PİRHA- Mersin Sanat Edebiyat Derneği IV. İlyas Halil Öykü Ödülü sonuçları açıklandı. Birincilik ödülüne “Kimlik” öyküsüyle Yazar Alihan Demir layık görüldü.
Mersin Sanat Edebiyat Derneği IV. İlyas Halil Öykü Ödülleri sahiplerini buldu. Birincilik ödülüne “KİMLİK” öyküsüyle Yazar Alihan Demir layık görülürken, “SPOR AYAKKABILARI” öyküsüyle Habibe Şenol İnan ve “KABARMIŞ HAMUR VE SÜT” öyküsüyle Esra Çakır, seçici kurul özendirme ödülüne değer bulundu.
Sokak Kitapevi’nde düzenlenen törende ödüller sahiplerine verildi.
Etkinlikte söz alan Alihan Demir ödülün kıymetli olduğunu ve Mersin’de buna benzer çalışmaların önemsendiğini ve dışarıdan Mersin’in sanatsal etkinliklerinin takip edildiğini söyledi.
Sanat ve edebiyat alanında bir çok derneğin olduğunu vurgulayan Demir, “Bu yapıların ortaklaşmaması ve üniversiteye gibi okullar gibi sanata ihtiyaç duyulan noktalara yeterince ulaşmaması şu an için en büyük eksikliğimiz olarak görüyorum. Halkın sanata ve yazara ulaşması noktasında yetkililerin de bu konuda sorumluluk sahibi olması ve yürütülen projelere destek vermesi gerekmektedir. İlyas Halil Öykü ödülünü almanın sorumluluğunu ve bilincini biliyorum bundan sonra da edebiyatta nitelikli eserin oluşması için yazmaya ve okumaya devam edeceğim” dedi.
İLYAS HALİL KİMDİR?
23 Nisan 2025 tarihinde, Kanada’da aramızdan ayrılan İlyas Halil, 1930 yılında Adana’da doğmuş. Çocukluğu ve gençliği Mersin’de geçmiş. Pek çok edebiyatçımız gibi yazmaya şiirle başlamış, kısa zamanda şair olarak ünlenmiştir. Şiir kitapları; Hâl ve Hayal (1951), Öpücük (1953), Mürdüm Dalı (1954) ve Yalandır Herhalde (1959) yıllarında yayımlanmıştır.
İlyas Halil 1964 yılında ailesiyle Kanada’ya göç etmiştir. İlk öykü kitabı Doyumsuz Göz 1983 yılında yayımlanmıştır. Ardından Çıplak Yula (1985), İt Avı (1987), Boyansın Ramazan (1989), İskambil Evler (1991), Kiralık Mabet (1993), Sarhoş Çimenler (1995), Gâvur Memur Aranıyor (1999), Körler bahçesi (2004), Agap Çiçeği (2006), Gâvur Aşevi (2007), Changall Yıllarım (2008), Plaza Dona Elvira (2009) ve Ebel’in Duası (2011) okurlarla buluşmuştur. Ünlü ressam Nuri Abaç, gençlik arkadaşı İlyas Halil’in bütün kitaplarına kapak resmi hazırlamıştır. Kitaplarında Abaç’ın desenleri de yer almıştır. Kırk yıldan fazladır günde yirmi dört saat şiir ve öykü düşünen yazar, rüyalarını hâlâ Türkçe gördüğünü belirtmiştir.
Yazar Orhan Özdemir, İlyas Halil’in 1960’lı yılların ortasından 1977’nin sonuna kadar Nuri Abaç’a gönderdiği mektupları, yazarın isteği üzerine kitaplaştırmıştır.
Ressam Doğan Akça, ‘Akkahveli Sanatçılar’ı bir dizi olarak yayınlamış, Nuri Abaç ve İlyas Halil’i 1956-1959 yıllarındaki ‘Üçüncü Kuşak Akkahveliler’ diye tanıtmıştı. Akkahve, Mersin’in kültür-sanatında ilk kuşakların buluştuğu yer olarak bilinmektedir. Günümüzde Mersin Büyükşehir Belediyesi tarafından yeniden hizmet vermek üzere onarılmaktadır.
2020 yılında kurulan Mersin Sanat Edebiyat Derneği, ailesinin de desteği ile şair ve yazar İlyas Halil’in kişiliğini tanıtmak, Mersin’e olan tutkusunu gelecek kuşaklara aktarmak, edebiyatımıza yeni yapıtlar kazandırmak ve genç yazarları özendirmek amacıyla ‘İlyas Halil Öykü Ödülü’ vermeyi kararlaştırmıştır.
PİRHA- 10. Mersin CNR Kitap Fuarı sona ererken, yazar ve yayıncılar fuardaki gerilemeyi “ekonomik kriz ve bilinçli kültür politikalarının sonucu” olarak değerlendirdi. Yazar ve yayıncılar, düşük ilgi ve yetersiz organizasyonun tesadüf olmadığını belirterek, kültür-sanat alanına yönelik devlet politikalarının fuara da yansıdığını vurguladı.
Mersin Yenişehir Fuar Merkezi’nde düzenlenen 10. Mersin CNR Kitap Fuarı sona ererken, etkinliğe dair çok sayıda eleştiri gündeme geldi. Fuarda hem ziyaretçi sayısının düşük olması hem de organizasyon eksiklikleri dikkat çekti. Yayıncılar, yazarlar ve sektör temsilcileri, fuar alanının daraltılmasından duyuru eksikliğine, yüksek maliyetlerden kültürel etkinliklerin azalmasına kadar birçok başlıkta tepkilerini dile getirdi. Katılımcılar, fuarın her yıl gerilediğini vurgulayarak, kültür-sanat alanının giderek daraltılmasının bilinçli bir politikanın sonucu olduğunu ifade etti.
“FUAR POTANSİYELİNİ YANSITMIYOR”
Öteki Yayınevi’nden Vedat Yeniçeri, fuarın önceki yıllarla kıyaslanmayacak kadar gerilediğini belirterek, “Pandemiden önce fuar oldukça canlı ve ilgi çekiciydi, ancak yıllar içinde hem organizasyon hem de içerik olarak çok geriledi. Bu yıl fuar sadece bir salona sıkışmış ve kültür yayıncılığına yönelik katılım oldukça düşük. Fuarın kitlesi, kitaba değil, daha çok objelere ilgi gösteriyor. Şehirde fuar hakkında hiçbir duyuru yapılmıyor, sadece sosyal medya üzerinden duyurular yapılıyor. Bu durum, fuarın zayıf ve verimsiz geçmesine sebep oluyor. Bu tarz fuarlarda ciddi bir ekonomik kriz, kültürel politikalar ve devlet müdahalesi de etkili” diye konuştu.
“KİTAP FUARI DEĞİL, OYUNCAK FUARI” ELEŞTİRİSİ
Fuarın, kitap fuarı vasfından giderek uzaklaştığını dile getiren Vesta Yayınları Genel Yayın Yönetmeni İsmail Aktaş, “Mersin Kitap Fuarı, beklentilerin çok altında. Organizasyon kötü, stant ücretleri düşük, şehirde sivil toplum kuruluşları fuar hakkında bilgi sahibi değil. Fuarda kitaplar yerine daha çok kırtasiye ve hediyelik eşya satılıyor. Bunun yanı sıra, okurlar ile yayıncıların buluşması zorlaşıyor. Bizim özgün yayın çizgimiz nedeniyle bir nebze ilgi görüyoruz, ancak genel olarak fuar kötü. Fuarlara katılım düşük, masraflar yüksek. Ekonomik koşullar ve hükümetin yayıncılığa karşı yaklaşımı, durumu olumsuz etkiliyor. Yayıncılara ciddi destekler verilmesi gerektiğini düşünüyoruz; özellikle KDV indirimi ve mali destekler sağlanmalı” dedi.
Edebiyat öğretmeni ve yazar Faik Güçlü ise son yıllarda fuarın giderek sönükleştiğini söyleyerek, “Bu yıl fuar alanı yarıya düşmüş durumda. Ulusal yayınevleri gelmiyor. Hediyelik eşya stantları kitaplardan daha fazla ilgi görüyor. Mersin, pek çok küçük ilin bile gerisine düşmüş durumda” ifadelerini kullandı.
GİRİŞ ÜCRETİNE TEPKİ
Yazar Yusuf Baran Beyi, fuarın giriş ücretine de dikkat çekerek, “Giriş parası alınması yazarları ve yayınevlerini olumsuz etkiliyor. Veliler sadece çocuklarına kitap alıyor, kendilerine almıyorlar. Oysa örnek olmak için önce ebeveynlerin okuması gerekir. Diyarbakır Fuarı’nda insanlar poşet poşet kitap alıyor. Mersin’de bu ilgi yok” diye kaydetti.
Bir diğer yazar Nazmi Bayır ise fuardaki ilgi düşüklüğünü ülkenin genel gidişatıyla ilişkilendirerek, “Türkiye’de okur azaldı, sanata ilgi yok. Ekonomik kriz, yanlış politikalar, eğitimin çökmesi… Bunların hepsi fuarlara da yansıyor. Mersin’in böyle olmaması lazım ama ilgi her yıl azalıyor. İnsanlara çağrım; dirençlerini kaybetmesinler, bir araya gelsinler, dayanışsınlar. Umut hala var” dedi.
“KÜLTÜREL GERİLEME SÖZ KONUSU”
Yazar Alihan Demir, kültürel etkinliklerin her yıl azaldığını vurgulayarak, şunları söyledi:
“Genel bir kültürel gerileme yaşanıyor. Yıllar önceki coşku ve kalabalık artık yok. Sahaflar, söyleşiler, buluşmalar artık yok denecek kadar az. Fuar tek hole sıkıştı. Belediyeler ve ilgili kurumların yeterince sorumluluk almadığı görülüyor. Kimlik kartlarının geç verilmesi, ulaşım düzeni, anonslar, park sorunu, yayınevlerinin katılmaması gibi pek çok aksaklık var. Bu görüş sadece bana ait değil; okurlar, yazarlar, yayıncılar ve firma sahipleri de aynı şeyi söylüyor. Olumsuz koşullar bizi durdurmuyor. Yazmak zaten akıntıya karşı durmaktır. Edebiyatın doğası muhaliftir; vazgeçmeyi, geri çekilmeyi kabul etmez. Binlerce yıllık kültür birikimi bize direnç göstermeyi öğretti. Biz yazarlar bu şartlarda daha içe kapanmak yerine, daha fazla üretmeyi, daha çok direnç göstermeyi seçiyoruz. Bu sorunlar bizi yıldırmıyor, ama üzüyor. Yine de yeni sorumluluklar alarak, daha geniş bir perspektifle yazmaya devam ediyoruz. Zor zamanlar bizim için bahane değil; aksine yazmanın neden gerekli olduğunu yeniden hatırlatan bir durum.”
“PİYASACI FUAR ANLAYIŞI EDEBİ NİTELİĞİ DÜŞÜRÜYOR”
Yazar Erman Şahin, fuarın niteliğinin ciddi şekilde düştüğünü belirterek, “Önceki yıllarla karşılaştırınca bu yıl hem katılım hem de edebi nitelik bakımından ciddi bir düşüş var. Stant fiyatlarının yükselmesi, maddi gücü olan yayınevlerinin fuara katılabilmesi gibi bir tablo oluşturuyor. Bu da edebi çeşitliliği ve niteliği azaltıyor. Popüler kültür, bilimkurgu ve fantastik türlere yönelim artmış durumda. Ayrıca takı–eşya stantlarının kitaplardan daha fazla olması düşündürücü ve fuarın amacını zayıflatıyor. Yine de çocukların getirilmesi, ailelerin fuara uğraması açısından bir fuarın varlığı hala değerli” diye konuştu.
Şahin, çözüm için, “Fuarın “piyasacı–stand satıcı” bir mantıktan çıkarılması gerekiyor. Tüyap’ın yaptığı gibi kültür–sanat odaklı, kriterleri net ve nitelikli bir organizasyon modeli uygulanmalı. Belediyeler ve yerel kültür sanat komisyonları daha aktif rol almalı; bölgesel bir işbirliği sağlanmalı. Adana’da fuar var diye Mersin’de olmaması için bir neden yok; Akdeniz bölgesinde Mersin ve Hatay gibi şehirler bu yükü rahatlıkla taşıyabilir. Yerel ve ulusal yazarların bir araya gelmesi, birbirini tanıması ve şehrin kültürel dokusunun güçlenmesi açısından fuarın profesyonelce planlanması şart” önerilerinde bulundu.
PİRHA- Bu yıl 8’ncisi düzenlenen Mersin Kitap Fuarı, bilinen yayınevlerinin katılmaması, sevilen yazarların olmaması, kitap fiyatlarının yüksek olması ve katılımın oldukça düşük olması sebebiyle sönük geçiyor. Tüm bunların merkezinde ise tek bir sorun yatıyor: Ekonomik kriz.
Mersin Büyükşehir Belediyesi, Yenişehir Belediyesi, Mersin Valiliği ve Mersin İl Milli Eğitim Müdürlüğü iş birliği ile düzenlenen 8’nci Mersin CNR Kitap Fuarı başladı. 14-22 Ekim tarihleri arasında Yenişehir Fuar Merkezi’nde sürecek olan fuara ilginin oldukça düşük olduğu gözlemlendi.
Stant ücretlerinin çok yüksek olması nedeniyle bu yıl birçok yayınevi fuara katılamadı. Yurttaşların katılımının da düşük olduğu etkinlikte, vatandaş çoğu kez eli boş dönüyor. Fuar, genel anlamda ekonomik krizin etrafında dönen sorunlar sebebiyle bu yıl oldukça sönük geçiyor.
“ESKİ COŞKU VE GÖRKEM YOK”
Ajansımıza kitap fuarını değerlendiren yayıncılar stantların fahiş fiyatlarla kiralanmasından yakındı. Bu durumun bilinen ve tercih edilen yayınevlerinin katılımını da etkilediğini belirten yayıncılar, ilerleyen yıllarda katılımın daha da düşeceğinin sinyallerini verdi.
Yazarlar ise okuyucuların ilgisinin bu yıl az olduğu görüşünde.
Fuarda okurlarıyla buluşan masal yazarı Tülay Aslan, bu yılki organizasyonun özensiz yapıldığına dikkat çekerek, “Sanki kitap fuarı değil de incik boncuk, takı toka fuarı gibi bütün rağbet orada. Önemli hiçbir yazar ve yayınevi gelmedi. Okuyucudan çok kitaplar var burada. Eski coşku yok” dedi.
Yazar Funda Er, bu sene kitap fuarında umduğunu bulamadığını söyleyerek, okuma konusunda insanların teşvik edilmesi gerektiğine dikkat çekti.
Yazar Ali Eker, okuma oranının düşük olduğundan dolayı fuarın amacına ulaşmadığını ve geçen seneye göre oldukça zayıf geçtiğini dile getirdi.
Yazar Ali F. Bilir ise, “Kitaba ekonomik krizden dolayı ilgi az. Ancak kişi sayısından çok insanların ilgisi fazla. Bu da bizleri mutlu ediyor” diye konuştu.
“FUARA TİCARİ YAKLAŞILMAMALI, KÜLTÜREL YANI ÖNE ÇIKARILMALI”
Yazar Alihan Demir da, yüksek fiyatlara bakıldığında fuara ticari bir misyon yüklenildiğini ve belediyelerin organizasyonda pasif davrandığını söyledi.
Fuara olan ilgi eksikliğinin nedenlerini sıralayan Demir, “Gelen yayınevlerinden istenen para çok fazla. Bunu kitap fiyatlarına yansıtmak zorundalar. Bugün bir sürü öğrenci gözlerimin önünden geçti ama bir tane bile kitap alan yoktu. İnanılmaz bir ilgi eksikliği var. Öğrenciler gelip sadece izliyor. Fuara dair reklam da iyi yapılmadı, medyanın da ilgisi oldukça düşük. Gelecek sene bu sayı daha da düşecektir muhtemelen. Bu da kitap fuarları bitirilmek mi isteniyor sorusunu getiriyor akıllara” diye konuştu.
Demir, bu sorunlar karşısında neler yapılması sorusuna ise şöyle yanıt verdi:
“Kurumların inisiyatif alıp cesur olması gerekiyor. Buranın ticari boyutundan çok kültürel boyutunun öne çıkarılması gerekiyor. Bilinen yazarların buraya getirilmesi gerekiyor. Bu işin ciddiye alınması gerekiyor. Burada değerli olan kitaptır ve okuyucu ile yazarın buluşmasıdır. Ticarete konu edilmesi, daraltılması ve yazarların gelmemesi veya getirilmemesi kaliteyi düşüyor. Belediyelerin bu konuda sorumluluk alması gerekiyor.”
YURTTAŞLAR KİTAP FİYATLARINDAN ŞİKAYETÇİ
Mikrofon uzattığımız yurttaşlar da fuarı kendi açılarından değerlendirerek, organizasyonun içinin dolu olmadığından ve kitap fiyatlarının yüksek olmasından şikayet ettiler. Aradıkları kitapların çoğunu bulamamanın ve sevdikleri çoğu yazarı fuarda görmemenin hayal kırıklığını yaşayan yurttaşların fuara ilişkin görüşleri şu şekilde:
“- Çocuklar için geldik. Fiyatlar çok yüksek. Önceki yıllarda ellerimiz kitap poşetleri ile dolu ayrılıyorduk buradan ama bu sefer birkaç tane alabildik sadece. Fuarlarda kitapların daha indirimli olması gerekiyor ama ekonomik kriz burada da etkisini hissettiriyor.
– Fuara iki sene önce gelmiştik. Daha geniş alana yayılmıştı. Listemdeki kitapların hiçbirini bulamadım. Ekonomik krizle ilgili katılımın da düşük olduğunu düşünüyorum.
– Her yıl elimizden geldiği kadar katılmaya çalışıyoruz. Yayınevi ve katılım sayısı düşük. Fiyatlar yüksek. Daha fazla yabancı yazar vardı.
– Kentin demokratik yapısında düşünsel insanların buluşmasının yollarından biri kitap fuarları. Bu dönem özellikle sermayenin, iktidarın ideolojik hegemonyasının kırılması açısından fuarların rolü çok önemli. Bu nedenle sayılarının artması gerekiyor.
– Ekonomik kriz günden güne derinleşirken buraya gelip eskisi gibi poşetler dolusu kitap almak lüks hale geldi. Sadece çok merak ettiğimiz kitapları alabildik. Öte yandan geçen yıllara göre bu yıl organizasyonun için oldukça boş. Bilinen yayınevleri ve yazarları göremedik. Her sene heyecanla beklediğimiz fuarın bu halini görmek oldukça üzücü. Umarız ki gelecek sene eski görkemine, doluluğuna kavuşur.”
PİRHA- İlk romanı olan ‘Ya Star’ kitabına dair konuşan Alihan Demir, “Günümüz kadınına, Mezopotamya kadınına, Kürt kadınına, dışarıdaki yaşam içerisinde mücadele eden, uğraşan, yorulan kadına dair bir ses oluşturmak ve bu sesi yaymak istedim” dedi.
“Yazar Alihan Demir, modernitenin kadın için bir cehennem ama en çok da erkek cehennemi olduğunu kendi dilinde roman tadında gösteriyor. Bunu biraz da çıplak ve aleni olarak bize gösteriyor. Kaçamayacağınız kadar yalın, kendini kandırmalar, aldatmalar, ucuz tuzaklar, süslü ışıklar, daha türlü türlü psikolojik oyunlar, algı yaratmalar, yanılmalar, yanılgılardan medet ummalar. Hiçbiri kar etmiyor hakikatin yakıcı ışıklarına. Bu yüzden bu roman, bir bakıma moderniteyi teşhir ediyor” diyor 25 yıldır tutuklu olan Seyit Oktay ve belki de ipuçları veriyor bize.
Resmi tarihin dışına itilerek yeni bir kalıba büründürülmek istenmiş kadının gizli kalmış tarihi, özgürlük arayışı ve modernite canavarının paramparça ettiği hakikati okuyucu ile buluşturmak istiyor Alihan Demir.
Kadının düşürüldüğü, 104 icadının çalınarak tüm toplayıcılığı ve kutsallığının cehennem karanlığına derdest edildiği topraklar olan Sümerler ile bu ‘canavarı’ yani erkek cehennemini eleştirel bir dille işleyen yazar herkese ciddi bir eleştiri ile bu hakikati yeniden diriltme çağrısında bulunuyor.
Yazar Alihan Demir’in ilk romanı olan ‘Ya Star’ kitabı raflardaki yerini aldı. Günümüz kadınıyla Tanrıça İştar’ın hikayesini birleştiren romana dair Alihan Demir’le konuştuk.
Diren Keser: Yazarlık serüveni nasıl başladı?
Alihan Demir: Liseden beri yazıyorum. Üniversitede biraz daha eğitim alınca daha dikkatli yazmaya başladım. Fakat üniversite bittikten sonra hayatın içerisine atılınca biraz daha sokaktaki yaşamı, gördüklerimizi, bu sefer tekniğe çok dikkat ederek değil de daha çok sokaktaki yaşamın sesini, gördüğümüzü yansıtma gereği duydum.
Ya Star’a gelmeden önce çok farklı öyküler, şiirler ve benzeri çalışmalarım oldu ama bir süre sonra ‘Ya Star’ı yazmak zorunda olduğumu hissettim. ‘Yazmasaydım çıldıracaktım’ diyebilirim. Bu anlamda bir toplumsal sorumluluk hissiyle bunu metne dökmem gerektiğini fark ettim. Başka sebepleri de vardı tabi. Edebiyatımızda da, dünya edebiyatında da tanrıçaya dönük bir metin çok görmedim. Ben biraz daha günümüz kadınına, Mezopotamya kadınına, Kürt kadınına, dışarıdaki yaşam içerisinde mücadele eden, uğraşan, yorulan kadına dair bir ses oluşturmak istedim, bu sesi yaymak istedim. Bu anlamda sokağa baktığım zaman geçmişe baktığım zaman 20 yıl öncesi, 5 bin yıl öncesi bu geçmiş aşamalarına baktığımız zaman Ya Star’ın kendi hikayesi kendi kendine yazılmış oluyor diye düşünüyorum.
“YA STAR MEZOPOTAMYA’DA KÜRT, ARAP, FARS, ACEM, KELDANİ, SÜRYANİ KADINININ ORTAK ÇIĞLIĞIDIR”
-Bunu biraz daha açabilir misiniz?
20 yıl öncesinde aklım ermeye başladığında biraz etrafı dinleyip, anlamaya başladığım zaman şunu hissettim; kadınlarımız özellikle zora düştüğü zaman, doğum öncesi, ölüm öncesi, son bir çığlık, son bir feryat, son bir ses olarak ‘Ya Star’ sözünü kullanıyor. Bu sözün gelişi güzel kullanılmadığını bir çeşit yakarış olduğunu, bir çeşit sitem olduğunu, bir çeşit isyan olduğunu hep hissediyordum. Çünkü o duygulara denk geldiğimizde bu söz ağızdan çıkıyordu.
20 yılı aşıp geçmişe gittiğim zaman bunun Sümer tanrıçası İştar’a kadar ilişkili olduğunu fark ettiğim de dondum kaldım. Sonra merdivenin basamaklarını çıkar gibi tarihin o dönemlerindeki aşamaları birleştirdiğimiz zaman hepsinin yapbozun parçaları olduğunu fark ettim. Mezopotamya’da Kürt, Arap, Fars, Acem, Keldani, Süryani kadınının ortak bir dili belki yok ama ortak sözlerinin olduğunu fark ettim. ‘Ya Star’da bu anlamda kadınların ortak bir çığlığı olmuş. Tanrıça İştar romanı yok, yazılmamış. Entelektüellerimiz tanrıçayı çok fazla diline dolamış olabilir fakat bunun materyalini, bilimini, romanını oluşturmamış, filmini çekmemiş, operasını yapmamış. Bana hep ilginç gelmiştir. Sümer toprakları 5 bin yıldır bu bölgeye etkiliyor ama bugün Sümerlere sahip çıkılmıyor. Bende bu kültüre biraz da biz sahip çıkmak, bu sesi duymak, en azından okunabilir, tartışılabilir, paylaşılabilir bir metne dökme gayreti vardı. Tabii başlangıcı da kadındı, öznesi de kadın, sonu da kadınla ilişkiliydi. Kadınsız başlayan her şey yıkılmaya mahkumdur. İçinde kadının olmadığı hiçbir şey yürüyemez. Dolayısıyla bu çalışmaya başlarken kadınla başlanmalıydı.
“ROMANI GEÇMİŞİNE, KÖKÜNE KARŞI BİR SORUMLULUK DUYGUSUYLA YAZDIM”
-Ya Star’ı yazmak ne kadar sürdü?
Ben her yıl bir kitap çıkaran yazar potansiyelinde değilim. Israrla 3-4 yıldır bu metne çalıştım ve bunu iyi bir eser olarak ortaya çıkarmak istedim. İyi bir metin yazdım, iyi bir dil oluşturmaya çalıştım. Çünkü bunu hızlıca oldu bittiye getirip bir kitabım olsun tarzında basit dürtülerle yazmadım. Bir bilinçle, politik ve toplumsal bir kaygıyla, geçmişine, tarihine, köküne karşı bir sorumluluk duygusuyla oluşturdum. Bir kadının daha iyi yazabileceğini düşünüyorum. Bir kadın yazarsa daha iyi yazar. Bir kadın da tersinden biri yolculuğu yazarsa bu bence güzel bir roman örneği olabilir.
Zorlu bir süreçten geçtik, geçiyoruz. İşi bilenler ‘bu süreçte bu kitabı basma’ dediler ama ben esere güveniyorum dedim. Bu insanlara ulaşacak dedim. Ne gerekiyorsa ben yaparım ve zor olan koşulları yürürüm, hallederim dedim. Düşündüğüm gibi de oldu. Bazen bir şeye gerçekten inanıyorsanız, arkasında duruyorsanız, öyle çok uzun yıllara da gerek yok, çok kısa sürede mesajınız ulaşılabiliyor.
“BENİ EN ÇOK ŞAŞIRTAN KADINLARIN ‘HEDA’ DA KENDİNİ GÖRMESİ”
-Tepkiler nasıl?
Şu ana kadar bu eserin gerek alt metnine gerek kadının psikolojisine, gerekse de sunumuna dair olumsuz bir şey duymadım. Belki daha eleştiriler gelecektir. Beni en çok şaşırtan kadınların ‘Heda’ da kendini görmesi, ama istisnasız. 18 yaşındaki öğrencimde, 40 yaşındaki arkadaşım da romanın kahramanında kendini görüyor. Bu yönde çok fazla tespit geldi bu da beni şaşırttı. Bu kadar beklemiyordum.
“ROMAN İSTANBUL’DA BAŞLAYIP URUK’DA SONLANAN BİR YOLCULUĞU ANLATIYOR”
-Romanınızı biraz anlatır mısınız?
Roman İstanbul’da başlayıp Amara’da sonlanan bir yolculuğu anlatıyor. Heda da İstanbul’da yaşayan, 29 yaşında bir kadın karakter. İçinde yaşadığı koşullar artık kendini savunamaz, ifade edemez bir durumda sıkıştırıyor. O da bir patlama noktasında, isyan ediyor. İsyan edince hayatın gerçekliği içerisinde bir yolculuğa çıkmak zorunda kalıyor. Bu yolculuk ona ilk başta ceza olarak gelse de bir süre sonra bir şehirden öbür şehre geçerken karakteri de, cümleleri de, olaylara bakışı da, gördüğü de, duyduğu ile birlikte karakteri üst kişilik aşamasına çıkıyor. Gitgide kadının doğasına, köklerine 5 bin yıl önceki Sümer köklerine yaklaştıkça adeta kendine geliyor, kimliğini buluyor, kendini ifade etmeye başlıyor, karşı çıkıyor, ‘Hayır’ demeyi öğreniyor. Yolculuğu Adana, Mardin ve devamında güneye, Sümer topraklarına, Uruk şehrine kadar giriyor. Orada Halepçe’ye, Kobani’ye, Felluce’ye, Bağdat’a dair hikayeleri duyuyor.
Hayatı boyunca aradığı bir şey ve yol boyunca asıl aradığı şeyin üzerine gittiğini görüyor. Yani öz kişiliğine, kimliğine, köklerine ulaşmaya başlıyor. Bu noktadan sonra da artık günümüz mevcut korkan, sinen, kendini anlatamayan, baskılanmış, cinayetlere kurban gitmiş, elli çeşit yerden yaralanmış kadın yok artık. Güçlü bir tanrıça oluyor Heda. İşte orada gerçek kimliğine ulaştığından artık Tanrıça İştar’la bir oluyor ve romanın devamında Tanrıça İştar’ın hikayesini okuyoruz.
“KİTABIN ANLATMAK İSTEDİĞİ, VERMEK İSTEDİĞİ MESAJIN OKUYUCUYA ULAŞMASINI İSTİYORUM”
-Okuyucu kitaba nasıl ulaşabilir?
Kitap bütün internet sitelerinde satışa hazır. İlk baskısı bitmek üzere, ikinci baskı için şu an düşünüyoruz. Geri dönüşleri önemsiyorum. Instagram üzerinden, YouTube kanalımdan sosyal medya üzerinden ulaşabilirler. Çünkü amaç gerçekten bir kitabım olsun ukalalığı değil. Kitabın anlatmak istediği, vermek istediği mesajın okuyucuya ulaşması.
-Yeni projeniz yada projeleriniz var mı?
Şimdilerde Gutiler üzerine araştırmalar yapıyorum. Bakalım nereye varacak. Hep birlikte göreceğiz.
-Son olarak ne söylemek istersiniz?
Umarım mesajımız daha çok kişiye ulaşır ve bu anlamda artık sömürünün, soygunun, zulmün bittiği hayal ettiğimiz o eşit yaşama kavuşuruz. Cinayetle yan yana getirilen kadından ziyade biraz da üreten kadın, güçlü kadın, ayakta duran kadın ve değerleriyle ışık olan, yol gösterecek kadını konuşmamız gerekiyor. Umarım böyle zamanları en yakın zamanda yakalarız.
Diren KESER/MERSİN
Söyleşinin tamamı için; https://youtu.be/SMwSdilgoXY