Etiket: ali

  • ABF Genel Sekreteri Kaplan: Aydınlık’ın tepkilerini AKP’den bağımsız değerlendirmiyoruz-VİDEO

    ABF Genel Sekreteri Kaplan: Aydınlık’ın tepkilerini AKP’den bağımsız değerlendirmiyoruz-VİDEO

    PİRHA – Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Sekreteri Özgür Kaplan, Aydınlık gazetesinin “Alevi maskeli bölücü çalıştay” manşetiyle yaptığı haberi sert dille eleştirerek, “Tekçi zihniyete karşı 72 milletin gönüllü bir arada yaşadığı ülkeye olan özlem çağrısını sürekli yenileyeceğiz. Kesinlikle yeni çalışmalar da yapacağız” dedi. 

    Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde 17-18 Eylül’de 7 Alevi örgütü tarafından düzenlenen çalıştayı hedef gösteren Aydınlık gazetesine tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Çalıştaydan 8 gün sonra “Alevi maskeli bölücü çalıştay” manşetiyle çıkan Aydınlık’ta, “Düzenlenen çalıştayda hükümetin son zamanlarda Aleviler için attığı adımlar ‘dilencileştirme ve sadaka politikası’ denilerek karalandı. Türkiye’nin terörle mücadelesi hedef alındı ve LGBT dayatmalarına destek verildi” ifadeleri kullanılmıştı.

    “ERDOĞAN’IN YARATTIĞI İKLİMDEN DOLAYI”

    ABF Genel Sekreteri Özgür Kaplan, Aydınlık’ın haberine karşılık “Hukuki olarak atılacak adımlar da dahil, demokratik çerçevede tepkilerimiz olacak. Bunları konuşuyoruz” dedi. AKP iktidarı ile Aydınlık gazetesinin, Alevi toplumuna karşı benzer politika yürüttüklerini vurgulayan Kaplan “Alevi örgütleri olarak ne kadar da doğru bir yere hamle yaptığımız ortaya çıktı” diyerek şöyle devam etti:

    “Hacıbektaş’ta sadece 7 örgüt çağırıcı olarak vardık ama salonda daha çok kurum vardı. Mesela Abdallar, Çepniler, Kızılırmak Yerel Dernekler Federasyonu’ndan tutalım da Anadolu Güç Birliği’ne kadar dost ve müsahip kurumlar da gelmişti. Şimdi burada kendini ‘ulusalcı’ diye tarif eden çevrelerin tepkilerini AKP’den, AKP’nin yarattığı iklimden bağımsız değerlendirmiyoruz. Yani bir ay kadar önce ‘en iyi Alevi Ali’yi sevmekse en iyi Alevi benim’ diyordu Cumhurbaşkanı. İşte şimdi Erdoğan’ın yarattığı iklimden dolayı Alevilere nasıl yaklaşıldığını da görüyoruz.

    Aydınlık gazetesi ki bana göre o bir gazete değil paçavradır. Bir manşet atmış ve bizi bölücülükle, çeşitli örgütlere yakın olmakla itham etmiş. Bir kere bunu kanıtlamak zorunda. Aydınlık gazetesinin karşısında 30 yılı aşkın süreden beri mücadele etmiş federasyonlar var ve her birinin on binlerle ifade edilebilecek üye kitlesi mevcut.”

    “CUMHURİYET TEKÇİ BİR NOKTAYA GELDİ”

    Özgür Kaplan, Hacıbektaş’ta yapılan çalıştayın devamı niteliğinde yeni çalışmalar da yapacaklarını belirterek, “Bizler Hacıbektaş’ta şunu dedik: Cumhuriyetin 1. yüzyılında ötekileştirilenlerle birlikte Aleviler de hep tabiri yerindeyse dolgu malzemesi gibi görüldü. Yani demokrasinin ve sistemin çarkının içerisinde yer almadan, dışlanarak, demokratikleşmeye katkı sunmamız bile engellendiğinden bu cumhuriyet tekçi bir noktaya geldi. Eğer başından itibaren Aleviler, Ermeniler, Kürtler, Süryaniler, Ezidiler; yani bu tekçi kafanın dışladığı ötekileştirdiği insanlarla birlikte yönetebilseydik bu ülkeyi, tabii ki böyle olmayacaktı. Biz biraz da bu noktaya dikkat çektik. Bundan sonraki çalışmalarımızda tekçi zihniyete karşı 72 milletin gönüllü bir arada yaşadığı ülkeye olan özlem çağrısını sürekli yenileyeceğiz. Bu anlamda doğru bir yerde olduğumuzu düşünüyoruz ve kesinlikle yeni çalışmalar da yapacağız.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Aktaş: Bugün Alevilere yapılanlar 12 Eylül faşizminden daha kötü-VİDEO

    Aktaş: Bugün Alevilere yapılanlar 12 Eylül faşizminden daha kötü-VİDEO

    PİRHA-Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkan Yardımcısı Ali Aktaş, Dersim’de bulunan Alevi köylerinde karakollardan ezan okutulmasına ve Alevi köylerine camii yapılmasına tepki gösterdi. Aktaş, “Dersim‘de Alevi köylerinde ezan olayı yeni değil. Direklere değil, her evimize bir hoparlör bağlasanız da Alevi toplumu hiçbir zaman asimile olmadı, olmayacak” dedi. 

    Alevi Kültür Dernekleri  (AKD) Genel Başkan Yardımcısı Ali Aktaş, Alevi köylerine yönelik asimilasyon ve baskı politikalarına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    Alevi Kültür Dernekleri Cemevinin bulunduğu Manavgat bölgesinden bahsederek konuşmasına başlayan Aktaş, bölgede 10 binin üzerinde Alevi yaşadığını, yazın ise bu sayının turizmden dolayı 100 binlere kadar yaklaştığını aktardı. Son iki senedir ise pandemiden dolayı çok göç verildiğini ve Alevi nüfusunun kışın 10 binin altına kadar düştüğünü söyledi.

    “CAMİ YOKSA YOL, SU, ELEKTRİK DE YOK!”

    2 yıl önce İstanbul Ayazağa’da cemevinin önündeki elektrik direklerine takılan hoparlörlerden yüksek sesle ezan okutulmasına ve son dönemde Dersim’deki Alevi köylerinde karakollardan ezan okutulmasına değinen Aktaş, şunları ifade etti:

    “Dersim‘de Alevi köylerinde ezan olayı yeni değil. Özellikle Anadolu’daki köylerde insanlar taciz ediliyordu. O ezanların okunduğunu çocukluğumda gördüm ve yıllardan beride yaşıyoruz. Bizim yöremiz olan İmranlı’da bunu yapamadılar hiçbir Alevi köyünde cami yoktur. Ama başka türlü baskı gördük, başka türlü eziyet gördük. Neydi bu? Mesela bizim köylerimiz ana yola en fazla üç veya 5 km mesafede olmasına rağmen ne yazık ki köylerimizde yollar yapılmadı. Gidip yol talebinde bulunduğumuz zaman söyledikleri şey şuydu: ‘Cami yapın yolunuzu da yapalım, suyunuzu da getirelim, elektriğinizi de getirelim.’

    Düşünebiliyor musunuz bizim köyümüz ana yola 2 km ama elektriğimiz 10-15 sene önce geldi, yolumuz daha yeni yapıldı. O da tek aracın geçebileceği şekilde bir yol. Karataş İmranlı’nın en büyük köylerinden biridir. Ama ne yazık ki insanlar ekonomik yönden memleketlerinde durmadılar, gurbete geldiler. Ama şu anda millet yavaş yavaş köyüne dönüyor ve ev yapıyor. Özellikle emekli olanlar köylerine dönüyorlar.

    “ALEVİ KÖYÜNDE EZAN ZULÜMDÜR”

    Köylerimizde ezan insan haklarına aykırı bir tutumdur, bu bir zulümdür. Direklere değil, her evimize bir hoparlör bağlasanız da Alevi toplumu hiçbir zaman asimile olmadı, olmayacak. Kerbela’dan bu zamana kadar bizim direnişimiz Hazreti Hüseyin direnişidir, Hüseyin’ce bir duruştur. Biz o duruşumuza devam ediyoruz. Kimsenin bizi asimile etmeye hakları da yok, böylesi bir güçleri de yok, yapamazlar da.”

    “ALEVİLERİ ASİMİLE ETMEK İÇİN ÇOK UĞRAŞTILAR AMA BAŞARAMADILAR”

    12 Eylül askeri darbe döneminde Alevilere yönelik uygulanan asimilasyon politikasının bir parçası olan Alevi köylerine camii yapılması ile bugünkü yürütülen uygulamalar arasında farklılık olmadığını belirten Aktaş şunları dile getirdi:

    “Evet, 12 Eylül döneminde Alevi mahallelerine hoparlör bağlanıyordu. Alevi toplumunu asimile etmek için çok uğraştılar, beceremediler, yapamadılar. Çünkü Alevi toplumu okuyan, düşünen, biat etmeyen bir toplumdur. O kültürünü yol önderlerimizden aldık. Dedelerimizle, pirlerimizle, seyitlerimizle yolumuza devam ediyoruz. Bizi asimile etmeye güçleri yetmez. Daha önceden de valiler, kaymakamlar ve devletin yetkilileri tarafından baskılarla köylerimize cami yaptırmaya çalıştılar olmadı, yapamadılar. Biz bu yapılanların hiçbirini kabul etmiyoruz, bu yaptıkları bir zulümdür, insanlık suçudur. Kaldı ki bu ülkede sadece Sünni inançtaki insanlar yaşamıyor. Bu ülkede Aleviler var, Ermeniler var, Süryaniler var, daha nice, değişik inançlardan, değişik kültürlerden olan insanlar var.”

    ALEVİLERE VE KÜRTLERE ZULÜM EDİYORLAR”

    Alevilerin kimsenin inancına karışmadığını vurgulayan Aktaş, “Biz kimseye niye camiye gidiyorsun demiyoruz. Niye namaz kılıyorsun demiyoruz. Ama ne yazık ki onlar bizim cemevlerimizin yasal statüsünü kabul etmedikleri gibi cemevlerimizi cümbüş evi, cemevlerimizi terör yuvası olarak görmeye çalıştılar. Bunu yapan da memleketin en üst tepesinde bulunan insanlar, orada zoraki oturanlar. Özellikle söylüyorum zoraki oturanlar. Ne yazık ki memleketimizde biz Alevilere ve Kürtlere zülüm ediyorlar. Biz boyun eğmedik elbette ki bir takım haksızlıklara maruz kaldık” diye konuştu.

    “BUGÜN YAPILANLAR 12 EYLÜL’DEN DAHA KÖTÜ”

    Bugün hala devlet dairelerinin üst yönetimlerinde Alevi olmadığını, Alevilerin belirli makam ve mevkilere gelmesinin engellendiğini söyleyen Aktaş, şöyle devam etti:

    “Bir Vali yok, 956 ilçe var bir tane kaymakam yok, emniyet müdürü yok, okul müdürü yok, genel müdür yok, askerin tepesinde kimse yok. Çünkü almıyorlar. Ayrıca şu an yapılan zulümler 12 Eylül döneminden daha kötü. Ne yazık ki cemaatler yoluyla asimilasyon işine giriştiler ama başaramadılar. Cemaatler yoluyla yapamadıklarını karakollarda ezan okutulması gibi uygulamalarla yapmaya çalışıyorlar. Bu tür yapılanlar insanlık dışıdır, faşizmdir, kesinlikle kabul etmiyoruz. Bu yapılanları insan haklarına aykırı buluyoruz.”

    Cebrail ARSLAN/MANAVGAT

     

  • Ocakzade Pirlerine ‘Gelin Hakk meydanında cem olalım, ikrar verelim’ çağrısı

    Ocakzade Pirlerine ‘Gelin Hakk meydanında cem olalım, ikrar verelim’ çağrısı

    PİRHA- DAD, Ocakzadelere çağrıda bulunarak, “Gelin hep beraber taliplerimizle, hak aşkı Hızır gayreti ile, hak meydanında, kutsal bir mekanda cem olalım. Ya hak, Ya Hızır, ya şahı merdan, ya Ana Fatma diyelim, kutsal mekanlarınıza sığınalım, sazımız, sözümüz, avazımız, çarkı pervazımız gök kubbeye ulaşsın” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkezi, “Yola ikrar veren, yol yürüyen tüm Ocakzade Pirlerine çağrımızdır” başlıklı açıklama yayınladı.

    “BÜTÜN CANLARIN BİR ARAYA GELEREK, MEYDAN KURARAK, DAR DİDAR OLMALARININ ZAMANIDIR”

    “Yaşadığımız dem tarihi sorumlulukları omzumuza yüklemiştir, bunun yarını geç olabilir, bekle gör pozisyonuna giremeyiz” denilen açıklamada “Bir an önce yola ikrar veren yola talip olan, edep erkan bilen bütün canların bir araya gelerek, meydan kurarak, Dar Didar olmalarının zamanıdır. Kutsal mekanlarımızın; dergahlarımız, nişangahlarımız, ocaklarımız ve yol ulularımızın manevi huzurunda bu sorumluluğu hissetmeliyiz” ifadelerine yer verildi.

    “BİZ HAKKI DA HAKİKAT-İ DE KELAM SÖYLEMEYİ DE, EDEP ERKANI SERDAR OLANLARIN YAŞAMINDA ÖĞRENDİK”

    Açıklamanın devamında, şunlar dile getirildi:

    “Gelin hep beraber ariflerin ve hakikatçilerin ortaya koymuş oldukları hakikaten gıdığımızı alarak yol alalım. En zor anlarda meydan kurmamızın nedeni, halk ve inanç önderlerinin ser çeşmesinde şelale olmuşların, çerağ gibi nur saçmışların, serden geçenlerin davasına olan bağlılığımızdandır. Biz Hakkı da hakikat-i de kelam söylemeyi de, edep erkanı Serdar olanların yaşamında öğrendik, bize miras kaldı, o değerlerle bugüne geldik. Bu yolun Pirleri, Serdarları en zor anda bedenlerini iradelerine çerağ yaparak serden geçtikleri için Şer’i Yezdan oldular. Bundan dolayı, mağduriyetleri mazlumiyetlerin gerekçesidir. Bundandır Ali’siz yol yürünmez, meydan kurulmaz, çerağ uyanmaz. O nurdur ki Kırklar Meclisinde Muhammed Mustafa’ya Hızır aklı olmuştu. Bu mana derinliğini bilmeyenlerin Ali ismini ağızlarına almaları beyhudedir. Manayı marifet, sırrı hakikati bilmemektir.”

    “GELİN HEP BERABER TALİPLERİMİZLE, HAK AŞKI HIZIR GAYRETİ İLE, HAK MEYDANINDA, KUTSAL BİR MEKANDA CEM OLALIM”

    Açıklamanın sonunda “Gelin hep beraber taliplerimizle, Hakk aşkı, Xızır gayreti ile, Hakk meydanında, kutsal bir mekanda Cem olalım. Ya Hakk, Ya Xızır, ya Şah-ı Merdan, ya Ana Fatma diyelim, kutsal mekanlarınıza sığınalım, sazımız, sözümüz, avazımız, çarkı pervazımız gök kubbeye ulaşsın” denilerek, “Bir olmazsak yolun hakikatini görünür kılamayız. Bir olmanın, iri olmanın, diri olmanın tam da zamanıdır. Özümüz darda, yüzümüz yerde, hak divanında, Pirlerimizin  huzurunda cem olalım” çağrısı yapıldı.

    Açıklamanın tam metni şöyle:

    “İnsanlık olarak zorda ve darda olduğumuz demi Devranlarda geçiyoruz. Zor anlarda “Medet Ya Xızır”diyerek gayret etmenin tam da zamanıdır. Bu hak kelamı, zulme karşı gayret etmenin ifadesidir.

    “TÜM İNSANLIK NEMRUDİ ZİHNİYETLERE KARŞI KOMLAŞARAK HAKK MEYDANI KURMANIN ZAMANI”

    Hakyol Alevi sürekleri darda-zorda kaldıklarında bu zor anları aşmak için, Xızır aklında meydan kurarak, Cem olarak, Alileşerek aşmışlardır. Bütün Hakk ve Hakikat yolcuları; peygamberler, evliyalar, pirler, mürşitler ancak ve ancak Xızır aklı ile kom olarak yol almışlardır. Bizler için zor zamanlarda “dardayım darda, yetiş Ya Xızır “nidası Xızır’a çağrı iken, meydan kurup yol açanın ise Şer’i Yezdan olduğunu bir kez daha yaşayarak öğrendik. Tüm insanlık Nemrudi zihniyetlere karşı komlaşarak Hakk meydanı kurmanın zamanı olduğunu biliyor. Hak meydanında hak kelamı söylenir.

    “CÜMLE CAN XIZIR’IN NURU İLE VARLIK BULUR”

    Cümle Can Xızır’ın nuru ile varlık bulur. İnsanlık ancak ve ancak “Ya Hakk Ya Xızır” diyerek hak meydanında cemal cemale gelerek, Hakk kelamı söyleyerek zorda kurtulur. Doğru zamanda doğru kelamı söylemek ibadet sayılır.

    Tarih, yola ikrar veren bütün Alevi süreklerinin omzuna yükümlülük yüklemiştir. Ya Cem olup Dar Didar olacağız, ikrar birliğine varacağız ya da içteki Nehakla hınzırlı yolda ikrarsız, nursuz, pirsiz, ocaksız, erkansız bir şekilde NeHak zihniyetin sofrasında yer alacağız. Zaman hak çerağını, Hızır aklını, Şer’ i Yezdan’ ın direncini kendimize delil yapma zamanıdır. Bu zamanlarda “ağzımız çiğ söze, midemiz Çiğ lokmaya mühürlüdür”deme zamanıdır.

    “HAKİKAT ARAYIŞINDA OLAN HER SÜREK HAK MEYDANDA BİR ARAYA GELMELİDİR”

    Hak yol Alevi sürekleri zor anlarda birbirinin Xızır’ı olarak zorluğu aşmışlardır. Hızır zor günün dostudur, dostsuz dünya karanlıktır. Birbirimizin darına yetişmek, birbirimizin Xızır’ı olmak zorundayız. Bizler biliyoruz ki Hakk aşkı Xızır gayreti ile kurulacak meydanda keramet vardır. Bu meydanda “El ele El Hakka”denilerek birbirimize yar oluruz, kendine yar olan toplumu ile yar olur, toplumu ile yar olan kainata ikrar verir. Özellikle bu zor anlarda tüm Alevi sürekleri Pir ve talipleri ile Cem olmalı Dar Didar ve ikrarlaşmalıdır. Hakikat arayışında olan her sürek Hak meydanda bir araya gelmelidir.

    “YOLUMUZUN PİRLERİ EZELİ VE EBEDİ TARİHTE BİRLEŞTİRDİLER”

    Hak meydanında çerağ uyandırılmadan kelam söylenmez. Ana kadın eline aldığı çerağın sağına, soluna ve önüne niyaz olduktan sonra çerağı uyandırır. Sağı ezel, solu ebed önü ise yaşadığımız hali ifade eder. İçinde bulunduğumuz hali bilince çıkarmak için çerağın ziyasında ezeli görmemiz gerek. Özellikle son 30 yılda yaşadıklarınız bize neler kattı, inancımızda neler alıp götürdü geleceğimizi inşa etmemiz için bilmemiz gerekiyor. Geçmişimizi bilmezsek çerağın sağına nasıl niyaz oluruz. Geçmişimiz tarihimizdir, kimliğimizdir, varlık nedenimizdir. Yol adına bütün yaşanmışlıkları hak meydanına getirip, kayıp ve kazanımlarımızı rıza toplumu sürekleri ve rızalığıyla vicdan ve adalet terazisinden geçirerek görünür kılmalıyız. Biliyoruz ki “birimiz kırkımız kırkımız birimiz”düsturu ile binlerce yıldır Nehak zihniyete muhtaç olmadan bugüne geldik.

    Yolumuzun pirleri ezeli ve ebedi tarihte birleştirdiler. İnsanlık tarihi Nehak zihniyete karşı meydan kurarak Cem olarak bugüne gelmiştir. İnsanı suret-i Haktan gören bir inancın tarihi, insanlığın tarihidir. Bundan dolayı Alevi tarihi meydan kurup, komlaşarak, zulme karşı Serdar olanların tarihidir. Yaşadığımız dem tarihi sorumlulukları omzumuza yüklemiştir, bunun yarını geç olabilir, bekle gör pozisyonuna giremeyiz. Bir an önce yola ikrar veren yola talip olan, edep erkan bilen bütün canların bir araya gelerek, meydan kurarak, Dar Didar olmalarının zamanıdır. Kutsal mekanlarımızın; dergahlarımız, nişangahlarımız, ocaklarımız yol ulularımızın manevi huzurunda bu sorumluluğu hissetmeliyiz. Kutsallarımız bizden bunu bekliyor.

    “HAKKIN NURUNDA CEMAL CEMAL’E GELMELİYİZ”

    “Hak aynamız, Hızır hikmetimiz,Şer’i Yezdan’direncimiz” deyip Hakkın nurunda cemal cemal’e gelmeliyiz. Yola ikrar veren serden geçen pirlerimiz, gündüz zalimin zulmünden saklanarak,gece karanlıklarında ise yol yürüyerek talibe gitmişlerdi. Tüm mesele aydınlıkta yürümek değil, keramet odur ki, karanlıkta yol yürümektir. Bütün yol ulularımız karanlık anda hak aşkı Hızır gayreti ile Alileşerek yol yürümüşlerdir. Yolda Serdar olanların tüm marifeti budur.

    “MANAYI MARİFET, SIRRI HAKİKATİ BİLMEMEKTİR”

    Gelin hep beraber ariflerin ve hakikatçilerin ortaya koymuş oldukları hakikaten rızalığımızı alarak yol alalım. En zor anlarda meydan kurmamızın nedeni, halk ve inanç önderlerinin ser çeşmesinde şelale olmuşların, çerağ gibi nur saçmışların, serden geçenlerin davasına olan bağlılığımızdandır. Biz Hakkı da hakikat-i de kelam söylemeyi de, edep erkanı Serdar olanların yaşamında öğrendik, bize miras kaldı, o değerlerle bugüne geldik. Bu yolun pirleri, Serdarları en zor anda bedenlerini iradelerine çerağ yaparak serden geçtikleri için Şer’i Yezdan oldular. Bundan dolayı, mağduriyetleri mazlumiyetlerin gerekçesidir. Bundandır Ali’siz yol yürünmez, meydan kurulmaz, çerağ uyanmaz. O nurdur ki Kırklar Meclisinde Muhammed Mustafa’ya Xızır aklı olmuştu. Bu mana derinliğini bilmeyenlerin Ali ismini ağızlarına almaları beyhudedir. Manayı marifet, sırrı hakikati bilmemektir.

    “GELİN ÇİĞ SÖZ SÖYLEYENLERE KARŞI HEP BERABER CEM OLALIM, KUTSALLARIMIZIN DARINA DURALIM”

    “Aslanı gördüm meşede/ Kırk mum yanar bir şişede/ Yedi iklim dört köşede/ Ali’yi gördüm Ali’yi”. İşte manayı marifet sırrı hakikat buradadır. Bu manaya ermeyenler, hakikat-i bilmeyenler, Ali ismini ağzına alıp manasını bozmasınlar, çiğ söz söylemesinler. Bilinmelidir ki alevilikteki her kelam,her kavram binlerce yıllık yaşanmışlıkları bünyesinde barındıran, mana yüklü deryalardır. Her söz, sazın telinde, turna avazında, Pir nefesinde hakikat-i bugüne kadar taşımıştır. Pirin nefesi binlerce yıllık bu enerjinin devamıdır. Hak meydanında “hizmet bizden nefes Pirden”sözü boşuna denilmemiştir! Gelin çiğ söz söyleyenlere karşı hep beraber gayret edip yola hizmet edelim, Pirlerimizin nefesini hak edelim, cem olalım, kutsallarımızın darına duralım.

    “BU YOLDA “KULA KULLUK” EDİLMEZ, YOLA TALİPLİK EDİLİR”

    Hak yol Alevi inancı binlerce yıldır her türlü Nemrudi zihniyetten uzak, deryada ısrar ederek bugüne gelmiştir. Alevi inancını zamandan ve mekandan bağımsız ele almak, ya da zaman ve mekanını değiştirmek, Hızır Paşa’nın kapısına kul olmaktır. Bilmezler mi ki bu yolda “Kula kulluk” edilmez, yola taliplik edilir. Yol yürüyenin, ikrar verenin ve ikrarında duranın, Erkan yürütenin, çerağ uyandıranındır. Ancak ve ancak talip hanesine uğrayarak pir  olunur. Yol kimseden secere istemez, yolun seceresi talibin kendisidir. Ali ismi hak meydanında, Kırklar Meclisinde, Miraçta, Xızır aklı ile yol göstererek mana kazanmıştır. Meydana gelmeyen, talibe uğramayan, mekansız, rızasız, erkansız, pirsiz, nursuz, haksız, kelamsız, bir şekilde Ali’yi Alisizleştirenlere, söyleyecek sözümüz olmalı.

    Gelin hep beraber taliplerimizle, Hakk aşkı Xızır gayreti ile, hak meydanında, kutsal bir mekanda Cem olalım. Ya Hakk, Ya Xızır, ya Şah-ı Merdan, ya Ana Fatma diyelim, kutsal mekanlarınıza sığınalım, sazımız, sözümüz, avazımız, çarkı pervazımız gök kubbeye ulaşsın.

    “RIZA ALINMADAN YAPILAN HER GAYRET HAKSIZLIKTIR”

    Kainattaki cümle can hak meydanında rızalıkla mekan tutmuştur. Alevi inancında mekan mülk değildir, hakkın görünür olduğu meydandır. Alevi hakikat deryasında hiçbir zerre mülk değildir. Bu yolun dilini, erkanını, meydanını, sazını, avazını mülk edinenler görünürde bir Ocağa mensup olsalar da hakkın huzurunda Pir olamazlar.bilinmelidir ki kişiye değil ocağa ikrar verilmiştir. Ocaklarında rızalık almayanlar Pirlik yapamaz. Talibin varsa Pir’sin yoksa birsin. Geçmişten bugüne Hakk ve Hakikat uğrunda gayret edenlerin ağızlarında çiğ söz, midelerinde çiğ lokma geçmemiştir. Çiğ söz söyleyen, çiğ lokma yiyen, Şah-ı Merdan’ı dünyalıklarına mülk edilenlere rızalık vermeyeceğiz, meydanlarına mihman olmayacağız.

    Rıza alınmadan yapılan her gayret haksızlıktır, gayretin içinde rızalık, hak aşkı, Hızır aklı yoksa, marifet sahibi olunmaz, olsa olsa Nehak zihniyete ortak olunur. Gayretlerini ister ” Meclis” ister ” Ocak”ismi ile tanımlasınlar rızasız gidilen yolun menzili NaHak zihniyete varır. Bizim nazarımızda gidilen yol hakikate götürmelidir. Gidilen yol hakikate götürmezse demi olmaz, demi olmayanın devranı olmaz, Devran yoksa kurulan meydanda Nur olmaz. Nursuz, demsiz,devransız, bir mecliste hak kelamı söylenmez, hak zuhur etmez, meydan kurulmaz. Meydan kuramayan Şah-ı Merdan’ın, Ana Fadime’nin nurundan nasibini almaz , böylelerine “cemalin nur içinde olsun”denilmez.

    “SÖYLENEN SÖZ KIRK KAPI KIRK MAKAMDAN GEÇMEMİŞ PİŞMEMİŞ İSE, ÇİĞ SÖZDÜR”

    Aleviliğin en güzel sözlerinden biri”yol bir sürek binbir”sözüdür. Her sürek kendi kökleri üzerinde durursa hakikati yaşatır, anlamlı olur. Farklı sürekleri Hacı Bektaş-ı Veli’ye bağlamak,tekleştirmek Hacı Bektaş-i Veli’nin kemalettine de uyumaz. Son dönemlerde Hakk adına, Xızır adına, Ali adına sarf edilen sözler, yol adına yüz kızartıcıdır. Söylenen söz kırk kapı kırk makamdan geçmemiş pişmemiş ise, çiğ sözdür. Rıza toplumu adına söylenen her söz, kurulan her meydan, toplanan her meclis ayrıştırıcı değil birleştirici olmalıdır. Bir olmak, diri olmak, iri olmak adına söylenen her söz barışı tesis etmelidir. Bu hakikaten hareket edilirse yolun sözü özü pak olandır. Sözü, aklı, zihni, dili, ruhu paklanmadan ocaklar adına söylenen her söz meydanda karşılık bulamaz. Meydan açmak, meclis kurmak ancak ve ancak, zihni pak, aklı pak, nuru pak, pür-u pak olanlarla ikrarlaşılır. Nehak zihniyete meydan açanlar, ancak ve ancak rızasız lokma yerler, mülk edinirler. Yol adına bir çağrıda bulunacaksa, bir söz söylenecekse Yunus’un dediği gibi olmalıdır: Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı/ Söz ola bal ile yağ ede ağulu aşı

    “PİRLERİMİZ TOPLUMSAL HAFIZAMIZDIR, VARLIĞIMIZ, BİRLİĞİMİZ, DİRLİĞİMİZDİR”

    Tarih boyunca NeHak zihniyet kutsal mekanlarınıza, Ocaklarımıza, Pirlerimize saldırmıştır. Ocaklarımız, Pirlerimiz toplumsal hafızamızdır, varlığımız, birliğimiz, dirliğimizdir. Zalimin zulmüne karşı ocaklarımıza sığınarak bugünlere geldik. Direnen inanç gerçekliğini, ocaklarımızda, Pirlerimizin gayretlerinden öğrendik. Kutsal mekanlarımız da ruhsal ve bedensel ikrarlaştık. Bundan dolayıdır ki zalim her dönem zulmünü Ocaklara ve Pirlere yöneltmiştir. Pirler serden geçtikleri için Serdar olmuşlar. Pirlerimiz idam edilmiş, sürgüne gönderilmiş, derileri yüzülmüştür ama Pir nefesi bugüne kadar susmamış hak kelamını söylemiştir.

    “HAKİKAT BU COĞRAFYADA DOĞDU, BU COĞRAFYADA YOK EDİLMEYE ÇALIŞILIYOR”

    Hala direnen inanç gerçekliğini ayakta tutan, zalimin zulmüne karşı hakikat-i haykıran ikrarlı talip topluluğu mevcuttur. Rêya Heq Alevi mensupları kendi mekanlarında Hakk ve hakikati canlı tutmaktadır. Nehak zihniyet ile el ele vererek bu hakikati yok etmeye çalışmaktadırlar. Hakikat bu coğrafyada doğdu, bu coğrafyada yok edilmeye çalışılıyor. Bunca zulme , baskıya, asimilasyona rağmen; ziyaretlerden, ocaklardan, nişangahlardan, kutsal mekânlardan, Pirlerin nefesinden alınan güçle Hakk meydanında çerağ uyanıyor. Bu cefaya dayanmayanlar, yolun Hınzır paşaları “Ocak evlatları”  yada ” Dede”olarak meydana çıkmaları çerağı nurlamak için değil, söndürmek içindir. Bu akıl Nehak zihniyetin aklıdır. Zamanın ve mekanın ruhuna uymayan söz söylendiğinde, söyleyene değil söyletene bakılır.

    Bütün bu yaşananlara karşı “Ya Xızır”deyip çarka girmeliyiz. Vicdan ve ahlak sahibi her can zamana ve mekana karşı sorumludur. Yola ikrar veren bütün canlar tarihsel vicdana karşı sorumluluk bilincine davet ediyoruz. Gelin Hakk meydanında Pirlerimizin huzurunda dara durun. Hangi talipten, hangi ocaktan, hangi pirden rızalık aldınız, söyleyin biz de bilelim. Pirin eşiğine niyaz olunmamış ise, rızalık alınmamış ise yapılan her iş Nehak zihniyetin aklına hizmet eder.. kendilerine ” Dede”deyip rızalık almadan yola girenlerin gidecekleri yerleri Nehakın eşiği olur. Bunlar hakkın nazargahı ve mekanında yer alamazlar. İnsanlığın Gönül şehrinde kırk tane çarşı pazar vardır. Bu pazarda mal alınıp mal satılmaz. Bu pazarın terazisi güldür, gül alınır gül satılır. Çarşı pazar küllü güldür. Bu pazarda ele, bele, dile nazar edilir, gönül pazarında hezar olunur, akıl, marifet sahibi olunur.

    “Akıl gel beri gel beri/ Bir gönüle nazar eyle/ Görür göz işitir kulak/ Söyler dile nazar eyle”

    Nazar eğlenmesini bilmeyenler hezar eyleyemez. Kutsal olan yol ise o zaman bu geleneğin sürdürülmesi ve kutsalların ahlaki anlam deryası ile var olması için; yola ikrar veren,, taliplerin hanesine uğrayan, pirinin darına duran bütün canlara çağrımızdır.

    Gelin cem olalım, yol darda ise yolcu da zordadır. Ocaklar ve Pirlerimiz yolumuzun örgütlü gücüdürler. Binlerce yıldır bu inancı bugüne getirdiler. Bütün bu yaşananlar omzumuza tarihi sorumluluklar yüklemiştir. Meydan kurup, hak kelamını söyleyip, cem olalım, birbirimizin darına duralım. Bütün Alevi süreklerinin ikrarlı Pirleri ile, talip topluluğu ile, cem de buluşalım, bir çerağ uyandıralım. Nerede bir çerağ uyandırılırsa Şer-i Yezdan orada nurdur, Xızır hazır nazırdır.

    Bir olmazsak yolun hakikatini görünür kılamayız. Bir olmanın, iri olmanın, diri olmanın tam da zamanıdır. Özümüz darda, yüzümüz yerde, hak divanında, Pirlerimizin  huzurunda cem olalım. Zaman sahipsiz, mekan rızasız, mazlum çaresiz değildir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Ulusoy: Yolumuz ve o hakikat duvarı asla eğri taşı kaldırmaz

    Ulusoy: Yolumuz ve o hakikat duvarı asla eğri taşı kaldırmaz

    PİRHA- Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı Başkanı Veliyettin Hürrem Ulusoy, kaleme aldığı ‘Evveli Ali, Ahiri Ali’ başlıklı yazısında, “Yolumuz ve o hakikat duvarı asla eğri taşı kaldırmaz” dedi. Ulusoy, “Yolumuzda Pir eşiği Kâbe’dir” ifadesini kullandı. 

    Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı Başkanı Veliyettin Hürrem Ulusoy, Serçeşme Dergisi’nin 51. sayısında yayınlanan ‘Evveli Ali, Ahiri Ali’ yazısında, “Yolumuz ve o hakikat duvarı asla eğri taşı kaldırmaz” dedi.

    Ulusoy, “Yolumuzda Pir eşiği Kâbe’dir, erenlerin gönlü mihrap, sırrı sır edenin cemâli haktır. Yeter ki talip olan eşiğe demi ile vara ki erenler meydanında derdine derman bula. Ötesi eksik, kusur, noksan, gam ve arada kalmanın hamlığıdır” diye yazdı.

    Veliyettin Hürrem Ulusoy’un yazısının tamamı şöyle:

    “Evveli Ali, ahiri Veli olan Yolumuz’da marifet meyli muhabbet meydanı açmak ise kerâmet sofra kurmaktır. Meyli muhabbet meydanı terk-i şeriat ile başlayıp, tarikat babında meydana giriş ile başlar. Burada akıl ile gönül birlenip, Hakk aşkına, Hakk yoluna, Hakk’a hizmet etmek ile devam eder.
    Başlangıçta söylenmesi ya da ifade edilmesi çok kolay gibi görünse de döngüselliğin seyrinde ateşten gömlektir, demirden leblebidir, kılıçtan keskindir çünkü teslimi rıza başını hakikat duvarı dibindeki sunağın üzerine koymaktan geçer Yolumuz ve o hakikat duvarı asla eğri taşı kaldırmaz. Teslim-i rıza ile başını koyanlar için dem-i devrana döner, dolu dolana akar. Bu döngüsellik ve akışta marifet muhabbetin gıdasından almaktır. Kerâmet kudretten beslenmektir; meydana bir göz atıp, sofradan birkaç lokma almak değildir.

    “YOLUMUZDA PİR EŞİĞİ KABEDİR”

    Tersine ayak baş sağ gerek menzile kavuşa, akıl ile gönül hoş gerek erenler meydanında derdi deşe, teslim-i rıza ile konulan baş gerek Hakk’a kavuşa, çağırmasını bilen gerek ela gözlü Pir’i yetişe. Çünkü yolumuzda Pir eşiği Kâbe’dir, erenlerin gönlü mihrap, sırrı sır edenin cemâli haktır. Yeter ki talip olan eşiğe demi ile vara ki erenler meydanında derdine derman bula. Ötesi eksik, kusur, noksan, gam ve arada kalmanın hamlığıdır. Ham ervah ile yola çıkmak ise mayasız hamuru fırına atmaya benzer. Sonu gam, keder, ikilik, ayrılık, gayrılık, dedikodu, koy gıybet, kıl ü kaldır.

    Belirtmiş olduğumuz ifade ve hususlar kapalı ya da soyut kalmış olabilir ve bu nedenle somutlaştırmaya gitmekte yarar vardır. Düz bir ifade ile konu eğitim ile ilişkilendirilebilir fakat yolumuzda bunun adı eğitim değildir: Ya görüp girmektir ya da girip görmektir; asıldan nesil nesilden asıl olmaktır; talip olmaktır, talep etmektir, üretmektir, çalışmaktır, can-ı gönülden istemektir; teslim-i rıza ile ikrar vermektir; ölmeden evvel ölmektir, pirden doğmaktır; teni toprağa canı Hakk’a kurban etmektir, meydan açmaktır, muhabbet etmektir, cemal cemale durmaktır, gönülden gönüle ayan olmaktır; hal, hatır, gönül, kadir kıymet bilmektir; gönlü bol gözü tok olmaktır, cem kurup dem sürmektir; erenlerin, evliyaların, pirlerin, aşıkların, sadıkların kelâmını Hakk kelâmı bilmektir; hak hizmetinde zahmete katlanmaktır ve zahmeti hizmet bilmektir; meydana dem ile gelip dolu ile gitmektir; sağ ile çürüğü hak ile batılı ayıklamaktır; dem ile gelene eyvallah gam ile gelene illallah çekmektir; dönem eğri olsa da her daim ve her demde doğru durmayı marifet bilmektir; du cihana mihman olup Kerbelâ meydanına baş koymaktır; hakikat terazisinde tartılmak ve meydan-ı Ali’nin vicdanında aklanmaktır; haktan gayrı taraf olmamaktır; meydan fırlayıp ele güne sırrı faş etmemektir ve dahi sırrı sır etmektir.

    “VASIL OLANLAR DARA DİDARA DURANLARDIR”   

    Tabi ki bütün bunlar için marifet evvel-i eşikten temaşa etmeyip, Hakk’tan gelip Hakk’a giden bir canı Hakk’tan esirgememektir ki kavli karar bilip, Hakk’ın her canı türlü türlü merhaleler ile tartıp biçtiğine vasıl olmak gerekir. Vasıl olanlar ateşten gömlek, melâmet hırkasını giyip, dara didara duranlardır; demden öte nura erip, gölgesinde ateş yakmayanlardır.

    PİRHA/İSTANBUL  

     

  • ‘Aleviliğin Şiileştirilmesine bazı cemevi başkanları ve dedeler hizmet ediyor’-VİDEO

    ‘Aleviliğin Şiileştirilmesine bazı cemevi başkanları ve dedeler hizmet ediyor’-VİDEO

    PİRHA – Aleviliğin Şiileştirilerek asimile edildiğine dikkat çeken Yazar Süleyman Zaman, Şiileştirme çalışmalarına bazı cemevi başkanları ve dedelerin hizmet ettiğini söyledi. Zaman ayrıca, “Ezilenlerin, dışlananların yanında yer alan bir öğreti ve inanç olan Alevilik, egemen inançların her zaman baskısı altında olmuştur” dedi. 

    Türkiye’de kimi çevrelerin Alevileri asimile etme çalışmaları devam ediyor. Eskiden sünnileştirilmeye çalışılan Aleviler şimdi “Sünnileştiremiyorsak Şiileştirelim” politikasıyla asimile edilmeye, özlerinden koparılmaya çalışılıyorlar.

    Şiileştirme politikaları kapsamında İran’dan Şialar getirilerek çeşitli Alevi derneklerine, dergahlarına, cemevlerine yerleştirip, deyim yerindeyse kaleyi içten fethediyorlar. Öyle ki cemevi cemevi dolaşıp gençler arasında Kur’an ve namazı anlatan misyonerler bile var.

    Alevilerin Şiileştirilerek asimile edilmesine ilişkin Alevi Yazar Süleyman Zaman Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    Son dönemlerde Alevilik üzerine çok büyük oyunlar oynandığının altını çizen Zaman, “Ezilenlerin, dışlananların, ötekileştirilenlerin yanında yer alan bir öğreti ve inanç olan Alevilik, egemen inançların her zaman baskısı altında olmuş. Bu nedenle toplumsal ütopyası ve tarihsel boyutu nedeni ile kırımlara uğratılmıştır” dedi.

    “SÜNNİLEŞTİREMİYORSANIZ BIRAKIN ŞİİLEŞTİRELİM”

    Günümüzde de özellikle Alevilik üzerinde büyük oyunların oynandığını dile getiren Zaman şunları kaydetti:

    “Bir zamanlar İran’da ‘Aleviliği eğer siz Sünnileştiremiyorsanız, bırakın biz onları Şiileştirelim’ denilmişti. Bu politikalara günümüzde bazı cemevi yöneticileri ve dedeleri  hizmet ediyormuş gibi bir duygu içindeyim. Bunu neden söylüyorum. Çünkü son dönemlerde cemevlerine gittiğimde özellikle bazı cemevlerinde kuran kurslarının açılması, kadınlarımızın erkeklerle ayrı oturtularak başlarına örtü örtülmeye çalışılması ve bazı Alevilerin Necefe (Kerbelaya) götürülmesi durumu var. Oranın sanki Alevilerin kabesiymiş gibi bir algı oluşturuluyor.
    Alevilik sadece  Ali’yi sevmek, matem orucunu tutmak, teber ve tebeleya sahip olmak, onları savunmak gibi gösteriliyor. Aslında Aleviliği yapan o bütüncül yönlerini unutturarak, Aleviliğin sanki batıni boyutu, toplumsal boyutu yokmuş gibi bunlar unutturulmaya çalışılıyor. Aleviliği Şiilik boyutuna indirgemeye çalışarak Aleviliğin geçmişten getirmiş olduğu o önemli değerler yok edilmeye çalışılmaktadır.”

    “RIZA ŞEHRİ ALEVİLİĞİN ALGISIDIR”

    Aleviliği oluşturan değerlerin yok edilmesine izin verilmemesi gerektiğine işaret eden Süleyman Zaman, “Bizim bedenimizde onlarca organımız biraraya gelip bizi biz yapıyorsa bir beden oluşturuyorsa Alevilik de kadim dönemden bu yana gelen o değerlerin toplamıyla Alevilik olmuştur. Bu anlamda Alevilik bana göre en az yüz bin yıllık insanlık tarihinin hafızasıdır. Bu hafızanın içerisinde insanlığın kurtuluş ütopyası var. Kamil insan, kamil toplum modeli ve rıza şehri Aleviliğin toplumsal algısıdır. Alevi bilgelerin ortaya koymuş olduğu bu ütopya insanlığın kurtuluşunu da önceleyen bir anlayıştır. Özellikle günümüzde Alevi olduğunu söyleyen bir çok dostumuz Aleviliğin bu yönünü yok saymaya çalışıyorlar. Bu Alevilerin kendisini doğal asimilasyon yapmaktan başka bir şey değildir” diye konuştu.

    Zaman şöyle devam etti:

    “Devletin egemenlerin asimilasyonunu görüyoruz burada. Aleviliğin taşımış olduğu bu değerler sadece ülkemizdeki egemenleri değil dünya egemenlerini de rahatsız ediyor. Çünkü insanlığın kurtuluş ütopyası. Sadece ülkemizdeki insanlığın kurtuluşunu değil; 72 millete aynı bakan dünyadaki tüm insanlara ve dünyanın neresinde acı varsa bir keder varsa bir yoksulluk varsa o benim davamdır diyen, bu anlamda insanlığa hizmet eden insanı ve insanlığın kurtuluşunu temel alan bir öğretidir. Bu nedenle günümüz egemenlerini korkutması kadar doğal bir şey yoktur. Dolayısıyla Aleviliğin bu yönü yok edilerek sadece inançsal boyutuna indirgenip, inançsal boyutta sadece ritüel boyutuna indirgenerek Aleviliğin diğer toplumsal boyutları yok edilmeye çalışılıyor. “

    “ALEVİLİĞİ İSLAMIN ÖZÜYMÜŞ GİBİ GÖSTERMEK DOĞRU DEĞİL”

    Yazar Süleyman Zaman, “Alevilik geçmişler toplamıdır. Tabi ki 1500 yıldır var olan İslami birtakım değerlerin Aleviliğin içine girmesi çok doğaldır. Bu diyalektikte bunu söyler. Çünkü var olan her şey başka şeyleri de etkiler. Her şey bir birinin içerisine geçer. Benzer benzeri çeker yasası vardır. Bir de gelişim yasası ve tekamül yasası vardır.  Tekamül yasası zaten tam da bunu içerir. Derki bir şey varlaştığı zaman anında başka şeyleri de etkiler. Dolayısıyla özneler arası geçiş nedeniyle bugün 1500 yıldır var olan İslami bir takım değerlerin de Aleviliğin içerisine taşındığı bir gerçektir. Ama önemli olan Alevi bilgelerinin Aleviliğe  taşımış olduğu İslami değerlerin hangi anlamları yüklediğidir. Yani bu anlamları bilmeden eğer bize egemenlerin sunduğu bir şekilde bu İslami değerlere sahip çıkarsak tabi ki o zaman gerçek Aleviliği sanki İslamın özüymüş gibi İslamın kendisiymiş gibi bir anlam içerir. Bu doğru değildir. Bu aynı zamanda Sünni dostlarımıza da haksızlık olur. Sanki onların inandığı din bu değilmiş gibi. Bu doğru değil” şeklinde konuştu.

    “KENDİ İÇİMİZDEKİ DOĞAL ASİMİLASYONA KARŞI BİR DURUŞ SERGİLEYELİM”  

    Alevilik İslam’dan etkilenmiştir ama sadece İslam’dan değil. Alevilik dört kitaba aynı nazardan bakarız diyen bir anlayıştır” diyen Alevi Yazar Süleyman Zaman son olarak şunları kaydetti:

    “Dün veya bugüne kadar ulaşan bütün inançlardan Alevilik  içerisinde bir takım şeyler bulmak olasıdır. Bunu benim söylememe gerek yok. Aleviliğin değerlerine şöyle derinlemesine bakan ozanların dizelerine bakan muhakkak bunu görür. Onun için biz 72 millete aynı nazardan bakıyoruz, dört kitabın dördü haktır diyoruz. Hatta bugüne kadar gelmiş geçmiş bütün bilgelerin ortaya koymuş olduğu değerlere sahip çıkın ama önemli olan o değerlerin insanı insanileştirmesine yönelik olmasıdır. Alevilik kendini bu değerler üzerinde tanımlamıştır. Bunun için bu değerlere sahip çıkalım. Bu değerler Aleviliği Alevilik yapan değerlerdir. Asimilasyona karşı  tavır alırken kendi içimizdeki doğal asimilasyona karşı da bir duruş sergileyelim.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • “Alevilerde ‘Ali’ tanrısal bir kavramdır”

    “Alevilerde ‘Ali’ tanrısal bir kavramdır”

    PİRHA – Halk Bilimi Uzmanı Piri Er, “Hızır darda, zorda kalanların imdadına yetişen, tanrısal bir varlıktır.” diyerek Hızır’ı aynı zamanda Ali’nin zuhur etmiş hali olarak tanımladı. Er, aynı zamanda Hızır kültürünün İslam’dan önce de var olduğunu da işaret etti.

    Araştırmacı Yazar Piri Er Pir Sultan Abdal Derneği Mamak Şubasi’nin düzenlediği ‘Alevilik inancında Hızır’ konulu panelde konuştu. Hızır’ın zorda kalanların imdadına yetişen tanrısal bir varlık olduğunu söyleyen Er, Hızır’ın aynı zamanda ‘Hz. Ali’nin zuhur etmiş halidir’ dedi. Piri Er sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Şubat ayı Aleviler arasında Hızır ayı olarak bilinir. Bu ay kış mevsimi olması nedeniyle aynı zamanda görgü, müsahiplik, sorgu gibi temel Aleviliğe özgü pratiklerin de uygulandığı bir aydır. Hızır darda, zorda kalanların imdadına yetişen, tanrısal bir varlıktır. Aleviler başları darda kaldığında ‘Yetiş ya boz atlı Hızır’ diyerek çağırırlar. Ya da birinin işinin yürümesi için ‘Hızır yardımcın olsun’ deriz. Çok darda kalır da kurtulma isteği varsa o zaman da ‘Kul daralmayınca Hızır yetişmez’ denilir. Aleviler için Hızır bu denli kutsal bir varlıktır. “Hızır aynı zamanda Aleviler açısından Ali’nin zuhur etmiş şekillerinden biridir. Pir Sultan

    ‘Bin bir adı vardır adı Hızır,

    Her nerede çağırsan orada hazır,

    Ali padişahtır, Muhammed vezir,

    Bu fermanı yazan Ali değil mi?’ diyor. Bazı kaynaklar da ‘Bu mülkün sahibi Ali değil mi?’ şeklindedir. ‘Her nerede çağırsam orada hazır’ söylemini yorumlayacak olursak eğer ‘Bunu kim yapabilir?’ diye sorarız. Tanrısal bir varlık yapar. Alevilerdeki ‘Ali’ kavramı tanrısal bir kavram çünkü Muhammet’i vezir yaptığınıza göre bunun üstündeki kavram padişahtır. ‘Hak Muhammet Ali’ üçlemesi içerisinde Ali’ye tanrısal nitelikler yükler. Bu Pir Sultan ve Hatayi’nin şiirlerinde de vardır;

    ‘Benim sevdiğimin şiirin sözleri, büyüdü sinemde haller oldu,

    Karınca yükünü fil çekmez oldu, azdı zaman azdı ne çağlar oldu.

    Ya Hızır ya Hızır ne çağlar oldu.

    Nesimi yüzüldü, Mansur asıldı, Ali düldüle bindi, küffar basıldı,

    Nice ulu sular arktan kesildi, aktı kör pınarlar, ne çaylar oldu,

    Ya Hızır ya Hızır ne çaylar oldu.’

    Burada aynı zamanda Hızır’a bir serzeniş de var. ‘Akmayan sular aktı, akan sular da kurudu’ diyor.”

    “HIZIR İNANCI İSLAM’DAN ÖNCE DE VAR OLAN BİR KÜLTÜRDÜ”

    Alevilikte temel hedefin kâmil insan olmaktan geçtiğini söyleyen Piri Er, Ali Nur Semahı’na işaret ederek şunları dile getirdi:

    “Bu Aleviler için kutsal semahlardan biridir. Semahın sözleri Hatayi’ye aittir.

    ‘Her gördüğünü Hızır bil ki,

    Muhammet’i hazır bil ki,

    Can Hakka nazır bil ki,

    Her gördüğünü Hızır bil ki,

    Ali’ye Salman olasın.’

    Ali’ye Salman olmak nedir? Özleri birleyerek kâmil insan olmaktır. İslami kaynaklardan beslenmiş bir kaynaktan anlatıya göre de Hızır’ın kaynağı şudur; Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin, bir gün hastalanırlar Hz. Muhammet Fatma’ya derki ‘Üç gün oruç tut, bu 3 gün boyunca da onlara yetecek kadar eve yiyecek gönder’ der. Ama akşam kapılarını bir yoksul derviş çalar, aç olduğunu söyler. Yiyeceklerini ona verirler bu 3 gün devam eder. Sonra Hz Muhammet ziyarete geldiğinde Hasan Hüseyin’in aç olduğunu görür, ‘Niye böyle oldu?’ der. Derler ki ‘Fakir derviş geldi, ekmeği ona verdik.’ Hz Muhammet Fatma’ya derki ‘Sizin evinize Hızır uğramış, evinizi bereketlendirmiş.’ Hızır oruçlarını İslami kaynağa bağlayarak açıklanan mitolojisinde budur. Demek ki Hızır kültürü inançları Hz Muhammet’ten öncede İslam’dan öncede var olan bir kültür. Çünkü Hz. Muhammet’te buna inanıyor.”

    “HIZIR İLE HIDIR ELLEZ KAVRAMLARI KARIŞTIRILIYOR”

    Alevi inancında tutulan oruçlara da açıklık getiren Piri Er, Hızır ile Hıdır Ellez kavramlarının da yanlış bilindiğine dikkat çekti. Piri Er sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Aleviler Ramazan ayında oruç tutmazlar. Aleviler, Muharrem ayında 12 gün, ayrıca 3 gün de karşılama orucu tutarlar. Bir de Şubat ayında tutulan oruç vardır. Şubat’ın 12 ya da 13’nde başlar. Bu yörelere göre farklılık gösterir. 3 ya da 7 gün tutan sürekler de vardır. Hızır ile Hıdır Ellez kavramı da birbirine karıştırılır. Aynıymış gibi görülür. ‘Hıdır Ellez’ kültürü Alevilik dışında da Anadolu coğrafyasında ve Balkanlarda yaygın olan bir uygulamadır. Tarihleri tamamen farklıdır. Hızır oruçları Şubat’ın 2. haftasında tutulur. Hıdır Ellez ise 6 Mayıs’a denk gelen tarihte kutlanır. Hıdır Ellez Mevsimlik bir bayramdır. İki kavramın da ortak olan motifi darda kalanlara yardım etme bolluk ve bereket motifleridir. Bu motiflerdeki benzer özellik kavramların karışmasına zemin hazırlamıştır. Ama tamamen farklı iki kültürüdür. Hızır’ı zamana ve mekâna sığdıramazsınız. O her yerdedir her andır. Hızır’ın etnik kimliği de yoktur. Her toplum onu kendinden bilir. Hızır şanstır, uğur ve kısmettir. Hızır bereket ve zenginliktir, Hızır doğadır, Hızır dertlilerin dermanı, hastaların şifasıdır. Hızır beklenendir. Aslında Hızır umudun öbür adıdır. Hızır’ı kendinizde bulacaksınız. ‘O gelir, bunu düzeltir’ anlayışı yanlıştır. Sonuçta o kavramı yaratan, ona o kutsiyeti veren, ona inanan ve onu en değerli varlığımız yapan yine biziz, yani insan. Her şeyin kaynağı insan olduğu gibi.”

    Cebrail ARSLAN-Eren Güven/ANKARA

  • ‘Cemler asık suratlı, hakikati sezinleyemeyen muhabbetler ile geçiyor’

    ‘Cemler asık suratlı, hakikati sezinleyemeyen muhabbetler ile geçiyor’

    PİRHA – Serçeşme Dergisi yazarlarından Güvenç Dal, Alevi geleneği içerisindeki ritüellerin kaybolabileceğine işaret ederek “Kendimizi pratik bir sürecin parçası kılmadığımız sürece günden güne dilimizden, gözlerimizden ve kulaklarımızdan içeri sızarak ‘bizi’ ‘biz’ yapan şeyden mahrum bırakana karşı mücadele etme şansına sahip değiliz” dedi.

    Serçeşme Dergisi yazarlarından Güvenç Dal, derginin ocak-şubat 2019 sayısı için Alevi inancı içerisindeki geleneklere dair bir yazı kaleme aldı. Ali’nin öğretideki yeri, yaratanın evrene yansıması ve cemin niteliği hakkında yazan Güvenç, “Ali’nin gelenek içerisinde oynadığı hayati rolü bilmenin bazen Ali’yi anlamak konusunda bizi farklı yerlere savurduğu doğrudur. Aklımızı ve vicdanımızı uzun zamandır seküler kodlara göre dizayn ettiğimizden beri Ali’nin Hz. Ali olarak cem salonlarında ‘seyirlik’ ve ‘seyirci’ pozisyonunun bizi bir şekilde pasivize ettiği de doğrudur” dedi.

    ALEVİ ÖĞRETİSİNDE ALİ’NİN ANLAMI

    Geleneksel Alevilik inancında “Ali’ye bakış” noktasına da değinen Güvenç, “İçkin kutsallıkta Ali’nin anlamı başka, Aşkın kutsallıkta Ali’nin anlamı başkadır öğretide. Ama her ikisinin de var olduğu, birinin bir diğerini dışlamadığı ve her birinin ayrı ayrı saf halde bulunamayacağını da unutmamak gerekir. Aleviliğin içerisinde bu aşkın ve içkin kutsallığa denk gelen vahdet-i vücut (varlığın birliği) ile vahdet-i mevcut (yaratanın yansıması) arasında ki farka da bakmak gerekir” dedi.

    Alevilik üzerine çalışmaları bulunan Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya’dan alıntı da yapan Güvenç Dal, sözlerine şu cümlelerle devam etti:

    “Sorunu karmaşıklaştıran vahdet-i vücut ile vahdet-i mevcut arasındaki farktır vahdet-i vücut anlayışına göre, her varlığın dışında ve üzerinde onu yaratan bir Allah vardır. Dünyada var olan her şey, Allah’ın sıfatlarının ortaya çıkışı, onun her şeyin üzerindeki gücünün belirişi olduğu için, onda birleşir, ondan vücut bulur. Oysa, vahdet-i vücuttaki varlık birliği, vahdet-i mevcut’ta varlıkların birliği anlamına gelir. Buna göre, Allah, varlıkların, doğanın, evrenin birliğidir, bütün var olanların birliğidir. Bu varoluşun başı ve sonu yoktur. Şu örnekle ikisi arasındaki ayrımı net olarak ortaya koyabiliriz: Vahdet-i vücut’a göre, “Şu varlık bir kalıptır. Hak onun ruhudur. Varlık ancak Hakk’la vardır.” Vahdet-i mevcut’a göre, “Hakk varlıktan ibarettir. Görünen ancak Hakk’tır.”

    “MEDET DİYEN KİŞİ KENDİSİNE ÇAĞRI ÇIKARTMAKTADIR”

    Ali’nin öğretideki yerinin simgesellikten öte anlamlar taşıdığını söyleyen Güvenç, “Allah, varlıkların çeşitlilik içindeki birliği ve sonsuzluğu anlamında Hakk adını alır ve Hakk Hz. Ali’de simgelenir” dedi. Güvenç, sözlerine şöyle devam etti:

     “Şöyle bir sonuca ulaşmak mümkün görünüyor: Alevilik içinde Allah, ilk elde mutlak bir kavramdır ama aşkın değildir. Mevcutçuluğun bakış açısından Ali, Hakk olarak alındığında, evren üzerinde hiçbir belirleyiciliğinin olmayacağı da baştan kabul edilmiş olur. O yalnızca evrenin mutlaklığını ifade etmektedir. Bu önemsiz gibi görünen nokta, aynı zamanda sıradan Alevi’nin ‘Medet Ya Ali!’ çağrısına da ışık tutmaktadır. Beklenti, dışarıdan bir kurtarıcının gelmesi değildir. Medet diyen kişi kendisine çağrı çıkartmaktadır. Çünkü belirleyicilik, hükmedicilik gibi nitelikler taşımayan Ali imgesi, Alevi için rahatça içine yerleşilebilecek bir imgedir. Bu imge üzerinden Alevi kişi kendini evrene katmakta, onunla özdeşleşmekte ve ona ait olmaktadır. Böylece, Ali mükemmel bir örnek olarak Alevi ile dünyanın arasına girmez; tersine, Alevinin dünyaya daha mükemmel bir biçimde nasıl katılabileceğini gösterir.”

    “CENNETE DÖNÜŞEN MEYDANIN KENDİSİDİR”

    Güvenç Dal, Alevi inancındaki gündelik söylemleri de ele alarak, Dar Cemi’nin önemine de vurgu yaptı. Dal’ın ilgili açıklaması şöyle:

    Örneğin, herhangi birisinin “ölümü” karşısında söylenen “devri daim olsun” “ışıklar içinde uyusun” ile “mekânı cennet olsun” “Allah yattığı yerde utandırmasın”ı örnek alabiliriz. Şöyle ki, mevcutçu bir bakış açısıyla “Mekânı cennet olsun” demek bir probleme de işaret eder. Mevcutçu anlayışa göre Hakk bizden gayrı olmadığından ve Hakk’tan gelip Hakk’a gittiğimizden, döngüsel bir zamanın yolculuğuna uğurladığımızın cenneti de cehennemi de buradadır. Bu yüzdendir ki Dar’dan indirme cemleri ile alacağı varsa alacağını, vereceği varsa vereceğini döker herkes meydana. O yüzden o meydanın kendisidir cennete dönüşen ve kişiyi utandırmayan…” 

    “NEFES ALMAKTA ZORLANIYOR ZAKİRLER”

    Alevi yurttaşların kendilerini sürece dâhil etmesi gerektiğine de değinen Güvenç Dal, “Cemler artık belli şekillerin dışında dönülemiyor” diyerek sözlerini şöyle noktaladı:

    “Biraz da bu yüzden asık suratlı, neşeden yoksun, cemi cümlesinin cümlesinde hakikati sezinleyemeyen muhabbetler ile geçiyor cemler, belli şekillerin dışında dönülemiyor semahlar, nefes almakta zorlanıyor zakirler.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Yedi ulu ozana göre Ali…

    Yedi ulu ozana göre Ali…

    PİRHA- Serçeşme Dergisi Yazarı Rıza Çevik, “Yedi Aşık Ali’si” başılığıyla kaleme aldığı yazıda, “Sadece yedi ulu aşığımız değil her aşığımızın ve her bir canımızın dilinde Ali Şah-ı Merdan’dır. O’na yüklenecek her türlü vasfa layıktır” dedi. 

    Serçeşme Dergisi Yazarı Rıza Çevik, “Yedi Aşık Ali’si” başılığıyla bir yazı kaleme aldı.

    Çevik, Kul Himmet, Pir Sultan Abdal, Şah Hatayi, Virani, Nesimi, Yemini ve Fuzuli’nin Ali’nin muhabbetini kendi izanında yaptıklarını, kiminin sadece Zülfikarlı Ali’den bahsederken kimisinin merdanlığından, kimilerinin veliyullahlığından ve kimilerinin de Hakk-ul yakîn Ali’den dem vurduklarını kaydetti.

    Çevik, “Sadece yedi ulu aşığımız değil her aşığımızın ve her bir canımızın dilinde Ali Şah-ı Merdan’dır. O’na yüklenecek her türlü vasfa layıktır” dedi.

    Çevik’in kaleme aldığı yazının tamamı şöyle:

     “OĞLU HÜSEYİN, AŞKI UĞRUNA ŞEHİT OLMAYI ONDAN ÖĞRENDİ”

    Tek bir can vücud buldu Kabe-i Şerif’te; tuttu Muhammed’inin elini aslan pençeleriyle ve asla bırakmadı. Esed’ den Esedullah’ a giden yolculuk işte böyle başladı. Ali oldu, Turab oldu, Haydar oldu, Murteza oldu… Şeriatte Zülfikar kuşandı, Düldül’e bindi. Tarikatte Şah-ı Merdan oldu; hatemi sundu. Marifette erdi kemale; Şah-ı Velayet oldu, veliyullah oldu. Hakikatte ise O’ndan başka Hakk yoktu. Kevser’e mecra oldu; yol açtı akışına. İnancının ve peygamberinin aşkına düştü; aşık oldu. Kendinden sonrayı kendine aşık etti; maşuk oldu. Oğlu Hüseyin aşkı uğruna şehit olmayı O’ndan  öğrendi.

    “HER AŞIK ALİ’NİN İZANINI KENDİ MUHABBETİNDE YAPTI”

    Maşuk Ali’yi methetmek, hikmetlerinden bahsederek O’nun muhabbetlerini yapmak ise aşık-ı sadıkların adeta hazinesi haline geldi. Bu bağlamda her aşık, Ali’nin muhabbetini kendi izanında yapmıştır. Kimi sadece Zülfikarlı Ali’den bahsederken kimisi merdanlığından, kimileri veliyullahlığından ve kimileri de Hakk-ul yakîn Ali’den dem vurdular. Aşık maşuğunu hayalinin erdiği son dereceye kadar yüceltebilir; bunda asla yanılsamam olmamıştır. Bu yüzden de İmam Ali’yi belleğimde anlamlandırırken, bulgularımı hep aşık-ı sadıkların manalarıyla bütünleştirmeye çalışmışımdır. Bu bağlamda örnek aldıklarım ise yedi ulu aşığımızdan başkası değildir.

    Hak nasip eylese dergâha varsam
    Bir dem divanında dursam ya Ali
    Eğilsem dizine niyaz eylesem
    Yüzüm tabanına sürsem ya Ali

    KUL HİMMET: HER BİR EŞYADA ALİ VARDIR

    Kul Himmet’ in Ali’si ile başladık erenler. Kul Himmet 16. yüzyıl aşıklarımızdan. Hemen her aşığın arzusu maşuğunun dergahına varıp halleşmek, hemraz ile sırlardan bahsetmek ya da onun sırlarını keşfetmektir. Kul Himmet de bu arzusunu dile getiriyor yukarıdaki dizelerinde. Niyaz edip yüz sürmeden ne ülfet ne işret ne de halvet olur maşuk ile. Maşuk Ali, pir Ali. Dergah Ali’ nin, Azim ve hizmet Kul Himmet’ in.

    Arslanı gördüm meşede
    Kırk mum yanar bir şişede
    Yedi iklim dört köşede
    Ali’yi gördüm Ali’yi

    Kul Himmet’e göre Ali zahiren ve batınen ayandır. Her bir eşyada Ali vardır. Zahirinde gösterdiği yiğitliği ve yaşantısının kopyası olan kişiliği ile batınında var olan mucize ve kerametleriyle bir bütündür. O binbir donda baş gösterendir. Muhammed Mustafa’ya ‘ Ya Ali, doğumuna şahit olmasaydım, hikmetinin sırrına akıl erdiremezdim.’ dedirtecek kadar hikmet sahibidir. Bu hikmetlerini bir harf için köle oluşundan almıştır.

    Nice yüz bin yıllar Kandilde durdun
    Atanın belinden madere geldin
    Anın için halkı gümana saldın
    Bin bir dondan baş gösterdin ya Ali

    Allah’ ın Aslanı sıfatıyla miraç yolculuğunda Muhammed Mustafa’ nın yoluna yatandır Ali. Kırklar meclisinde erkan süren post sahibidir. Tur dağında Musa’ ya görünendir…Bu özellikleri ile Ali, mürüvvet dilenilecek keremkanidir. O’ndan mürüvvet dilenmek, O’nun dergahına varıp eşiğine ve dizine niyaz etmek, O’nun cemalinde alemi seyredip salat etmek Kul Himmet’ in vazgeçilmezleridir.

    Kırklar meclisinde sürdün erkânı
    Münevver eyleyip açtın cihanı
    Musa muhabbette görüptür seni
    Ya Ali mürvettir, Mürvet ya Ali

    Allah, Muhammed, Ali üçlemesini sıklıkla deyişlerinde görebildiğimiz Kul Himmet için Ali, Muhammed’den ayrısı gayrısı olmayandır. Çünkü onlar aynı nurdan yaratılmışlardır. Bu üçleme ile yolumuzun menzillerinden biri olan vahdet-i vücud gerçekleşmiştir. Ali kainattan evvel vardır ve tüm ruhlar kalplerine işlenen Ali’nin aşkı ile onurlandırılmışlardır.

    PİR SULTAN ABDAL: ALİ ŞAH OLANDIR

    Diğer bir aşığımız yine 16.yy’da yaşamış Pir Sultan Abdal. Pir Sultan Abdal da Ali ile özdeşleştirdiği alemi seyirdedir aşk hayatında. Maşuk Ali’nin muhabbeti dilinden düşmez. En çok üzerinde durduğu konu Muhammed Mustafa ile İmam Ali’ nin refikliğidir. Ali her yerde Muhammed ile beraberdir. Hakk habibinin ‘Edrikni’ dediğinde fizanda bile olsa carına yetendir Ali. Ali evliyanın, enbiyanın ve bilcümle velinin sırlarına aşikardır. Sırat köprüsünün geçiş bileti bile Ali’dedir Pir Sultan’a göre.

    Pir Sultan’ım bu nefesi haklayan,
    Evliyanın gizli sırrın saklayan,
    Sırat köprüsü’nün başın bekleyen,
    Birisi Muhammed, birisi Ali.

    Pir Sultan’a göre Ali şah olandır. ‘Açılın kapılar Şah’a gidelim’ dediğindeki gayesi Ali ve onun yolunun engelleridir. (kapılar) Bağlılığı Ali evladına (on iki imamlara) ve niyazı yine Ali evladınadır. Ali mürüvvet dilenecek, günahları ve kusurları bağışlayacak yerdir.

    Pir Sultan’ım tamam oldu sözümüz
    On İki İmam’a bağlı özümüz
    Muhammed Mehdi’ye var niyazımız
    Kalma günahlara mürvet ya Ali

    Pir Sultan’a göre Muhammed ile Ali’nin ruhları yaratılan ilk ruhlardır ve evveli olduğu kadar da ahiridir. İmam Ali dünyaya çok defa gelip gitmiştir; türlü donda, her zamanda var olan O’dur. Kerem sahibidir Ali.

    Evvelin evveli Muhammed Ali,
    Zâhir batın kerem Şah-ı Merdan’ın.
    Tenimiz Muhammet, canımız Ali,
    Cümle şad ü hurrem Şah-ı Merdan’ın

    Ali merdandır. Her durumda sevenine yardım edendir. Yardımda sınır tanımaz Ali. Gahi rahman olur verir, gahi köle gibi pazarda satılır, gahi ekmeğini paylaşarak Hel eta’yı yaşar. Sırat köprüsünde olduğu gibi sorgu anındada oradadır. Taptuk Emre’nin Yunus’a ‘Bizim Yunus’ demesi gibi Ali de sıratta ve sorgu-sualde ‘bizim …’  diyendir.

    Sorgucular geldi sual sormaya,
    Yardımcımız Şah-ı Merdan Al(i)’ oldu.

    Ali mürşittir. Yaşamı ve hikmetleri bizlere yol olmuştur. Ali ile Muhammed’in yolu budur. Hakka ulaşılmak isteniyorsa Muhammed’in rehberliğinde ve Ali’nin mürşitliğinde gidilmelidir.

    Rehber Muhammet’tir, mürşit Ali’dir,
    Al’aba ayn-ı cem Şah-ı Merdan’ın.

    ŞAH HATAYİ: ALİ PİRDİR, HAYDARDIR, ZORDA OLANA YARDIM EDENDİR

    Şah Hatayi’ de demanını tuttuğum başka bir aşık. 15. yüzyıl sonu 16. yüzyıl başlarını ömür biçmiş yüce hak. Hak Muhammed Ali üçlemesini en çok kullananlardan birisi. Bu da Allah’ın birliğinden, peygamberin risaletinden ve Ali’nin velayetinden vahdet-i vücuda erişmek anlamına gelir. Ali’yi vasfederken sözcüklerin ve dilin kifayetsizliğinden yakınır Hatayi. Ali haktır ve onu hak bilmeyen dinsiz, imansız, müslüman olmayan kafirlerdir.

    Ali‟yi hak bilmeyenler kâfir-i mutlak olur
    Dini yok imanı yok ol nâ-müselmandır bugün

    Ali’yi yüceltmek için elbette dinin her enstrümanını kullanmıştır aşıklarımız. Hemen hepsinde Kuran ayetleri kesinlikle konu olmuştur. Ali İmran, Taha, İnsan surelerinde Ali anlatılmış, ya da Ali kasdedilmiştir bu aşıklarımıza göre.

    Hel etâ‟da Hak sana çün sâki-i mutlak didi
    Âb-ı Kevserden senin destindedir ya ‟kût u câm“

    Ali kevser suyunun sakisidir çünkü (İnsan suresinde) yüce yaratıcı O’nu mutlak saki olarak adlandırmıştır. Ali, Allah’a mazhar olandır. Kibir, riyakarlık O’ndan beridir. Hatayi koskoca bir ülkenin hakanı olsa da Ali’nin kamberinin kamberine hizmet edecek kadar Ali’ye sevgi besler. Zülfikarlı Ali’den başlayarak yiğitlik, mertlik ve merdanlıklardan Sah-ı Velayet olmasına, veliyullahlığından rahman ve rahimliğine bir yolculuk içinde deyişlerinde Ali övgüsü vardır.

    Ali pirdir, haydardır, kerrardır, zorda olana yardım edendir. Hayber fatihi Ali’dir. Dalından koparılan bir nergisi soldurmadan üçyüz yıl saklayabilendir…

    Benim şahım Şahı Merdan Ali’dir
    Sefiller carına yeten Haydar’ dır
    Kapıyı Hayber’i şahadet parmağıyla
    Kaldırıp asumana atan Haydar’dır

    Elbetteki Ali’nin pirliği ve rehberliği O’na ‘bende’ olmayı gerektirir ki Hatayi konu ile ilgili her deyişinde Ali’nin kulu, hizmetçisi, askeri olduğunu söyler. Miraç yolculuğunu anlattığı miraçlamasında Ali Allah’ın aslanı olur, doksanbin kelam danışılan olur. Ali dilediğinde alemlere hükmetme gücüne sahiptir. Her türlü ilmi bilen, keramet sahibidir Ali. ‘La feta illa Ali la seyfe illa zülfikar’ düsturu diğer aşıklarda olduğu gibi Hatayi için de bilinen ve öğretisi benimsenmiş bir olgudur.

    VİRANİ: DİN OLAN DA İMAN OLAN DA ALİ’DİR

    1. yüzyıl sonları ve 17. yüzyıl başlarında yaşayan ve Ali’yi methetmekte gerçekten ayyuka çıkan diğer bir aşığımız ise Virani’dir. Virani, Ali’yi manalandırırken daha çok Muhammed Mustafa’nın Ali hakkındaki sözlerini baz almıştır. Hemen her deyişinde bu sözlere atıflar dize olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Hakk’ı bilmek dilersen, bil Ali’yi,
    Oku ilmin kapusı, Murtazâ’dur.

    Evet Ali ilmin kapısıdır. Virani’deki Ali sevgisi onu rahman seviyesine kadar çıkarmıştır. Kainata ayna olan, cümle eşyada görünen rahmandan başkası değildir. Maşuk gözlüğünü taktığı zaman aşık ne sınır tanır ne de keşik. Sultan olan da, handan olan da Ali’dir.

    Ali dindir Ali iman Ali Rahmet Ali Rahman
    Ali Zebur Ali Tevrat Ali İncil Ali Kur’an

    Din olan da, iman olan da, rahmet ve rahman olan da Ali’dir; hatta dört kitap Ali’dir. Dört kitapta methi edilen de Ali’dir. Kiminde ‘İlya’ kiminde ‘Ulya’ olmuştur adı. Evvel olan, ahir olan, zahiren ve batınen görünen her bir eşyada Ali vardır. O bir gizli hazinedir, bulunması ve bilinmesi gerekir. Her bir yönde, her bir durumda, her bir menzilde hak yolunda olandır.

    Evvel âhir dilimizde harf-i bismillâh Ali
    Zâhir ü bâtında gördük küntü kenzullâh Ali

    Bismillah’ın harfi  derken Virani başındaki ‘be’ (ب )harfinden bahseder. Bu harf tarikati simgeler; yay cem olmuş erenler ve alttaki nokta pir yani Ali’dir. Hatta Ali bu noktadan da ileri Fatiha suresindeki manalardır. Tarikati öğretendir Virani’ye. Her türlü müşkülünden Ali sayesinde kurtulmuştur Virani. Ali için nice divanlar, nice naatlar nice methiyeler dökülmüştür dillerinden.

    Ali’dir ma’ni Seb’al mesani
    Ali’dir dilimin divanı zahid

    Velayet’in sahibi Ali’dir ve hakkın inayeti ancak velayetin şahı Ali’yi sevenedir. Onu sevmeyene, ona buğz edene lanetler okuyan nice dizeler inşa etmiştir Virani.

    Her kim ki sever cân ile Şâh-ı Velâyet’i
    Hakk’ın anadır çünkim bilesin inayeti

    NESİMİ: ALİ EŞİ BENZERİ OLMAYAN BİRİDİR

    Seyyit Nesimi de Ali ile Muhammed’i ayırmayan, onların lahmike lahmi, demmike demmi ve ruhike ruhu olduklarını beyan eden aşıklarımızdan birisi. Derisini yüzdürecek kadar Ali sevgisiyle besili bir mecnundur Nesimi. 14. yy sonlarından bizlere Ali’yi aktarıyor. Yüce hakkın alemleri yaratmasına sebep olan Muhammed ile Ali’dir diyor aşağıdaki dizesinde. Aynı etten, aynı kandan ve aynı ruhtan yaratıldıklarını beyan ederek Fatiha suresinin anlamını da onlara yüklüyor.

    Ayet- i lev- lak ilen hem la- fetanın ma’nisi
    Lahmike lahmi yerisiz ya Muhammed ya Ali

    Ali, eşi ve benzeri olmayan birisidir. Onun kimsenin yardımına ihtiyacı yoktur. Böyle birisi ancak ‘rahman’dır ki Ali cümlenin rahmanıdır ve mahşer gününde şefaat edicidir.

    Ali vahid Ali ehad Ali ferd ü Ali Samet
    Ali’dir cümleye rahman Ali’dir şaf’ i mahşer

    Hz. Muhammed dinin başıdır, Ali ise herkese rehber olandır. Nesimi’ de Ali’ nin evvel – ahir, zahir-batın varlığını söyleyenlerden. Ali aydınlık saçan bir güneştir, çünkü o yaratılanların içinde en nurlu olanıdır. Hatta bu nurdan yedi cihan aydınlanmaktadır. Ali, Allah’ın velisi ve aynı zamanda Alla’a kavuşmuş olandır. Ali Hakk-ul yakîn’ dır. Ali hem sultan hem süphanken kendi cennetinde rıdvan ve kevserin sakisi olarak da hizmette bulunandır.

    Ali sultan Ali süphan Ali cennet Ali Rıdvan
    Ali dindir Ali iman Ali’dir sak-i Kevser
    Ali’dir ol veliyyu’llah Ali’dir mazhar-ı Allah
    Ali nurundan ey va’llah münevverdir yedi kişver

    Nesimi’ ye göre Ali her yönüyle kendini tamamlamış, eksiksiz biridir. Ali’nin rahmaniliği ve her şeye kadirliği ile velayet makamının başında olması ve evreni böylesi bir sultanlıkla yönetmesi sevgisinin ve ikrarının doğru yerde olduğunu kanıtlar ki Nesimi derisi yüzülse de bu rahatlık içindedir.

    YEMİNİ: HER TÜRLÜ DERDİN DERMANIDIR ALİ

    Yemini de baş döndüren bir malihulya ile Ali hayranlığını nakşetmiş deyişlerinde. 16. yüzyılda da yaşayan Yemini diğer aşıklardan farklı olmaksızın keramet sahibi ve velayet mülkünün şahı olan Ali, kurtuluşu gösteren ışıktır diyor aşağıdaki dizelerinde.

    Hoş keramet madeni şahı velayettir Ali
    Nuru Ahmet’tir yakin, şem’i hidayettir Ali

    Tur dağında Musa ile konuşan Ali’dir. Hikmetleriyle aydınlatıcı, nuru ile ışık saçan, her haliyle örnek alınacak kamil ve ariftir Ali. İkrar verilmesi gereken, hakkın mucizelerine sahip bir veli ve nutkuyla ölüyü bile diriltebilen, her türlü derdin dermanıdır Ali.

    Cemad’a dil verirsin emr-i Yezdan
    Verir nutkun ölüye canı Hayder

    Yemini’ye göre hakka giden doğru yol Muhammed ile Ali’nin yoludur. Bu yüzden de onları zikretmek bile ibadettir. Gerçek mürid olan Haydar’a ikrar verendir. Zikredilecek isim Ali ismidir.

    Muhammed Ali’ye izzetini kıl
    Onları zikretmek ibadettir bil

    Sırf Ali değil onun evladı da babaları gibidir. Mürşitlik ve şahlık onlara mahsustur. Özünü üstad bağında yetiştirip Ali evladının hizmetkarı olabilenler ancak Allah’a kavuşur.

    Yüzünü hak eyle Ali evladın ayağına
    Özünü yetiştir üstadın bağına
    Bir mürşid ola ki seni götüre Şah’a
    Ki Şah seni yürütür ol Allah’a

    Ali tanrının kelamını bilen ve onu söyleyendir. Gerekirse uğruna can verilecek kişidir Ali. Ali her açıdan olgunluğa erişmenin gıdasıdır. Bilgi istersen Ali’ye sor, güzel davranış ararsan Ali’ye bak. Ali etrafındakileri (kendine uyanları) kötülüklerden uzak tutandır.

    FUZULİ: ALİ CÜMLE ALEMİ YÖNETEN MİHVERDİR

    Maşuk Ali’yi methetmek Fuzuli gibi bir erin de dilinden kaçmaz. 15 – 16. yüzyıl aşığmız der ki: Ali varlık aleminin içinde en kusursuz olanıdır, mevladır. Her kim Ali’yi mevla bilir ve buna inanırsa eninde sonunda dertlerinden kurtulur, hidayete erer.

    Yüz meşakkat çekse kam-ı dil bulur encam-ı kar
    Her kimin alemde mevlası Şah-ı Merdan olur

    Ali cümle alemi yöneten mihverdir. Cümle alem hükmüne tabi olmuştur. Murteza hükmüne tabi olanlar Nuh’un gemisine binenlerdir. Sırf Ali değil, Ali evladı da methi edileceklerdendir. Çünkü Ali’nin evladını metheden bile gufrana layık kimselerdir.

    Dem vuram evsaf-ı evlad-ı Ali’den nitekim
    Medh-i evlad-ı Ali müstevcib-i gufran olur

    Ali Zülfikarın şahıdır. Ali istemeseydi cümle alem yaratılmazdı. Hakkın zamandaki eli, zat-ı sıfatı Ali’dir. Kainatta bu mertebeye ulaşmış başka kimse yoktur.

    Onun şahadeti etmiş nübüvveti tasdik
    Onunla kıldı Muhammed şeriatı sehman,

    Çocuk yaşında Hak Habibini peygamber bilmiş ve dini yaymada Hz. Peygamber’ e yardımcı olmuştur. Onun sayesinde dinde adalet süreklilik kazanmıştır. Ali velilerin ve yiğitlerin şahıdır. Ali’nin hükmünün başı ve sonu yoktur ve her hükmü kalıcıdır. Zaman değişse de hükümdarlığı sürecektir.

    O hakim-i ebedidir her hükmü bakidir
    Zaman değişse de hükmü olur hemişe revan

    Hakk katında Hızır ve İlyas gibi Ali’nin de makamı vardır. Ali’nin veliliği kesindir. Her mahlukatın Ali’ye sevgi beslemesi ve vasfedilmesi emri-i vacibtir. Kainatın işlerine Hüda’nın izni ile kılavuzluk edendir Ali.

    Ali delalet eder kainatın işlerine
    Buna icazet veripdir o Halık-ı Sübhan

    Ali’nin velayetinin başlaması ile de kainatın düzenini sağlamak ve korumak Ali’ye verilmiştir. Mahşer gününe kadar olacak bütün işler Ali’den sorulur. O bir veli olsa da bütün evliyadan üstündür. Ali her türlü sırra vakıf olandır. Sadakatle Ali’yi yardıma çağıranın eli asla boş kalmaz.

    Fuzuli, Ali’ ye bağlılığını ve O’nun evladına sadakatini Hadikatü’s Süeda’sında meydana tüm derinliği ile dile getirmiştir

    Sadece yedi ulu aşığımız değil her aşığımızın ve her bir canımızın dilinde Ali Şah-ı Merdan’dır. O’na yüklenecek her türlü vasfa layıktır. Mesela 19. yüzyıl aşıklarımızdan Sefil Ali ‘Hem sakidir hem bakidir nur-u rahmanım Ali’ diyerek yukarıdaki açıklamalarımızı bir nevi özetlemektedir. Zamanımızın ve gelecek zamanın aşık-ı sadıkları kim bilir neler keşfedecek İmam Ali’ de? Oku, incele, ara, bul. Bel ki sen de Ali’nin küntü kenzinden bir mana öğrenecek ve Serçeşme’de bizimle paylaşacaksın.   Aşk ile….”

    (HABER MERKEZİ)

     

     

     

     

     

     

     

     

     

  • Ders kitabında Ali’ye dair ifadelere ‘ayrımcılık’ suçlaması

    Ders kitabında Ali’ye dair ifadelere ‘ayrımcılık’ suçlaması

    Ortaokulda okutulan ders kitabında ‘dört halife’den biri olan Ali dönemi anlatılırken kullanılan ifadeler tartışma konusu oldu.

    Cumhuriyet’ten Leyla Kılıç’ın haberine göre ortaokul ve imam hatip ortaokulunda okutulan altıncı sınıf sosyal bilgiler ders kitabının bir sayfasında dört halife’den bahsedildi.

    Bölümde Ali hakkında “Devletin merkezi Medine’den Kufe’ye taşınmıştır. İslam toplumunda iç çatışmaların çıktığı dönem olmuştur” ifadesine yer verildi.

    ‘Ayrımcılık’ suçlaması

    Alevi Araştırmaları Merkezi Başkanı Ali Yıldırım, Ali’nin yaşadığı dönemin’iç çatışmalar dönemi’ olarak anılmasına tepki gösterdi.

    Yıldırım, Ali döneminin Ömer ve Osman döneminden daha karışık olduğunun söylenmesinin ‘çarpıtma’ olduğunu belirterek “Bir kargaşadan bahsedeceksek; Hz. Ali’den önceki halifeler Hz. Ömer ve Hz. Osman suikast sonucu ölmüştür” dedi.

    Yıldırım şöyle devam etti: “Bu noktada en acı olan çocuklara okutulan kitaplarda ayrımcı bir yaklaşımın sergilenmesi, Hz. Ali’yi seven topluma gerçekliği tersyüz ederek yaklaşılıyor olmasıdır. Ders kitapları hazırlanırken tarihsel olaylara özellikle objektif ve bilimsel yaklaşılmalı. Ülkemizde baştan savma kitaplar hazırlanıyor ve öğrencilere okutuluyor.” (HABER MERKEZİ)

  • Dede İsmail Acar: Dede, talip, cemevi, ikrar olursa Alevilik olur- VİDEO

    Dede İsmail Acar: Dede, talip, cemevi, ikrar olursa Alevilik olur- VİDEO

    PİRHA – Yozgat Merkez Tarım Bey köyü Ağuçan Ocağı dedelerinden İsmail Acar, “İnsanlık felsefesini yerine koyabilmenin en güzel örneğidir Alevilik. Pir, rehber, talip yan yana gelirse Alevilik vardır. Okul, öğretmen, müfettiş, müdür, öğrenci gelirse eğitim olur. Dede, talip, cemevi ikrar olursa Alevilik olur.”  

    İktidar çevrelerinin Alevilerin taleplerini karşılamayarak, “Eğer Alevilik Ali’yi sevmekse ben dört dörtlük Aleviyim” sözleri hafızalardan çıkmıyor.

    Yozgat Merkez Tarım Bey köyü Ağuçan Ocağı dedelerinden İsmail Acar,  ‘Aliyi sevmek,  Alevi olmak için yeterli midir? sorusunu cevapladı.

    Aleviliğin, dünyadaki bütün insanlara tek göz ile bakma felsefesi ve geniş düşünebilmek olduğunu kaydeden Acar, “Alevilik, adaletten yana olmaktır, insanların zarar görmemesi için barış içerisinde yaşayabilmesi için büyük bir ilim gücüdür” dedi.

    Acar, Alevilik tanımını ise şöyle değerlendirdi:

    “Ali ile başlayan bir Alevilik yoktur. Ali’deki adaleti, Ali’deki hukuku Ali’deki insanlık olgusunu, barışını anlatan bir felsefe olduğundan dolayı Ali’yi rehber kılan bir halk vardır. Onun içindir ki Ali’yi Ali diye çağırmışlardır, Ali’yi baş seçmişlerdir.

    Alevilik hakkı sureti sıfatında tecelli kılan, kabesini, kıblesini, secdesini insanım diyen insana secde eden, merkezine insanı koyan, aynen erenlerin buyurduğu gibi, insanı okuyan Hz. Ali efendimizin buyurduğu gibi, kuranı natır, canlı, dilli, telli, kuran benim deyip de insanın insani kamil şeklinde yaşayabilmesi için 4 kapıdan 40 makamdan içeri girip yetişebilme olgusudur Alevilik.

    “ALEVİLİK KENDİSİNİ İKRARA TABİ TUTMAKTIR”

    Herkes Aleviyim diyebilir ama Ali’nin vecibelerini, yolun kural ve kaidelerini, işleyemediğimiz sürece kişi yalnızca ‘kalıp Alevi’sidir. Ama gerçek manada ikrar Alevi’si Adem’in zürriyetinden, Halil İbrahim’in neslinden, Muhammet Mustafa’nın ümmetinden akılcı olarak gelen ve kendisini ikrara tabi tutup ve bu yolu sürebilmektir. Yani ikrarla bağlanabilmek, kendisi ile barışık yaşayabilmek, nefsini öldürebilmek, göçene kadar öldürmemek, çalmamak, zina etmemek, yalan söylememek, kul hakkı yememektir Alevilik.

    “PİR, TALİP YAN YANA GELİRSE ALEVİLİK VARDIR”

    İnsanlık felsefesini, yerine koyabilmenin en güzel örneğidir Alevilik. Pir, rehber, talip yan yana gelirse Alevilik vardır. Okul, öğretmen, müfettiş, müdür, öğrenci gelirse eğitim olur. Dede, talip, cemevi ikrar olursa Alevilik olur. Bu yolun iki sahibi vardır birisi pir, birisi talip. Pir İmam Hüseyin efendimdir, mürşit peygamber efendimiz Muhammet Mustafa’dır, Rehber Hz. Ali’dir.

    Alevilik kişinin kendi özündeki hakla ve kendi özündeki nefisle mücadele etme olayıdır. Nesimi’nin buyurduğu gibi; ‘Nereye dönersen dön hak sendedir. Allah’ın aklı kafadadır, sureti, sıfat buradadır ve kulu’da buradadır vicdan.’ Eğer bunlar yerine getirilebiliyorsa Alevilik güzel işlenir, yerine getirilmiyorsa yalnızca sözde kalır.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Turgut Öker: Yeni bir Sakine Cansız durumu ile karşı karşıya kalınmamalı-VİDEO

    Turgut Öker: Yeni bir Sakine Cansız durumu ile karşı karşıya kalınmamalı-VİDEO

    PİRHA – Avrupa’daki muhalif Türkiyelilere suikast hazırlığı iddialarına ilişkin konuşan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Onursal Başkanı Turgut Öker,”Türkiye devletinin yurt dışında muhalif güçlere yönelik operasyonel yaklaşımları yeni değil. Özellikle 80 askeri diktatörlüğünden bu yana yer yer imamları, yer yer öğretmenleri, yer yer fabrikada çalışan insanları görevlendirdiler” dedi.

    Haberin Videosu

    Avrupa’da yaşayan Alevi ve Ermenilere, yine Türkiye’yi terk etmek zorunda kalan gazeteci, yazar ve akademisyenlere yönelik suikast girişiminde bulunulacağına dair haberlere ilişkin Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Onursal Başkanı Turgut Öker PİRHA’ya konuştu.

    Avrupada demokrasi mücadelesi içerisinde yer alan ve Türkiye ile de yüreği birlikte çarpan insanları ihbar ederek binlercesinin yıllarca ülkesine gelişini engellediklerini belirten Öker, “Yer yer  fiziki saldırılar organize ettiler. O anlamda bu haber ilk defa bizim şahit olduğumuz, ilk defa gündeme gelen bir olay değil. Yaklaşık 35 yıl Avrupa’da yaşayan bir insan olarak da ben bunu yıllarca birçok alanda takip ettim” diye konuştu.

    “TEDBİR ALINMALI ÜZERİNE GİDİLMELİ”

    Öker, “Bazen fiziki saldırılar yaptılar, bazen kendi propagandaları üzerinden bizlere saldırdılar. Garo Paylan’ın açıklamasından sonra da Alman istihbaratı bunu teyit etti. Yani bu gelişmeler bilgimizin dahilindedir, dedi. Demek ki temelde bir olay sadece bir iddia değil. Almanya istihbaratı bunu teyit ettiğine göre ciddi bir tehlike var demektir. O kapsamda Avrupa’daki bütün muhalif güçler bunu teşhir etmeli, bunun üzerine gitmeli. Yeni bir Sakine Cansız  gibi şok edici bir durum ve sonuçla karşı karşıya kalınmamalı. Tedbir alınmalı, üzerine gidilmeli, muhalif güçlerin sindirilmesine, imha edilmesine yönelik bu faşizan yaklaşımın ortadan kaldırılması gerekir. Buralardan IŞİD militanları, doğrudan infaz eden tiplerin Avrupa’nın göbeğinde de ellerini kollarını sallayarak dolaşmaları ve herhangi bir suikast, katliam yaptıktan sonra durumun gündeme gelişi beklenmemelidir. Şimdiden üzerine gidilmeli ve bu çağ dışı faşizan yaklaşım teşhir edilmelidir” şeklinde konuştu.

    “DİRENEN İNSANLAR POTANSİYEL TEHDİTTİR”

    Fiziki olarak herhangi bir yerde adımız geçmese bile ben biliyorum bu zihniyet karşısında direnen insanlar potansiyel tehdittir diyen Öker şöyle devam etti:

    “Yani Ali olur, Veli olur o önemli değil. Yıllarca Avrupa’da Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun genel başkanlığını yapan bir insan olarak ben bunu birçok alanda hissettim. Bu dediğim gibi birisinin doğrudan sizi saldırıyla hedef almasının ötesinde her alanda yaptığımız çalışmaların engellenmeye çalışılması ve örgütlü yapımıza yönelik her tür gerçeklerle bağdaşmayan bir saldırıdır. Bu ülkenin cumhurbaşkanı her fırsatta ağzını açtığında Avrupa dediği an Aleviler dediği an Ali’siz Aleviler diye doğrudan örgütümüzü şahsımızı hedef almakta. Bu nedenle ülkeyi yönetenler hedef gösterdikçe tetikçiler de görevlerini yapıyorlar.”

    “SALDIRILAR DOĞRUDAN TEŞHİR EDİLDİ”

    Avrupa’da son 30 yıl içerisinde olması gereken şeyin olduğunu ve Alevi örgütlenmesinin oluştuğunu belirten Öker, “Devletin her alandaki faşizan politikaları sadece Alevilere değil bu ülkedeki bütün mazlumlara yönelik. Devletin saldırıları doğrudan teşhir edildi, her fırsatta Türkiye’deki mazlum halklar bir araya geldi, güç birliği yaptı ve birlikte sokaklarda mücadele edildi. Siyasi olarak birlikte tavır alındı” diye konuştu.

    “ÜLKEYİ YÖNETENLER FARKLILIKLARI YOK ETMEK İSTİYOR”

    “Bu ülkeyi yöneten zihniyetin hiçbir koşulda görmek istemediği durum, onlar dağıtmak isterken bizler birleştiriyoruz” diyen AABK Onursal Başkanı Turgut Öker, son olarak şunları kaydetti:

    “Ülkeyi yönetenler halkları, farklılıkları yok etmek isterken biz farklılıkları zenginlik olarak görüyoruz. O kapsamda bu ülkeyi yöneten zihniyetin yürüttüğümüz mücadeleyi kendi geleceği açısından tehdit gördüğü için bizlere saldırmakta.”    (HABER MERKEZİ)

  • Yazar Ali Yıldırım: Alevi yolunda deyişler ‘ayet hükmünde’ sayılır

    Yazar Ali Yıldırım: Alevi yolunda deyişler ‘ayet hükmünde’ sayılır

    PİRHA- Yazar Ali Yıldırım, “Deyişler sır kelamları, kadim yolumuzun temel taşları” başlığıyla sosyal medya hesabından kısa bir yazı yazdı. Yıldırım yazısında, “Cem erkanı içerisinde yetişen herhangi bir yaşlı canımız bizlere onlarca deyişi ezberinden bir çırpıda okuyuverir. Çünkü çocukluktan başlayarak beyine ve gönüle işlenen deyişler yolun sır kelamlarıdır” dedi.

    Yazar Ali Yıldırım sosyal medya hesabında ‘Deyişler sır kelamları, kadim yolumuzun temel taşları’ başlığı ile yazdığı yazıda, “Alevi yolunda deyişler gizlilik koşullarının sır kelamlarıdır” dedi.

    Yıldırım, yolun ilke, incelik ve temellerinin belleme, öğrenme, aktarma ver sürdürmenin deyişler aracılığıyla gerçekleşeceğini ifade etti.

    “DEYİŞLERİN İÇİNDE TEOLOJİ, TARİH VE RİTÜELLER DE VAR”

    Şiir ile müziğin birleşerek belleme ve öğrenme yoluyla sanatsal bir boyuta kavuştuğunu aynı zamanda da beynin öğrenme kapasitesini de harekete geçirdiğini belirten Yazar Ali Yıldırım yazısına şöyle devam etti:

    “Tekrarlarla farkında dahi olunmaksızın tüm doğallığı içerisinde deyişler belleklere işlenir. 
    Cem erkanı içerisinde yetişen herhangi bir yaşlı canımız bizlere onlarca deyişi ezberinden bir çırpıda okuyuverir. Çünkü çocukluktan başlayarak beyine ve gönüle işlenen deyişler yolun sır kelamlarıdır. Bu yapısıyla deyişler sıradan bir şiir olmanın çok ötesinde bir anlam taşırlar.
    Deyişlerin içeriğinde tarih var, teoloji var, ritüeller  var, bunları ne şekilde icra edilecekleri de var. Bunun yanı sıra Yol uluları, dergahlar ve ocaklar da var. Deyişler,
     pratikte, eylem içerisinde, yaparak, tekrarlayarak öğrenme ve eğitim biçimidir.”

    “ALEVİLERİN BİLİNCİ HAYATIN İÇİNDE ŞEKİLLENİYOR”

    Alevilerin bilincinin hayatın doğallığı içerisinde şekillendiğini belirten Yıldırım, “Bakış açılarımız ortak değerlerimize yaslanan erkanımızın sonucunda gelişir. Söz gelimi yolumuzun temel yapı taşını oluşturan ‘Ali’ olgusu erkanın esasları çerçevesinde şekillenmiştir. Her Alevi can tarafından benimsenip kabullenmiştir” diye konuştu.

    Yıldırım,  yazısında Devrani’nin Alevilerin kollektif tasavvuru olan Ali’yi betimleyen şu deyişine yer verdi:

    “Hakkın kandilinde gizli nihanda
    La mekan elinde sır idi Ali
    Küntü kenzin hep esrarı andadır
    Dünya kurulmadan var idi Ali

    Feriştahlar kendi nurundan oldu
    Sen kimsin diye Cibril’e sordu
    Cibril bilemedi kanadı yandı
    Ol zaman kandilde nur idi Ali

    Ol vakit “Kün” dedi dünya kuruldu
    Ademi balçıktan yaptı yoğurdu
    Kendi anasını kendi doğurdu
    Be nokta altında bir idi Ali

    Adem’in bezminden Şit’e erişti
    Müminin ervahı ona karıştı
    Ayin oldu Yasin ile görüştü
    Ervahı ezelden dür idi Ali

    Kuran’da Ali’dir İncil’de İlyâ
    Zebur’da Papa’dır Tevrat’ta Ulya
    Yoktan var eyledi bu cümle eşya
    Devranî kapında kulundur Ali”

    “Devrani’nin deyişinde bu şekilde dünya kurulmadan Ali’nin varoluşu, cümle eşyayı Ali’nin varetmesi, dört kitapta onun adının yazılı olması, onun gizli bir sır olması anlatısı hiçbir Aleviye yabancı gelmez” diyen yazar Ali Yıldırım son olarak şunları ifade etti:

    “Erkanın benimsediği Ali’nin nitelikleri budur ve Devrani de onu dizelere dökmüştür.
    Alevi yolunda deyişlerin ‘ayet hükmünde’ sayılması boşuna değildir. İnsan kendi çamurunu kendisi yoğurup kendisini halk ederse elbette söylediği sözler de sure hükmünde olacaktır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • HDP Mersin’de ‘Vicdan, Adalet ve Demokrasi’ mitingi yaptı-VİDEO

    HDP Mersin’de ‘Vicdan, Adalet ve Demokrasi’ mitingi yaptı-VİDEO

    PİRHA- HDP Mersin’de “Vicdan, Adalet ve Demokrasi” mitingi gerçekleştirdi. Mitingde konuşan HDP grup Başkanvekili Ahmet Yıldırım, Alevi canların Yas-ı Muharremini içtenlikle paylaştığını belirterek “Unutulmamalıdır ki, bizim mücadelemiz Muaviye zihniyetine karşı Hz. Ali, Yezide karşı Hz. Hüseyin mücadelesidir” derken, HDP Eş Genel Başkanı Serpil Kemalbay ise  HDP olarak Alevilerin yasını paylaştıklarını ifade ederek, “Savaşın bir bedeli olarak zamlar yağmur gibi yağıyor. Çünkü ülke korkunç bir şekilde yönetiliyor. Bu yönetimi durdurmadığımız sürece yoksullukla karşı karşıya kalacağız” dedi.

    Haberin Videosu

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Mersin İl Örgütü’nün, “Durmayalım Dur Diyelim, Faşizmi Durduralım” sloganıyla Tevfik Sırrı Gür Stadyumu önünde Eş Genel Başkan Serpil Kemalbay’ın da katılımıyla “Vicdan, Adalet ve Demokrasi Mitingi” düzenledi. Müzik eğlencesinden sonra söz alan HDP Grup Başkanvekili Ahmet Yıldırım, halkın coşkusunu ve katılımını selamlayarak,  halka teşekkür etti.

    HDP Mersin’de “Vicdan, Adalet ve Demokrasi” mitingi düzenledi. Binlerce yurttaşın katıldığı mitingte konuşan kayyum atanan Akdeniz Belediyesi Eş başkanı Yüksel Mutlu 2014’te halkın emek ve çabalarıyla belediyeyi kazandıklarını ancak hukuksuz bir şekilde kayyum atandığına dikkat çekerek şunları ifade etti:

    “Akdeniz bizimdir. İnanıyorum bizim kalacak. Sizler seçim sandığı kurulduğunda iki kez cevap vereceksiniz. Bu zulme rağmen burada toplanıyorsak, sizin onurunuzdadır. Bizler Mersin halkı, Kürtler, Aleviler ve Türkiye’nin tüm renkleri olarak buradayız. Akdeniz Belediyesi binası olmasa da söz veriyorum ki; sokaklarda dahi olsa size hizmet edeceğiz. Ben kendi adıma sizinle bu yolda yürüdüğüm için gurur duyuyorum.”

    “MUAVİYE ZİHNİYETİNE KARŞI HZ. ALİ, YEZİDE KARŞI HZ. HÜSEYİN MÜCADELESİ VERİYORUZ”

    HDP Grup Başkan Vekili Ahmet Yıldırım da, bu karanlık günler en yakında zamanda geçecek diyerek şunları belirtti:

    “Hep birlikte direneceğiz. Faşizm yöntemleri yaşadıkları korkudan ötürüdür. Hakikat mücadelesini sürdüreceğiz. Muaviye zihniyetine karşı Hz. Ali, Yezide karşı Hz. Hüseyin mücadelesi veriyoruz. Son 3 yıldır ülkede açlık, yoksulluk yetmezmiş gibi hala zam üstüne zam yapılıyor. Türkiye’de 240 tane vergi çeşidi var. İçtiğimiz sudan aldığımız havaya kadar her şeye zam yapıyorlar. Bu zam artışlarının tek adı var. Bu da savaş vergisidir.”

    “BASKILAR ASLA BİZİ YILDIRAMAZ”

    HDP Eş Genel Başkanı Serpil Kemalbay ise Muharrem ayının 9. günde olduğunu ve bu orucun barışa vesile olmasını haktan niyaz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:

    “İşte buradaki değerli halkımız söylüyor. Baskılar halkımızı yıldıramaz. Baskılar ne Selahattin Demirtaş’ı, ne Figen Yüksekdağ’ı, ne İdris Baluken’i, ne de Sabahat Tuncel’i yıldırabilir. Baskılar asla bizi yıldıramaz. Emekçilere, Kürtlere, kadınlara, Alevilere ve toplumun her kesimine saldırıyorlar. Tekçi sistemi inşa etmeye çalışıyorlar. Bizler direnecek kazanacağız. Kayyumlardan belediyelerimizi alacağız. Vekillerimizi hapishaneden çıkaracağız. Bu onurlu mücadeleye devam edeceğiz. Omuz omuza vererek insanlığı bilmeyenlere insanlığı öğreteceğiz.”

    Miting Mem Ararat’ın sahne alması ile sona erdi

    Diren Keser/MERSİN

     

  • Mersin’de Ğadir-Hum Bayramı kutlandı

    Mersin’de Ğadir-Hum Bayramı kutlandı

    PİRHA- Arap Aleviler için hem toplumsal hem de inançsal öneme sahip olan Ğadir-Hum bayramı kutlamaları devam ediyor. Mersin’de kutlama Kilikya Nehir Derneği öncülünde yüzlerce yurttaşın katılımı ile gerçekleştirildi.

    HABERİN VİDEOSU

    Arap Alevilerin yoğunlukta yaşadığı coğrafyalarda Ğadir-Hum Bayramı kutlamaları devam ediyor. Mersin’de çalışmalarını sürdüren Kilikya Nehir Sosyal Dayanışma ve Kültür Derneği Yenişehir Atatürk Kültür Merkezi’nde kutlama gerçekleştirdi. Yüzlerce yurttaşın katıldığı kutlama, sinevizyon gösterimi ile başladı.

    Sinevizyon gösteriminin ardından konuşan dernek başkanı ve din alimi Ahmet Özuğurlu Verde, Ğadir Hum bayramının önemine dikkat çekerek şunları ifade etti;

    “Her insan imamını tanımak zorundaysa, Kuran-ı Kerim’de bu imama işaret edilmemiş olabilir mi? Hz. Muhammed diyor ki, ‘Evren yaratılmadan önce ben ve Ali bir nurduk. Ali benim nefsimdir, kanımdır, ruhumdur.’ Bu nedenle Hz. Muhammed demiştir ki ‘Aliyi seven, beni sevmiş, beni seven Allah’ı sevmiştir.’ Bize yöneltilen kılıçlar bizi yıldıramadı, bitiremedi. Çünkü siz aşkı ve sevgiyi kılıçla biçemezsiniz. Bizi yakarak da bitiremezsiniz. Çünkü biz Ali’nin aşkıyla yanmışız.”

    Verde’nin ardından etkinlik ilahi, konuşma ve hirisilerin pay edilmesiyle sona erdi.

    Diren Keser/MERSİN

  • İHD Mersin Şube Başkanı Tanrıverdi: Bebekler anneleriyle hücrede kalıyor

    İHD Mersin Şube Başkanı Tanrıverdi: Bebekler anneleriyle hücrede kalıyor

    PİRHA- Cezaevlerindeki hak ihlallerine dikkat çeken İHD Mersin Şube Başkanı Ali Tanrıverdi,Hükümet, özellikle siyasi tutsaklara adeta düşman hukuku uyguluyor” diyerek,  herkesi ve her kesimi cezaevlerindeki baskılar konusunda duyarlılığa çağırdı. 

    İnsan hakları örgütlerinin açıkladığı verilere göre cezaevlerinde hak ihlallerinde artış dikkat çekiyor. Doluluk oranın her gün yükseldiği, bebeklerin anneleriyle hücrede kaldığı, hasta tutuklu ve hükümlülerin dışarıda tedavisine olanak tanınmadığı bir dönem yaşanıyor.

    “BASKI GÜN GEÇTİKÇE YOĞUNLAŞIYOR”

    İHD Mersin Şubesi de cezaevlerine ilişkin dernek binasında açıklama yaptı. Açıklamayı okuyan Şube Başkanı Ali Tanrıverdi, “Türkiye’deki cezaevlerinde AKP iktidarının 15 Temmuz darbe girişimini gerekçe göstererek uygulamaya koyduğu OHAL ile beraber yıllar boyunca mahsuplar üzerinde uygulanan baskı ve şiddet gün geçtikçe artmaya devam etmektedir” diyerek şunları belirtti:

    “İKTİDAR YANDAŞI OLMAYAN HERKES BİR MAHPUS ADAYI”

    “Artık iktidar yandaşı olmayan dışarıdaki herkes bir mahpus adayıdır. Bu nedenle cezaevi sorunları sadece İnsan hakları örgütleri ve mahpus yakınlarının sorunu değil, tüm toplum kesimlerinin temel sorunlarından birisidir. Hükümet, özellikle siyasi tutuklulara adeta düşman hukuku uyguluyor. Hükümlü ve tutuklulara esir gözüyle bakıyor. Halbuki devletin taraf olduğu Uluslararası Sözleşmelere ve T.C Devlet Hukuku’na göre cezası kesinleşmemiş herkes masumdur. Ayrıca hükümlülerin de mutlaka yerine getirilmesi gereken temel hakları vardır. Bunların hiçbiri yerine getirilmemektedir.”

    Tanrıverdi, “Mahpuslara uygulanmak istenen tekçi anlayışın yansıması olan tek tip elbise giyme zorunluluğu, önümüzdeki günlerde birtakım operasyonlarla cezaevlerinde kitlesel katliamların yaşanacağı endişesini duymaktayız” diyerek herkesi ve her kesimi cezaevlerindeki baskılar konusunda duyarlılığa çağırdı.

    Tanrıverdi’nin ardından konuşan, Tarsus Kadın Cezaevi’nde tutuklu bulunan gazeteci Şirin Çoban ve Şehriban Çoban’ın anneleri Nafiye Çoban iki kızıyla tam 14 aydır görüşme yapamadığını, görüş günlerinde cezaevine gittiğinde kapıdan çevrildiğini ifade ederek, çocuklarından birinin hasta olduğunu ve sağlığından endişe ettiğini söyledi.

    Diren KESER/MERSİN

     

  • ‘Gerici eğitim sistemine dur demeliyiz’-VİDEO

    ‘Gerici eğitim sistemine dur demeliyiz’-VİDEO

    PİRHA- ABF ve Eğitim-Sen’in eğitimdeki gericileşmeye karşı 17 Eylül’de İstanbul Kartal Meydanı’nda düzenleyecekleri mitinge ilişkin konuşan AKD Genel Merkez Yöneticisi Ali Özveren, “Bu meseleyi herkesin sahiplenip, gerici eğitim sistemine dur demesi gerekiyor” dedi. AKD Mezitli Şube Başkanı Ferdi Koç ise “Gerici eğitim sistemine karşı kendine çağdaşım, demokratım diyen herkesin Kartal’da bir araya gelip tavır sergilemesi gerekir” diye konuştu. 

    Haberin Videosu

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) ve Eğitim Emekçileri Sendikası’nın (Eğitim-Sen) eğitimdeki gericileşmeye karşı 17 Eylül’de İstanbul Kartal Meydanı’nda düzenleyeceği mitingin hazırlıkları sürüyor.

    “GERİCİ EĞİTİM SİSTEMİNE DUR DEMEMİZ GEREKİYOR”

    Yerellerde de mitinge katılım hazırlıkları devam ederken, PİRHA’ya konuşan Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Merkez Yöneticisi Ali Özveren, yüz binlerin katılacağı mitingin gerici eğitim sistemine cevap olacağını belirterek şunları ifade etti:

    “İnsanlar haksızlığa, hukuksuzluğa karşı sesini yükseltmelidir. Çünkü şu anki mesele geleceğimizle ilgilidir. Bir ülkede eğitim düzenli ve çağdaş olmaz ise geri gitmeye mahkûmdur. Uzun zamandır Alevi örgütleri miting düzenlemiyor. Bugün neden ihtiyaç duyuldu? Çünkü Aleviler ve kurumları zorunlu din dersine karşı mücadele yürütüyor. Geldiğimiz noktada daha da gericileşen eğitim sistemiyle karşı karşıyayız ve sesimizi daha fazla yükseltmenin zamanı gelmiştir. Eğitimdeki sorunlar sadece Alevilerin sorunu değildir. Çocuğunun gelecek kaygısı taşıyan herkesin sorunudur. Bu meseleyi herkesin sahiplenip, gerici eğitim sistemine dur demesi gerekiyor. Bunun içinde İstanbul Kartal’da buluşalım.”

    “ALEVİLERİN GERİCİLİĞE KARŞI SESSİZ KALMALARI MÜMKÜN DEĞİL”

    AKD Mezitli Şube Başkanı Ferdi Koç ise son dönemlerde Milli Eğitim Bakanlığı’nın hazırladığı müfredata ilişkin Alevilerde bir rahatsızlık oluştuğuna dikkat çekerek, şunları belirtti:

    “Milli Eğitim Bakanı açıklamalarında, müfredatın dünyanın en çağdaş ve bilimsel müfredat olduğunu söylüyor. Biz biliyoruz ki değiştirilen müfredatın Türkiye’de az da olsa var olan laik yaşam biçimini, bilimsel eğitim anlayışını ortadan kaldırıp, gerici, karanlık yaşama yol almak istiyorlar. Alevilerin bunun karşısında sessiz kalmaları mümkün değil. Sadece Alevilerin de değil, demokrat, ilerici tüm kesimlerin karşı çıktığı bir sistem dayatılıyor. Bu sisteme karşı kendine çağdaşım, demokratım, laikim diyen herkesin Kartal’da bir araya gelip tavır sergilemesi gerekiyor.”

    Diren KESER/MERSİN