PİRHA- Menekşe Erbay, Tuzluçayır Lisesi’nde yapılan 1 Mayıs kutlamaları sırasında kolluk kuvvetlerinin kuşatması karşısında, “çocuklarımızı öldürecekler” diyerek eylemdeki gençleri korumaya çalışırken, kolluk kuvvetlerinin açtığı ateş sonucu kalbinden vurularak öldürülmüştü. 1 Mayıs Şehidi Menekşe Erbay’ın anıldığı açıklamada 1 Mayıs’a çağrı yapıldı.
Menekşe Erbay, Tuzluçayır Lisesi’nde yapılan 1 Mayıs kutlamaları sırasında kolluk kuvvetlerinin kuşatması karşısında, “çocuklarımızı öldürecekler” diyerek eylemi düzenleyen gençleri korumaya çalışırken kolluk kuvvetlerinin açtığı ateş sonucu kalbinden vurularak öldürüldü.
AKA-DER, Alınteri, Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu (BDSP), Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM PARTİ) Mamak İlçe Örgütü, Halkevleri, Kaldıraç, Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) Mamak İlçe Örgütü ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) Mamak İlçe Örgütü tarafından 1 Mayıs şehidi Menekşe Erbay, gerçekleştirilen yürüyüş ve basın açıklaması ile anıldı. Açıklama, Menekşe Erbay’ın öldürüldüğü yer olan Tuzluçayır Lisesi’nin önünde yapıldı.
Ortak açıklama metnini kurumlar adına Engin Kılıç okudu.
1977’den bugüne katledilen bütün devrim şehitlerinin miras olarak bıraktıkları, devrimci değerlere sahip çıktıklarını belirten Engin Kılıç, “44 yıl önce 29 Nisan günü öğrencilerin 1 Mayıs eylem çağrısı sonucu jandarmalar okulun etrafını çevirmiş ve eylemi engellemeye çalışmışlardı. Saldırı hazırlığı sırasında okul önüne gelen aileler ve mahalle halkı jandarma karşısında durarak devrimci öğrencilere siper olmuştur. Jandarmanın ateş açması sonucu Menekşe Erbay annemiz vurularak katledilmiştir.
Menekşe Erbay sadece bir anne olmadığı gibi mahallemizin kültürünü ve direngenliğinide göstermiştir. Bizlere bir miras bırakmıştır. Devrimci değerlerimizi koruyan ve bu kültürü devam ettiren mahallemizin değerlerinden Menekşe Erbay bugün hala bizlere örnek olmaya devem etmektedir.
1977’den bugüne katledilen bütün devrim şehitlerimiz bizlere bu mirası bırakmışlardır. Anılarına ve değerlerine sahip çıkmaya devam edeceğiz” dedi.
“1 MAYIS’TA SENDEN OLANLARIN DİRENİŞİNE KATIL”
“1 Mayıs’ta her alanda attığımız slogan ile açtığımız pankart ile değerlerimizi ve tarihimizi yaşatacağız” diyen Kılıç, “Bugün yaşamı örerek direnişi büyüterek bize bırakılan mirası devam ettireceğiz. Şimdi her alanda yaşamı öreceğiz.
2024 1 Mayıs’ı yaklaşırken, bugün tüm dünyada emperyalist-kapitalist sistem, işçi ve emekçilere, ezilenlere, halklara savaş politikalarıyla ölmeyi ve daha fazla sömürülmeyi dayatmaktadır. Yönetenler ve çeteleri her geçen gün servetlerine servet katarken, diğer kutupta sefalet birikmektedir. Biz milyonlar ise, egemenlerin gözünde bu günlerin içinde yaşamaya mahkûm edilmiş olanlarız.
Bu 1 mayıs’ta bir eline yaşamını, bir eline getirebileceğin özgür günleri al, senden olanların direnişine katıl” ifadelerini kullandı.
Yapılan açıklamanın okunmasının ardından Tuzluçayır Lisesi’nin önüne, Menekşe Erbay’ın fotoğrafları ve karanfiller bırakıldı.
PİRHA – Ana Fatma Cemevi/Demokratik Alevi Derneği Ankara Şubesi, zorunlu din derslerinin kaldırılması talebiyle basın açıklaması yaptı. “Devletin Alevisi olmayacağız” denilen açıklamada, “Anadilinde konuşmak, eğitim görmek zulme tabi, zorunlu din dersi ile inanca yasak devam ediyor” ifadeleri kullanıldı.
Ana Fatma Cemevi Demokratik/Alevi Derneği (DAD) Ankara Şubesi, yeni eğitim yılının başlamasıyla birlikte zorunlu din dersi sorununa dikkat çekti. Okullardan din derslerinin kaldırılması talebini dile getiren DAD Ankara Şubesine Alınteri, BDSP, HDP Ankara İl, HDP Mamak ilçe, Mamak Halkevleri, Anka, Tüm Emekli Sen Mamak Şube ve 78’liler girişimi de destek verdi.
“SİZ BİZİM İNANÇ ÖNDERİMİZ DEĞİLSİNİZ”
Ana Fatma Cemevinde yapılan basın açıklamasını DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak okudu. Okunan metinde öncelikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Alevi inancına yönelik yorumları eleştirildi. “Siz bizim inanç önderimiz değilsiniz” ifadelerinin kullanıldığı açıklamada şunlar dile getirildi:
“Eğitim, öğrenileni davranışa dönüştürme eylemidir demek yanlış olmaz.
Bu eğitim ve öğretim yılında Alevi çocukları ve din eğitimi talebi olmayan çocukların artık zorla başkalarının inançlarının davranışını edinmekten kurtulacağını umut etmiştik, öyle olmalıydı. AİHM zorunlu din dersi Anayasaya aykırıdır diye karar vermişti. Bu kararın uygulanmasını, bununla ilgili düzenleme programı beklerken Cumhurbaşkanın açıklamasına bakalım. ‘Allah’sız, Muhammet’siz, Ali’siz Alevilik olmaz. Sapkın zevklerin üzerine inşa edilenlerle insanlık olmaz. Milli, manevi değerlerimize, kırmızı çizgilerimize tecavüz eden herkes ayağını denk almalıdır.’ dedi.
Bu ülkenin cumhurbaşkanına 1982 Anayasası bile insanlara neye nasıl inanacakları konusunda çerçeve çizme hakkı tanımamıştır. Ayrıca kendinden farklı inanca sahip olan insanlara ve inancın içeriğine sapkın tanımlaması yapma hakkı da tanımaz. Ayrıca Aleviler inanç çerçevelerini belirleme konusunda size yetkide vermediler. Siz bizim inanç önderimiz değilsiniz.
Sapkınlık konusunda herkes kendi inanç alanını gözden geçirsin. İnsaf diyoruz. Milli ve manevi değerler derken, herkesin maneviyatı kendine, senin inancın neden benim maneviyatımız oluyor. Nasılda aşikar ediyorsunuz bize reva gördüğünüzü. ‘Bizim çizdiğimiz çerçevenin dışına çıkarsanız ayağınızı denk alın’ diyorsunuz. Ayağımız oldukça denk. Bu tehdidin altında yatan tarihte çok tanık olduğumuz katliamlar hatırlatmasıdır. Merak etmeyin unutmamıza pek fırsat vermiyorsunuz. Aklımızda.
Açıkçası siz ne söylediğinizi çok iyi biliyorsunuz. Bizde sizi o düzeyde anladık. Önlemimizi de öyle alıyoruz.”
“DİYANET 4 BAKANLIK BÜTÇESİNDE SEFA SÜRÜYOR”
Mustafa Karabudak, son 100 yıllık süreçte Alevilerin uğradığı asimilasyon ve katliamlara da işaret ederek “Asimile etmek için her yolu mübah saydınız” dedi. Karabudak, zorunlu din dersi ile Aleviliğe olan yasağın sürdüğünü ifade ederek şöyle devam etti:
12 Eylül Faşist rejimi binlerce evladımızın canına kıydı. Asimilasyon kırımı görevini tamamlamak için. Bugün 12 Eylül’’ü aratan istibdat rejimi ile Sarayımda keyfimi bozmayın. Bu ülkede eğitimin bir tek amacı olmalı. Sarayıma biat edecek insana ihtiyacım var, onun dışında başka bir sonuç ortaya çıkmamalı. Zaten biat edemeyenler de kaçacak yer arayışında.
Bu tavrınız, bu beklentiniz ülkede hak, hukuk, adalet bırakmadı. Yalan, talan, savaş, zulüm ürettiniz. Yoksulluk, yoksunluk ürettiniz. Manevi değer diyorsunuz da, Urfa adliyesi önünde Emine Şenyaşar diye bir kadın var. Her gün ‘Adalet’ diye ellerini Allah’a açıyor, hasta tutsak anneleri var onlar da ellerini Allah’a açıyor. Zulme ortak olanların kulakları sağır. Maneviyatınız sarayın dışına çıkamıyor. Onlara ulaşamıyor.
Sizin inanmak, maneviyat diye bir derdiniz yok. Ahlaki değerleri güçlü barındıran maneviyat toplumsal meşru alandır. Lakin maneviyata iktidar ve çıkarcı yaklaşım meşruluğunuzu da sorgulatan bir yerdedir. Kurduğunuz saray rejiminin devamını sağlayacak, sorgulamayan, düşünmeyen, körü körüne inanan insan yetiştirmek. Bir zamanlar tarif etmiştiniz. Uzaya yol yaptık desek taraftarlarımız inanır diye.
Büyük emek veriyorsunuz. Birkaç bakanlığın bütçesini kullanan diyanet, zorunlu din dersleri ile okullar. Yetmedi Alevi inancının yaşatıldığını gördüğünüz her yere müdahale edip, manevi değer tanımlaması, tehdit, ayak denkleştirme, kırmızı çizgiler.
Sonuç ortada. Ülkede yüzü gülen, yarına umutla bakan insan kızı, insan oğlu bırakmadınız. Anadilinde konuşmak, eğitim görmek zulme tabi, zorunlu din dersi ile inanca yasak devam ediyor.
Sınıflar 40 kişilik, öğretmenler atanmamış. İmama yatırım yapan güya laik bir eğitim hedefinizde. İlk sınıflarda kitabı parasız yapmış ama sırayı, kalemi, tahtayı, bilgisayarı velinin sırtına yüklediniz. Diyanet 4 bakanlık bütçesinde sefa sürüyor. Halk aç, halkın evlatları okuduğu meslekte iş bulamıyor. İş çok deyip yalan ile kağıt toplayıcısı ol nerden iş yok diyor sefa sürenler.
Durmadan paralı üniversite açıp, ebeveynin üniversiteli iş sahibi olsa bile ömür boyu eğitimine yatırılan parayı karşılayamayacak bir sistem kurdunuz.
Biz Aleviler, Kürtler ve ötekiler için yeniden bir anayasa ve bu seçimde seçimli kurucu meclis olmadan her çözüm tali olacaktır. Eski akılla ve dikta rejimi benzerleri yokluğumuz üzerine plan yapmaya devam etmektedir. Alevi halklarımızı tekrar oyalayan asimilasyon cenderisinden uzak durarak, demokratik bir gelecek için Yeni Anayasa, Seçimli Kurucu Meclis ve Kurucu Yurttaşlık fikrinde birleşmeye çağırıyoruz. Başka türlü Eşit Yurttaşlık fikirleri de altı boş yaklaşımlar olacaktır.”
“DEVLETİN ALEVİSİ OLMAYACAĞIZ”
Basın açıklamasında söz alan HDP Ankara İl Eş Başkanı Pakize Sinemillioğlu ise, AKP iktidarının Alevi politikasını eleştirerek şunları söyledi:
“Bu dernek kısa süre önce faşistlerin saldırısına uğramıştı. Bu ülkede 1924’te tekke ve zaviyeler cumhuriyet ilanından sonra kapatılmıştı. O günden bugüne tekçi zihniyet mantığı devam ediyor. AKP, Sünni geleneği dayatıyor. Bütün inanç ve haklar yok hükmünde sayılıyor. Biz, Diyanet İşlerinin kapatılmasını istiyoruz. Cemevi Dairesi kurulması hesapları var. Bu hesapların nedenini biliyoruz. Yakında bir seçim yapılacak. Alevileri oy deposu olarak görüyorlar. Kendi Alevilerini yaratmak istiyorlar. Kimsenin, devlete bağlı olarak inancını hayata geçirmesini istemiyoruz. Devletin Alevisi olmayacağız. Din dersinin zorunlu olarak kabul edildiği bir ülkede çocuklarımızın daha özgür olması için mücadele edeceğiz. Devletin Alevisi olmayacağımızı bir kez daha ifade ediyoruz.”
PİRHA- Yeni Yaşam Gazetesi, Xwebûn, Yeni Demokrasi ve Alınteri gazetelerinin internet sitelerine erişim engeli getirildi.
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) kararıyla Yeni Yaşam Gazetesi, Yeni Demokrasi, Alınteri ve Kürtçe yayın yapan Xwebûn gazetesinin internet sitelerine erişim getirildi.
Yeni Yaşam gazetesinin ‘yeniyasamgazetesi2.com’, Yeni Demokrasi’nin ‘yenidemokrasi20.net’, Xwebûn gazetesinin ‘xwebûn.org’ ve Alınteri gazetesinin ‘http://alinteri2.com’ alan adıyla yaptığı internet sitesine Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun (BTK) 28 Ocak 2022 tarihli ve 490.05.01.2022-93448 sayılı kararıyla erişim engeli getirildi.
PİRHA-Ankara’daki bazı demokratik kurumlarla ile siyasi parti, ortak açıklama ile Newroz kutlamasına çağrı yaptı. 21 Mart’ta Anadolu meydanında yapılacak kutlamaya dair “Sınırsız ve sınıfsız bir dünya için mücadele eden herkesi, direnişi büyütmeye, Newroz alanlarına çağırıyoruz” denildi.
Ankara’daki demokratik birçok kurum ile siyasi parti, Newroz programının detaylarını açıkladı. HDP il örgütünde yapılan basın açıklamasına Kürdistan Komünist Partisi, Partizan, Alınteri, Halkevleri, AKADER, Birleşik Devrimci Hareket, Demokratik Alevi Dernekleri, Karala ve Devrimci Parti temsilcileri katıldı.
“BU KARANLIĞI DA YENECEK OLAN NEWROZ RUHUDUR”
HDP Ankara İl Eş Başkanı Pakize Sinemillioğlu, Ankara Newrozunun 21 Mart’ta saat 13.00’te Anadolu meydanında kutlanacağını açıkladı.
Sinemillioğlu, “Aydınlık günlere olan inancımızla haksızlığa, hukuksuzluğa, baskı ve sömürüye karşı birlikte mücadele etmek için tüm Ankara halkını birlikte halaya durmak için Newroz alanına davet ediyoruz” diyerek şu açıklamayı yaptı:
“Demirci Kawa önderliğinde Dehak zulmüne karşı isyan ateşini tutuşturup zaferle taçlandırdığı, halkların özgürlük bayramı olan Newrozu kutlamak için bugün start veriyoruz. Newroz, baharın müjdecisi, Newroz isyanın ve dirilişin simgesi, Newroz zalimlerin zulmüne başkaldırmanın adıdır. Özgür, güzel günlerin müjdecisidir. Onun için diyoruz ki gelin hep birlikte Demirci Kawa olup zalimlere ‘dur’ diyelim. Biliyoruz ki her karanlığın sonu aydınlıktır. İçinden geçtiğimiz tarihsel sürecin karanlığını da yenecek olan İşte bu Newroz ruhudur.”
AKADER temsilcisi Deniz Altay ise “Newroz, ezilenlerin zalimlere karşı zulme başkaldıranların bayramıdır” diyerek şunları söyledi:
“Devrimci Kawa’nın, zalim Kral Dehak’a karşı zafer günüdür. Aydınlık ve ışığın karanlıkla savaşıdır. Newroz, isyan ateşidir. Ateşi umut ile ateşe cesaret ve onur ile ateşe mücadele ile harlama günüdür. Sömürüye, zulme boyun eğmeyenlerin, direnenlerin günüdür. Her halkın kendi dilinde türküler söyleyeceği, zalimlerin tarihin karanlık kuytularında gömüleceği sınırsız ve sınıfsız bir dünya için mücadele eden herkesi, direnişi büyütmeye, Newroz alanlarına çağırıyoruz.”
Alınteri temsilcisi Zarife Çamalan da “Bu Newrozda da devrimci Kawa’nın ruhu ile alanlarda olacağız. Tüm Ankaralıları birleşik mücadeleyi yükseltmeye davet ediyoruz” ifadelerini kullandı.
“ORTAK YAŞAM UMUTLARIMIZI ŞAHLANDIRALIM”
Demokratik Alevi Dernekleri adına konuşan Mustafa Karabudak da, “İnancımızda Newroz cümle varlığın uyandığı ve birbirine niyaz olduğu zamandır” diyerek şöyle devam etti:
“Newroz Toprak Ana’nın direncidir. Bugün karanlık zamanlardan geçiyoruz. Hakk Yol Alevilerin inançları tanınmıyor, iletişim kanalları kapatılıyor, kayyumlarla seçilmiş iradeler derdest ediliyor. Yaşam hakları kısıtlanıyor. Doğa yok ediliyor, rızkını alınteri ile kazananların ekmeğine göz dikiliyor. Bir karanlık savaş arenasındayız. Nehak devran sürerken halkların ve inançların bayramı Newroz’da ‘Bir olmak, iri olmak, diri olmak’ diyerek ortak yaşam umutlarımızı şahlandıralım diyoruz. Masum-u pakların umut ve barış içerisinde yaşaması boynumuzun borcudur. Hakk Aynamız, Xızır yardımcımızdır.”
PİRHA-Ankara’daki birçok kurum, 20 Ocak’ta görülecek Sivas Katliamı duruşması için katlım çağrısı yaparak “Tüm kamuoyunu duyarlılığa davet ediyoruz. Hakk ve hakikat için, na-hak zihniyete karşı birlik olalım” dedi.
20 Ocak Çarşamba günü Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek Sivas Katliamı davasının duruşmasına Ankara’daki dernek ve kurumlardan katılım çağrısı geldi.
Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şubesi’nde yapılan basın açıklamasında “Devlet, yaptığı tüm katliamlarla yüzleşmelidir” denildi.
“YÜZLEŞMEK, HAK VE HAKİKATİN ORTAYA ÇIKMASIDIR”
Basın metnini okuyan DAD Ankara Şubesi Eş Başkanı Mustafa Karabudak, “28 yıldır süren bu davada gerçekler ortaya çıkmadı, katliamın gerçek suçluları yakalanıp hesap vermedi” diyerek, şunları söyledi:
“Sivas Katliamı ana davası 2012 yılında zaman aşımına uğratıldı, davada firari üç sanık Eren Ceylan, Murat Sonkur ve Murat Karataş yurtdışında olduğu için dosya kapatılmadı; davaya 20 Ocak 2021 tarihinde Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edilecek.
Yakın tarihe baktığımızda Maraş, Çorum, Malatya katliam davaları sürece yayılmış, karartılmış ve unutturulmuştur. Tarihin tozlu sayfalarının Madımak Katliamı’nın da üzerini örtmesini istemiyoruz. Sadece Madımak Katliamı değil; Roboski, Suruç, 10 Ekim Gar Katliamı, Hrant Dink ve diğer katliamlarla da yüzleşilsin istiyoruz. Bu sebeple, 20 Ocak’ta görülecek mahkemede olacağız. Devlet, bu katliamlarla yüzleşmediği sürece ülkede barış, demokrasi ve bir arada yaşama imkânı olmayacaktır. İnanç örgütleri, Sivil Toplum Kurumları, demokratik güçler olarak tabii ki sahiplenme anlamında eksik kaldık; bir bütün olarak davanın takibinde yeterli tepkiyi gösteremedik. Bu nedenle, 20 Ocak’ta görülecek davaya ilişkin çağrımızdır: Toplumun, hak arama mücadelesi veren davalara sahip çıkmasını istiyoruz. Ülkedeki demokratik mücadeleye katkısı olacağını düşünüyoruz.”
“Yüzleşmek, hak ve hakikatin ortaya çıkmasıdır” diyen Karabudak, “Devlet, yaptığı tüm katliamlarla yüzleşmelidir; gerçek suçlular yakalanıp adalet önünde hesap vermelidir. Bu Katliamlar insanlığa karşı işlenmiş suçlardır. Bu suçlarda zaman aşımı olmaz. Üzeri kapatılamaz. Bizler, yarın (20 Ocak) saat 14.00’te Ankara Adliyesi, 1. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya katılıyoruz; tüm kamuoyunu da duyarlılığa davet ediyoruz. Hak ve hakikat için, na-hak zihniyete karşı birlik olalım. Hak ve hakikat için, zalime karşı duralım” ifadelerine yer verdi.
“BU ÇIĞLIĞI SONUNA KADAR SÜRDÜRMELİYİZ”
Açıklamanın ardından söz alan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Batman Milletvekili Mehmet Rüştü Tiryaki ise “Yargı maalesef adalet üretmiyor” diyerek, insanlığa karşı suçların halen zamanaşımına uğratıldığını ifade etti.
“Bu dava mahşere bırakılmayacak” diyen Tiryaki, şunları dile getirdi:
“Bu katliamın hesabının sorulacağını göstermek açısından bir araya gelmemiz çok kıymetli. Bu çığlığı sonuna kadar sürdürmeliyiz. Gerçekten toplumsal bir barış istiyorsak bu tür davalara özel anlam atfetmek gerekir. Bir toplum, ancak geçmişiyle yüzleşebilir, katliamlara amasız fakatsız hesap sorabilirse gerçek barışı sağlayabilir. O açıdan bu davaya çok önem atfediyoruz.”
“BU DAVA SAHİPSİZ DEĞİL”
Basın toplantısında söz alan bir diğer isim ise 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği Başkanı Mehtap Sakinci oldu. “Katliamın üzerinden 28 yıl geçti ama hiç şüphesiz bu katliam da 10 Ekim Katliamı kadar hala çok sıcak” diyen Sakinci, sözlerine şöyle devam etti:
“Halen ateşin düştüğü yerden bizi yakmaya devam eden bir noktadayız. Bu ülke katliamlar ülkesi. Bu ülkede gerçekten demokrasiden, adaletten yana olmak istediğinizde ne yazık ki kayıplar veren, bu uğurda mücadele yürüten insanlara dönüşüyorsunuz. Bu dava süreçlerinin birlikte sürdürülmesi gerektiğini en iyi bilenlerden biri olarak biz de bu sürecin takipçisiyiz. Ne olursa olsun bu süreç sahipsiz değil.”
“DERSİM, ÇORUM, SİVAS KATLİAMLARI SORUMLULARI YARGILANMADIĞI İÇİN KATLİAMLAR DEVAM EDİYOR”
İnsan Hakları Derneği MYK üyesi İsmail Boyraz da, cezasızlık ve yargı bağımsızlığı konuları üzerinde durarak “1915 yılındaki Ermeni soykırımıyla başlayarak Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki katliamlar; Dersim, Çorum, Sivas katliamları sorumluları yargılanmadığı için katliamlar halen devam ediyor. Çünkü bunları devlet adına iş yapan insanlar olarak değerlendirdikleri için cezasızlık gündeme geliyor. Tabii bunun için de yargının bağımsız olması gerekiyor” diye belirtti.
PİRHA- AKADER, Alınteri, BDSP, DAD Mamak Şube, ESP, Kaldıraç ve Partizan, yaptıkları basın açıklaması ile Maraş, 19 Aralık Cezaevleri ve Roboski katliamlarında yaşamını yitirenleri andı.
AKADER, Alınteri, BDSP, DAD Mamak Şube, ESP, Kaldıraç ve Partizan, Aralık ayı katliamlarını anarak basın açıklaması yaptı.
Demokratik Alevi Derneği Mamak Ana Fatma Cemevinde yapılan açıklamayı Şube Başkanı Hasan Altun okudu.
“Katliamları Unutmadık, unutturmayacağız” diyen Altun, şu açıklamayı yaptı:
“Sermayenin egemenliği altında İşçi-emekçiler, Aleviler ve Kürtler inkar ve ret politikalarıyla baskı, zulüm ve işkenceyle korkutulmaya, susturulmaya çalışılmıştır. İnançlar ve kimlikler üzerinde kirli savaş politikaları açığa çıkarak ya devlet eliyle ya da sivil faşist çeteler kullanılarak katliamlar devreye sokulmuştur. Türkiye tarihinde Aralık ayı bu katliamların en yoğun yaşandığı aylardan biridir.
1978’te Maraş’ta devlet planlı ve programlı olarak devreye soktuğu özel savaş politikalarıyla 12 Eylül’e giden yolu hazırlamıştır. Maraş’ta ev ve işyerleri yakılarak göçe zorlanan, vahşetin her türlüsünü yaşayan 100’ün üzerinde Kürt, Alevi insanının kanı dökülmüş, ortaya çıkan belgeler dönemin iktidarınca sümen altı edilmiştir. Bu kıyımı yapanları unutmadık, unutturmayacağız.
13 Aralık 1980’de Türkiye hapishanelerinde yaşı büyütülerek katledilen Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği üyesi ve Ankara Yapı Meslek Lisesi öğrencisi ERDAL EREN şahsında dövüşenleri, düşenleri ve tüm özgürlük savaşçılarını unutmadık, unutturmayacağız.
19-22 Aralık 2000 tarihlerinde, Türkiye hapishaneleri eşine az rastlanır bir vahşete tanıklık etmiştir. 20 Hapishaneye eş zamanlı saldıran devlet adına ‘Hayata Dönüş’ dediği katliamda 30 devrimci tutsağı katletmiş, yüzlerce tutsak yaralanmıştır. İş makinaları, kimyasal ve uzun namlulu silahlarla yapılan bu katliamda devrimci tutsakların canlarını ortaya koyarak teslim olmamalarını, direnişlerini unutmadık, unutturmayacağız.
28 Aralık 2011 gecesi, Kürt halkı üzerinde yürütülen kirli savaş politikasının Roboski’de Türk Savaş uçaklarının yaptığı bombardıman sonucunda ‘terörist’ demagojisiyle çoğu çocuk 34 Kürt insanını katledenleri unutmadık, unutturmayacağız.”
“GEÇEN YILLAR ÖFKEMİZİ SOĞUTMADI”
Hasan Altun, AKP-MHP iktidarının, tüm muhalif halklar üzerinde baskı uyguladığını belirterek “En ufak demokratik hak talebine tahammülü kalmayan ‘ya bendensin ya da düşmansın’ nefret söylemiyle topluma gözdağı vermiştir. Sıkıştığında katliamı bile kendi tekçi, ırkçı varlığını sürdürmek için kullanmıştır” açıklamasını yaptı.
Altun, “AKP-MHP hükümeti, halkı açlık ve ölümle hizaya getirmeye çalışmakta” diyerek sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:
“İşçi-emekçiler, Kürt halkı, Aleviler ve devrimciler söz konusu olduğunda devlet katliamda dahil olmak üzere her türlü baskı ve sindirme aracını kullanmıştır. Gözaltı, tutuklama, işkencenin yetmediği yerde yargısız infazlar ve toplu katliamlar devreye girmiştir. Hapishanelerde uygulanan hak ihlalleri ve tecrit koşullarına karşı direnen tutsaklara yönelik her türlü baskı ve saldırı aracı devreye sokulmaktadır.
Bizler Aralık ayında toprağa düşen devrimcileri, Alevileri ve Kürtleri unutmadık. Aradan geçen yıllar öfkemizi soğutmadı. Bugün yaşananları da unutmayacağız ve hesap soracağız.
Her ne kadar devlet gerçekleştirdiği katliamlarda toplumu susturmak, sindirmek ve gözdağı vermek istemişse de yapılan birçok katliam 19 Aralık ve Maraş’ta olduğu gibi direniş duvarına çarparak hedefine ulaşamamıştır.”
PİRHA- Partizan, Alınteri, Devrimci Parti ve ESP’nin de araladında olduğu sosyalist çevreler, Kartal Meydan’ında Maraş, Roboski ve 19 Aralık hapishane operasyonlarını protesto etti.
Partizan, Alınteri, Devrimci Parti, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), Mücadele Birliği ve Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF), HDP Kartal İlçe Örgütü, Kartal Meydanı’nda Maraş Katliamı’nı, 19 Aralık hapishaneler ve Roboski Katliamı’nı ortak bir açıklama yaparak protesto ettiler.
Açıklamada, “Maraş’tan 19-21 Aralık ve Roboskiye katliamların hesabını soracağız! Aynı takvim yaprağına üç katliam yazdıran bir ülke gerçekliği ile karşılaşırız Aralık ayında denilerek şöyle devam edildi:
“1978 Maraş Katliamı bu gerçekliğin tipik ifadesidir. Bu katliama giden yol, aylar önce Malatya, Sivas, Erzincan ve Elazığ ‘da gerçekleştirilen mezhepçi kışkırtmalar, ölümlerle sonuçlanan provokasyonlarla adım adım örüldü.
Faşist devletin temsilcileri de o günlerde yükselen toplumsal hareket karşısında kâbuslar görüyor, üst üste biriken kriz dinamiklerini yönetemiyorlardı. Tüm bunların üstesinden gelebilmeleri yükselen halk hareketini kanlı kıyımlarla ezmelerine, yolundan saptırmalarına, yormalarına bağlıydı.
Bu kart, devletin kirli tezgahlarıyla devreye sokuldu. Yükselen toplumsal hareket ve devrimci etki karşısında yaşanan acizlik bir askeri cunta için altyapı hazırlamayı zaruri hale getirmişti. Nitekim Maraş Katliamı bu zaruret için gerekli altyapıyı hazırlayacak kirli tezgahlar zincirinin bir parçası olarak icra ediliyor, hemen ardından ilan edilecek sıkıyönetim için gerekçe haline getiriliyordu.
Bir haftaya yayılan ve nedense (!) devletin ortalıkta görünmediği bu kanlı katliamın bilançosu fotoğraf karelerine düşen sarsıcı görüntülerle dile geldi. 1978’in 19-26 Aralık günleri arasında yaşanan kanlı saldırılarda resmi rakamlara göre yüz on bir kişi, tanıkların anlatımına göreyse yüz elli kişi katledildi. Alevilere ait 200’ün üzerinde ev yakıldı, 100’e yakın işyeri tahrip edildi. Bugün Alevi emekçilerin önemli bir kesiminin sahip çıktığı CHP, o alışılmış devlet refleksleri ve sistemin cankurtaranı rolleriyle bu katliamın emrini verenlerden biri olan faşist Alparslan Türkeş’in eşini hem de katliamın gerçekleştiği tarihte ziyaret etti. Bu ziyaretiyle nasıl bir sınıfsal özel ve duruşu sahip olduğunu bir kez daha kanıtlarken, Alevi emekçilere de “seni temsil etmiyorum” mesajı vermiş oldu.”
19-22 ARALIK HAPİSHANE KATLİAMI
Açıklamada, 19-22 Aralık hapishane katliamına da değinilerek, “Hapishaneler devrimci mücadelenin en kararlı bir şekilde yürütüldüğü, bu mücadelenin en sert şekilde yaşandığı yerlerin başında geliyordu. Toplumsal mücadele büyüdükçe, bu mücadele sokaklara yansıdıkça hapishaneler, mücadelenin önemli alanından biri haline geliyor Devletin dışarıda kontrolü sağlama politikaları içeriye de yansıyordu. Dönemin başbakanı Bülent Ecevit’in ağzından çıkan “Cezaevlerini kontrol altına alamazsak IMF programlarını uygulayamayız” itirafı, denetimi sağlamak için önce devrimci tutsakların teslim alınması gerektiğine işaret ediyordu. 19-22 Aralık 2000, bu toprakların tarihinde bir milattır. Devletin şiddet ve zorbalığının en açık göstergesidir. Devletin 20 zindanda birden eş zamanlı olarak gerçekleştirdiği bir katliamın tarihidir. Adına alçakça “Hayata Dönüş” dedikleri operasyonla 28 devrimci tutsak katledildi, yüzlercesi yaralandı-sakat kaldı. Ilitlerin gaz odalarını aratmayan, çeşitli kimyasallarla, ağır silahlarla devrimci tutsaklar diri diri yakıldı, sağ kalanlar ise vahşice işkencelerden geçirilerek F Tipi’ne götürüldü” ifadeleri kullanıldı.
ROBOSKİ KATLİAMI
34 Kürt köylüsünün savaş uçaklarıyla vurulduğu Roboski Katliamı’nın da protesto edildiği açıklamada, şunlar kaydedildi:
“19’u çocuk 34 Kürt köylüsünün bedeni TSK’ya ait savaş uçaklarıyla tıpkı ülkeleri gibi paramparça edilerek inkarcı, asimilasyoncu, katliamcı politikalardaki devamlılık hatırlatılmıştır. Tek geçim kaynakları sınır ticareti olan Kürt köylülerinin bu şekilde paramparça edilmeleri “benim İçin her Kürt potansiyel tehlikedir” mesajının altının kanla çizilmesi anlamına geliyordu. Çocuğu, kadım, genci, yaşlısıyla tüm bir halkın bilincine ihlal edildiği söylenen sınırların surları bir kez daha yükseltilmeye çalışılıyordu.
Faşizmin Kürt halkına, Alevilere, muhalif ve devrimcilere, kadın ve LGBTİ+lara, yaşam alanlarına sahip çıkan köylülere yönelik saldırıları biçim değiştirse de aynı şekilde devam ediyor.”
PİRHA-Sivil toplum örgütleri ile siyasi partilerin kadın komisyonları, “Pandemi ile derinleşen ekonomik krizi ve Artırılan Şiddet” başlıklı forum düzenledi.
Aralarında AKA-DER, Güneşin Elleri Kadın Kooperatifi, HDP ve HDK Kadın Meclisi, Yeni Demokrat Kadın, Alınteri ve Halkevci Kadınlar’ın olduğu örgütler, Ankara’da düzenlenen “Kadınlar pandemi ile derinleşen ekonomik krizi ve artırılan şiddeti konuşuyor” başlıklı forumda buluştu.
Demokratik Alevi Denekleri Mamak Şube Ana Fatma Cem Evinde yapılan forumda kadınların pandemi süreciyle birlikte yaşadıkları sorunlar ele alındı.
“BİR ÇEMBERİN İÇİNE SIKIŞTIRILMAYA ÇALIŞILIYORUZ”
Forum öncesi kurumlar adına ortak basın metnini Alınteri Kadın komisyon üyesi Zarife Çamalan okudu. Kadınların, aile kurumunun sınırlarını aşmamaları için sayısız baskıya maruz kaldığını vurgulayan Çamalan şunları söyledi:
“Bu sömürü sisteminde kadınlar hem kapitalist üretime çekilerek ucuzun da ucuzu bir işgücü muamelesi görmüş, hem de bu sistemin devamlılığında hayati önemde olan yeniden üretim rollerini yerine getirmeleri için sayısız ideolojik-siyasi-kültürel zincirle bağlanmıştır. Üretim içindeki ezilmişliklerine yeniden üretimin ağır rolleri de bindirilerek sistemin temel çekirdeği olan aile kurumunun sınırlarını aşmamaları için sayısız baskıya maruz kalmışlardır.
“İŞSİZLİĞİ VE YOKSULLUĞU YAŞAYAN YİNE KADINLAR”
Kapitalist üretim içinde ucuz emek gücü muamelesi görürlerken; mobbinge, tacize, aşağılanma ve her türlü hakarete maruz kalan kadınlar, aynı zamanda her kriz döneminde kapıya ilk konulanlar olmuştur.
Kadınlar krizin büyüttüğü işsizliğin, derinleştirdiği hayat pahalılığının ağırlığını en yakıcı biçimiyle hissedenler olurlar her zaman. Mutfaklardaki yangını kontrol altında tutmak onlara zimmetlenmiş bir görevdir. Fakat tek görevleri bu da değildir. Erkek emekçinin krizin yarattığı çaresizliği, öfkeyi boşalttığı bir paratonerdir aynı zamanda kadınlar. Her durumda en ağır faturayı ödeyenlerdir.
İçinde bulunduğumuz pandemi döneminde bu gerçekler daha da çıplak hale gelmiştir. Bu süreçte kadınlar, ağırlaşan çok yönlü krizin en ağır faturasını ödeyen olmuştur, olmaktadır. Şiddet artmış, cinayetler tırmanmış, buna tutum alan her kadın bir şekilde hedef olmuştur. Sistem kendisinden kaynaklanan tüm krizleri emekçilerin başına boca ederken, bu yükün altında en fazla ezilen her zaman kadın olmaktadır.
“SÜREÇ BAHANE EDİLİYOR”
İşçi ve emekçilerin yükselen sesini kısmak için direnişleri bastırarak, grevleri yasakladığı gibi, toplumsal krizi de emekçilerin kendi içine patlamaları yoluyla yönetmeye çalışıyor. Bu konudaki en büyük hedef de yine kadınlar oluyor.
Bu süreçte en azından bir işi olan kadınlara ise hem ev içindeki rollerini sürdürmelerini, hem de evden iş yapmayı dayatıyor. Evden çalışmaları dayatılan kadınlar ‘normal’ koşullarda olduğundan daha fazla yıpranmaktadır. Zira kadınlardan hem mesaisini tamamlamaları hem de ev işleri ve çocuk bakımını aksatmaması bekleniyor. Kısacası kadın topyekûn bir çemberin içine sıkıştırılmaya çalışılıyor.
Ancak kadınlar da tüm bu saldırı ve baskılara karşı teslimiyetçi bir tutum içinde olmamıştır. ‘Bu böyle gitmez!’ diyerek, her daim erkek egemen zihniyetle mücadele etmiştir. ‘Ben de varım’ diyen kadınlar; toplumda söz söyleyebilmek, insan olarak varlıklarını kabul ettirmek, bir iradesi, bir kimliği olduğunu haykırmak için her zaman mücadelenin ön saflarında yer almıştır. Bunu yaparken de sadece kendi hakları için değil tüm ezilenlerin hakları için mücadele ederek, toplumsal ve sınıfsal mücadelenin içinde yer almışlardır.
Tıpkı Mirabel kız kardeşlerin şahsında dile gelen anlamlarda olduğu gibi.
Onlar, kadınların sistemin dayattığı sınırları reddederek mücadele etmelerinin, tüm toplumun baskı ve zulümden kurtulması için sınırlarını yıktıkları zaman nasıl bir sistem düşmanı haline getirildiklerinin simgesidir. Ardıllarına mücadele azmi ve kararlılığı bırakan kelebeklerdir.
Onlar ve sayısız kadında cisimleşen bu değerlerden aldığımız güçle mücadelemizi sürdüreceğiz, kadının da ezilmesinin nedeni olan bu sömürü ve zulüm düzenini yıkıncaya kadar.”
PİRHA – Demokratik Alevi Derneği Ankara Şubesi’nde bir araya gelen kurumlar, Sivas Katliamı’nda hayatını kaybedenler için yapılmak istenen anmaya dönük polis şiddetine ve gözaltılara tepki göstererek, “Bir devlet terörü vardır, devlet şiddeti vardır, polis şiddeti vardır” dedi.
Haberin Videosu;
Demokratik Alevi Derneği, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anmak için düzenlemek istediği basın açıklamasının polis müdahale etmiş 7 kişi gözaltına alınmıştı. DAD, gözaltılara ve anma programlarının engellenmesine ilişkin Ankara Şube DAD Mamak Şube Ana Fatma Cemevi, AKA-DER, Devrimci Parti, HDP Ankara İl, Alınteri, Ankara Dersim’liler Derneği, Partizan, Karala ve Alınteri Dergisinin katılımıyla basın açıklaması gerçekleştirdi.
“BİR DEVLET TERÖRÜ VARDIR”
Açılış konuşmasını DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak yaptı. Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anmak için yaptıkları açıklamanın engellenmesine tepki gösteren Karabudak, “Bu bizlere karşı yapılmış bir suçtur, biz bunu kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz. Özelde Alevilere, Kürtlere, sosyalistlere karşı ceberut bir yaklaşım vardır. Bir devlet terörü vardır, devlet şiddeti vardır, polis şiddeti vardır” dedi.
Karabudak, Pir Seyit Rıza’nın ‘Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu. Ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun’ sözünü hatırlatarak mücadele çağrısı yaptı.
“HERŞEY SERBEST ANMAK YASAK”
Daha sonra söz alan Sivas’ta katledilen Gülsüm Karababa’nın kardeşi Nevin Karababa ise yapmak istedikleri anmaya öüdahaleye tepki gösterdi. Karababa, 1 Temmuz itibariyle birçok yerin açıldığına dikkat çekerek, “Ama bizim anmalarımıza gelince yasak. O zaman biz anmalarımızı nasıl yapalım. Katledilen kardeşimi ben nasıl anayım, ne yapmamı bekliyorsun” diye sordu.
Polisin banklarda birer ikişer oturmalara bile tahammülünün kalmadığına dikkat çeken Karababa, gözaltıların yaşandığı güne ilişkin şunlar söyledi:
“Baktım bir arkadaşı yaka paça götürüyorlar. Birden 15 tane polis Şamil arkadaşı götürüyorlar ben bu arada çok yakınım ve olayı anlamaya çalışıyorum. Sonra Şamil arkadaşı bıraktılar tekrar banklarda oturan çocuklara sataşma ve küfürle başladılar. Sonra polise gittim dedim siz ne yapıyorsunuz? Neden insanlara şiddet uyguluyorsunuz? Çocukları neden dövüyorsunuz dedim çıkıştım polise. Polisin birisi bana ‘kapa çeneni, kes sesini’ dedi. Ben de kapamıyorum dedim. Ben müştekinin aileyim ben kardeşimi bu vatanın her toprağında anma hakkına sahibim dedim. Bunu siz engelleyemezsiniz dedim. Polis ‘çeneni kapatmazsan seni gözaltına alırım’ dedi. Bu kez çocukları bıraktılar bana yöneldiler. Beni gözaltı için mi tehdit ediyorsun dedim. Sizden korkum yok ne yapacaksınız yapabilirsiniz dedim. Sonra kadın polislerin ne kadar vahşi vahşi yetiştirdiklerini gördüm, ne kadar saldırgan tavırlar olduklarını gördüm. Beni götürdüler iki tane kadın koluma girdi niye kolumu bu kadar sıkıyorsun zaten ben gidiyorum sizinle geliyorum dedim. Sonra arabaya bindirdiler arabaya geldikten sonra kimlik sordular ben de çıkardım bütün kimliklerini verdim. Sonra demişler ki kimliğini göstermedi falan demişler. Zaten benim kim olduğumu ben bakanlıkta çalışırken bile devlet kimliğimle DGM giden bir kadınım hiçbir zamanda kimliğimi saklamadım. Devlette benim zaten ne olduğumu biliyor.”
“ARABANIN İÇİNDE DEFALARCA NEFES ALAMIYORUM DEDİM AMA KAPIYI AÇMADILAR”
Gözaltılara tepki gösteren Karala Dergisi’nden Şamil Parlak, şunlar söyledi:
“Eylem başlamadan saat 12.30’da Sakarya Caddesinde Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şubesi çağrı yapmıştı. Biz de bu de bu çağırıya kurum olarak eylem başlamadan 10-15 dakika önce sivil polis benim yanıma gelip benden kimlik istedi. GBT yapacakları söylemesi üzerine ben de kimliğimi çıkardım uzattığım andan itibaren beni gözaltına almak için geldiklerini belli etmeye başladılar.
Ben kimliği verince birden Bağırma, hakaret diye söylemeye başladılar. Beni belediyenin bir yerine götürmek istediler ben de niye ben oraya götürüp ne yapacaksınız. Gözaltına alacaksanız alın, GBT yapacaksınız GBT yapın dedim. Ondan sonra zor kullanılarak gözaltına alındım. Yaklaşık yarım saat kadar bir metrelik bir alanda gözaltında arabanın arkasında kapı kapalı bir şekilde tutuldum ve defalarca nefes alamadığımı belirtmeme rağmen kapıyı açmadılar. Polisin bu zorbalığı emniyete kadar, serbest kalıncaya kadar çeşitli biçimlerde devam etti. Ben burada şuna biraz dikkat çekmek istiyorum ve Ankara polisi son dönemlerde sokakta çıkan herhangi bir sese aynı modeli uyguluyor. Ve herhangi bir şekilde birden fazla insanı bir araya gelmesinden korkuyorlar, korktukları için de herhangi bir eylemliliğede doğrudan saldırı ile karşılık veriyorlar.”
“DİRENİŞİ ÖRGÜTLEMEKLE MÜKELLEFİZ”
10 gün boyunca Sivas anması için hazırlık yaptıklarını söyleyen Alınteri Dergisi’nden Zarife Çamalan, pandeminin bahane edilerek yasaklandığını belirterek, “Devlet çıkan en ufak bir sese dahi bu kadar korkuyorsa bizlerinde devletin korkularını büyütmekle mükellefiz. Biz o direniş örgütlemekle mükellefiz” dedi.
Partizan Yeni Demokrasi Gençlik Dergisinden Deniz Akbıyık da gözaltılara tepki göstererek, “2 Temmuza yakışır bir şekilde anmak sözlerimizi söyleyebilmek için sloganlarımızla yürümeye başladık. Çünkü o alanda basın açıklaması yapılmasına izin vermiyorlardı. Daha sonra slogan attığımız için polis saldırıldı daha sonra bütün siviller bizim üstümüze çullanarak, darp edilerek üç arkadaş oradan çıkartıldık. Daha sonra kaba darp itiş kalkış slogan atarken ağzımızı, burnumuzu kapatmaya çalışıyorlar, arkadaşların uzun saçlarına yapışarak yerlere itmeye bu sadece bizleri gözaltına alan sivil kadın polisler değil erkek polislerde yapmaya çalıştılar. Şâmil arkadaşımıza yapıldığı gibi kapalı alanda bir aracın içeresinde güneş altında gerçekten havasız dört kadın hastane ve oradan emniyete götürüldük. Ciddi anlamda her şey bir işkence aracı haline getirilmişti, getirmişlerdi” ifadelerini kullandı.
“27 YIL ÖNCE 33 CANIN KURTARILMAMASI İÇİN BURADAKİ HÜKÜMET ELİNDEN GELENİ YAPTI”
DAD Ankara ŞubeYönetim Kurulu Üyesi Aslıhan Han, konuşmasını şöyle yaptı:
“33 canımızı 27 yıl önce kaybettiğimiz canlarımızı anmak için vicdani olan kendisine insanım diyen ve her yerde mahallede, sokakta, şehirde, bir kasabada, bir köyde anmak tabii ki hakkımız. Biz bu hakkımızı kullanmak için Ankara’daki canlarla beraber böylesi bir anma programı katılmak istedik. Buna karar verecek olan biziz. Öldüren kendileri, fabrikada öldüren, Suruç‘ta öldüren, 10 Ekim de öldüren, Sivas’ta, Çorum’da, Gazi de cezaevlerinde öldüren zaten devletin bu politikaları. Bu militarist gücü, bu savaşçı politikaları bu nedenle de korona bahanesinin asla bir gerçekliği yok. Polis neden böyle davrandı bütün illerde Sivas’ta anmalara izin varken herhangi bir zorluk çıkarmamışken neden Ankara’da bunu yaptı. Çünkü 33 canımızın kurtarılmaması için 27 yıl önce elinden gelen her şeyi buradaki hükumet yaptı. Kurtarabilirdi, emir verebilirdi, onlarca, yüzlerce asker vardı. Buradan emir gitmediği için, buradan talimat gitmediği için onların ölümüne sebep olan iktidar. Burası onların başkenti, yönetim mekanizmaları, burada. Onun için devletin boynunu burcudur 33 canı Ankara’da bu emri kurtarmaları için gerekli işlemleri yapılmayan devletin olduğu yerdir. Burada bizim anmamızı yapmamız boynumuzun borcu” diye konuştu.
Son olarak, DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak, “Bizim görevimiz Alevi inanç kültürünü yaymak, yaşatmak, çoğaltmak. Diğer taraftan da katliamlara katledilen canlarımıza sahip çıkmak, katliamlara karşı bir arada olmaktır” dedi.
PİRHA- Mamak Platformu, Elazığ ve Malatya’da meydana gelen deprem sonrası toplanan vergilerin Ensar Vakfı’na aktarılmasına tepki gösterdi.
Mamak Platformu, Elazığ merkezli gerçekleşen 6.8 büyüklüğündeki depremle ilgili DAD Mamak Şube Ana Fatma cemevinde bir araya gelerek basın toplantısı gerçekleştirdi. Basın toplantısına İHD Akara Şube Eş Başkanı Fatin Kanat, HDP Ankara il Eş Başkanları, HDP Mamak İlçe Eş Başkanları ve YK üyeleri, Alınteri, AKA DER ve DAD Mamak Şube Ana Fatma cemevi üyeleri katılım gösterdi.
“DEPREM PARALARI ENSAR VAKFINA AKTARILDI”
Mamak Platformu adına söz alan Zarife Çamalan, Elazığ ve Malatya’da meydana gelen depremin sonuçlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Çamalan, Mamak Platformu olarak Elazığ ve Malatya’da gerçekleşen depremle ilgili ’TMMOB ve ATO’nun depreme yönelik yaptığı ve elimize geçen raporlar ışığında neden bu kadar yıkım oluyor, neden bu kadar can kaybı oluyor. dedi. Engels’ den bir alıntı ile konuşmasını sürdüren Çamalan ‘’Dünyaya egemen değiliz, tersine etimizle, kanımızla, beynimizle ondan bir parçayız’’ İnsanlık tarihi iki açıdan ele alınabilir. İnsanlık tarihi ve doğa tarihi birbirinden ayrılamaz. İnsanlık ve doğa var olduğu sürece, birbirine koşullayacaktır.
Egemen güçler ne insanlık tarihini, ne insan yaşamını ne de yaşam alanlarımız olan doğayı hiçbir şekilde gözetmemekte ve her şeyi kendisine fırsat ver rant kapısı olarak görüp kendi çıkarı için kullanmaktadırlar diyen, Çamalan sözlerinin devamında şunları belirtti.
TMMOB’un yaptığı değerlendirme raporunda da açıkça ortaya çıkıyor. Yıkımların müteahhitlik, ihaleler, mühendislik açısından ele alınması gerektiği yapılan inşaatların, evlerin depreme dayanıklı olmadığını, depreme karşı zararın ne kadar aza indirilmesinin düşünülemediği ortaya çıkıyor. ATO ve TTB’nin de değerlendirmelerde ‘’İnsan canı, hayatı ve yaşam anaları gözetilmemektedir’’ Faciayı ve felaketti getiren depremler için ne alınmayan önlemler ve inşa alanlarının buna uygun yapılmaması.
Cumhurbaşkanın sözlerine de dikkat çeken Çamalan Cumhurbaşkanın demişti ki depremleri engelleyebilir miyiz? Önleyebilir miyiz? Evet önleyemeyiz. Ama alınacak tedbirlerle, önlemlerle yapılacak dayanıklı yapılaşmalarla depremlerin zararlarını en az da indirebilir, en az hasarla, en az yıkımla, en az ölümle, ve en az yaralanmayla atlatabiliriz. Buda egemenlerin toplumsal yaşamı, toplumsal yaşam alanlarına toplumu düşünerek hareket etmesi ilgili bir şey. Fakat içinde bulunduğumuz ülkede ve dünyada yaşadığımız sistem içerisinde kapitalist egemenler asla bunu düşünmemekte her şeyi kendi çıkarları için kullanmakta dolayısıyla toplumun büyük çoğunluğunu teşkil eden yoksul kesimleri, işçileri, emekçileri düşünmemektedir.
Deprem vergilerine ilişkinde vurgu yapan Çamalan, Deprem vergileri ne oldu diye sorduklarında tepkiyle karşılaştıklarını belirterek, “Kızılay yaptığı aymazlık ve ahlaksızlığı yüzüne vurduğumuzda ise yine biz tehditle karşılaşıyoruz ve bugün görüyoruz ki Kızılay toplanan vergilerle Ensar Vakfı’na yani halkın çocuklarının tecavüz eden taciz eden bir vakfa aktardığını bugün internet sitelerinde gazetelerde karşımıza çıkıyor”dedi.
“DAYANIŞMAYI BÜYÜTMELİYİZ”
İHD Ankara Şube Eş Başkanı Fatih Kanat ise yaptığı açıklamada; “Bugün omuz omuza olmamız gereken bir dönem yine. Ne yazık ki bu ülkede deprem felaketi olarak adlandırılan doğal afiyet olarak adlandırılan yıllara yayıldığı bir ihmal boyutu var. Yani Japonya’da sekiz hatta dokuz şiddetinde bir depremler haber değeri bile taşımazken burada yedi şiddetindeki bir deprem can kaybına mal kaybına yol açıyor. Bunun nedenlerini biz biliyoruz ama halka anlatmamız lazım tabii ki böyle ki bir süreçte dayanışmayı da büyütmemiz lazım” ifadelerini kullandı.
“DEPREM BÖLGESİNE GÖNDERİLEN YARDIMLAR ENGELLEDİ”
Kanat’ın ardından HDP Mamak İlçe Eş Başkanı Mustafa Uğur Akkaya ise şunları belirtti. Elazığ ve Malatya’da meydana gelen deprem sonrası HDP’nin deprem bölgesine gidip hasar tespit çalışması yürüttüğünü kaydetti.
Akkaya, Hasar ve ihtiyaç tespiti yapılan köylere gönderilmek istenen yardımların engellendiğinin altını çizerek , “İçişleri Bakanlığı’nın ve Valilik köyleri arayarak hükümet bağlantılı olmayan yardımların alınmamasını emretmiştir. Partimizin, belediyelerimizin, il ve ilçe örgütlerimizin topladığı battaniye, çadır, kuru gıda gibi yardımların bulunduğu araçların yolu emniyet güçlerince kesilerek kamyonların yardımları yerine ulaştırmasına izin verilmedi.
Bu kış koşullarında hükümet yardımlarımızın ulaşmasını engelleyerek depremde mağdur olan yurttaşlarımızı ikinci bir kez mağdur etmiştir. Bizler halkımızın emekleriyle ve dayanışma duygularıyla topladığı yardımları ihtiyaç sahiplerine bir elin verdiğini diğer el görmez ilkesiyle dağıtıyoruz”dedi.
“İKTİDAR ENGELLEME UYGULAMALARINA SON VERMELİ”
HDP’nin maddi ve manevi kayıpların önlenmesi için gerekli çalışmaların iktidar tarafından yapılmadığının araştırılması amacıyla TBMM’ye sunduğu araştırma önergesinin AKP ve MHP’nin oylarıyla reddedildiğini kaydeden Akkaya, sözlerini şöyle sürdürdü;
“Deprem vergilerinin nereye harcandığının araştırılması için vermiş olduğumuz önergemiz de mecliste AKP ve MHP’nin oylarıyla reddedilmiştir. Bu gün Elazığ İl Örgütümüz ile de görüşerek almış olduğumuz bilgiyi de aşağıda paylaşıyorum.
CHP-İYİ Parti- AKP- MHP yardımlarının dağıtılmasına izin veriliyor. Yardımlar arka mahalle ve köylere gitmiyor. Yardımlar ve Çadırlar genellikle Özbek ve Suriyelilere bilinçli bir şekilde dağıtılarak Özbekler ve Suriyelilere karşı halklar kutuplaştırılmak isteniyor. Dağıtılan çadırlar mevsimin yaşam koşullarına sahip değildir. Giden yardım araçları AKP’nin il ve ilçe teşkilatlarına yönlendiriliyor. Sivrice’de gelen yardımları AKP İlçe Başkanı el koyarak kendisi götürüp kendi yandaşlarına dağıtıyor. Vatandaş bizde mi isyan edelim diyor. Batman’dan doğru giden heyetimiz devlet tarafından taciz edilerek bölgeden uzaklaştırılmak isteniyor. Yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaşması için baskı oluşturulması gerekiyor. İktidar engelleme uygulamalarına son vermelidir. Acılar hepimizin acılarıdır. Böyle zamanlarda küçük siyasi hesaplar ile dar bakışlı iktidar oyunlarıyla zor durumda olan insanlara yardımların ulaşmasını engellemenin insani hiçbir açıklaması yoktur ve olamaz. Deprem öncesi gerekli önlemleri almak yerine her karar ve adımıyla öngörüsüz davranan iktidar deprem sonrasında da insani yardımlara müdahale ederek siyasi hesaplarını halkın can ve mal güvenliğinin ihtiyaçlarının önünde tutmaktır.”
“1999 DEPREMİNDE TOPLANAN VERGİLER NEREYE HARCANDI”
Aka Der Temsilcisi Sibel Göktaş, Deprem gibi doğal afetlerin önlenemeyeceğini ancak zararı en aza indirebilmek için önlemlerin alınması gerektiğini belirterek, “Biz bugün buradan yaşanan depremle ilgili aşağıdaki taleplerimiz doğrultusunda gerekenlerin yapılmasını bunun için tüm halkımızı, kitle örgütlerini, aydın ve sanatçıları talepler için destek çağrısında bulunuyoruz” dedi.
Polat, şu soruları sordu;
99 depremi sonrası toplanan deprem vergisi paraları nereye harcandı.
Elâzığ’da yasan depremde hasar gören binalar hakkında işlem yapıldı mı, yapıldıysa hasarlı binalarda neden oturanlar var. İlk depremde hasar göçtüğü halde oturma izni verilip yıkılan binalar hakkında işlem başlatıldı mı?
Depremin üzerinden bir kaç gün geçmesine rağmen birçok köye yardım gitmemiştir. Bunun sebebi nedir? Yetişemiyorsanız halkın yardımlarını neden şehre almıyorsunuz.
Şehir’e gelen yardımlar hangi gerekçe ve yasa ile engelleniyor.
HDP ve CHP ‘nin mecliste ki ‘Deprem Araştırma’ önergesi MHP Ve AKP neden reddetti.