Etiket: Alişan Akpınar

  • Koçgiri Katliamı’nın yıldönümünde İstanbul’da anma: Tarihi bilmeden bugünü anlayamayız!-VİDEO

    Koçgiri Katliamı’nın yıldönümünde İstanbul’da anma: Tarihi bilmeden bugünü anlayamayız!-VİDEO

    PİRHA-Koçgiri Katliamı’nın yıldönümü dolayısıyla düzenlenen anma etkinlikleri kapsamında İstanbul’da yapılan panelde, tarihsel hafızanın korunması ve yüzleşme çağrısı öne çıktı. Gazi Cemevi’nde gerçekleştirilen etkinlik geniş katılımla yapıldı.

    Koçgiri Katliamı’nın yıldönümü dolayısıyla düzenlenen anma etkinlikleri kapsamında İstanbul’da bir panel gerçekleştiriliyor.  Demokratik Alevi Dernekleri İstanbul Şubesi tarafından Gazi Cemevi’nde organize edilen panel geniş katılımla devam ediyor.

    KLAMLAR VE AĞITLARLA BAŞLADI

    Panel, Koçgiri’ye ilişkin klam ve ağıtlarla başladı. Sanatçılar İlhan Rençber ve Vedat Sarıgöl’ün seslendirdiği eserler salonda duygusal anlara neden oldu.

    Gösterilen Binali Saygılı’nın “Koçgiri” belgeselinin ardından, izleyiciler arasında yer alan Raime Sever’in seslendirdiği ağıt da katılımcılarda duygusal etki yarattı.

    “KOÇGİRİ’Yİ BİLİNCE ÇIKARMADAN BUGÜNÜ ANLAYAMAYIZ”

    Açılış konuşmasını yapan Mevhibe Akdeniz, Koçgiri Katliamı’nın tarihsel olarak doğru anlaşılması gerektiğini vurgulayarak, “Koçgiri kıyımını bilince çıkarmadan Cumhuriyet’in bugününü anlayamayız” dedi.

    GENİŞ KATILIM DİKKAT ÇEKTİ

    Panele Dersim eski belediye eş başkanı Nurhayat Altun, Avrupa Yakası Dersimliler Derneği temsilcileri, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) temsilcileri ve DEM Parti üyeleri katıldı.

    KOÇGİRİ KADINLARI ZARİFE HANIM ÜZERİNDEN ANLATILDI

    Demokratik Alevi Dernekleri İstanbul Şube yöneticisi Şerefnaz Altınsoy, Koçgiri kadınlarını Zarife Hanım şahsında anlatarak, katliamın izlerinin hâlâ hafızalarda canlı olduğunu söyledi.

    Altınsoy, Koçgiri kadınlarının yaşanan kıyımı siyah giyinerek andığını, yas ve ağıt geleneğini kuşaklar boyunca sürdürdüğünü belirtti. Bu ağıtların simge isimlerinden birinin Zarife Hanım olduğunu ifade ederek, Koçgiri sürecinde kadınların hem direniş hem dayanışma gücünü görünür kıldığını vurguladı.

    “RESMİ ANLATI İLE SÖZLÜ TARİH ARASINDAKİ FARK”

    Panelde konuşan tarihçi-yazar Alişan Akpınar, Koçgiri üzerine yapılan tarih yazımında uzun süre resmi ideolojiye yakın yazarların etkili olduğunu söyledi. Baki Öz gibi isimlerin anlatılarının, ailelerden aktarılan sözlü tarih ile çoğu zaman örtüşmediğini belirten Akpınar, günümüzde Koçgiri üzerine daha fazla akademik çalışma ve kitabın yayımlandığını ifade etti.

    Akpınar, “Artık kafamızdaki birçok soruya belge ve kaynaklar üzerinden yanıt bulabiliyoruz. Koçgiri halkı ve Koçgirililer kendi tarihlerini yazma sürecine daha güçlü biçimde dahil oluyor” dedi.

    Koçgiri isminin Osmanlı arşivlerinde ilk kez 1780’li yıllarda geçtiğini belirten Akpınar, daha sonraki tarihsel süreçte de bu ismin kayıtlarda yer almaya devam ettiğini söyledi. Bu verilerin Koçgiri aşiret yapısının tarihsel derinliğini ortaya koyduğunu ifade etti.

    Koçgiri aşiretlerinin Malatya, Elazığ, Kiğı ve Kemah hattından geldiğini aktaran Akpınar, bölgede Kızılbaş Kürt toplulukların bulunduğunu dile getirdi. İki ana aşiret yapılanmasından söz eden Akpınar, bunların Dersimliler ve Şıh Hasanlar olduğunu, bu yapının tarihsel olarak bir aşiret federasyonu niteliği taşıdığını belirtti.

    Akpınar, Koçgirililerin Kızılbaş-Kürt  topluluklar olduğunu ve tarihsel olarak bu kimlikle anılan aşiret yapıları içinde değerlendirildiğini ifade etti.

    Akpınar, Tanzimat sonrası Osmanlı’nın merkezileşme politikalarıyla birlikte vergi, nüfus sayımı ve asker alma süreçlerinin arttığını, bunun da bu topluluklarla gerilim yarattığını söyledi. 1830–1856 arasında bölgeye üç büyük askeri sefer düzenlendiğini, 1856’daki seferin Osmanlı belgelerinde “savaş” olarak geçtiğini ve bu süreçte mağaralara sığınan insanların bulunduğunu ve çok sayıda can kaybına dair kayıtlar olduğunu aktardı.

    Etkinlik, soru cevapların ardından, sanatçı Cengiz Aslan’ın seslendirdiği eserlerle sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Tarihçi-Yazar Akpınar’dan sempozyum tepkisi: Devlet asimilasyonu artık daha incelikli yürütüyor!

    Tarihçi-Yazar Akpınar’dan sempozyum tepkisi: Devlet asimilasyonu artık daha incelikli yürütüyor!

    PİRHA-Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu’nun derin ve planlı bir stratejiye dayandığını vurgulayan Tarihçi-Yazar Alişan Akpınar, “Devletin bugün Alevilerin Türkleştirilmesi ve Sünnileştirilmesi için çok planlı ve programlı bir politika izlediğini görüyoruz. Alevilerin bu süreçte daha dikkatli olması gerekiyor çünkü karşılarında eskisinden farklı bir asimilasyon stratejisi var” dedi.

    Dersim’de uzun yıllardır süregelen asimilasyon faaliyetleri, çeşitli yöntemlerle ve farklı araçlarla devam ediyor. Son dönemde bu faaliyetlerin bir parçası olarak, Tunceli Valiliği’nin koordinasyonunda, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve Munzur Üniversitesi işbirliğiyle düzenlenecek olan “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu” dikkat çekiyor. 16-17 Ekim 2024 tarihlerinde Munzur Üniversitesi’nde gerçekleşecek olan bu sempozyum, Dersim bölgesinde uzun yıllardır yürütülen Türkleştirme çalışmalarının bir devamı olarak ele alınıyor.

    Konu hakkında görüş bildiren uzmanlar, bu tür organizasyonların sadece akademik etkinlikler olmadığına, aynı zamanda devletin Dersim’deki kimlik ve inanç yapısını dönüştürme çabasının bir parçası olduğuna dikkat çekiyor.

    Tarihçi-Yazar Alişan Akpınar, yapılacak sempozyumu PİRHA‘ya değerlendirdi.

    “SEMPOZYUM DERİN VE PLANLI BİR STRATEJİYE DAYANIYOR”

    Sempozyumun derin ve planlı bir stratejiye dayandığını vurgulayan Alişan Akpınar, “Sempozyumun başlığında yer alan “Horasan” vurgusu, özellikle Alevilik ve Kürtlük ile özdeşleşmiş Dersim halkının, tarihsel ve kültürel mirasını Türkleştirmek amacıyla kullanılan simgesel bir araç olarak öne çıkıyor. Sempozyumun ismi olan ‘Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli’, dikkatli bir şekilde seçilmiş. ‘Horasan’ vurgusu burada önemli bir yer tutuyor çünkü tarih boyunca Alevilik ve Kürtlük ile bağlantılı olan Dersim coğrafyası, Türklükle ilişkilendirilmek isteniyor. Aynı zamanda, sempozyumun düzenleyicilerinden biri olan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu asimilasyon politikasının bir aracı olarak kullanılıyor. Bu kurum, esas amacı Aleviliği ve Kürt kimliğini asimile etmek olan bir devlet yapısının parçası olarak dikkat çekiyor” diye belirtti.

    “TÜRKLEŞTİRME VE SÜNNİLEŞTİRME POLİTİKASI DERSİM’DE AKTİF OLARAK UYGULANIYOR”

    Asimilasyon politikalarının tarihi bir arka planı olduğunu belirten Alişan Akpınar, “Osmanlı İmparatorluğu’ndan bu yana süregelen bir Türkleştirme ve Sünnileştirme politikası Dersim bölgesinde aktif olarak uygulanıyor. Abdülhamit döneminden itibaren Alevileri ve Kürtleri Türkleştirmek ve Sünnileştirmek için çok planlı ve programlı bir çalışma yürütüldü. Bu çaba, İttihat ve Terakki döneminde hız kazandı ve özellikle Cumhuriyet döneminde de sistematik bir şekilde sürdürüldü. Ancak 1980 askeri darbesiyle bu süreçte bir kırılma yaşandı ve Türk-İslam sentezine dayalı bir rejim oluşturuldu. Bu rejimin en büyük hedeflerinden biri olan Kürt-Alevileri Türkleştirmek ve Sünnileştirmek oldu. 1980’den sonra bu politikalar daha derin ve incelikli bir biçimde uygulanmaya başlandı. Bu süreç özellikle AKP ve MHP ittifakıyla birlikte kurumsallaştı. Günümüzdeki asimilasyon politikaları artık daha sistemli ve profesyonel bir hale getirildi.

    “DEVLET, ALEVİLER ARASINDA DEVŞİRİLEN FİGÜRLER BULDU”

    Devlet, bu amaç doğrultusunda pek çok kurum oluşturdu, akademisyenler yetiştirdi ve en önemlisi Aleviler arasında devşirilen figürler buldu. Bu kişiler arasında maalesef Alevi toplumunun saygı duyduğu bazı dede aileleri bile var. Devletin bugün Alevilerin Türkleştirilmesi ve Sünnileştirilmesi için çok planlı ve programlı bir politika izlediğini görüyoruz” dedi.

    “HORASAN SÖYLEMİ ALEVİ KİMLİĞİNİ TÜRKLEŞTİRMEK İÇİN KULLANILIYOR”

    Devletin artık daha incelikli bir asimilasyon politikası yürüttüğünü söyleyen Akpınar, şöyle devam etti:

    “Eskiden dağlara “Ne Mutlu Türküm Diyene” yazılırken, şimdi daha sembolik bir dil kullanılarak “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli” gibi ifadeler öne çıkarılıyor. Bu tür organizasyonlar ve söylemler, Alevi ve Kürt kimliğini kültürel olarak erozyona uğratma amacı taşıyor. Bu stratejinin tarihsel kökleri de İttihat ve Terakki dönemine dayanıyor. O dönemden bu yana “Siz Horasan’dan gelen asıl Türklersiniz, Hoca Ahmet Yesevi’ye dayanıyorsunuz” şeklinde bir tarih yaratılmaya çalışıldığını, ancak yapılan son araştırmalarda, Alevi ocaklarının büyük çoğunluğunun Kürt bir şeyh olan Ebul Vefa Kürdi’nin Vefailik Tarikatı’na bağlandığını gösteriyor. Devlet, Alevilere yönelik bu asimilasyon politikasında tarihsel hafızayı ve kültürel değerleri manipüle ederek kendine bir alan açmaya çalışıyor. Horasan miti, bu stratejinin önemli bir ayağıdır. Aleviler arasında da Horasan kökeni önemli bir yer tutsa da, bu durumun Türk kimliğiyle bir bağı bulunmuyor. Aksine, Horasan’ın Kürtlerin yoğun yaşadığı bir bölge olduğu ve bu söylemin Alevi kimliğini Türkleştirmek için kullanıldığı ortada.”

    “ALEVİLER BUNDAN SONRAKİ SÜREÇTE DAHA DİKKATLİ OLMASI GEREKİYOR”

    Tarihçi-Yazar Alişan Akpınar, Alevilerin bu süreçte daha dikkatli olması gerektiğini ve karşılarında eskisinden farklı bir asimilasyon stratejisi olduğunu vurgulayarak, “Devlet bugün artık daha incelikli bir asimilasyon politikası yürütüyor. Sadece kaba Türkçülük ya da Sünnicilik üzerinden değil, Alevilerin hassas noktalarına dokunan, onların kültürel hafızasını kullanan bir yaklaşım var. Alevi toplumunun bu durumun farkında olması ve kendi içinden çıkan devşirmelere karşı da dikkatli olması gerekiyor. Sempozyumun isminde ve düzenleyici yapılarında gördüğümüz bu ince ayrıntılar, devletin ne kadar planlı bir strateji izlediğinin kanıtıdır” diye konuştu.

    Cihan BERK/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER

    -Fırat Meclis’ten seslendi: Tunceli Sempozyumu Dersim’in inancına, diline saldırı girişimidir-VİDEO
    -Kordu: ‘Tunceli sempozyumu’ Devletin Dersim’i Türkleştirme, Sünnileştirme çabası-VİDEO
    -Kete’den ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Dersim’deki Ra Heq inancını tüketme planıdır-VİDEO
    -Kurumlardan ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Kırmanciye topraklarımızı anlam kaybına uğratma amaçlı
    -Afişe adını yazdılar; Ali Önal Dede’den tepki: Tunceli Sempozyumu’na katılmıyorum
    –>DAM’dan ‘Tunceli Sempozyumu’ tepkisi: Dersim halkının yeni bir tarih anlatımına ihtiyacı yok!
    -‘Munzur Üniversitesi, Cemevi Başkanlığı ve Dedeler Meclisi; Dersim’in inancını, kimliğini yok etmek istiyor!’
    -Özcan’dan ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: İktidarın Alevilere yönelik politikasının devamı-VİDEO
    -FEDA’dan AKP’nin ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Devletin uğursuz faaliyeti; Aleviliğe saldırısı
    -‘Tunceli Sempozyumu’na Araştırmacı Yazarlardan tepki: Amaç beyin yıkamak, gençliği etkilemek!
    -Kaplan’dan ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Dersim’e yaptıklarını görmemek yola ihanettir
    -DAD Genel Sekreteri Benler: Dersim, dışarıdan giydirilmek istenen gömlekleri hep yırtıp atmıştır-VİDEO

  • ‘Baskı ve asimilasyon ne kadar varsa direniş de o kadar var’-VİDEO

    ‘Baskı ve asimilasyon ne kadar varsa direniş de o kadar var’-VİDEO

    PİRHA- Cumhuriyetin ikinci yüzyılına başlarken Aleviler geçtiğimiz yüzyılla hesaplaşmasını sürdürüyor. Tarihçi-yazar Alişan Akpınar Osmanlı-Türk modernleşme tarihinin Sünnileştirme ve Türkleştirme tarihi olduğuna dikkat çekerek, “Aleviler devlet için hep bir potansiyel risk potansiyel tehlike olmuş, Alevilere karşı bir pogrom gerçekleştirilmiştir” dedi.

    Cumhuriyet, halkın ülke yönetiminde egemen olduğu bir devlet şekli olarak tanımlanır. Erkin tek elde toplanmasına karşı olan cumhuriyet anlayışı, Anadolu’da Osmanlı’nın tasfiyesi ile şekillendi. Saltanatın kaldırılması ile cumhuriyet ilan edildi. 100 yıl geçti. Türkiye, geride kalan 100 yılda “tek dil, tek din, tek kimlik” ile yönetildi.

    100 yılda Aleviler, kırım, yok sayma ve asimilasyon uygulamalarıyla karşı karşıya kaldı. Alevi köylerine cami yapılmaya, çocuklarına zorunlu din dersi verilmeye devam edildi. Alevi sözcüğünün yasaklı olduğu 80 yıl boyunca Alevi toplumu, kendi varlığını korumak için yoğun bir çaba harcadı.

    Aleviler ise ikinci  yüzyıla eşit yurttaşlık, özgürlük, barış ve demokrasi özlemiyle giriyor. 1950’li yıllardan başlayarak örgütlenme çalışmalarına başlayan Aleviler, Sivas Madımak Katliamı sonrası hak, eşit yurttaşlık mücadelesini daha da artırdı.

    Dergahları, ziyaretgahları, kutsal mekanları işgal altında olan Alevi toplumu, son olarak Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı eliyle dağıtılmak isteniyor.

    Cumhuriyetin geride kalan 100 yılının Aleviler için nasıl geçtiğini Tarihçi-Yazar Alişan Akpınar ile konuştuk.

    CUMHURİYET OSMANLIDAN BİR ALEVİ ALGISI DEVRALDI

    Cumhuriyetin ilk 20 yılında Osmanlı’dan kalan Alevilik algısına dikkat çeken Alişan Akpınar, “Tanzimat modernleşmemesi ile beraber Osmanlı bürokratlarının Alevilere nasıl baktığını Osmanlı arşivlerindeki belgelerden biliyoruz. Tanzimat modernleşmecileri için Alevi toplulukları vahşi topluluklar. Onlar şunu söylüyorlar ‘Bu topluluklar bizim ulaşamadığımız yerlerde. Vergi vermiyorlar. Askere gelmiyorlar ve batıl inançları var. Dolayısıyla bunlar vahşiler’ İşte belgelerde hep şöyle geçer. Peki ne yapmak lazım. Bu Alevileri bu cahil vahşileri medenileştirmek lazım diyorlar. Tanzimat bürokratlarının ve Tanzimat devletinin Alevilere bakışı bu. Modernleşmeci söylem kendi çizdiği sınırların dışındaki toplulukları aslında barbar ve vahşi olarak adlandırır ve o topluluklara karşı yaptığı her şeyi de bu şekilde meşrulaştırır”

     200 YILDIR ALEVİLER RİSK OLARAK GÖRÜLÜYOR

    Akpınar, Abdülhamit döneminde Alevilerin Sünnileştirilmesinin büyük bir proje olarak ortaya çıktığını şu sözlerle ifade etti:

    “Sadece Alevilerin Sünnileştirilmesi değil epeyce bir kısmı Kürt olan Alevilerin de Türkleştirilmesi meselesi gündeme geliyor. İttihat Terakki’nin aslında en büyük projelerinden biri Anadolu’da Türk ulusuna dayalı bir ulus devleti inşa etmek. Tanzimat döneminden itibaren gördüğümüz gibi Türkiye’de ve Osmanlı Türk modernleşmesinde aslında daha genel 200 yıllık bir perspektifte Aleviler devlet için hep bir potansiyel risk tehdit ve asimile edilmesi gereken bir topluluk olarak görülmüştür. Osmanlı Türk modernleşme tarihi bana kalırsa bir Sünnileştirme ve Türkleştirme tarihidir. Aleviler devlet için hep bir potansiyel risk potansiyel tehlike olmuş, 70’ler boyunca Alevilere karşı bir sürü katliam bir pogrom gerçekleştirilmiştir.

    “ALEVİLERİN UYANIŞI DURMADI”

    80 darbesinin 100 yıllık Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük restorasyonu olduğunu belirten Akpınar, “80’den sonra artık medenileşme, modernleşme muhasır medeniyet seviyesine çıkma söylemi yerine Türk-İslamcı muhafazakar ve asker toplum yaratma hedefine dönüştürüyor. Ama tabi şunu belirtmemiz lazım baskı ve asimilasyon ne kadar varsa direniş de var. İşte mesela hiç kimsenin beklemediği bir şekilde 1985’ten sonra Alevi uyanışı başladı. Bir sürü Alevi örgütü derneği kurulmaya başladı ve en önemlisi cemevleri kuruldu. 100 yıllık cumhuriyet tarihinde Aleviler açısından çok önemli bir aşama. Cemevleri Aleviler için yeni bir araya gelme, kimliğini şehirde yeniden tanımlama merkezleri haline geldi. Bir uyanış oldu tabi devletin bu Alevi uyanışına cevabı gecikmedi. 1993’te Sivas’ta yapılan katliam devletin cevabıdır. Aleviler Sivas Katliamı’ndan sonra çok daha güçlü bir şekilde kendi örgütlerine sarıldılar. Cemevlerinde örgütlenmeye başladılar dolayısıyla da devlet Alevilerin uyanışını durduramadı” değerlendirmesinde bulundu.

    “ALEVİLERİN DİRENİŞİ DEVAM EDİYOR”

    Akpınar sözlerini şöyle noktaladı:

    “Kültür Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı diye bir şey kuruldu. Devlet şunu gördü Aleviler örgütleniyorlar, yeniden kendi kimliklerini tanımlıyor. Devletin hedefi bu kez cemevlerine ulaşmak, cemevlerini kontrole geçirmek ve Alevileri yeniden asimile etmeye çalışmak için cemevleri bir araç haline dönüştürmek. Aleviler bence bu konuda ciddi bir direniş sergiliyorlar. Cemevlerinin, Alevi örgütlerinin, derneklerinin alacağı tavır çok önemli. Bu mücadele devam edecek. Alevilerin direnişi devam ediyor.”

    Dilan ŞİMŞEK- Zafer Şahin TAŞKIN / İSTANBUL

  • CAN TV’de Prof. Dr. Çiğdem Boz’un sunumuyla ‘Yol’un Yüzyılı’ başladı-VİDEO

    CAN TV’de Prof. Dr. Çiğdem Boz’un sunumuyla ‘Yol’un Yüzyılı’ başladı-VİDEO

    PİRHA-CAN TV’de yayınlanan Yol’un Yüzyılı programı Prof. Dr. Çiğdem Boz’un sunumuyla izleyiciyle buluştu. Programda hakikatin bulunmaya çalışılacağı vurgulandı. 

    Cumhuriyet’in yüzyılını geride bırakırken, Alevilerin son yüzyılda yaşadıklarını tarihsel, sosyal ve kültürel açıdan değerlendiren Yol’un Yüzyılı programı CAN TV‘de ilk bölümü yayınlanarak izleyiciyle buluştu.

    Prof. Dr. Çiğdem Boz’un sunumunda yapılan programın ilk bölümüne Tarihçi-Yazar Alişan Akpınar, Doç. Dr. Cemal Salman, Araştırmacı-Yazar Gültekin Uçar, CAN TV Yayın Kurulu üyeleri Çilem Küçükkeleş ve Veli Büyükşahin katıldı.

    “SEYİRCİYLE BULUŞMASI GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNDÜĞÜMÜZ BİR PROGRAMA DÖNÜŞTÜ”

    Programda ilk olarak konuşan CAN TV Yayın Kurulu üyesi Çilem Küçükkeleş, “Aslında tam da 100. yaşı tamamlarken birçok şeyi konuşmuş olmak istiyorduk. Türkiye’nin tarihi denilen tarihi seçim, büyük seçim aslında hepimizin kaderini belirleyen gibi çok abartılı yaklaştığımız ama gerçekte öyle bir abartının olmadığını hep birlikte deneyimlediğimiz, o deneyimin de bize bu programı getirdiğini daha da güçlendirdiğini söyleyebiliriz. Çünkü biz Aleviler, Cumhuriyet’in o kadar kolay değişmediğini, öyle sandıkla bir demokrasi gelmeyeceği meselesini demokrasinin tam da toplumsal bir mesele olduğunu biraz deneyimlediğimiz bir süreç oldu. Ve yeni yayın döneminde mutlaka seyirciyle buluşması gerektiğini düşündüğümüz bir programa dönüştü. Seyircimiz tarih programı gibi elbette algılanmasın. Çünkü biz bir yüzyıla, bir şekilde Cumhuriyet’te ne yaşadığımıza gideceğiz. Ama bir de geri döneceğiz biz bu yüzyılda neler yaptık diyeceğiz” dedi.

    “ALEVİLİKLE İLGİLİ HANGİ SORULARI CEVAPLAYABİLDİK?”

    Tarihçi-Yazar Alişan Akpınar ise programın amacına dair konuşarak, “Amacımız, son 30-35 yılda Alevilikle ilgili yapılan çalışmaları, bu çalışmaları yapan akademisyenleri davet etmek. Bu çalışmalarda Alevilikle ilgili biz hangi soruları cevaplayabildik? Hala hangi soruları soruyoruz? Biraz programın amacı da bu. Son 30-35 yılda Alevilikle ilgili yapılan çalışmaların sayısı epeyce arttı. Bu çok önemli” dedi.

    “GELECEK YÜZYILI DOĞRU KURMAMIZ LAZIM”

    Araştırmacı-Yazar Gültekin Uçar, programda nelere değineceklerini şöyle ifade etti:

    “Yaşananlara, itirazlara, alternatif önerilere, anayasa kısmında Koçgiri’ye de değineceğiz. Muhtemelen sonrasında da Dersim. Bunların hepsi kuruluşun problemleridir. Koçgiri, siyasal birliğin kurulması konusunda önerileriyle bir anahtar. Eğer o öneriler kabul edilseydi bugün bambaşka bir Türkiye’den söz ediyor olacaktık. Gelecek yüzyılı doğru kurmamız lazım. Bunun bir anlamı da bu, programın katabileceği belki.”

    “BURADA YAPILACAK ŞEY BİLGİ AKTARIMI VE HAFIZA TAZELEME OLACAK”

    Doç. Dr. Cemal Salman da, bilgi aktarımı ve hafıza tazelemeye dikkat çekerek, “Temelde ister adını tarih koyalım, ister sosyal bilimler koyalım. Burada yapılacak şey, bir tür bilgi aktarımı ve hafıza tazeleme olacak aslında. Çünkü Alevi tarihi hem sözlü hem yazılı kaynak olarak yüzyıllara uzanan bir geniş, derin bilgi hazinesini içeriyor” ifadelerini kullandı.

    “BU PROGRAMDA HAKİKATİ BULMAYA ÇALIŞACAĞIZ”

    CAN TV Yayın Kurulu üyesi Veli Büyükşahin ise programın bir ciddi karşılığının olabileceğini düşündüğünü söyleyerek, “Bu programda hakikati bulmaya çalışacağız” dedi.

    Programın linkine buradan ulaşabilirsiniz.

    Devrim FINDIK/İSTANBUL