Etiket: almanya

  • 33. yılında Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler Köln’de anılacak

    33. yılında Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler Köln’de anılacak

    PİRHA- Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Kuzey Ren-Vestfalya Eyalet Temsilciliği, Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yılında Köln’de anma etkinliği düzenleyecek. Federasyon, katliamda adaletin sağlanmadığını vurgulayarak kamuoyunu 2 Temmuz’da Roncalliplatz’da yapılacak anmaya davet etti.

    Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Kuzey Ren-Vestfalya Eyalet Temsilciliği, 2 Temmuz 1993’te gerçekleştirilen Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yılı dolayısıyla 2 Temmuz 2026 Perşembe günü saat 17.00’de Köln Katedrali önündeki Roncalliplatz’da kamuoyuna açık bir anma etkinliği düzenleyeceğini açıkladı.

    Yapılan yazılı basın açıklamasında, aradan geçen 33 yıla rağmen katliamla ilgili hukuki ve siyasi anlamda gerçek adaletin sağlanamadığı vurgulanarak, yaşamını yitiren 33 aydın, sanatçı, yazar, çocuk ve gencin anılacağı belirtildi.

    “KATLİAMLAR ZAMANAŞIMINA UĞRATILAMAZ”

    Açıklamada, Madımak davasında firari sanıklar yönünden 30 yıllık zamanaşımı gerekçesiyle davanın 2 Temmuz 2023’te düşürüldüğü, bu kararın cezasızlık politikasını güçlendirdiği ifade edildi. Ayrıca Şubat 2025’te 17 hükümlünün tahliye edildiği, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ise hükümlülerden Hayrettin Gül ile Ahmet Turan Kılıç’ın kalan cezalarını sağlık gerekçesiyle kaldırdığı hatırlatıldı.

    “ALMANYA’DAKİ FAİLLER HAKKINDA İŞLEM YAPILMADI”

    Basın açıklamasında, haklarında kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunan bazı Madımak faillerinin Almanya’da yaşadığına ilişkin bilgilerin yıllardır kamuoyunda yer aldığı belirtilerek, Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun 2008 ve 2019 yıllarında Almanya’da suç duyurusunda bulunduğu aktarıldı.

    Buna rağmen Alman Federal Başsavcılığı tarafından bugüne kadar herhangi bir cezai soruşturma başlatılmadığı belirtilen açıklamada, Alman ceza hukukundaki evrensel yargı ilkesine rağmen faillerin bir bölümünün Alman vatandaşlığına sahip olduğuna dikkat çekildi.

    GENİŞ KATILIMLA ANILACAK

    Anma etkinliğinde Alman Federal Meclisi Üyesi Max Lucks, eski Kuzey Ren-Vestfalya Eyalet Milletvekili Arif Ünal, Sol Parti (Die Linke) Parti Meclisi Üyesi ve Bölge Meclisi Grup Başkanı Murat Yılmaz, Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu Kuzey Ren-Vestfalya Eyalet Temsilciliği Başkanı Deniz Kutlu ile Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Sekreteri Ufuk Çakır konuşma yapacak.

    Etkinliğe Kulturforum TürkeiEuropa e.V. (Türkiye-Avrupa Kültür Forumu), Stimmen der Solidarität – Mahnwache Köln e.V. (Dayanışmanın Sesleri Köln İnisiyatifi), TÜDAY – İnsan Hakları Derneği, Interkultur e.V., Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Maraş Demokratik Dernekler Federasyonu (MARDEF), Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDİF), Göçmen İşçiler Federasyonu (AGİF), Dersim Gemeinde Köln e.V. (Köln Dersim Toplumu), Suriye İnsan Hakları Derneği ve Avrupa Arap Alevileri Federasyonu (AAAF) ile çok sayıda demokratik kitle örgütü ve sivil toplum kuruluşu destek verecek.

    Açıklamada, Madımak Katliamı’nın yalnızca geçmişte yaşanmış bir olay olmadığı, bugün de adalet, laiklik, demokrasi, insan hakları ve birlikte yaşam mücadelesinin simgelerinden biri olduğu vurgulandı. Federasyon, Madımak Oteli’nin utanç müzesi haline getirilmesi, hafıza merkezlerinin kurulması, faillerin yargı önüne çıkarılması ve hakikatle yüzleşme taleplerinden vazgeçmeyeceklerini belirterek tüm kamuoyunu anma etkinliğine katılmaya çağırdı.

    PİRHA/ALMANYA

     

     

  • Almanya’da bir çok cemevinde aşure lokmaları pay edildi- VİDEO

    Almanya’da bir çok cemevinde aşure lokmaları pay edildi- VİDEO

    PİRHA-Matem Orucu’nun tamamlanmasının ardından Almanya’nın birçok kentindeki cemevlerinde aşure lokmaları pay edildi. 

    Yas-ı Kerbela Orucu’nun tamamlanmasının ardından Almanya’nın birçok kentindeki cemevlerinde aşure lokmaları pay edildi.

    Pay edilen aşure lokmasının yalnızca bir ikram değil, paylaşmanın, dayanışmanın, farklılıklarla bir arada yaşamanın ve ortak yaşam kültürünün simgesi olduğu vurgulandı.

    Almanya’nın farklı bölgelerindeki cemevlerinde canlar aynı lokmada bir araya gelirken, aşure geleneğinin kuşaktan kuşağa aktarılmasının Alevi inancının ortak hafızasını ve toplumsal dayanışmayı güçlendiren önemli bir değer olduğu belirtildi.

    PİRHA/ALMANYA

     

  • Yücel Özdemir: Almanya’nın Şara politikası ekonomi ve mülteci odaklı-VİDEO

    Yücel Özdemir: Almanya’nın Şara politikası ekonomi ve mülteci odaklı-VİDEO

    PİRHA- Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed el Şara’nın Berlin ziyaretine tepkiler devam ederken, Şara’nın Berlin ziyareti sonrası Almanya, Suriye’nin yeniden inşasında güçlü rol üstlenmeye hazırlanıyor. Gazeteci Yücel Özdemir’e göre “genel konseptte müthiş bir uyum ve kapsamlı bir anlaşma” var. Özdemir  “azınlık hakları ve basın özgürlüğü söylemlerinin taktiksel olduğu” ve sahada saldırıların sürdüğünü belirtti.

    Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed el Şara, tepkiler üzerine 19 Ocak’ta gerçekleştiremediği Almanya ziyaretini 30 Mart’ta gerçekleştirdi.

    Berlin’de Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier ve Başbakan Friedrich Merz ile görüştü. Ziyaret, BM’nin Süveyda’daki şiddet olaylarında olası savaş suçlarına dair raporunun hemen ardından gerçekleşti.

    Görüşmelerde Suriye’nin yeniden inşası, siyasi süreçler ve Almanya’daki Suriyelilerin durumu ele alındı. Başbakan Merz, iç savaşın sona erdiğini savunarak Almanya’daki Suriyelilerin koruma statüsünün yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi ve önümüzdeki üç yıl içinde yaklaşık yüzde 80”ninin  geri dönmesini hedeflediklerini açıkladı. Bazı nitelikli meslek grupları için istisna yapılabileceğini belirtti.

    Şara ise geri dönüşün gönüllü olması gerektiğini, Almanya’daki Suriyelilerin iki ülke arasında “köprü rolü” oynayabileceğini ifade etti. Ayrıca Kürtlerle uzlaşı sağlandığını ve haklarının tanındığını iddia etti.

    Ziyaret, Almanya’daki Kürt ve insan hakları kuruluşlarının tepkisini çekti. Bu çevreler, Şara’nın sorumlu tutulduğu ihlallerin görmezden gelindiğini savundu.

    Gazeteci Yücel Özdemir Ahmed el-Şara’nın Almanya ziyaretini PİRHA’ya değerlendirdi.

    GECİKEN ZİYARET VE SAHADAKİ GELİŞMELER

    Özdemir, ziyaretin aslında 19 Ocak’ta planlandığını hatırlatarak şu ifadeleri kullandı:

    “Şara’nın Almanya ziyareti gecikmiş bir ziyaret. 19 Ocak’ta yapılması planlanıyordu. Çok büyük gösteriler organize edilmişti, çağrılar yapılmıştı. Tam o dönemde Halep’te Kürtlerin yaşadığı mahallelere yönelik saldırılar düzenlendi ve Suriye içerisinde dengelerin nasıl değişeceği, Rojava’nın durumu ne olacak konusunda görüşmeler, pazarlıklar yapılırken Şara Almanya ziyaretini erteledi.”

    ALMANYA’NIN NORMALLEŞME STRATEJİSİ

    Almanya’nın daha önce de Şara ile temas kurduğunu vurgulayan Özdemir, süreci şöyle anlattı:

    “Almanya bölgede zaten ilişkilerin normalleştirme, Şara’yı normalleştirme konusunda ön girişimler yapmıştı. Daha önce Dışişleri Bakanı gitmişti. İlk rejim devrildiğinde de Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock gitmişti ve böyle bir mesaj vermişti.”

    Bu normalleşme sürecinde iki temel başlığın öne çıktığını belirten Özdemir, bunları azınlıkların durumu ve iç kamuoyunun tepkisi olarak ifade etti.

    AZINLIKLARA YÖNELİK SALDIRILAR DEVAM ETTİ

    Özdemir, Almanya’nın yaptığı uyarılara rağmen sahada değişim yaşanmadığını vurguladı:

    “Ama o zamandan bu yana baktığımızda Şara onlara uymadı. Özellikle Alevilere yönelik katliamlar sertleşerek devam etti. Yine Kürtlere yönelik saldırılar devam etti ve Kürtlerin bulunduğu alanlar daraltıldı.”

    Özdemir, bu durumun Şara’ya destek veren güçler tarafından da bilindiğini belirtti.

    EKONOMİK DESTEK VE YENİDEN İNŞA PLANLARI

    Berlin’de yapılan ortak basın toplantısına değinen Özdemir, Almanya’nın açık şekilde ekonomik destek sözü verdiğini ifade ederek, “Bizim sana desteğimiz tamam. Ekonomik olarak her türlü desteği vereceğiz. Suriye’nin yeniden inşası konusunda Almanya rol oynamaya devam edecek. Ama oradaki azınlıkların durumu, hakları da korunsun diyorlar” ifadelerini kullandı. Ancak Özdemir, bu söylemlerin samimiyetine dair şüphelerinin olduğunu da kaydetti.

    30 Mart’ta Berlin’de düzenlenen Suriye-Almanya Ekonomi Toplantısı’na da değinen Özdemir, şu bilgileri paylaştı:

    “Toplantıya 40 Alman firması katıldı. Bu şirketler, önümüzdeki dönemde özellikle Suriye’nin altyapı projelerinde rol almak ve ihalelerden pay kapmak istiyor. Demiryolu ihalelerinin büyük ölçüde Almanya’ya verilmesi beklenirken, nükleer santral inşasında da Siemens tekeline önemli bir rol verilmesi gündemde. Söz konusu 40 Alman şirketi, Suriye’nin yeniden inşa sürecinde farklı alanlarda yer alarak hem yeniden inşa fonlarından pay almayı hem de ülkenin yeraltı ve yerüstü kaynakları üzerinde ekonomik hakimiyet kurmayı hedefliyor. Bu çerçevede Başbakan Merz’in, içerideki tepkileri yatıştırmak amacıyla basın ve düşünce özgürlüğü ile azınlık haklarına vurgu yaptığı görülüyor. Ancak genel tabloya bakıldığında taraflar arasında güçlü bir uyum ve kapsamlı bir anlaşma olduğu dikkat çekiyor.“

    MÜLTECİLER VE GERİ GÖNDERME TARTIŞMASI

    Almanya’daki Suriyeli mültecilerin durumuna da değinen Özdemir,“Almanya’da resmi rakamlara göre 940.000 Suriyeli mülteci var. Bunların 3 yıl içerisinde geri gönderilmesi konusunda da genel prensip anlaşmasına varıldı ve  yüzde 80’inden bahsediliyor” dedi.

    Bu rakamın yaklaşık 700 bin kişiye denk geldiğini belirten Özdemir, bunun gerçekçi olmadığını ifade etti.

    Mültecilerin tek tip gösterilmesine de karşı çıkan Özdemir şunları söyledi:

    “Suriye’den gelen mülteciler arasında Kürtlerin, Alevilerin, Dürzilerin ve diğer azınlıklardan insanların olduğunu hepimiz biliyoruz. Bunları şimdi sanki hepsi cihatçı anlayışı hükümeti destekleyen bir anlayışmış gibi sunuyorlar. Bu çok yanlış.”

    KÜRTLERİN STATÜSÜ VE YETERSİZ DÜZENLEMELER

    Suriye’de Kürtlerin durumuna ilişkin düzenlemelere de değinen Özdemir, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “13 sayılı kararnamede Kürtlerin dillerini öğrenme, kendi kültürlerini yaşama gibi bazı kriterler vardı ama Kürtçe Suriye’de yaşayan Kürtlerin ana dili şeklinde bir ibare yok.”

    Özdemir, bu durumun eleştirildiğini ve anayasal güvence talep edildiğini hatırlattı.

    “ŞARA’NIN BATIYA YÖNELİK SÖYLEMLERİ TAKTİKSEL”

    Özdemir, Şara’nın Batı’ya yönelik söylemlerinin taktiksel olduğunu belirterek sözlerini şöyle tamamladı,

    “Herhangi bir yasal düzenleme yapılmış değil. Ancak Almanya, Fransa ve ABD’den destek almak isteyen Colani, bu desteği kaybetmemek için taktiksel olarak azınlık haklarından, basın özgürlüğünden ve insan haklarından söz ediyor. Fakat ben, süreç ilerledikçe bu söylemlerin aşama aşama geri plana itileceğini düşünüyorum. Çünkü bu yapı, sahip olduğu düşünce ve ideoloji itibarıyla cihatçı geleneğin bir devamıdır. Nitekim bunu inkar da etmiyorlar. Buna rağmen, uluslararası konjonktürü gözeterek taktiksel adımlar atıp Batı’nın desteğini almaya devam ediyorlar.”

    Elif SONZAMANCI PİRHA/KÖLN

  • Almanya’da bistro saldırısı: Frankfurt yakınlarında iki Dersimli öldürüldü!

    Almanya’da bistro saldırısı: Frankfurt yakınlarında iki Dersimli öldürüldü!

    PİRHA-Raunheim kasabasında gece saatlerinde bir bistroya düzenlenen silahlı saldırıda iki kişi hayatını kaybetti. Ölen kişilerin her ikisinin de Dersimli isimlerinin de Nihat Karakaya ve Kenan Güleç olduğu bilgisi var. Fail ise olay yerinden kaçarken, polis geniş çaplı operasyon başlattı.

    Almanya’nın Frankfurt kenti yakınlarındaki Raunheim kasabasında bir bistroda silahlı saldırı düzenlendi. Alman basınında yer alan bilgilere göre, gece saat 03:45 sularında gerçekleşen saldırıda iki kişi olay yerinde yaşamını yitirdi.

    Polis açıklamasına göre, silahlı bir kişi mekâna girerek ateş açtıktan sonra yaya olarak kaçtı. Saldırganın yakalanması için bölgede geniş çaplı operasyon başlatılırken, arama çalışmalarına helikopter de destek veriyor.

    Olayın nedeni ve saldırganın kimliği henüz belirlenemezken, soruşturmanın çok yönlü sürdüğü bildirildi.

    HABER MERKEZİ

  • Dr. Yüksel Özdemir: Alevilerin eşit yurttaşlık mücadelesi için örgütlü birlik şart-VİDEO

    Dr. Yüksel Özdemir: Alevilerin eşit yurttaşlık mücadelesi için örgütlü birlik şart-VİDEO

    PİRHA- Berlin Alevi Toplum Başkanı Dr. Yüksel Özdemir, Alevi kurumlarının toplumsal örgütlenmedeki rolünü, Avrupa’da elde edilen kazanımları ve Türkiye’de Alevilerin karşı karşıya olduğu sorunları değerlendirdi. Özdemir, Alevilerin haklarını kazanabilmesi için örgütlü bir yapı içinde hareket etmesi gerektiğini vurguladı.

    PİRHA’ya konuşan Berlin Alevi Toplum Başkanı Dr. Yüksel Özdemir, Alevi kurumlarının toplumun bir araya gelmesi, inancın gelecek kuşaklara aktarılması ve demokratik hakların elde edilmesi açısından önemli bir rol oynadığını söyledi. Avrupa’da elde edilen kazanımların güçlü örgütlülükten kaynaklandığını ifade eden Özdemir, Türkiye’de ise Alevilerin hâlâ eşit yurttaşlık ve inanç özgürlüğü konusunda ciddi sorunlar yaşadığını belirtti.

    ALEVİ TOPLUMUNUN BİR ARAYA GELMESİ ÇOK ÖNEMLİ”

    Alevi kurumlarının (Dernek, federasyon vb.) toplum içindeki rolü nedir? Bu kurumlar Alevi kimliğinin korunmasında yeterli midir?

    Yüksel Özdemir: Öncelikle şunu söylemek lazım. Birincisi Alevi kurum ve kuruluşlarımızın, çatı örgütlerimizin ve federasyonlarımızın var olması çok çok önemli.

    Alevi toplumunun bir araya gelmesi, örgütlenebilmesi, bilinçlenebilmesi, eğitilebilmesi ve gelecek kuşaklara inancımızın aktarılması açısından çok çok önemli olmakla birlikte yasal hakların elde edilmesi açısından da çok önemli.

    Çünkü biz bunu Avrupa’da, Berlin’de çok olumlu bir şekilde yaşadık. Geldiğimiz ülke olan Türkiye’de maalesef Alevilerin inançsal anlamda cemevleri açısından ibadet ve eğitim çalışmaları konusunda yeterli bir kabul görmediğini görüyoruz.

    “GÜÇ BİRLİĞİ OLMADAN KAZANIM ELDE EDEMEYİZ”

    Avrupa’da Alevilerin güçlü olmasının nedeni nedir?

    Yüksel Özdemir: Aslında Avrupa’da başarılı olmamızın en önemli sebeplerinden biri özellikle Almanya başta olmak üzere birçok ülkede bir çatı kuruluşumuzun olmasıdır. Derneklerimizin büyük bölümü bu çatı kuruluşuna bağlıdır.

    Avrupa’daki çatı kuruluşlarının Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu çatısı altında bir araya gelmesi büyük bir güç birliği oluşturuyor. Çünkü güç birliği olduğu takdirde hem siyasal anlamda hem de hukuksal ve sosyal anlamda kendimizi çok daha iyi ifade edebiliyoruz ve kazanımlar elde edebiliyoruz.

    Türkiye açısından da bu çok önemli ve kıymetli. Ancak Türkiye’de farklı federasyonların olması ve devlet eliyle kurulmuş bazı kurumların Alevileri bölmeye yönelik çalışmaları önemli bir dezavantaj yaratıyor.

    “LAİK BİR ÜLKEDE DİYANET ANAYASAL KURUM OLAMAZ”

    Diyanet İşleri Başkanlığı ve laiklik tartışması hakkında ne düşünüyorsunuz?

    Yüksel Özdemir: Alevileri hem asimile etmek hem de bir araya gelmemelerini sağlamak için çeşitli politikalar yürütüldüğünü düşünüyoruz. Çünkü Aleviler bir araya geldiğinde temel haklarını ve özgürlüklerini daha güçlü bir şekilde talep edebilir. Örneğin ibadet yerlerimizin kabul edilmesi, zorunlu din derslerinin kaldırılması ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılması gibi taleplerimiz var.

    Laik bir ülkede Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kurumun anayasal bir kurum olması mümkün değildir. Devlet bütün inançlar karşısında tarafsız ve eşit olmalıdır. Almanya’da ve Avrupa’nın birçok ülkesinde bu durum böyledir.

    “EŞİT YURTTAŞLIK İÇİN HAKLARIMIZ TANINMALI”

    Türkiye’nin temel demokratik sorunları sizce nelerdir?

    Yüksel Özdemir: Türkiye’nin en temel sorunlarından biri Kürtlerin demokratik hak ve özgürlük talepleridir. Diğer önemli sorun ise Alevilerin inanç topluluğu olarak yaşadıkları hak ihlalleridir. Alevilerin ibadet yerleri hâlâ resmen tanınmıyor. Bu durum eşit yurttaşlık ilkesine aykırı.

    Biz Aleviler şiddeti reddeden bir inanç yoluna sahibiz. Bu nedenle devlete ve hükümete her zaman eşit vatandaşlık temelinde bir arada yaşama çağrısı yapıyoruz.

    ÖRGÜTLENME OLMADAN BİR ARAYA GELEMEYİZ”

    Alevi toplumunun kendi inanç ve kültürünü koruması açısından örgütlenmenin önemi nedir?

    Yüksel Özdemir: Örgütlenme olmadan bir araya gelmek mümkün değil. Geçmişte Alevi inancının dergâhları ve ocakları vardı ve bunlar aynı zamanda birer eğitim yuvasıydı.

    Pirler ve analar sadece inanç önderleri değil aynı zamanda toplumun birçok alanında rehberlik eden kişilerdi. Ancak özellikle tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla birlikte bu eğitim kurumları ortadan kaldırıldı.

    Bu nedenle Alevi kurumlarının kurumsallaşması ve örgütlü bir yapıya kavuşması çok önemlidir.

    “KAMU TÜZEL KİŞİLİK ALEVİLİĞİN RESMEN KABULÜDÜR”

    Berlin’de cemevine verilen “Kamu Tüzel Kişilik” statüsü Aleviler için ne ifade ediyor?

    Yüksel Özdemir: Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu kamu tüzel kişiliğini aldıktan sonra kamu yararına çalışan bir dernek statüsünden kamu kurumu statüsüne geçti.

    Bu statü sayesinde Aleviler inançlarını resmi olarak kabul ettirmiş oldu. Ayrıca Berlin’de ilkokuldan liseye kadar Alevilik dersleri verilebiliyor. Bu dersler Alevi kurumlarının hazırladığı müfredata göre ve Alevi kurumlarının yetiştirdiği öğretmenler tarafından veriliyor.

    AVRUPA’DAKİ ÖRGÜTLÜLÜK TÜRKİYE’DE MÜCADELEMİZE DESTEK OLUYOR”

    Avrupa’daki kazanımlar Türkiye’deki Alevilere nasıl katkı sağlayabilir?

    Yüksel Özdemir: Avrupa’daki Alevi kurumları Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu çatısı altında güçlü bir örgütlenme oluşturdu. Bu örgütlenme sayesinde Avrupa Parlamentosu ve birçok uluslararası kurum nezdinde Alevilerin sorunlarını gündeme getirebiliyoruz. Türkiye’de zorunlu din derslerinin kaldırılması için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan başvurular da bu örgütlülüğün desteğiyle gerçekleşti. Bu nedenle Avrupa’daki örgütlülüğün Türkiye’deki Alevilerin mücadelesine hem moral hem de siyasal destek sağladığını düşünüyoruz.

    “BİR OLMAK, BİRLİK OLMAK ZORUNDAYIZ”

    Son olarak Alevi toplumuna mesajınız nedir?

    Yüksel Özdemir: Yeni bir reçeteye ihtiyacımız yok. Pirlerimizin yüzyıllar önce verdiği reçete bugün de geçerli. Bir olmak, birlik olmak ve diri olmak zorundayız.

    Aleviler hem Avrupa’da hem Türkiye’de örgütlü bir şekilde hareket ederse hem inançlarını koruyabilir hem de demokratik haklarını daha güçlü bir şekilde savunabilir.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Suriye İnsan Hakları Topluluğu, Almanya’nın Neuss kentinde anma yapacak!

    Suriye İnsan Hakları Topluluğu, Almanya’nın Neuss kentinde anma yapacak!

    PİRHA- Suriye’de Alevilere dönük süren soykırımın birinci yıldönümünde Almanya’nın Neuss kentinde bulunan Alevi Bektaşi Kültür Merkezi’nde katledilenler anılacak. Suriye İnsan Hakları Topluluğu, “Suriye’de soykırım hedefiyle katledilen Alevilerin anısını onurlandırıyoruz. Geride bıraktıkları direngen Alevi toplumunun yanında duruyoruz” diyerek, anmaya katılım çağrısında bulundu.

    Suriye’de Alevilere dönük süren soykırımın birinci yılı geride kalıyor. 7 Mart’ta başlayan saldırılarda onbinlerce Alevinin katledildi, yerinden edildi, kadınlar kaçırılıp tecavüze uğradı, satıldı, çocukların ailelerinden koparıldı, topraklarına ve mallarına el konuldu, işlerinden atılarak açlığa mahkum edildi.

    Ssaldırıların yıl dönümünde bir çok coğrafyadan Alevi ve dostları soykırımın durması için çağrıda bulunmaya devam ediyor. 7 Mart’ta bir çok merkezde alanlara çıkılacak.

    Suriye İnsan Hakları Topluluğu (AHRS), Suriye’de Alevilere yönelik HTŞ’ye bağlı gruplar tarafından yapılan soykırımın birinci yılında soykırımda katledilenleri anacak.

    “ALEVİ TOPLUMUNUN YANINDA DURUYORUZ”

    7 Mart Cumartesi saat 15.00’de Almanya’nın Kuzey Ren-Vestfalya eyaletine bağlı Neuss kentinde bulunan Alevi Bektaşi Kültür Merkezi’nde yapılacak anmaya katılım çağrısında bulunan Suriye İnsan Hakları Topluluğu, “Suriye’de soykırım hedefiyle katledilen Alevilerin anısını onurlandırıyoruz. Geride bıraktıkları direngen Alevi toplumunun yanında duruyoruz” dedi.

    “BİRLİKTE ANMAK, DAYANIŞMAK VE ORTAK İNSANLIĞIMIZI YENİDEN TEYİT ETMEK İÇİN SAF TUTACAĞIZ”

    Yapılanan açıklamanın devamında şunlara yer verildi:

    “Sizleri Mart 2025’te HTŞ rejimi ve müttefiklerinin Suriye’de acımasızca katlettikleri Alevi kadınların, çocukların ve erkeklerin anısını onurlandırmaya davet ediyoruz. Bu anma, Suriye’de süregiden soykırım saldırılarıyla karşı karşıya olan Alevi topluluğuyla birlikte düşünme, yas paylaşma ve dayanışma ruhu için yeni bir sayfa açacaktır.

    Kaybedilen her hayatı hatırlamak; ölçülemez keder taşımaya devam eden ailelerle birlikte durmak; ve Suriye’deki Alevilerin devam eden şiddete, mülksüzleştirmeye ve yerinden edilmeye karşı gösterdikleri direnci takdir etmek için bir araya geleceğiz. Bu toplantıda, hayatta kalanların direncini, yaşama tutunmaya devam eden ailelerin gücünü ve derin kayıplar karşısında insan onurunu koruma konusundaki ortak bağlılığımızı düşüneceğiz.

    Birlikte anmak, dayanışmak ve ortak insanlığımızı yeniden teyit etmek için saf tutacağız. Destek sunmak, mağdurları ve topluluklarını onurlandırmak ve Suriye’deki tüm azınlıklar için özgürlük ve adalet mücadelesine katkı yapmak isteyen herkesi sevgiyle bekliyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Alevi Ansiklopedisi’ne uluslararası ‘ISIL’ kaydı: İnançsal hafızada yeni bir eşik!

    Alevi Ansiklopedisi’ne uluslararası ‘ISIL’ kaydı: İnançsal hafızada yeni bir eşik!

    PİRHA Temmuz 2025’te yayına başlayan Alevi Ansiklopedisi, Almanya’da Deutsche ISIL-Agentur tarafından DE-4607 kodu ile kayıt altına alındı. Bu gelişme, ansiklopedinin dijital bir yayın platformunun ötesinde, uluslararası düzeyde tanınan kurumsal bir inançsal ve akademik arşiv olduğunu belgeledi.

    Alevi Ansiklopedisi, açılışının üzerinden sekiz ay geçmeden uluslararası bir kurumsal kimlik kazanarak önemli bir adım attı. Almanya’da Staatsbibliothek zu Berlin – Preußischer Kulturbesitz bünyesindeki Deutsche ISIL-Agentur tarafından resmen kayıt altına alınan ansiklopedi, DE-4607 numaralı ISIL kodu ile dünya çapında kütüphane ve arşiv ağlarında görünür hâle geldi.

    ISIL kodu, kütüphane ve arşivlere verilen uluslararası standart bir kimlik olup, ansiklopedinin MARC 21 kurum kodu olarak da kullanılmasını sağlıyor. Bu sayede Alevi Ansiklopedisi, uluslararası kataloglar ve bibliyografik veri tabanlarında tanınarak akademik güvenilirliğini pekiştirdi.

    Bugün günlük ortalama 1.500–2.000 tekil ziyaretçiye ulaşan platform, yaklaşık 100 akademisyenin yer aldığı Bilimsel Danışma ve Yayın Kurulları tarafından destekleniyor. Ansiklopedi yalnızca yazılı içerikler sunmuyor; “Pirlerin ve Anaların Dilinden” başlığı altında yürütülen sözlü tarih ve görsel arşiv çalışmalarıyla, Türkçe, Kırmancki ve Kurmanci dillerindeki anlatılar dijital olarak gelecek kuşaklara aktarılıyor.

    Uluslararası ISIL kaydı, Alevi Ansiklopedisi’nin Alevilik bilgisini kendi kaynaklarıyla, akademik standartlarda ve dijital çağın imkânlarıyla dünyaya açma yolundaki kararlılığını simgeliyor.

    HABER MERKEZİ

  • “Barışı arayan ülke” konferansının ikinci bölümünde eşitlik, Aleviler ve Ortadoğu tartışıldı!-VİDEO

    “Barışı arayan ülke” konferansının ikinci bölümünde eşitlik, Aleviler ve Ortadoğu tartışıldı!-VİDEO

    PİRHA-Avrupa Özgürlük ve Barış Forumu’nun Almanya’nın Köln kentinde gerçekleştirdiği “Barışı arayan ülke: Engeller ve imkanlar” konferansının ikinci bölümünde barış süreçleri, kadınların özneliği, Alevilerin eşit yurttaşlık talepleri ve Ortadoğu’daki bölgesel güç dengeleri ele alındı. 

    Konferansın öğleden sonraki oturumunda “Sürece Yaklaşımlar- Zeminler, Adımlar, Bariyerler” başlığıyla panel düzenlendi. Moderatörlüğünü Gazeteci Can Dündar’ın yaptığı oturumda, Türkiye’de ve bölgede barışa dair farklı perspektifler masaya yatırıldı.

    SELİN TOP: KADINLAR BARIŞ SÜRECİNDE ÖZNE OLMALI

    “Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi” adına konuşan Selin Top, barış talebinin kadınlar açısından bir temsil meselesi değil, doğrudan özne olma mücadelesi olduğunu vurguladı. Top, kadınların sadece “renkli figürler” veya “kadın komisyonları” üzerinden sürece dahil edilmesine itiraz ederek, kadınların masada, ittifaklarda ve anlaşmalarda aktif olarak bulunmasının önemine dikkat çekti.

    Top, kadınların savaş süreçlerinde yalnızca annelik üzerinden değil, aynı zamanda savaşçı ve hedef alınan bireyler olarak şiddeti deneyimlediğini belirtti. Halep’te yaşanan örnekleri hatırlatan Top, kadınlara yönelik özel şiddetin patriyarkal öfke ve korkudan beslendiğini ifade etti.

    Ayrıca kadınların savaş ve çatışma ortamını günlük yaşamın zorluklarıyla bir arada yaşadığını aktaran Top, ev içi emek, göç, yoksulluk, dil engeli ve geçimlik ekonominin yok edilmesi gibi faktörlerin kadınların gündelik hayatını şekillendirdiğini söyledi. Top, barışın görünürlüğünün yalnızca “sıcak savaş yok” gerekçesiyle sağlanamayacağını, Suriye ve Rojava örnekleri üzerinden barışın tüm boyutlarıyla ele alınması gerektiğini vurguladı.

    DR. ESMA ÇAKIR CEYLAN: BARIŞ EŞİT YURTTAŞLIK VE ALEVİLER

    Ceza Hukuku Uzmanı Dr. Esma Çakır Ceylan, “Barış, Eşit Yurttaşlık ve Aleviler” başlıklı konuşmasında, Türkiye’de barış tartışmalarının yalnızca siyasal bir süreç olarak ele alınamayacağını vurguladı. Çakır Ceylan, kendisini bir kurum temsilcisi olarak değil, bir insan hakları savunucusu ve araştırmacı olarak konumlandırdığını belirterek sözlerine başladı.
    Türkiye’de Kürt meselesi bağlamında atılan barış adımlarının, devletin farklılıklarla birlikte yaşama iradesini gösterip gösteremeyeceğinin tekrar eden bir sınavı olduğunu ifade eden Çakır Ceylan, barışın yalnızca bir kesimin sorununun çözülmesiyle sınırlı kalması halinde toplumsal barışa dönüşemeyeceğini söyledi. Barışın Türkiye’nin bütün halklarını ve inançlarını kapsaması gerektiğini vurguladı.
    Eşit yurttaşlık kavramının sıklıkla yanlış anlaşıldığını belirten Çakır Ceylan, eşit yurttaşlığın herkesi aynı kalıba sokmak olmadığını, tam tersine farklılıkların tanınması ve korunması anlamına geldiğini ifade etti. Kürtler açısından eşit yurttaşlığın kimlik ve ana dil hakkının tanınması anlamına geldiğini belirten Çakır Ceylan, Aleviler açısından ise bunun inanç temelinde hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması olduğunu söyledi.
    Bu çerçevede Aleviler açısından kritik bir başlığa değinen Çakır Ceylan, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı olarak kurulmasını değerlendirdi. Bu yapının kamuoyuna Alevilere yönelik bir açılım olarak sunulduğunu hatırlatan Çakır Ceylan, Alevilerin bu kuruma haklı nedenlerle temkinli yaklaştığını ve güven duymadığını ifade etti.

    “DEVLERİN İNANCI TANIMLADIĞI BİR YERDE EŞİTLİKTEN DEĞİL VESAYETTEN SÖZ EDİLİR”

    Çakır Ceylan, bunun temel nedeninin Aleviliğin bir inanç olarak değil, kültür başlığı altında ele alınması olduğunu söyledi. Aleviliğin yaşayan bir inanç olduğunu vurgulayan Çakır Ceylan, inancın folklorik ya da kültürel miras kategorisine indirgenemeyeceğini belirtti. İnancı kültür alanına sıkıştırarak eşit yurttaşlık sağlanamayacağını, aksine bu yaklaşımın inancın kamusal görünürlüğünü daralttığını ifade etti.
    Bu düzenlemeyle devletin Aleviliği tanımlayan bir konuma yerleştiğini belirten Çakır Ceylan, cem evlerinin statüsü, dedelik kurumu ve inanç çerçevesinin dolaylı biçimde devletin müdahale alanına girdiğini söyledi. Oysa Alevilikte merkezi bir otorite ve tek tip bir inanç anlayışı olmadığını vurguladı. Devletin inancı tanımladığı bir yerde eşitlikten değil, vesayetten söz edilebileceğini dile getirdi.
    Bir diğer önemli meselenin Alevi örgütlerinin bu sürece gerçek anlamda dahil edilmemesi olduğunu belirten Çakır Ceylan, yıllardır eşit yurttaşlık mücadelesi yürüten Alevi federasyonları ve derneklerinin karar verici özne haline getirilmediğini ifade etti. Görüşmelerin eşit müzakere ve ortak irade temelinde gerçekleşmemesinin güvensizliği derinleştirdiğini söyledi.
    Çakır Ceylan, Alevilerin temel eşit yurttaşlık taleplerinin hâlâ karşılanmadığını vurguladı. Cem evlerinin ibadethane olarak tanınmadığını, zorunlu din derslerinin sürdüğünü, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tek inanç merkezi yapısıyla varlığını koruduğunu hatırlattı. Bu talepler yerinde dururken yeni bir bürokratik yapı kurulmasının, Alevi kamuoyunda “sorun çözülmüyor, sadece yönetiliyor” algısını güçlendirdiğini söyledi. Çakır Ceylan, konuşmasının sonunda toplumun tarihsel deneyimlerinin barış ve eşit yurttaşlık tartışmalarının dışında bırakılıyormuş gibi ele alındığını, özellikle kurumlar düzeyinde bunun böyle hissedildiğini ifade etti. Türkiye açısından bakıldığında Alevilerin mevcut iktidarın siyasal çizgisini desteklemediğini ve bu siyasal hattın altında yer almadığını düşündüğünü belirten Çakır Ceylan, bu tutumun barış ve demokrasi mücadelesinden geri durmak anlamına gelmediğinin altını çizdi.
    Aksine Alevilerin, barışı, demokrasiyi ve eşit yurttaşlığı sağlamak için toplumsal düzeyde atılan her adımın içinde yer aldığını vurgulayan Çakır Ceylan, bu mücadelenin siyasal iktidarlardan bağımsız, tarihsel hafızaya ve eşitlik talebine dayalı bir mücadele olduğunu ifade etti.

    “ALMANYA’DA ALEVİLER RESMİ MUHATAP”

    Eşit yurttaşlığın ayrı bir alan açmak değil, kamusal alanı herkes için tarafsız, eşit ve erişilebilir hale getirmek olduğunu belirten Çakır Ceylan, Alevilerin bu kuruma yönelik itirazının bir reddiye değil, eşitlik temelinde bir uyarı olduğunu ifade etti. Alevilerin tarihsel hafızasının devlete karşı temkinli olmayı öğrettiğini vurgulayan Çakır Ceylan, taleplerinin net olduğunu söyledi: Devlet Aleviler adına konuşmamalı, Alevileri muhatap almalı, Aleviler için değil, onlarla birlikte eşitliği tesis etmelidir.
    Konuşmasında Almanya’daki Alevilerin durumuna da değinen Çakır Ceylan, burada Türkiye’den farklı bir tablo olduğunu ifade etti. Almanya’da Alevilerin hukuki ve kurumsal açıdan önemli kazanımlar elde ettiğini, devlet tarafından resmi muhatap olarak kabul edildiklerini söyledi.
    Çakır Ceylan, Almanya örneğinin, devletin inancı tanımlamak yerine inancın kendini ifade etmesine alan açmasının ve güçlü sivil örgütlenmenin eşit yurttaşlık mücadelesinde ne kadar belirleyici olduğunu gösterdiğini söyledi.

    SEZGİN TANRIKULU: KÜRT SORUNU DEVAM EDİYOR

    CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, “Muhalefetin Sınavı” başlıklı sunumunda, Türkiye’de Kürt meselesinin hâlâ çözülmediğini vurguladı. Tanrıkulu, AKP ve MHP’nin yaklaşımının sorunu yalnızca “terör” çerçevesinde ele aldığını, CHP ve diğer partilerin ise Kürt meselesinin varlığını savunduğunu belirtti.

    Tanrıkulu, iktidarın süreci gönülsüz ve siyasal geleceğini önceleyen bir yaklaşımla yürüttüğünü ifade ederek, bu durumun Rojava’daki gelişmelerle de bağlantılı olduğunu kaydetti.

    FAİK ÖZGÜR EROL: ORTADOĞU’DA 150 YILLIK TUZAK YENİLENİYOR

    İmralı Heyeti üyesi Faik Özgür Erol, Rojava süreci ve Ortadoğu’daki bölgesel gelişmeleri değerlendirdi. Erol, krizli dönemlerde duygusal tepkiler yerine rasyonel ve stratejik düşünmenin önemine dikkat çekti.

    Öcalan’ın güvenlik ve siyaset anlayışına değinen Erol, Ortadoğu’daki sistemin Kürtleri “öldürmez ama yaşatmaz” yaklaşımıyla hedeflediğini söyledi. 150 yıllık tuzağın bugün yeniden üretildiğini belirten Erol, sorunun yalnızca ulusal sınırlar içinde ele alınamayacağını vurguladı ve Şii-Sünni dengelerinin dahi bu tuzak siyaseti üzerinden şekillendiğini aktardı.

    Konferans, kadınların barış süreçlerindeki özneliği, Alevi topluluklarının eşit yurttaşlık taleplerini ve Ortadoğu’daki bölgesel güç mücadelelerini bir araya getirerek, kapsamlı bir tartışma zemini oluşturdu. Katılımcılar, barışın yalnızca çatışmanın sona ermesiyle değil, toplumsal eşitlik, hakların güvence altına alınması ve tarihsel hafızaya saygı gösterilmesiyle mümkün olabileceğini vurguladı.

    Elif SONZAMANCI/ALMANYA

  • Köln’de “Barışı arayan ülke: Engeller ve imkanlar” konferansı düzenlendi!-VİDEO

    Köln’de “Barışı arayan ülke: Engeller ve imkanlar” konferansı düzenlendi!-VİDEO

    PİRHA- Avrupa Özgürlük ve Barış Forumu tarafından Almanya’nın Köln kentinde düzenlenen konferansta, savaşın yıkımları, barışın olanakları ve Orta Doğu’daki bölgesel güç mücadeleleri tartışıldı. Uzmanlar, küresel sistemin çöküşü ile Orta Doğu’da otoriterleşmenin derinleştiğine dikkat çekti.

    Almanya’nın Köln kentinde Avrupa Özgürlük ve Barış Forumu tarafından “Barışı Arayan Ülke: Engeller ve İmkanlar” başlıklı konferans gerçekleştirildi. Etkinlik, Neşe Özgen ve Ercan Jan Aktaş’ın selamlama konuşmalarıyla başladı.

    Konferans kapsamında düzenlenen ilk oturumda, “Savaşın Yıkımları ve Barışın Olanakları” başlığı altında Dilan Dirayet Taşdemir’in moderatörlüğünde Ertuğrul Mavioğlu ve Latife Akyüz savaşın etkilerini değerlendirirken, Ayhan Işık barışın olanaklarını aktardı.

    İkinci oturum olan “Ya Rojava ya Barbarlık” ise Vedat Çetin ve Dilan Dirayet Taşdemir’in moderatörlüğünde gerçekleşti. Rojava’dan Hesen Mehemed Eli ve Dr. Arzu Yılmaz konuşmacı olarak katıldı.

    Dr. Arzu Yılmaz, liberal uluslararası sistemin çöküşünün yalnızca küresel kuralların işlemez hale gelmesiyle sınırlı olmadığını, aynı zamanda ulus-devlet modelini de krize sürüklediğini vurguladı. Yılmaz, devletlerin içerde otoriterleşerek, dışarıda korumacı politikalarla zayıflığı telafi etmeye çalıştığını ifade etti. ABD’nin artık küresel hegemonya kurabilecek kapasiteye sahip olmadığını belirten Yılmaz, Asya’da Çin’in, Avrasya’da Rusya’nın bölgesel hegemon güçler olarak öne çıktığını söyledi.

    Yılmaz, Orta Doğu’da çatışmaların artık küresel değil, bölgesel güç dengeleri üzerinden şekillendiğine dikkat çekti. Türkiye’nin Suriye’deki operasyonlarının bu denklemde aktif bir rol oynadığını belirten Yılmaz, Kürt meselesinin de bu bağlamda bölgesel güç odaklı analiz edilmesi gerektiğini kaydetti.

    Rojava’dan konuşan Hesen Mehemed Eli ise Orta Doğu’da yaşanan gelişmelerin Irak işgaliyle başladığını, Arap Baharı ile derinleştiğini ve bugün Körfez merkezli yeni bir tasarımla sürdürüldüğünü aktardı. Eli, halkların iradesinin değil, bölgenin kontrolünün esas alındığını söyledi. Ayrıca, geçiş sürecinde diyalog yolunu tercih ettiklerini ancak karşı tarafın uzlaşmaya yanaşmadığını belirtti. Türkiye’nin Rojava’ya yönelik müdahalelerinin de bu sürecin bir parçası olduğunu ifade etti.

    Konferans, “Savaş Varken Türkiye’de Barış Mümkün mü?” başlıklı forum ile sona erdi. Moderatörlüğünü Aslı Telli ve Tuncay Yılmaz’ın üstlendiği forumda katılımcılar, Türkiye’de barış sürecinin önündeki engeller ve olası çözümleri tartıştı.

    Elif SONZAMANCI/ALMANYA

  • ‘Duyurmak da Direniştir’: Suriye Alevi Soykırımı Kitaplaştı-VİDEO

    ‘Duyurmak da Direniştir’: Suriye Alevi Soykırımı Kitaplaştı-VİDEO

    PİRHA- Sanat yönetmeni, şair ve yazar Necati Şahin, Suriye’de Alevilere yönelik soykırım saldırılarının 6 Mart 2025’ten bu yana devam ettiğini belirterek, uluslararası sessizliği “suça ortaklık” olarak tanımladı. Şahin, yayımladığı “Suriye Alevi Soykırımı” kitabıyla yüzleşme ve dayanışma çağrısı yaptı.

    Suriye’de Alevilere yönelik soykırım saldırıları, Esad sonrası geçiş sürecinde özellikle 6 Mart 2025’ten itibaren Lazkiye-Tartus hattında başlayarak açık biçimde görünür hale geldi. Bu tarihten sonra sahil hattında, Hama ve Humus çevresinde Alevi siviller mezhep kimliği üzerinden hedefe konuldu; ‘Alevi misin?’ sorusuyla yürütülen infazlar, toplu öldürmeler, kaçırmalar, yağmalar ve zorla yerinden etmeler,  doğrudan toplumsal varlığı hedef alan sistematik bir yok etme pratiği olarak yaşandı.

    Mart 2025’teki ilk dalgada yüzlerce insan yargısız biçimde katledildi. Daha sonra yayımlanan kimi raporlar ve tanıklıklar, bu saldırıların kısa süreli bir çatışma değil, Alevi toplumunu kolektif biçimde cezalandırmaya dayalı bir mezhepçi şiddet rejimi olduğunu ortaya koydu.

    Suriye’nin yıkıntıları arasında yalnız şehirler değil, hafıza da kuşatma altında.

    Sanat yönetmeni, şair ve yazar Necati Şahin, Suriye’de yaşanan Alevi soykırımını kitaplaştırdı.  Kitabın kapağındaki şu ibareler ise dikkat çekici: Bazı acılar vardır; ölmez, yalnızca susar. Suriye’de Alevilerin yaşadığı tam da budur. Bu metinler öfkeyle değil, hafızayla yazıldı.“

    Necati Şahin ile Suriye’de Alevilere dönük saldırıları ve Suriye Alevi Soykırımı kitabın yazılma hikayesini konuştuk.

    Şahin PİRHA’ya yaptığı değerlendirmede, Suriye’de Alevilere dönük saldırıları, uluslararası suskunluğu ve Alevi toplumunun öz savunma tartışmalarını gündeme getirdi.  Şahin Esad döneminde Alevilerin durumuna dikkat çekti., “Esad ailesi baştayken Aleviler orada yönetiyordu” şeklindeki yaygın algının gerçeği yansıtmadığını belirten Şahin şu ifadeleri kullandı:

    “ Herkes şöyle düşünüyor. Esad Esad ailesi baştayken Aleviler orada yönetiyordu. Aleviler orada işte bir eli yağda bir eli balda diye düşünüyordu. Ve devletin politikasını Alevilerin belirlediğini zannediyorlardı ve Esad’ların da Aleviliği benimsediğini, biz Aleviyiz dediklerini düşünüyorlardı,  ki böyle bir şey yok. Yani oradan başlamak lazım. Esad’lar döneminde kendi adıyla örgüt, dernek kurulması yasaklanan tek toplum Alevilerdi. Düşünebiliyor musunuz? Yani herkes kendi diliyle, kendi kültürüyle derneğini, kurumunu vesaire kuruyor. Bunu yasak olan tek toplum Alevilerdi. ”

    “KAN KÜLTÜRÜYLE BESLENEN BİR ZİHNİYET… HEDEF ALEVİLER OLDU”

    Şahin, Esad sonrası dönemde “IŞİD’in devamı” olarak tarif ettiği yapıların, “kan kültürü” ve “ganimet kültürü” ile hareket ettiğini; ilk hedeflerden birinin Aleviler olduğunu söyledi. Şahin sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Ve onları o kanı vermek için işte SDG’nin üzerine gönderemezlerdi. Çünkü bir ordu var. Başka illere gönderme şansları yoktu. Neydi?  Esad atıkları bahanesiyle Alevilere yönelik önce küçük küçük, katliamlar yapmaya başladılar. Ve baktılar ki dünyada ses gelmiyor. Baktılar ki Alevilerden de ses gelmiyor. Bakıyorlar ki Türkiye Alevilerinde de bir ses yok. Nasıl olsa onlar onlar Arap, Müslüman, bize ne? Sonra baktılar ki Esad ordusunun kaçan generalleri, orada da bir ses yok. Türkiye zaten bunları destekliyor. Sonra çok bilinçli bir şekilde katliam yaptılar ve soykırım yaptılar.”

    Şahin, yaşanan sürecin başında bir grup kişiyle birlikte “Suriye’de baskı ve tehdit altındaki topluluklar için” bir insan hakları inisiyatifi kurduklarını belirtti.

    “Hatta inisiyatifimiz adı Suriye’de baskı ve tehdit altında olan topluluklar için insan hakları inisiyatifi. Yalnız Alevilere yönelik de değil.  Alevilere yöneldiler. Ve sonra Dürzilere yöneldiler. En son biraz daha güçlenince, biraz daha palazlanınca, Türkiye’yi arkalarına alınca, uluslararası dengeleri gözetince işte bir sürü görüşmeler yapıldıktan sonra esas hedeflerinden biri Kürtlere yöneltiler.”

    “SAVUNMA GÜCÜ YALNIZ SİLAH DEĞİLDİR: BİLİMDİR, SANATTIR”

    Şahin, Alevilerin tarih boyunca katliam ve soykırımlara maruz kaldığını, bunun nedenlerinin toplumun örgütlülüğü ve “savunma gücü” tartışmalarıyla birlikte ele alınması gerektiğini söyledi. Şahin Alevilerin bir savunma gücü oluşturmadıklarına dikkat çekti. “Savunma gücü yalnız silahlı değildir. Savunma gücü çok yönlüdür. Bu bilimdir, bu efendime söyleyeyim edebiyattır, sanattır, sınırları olmayan bir durumdur. Bu savunma güçlerini oluşturamadılar Aleviler.” ifadelerini kullandı.

    Şahin, Alevi toplumunun “vizyon üretecek entelektüel” birikimi büyütmesi gerektiğini ifade ederken, kalabalık mitinglerin zaman zaman “yanıltıcı” olabileceğini de söyledi:

    “Her katliamdan sonra sokaklara 10.000’lerin, 20.000’lerin dökülmesi  toplumun psikolojisi için iyidir ama bazen de yanlış. Orada ‘ya biz yalnız değilmişiz’ yanılgısını veriyor. Aslında Alevi toplumu yalnızdır. Kendi öz savunma gücünü yapacak altyapın yok. Toplumun ne olacağına dair bir düşüncen yok. Bu Alevi toplumunu daha uzun yıllar, hedefe koyacaktır.”

    Şahin, “Aleviyim” diyen geniş kesimlerin inanç öğretisini yeterince bilmemesini sert sözlerle eleştirdi:

    “Şöyle çok basite indirgeyim isterseniz. Yani kendi bir defa öğretisini bilmeyen bir toplum. Kendi inancını, Aleviyim diyor ama inancının ne olduğunu bilmeyen bir toplum. Sıradan bir Alevi’ye sorulduğu zaman “Ya Alevilik nedir?” diye sorulduğu zaman ne diyor? “Biz namaz kılmayız. Biz oruç tutmayız. Biz hacca gitmeyiz.” Düşünebiliyor musun? Bir inanç sahibi, o inançta olduğunu bir inanç sahibi kendi inancını bilmediği için, ne olduğunu bilmediği için Başka bir inanç üzerinden üzerinden kendisini ifade etmeye çalışıyor. Bu korkunç bir şey. Bu örneği sık sık veriyorum. Bu örnek dahi ne kadar vahim bir durumda olduğumuzu gösteriyor.”

    “BU KATLİAMLAR YALNIZ SURİYE’DE KALMAYACAK”

    Şahin, bölgede yeni risk alanlarına işaret ederek, Alevilerin yalnız kendisi için değil “tehdit altındaki mazlum halklarla” işbirliği içinde olması gerektiğini vurguladı:

    “Ne Türkiye’de tırnak içinde söylediğimiz Arap Alevi arkadaşlarımız, ne Anadolu Aleviler dediğimiz Aleviler, ne de Balkanlarda Bektaşi dediğimiz Aleviler hiçbiri eski Alevi olmamalı. Eğer bunu başaramazsa bu katliamlar daha çok olacak. Yalnız Suriye’de kalmayacak. İşte yarın öbür gün bakın İran çatırdıyor. İran’da da çok ciddi bir Alevi toplumu var. Onların başına ne geleceğini henüz bilmiyoruz. Türkiye’de Alevilerin başına ne geleceğini bilmiyoruz.”

    Şahin, “Suriye’de baskı ve tehdit altındaki topluluklar için insan hakları inisiyatifi”nin büyüme sürecini ve eylemlerini anlattı:

    “Alevi toplumunun ya da Suriye’de başta Aleviler olmak üzere mazlumların üzerine zalim bir çığ düştü. Altında kaldık. Cihadist bir deprem oldu. Enkazda kaldık. Bir kara bulut çöktü üstümüze. Karanlıkta kaldık. Ve bu insanlar bu dediğim güzel yürekli insanlarla biz enkazda, karanlıkta, el yordamıyla önce kendi vicdanımızı aramaya başladık. Önce bir çığlık at, çığlık atıp duyurmamız lazım.”

    “DÜNYAYI AYAĞA KALDIRAMADIĞIMIZ İÇİN COLANİ BERLİN’E GELEBİLİYOR”

    Şahin, uluslararası sessizliğin ve örgütlü politik tepkinin yetersizliğinin sonuçlarına işaret ederek şöyle konuştu:

    “Şimdi biz dünyayı ayağa kaldıramadığımız için, elinde Suriye’deki çocukların, Kürt çocuklarının, Alevi çocuklarının, Ezidi çocuklarının, Dürzi çocuklarının, Hristiyan çocuklarının kanı kurumadan elini kolunu sallayarak Cani Colani Berlin’e gelebiliyor. Almanya’nın başkenti gelebiliyor. Almanya’nın başkentinde bu ülkenin başbakanıyla rahatlıkla görüşmeye gelebiliyor.(Söyleşi yapıldığı sırada Colani’nin Berlin’e gelmesi bekleniyordu)”

    “SURİYE ALEVİ SOYKIRIMINDA BİNLERCE ÇOCUK YETİM KALDI… KORUYUCU AİLE PROJESİ”

    Şahin,kurdukları inisiyatifin dernekleştiğini, önümüzdeki günlerde resmi çağrı yapacaklarını ve yetim çocuklara dönük “koruyucu aile” projesi hazırladıklarını söyleyerek projeleri hakkında şöyle bilgi verdi:

    “Biz şöyle bir şey düşündük. Bu inisiyatifimiz bir derneğe de dönüştü. Suriye Alevi Soykırımında binlerce çocuk yetim kaldı. Yani hem anasını yitirdi hem babasını yitirdi. Bunların listeleri yavaş yavaş bize gelmeye başlıyor. Suriyeli Alevi dostlarımızın elinde 2.000’e yakın böyle isim var. Biz de dedik ki, biz bu çocuklara koruyucu bir aile bulmamız lazım. Ve böyle bir proje çalıştık. 18 yaşına gelene kadar onun koruyucu ailesi olacak. Biz o aileyle o çocuk arasında ilişki kuracağız. O çocuğun kim olduğunu bir tek o aile bilecek. Bir de çocuk bilecek. Organizesini Suriye’ye İnsan Hakları Topluluğu derneği olarak biz yapacağız.”

    “KİTABIN ADI: SURİYE ALEVİ SOYKIRIMI ”

    Şahin, gelirini Suriye’deki yetimlere aktarmayı planladıkları kitabı ve içeriğini de anlattı:

    “Kitabın adı Suriye Alevi Soykırımı. Alt başlığı da derdi can derdi olanların çığlığı. Arka kapağın başlığı da ‘Duyurmakta Direniştir’. Zaten bu üç deyim içinde kitabın içeriği anlatılıyor. Yayınevi yönetmeni Aydın Şimşek bizi yönlendirdi. ‘Necati hocam  hiçbir kelimeyi dışarıda bırakma. Bu bir hafızadır. Bu bir belgeseldir aynı zamanda’ dedi.  Yüzün üzerinde işte o andaki duygumla olaylar karşısında yazdığım yazılar, makaleler, ağıtlar, haykırışlar var. Yaptığımız eylemlerde yapılan konuşmalar var. Bu konuşma İngilizce ise İngilizcesi var içinde. Görsel fotoğraflar var. Yani katliama, soykırıma uğrayan çocukların, kadınların fotoğraflarını ön plana koyduk ama orada vahşet fotoğraflarını olabildiğince koymamaya çalıştık.”

    Şahin, kitaba katkı sunan isimleri ve içerik türlerini de anlattı:

    “Ve 41 arkadaşımızın bu kitapta bu konuya hakim olan bu süreci bizimle birlikte yaşayan dostların çok değerli yazıları var. Bazı yazılar oldukça uzun tarihsel süreci anlatan yazılar. Günümüzü anlatan yazılar var. Hukuk yönünü anlatan yazılar var. Ve bu süreçte yaptığımız bütün duyurular, afişler, bunlar da kitapta yer alıyor.”

    Elif SONZAMANCI- PİRHA/KÖLN

     

     

  • Koçgirililer Frankfurt’ta buluştu- VİDEO

    Koçgirililer Frankfurt’ta buluştu- VİDEO

    PİRHA- Avrupa’da yaşayan Koçgirili kurum ve şahsiyetler, Almanya’nın Frankfurt kentinde buluştu. Koçgiriller buluşmada, inanç, dil, kültür asimilasyonuna ve doğa tahribatına karşı mücadele vurgusu yaptılar.

    Almanya’nın farklı kentlerinden ve Fransa’dan gelen Koçgirililer, Frankfurt’ta bulunan Kızılırmak Kültür Derneği’nde buluştu. Koçgiriler Diyalog Grubu’nun çağrısı ile bir araya gelen Koçgirili kurumlar ve sanatçılar bölgede yaşanan sorunları ve çözüme dair önerileri konuştu.
    Avrupa’da faaliyet gösteren kurumlar ve 40’a yakın şahsiyet, Koçgirililerin topraklarında yaşadığı, tarih, dil, inanç, kültür, göç ve çevre yıkımı gibi sorunlarının yanı sıra başta yeni kuşaklar olmak üzere Avrupa’da yaşayanların örgütlenme yöntemlerini tartıştı.
    Değerlendirmelerde, dünyanın farklı ülkelerine dağılan Koçgirilileri, Koçgiri Kültür Merkezi çatısı altında toplayarak, kültürel bağlarını, dayanışmayı güçlendirmenin önemine vurgu yapıldı.
    Buluşmada alınan kararlar doğrultusunda oluşturulan Koordinasyon birimi, Koçgirililer Kampı, paneller, konferanslar, dijital medya çalışması, yeni kuşaklara ilişkin bölgenin tarihini ve coğrafyasını anlatacak broşürler hazırlayacak.
    Ayrıca Koçgiri kültürünü, tarihini, dilini ve Alevi inancını tanıtmayı içeren veya amaçlayan kitap, film, belgesel, eğitim gibi çalışmalar olacak.
    Buluşma, İpek Reçber, Lale Koçgün ve Meral Alkan’ın seslendirdiği Koçgiri yöresine ait klamlar ile sona erdi.

    PİRHA/ALMANYA

     

  • Av. Tarık Alpdoğan: Aleviler eşit yurttaşlık istiyor- VİDEO

    Av. Tarık Alpdoğan: Aleviler eşit yurttaşlık istiyor- VİDEO

    PİRHA- Avukat Tarık Alpdoğan, Alevilerin eşit yurttaşlık hakkının tanınması gerektiğini belirterek, “Alevilerin kutsal mekanları, inanç merkezleri tam anlamıyla yasal bir statüye kavuştuğunda, eşit yurttaşlık temelinde diğer inançlara sağlanan haklardan eksiksiz yararlandığında ortaya çıkar” dedi.

    9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete ‘de yayımlanan 112 numaralı Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Cemevi Başkanlığı’na dair tartışmalar bitmiyor. Alevilerin yıllardır devam eden hak ve eşit yurttaşlık mücadelesi, AİHM ve Yargıtay kararlarıyla hukuki bir kazanıma kavuştu. İktidar bu kararlara uyarak Alevilerin devlet tarafından tanınmasını ve statüye kavuşmasını sağlaması gerekirken, kendilerine bağlı bir Cemevi Başkanlığı kurarak gelen tepkileri absorbe etmeye çalıştı.

    Av. Tarık  Alpdoğan, Aleviler ‘in eşit yurttaşlık mücadelesini PİRHA için yorumladı.

    “ALEVİLİK İNANCI KADİM BİR İNANÇTIR”

    Alevilik inancının kadim bir geçmişe sahip olduğuna değinen Alpdoğan, “Alevilik inancı kadim bir inançtır. bin yıllardır Anadolu topraklarında varlığını sürdüren bir inanış olmasına rağmen yasal statüye kavuştuğundan bahsedemeyiz. Ne zaman ki Aleviler örgütlenmeye başladılar, muhalif partiler Alevi haklarıyla ilgili kamuoyu oluşturdu ve ne zaman ki AİHM ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun aldığı yargı kararları Aleviler lehine olumlu gelişti, iktidarın da adım atması zaruri hale geldi” dedi.

    İktidarın 16 Kasım 2022 tarihinde bir yasa çıkardığını hatırlatan Alpdoğan, “Bu yasayla birlikte belediyelere cemevi yapma yetkisi verildi. İmar kanunda değişiklikler yapılarak yeni imar planlarında cemevlerine yer verilmesi kararlaştırıldı. Yasa çıktıktan sonra Alevi örgütleri bu yasanın tam anlamıyla ihtiyaçları karşılamadığını, bir cami, kilise, sinagog gibi bir resmi ibadethane statüsüne alınmadığını ve yine eşit yurttaşlık ilkesine aykırı davranılarak cemevi yapımının mülki idare amirlerin iznine tabi tutulduğunu yani valiliğin ve kaymakamlığın onayına tabi tutulmasına itiraz ettiler” diye belirtti.

    “ALEVİLER, EŞİT YURTTAŞLIĞIN GEREĞİ OLARAK TANINMAK İSTİYORLAR”

    Yasa çıktıktan sonra da iktidarın kendi yasalarının gereğini yerine getirmediğini aktaran Av. Tarık Alpdoğan, şunları dile getirdi:

    “Bu yasa çıktıktan sonra bu kazanımların gerçekten uygulanıp uygulanmadığı, farklı illerdeki tecrübeler, yaşanan olaylardan sonra kaymakamlıkların, valiliklerin keyfi tutumlar sergilediği, bu yasal düzenlemeyi uygulamadıkları, yeni yapılan imar planlarında cemevlerine yer tahsis edilmediği, tahsis edilen yerlere de bürokratik işlemlerden kaynaklı cemevlerinin yapılmadığını görmeye başladık. Dolayısıyla geldiğimiz noktada Alevilerin kutsal mekanlarının, inanç merkezlerinin, ibadethanelerinin, cemevlerimizin tam anlamıyla yasal bir statüye kavuştuğundan eşit yurttaşlık temelinde diğer inançlara sağlanan haklardan tam anlamıyla yararlandırılmadığı ortaya çıktı. Hala da bu durum devam ediyor. Alevi örgütleri cemevlerinin yasal bir statüye kavuşmasının önündeki engellerin kaldırılmasını talep ediyorlar.

    Cemevi Başkanlığının son süreçlerde köy köy dolaşarak birçok köydeki cemevlerinin ziyaret ettiğini oraya maddi destek sunmak istediklerini biliyoruz. İşte elektrik, su giderlerinizi karşılayalım vesaire şeklinde talep ve teklifler oldu. Yine inanç önderlerimize maaş teklifleri oldu. Ancak hem köylülerimiz hem de inanç önderlerimiz, “Bizler devletin Alevisi olmayacağız. Bu kurumun kuruluş amacının Alevilere hizmet ettiğini düşünmüyoruz. Alevileri dönüştürme projesinin bir ürünü olduğunu düşünüyoruz” dediler.”

    “CEMEVLERİ YASAL STATÜYE KAVUŞURSA EŞİT YURTTAŞLIK GERÇEKLEŞİR”

    Alevi toplumunun eşit yurttaşlık hakkının sağlanması gerektiğinin altını çizen Alpdoğan, “Eşit yurttaşlık şöyle olur: Şimdi yasal bir düzenleme getiriliyor. Kilise, cami, sinagog sayılırken ibadethaneler olarak cemevi oraya eklenirse ibadethane olarak kabul edilirse o zaman eşit yurttaşlığın gereği yapıldığı kabul edilir. Eşit yurttaşlık şöyle olur: Cami yapılırken herhangi bir mülki idare amirinden onay alınmasına, izin alınmasına gerek yokken cemevlerine bunun zorunlu tutulması, mülki idare amirin izin vermesinin şart koşulması kaldırılırsa tıpkı camilerde olduğu gibi işte o zaman eşit yurttaşlık ilkesinin gereğinin yapıldığı kabul edilir. Yine zorunlu din derslerinin kaldırılması halinde eşit yurttaşlıktan bahsedebiliriz. İnanç hizmetlerine herhangi bir müdahale olmuyorsa, Alevilere ait olan kurumların Alevilere verilmesi gibi bu tarz yasal düzenlemeler getirildikten sonra ve yine bu yasal düzenlemelerin uygulanması noktasında gereken yapılırsa Aleviler statü sahibi olur. İşte mevzuatta hakkın var. Peki uygulamada, uygulamada bunun gereği yapılıyor mu? Düzenlenecek yasal mevzuatların gereği uygulamada da hayata geçirilirse o zaman eşit yurttaşlık hakkından işte bahsedebiliriz” diyerek sözlerini sonlandırdı.

    PİRHA/KÖLN

     

     

  • Almanya’nın Stuttgart kentinde Alevi katliamı protesto edildi!-VİDEO

    Almanya’nın Stuttgart kentinde Alevi katliamı protesto edildi!-VİDEO

    PİRHA- Almanya’nın Stuttgart kentinde Soykırımlara Karşı Mücadele Platformu’nun çağrısıyla yapılan açıklamada, Suriye’de Suriye Geçiş Hükümeti’ne bağlı güçler ile HTŞ’nin Alevi ve Dürzi halka yönelik saldırıları protesto edildi. 

    Platform adına yapılan açıklamada, Suriye’de Alevilere yönelik sistematik saldırıların yeniden tırmandığı belirtilerek şu ifadelere yer verildi: “Bölgede hakimiyet kurmaya çalışan faşist HTŞ ve benzeri cihatçı çete yapılanmaları, kendilerinden olmayan tüm inanç ve halk gruplarına yönelik baskı ve şiddeti artırıyor. HTŞ, El Kaide çizgisinden gelen radikal bir örgüttür ve sivillere dönük saldırıları, mezhepçi politikalarıyla bilinir.”

    Açıklamada, son saldırılar sonucunda Alevi toplumunun doğrudan hedef alındığı vurgulanarak, “İnsanlar yerinden edilmekte, ev ve işyerlerine el konulmakta, yakılmakta ve silahsız mazlum halk katledilmektedir” denildi.

    Platform temsilcileri, bu durumun yalnızca bölgesel bir sorun olmadığını, insani bir sorumluluk olduğunu belirterek uluslararası topluma “Bu zulme karşı ses çıkarmak hepimizin insani sorumluluğudur. Bu nedenle bugün buradayız. Sessiz kalmayalım, katliama ortak olmayalım!” ifadeleriyle dayanışma çağrısı yaptı.

    PİRHA/ALMANYA

  • DAKME’den 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü anması! -VİDEO

    DAKME’den 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü anması! -VİDEO

    PİRHA- Dortmund ve Çevresi Alevi Kültür Merkezi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında etkinlik düzenledi. Düzenlenen etkinlikte konuşmacılar kadına yönelik şiddetin türlerini ve toplumsal boyutunu ele aldılar. Etkinlik, DAKME Müzik Grubu’nun seslendirdiği ezgilerle sona erdi.

    Dortmund DAKME’de, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında kapsamlı etkinlik düzenlendi. Etkinlik, erkek şiddeti nedeniyle yaşamını yitiren kadınlar için gerçekleştirilen bir dakikalık saygı duruşuyla başladı.

    Programın açılışında divanda yer alan Saniye Solgun, kadına yönelik şiddetin türlerini ve şiddetin toplumsal boyutlarını ele alan bir konuşma yaptı.

    Ardından Dr.Saffet Taşgenç, şiddetin yalnızca fiziksel değil, psikolojik, ekonomik ve sosyal yönleriyle de kadınların hayatını kuşattığını vurguladı.

    Taşgenç konuşmasında, şiddete maruz kalan kadınların yaşadığı psikolojik travmaları yanında, fiziksel yönü, beden bütünlüğüne yönelik tehditleri ve şiddetin sağlık üzerindeki çok yönlü etkilerini bilimsel bir çerçevede değerlendirdi. Taşgenç, kadınların destek mekanizmalarına erişiminin önemine dikkat çekti.

    Etkinlik, DAKME Müzik Grubu’nun yorumladığı eserlerle devam etti.

    PİRHA/ALMANYA

  • Viyana ve Köln’de Alevi katliamı protesto edildi!-VİDEO

    Viyana ve Köln’de Alevi katliamı protesto edildi!-VİDEO

    PİRHA- Almanya’nın Köln ve Avusturya’nın Viyana kentinde Suriye’de Alevilere yönelik katliam protesto edildi.

    Son günlerde Lazkiye, Humus, Hama ve Tartus başta olmak üzere Suriye’nin çeşitli bölgelerinde Alevilere yönelik artan saldırılara karşı Avarupa’nın bir çok kentinde bir araya gelen Alevi kurumları katliamı protesto etti.

    Almanya’nın Köln ve Avusturya’nın Viyana kentinde yapılan açıklamada, Suriye’deki Alevi katliamının HTŞ tarafından yapıldığına dikkat çekilerek, uluslararası kuruluşların ve devletleri sorumluluk almaya çağrıldı.

    Avusturya’nın başkenti Viyana’da Suriye’deki Alevi katliamına dikkat çeken basın açıklaması yapıldı.Etkinlik, Alevi toplumunun temsilcileri ve dayanışma gruplarının katılımıyla gerçekleşti. Açılış, Pir Hüseyin Elmas’ın okuduğu gülbank ile yapıldı. Ardından hazırlanan Türkçe basın metni yine Pir Hüseyin Elmas tarafından okunarak katılımcılara duyuruldu. Basın açıklamasının Almanca metnini ise Yönetim Kurulu Üyesi Nurcan Düzgün okudu.

    Açıklamada, Suriye’de Alevilere yönelik süregelen saldırılar, zorla yerinden edilmeler ve artan şiddet vakaları uluslararası kamuoyunun dikkatine sunuldu. Avrupa’daki karar vericilere ve insan hakları kuruluşlarına, katliamların durdurulması ve sivillerin korunması için acil adımlar atma çağrısı yapıldı.

    Program, kısa bir değerlendirme konuşmasının ardından birkaç nefes dinletisi ile son buldu. Katılımcılar, nefeslerin ardından barış ve dayanışma mesajları vererek etkinliği tamamladı.

    PİRHA/ALMANYAAVUSTURYA

  • Demokratik Alevi Kadınlar Birliği’den 25 Kasım’a ilişkin açıklama!

    Demokratik Alevi Kadınlar Birliği’den 25 Kasım’a ilişkin açıklama!

    PİRHA-25 Kasım Kadına Yönelik Şìddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne ilişkin basın açıklaması yapıp ve rapor yayınlayan Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, küresel ve bölgesel bağda kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddet, dünyanın her yerinde en temel insan hakları ihlallerinden biri olduğunu vurgulayarak, “Bu sorun sadece bireysel bir trajedi değil; sistematik bir sorun, mücadelemizin temeli ve varoluş nedenidir” dedi.

     

    Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) 25 Kasım Kadına Yönelik Şìddete Karşı Ortak Mücadele Günü’ne ilişkin basın açıklaması yapıp ve rapor yayınladı.

    25 Kasım’ın, Mirabel Kardeşler’in direniş ruhuyla sembolleşen ve kadınların şiddete karşı küresel mücadelesinin büyüyerek çoğaldığı bir gün olduğunu belirtilen açıklamada, şunlar ifade edildi:

    “Biz  Demokratik Alevi Kadınlar Birliği olarak; kadınlara ve kız çocuklarına yönelik her türlü şiddeti; hukuki, vicdani ve ahlaki bir sorun olarak görüyor; çözülmemiş yaralarımızı, yaşantılarımızı ve mücadelemizi bir kez daha kamuoyu ile paylaşıyoruz. Kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddet, dünyanın her yerinde en temel insan hakları ihlallerinden biridir. Bu sorun sadece bireysel bir trajedi değil; sistematik bir sorun, mücadelemizin temeli ve varoluş nedenidir.

    KÜRESEL VE BÖLGESEL BAĞLAMDA KADINLAR

    Dünyanın her yerinde devletlerin eril, milliyetçi ve din odaklı politikaları altında ağır bedeller ödemeye devam ediyor. Savaşlar, ekonomik eşitsizlikler ve ataerkil düzenin baskıları kadınları hedef haline getiriyor. Özellikle Ortadoğu’daki krizlerde yük yine kadınların omuzlarında. Savaş, kadın bedenini bir “ganimet” haline getiriyor. Afganistan’da Taliban zulmü altındaki kadınların durumu, Suriye’de Alevi, Süryani, Kürt, Ezidi kadınlarının terör örgütleri ve şiddet odaklı aktörlerce maruz kaldığı baskılar hafızalarımızda tazedir. Türkiye’de yarım yüzyılı aşkın çatışma süreçlerinde politik kadın aktivistlerin uğradığı baskılar ve saldırılar; bizler için hem hatırlanması hem de hesabı sorulması gereken acı gerçeklerdir.

    Avrupa’da da durum farklı gözükse de sonuç yine aynı. Avrupa istatistikleri ve Almanya gerçeği göstermektedir ki kadına yönelik şiddet son derece güncel, yaygın ve yakıcı bir sorun olmaya devam etmektedir. Demokratik hukuk devleti iddiasındaki Almanya’da bile kadınlar şiddetin farklı biçimleriyle karşı karşıya kalmakta ve kimi zaman bunun bedelini hayatlarıyla ödemektedir.”

    “KADIN CİNAYETLERİNİ ÖNLEMEK İÇİN DAHA AKTİF VE ÖNLEYİCİ BİR STRATEJİ BENİMSEMELİDİR”

    Kadına yönelik şiddete dair veriler yıllar içinde ağırlaşan tabloyu açıkça gösterdiğine dikkat çekilen açıklamada, Almanya’da yaşanan şiddet şöyle özetlendi:
    “2022 yılında Almanya’da 126 bin 349 kadın partner şiddetine maruz kalmış, öldürülen kadınların %87’si yakın partner kategorisinde yer almıştır. Ardından 2023 yılında 360 kadın partneri veya eski partneri tarafından öldürülmüş. Aynı yıl 256.276 ev içi şiddet vakası kaydedilmiş, bu sayı önceki yıla göre %6,4 artmıştır.  Bu tablo 2024’te de ağırlaşarak devam etmiş, ev içi şiddet mağduru olarak kaydedilen kişi sayısı 256.942’ye ulaşmış, bu da bir önceki yıla göre %3,7’lik bir artışa karşılık gelmiştir. Yukarıdaki verilere rağmen hala kadın sığınma evleri ve destek ağları  sürekli yetersiz kaynaklarla çalışıyor. Bu veriler, Almanya’daki “güçlü devlet, hukukun üstünlüğü” iddialarının pratikte kadınlar için yeterli koruma sağlamadığını göstermektedir.”

    Demokratik Alevi Kadınlar Birliği olarak yaşadıkları ve örgütlü bulundukları ülkelerde kadın ve aileden sorumlu bakanlıǧa, eyalet parlementosundaki kadın vekillere ve ilgili birimlere gerekli uyarıları ve bilgilendirmeleri yaptıklarını vurgulayarak, “Kadına yönelen bu kastik patriyarkaya karşı görevlerini hatırlatan mektuplarımızı göndereceğiz ve  güçlü bir şekilde de yolladıǧımız mektupların ilgili birimlerce dikkate alınmasını bekleyeceǧiz. Devletin sorumluluğunu yeniden değerlendirmesini: Kolluk kuvvetleri, güvenlik kurumları ve yargı organları, kadın cinayetlerini önlemek için daha aktif ve önleyici bir strateji benimsemelidir” denildi.

    “ERKEKLERE YÖNELİK EĞİTİM PROGRAMLARI YAYGINLAŞTIRILMALI”

    Almanya’da partner şiddeti ve tehdit değerlendirme konularında mevcut yasal düzenlemelerde eksiklikler bulunulduğuna işaret edilen açıklamada, “Özellikle riskin yüksek olduğu durumlarda daha sıkı koruma mekanizmaları  kullanılmalıdır. Koruma mekanizmalarının güçlendirilmesini  Sığınma evleri, danışma merkezleri ve destek hatları (telefon, dijital) daha iyi finanse edilmelidir. Ayrıca, yerleşik göçmen kadınlar için kültürel ve dil açısından erişilebilir destek hizmetleri sağlanmalıdır. Erkeklere yönelik eğitim programları yaygınlaştırılmalı; “öğretilmiş erkeklik” kalıpları sorgulanmalı ve şiddete karşı öz eleştiri, empati, sorumluluk bilinci aşılanmalıdır. Eğitimler yalnızca bilgilendirme amaçlı değil, erkeklerin davranışlarını değiştirmeye yönelmeli” önerileri yer aldı.

    “KORUYUCU MEKANİZMALAR TASARLAMALIDIR”

    Göçmen kadınların, yerleşik olmalarına rağmen sıklıkla özel risk altında olduğunun altı çizilen raporda, “Devlet, onların korunması için somut ve ölçülebilir taahhütler vermeli; dil engeli, sosyal izolasyon ve yasal durum gibi faktörler gözetilerek koruyucu mekanizmaları tasarlamalıdır. Tüm bu eksiklikler giderilmeden, sözde “korumanız” altında daha kaç göçmen kadın öldürülecek? Daha kaç kadın, sessizliğiniz yüzünden toprağa düşecek? Daha kaç erkek, yasal boşluklardan faydalanmaya devam edecek?” soruları soruldu.

    “YAŞAMI SAVUNMAK İÇİN DİRENECEĞİZ”

    Kadın mücadelesinin kendileri için yalnızca bir günün meselesi olmadığının vurgusu yapılan açıklamada, şunlar dile getirildi:

    “Her gün yaşam gerekçemizdir. Örgütlenmeli, birlikte güçlenmeli ve öz savunmamızı geliştirmeliyiz. Biz kadınlar doğuranız, bakanız, çalışkanız  ve yaşamı var edeniz. Birbirimize güç olabildiğimiz, sahip çıkabildiğimiz, savunabildiğimiz an varlığımızı koruruz. Kapitalist düzen ahlaksızlığı büyütüyor, insanlığı çürütüyor, toplumu yozlaştırıyor. Bu düzene “dur” demek için Avrupa’nın her köşesindeki Alevi kadınlarını ve tüm kadınları bir kez daha alanlara, yan yana durmaya, öz savunmaya  çağırıyoruz. Bir olalım, çoğalalım, güçlenelim.

    Yolumuza ışık tutan Fatma Ana’nın bilgeliği, Zarife Xatûn’un cesareti; Sakine ve Beritanların yiğitliği, öncülerimizdir. Biliriz ki ancak örgütlü, kararlı ve cesur davranırsak başarabiliriz. Buradan erkeklere sesleniyoruz: öğretilmiş erkekliğinizi sorgulayın, bu şiddete ortak olmayın; sessiz kalmayın. Kadına uzanan her el, toplumun vicdanına inen bir darbedir.

    Son olarak, Erkek ve devlet şiddeti nedeniyle hayattan koparılan tüm kadınları sevgiyle, dayanışmayla anıyoruz. Yaşamak için ölmek zorunda değiliz. Örgütlenelim, öz savunmamızla birbirimize sahip çıkalım. Erkek şiddeti sonucu kaybettiğimiz ataerkil devletin kurbanı olmuş kadınların devirleri daim olsun. Umutlarımızı gerçekleştirmek, yaşamı savunmak için direnmeye, örgütlenmeye ve büyümeye söz veriyoruz.”

    PİRHA/ALMANYA

     

  • ‘Arşivler açılsın, hakikat ortaya çıksın!’-VİDEO

    ‘Arşivler açılsın, hakikat ortaya çıksın!’-VİDEO

    PİRHA- Almanya Dortmund’da Seyit Rıza ve yol arkadaşları için anma düzenlendi. Anmada konuşan Yazar Hüseyin Yamaç, devlet arşivlerinin açılmasını istedi.

    Almanya’nın Dortmund kentinde faaliyet yürüten Dortmund Alevi Kültür Merkezi‘nde (DAMKE) Seyit Rıza ve yol arkadaşları ile Dersim Katliamında katledilenler anıldı.

    Axuçan Ocağı evlatlarından Pir Cela Cenan ve Didar Ana’nın çerağ uyandırdığı anmada sinevizyon gösteriminin yapıldı.

    Anmada konuşan Yazar Hüseyin Yamaç, devlet arşivleri 88 yıldır açmadığını belirterek, “Kimsenin arşivleri görmesini istemiyor. Yargılamadan bahsediliyor. Ama nasıl yargılandığına dair bir bilgi yok. İhsan Sabri Çağlayangil’in anlatımlarında bu gerçeklik ortaya çıkıyor. Seyit Rıza Buğday Meydanı’nda dik duruşuyla bir miras bırakmıştır” dedi.

    Konuşmaların ardından DAMKE Müzik Topluluğu’nun şarkılarıyla anma sona erdi.

    PİRHA/DORTMUND

  • Köln’de Seyit Rıza ve yol arkadaşları anıldı-VİDEO

    Köln’de Seyit Rıza ve yol arkadaşları anıldı-VİDEO

    PİRHA- Almanya’nın Köln kentinde 88 yıl önce idam edilen Seyit Rıza ve yol arkadaşları anılarak, ‘yüzleşme’ çağrısı yapıldı.

    Almanya’nın Köln kentinde faaliyet yürüten Leverkusen Alevi Kültür Derneği‘nde Seyit Rıza ve yol arkadaşları ile Dersim Katliamında katledilenler anıldı.

    Sinevizyon gösteriminin yapıldığı anmada yapılan konuşmalarda, Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının dik duruşuna vurgu yapılarak, devletin Dersim Katliamıyla yüzleşmesi ve hakikatlerin açığa çıkartılması için komisyon kurulması çağrısında bulunuldu.

    PİRHA/KÖLN

  • Dersim Çalıştayı’nın ikinci gününde sorunlar ve çözümleri konuşuldu-VİDEO

    Dersim Çalıştayı’nın ikinci gününde sorunlar ve çözümleri konuşuldu-VİDEO

    PİRHA-Dersim İnşa Kongresi tarafından Almanya’nın Oberursel kentinde yapılan Dersim Çalıştayı’nın ikinci gününde dil, inanç, doğa, kültür, gençlik, kadın sorunlarına dikkat çekilerek, çözüm önerileri sunuldu.

    Almanya’nın Oberursel kentinde Dersim İnşa Kongresi (DİK) tarafından gerçekleştirilen Dersim Çalıştayı‘nın ikinci gününde Avrupa’daki Dersim kurumları ve Dersim’deki seçilmişler konuştu. Devam eden çalıştaya, MARDEF, FEDA, ADEF yöneticisi Kasım Koç, Cıvrak Avrupa, Dik, Leverkusen Alevi Dergahı yöneticileri, yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanları Birsen Orhan ile Cevdet Konak, DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, DAM yöneticisi Sabri Aslan, yazarlar Ergin Doğru ve Hüseyin Ayrılmaz katıldı.

    Katılımcılar tarafından yapılan konuşmalarda, Dersim ana sorunları olarak, dil, inanç, doğa, kültür, gençlik, kadın boyutu geldiği boyuta dikkat çekilerek, Avrupa’daki Dersimli güçlerin ortak hareket etmenin çabasını yükseltmeli ve arayışların güçlendirmesi dile getirildi.

    PİRHA/ALMANYA

     

     

  • 2. Alevi Ansiklopedisi Sempozyumu’nun sonuç bildirgesi açıklandı!

    2. Alevi Ansiklopedisi Sempozyumu’nun sonuç bildirgesi açıklandı!

    PİRHA-2. Alevi Ansiklopedisi Sempozyumu’nun sonuç bildirgesi yayınlandı. Yapılan sempozyumda Uluslararası Yayın Kurulu ve Bilimsel Danışma Kurulu’nun oluşturulduğu açıklandı.

    2.Alevi Ansiklopedisi Sempozyumu ve Çalıştayları, 10–12 Ekim 2025 tarihlerinde Dortmund’da, DAKME Alevi Kültür Merkezinin (DAKME Alevitisches Kulturzentrum e.V.) ev sahipliğinde gerçekleştirildi.

    10 Ekim tarihinde başlayan sempozyuma ve akşam verilen resepsiyona Türkiye, Almanya, Fransa ve İngiltere’den yaklaşık 60 dinleyici ve akademisyen katılırken; 11 ve 12 Ekim tarihinde yalnızca davetli akademisyenlerin yer aldığı, 9 ayrı çalışma grubuyla örgütlenen çalıştaylara 40’a yakın akademisyen katılım sağladı.

    2. Alevi Ansiklopedisi Sempozyumu’nun sonuç bildirgesi yayınlandı.

    Nisan 2024’te Rıza Şehri Akademisi’nin davetiyle başlayan tartışmaların ve Ekim 2024’te gerçekleştirilen 2. Alevi Ansiklopedisi Sempozyumu ile 2 Temmuz 2025’te ilk grup maddeler ve video içeriklerle yayına giren Alevi Ansiklopedisi, bu sempozyumla birlikte profesyonel bir uluslararası yayın kuruluna ve bilimsel danışma kuruluna kavuştuğu açıklanan bildirgede şunlar ifade edildi:

    “Ansiklopedi etrafında yan yana gelen yaklaşık 100 akademisyenin katkısıyla, geniş Alevi dünyasını, farklı Alevi coğrafyalarını ve dünden bugüne hızla büyüyen Alevilik Çalışmaları alanını kapsayan, sekiz ayrı tematik çalışma grubu etrafında örgütlenen güçlü bir yapılanma ortaya çıktı.

    Alevi Ansiklopedisi şimdi yeni yolculuğuna başlıyor. Alanın önde gelen isimlerinden oluşan bir uluslararası Bilimsel Danışma Kurulu ve önemli çalışmalara imza atmış yaklaşık 40 akademisyenin kolektif emeğini temsil eden Uluslararası Yayın Kurulu, ansiklopedinin yayın çizgisine yön verecek.

    2025–2026 yayın döneminde, Alevi Ansiklopedisi Yayın Kurulu şu isimlerden oluşmaktadır: Kurucu Editörler: Dr. Ahmet Kerim Gültekin (Almanya), Dr. Hayal Hanoğlu (Birleşik Krallık). Tema Editörleri: Dr. Aynur Ünal (Arden Üniversitesi – Birleşik Krallık), Dr. Besim Can Zırh (ODTÜ – Türkiye), Ece Esmer Kırma (Doktora Adayı / Hamburg Üniversitesi – Almanya), Erkan Çanakçı (Uzman, Türkiye), Dr. İhsan Koluaçık (Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi – Türkiye), Dr. Mark Soileau (Hamburg Üniversitesi – Almanya), Dr. Necla Açık (Middlesex Üniversitesi – Birleşik Krallık), Dr. Samuel Vock-Varley (Aix-Marseille Üniversitesi – Fransa), Sercan Karlıdağ (Doktora Adayı / Altınbaş Üniversitesi – Türkiye), Dr. Sönmez Alvanoğlu Yolcu (Türkiye), Dr. Ümit Çetin (Westminster Üniversitesi – Birleşik Krallık) ve Zana Kibar (Almanya).

    Ansiklopedi, akademik bir yayın disipliniyle hareket edecek; içerikler yıllık periyotlar çerçevesinde, her yıl dört ayrı yayın dönemiyle sisteme yüklenecek. Yayımlanacak tüm maddeler, editoryal kurul denetiminden geçerken aynı zamanda bilimsel danışma kurulunun hakemliğine de sunulacak.

    Ansiklopedinin video içerikleri, Pirler ve Anaların katılımıyla örgütlenen “Pirler ve Analar Çalıştayları” serisinin bir parçası olarak sürdürülmektedir. Bu serinin birincisi tamamlanmış olup, ikinci çalıştayın 2025 sonunda ve üçüncüsünün ise 2026 yaz döneminde gerçekleştirilmesi planlanmaktadır.

    Alevi Ansiklopedisi, kolektif emeğe ve ortak akla dayanarak, video kayıtlarının transkripsiyonu ve çevirisi gibi teknik süreçleri, araştırma ve teşvik burslarına başvurarak projeler aracılığıyla çözmeyi hedeflemektedir.

    Hâlihazırda Türkçe ve İngilizce olarak iki dilli yayın yapan Online Alevi Ansiklopedisi, ilerleyen haftalarda Almanca ve orta vadede Kurmanci, Kırmancki ve Fransızca dillerinde içerik üretmeyi hedeflemektedir.

    Alevi Ansiklopedisi, kısa sürede elde ettiği erişim rakamlarıyla da dikkat çekmektedir. 2 Temmuz 2025 tarihinde yayına giren platform, farklı kuşaklardan akademisyenleri, inanç önderlerini ve topluluk üyelerini bir araya getirmekte; yalnızca ilk ayında (Temmuz) 95 bin, ikinci ayında (Ağustos) 120 binin üzerinde, üçüncü ayında (Eylül) ise yine 120 bin sayfa görüntülemesi ve günlük ortalama 1.200 ziyaretçi ile son derece etkileyici bir görünürlük elde etmiştir.

    Alevi Asniklopedisi Sempozyumu Oturumları: Alevilik Çalışmalarının Dönüm Noktaları – Akademik ve Topluluk Temelli Perspektifler

    Etkinliklerin ilk günü düzenlenen sempozyumda iki oturum gerçekleştirildi.

    İlk oturumda, Kurucu Editoryal Kurul’dan Dr. Ahmet Kerim Gültekin, Dr. Hayal Hanoğlu ve Zana Kibar söz alarak genel olarak Alevilik Çalışmaları, Alevi hareketinin dünü ve bugünü, ayrıca Alevi Ansiklopedisi’nin örgütlenme süreci, yayın politikası ve hedefleri üzerine değerlendirmelerde bulundular.

    Hakikat Vakfı adına söz alan Demir Çelik, Alevi Ansiklopedisi projesinin oluşum süreci, amaçları ve Alevi kurumlarıyla kurulan ilişkiler üzerine görüşlerini paylaştı; ayrıca ansiklopedinin Alevi toplumu açısından taşıdığı önem üzerinde durdu.

    Alevi Asniklopedis web sitesinin yönetimiyle ilgilenen Mehmet Taş ise site istatistikleri hakkında detaylı bilgiler paylaştı. Buna göre, 2 Temmuz 2025 tarihinde yayına giren platform, yalnızca ilk ayında (Temmuz) 95 bin, ikinci ayında (Ağustos) 120 binin üzerinde, üçüncü ayında ise (Eylül) yine 120 bin sayfa görüntülemesi ve günlük ortalama 1.200 ziyaretçi ile son derece dikkat çekici bir görünürlük elde etmiş görünüyor.

    Dr. Ahmet Kerim Gültekin, Aleviliğin 1980’li yılların ortalarından itibaren hem Türkiye’de hem Avrupa diasporasında giderek artan bir görünürlük kazandığını, bu sürecin 1989 Hamburg Alevilik Bildirgesi ile kimlik taleplerinin açıkça dile getirildiği yeni bir döneme işaret ettiğini belirtti. 1990’lı yılların Sivas, Dersim ve Gazi-Ümraniye gibi Alevi toplumunu hedef alan bir dizi katliam ve şiddet eylemiyle şekillenen, Alevi örgütlenmelerinin hızla çeşitlendiği ve Alevi toplumunun farklı etnik, bölgesel ve politik dinamiklerle sahneye çıktığı bir dönem olduğunu vurguladı. 2000’lerle birlikte Aleviliğin uluslararası bir karakter kazandığını, Avrupa’da okullarda Alevilik derslerinin müfredata girdiğini ve bazı ülkelerde bağımsız bir inanç olarak tanındığını ifade eden Gültekin, günümüzde “Alevi” kavramının Türkiye ile sınırlı olmayıp Balkanlardan Kafkaslara, Orta Doğu’dan Uzak Asya’ya uzanan geniş bir inanç coğrafyasını kapsadığını, farklı geleneklerin ve yeni tasavvufi akımların bu çatı altında yer aldığını belirtti. Akademide son kırk yılda oluşan zengin literatürün, Alevi Studies’in (Alevilik Çalışmaları) artık uluslararası ölçekte bağımsız bir araştırma alanına dönüştüğünü gösterdiğini dile getiren Gültekin, Alevi Ansiklopedisi’nin bu tarihsel momentte, dijital çağın imkânlarıyla Alevilerin kendi anlam, duygu ve kavram evrenlerinden bilgi üretimini amaçlayan dekolonyal bir girişim olarak ortaya çıktığını vurguladı. Projenin Batı merkezli tanımları aşarak Alevi epistemolojisini “içeriden” kurmayı hedeflediğini belirten Gültekin, ansiklopedinin yalnızca akademik içeriklerle sınırlı kalmadığını, “Yol Önderlerinin Dilinden” başlığıyla Pirler ve Analarla yapılan etnografik görüşmelerin video kayıtlarını da içeren bölümüyle yüzlerce yıllık kolektif belleği görünür kıldığını ifade etti. Alevi toplumunun farklı coğrafyalardan ve geleneklerden gelen çok-katmanlı yapısını bir zenginlik olarak ele alan Gültekin, “Bu çaba ancak kolektif emekle mümkün. Alevi Ansiklopedisi, farklı kuşaklardan araştırmacıları ortak bir zeminde buluşturarak, geçmişin birikimini geleceğe taşıyan çok dilli bir miras oluşturmayı hedeflemektedir” dedi.

    Dr. Hayal Hanoğlu, Nisan 2024’te başlayan Alevi Ansiklopedisi yolculuğunun bir buçuk yılı aşan yoğun ve titiz bir süreç olduğunu belirterek, girişimin hem akademik hem de topluluk temelli bir çabayla şekillendiğini ifade etti.Bir buçuk yıllık süreçte öncelikle kavramsal çerçevenin, editoryal ilkelerin ve madde kategorilerinin belirlendiğini anlatan Hanoğlu, ardından katkı sunacak yazarların, bilimsel danışma kurulunun ve çeviri ekibinin oluşturulduğunu söyledi. 2 Temmuz 2025’te ilk madde grubunun yayımlandığını hatırlatan Hanoğlu, yeni içeriklerin her üç ayda bir düzenli biçimde sisteme ekleneceğini belirtti. Ansiklopedinin inanç, tarih, coğrafya, ritüeller, tarihsel figürler ve kavramlar gibi geniş bir yelpazeyi kapsadığını dile getiren Hanoğlu, başlangıçta Türkçe ve İngilizce olarak yayımlanan içeriğin önümüzdeki haftalarda Almanca olarak da erişime açılacağını, ilerleyen dönemde ise Fransızca, Kurmanci ve Kırmancki dillerinin ekleneceğini aktardı. Ansiklopedinin akademik bilgi ile sözlü gelenek olmak uzere iki temel sütunu bulunduğunu vurgulayan Hanoğlu, “Yol Önderlerinin Sesinden” başlığıyla oluşturulan video koleksiyonunun Pirler ve Anaların sözlü anlatılarını, ritüel bilgisini ve manevi pratiklerini belgeleyerek ansiklopediyi yaşayan bir bellek arşivine dönüştürdüğünü söyledi. Bu yönüyle projenin akademik bilgi ile inanç otoritelerinin “içeriden sesi”ni bir araya getirdiğini vurgulayan Hanoğlu, 2025 sonu ve 2026 baharında gerçekleştirilecek Pirler ve Analar Çalıştayları ile bu arşivin genişletileceğini ifade eden Hanoğlu, video koleksiyonunun transkripsiyon ve çeviri çalışmalarıyla daha geniş kesimlere ulaştırılacağını dile getirdi.Editoryal yapının hiyerarşik değil, katılımcı ve kolektif bir modele dayandığını belirten Hanoğlu, karar süreçlerinde ortak değerlendirme ve açık diyalog ilkelerinin benimsendiğini vurguladı. Projenin uluslararası görünürlüğünü güçlendirmek amacıyla Westminster Üniversitesi, Leipzig Üniversitesi ve diğer kurumlarla işbirliklerinin sürdüğünü aktaran Hanoğlu, dijital beşerî bilimler ve kültürel miras fonlarına yapılan başvurularla ansiklopedinin sürdürülebilirliğinin güvence altına alınmasının hedeflendiğini söyledi.

    İkinci Oturumda Dünden Bugüne Alevi Çalışmaları Tartışıldı

    İkinci oturumda Alevilik Çalışmalarının oluşumunda ve gelişiminde son derece önemli katkıları olmuş akademisyenler, Prof. Martin van Bruinessen, Prof. Markus Dressler ve Prof. Bedriye Poyraz, Prof. Cem Kara’nin moderatörlüğünde yaptıkları oturumda genel bir panorama çizdiler. Oturumda bir yanda Aleviliğin akademik araştırma ve kurumsallaşma süreci irdelenirken bir yanda alanın öne çıkan sorunsalları da irdelendi. Bu meyanda Alevilik Çalışmaları konusunda Alevi Ansiklopedisine vizyon oluşturabilecek anlamlı ve kapsamlı bir değerlendirme tablosu ortaya çıkmış oldu.

    Prof. Martin van Bruinessen (Utrecht Üniversitesi, Hollanda), Alevilik çalışmalarının tarihsel gelişimini uzun dönemli (“longue durée”) bir perspektifle ele aldı. 19. yüzyıl misyoner gözlemlerinden ve erken dönem oryantalist araştırmalardan başlayarak, İttihatçı dönemin ulusçu yorumlarına ve 1990’lardaki Alevi uyanışına uzanan süreci özetledi. Bruinessen, Aleviliğin bilgi nesnesi haline gelişinde siyasi ve ideolojik koşulların belirleyici olduğunu; araştırmaların çoğu zaman yalnızca Aleviliği “tanımlamadığını” aynı zamanda onu belirli paradigmalar içinde “ürettiğini” vurguladı. 20. yüzyılın sonlarında Alevi yazarların ve kurumların sahneye çıkmasıyla, alanın yalnızca dış gözlemcilerin değil, Alevilerin kendilerinin de söz aldığı yeni bir döneme girdiğini belirtti. Alevi derneklerinin yükselişiyle birlikte “dede” kurumundan “araştırmacı-yazar” kimliğine doğru otorite kaymasının yaşandığını, bunun da modern Alevi entelektüelinin doğuşuna zemin hazırladığını ifade etti.

    Prof. Markus Dressler (Leipzig Üniversitesi, Almanya), son on beş yılda Alevilik çalışmalarının kurumsallaşma sürecine odaklandı. Türkiye’de ve Avrupa’da kurulan Alevilik araştırma merkezlerinin politik ve akademik bağlamlarını karşılaştırmalı biçimde analiz etti. Türkiye’deki Alevi araştırma enstitülerinin büyük bölümünün AKP döneminde ve devlet politikaları doğrultusunda kurulduğunu, araştırma alanının milliyetçi ve İslam-merkezli bir çerçeveye hapsolduğunu belirtti. Buna karşılık Almanya ve Avusturya’daki programların, diaspora gençliğinin din eğitimi ihtiyacına cevap olarak ortaya çıktığını, daha pedagojik ve çoğulcu bir yön taşıdığını söyledi. Dressler, bugünün Alevilik çalışmalarının yalnızca teolojiyle sınırlı kalmadığını; sosyoloji, antropoloji, etnomüzikoloji ve medya çalışmaları gibi disiplinlerle kesiştiğini, alandaki üretimin önemli kısmının diaspora kökenli araştırmacılar tarafından yürütüldüğünü vurguladı. Bu durumun hem Türkiye merkezli paradigmalara bir alternatif yarattığını hem de Alevilik araştırmalarını disiplinler ötesi bir alana dönüştürdüğünü ifade etti.

    Prof. Bedriye Poyraz (Ankara Üniversitesi, Türkiye), “Akademide Alevi Kadın Çalışmaları” başlıklı konuşmasında, Alevilikte toplumsal cinsiyet konusunun akademik gündeme gelişini kendi deneyimlerinden hareketle değerlendirdi. 2014’te Ankara Üniversitesi Kadın Çalışmaları Merkezi’nde düzenlediği “İnançta ve Toplumsal Yaşamda Alevilikte Kadın” konferansının, Alevilik çalışmalarının ilk kez feminist bir bakışla buluştuğu kırılma noktası olduğunu vurguladı. Poyraz, Alevi kadın araştırmalarını iki eksende tanımladı: inanç içi eşitlik iddiasını merkeze alan çalışmalar ve feminist-sosyolojik yaklaşımı benimseyen araştırmalar. “Bizde kadın erkek yoktur, can vardır” söyleminin tarihsel olarak Alevilerin kendini koruma refleksiyle ortaya çıktığını, ancak bu söylemin modern feminist perspektifle sorgulanmadan tekrarlanmasının toplumsal eşitsizlikleri görünmez kıldığını belirtti. Son on yılda yapılan feminist araştırmaların bu klişeyi kırarak, Alevi kadınların gündelik yaşamda maruz kaldıkları ayrımcılığı görünür kıldığını söyledi. Poyraz, gelecekte Alevilik teolojisi ile feminist kuram arasında daha bütüncül bir yaklaşım geliştirilmesi gerektiğini vurguladı.

    Moderatör Prof. Cem Kara (Hamburg Üniversitesi, Almanya), oturumun genel değerlendirmesinde, üç konuşmanın birbiriyle bütünleşen bir tablo sunduğunu ifade etti. Kara, Alevilik çalışmalarının zaman içinde yalnızca farklı akademik yaklaşımlarla değil, aynı zamanda farklı ideolojik ve politik bağlamlarda şekillendiğini belirterek, “kim kimin hakkında konuşuyor” sorusunun alanın merkezinde yer aldığını söyledi. 1990’lardan itibaren Alevi kökenli araştırmacıların kendi kimliklerinden hareketle bu alana dahil olmalarının belirleyici bir dönüşüm yarattığını, ancak bu çeşitlenmenin “master narrative” (baskın anlatı) üretme riskini de beraberinde getirdiğini vurguladı. Kara, toplumsal cinsiyet eşitliği söyleminin kimlik inşasında modernlik ve “Batılılık” göstergesi haline geldiğini, fakat Bedriye Poyraz’ın işaret ettiği gibi bu söylemin zamanla kadınların toplumsal eşitsizlik deneyimlerini görünmezleştirdiğini ifade etti. Oturumun genelinde, Alevilik çalışmalarında farklı paradigmalar arasında diyalog kurulmasının ve akademik çevrelerin birbirine kapalı “bubbles” (akademik kabarcıklar) oluşturmadan açık işbirliği içinde olmasının önemine vurgu yapıldı. Kara, “Alevilik çalışmalarının geleceği, çoğulcu ama iletişim halinde kalan araştırma çevrelerinin oluşturacağı ortak zemine bağlıdır,” diyerek oturumu sonlandırdı.

    İkinci Gün: “Çalışma Grupları”, Ortak Akıl ve Kolektif Üretim

    Sempozyumun ikinci ve üçüncü günlerinde, çeşitli ülkelerden davetli yaklaşık kırk araştırmacı DAKME Alevi Kültür Merkezi ve Rıza Şehri Akademisi’nin sağladığı dersliklerde iki gün boyunca, kendi inisiyatifleriyle özgür ve verimli bir çalışma ortamında yan yana geldi. Önceden belirlenen gündem önerileri doğrultusunda, Alevi Ansiklopedisi’nin kapsamı, amaçları ve yayın politikası üzerine yoğun tartışmalar yürütüldü. Her katılımcının serbest biçimde katkı sunduğu, ortak akıl ve kolektif emekle şekillenen bu yaratıcı çalıştay ortamında, Alevilik çalışmalarında dünden bugüne biriken birçok temel konu yeniden ele alındı ve bizzat bu alana uzun yıllardır emek veren araştırmacılar tarafından tartışılarak geliştirildi. Alevi Ansiklopedisi’nin gerçek gücü, kapasitesi ve geleceğe dair vizyonu, işte bu gönüllü, özverili ve akademik birikime dayalı kolektif çerçeveden kaynaklanmaktadır.

    Çalışma grupları, Alevilik araştırmalarının zengin tematik çeşitliliğini yansıtacak biçimde oluşturulmuştu. Alevi teolojisi, ritüelleri, duyguları, kolektif hafıza, antropoloji ve mitoloji başlıklarını bir araya getiren 1. Grup, Aleviliğin inanç dünyasını, ritüel pratiklerini ve mitolojik boyutlarını ele aldı.

    2. ve 3. grupların birleşmesiyle oluşan “Diaspora Çalışmaları Grubu”, göç, toplumsal değişim, kent sosyolojisi, Cemevleri, Alevi kurumları, etnisite, Alevi siyaseti ve medya başlıklarını kapsayan geniş bir tartışma yürüttü; Türkiye ve Avrupa’daki Alevi hareketlerinin dönüşümünü, göç sonrası toplum bağlamında yeniden değerlendirdi.

    4. Grup, Dersim Çalışmaları, Êzîdî–Kakai–Dürzî toplulukları, Raa Haqi inancı, Kürt Aleviliği, kutsal mekânlar ve mitoloji konularına odaklanarak bölgesel ve inançsal süreklilikleri tartıştı.

    5. Grup, Bektaşilik tarihi, tarihsel belgeler ve figürler üzerine yoğunlaşarak Alevi tarih yazımında yeni arşivsel yaklaşımlar geliştirdi.

    6. Grup, Arap Aleviliği üzerine yapılan çalışmaları ele aldı; tarihsel, teolojik ve kültürel katmanlarıyla bu alandaki bilgi boşluklarını tartıştı.

    7. Grup, Alevi müziği, deyiş ve nefes geleneği, müzik aletleri ve sanatsal üretim konularını kapsadı; sözlü kültürün korunması ve aktarımı üzerinde durdu.

    8. Grup, Alevilik ve toplumsal cinsiyet, feminist yaklaşımlar ve Alevi kadınların toplumsal cinsiyet müzakerelerini tartışarak bu alandaki çalışmaların gelişim yönelimlerini belirledi.

    9. Grup, psikoloji, sosyal psikoloji ve Alevilik ilişkisi üzerine odaklanarak inanç, kimlik, travma ve aidiyet konularını disiplinlerarası bir yaklaşımla ele aldı.

    Alevi Ansiklopedisi 2025-2026 yayın dönemininde görev alacak Uluslararası Yayın Kurulu bu çalışma grupları temsilcilerinden oluşmaktadır. Alevi Ansiklopedisi, bu çalışma yöntemini yıllık olarak planlamaktadır.

    1. Alevi Ansiklopedisi Sempozyumu ve Çalıştayları, katılımcı akademisyenlerin niceliği ve katılım sağladıkları ülkelerin çeşitliliği; katılımcılara kendi inisiyatifleriyle alanlarına dair araştırma ve iletişim grupları oluşturma özgürlüğü sunan çalıştay formatının özgünlüğü; alandaki farklı kuşaklardan akademisyenleri yan yana getirerek kurduğu canlı networking ortamı; kolektif üretim, dayanışma, kaynaşma hissiyatı yaratarak inşa ettiği atmosfer bakımından dünden bugüne yapılagelen Alevilik konulu akademik etkinliklere ciddi bir nitel katkı sunmuş oldu.

    PİRHA/ALMANYA