sorumlusu Adnan Arslan, konuşmasının devamında şunları kaydetti:
“Eğer Aleviler düşünüyorlarsa önce cemevlerinin yasal statüsünü versinler. Cemevlerinde Alevi dedeleri ve aydınları kendi yol erkânı üzerinde gelecek kuşakları yetiştirirler. Bu devlete kalmamış devletin şu andaki amacı özellikle tek Adam rejiminin Aleviler asimile etmekten başka bir amacı yoktur. Pir Sultan Kültür Derneği olarak Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığına karşı durmaya devam edeceğiz.”
PİRHA- PSAKD Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya, Ali Rıza Özdemir’in yarın İstanbul’da yapacağı cemevi ziyaretlerine tepki gösterdi. Karakaya, “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yaptığı çalışmalar asla Aleviliğe hizmet etmeyecektir. Ziyaretler yaparak bunları normalleştirmenin yollarını arıyorlar. Buna asla ve asla güven duymuyoruz” dedi.
Alevi örgütleri, “Alevi Diyaneti” olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na büyük tepki gösteriyor. Aleviliği bir inanç olarak görmeyen ve kültürel bir ögeye indirgeyen AKP hükümeti, oluşturduğu ekiple Alevi köylerini, cemevlerini ve dernekleri dolaşarak maaşlı dedeler, elemanlar arıyor.
MHP destekli AKP hükümetinin kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın son projelerinden biri olan “Alevi Ansiklopedisi” hazırlığı, toplumun tepkisine neden oldu. Cemevi Başkanlığı, kuruluşundan bugüne Alevi toplumu tarafından kabul görmemekle birlikte, Aleviler adına sözde projelerle tepki çekiyor. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Ali Rıza Özdemir İstanbul’da cemevi ziyaretlerine başlıyor.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın çalışmalarını PİRHA’ya değerlendirdi. Karakaya, Ali Rıza Özdemir’in yarın başlayacak olan cemevi ziyaretlerine de tepki gösterdi.
Ali Rıza Özdemir üzerinden yapılan ziyaretlerin maddi bağımlılık ilişkisi geliştirmeyi amaçladığını belirten Karakaya, yapılan çalışmaların Alevilere bir katkısının olmadığını vurguladı. İbrahim Karaya, şunları söyledi:
“Elektrik faturalarını Kültür ve Turizm bakanlığı üzerinden sayaç ayrıştırması diye bir yazı gönderdiler. Cem salonu ile diğer kullanım alanlardaki sayacın ayrıştırılması istendi. Biz dedik ki cemevleri bütünsel olarak ibadethanedir. Ayrıştırma yapmayacağımızı cevaben yazdık. Hatta bir heyet gönderdiler, tutanak tuttular. Böyle absürt bir süreç. Ne onlara hizmet eden ne devletin Alevi politikasına, çözüme yönelik katkı sunan bir yaklaşım. Eğer istiyorsanız Alevi örgütleri ile masaya oturursunuz, nasıl olması gerektiğini onlar ile müzakere ederek karara bağlarsınız. ‘Biz yaptık, gelin buna uyun’ demek asla kabul edilir bir yaklaşım değil.”
“ANSİKLOPEDİ ÇALIŞMASI, DEVLETİN ASİMİLASYON POLİTİKALARININ YENİ BİR BOYUTU”
Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın son projelerinden biri olan “Alevi Ansiklopedisi” hazırlığı ile ilgili de değerlendirmelerde bulanan Karakaya, “Bugün gelinen noktada ansiklopedi çalışmasında kimlerin olduğunu bilmiyoruz, Alevi toplumu bunu bilmiyor. Çoğunun ilahiyatçı olduğu söyleniyor, eşinin o çalışmanın başkanı yapıldığı söyleniyor. Bütün bunların söyleniyor olması dahi toplumda güven durumunu ortadan kaldıran bir yaklaşım. Kurumun bu çalışmaları yapmış olması bize, devletin bugüne kadar Aleviler üzerinde yaptığı asimilasyon politikalarının yeni bir boyutunu gösteriyor. Bazı Alevi değerlerini olması gerektiği gibi değil, devletin nasıl bir Alevilik tanımlaması yaptığına yönelik bir çalışma önümüze sürülüyor. Alevilere ait literatürün yeniden yayınlanması noktası çok tehlikeli. Bunu Başkanlık ve Diyanet Vakfı üzerinden yapıyorlar. Bu çalışmalar asla Aleviliğe hizmet etmeyecektir” diye konuştu.
“CEMEVLERİMİZİ İBADETHANE OLARAK TANIMAYAN BİR KURUM İLE BİR ARAYA GELEMEYİZ”
İbrahim Karakaya, Ali Rıza Özdemir’in ziyaretler ile Aleviler üzerinde uygulanmaya çalışılan asimilasyon politikalarını normalleştirmenin yollarını aradığını belirterek, “Yarın yapılacak olan ziyaret ile ilgili bazı kurumlar aranmış. Ali Rıza Özdemir’in İstanbul’da cemevlerini gezileceği noktasında bilgi verilmiş. Aldığımız duyum ve haberlere göre yarın Pendik’ten başlanacak. Biz Anadolu Yakası’nda örgütlü veya bağımsız cemevlerinin ortak bir platformu var. Nasıl tavır almamız gerektiği noktasında bir platformda tartışıyoruz. Bu konuyu da platform üzerinden tartıştık ve asla gelen kurumu tanımadığımızı, Aleviliği tanımayan, cemevlerimizi ibadethane tanımayan bir kurumu bizim asla bir araya gelmeyeceğimizi, onlardan herhangi bir talebimizin de olmadığını, bizim temel talebimizin; Alevilerin eşit yurttaşlık haklarının tanınması, cemevlerimizin ibadethane statüsü tanınması olduğunu, gelirlerse de böyle bir cevap vereceğimiz noktasında ortak bir görüşümüz var.”dedi ve diğer cemevinlerinin de aynı duyarlılıkta olması için çağrı yaptı.
PİRHA- AKP’nin kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın asimilasyon politikalarını değerlendiren Abdal Musa Dergahı Postnişini Hüseyin Eriş, “Cemevlerine mescit açılma iddiaları doğru ise Alevi toplumu çok büyük tepki gösterir. Böyle bir girişim Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın dibe batması demektir” dedi.
MHP destekli AKP hükümetinin asimilasyon politikalarını ve Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Alirıza Özdemir’in iki yıl önce yazdığı bir yazısında cemevlerine mescit yapılması önerisinin hayata geçirilme iddialarını Abdal Musa Postnişini Hüseyin Eriş PİRHA’ya değerlendirdi.
“BAŞLI BAŞINA BİR SKANDAL”
Alevi toplumuna yönelik gerek Selçuklu gerek Osmanlı gerekse Cumhuriyet döneminde bu tür oyunların hep oynandığını belirten Abdal Musa Postnişini Hüseyin Eriş, “Bu oyunları biliyoruz. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Alirıza Özdemir’in cemevlerini tanımaması başlı başına bir skandal. Tanımadığın bir yere nasıl mescit yapıyorsun? Bu tutmaz. Çok büyük tepki alırlar ve bunu kimse ciddiye almaz. Böyle bir girişim Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın dibe batması demektir” dedi.
“CEMEVİ BAŞKANLIĞI’NIN ‘ABDAL MUSA ŞENLİKLERİNİ BİZ YAPALIM’ TEKLİFİNİ KABUL ETMEDİK”
Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı ile bir araya gelip görüştüklerini belirten Eriş, “Görüştüğümüzde ‘Abdal Musa şenliklerini biz yaparız’ dedi. Ben de kendisine neden siz yapmıyorsunuz? Bu şenlikleri biz 40 yıldır yapıyoruz dediğimde, o zaman sustu. Biz size inanacaksak ve de bizi kendinize inandıracaksınız bizim ibadetimize, bizim inancımıza çomak sokmayın, bizim değerlerimizin aslını bozmayın, dedim” diye ifade etti.
DEVLET KENDİ ALEVİSİNİ YARATMAK İÇİN 1951 YILINDAN BERİ UĞRAŞIYOR”
Bu yapılan girişimlerin devletin birer projesi olduğunu vurgulayan Eriş, şöyle devam etti:
“Bu Balım Sultan’da böyle olmuş, 1951 yıllarında Sersem Ali Baba’da böyle olmuş. Hacı Bektaş Veli Dergâhına dedelik, babalık kurumunun başına Ali Paşa’yı atamış. Alevi Bektaşileri kontrol edebilmek için kendisine daha yakın Ali paşayı dede yapmış.
“ALEVİLER OYUNA GELMEZ”
2. Murat döneminde Hacı Bektaş Veli Dergâhının içine cami yapıldı. Antalya Elmalı’da Abdal Musa’nın merkezine cami yapılmış, onu oradan zamanında Aleviler kaldırmışlar. Alevilere yönelik asimilasyon politikası için Selçuklu da, Osmanlı da, bugünkü Cumhuriyet de her türlü oyunu denemiş. Alevilerin üzerindeki oyunlar hala devam etse de Aleviler bu oyunlara gelmez. Ne olursa olsun, aç kalır, susuz kalır ama kendi kişiliğinden, onurundan, duruşundan, inandığından ödün vermez.”
PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, AKP tarafından kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın, cemevlerine mescit açılması yönünde öneride bulunduğu iddialarını değerlendirdi. Erdoğan, “Eğer Alevilere samimi yaklaşımda bulunmak istiyorlarsa öncelikle bu başkanlığı lağvetsinler” dedi.
Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Alirıza Özdemir’in, iki yıl önce kaleme aldığı bir yazısında “Cemevlerine mescit yapılması” önerisi yeniden gündeme geldi. Alirıza Özdemir’in, yakın zamanda yine aynı öneride bulunduğu iddia edildi. Bu iddia Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından yalanlanmadı.
HBVAKV Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, cemevleri içerisinde mescit açılmak istendiği iddialarına ilişkin PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.
“ÖNCELİKLE CEMEVİ BAŞKANLIĞINI LAĞVETSİNLER”
Nurettin Erdoğan, kurulduğu günden bu yana Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kabul etmediklerini, böyle bir oluşuma ihtiyaç duymadıklarını söyledi.
Erdoğan, “Bizim, cemevlerimizin inanç statüsünde sayılması yönünde taleplerimiz var. Eğer devlet bu konuda Alevilerle ilgili samimi bir yaklaşımda bulunmak istiyorlarsa, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na zaten talep olmadı, o halde kendi kendine yarattıkları bu başkanlığı lağvetmeleri gerekiyor” dedi.
“ALEVİLERE ŞİRİN GÖRÜNMEYE ÇALIŞIYORLAR”
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, Alevilerin inançlarına müdahale ettiğini de söyleyen Nurettin Erdoğan, “Zaten onlara karşı mücadelemizi de veriyoruz. AKP, bu hususta da işlerin daha kolay olması için Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı yaratarak Alevilere şirin gözükmeye çalışıyor. Bu başkanlığı tanımayan, bilgi sahibi olmayan Alevi canlar, sanki bir lütufmuş gibi de görebiliyor” diye belirtti.
Erdoğan, hükümetin cemevlerine mescit yapma konusunda çekinceli davranacağını belirterek, “Cemevimiz bizim inanç merkezlerimizdir. Biz ibadetlerimizi cemevlerimizde yürütürüz. Burada mescite ihtiyacımız yok” ifadelerini kullandı.
“İMAMLAR ÖNCE KENDİ CEMAATLERİNE ADALETLİ OLMAYI ÖĞRETSİN”
Erdoğan, inançlar üzerinde baskı uygulayanların büyük bir yanılgıya uğrayacaklarını belirterek şöyle devam etti:
“İmamların görevlerini daha dürüst şekilde yapmaları için önce camilerde kendi cemaatine insanlığı, doğruluğu adaleti öğretmenleri gerekir, insanların hak ve hukukunun çiğnenmeyeceğini öğretmesi gerekir. İnsanlara nasıl doğru insan olunur onu öğretmesi, çocuklarına, geleceğine insanlık açısından nasıl faydalı olunur bunları anlatması gerekiyor. Sadece ibadetle insan olunmaz. Başka inançlar üzerinde baskı uygulayarak hâkim olmaya çalışırlarsa burada çok büyük bir yanılgıya uğrarlar. Çünkü Alevi toplumunun kendi yoluna sahip olma öğretisi vardır. Alevi inanç önderleri, üzerine düşen görevlerini yerine getirmekte. Ayrıca bu yolun kanaat önderleri de bu konuda gereken mücadeleyi vermektedir.”
“DÜŞKÜN KİŞİLİKLERDİR”
Nurettin Erdoğan, Alevi toplumunun, bir başkanlığa ihtiyaç duymadığını vurgulayarak “Kendini Alevi gibi görüp de bu kurumlardan yararlanmaya çalışan insanları Alevilik yönünden nasibini almamış, düşkün insanlar olarak sayıyoruz. Bu konudaki tüm canlarımıza da bunlara kesinlikle herhangi bir ödün vermemelerini rica ediyorum” dedi.
PİRHA – Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz ile Antep Şube Başkanı olarak atanan Hasan Çolak hakkında hapis cezası verildi. AKD Başkanı Yılmaz, konuya ilişkin yaptığı açıklamada “Hırsıza, arsıza, uğursuza, şarlatana geçit vermedik, vermeyeceğiz. Bu kararı veren hakim hakkında HSYK’ya suç duyurusunda bulunacağız.” dedi.
AKD Antep Şubesi Başkanı Yılmaz Demirdelen ve yönetim kurulu üyeleri, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile ilişki kurması ve yolsuzluk yaptıkları iddiası ile genel merkez tarafından 8 Ocak’ta görevden alınmıştı. Gelişmeler ardından AKD Antep Şubesi’ne geçici yönetim atandı.
Usulsüzlük yaptıkları gerekçesiyle görevden alınan Yılmaz Demirdelen ve yönetim kurulu üyeleri, 22 Şubat’ta mahkemeye çıkmıştı. Alevi Kültür Dernekleri’nin yaptığı itiraz talebi, Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafınca İstinafın yolu açık olmak kaydıyla ‘ihtiyati tedbir’ kararına karşı yapılan itirazı reddetmişti.
Gelinen aşamada ise AKD Genel Başkan Seher Şengünlü Yılmaz ile Antep Şube Başkanı olarak atanan Hasan Çolak hakkında “İhtiyati Tedbire Muhalefet” nedeniyle hapis cezası verildi.
Ankara’da 1 Mart 2024’te yapılan duruşmada AKD Genel Başkanı Yılmaz ile Antep Şube Başkanı Çolak hakkında 3 gün disiplin hapsi cezası uygulanması yönünde karar çıktı.
“BU ŞARLATANLARA GEÇİT VERMEYECEĞİZ”
AKD Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz verilen hapis cezasına karşılık yazılı bir açıklama paylaştı. “Alevi toplumunun örgütlü kimliğini dize getireceğini sanmışlardır” denilen açıklamada Yılmaz, şu ifadelere yer verdi:
“Bilindiği üzere 06.01.2024 tarihinde görevden alınan Gaziantep şubemizin 18.02.2024 tarihinde duruşması yapıldı. Duruşma, Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne AKD Genel merkezini avukatları nezdinde, Gaziantep şubemizde gerçekleşen yolsuzluk ve usulsüz işlemlerin belgelerinin sunulmasına rağmen, mahkeme 1dakika sürmüş, karar önceden alınmış belli ki Cemevi daire başkanı Ali Rıza Özdemir ve ona hizmet eden Yılmaz Demirdelen, devletin mahkemelerinde Alevi toplumunun örgütlü kimliğini dize getireceğini sanmışlardır.
Şunu bilmeliler ki Türkiye’nin neresinde olursa olsun Alevi Kültür Dernekleri Örgütlülüğünün bize vermiş olduğu yetki ile bu toplumunun maddi manevi hiç bir değerini, bir karış toprağını, bir kuruş parasını ve 35 yıldır verilen örgütlü mücadelenin hiç bir emeğini kimseye peşkeş çekmeyeceğiz.
Bugün 1 Mart 2024 tarihinde aynı mahkeme, mahkeme zamanını beklemeden ara karar adı altında taraflara haber vermeksizin, duruşma yapmaksızın, dava dosyası üzerinden tüm belgelerin sunulmasına rağmen, kararda sunulmadığı varsayılarak hukuksuz, haksız karar almıştır. Şahsıma ve Gaziantep şube başkanıma hapis cezası kararı çıkmıştır.
Her ne pahasına olursa olsun AKD Genel Merkezi ve AKD’nin tüm örgütü şunu bilmelidir ki, bu şarlatanlara geçit vermeyecek ve hukuk nezdinde bu kararı veren hakim hakkında HSYK’ya, Kültür Bakanlığı’na bağlı Cemevi daire başkanı olan zat Ali Rıza Özdemir ve Yılmaz Demirdelen hakkında da suç duyurusunda bulunacağız.
Örgütüm bilmelidir ki Alevi Kültür Dernekleri’nin hiç bir yöneticisini zan altında bırakacak hukuksuz bir karar almadık.
Hırsıza, arsıza, uğursuza, şarlatana geçit vermedik, vermeyeceğiz! Bu uğurda ödenecek her türlü bedeli de ödemeye hazırız. Biz korkuyu Kerbela’da bıraktık.
PİRHA-AKP’nin kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın cemevlerine mescit açılmasını önerdiği iddialarını değerlendiren Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Şube Sekreteri Barış Aksoy, “2.Mahmut, Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nı ele geçirdiklerinde dergâhın girişine cami yaptı. Cemevlerini ibadethane olarak görmeyen bir insanın cemevine mescit açılsın demesi de bu zihniyetin devamının sonucudur” dedi.
Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Alirıza Özdemir’in iki yıl önce yazdığı bir yazısında cemevlerine mescit yapılması önerisi yeniden gündeme geldi. Alirıza Özdemir’in bu süreçte de aynı öneride bulunduğu iddia edildi. Bu iddia Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından yalanlanmadı.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Şube Sekreteri Barış Aksoy, cemevlerinin içinde mescit açılmak istendiği iddialarına ilişkin PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.
“CEMEVİNE MESCİT AÇILSIN YAKLAŞIMI 2. MAHMUT ZİHNİYETİNİN DEVAMIDIR”
Barış Aksoy, 2. Mahmut döneminde Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nı ele geçirdiklerinde, dergâhın girişine cami yaptıklarını hatırlatarak, “Aslında bu zihniyet 200 yıl öncesine dayanan bir zihniyet. Cemevlerini ibadethane olarak görmeyen bir insanın, cemevine mescit açılsın demesi de bunun bir parçasıdır” dedi.
Aksoy,”Biz neden şaşırıyoruz biliyor musunuz? Karşınızdaki gücü ya yeterince tanımıyoruz ya da gerçekten çok iyi niyetliyiz. Oranın tamamını işgal edip, kendi istedikleri Alevi’yi yaratmak onların dertleri, temel istekleri” diye ekledi.
“İKTİDAR HER ZAMAN KENDİ KÜRDÜNÜ, KENDİ ALEVİSİNİ, KENDİ ERMENİSİNİ YARATMA ARAYIŞINDA”
İktidarın bakış açısının, ‘benim Kürdüm olsun, benim Ermenim olsun, benim Alevim olsun’ yaklaşımı olduğunu belirten Aksoy, “İktidar, benim çizdiğim sınırların dışında herhangi bir şekilde çıkılmasın, bizim belirleyeceğimiz sınırlar içerisinde ibadetinizi yapın bakış açısındadır” dedi.
Yüzlerce, binlerce yıllık gelenekten gelen bir anlayışın temsilcileri olarak buna asla müsaade etmeyeceklerinin altını çizen Aksoy, “Buna müsaade etmesi de mümkün değil. Tabii ki içimizde mutlaka buna prim veren, düşkün olanlar olacaktır. Bu yol bunları defalarca gördü, yaşadı. Ama inancımızdan yolumuzun birliğinden asla taviz vermedik. Önümüzdeki dönemlerde de eminim ki birçok Alevi kurumumuz ve cemevlerini yönetenler bunlara müsaade etmeyecektir” diye konuştu.
“CEMEVİ BAŞKANLIĞI İLE GÖRÜŞEN DEDELER, MUTLAKA HESAP VERMELİDİR”
Antalya’da birkaç hafta önce Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın çeşitli dedelerle toplantı yaptığını hatırlatan Aksoy, “Oraya giden dedelerden herhangi bir açıklama yapılmadı. Oraya katılan dedeleri sorgulayacak olan dedelerin bağlı oldukları ocaklar veya bağlı oldukları cemevleridir. Burada onlara büyük bir görev düşüyor. Bağlı olduğu cemevinin yönetim kurulunda kimler varsa, ilk önce bunlar ve üyeleri sormalıdır” şeklinde ifade etti.
“BAŞKAN NE YAPARSA, DEDE NE YAPARSA DOĞRUDUR ANLAYIŞINDAN KURTULMAK GEREKİR”
Örgütlerin, hesap verilebilir örgütler haline gelmesi ve kurumlarımızda başkan ne yapsa doğrudur, dede ne yapsa doğrudur anlayışından çıkmak gerektiğini belirten Aksoy, şöyle devam etti:
“Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı ziyaret eden, toplantıya katılanların mutlaka açıklama yapması gerekir. Hangi nedenlerle gittiğini bize söylemesi gerekir. Zaten bizim temel sorunumuz da burada. Hesap vermeyi de bilmiyoruz, hesap sormayı da bilmiyoruz. Siz bunlara hesap sordunuz mu? Neden sormuyorsunuz? Bunları üyelerle ve kamuoyuyla paylaşmak zorundalar. Örgütün disiplin kurulları var. Bu kurullar neden kuruldu? Örgütsel işleyişe, hukuka uymayan işlemlerin yaptırıma uğraması için.”
PİRHA- Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevilerin asimilasyonunda kullanılacak projelerden biri olduğunu belirten PSAKD Genel Merkezi Hukuk Sekreteri Avukat Cafer Koluman, “Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, devlete bağlı bir yapıdır. Tüm Alevilere çağrımız; bu yapıya karşı dikkatli olalım onurluca hareket edelim ve asla bu yapının çatısı altında olmayalım” dedi.
Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun, zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzletilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması gibi temel talepleri var. Ancak bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, mahkeme kararları tanınmıyor.
Neredeyse tüm Alevi örgütleri, “Alevi Diyaneti” olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na büyük tepki gösteriyor. İki yıldır yüzlerce cemevini dolaşarak liste tutan, Aleviliği bir inanç olarak görmeyen ve kültürel bir ögeye indirgeyen AKP hükümeti, oluşturduğu ekiple Alevi köylerini, cemevlerini ve dernekleri dolaşarak maaşlı dedeler, elemanlar arıyor.
PSAKD Genel Merkezi Hukuk Sekreteri Avukat Cafer Koluman, ‘Alevi Diyaneti’ olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın, maaşlı dedeler bulma arayışını ve Alevileri bölme girişimlerini PİRHA’ya değerlendirdi.
“ALEVİ-BEKTAŞİ KÜLTÜR VE CEMEVİ BAŞKANLIĞI, ALEVİLER AÇISINDAN BİR KAZANIM DEĞİL”
Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulmasının Aleviler açısından bir kazanım olmadığını belirten Cafer Koluman, “Biz Alevi örgütleri ve Aleviler olarak her daim kendi inancımızı, kendi özgün, özerk kimliğiyle birlikte ve hiçbir müdahale olmaksızın kendi özgünlüğümüzü var edici şekilde ve bunu da yasal korumalar altına alınacak şekilde yaşamak isteriz ve bunun mücadelesini yıllarca veriyoruz. Biz bugün bu ülkede açık bir şekilde asimilasyon kurumu haline gelen Diyanet İşleri Başkanlığı’na nasıl karşıysak bu şekilde kilit uygulamaya karşı olduğumuzu ve Alevilerin bir anlamda ‘Alevi Diyaneti’ gibi bir kurum oluşturdukları kuşku götürmez bir gerçekliktir. Bu devletin birinci yüzyılı geride kaldı, ikinci yüzyılının başlarındayız. İlk yüzyılda birçok Alevi katliamı yapıldı, birçok Alevi değerlerine devlet tarafından el konuldu, Alevi kimliği yok sayıldı, tek kimlik üzerine bir toplum modeli yaratılmaya çalışıldı ve halen de bunun sancılarını yaşıyoruz. Bu devletin bugüne kadarki yaklaşımında sadece göstermelik olarak bir laiklik ilkesi, hukuk devleti ilkesi ve demokratlık ilkesi eklendi ama bunu biz pratikte hiçbir şekilde göremedik. Bir taraftan laiklik ilkesine atıf yaparken diğer taraftan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın olması ciddi anlamda bir sıkıntı” diye ifade etti.
“DEVLETİN ALEVİLER ÜZERİNDE DERİN PROJELERİ VAR!”
Koluman, devletin Alevileri yönelik asimilasyonda derin projeler üreterek bu süreci nihai başarı ile sonuçlandırmak istendiğini belirterek, “Anayasada, anayasal bir hüküm gereği olan ‘zorunlu din dersi’ uygulaması olması da aynı şekilde laiklik ilkesiyle ne kadar uyuşmadığını açık bir şekilde görmekteyiz. Dolayısıyla yıllardır farklı etnik kimlik, farklı inanç, farklı dil dediğimiz ve bu ülkede yaşayan Aleviler üzerinde sistematik bir şekilde kanlı ve kansız bir şekilde asimilasyon politikaları devam ediyordu. Ama bu asimilasyon politikalarına karşı da Alevi toplumu da gerçekten de mücadele kimliği, her daim atalarından, dedelerinden, analarından almış olduğu miras gereği de boyun eğmeme, biat etmeme ve mücadele kimliği de her koşulda devam ettirdi. Bugünkü süreç itibariyle Alevi toplumu eksik de olsa sonuçta örgütlü bir toplumdur. Örgütlü bir toplum haline geldiğinden dolayı örgütlü bu toplum üzerinden, örgütlü yapı üzerinden her türlü haklarını talep edebilecek bir noktadadır. Devlet aygıtı, yani Alevilerin bu örgütlenme, mücadele modelini eskiden beri tehlikeli gördüğünden dolayı sürece uygun bir şekilde ‘nasıl bir asimilasyon politikası geliştirebilirim’ diye derin bir plan yaparak bugün önümüze koydukları yaklaşım da tam da sürece uygun bir yaklaşımdır. Yıllardır asimilasyon politikasında başarılı olunmuş mu? Kısmen de olsa başarılı olmuş. Ama buna rağmen halen derin köklü bir geçmişi olan Alevi toplumu bugüne kadar hala ayaktaysa, halen yaşıyorsa, halen bu kimliğin mücadelesini veriyorsa devletin aslında tam da istediğini hayata geçiremediğinin açık kanıtıdır. Bunu tam anlamıyla hayata geçirebilmek için nasıl bir yol yöntem izleme konusunda derin projeler üretmişlerdir” şeklinde konuştu.
“ALEVİLER, SADECE YAŞADIĞI ÜLKEDE EŞİT MUAMELE GÖRMEK İSTİYOR”
Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulmasının yüzyıllık bir geleneğin bugüne yansıması olduğunu dile getiren Koluman, “9 Kasım 2022 tarihinde jet hızıyla bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi yayınlandı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı adı altında Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı bir başkanlık oluşturuldu. Biz yıllardır yüksek sesle haykırıyoruz Alevilerin talebi bu değil, böyle bir beklentimiz yok. Eğer tanıyacaksanız Alevi kimliğimizi tanımanız gerekiyor, bu ülkede bir birey olarak eşit şartlar dahilinde eşit muamele görmek istiyoruz. Kendi kimliğimizi, kendi inancımızı yaşamak istiyoruz. Hiçbir müdahaleye gerek olmaksızın sadece yasal haklardan sıradan bir vatandaş hukuk çerçevesinde nasıl faydalanıyorsa Aleviler de bunu istiyor. Çok fazla bir şey de istemiyor, yaşadığı ülkede eşit muamele görmek istiyorlar. Jet hızıyla kararnameyi gördükten sonra tabii ki bir kadro oluşturulacak, bir başkanlık verilecek ve buna yakın da bir takım paravan Alevi örgütleri ve kendilerine yandaş dedeler oluşturmuşlar” dedi.
“CEMEVİ BAŞKANLIĞI BİR ASİMİLASYON KURUMUDUR”
Koluman, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın bir ‘asimilasyon kurumu’ olduğunu sözlerine ekleyerek, “Onlar üzerinden Alevi değerlerini kullanarak Alevilerle bir şekilde bir kafa-kol ilişkisi yaratarak böyle bir başkanlık oluşturdular. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Alevilerden destek almadığı müddetçe sadece kağıt üzerinde oluşturulan bir yapıdır. Bu yapının sürece uygun bir asimilasyon kurumu olduğu açık ve kuşku götürmez bir gerçekliktir. Bugün geldiğimiz süreç itibariyle baktığımızda önceden Alevi kökenli birisi başkanlık yapıyordu onu değiştirdiler, şimdi de ülkücü kökenli ve Alevi olduğunu iddia eden Ali Rıza Özdemir diye birini başkan yaptılar. Ali Rıza Özdemir’in geçmişini bütün Alevi toplumu biliyor ve kime hizmet ettiği de ortadadır. Dolayısıyla şu an bu yapı Alevi kesimine hizmet eden, kazanım sağlayan bir yapı olmadığı gibi orada bulunanların Alevi toplumuna zerre kadar bir katkısı bulunmamaktadır. Tam tersi iktidarı besleyen bir güç haline gelmiştir ve bu yapı Alevi toplumunda karşılık bulamayacaktır” diye konuştu.
“ALEVİ-BEKTAŞİ KÜLTÜR VE CEMEVİ BAŞKANLIĞI’NDA HİZMET EDEN DEDELER ALEVİ TOPLUMUNA HİZMET ETMEYECEKTİR”
Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevileri asimilasyon politikasına maruz bırakmak ve tümden Aleviliği silmek adına oluşturulan bir proje olduğunu dile getiren Koluman, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu yapıdan sonra tekrar Türkiye’de bulunan bütün cemevleri tek tek gezdiler. Diyarbakır’a da geldiler, buradaki cemevine de geldiler. İhtiyaçlarınız nelerdir? Abonelikleri verin su aboneliği, elektrik aboneliği verin. Biz kurum bünyesinde bu sorunları çözmeye çalışacağız dediler. Alevilerin elektrik borcunun, su borcunu ödenmesi gibi bir derdi yok ki. Yıllardır sanki bu faturaları ödeyen bir güç mü vardı? Kendi yağıyla kavrulacak bir şekilde de olsa Alevi toplumu zaten bunun bedelini hep ödüyor. Dolayısıyla bu şekilde bir yaklaşımla cemevlerini ve Alevi toplumunu, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na bağlamayı hedeflediler. Ama bu hedeflerinde istedikleri noktaya varamadılar. Şu an bu yapının içerisinde ciddi bir çatışma, ciddi bir sıkıntı olduğunu da biliyoruz. Çok uzun zaman boyunca götüremeyeceklerini de biliyoruz.
“DİKKATLİ OLMALIYIZ, BU YAPININ ÇATISI ALTINDA OLMAYALIM”
Dolayısıyla biz eskiden beri nasıl mücadelemize devam ediyorsak aynı doğrultudayız, aynı yerdeyiz. Aynı şekilde Alevilerin haklı taleplerini yerine getirmesi konusunda hükümete her daim çağrımızı yapacağız, her daim demokratik hukuk mücadelemizi devam ettireceğiz. Dedelere de maaş bağlanması konusunda çok sınırlı sayıda da olsa bağlanan vardır. Buradan demokratik Alevi kamuoyuna ve dedelere, analara çağrımız şu ki oluşturulan bu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı bir yapıdır. Dolayısıyla devlete bağlı bir yapıdır, burada hizmet edecek dedeler Alevi toplumuna hizmet etmeyecektir. Aleviler bin yıldır, kendi geleneğiyle, kendi öğretileriyle, kendi değerleriyle kendini var edebilmiş bir toplumdur, mücadele geleneği vardır, biat etmeme geleneği vardır. Bu yapıya mensup olan her bir Alevi, her bir dede biat etmiş sayılır ve Alevi toplumuna zerre kadar faydası olmaz. Alevi toplumunu ezmeye yönelik, Alevi toplumunun asimilasyonuna yönelik bir politikaya hizmet etmiş sayılır. Dedelere, analara, tüm Alevilere çağrımız şudur ki ve bu yapıya karşı dikkatli olalım. Onurluca hareket edelim, asla bu yapının çatısı altında olmayalım.”
PİRHA- AKP-MHP iktidarı tarafından kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nda çalışan Mehmet Özgür Ersan, görevinden ayrıldı. Ersan, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Ali Rıza Özdemir’i eleştirerek “Kurumun mevcut yönetimle Alevi Bektaşi toplumuna yarar yerine zarar vereceğini zamanla göreceğiz” dedi.
AKP-MHP iktidarı tarafından Kültür Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nda çalışan Mehmet Özgür Ersan, görevinden ayrıldığını açıkladı.
Ersan, sosyal medya hesabından şu açıklamayı yaptı:
“Bugün itibariyle Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ndaki görevimden Maliye Bakanlığı’na Maltepe Vergi Dairesi’ne geri döndüm.
Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nda Başkan olan Ali Rıza Özdemir Bey’le çalışma imkanı bulunmadığından Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nda olacak olaylardan beri durduğuma mutluyum. Kurumla uzaktan yakından ilişkim kalmamıştır.
Kurumun mevcut yönetimle Alevi Bektaşi toplumuna yarar yerine zarar vereceğini zamanla göreceğiz.
Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın başlangıçtaki çalışmasından oldukça farklı bir duruma gelmiştir.
Allah hepimizin yar ve yardımcısı olsun.”
PİRHA- Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Merkezi’nin karşı olmasına rağmen AKD Antep Şubesi Yönetim Kurulu Üyeleri, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na giderek Ali Rıza Özdemir’i ziyaret etmişti. Telefonla ulaştığımız AKD yöneticisi Ali Bedir, şahsı için gittiklerini, depremde yıkılan köyündeki cemevine ilişkin ödenek meselesini görüştüklerini söyledi.
Alevi örgütlerinin ve Alevi toplumunun karşı çıkmasına rağmen bazı derneklerin temsilcileri, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı ve kurumun başına getirilen Ali Rıza Özdemir’i ziyaret ediyor.
Bu ziyaretçiler arasında Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Antep Şubesi yöneticileri de var.
Geçen hafta, AKD Antep Şubesi Başkanı Yılmaz Demirdelen, Yönetim Kurulu Üyeleri Ali Bedir, Mehmet Ali Arpart, Abbas Demirkol’dan oluşan heyetin, Ali Rıza Özdemir’i ziyaret ettiği sosyal medyadan duyurulmuştu.
Hem Alevi örgütlerinin hem de Alevi Kültür Dernekleri Genel Merkezi’nin, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı reddetmesine rağmen Antep Şubesi’nin heyet halinde ziyareti gerçekleştirmesi Alevi kamuoyunda büyük tepki çekti.
AKD Antep Şubesi Başkanı Yılmaz Demirdelen telefonlarımıza yanıt vermezken, Alevi Kültür Dernekleri GYK üyesi ve Antep Şubesi yöneticisi Ali Bedir ile konuştuk.
Ali Bedir, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na yaptıkları ziyaretin, kendi köyüne yaptırdığı cemevi ile ilgili olduğunu öne sürdü.
Ali Bedir, şunları kaydetti:
“Şahsıma köyümde cemevi var. Kendim yaptırdım cemevini. Nurdağı’na bağlı İçerisu Ali Baba Cemevi. Depremde cemevinde yıkım oldu. Başkanlık ödenek çıkarmış, 500 bin TL. Telefon açtılar, gidip görüştük. Biz bu paranın yetmeyeceğini, 1 milyon TL ihtiyacımız olduğunu söyledik. Kendisinin (Ali Rıza Özdemir) böyle bir karar veremeyeceğini, görüşüp bize döneceğini söyledi.
Cemevi Başkanlığı ile görüşmeler yapılmasına Alevi örgütlerinin, AKD Genel Merkezi’nin karşı olduğunu hatırlatınca ise Ali Bedir, “Herkesin kendi bileceği iş. Ben şahsım için gittim. Bekliyoruz şu anda. Yapacak bir şey yok.”
Ali Bedir, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı destekleyip desteklemediklerine dair sorumuzu ise yanıtsız bıraktı.
Cemevi Başkanlığı’na kesin olarak karşı çıkan AKD Genel Merkezi’nin bu ziyarete ilişkin nasıl bir tavır alacağı Alevi kamuoyu tarafından merak ediliyor.
ALEVİ BEKTAŞİ KÜLTÜR VE CEMEVİ BAŞKANLIĞI VE ALEVİ KURUMLARININ TAVRI
Mahkeme kararlarına rağmen zorunlu din derslerinin kaldırılmadığı, cemevine ibadethane statüsü verilmediği, Alevi köylerine camilerin yapıldığı, Alevilere karşı nefret suçu işleyenlerin ceza almadığı, yargılanmadığı bu süreçte AKP ve MHP ortaklığıyla Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulması Aleviler tarafından asimilasyon politikasının devamı olarak değerlendiriliyor.
Bu nedenle Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde “Alevi Diyaneti” olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulması, Alevi toplumu ve Alevi kurumları tarafından kabul görmedi.
Aleviliği bir inanç olarak görmeyip sadece kültürel bir öğeye indirgeyen AKP hükümeti, Alevi inancının içini boşaltarak dedeleri maaşlı elemanlar haline getirmek istiyor.
Dedeler/Analar, talipler başta olmak üzere neredeyse tüm Alevi toplumu, başına MHP’ye yakınlığıyla bilinen ülkücü Ali Rıza Özdemir’in getirildiği Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kesin bir dille reddediyor.
PİRHA – Ağuçan Ocağı’ndan İbrahim Erdoğan, Kültür Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kendisini üç kere aradığını belirterek “Ağuçan Ocağı’nın bir evladı olarak bana yakışmayacağını düşündüğüm için tekliflerini asla kabul etmedim, etmeyeceğim” dedi. Erdoğan, Alevi pirlerine de devletin değil Yol’un piri olmaları konusunda çağrıda bulundu.
Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun, zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzletilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması gibi temel talepleri var. Ancak bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, mahkeme kararları tanınmıyor.
Neredeyse tüm Alevi örgütleri, “Alevi Diyaneti” olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na büyük tepki gösteriyor.
İki yıldır yüzlerce cemevini dolaşarak liste tutan, Aleviliği bir inanç olarak görmeyen ve kültürel bir ögeye indirgeyen AKP hükümeti, oluşturduğu ekiple Alevi köylerini, cemevlerini ve dernekleri dolaşarak maaşlı dedeler, elemanlar arıyor.
Ağuçan Ocağı’ndan İbrahim Erdoğan, ‘Alevi Diyaneti’ olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın, maaşlı dedeler bulma arayışını ve Alevileri bölme girişimlerini PİRHA’ya değerlendirdi.
“ALEVİLERİ DENETİM ALTINA ALMAK İÇİN OYUNLAR OYNANIYOR”
Erdoğan, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın, rızalığı kimden alacağını sorarak şunları söyledi:
“Geçmişte olduğu gibi bugün de Alevileri denetim altına almak için üzerimize oyunlar oynanıyor. Biz kimseye bağlı değiliz. Devlete de bağlı değiliz. Çünkü biz inancımızı yürütürken, pirlerimiz görev yaparken rızalık sistemiyle hareket ederiz. Pirlerimiz bile rızalık almadan cemi yürütemez. Kurulan bu başkanlık rızalığı kimden alacak? Oraya bağlanacak cemevleri rızalığı kimden alacak?”
“KÜLTÜR BAKANLIĞI BENİ ÜÇ KERE ARADI”
Kültür Bakanlığı’nın hem maaş hem de kendisini Kerbela’ya götürmek için 3 kere aradığını söyleyen Erdoğan, “Ben de onlara ‘Kerbela’ya gideceksem kendi paramla giderim’ dedim. Hem maaşı hem de Kerbela’ya beni götürmelerini reddettim. Ağuçan Ocağı’nın bir evladı olarak bana yakışmayacağını düşündüğüm için tekliflerini asla kabul etmedim, etmeyeceğim”dedi.
“YOLUN PİRİ OLUR DEVLETİN PİRİ OLMAZ”
Erdoğan, Alevi pirlerine çağrıda bulunarak şunları dile getirdi:
“Eğer gider oraya maaşa bağlanırsanız kesinlikle pirlikten düşersiniz. Eğer bir Pir gider maaşa bağlanırsa bu pir asla cezadan kurtulamaz. O yüzden para için oraya gitmesinler. Yol’un piri olur, devletin piri olmaz. Devletin dedesi de olmaz. Eğer bir inancın içerisinde devletin eli varsa o inanç, inançlıktan çıkar. Alevi pirleri, devletin değil Yol’un piri olmalı.”
“DEVLET ALEVİLERİ BU ASİMİLASYON MERKEZİNE ÇEKMEYE ÇALIŞIYOR”
Erdoğan, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na atanan Ali Rıza Özdemir ve kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kapatılması gerektiğini belirterek şunları kaydetti:
“Alevi bir anne babadan doğmakla insan Alevi olmuyor. Alevice yaşarsan Alevisindir. Ali Rıza Özdemir de Alevice yaşamadığı için yaptığı çirkin işlerden dolayı Alevilikten çıkmıştır.
Devlet bunu kullanıp Alevileri bu asimilasyon merkezine çekmeye çalışıyor. Burada çark bozuk. Hangi dede, hangi Alevi oraya giderse gitsin bozulup gelecek. Biz bunu tarihten de biliyoruz. Bugün kendilerini uyarıyoruz. Bu yanlıştan geri çekilsinler. Bu başkanlığı kapatsınlar. Devletin kurduğu başkanlığın başına geçmekle Alevi olamazsınız. Bu tür insanlara ancak lanetleme yazısı yazılır.”
PİRHA-Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na Ali Rıza Özdemir’in atanmasını değerlendiren Kızıldeli Ocağı Yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı, “Ali Rıza Özdemir yıllarca Anadolu’daki Alevi Bektaşileri İran’a götürerek geziler düzenleyerek Bektaşilerin aslında aslını unutmuş Şiiler olduğunu söyleyen, Alevilerin içerisinde bulunduğu birliği baltalayabilmek adına kara propaganda yapan bir zattır’” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, gece yarısı kararnamesiyle Eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun eski danışmanı Ali Arif Özzeybek’in başkanı olduğu Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na ülkücü olarak bilinen Ali Rıza Özdemir’i atadı.
MHP destekli AKP hükümeti tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı olarak kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na Alevi toplumu açısından tartışmalı bir isim olan ülkücü Ali Rıza Özdemir’in getirilmesi tepkileri iyice alevlendirdi.
Aleviler ve örgütlü oldukları Alevi kurumları, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın bir asimilasyon merkezi olduğunu başından beri vurguluyor.
Kızıldeli Ocağı Yol Yürütücüsü MustafaSazcı, konuya dair PİRHA’ya konuştu.
Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’na Ali Arif Özdeybek yerine Ali Rıza Özdemir’in geçmesinin hiçbir önemi olmadığını belirten Sazcı, “Alevi Bektaşi toplumu ve kurumları nezdinde bu oluşturulan başkanlığın hiçbir meşrutiyeti yok. Çünkü Alevi Bektaşi toplumunun rızalığı ve Alevi kurumların talepleri göz önünde bulundurulmadan gerçekleştirilmiş bir oluşum” diye belirtti.
Köylerde ve Alevi mahallelerinde bulunan cemevleriyle ilişkilenmesi doğrultusunda Ali Arif Özzeybek’in yeterli olamadığı için görevden alındığını aktaran Sazcı, “Ali Rıza Özdemir Milliyetçi Hareket Partilidir. Aynı zamanda da yıllarca Anadolu’daki Alevi Bektaşileri İran’a geziler düzenleyerek Alevi Bektaşilerin aslında aslını unutmuş Şiiler olduğunu söyleyen bir zattır” dedi.
“SİYASAL İKTİDAR ALİ RIZA ÖZDEMİR’İ ALEVİLERİN BİRLİĞİNİN PARÇALAMASI İÇİN GETİRDİ”
Ali Rıza Özdemir’in Ocakzadeler Meclisi’nin kuruluşunda Hüseyin Hürrem Ulusoy, Ali Timurtaş Özmen’le birlikte çalışmalar yürüttüğüne dikkat çeken Sazcı, Veliyettin Hürrem Efendiye, dergaha karşı çalışmalar yürütmüş, Veliyettin Efendiyi kendi nezdinde düşkün ilan etmiş, kara propaganda çalışmasını yürütmüş, Alevilerin içerisinde bulunduğu birliği baltalayabilmek için uğraşmış biri olduğunu söyledi.
“BAĞIMSIZ CEMEVLERİ BU SÜREÇTE BÜYÜK BİR TEHLİKE ALTINDA”
Siyasal iktidarın Alevi toplumuna ulaşabilecekleri kanalları Alevi Bektaşi Federasyonu’na (ABF) bağlı cemevleri üzerinden yürütmediğini belirten Sazcı, “Bağımsız olan cemevleri üzerinden daha kolay hareket edebiliyor daha kolay gerçekleştirebiliyorlar. Bu tehlikeyi göz önünde bulundurmak gerekiyor” dedi.
Ali Rıza Özdemir’in Alevi köylerini, Alevi mahallelerini bağımsız dernekleri bildiği için iktidar tarafından pozitif bir yanı olduğuna dikkat çeken Sazcı, “Onun için kurumlarla ilişkilenme hususunda daha önemli hamleler yapabiliyor. Bunun yanı sıra Hacı Bektaş Dergahı’nda Ulusoylardan Hüseyin Hürrem Ulusoy ile de yakın temas içerisinde olduğu için onların Talip kitleleri ile de ilişkiye geçme olanakları oldukça fazla” diye ifade etti.
“ABF BAĞIMSIZ CEMEVLERİNE DAİR ÇALIŞMA YAPMALI”
ABF’nin kendisine üye olan cemevleri sayısını açık ve şeffaf bir şekilde ortaya koyması gerektiğini belirten Sazcı, “Cemevlerine bağlı olmayan cemevlerini ABF ‘ye bağlayabilmek için görüşmelerde bulunmalı. Ancak ABF ile birlikte hareket eden Alevi hareketi iktidar karşısında doğru bir duruşa sahip olabilir” diye ifade etti.
PİRHA- Alevi örgütlerinin reddetmesine rağmen Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Antep Şubesi Başkanı Yılmaz Demirdelen ve yönetim Kurulu üyeleri, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na giderek Ali Rıza Özdemir’i ziyaret etti.
Alevi inancı ve Alevi örgütlenmesi AKP-MHP iktidarının hedefindeyken, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde “Alevi Diyaneti” olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulması Alevi toplumu ve kurumları tarafından kabul görmedi.
Mahkeme kararlarına rağmen zorunlu din derslerinin kaldırılmadığı, cemevine ibadethane statüsü verilmediği, Alevi köylerine camilerin yapıldığı, Alevilere karşı nefret suçu işleyenlerin ceza almadığı, yargılanmadığı bu süreçte AKP ve MHP ortaklığıyla Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulması Aleviler tarafından asimilasyon politikasının devamı olarak değerlendiriliyor.
İki yıldır yüzlerce cemevini dolaşarak liste tutan, Aleviliği bir inanç olarak görmeyen ve kültürel bir ögeye indirgeyen AKP hükümeti, dedeleri maaşlı elemanlar haline getirmek istiyor.
Dedeler başta olmak üzere Aleviler, başına da ülkücü Ali Rıza Özdemir’in getirildiği Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı reddediyor.
Alevi örgütlerinin karşı çıkmasına rağmen bazı derneklerin temsilcileri, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na giderek Ali Rıza Özdemir’i ziyaret ediyor.
Bunlardan biri de Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Antep Şubesi Başkanı Yılmaz Demirdelen, Yönetim Kurulu Üyeleri Ali Bedir, Mehmet Ali Arpart, Abbas Demirkol’dan oluşan heyet, Ali Rıza Özdemir’i ziyaret ettiği sosyal medyadan duyuruldu.
Alevi Kültür Dernekleri Genel Merkezi’nin, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı reddetmesine rağmen Antep Şubesi’nin heyet halinde ziyaret etmesi dikkat çekti.
PİRHA- Alevi Vakıfları Federasyonu Genel Başkanı Dr. Haydar Baki Doğan, Yönetim Kurulu üyeleri ile birlikte Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Ali Rıza Özdemir’i makamında ziyaret ettiler.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, gece yarısı kararnamesiyle Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na ülkücü olarak bilinen Ali Rıza Özdemir’i atamıştı. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurulduktan sonra ilk başkanlığını eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun eski danışmanı Ali Arif Özzeybek yapmıştı.
MHP destekli AKP hükümeti tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı olarak kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na Alevi toplumu açısından tartışmalı bir isim olan ülkücü Ali Rıza Özdemir’in getirilmesi büyük tepki çekiyor.
Aleviler ve örgütlü oldukları Alevi kurumları, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın bir asimilasyon merkezi olduğunu vurguluyor.
Ancak bugün Alevi Vakıfları Federasyonu Genel Başkanı Dr. Haydar Baki Doğan, Yönetim Kurulu üyeleri ile birlikte Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Ali Rıza Özdemir’i makamında ziyaret ettiler.
Sosyal medya hesabından ziyareti duyuran Alevi Vakıfları Federasyonu, Ali Rıza Özdemir için “Kendilerine misafirperverliğinden ve göstermiş olduğu nezaketten ötürü teşekkür ederiz” dedi.