PİRHA-Bahar’ın müjdecisi olarak bilinen ve toplum tarafından Hızır ile Hz. İlyas’ın buluştuğu, insanların dilek dilediği Hıdırellez Ankara’da yaşayan Abdal Romanlar tarafından çeşitli etkinliklerle kutlandı. Yapılan konuşmalarda Hıdırellez’in barışa vesile olması mesajı verildi.
Roman Hakları Derneği ve Altındağ Sosyal Hizmet Merkezi ortaklaşa düzenlediği Hıdırellez çeşitli etkinliklerle kutlandı. Altındağ’a bağlı Hisar Parkı’nda düzenlen Hıdırellez etkinliğinde şarkı söylenip, roman havası çalındı. Söylenilen müzikler eşliğinde insanlar dans edip, oyun oynadı.
Çok sayıda insanın katıldığı kutlamaya Ankara Vali yardımcı, Altındağ Kaymakamlığı ve beraberinde bulunan kişiler de yerini aldı. Müzik dinletisiyle başlayan programın devamında konuşmalar yapıldı.
“BARIŞIN HAKİM OLDUĞU BİR DÜNYA DİLİYORUM”
Hıdırellez kutlamasında ilk olarak konuşan Roman Hakları Derneği Başkanı Yücel Tutal, “Bugün dünyamızda ve ülkemizde farklı inanışlar olsa da insanlar Hıdırellez’de dilekler diler ve umut ederler. Bizim de bir dileğimiz var başta sağlık afiyet olsun kimse ayrımcılık ve ön yargıya uğramasın herkesin hepimizin işi olsun ekmeğini kazansın kimseye muhtaç olmasın Herkesin evi olsun evinde elektriği suyu olsun kimse kira vermek zorunda kalmasın, çocuklar okula gitsin, meslek sahibi olsun. Ne Filistin’de ne Gazze’de ne de Ukrayna’da ne de başka bir yerde savaş olmasın çocuklar ölmesin, insanlar ölmesin kutuplaşmanın olmadığı sevgini ve barışın hakim olduğu bir dünya diliyorum” dedi.
“HIDIRELLEZ AYNI ZAMANDA BİRLİĞİN BAYRAMIDIR”
Ankara Valiliği İl Roman koordinatörü Nuri Karateke, Hıdırellez ile ilgili olarak yaptığı konuşmada şunları belirtti:
“Kardeşliğin ve barışın simgesi olan Hıdırellez’i hep birlikte kutlamanın mutluluğunu yaşıyoruz. Yüz yıllardır bu topraklarda kutlanan Hıdırellez Roman kültürünün ayrılmaz bir parçasıdır. Bu güzel gelenek sadece baharın gelişi değil aynı zamanda dostluğun birliğin ve dayanışmanın bayramıdır. Roman vatandaşlarımızın müziği ile dansıyla hayat verdiği bu güzel gün, bizlere çeşitliliğin ne büyük bir zenginlik olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Bugün burada atılan her kahkaha çalınan her davul söylenen her şarkı bu toprakların ortak ruhunu ve sevgisini yansıtır Ankara valiliği Roman İl Koordinatörü olarak bizler siz Roman Vatandaşlarımızın yaşam kalitesini arttırmak, çocuklarımızın iyi bir eğitim almasını sağlamak, kadınlarımızı desteklemek ve hep birlikte daha güçlü bir gelecek inşa etmek için çalışıyoruz. Çünkü biliyoruz ki sizlerin mutluluğu bu toplumun mutluluğudur.”
Ankara Vali Yardımcısı Kağan Mekan da kutlamaya katılanlar arasındaydı. Mekan, Hıdırellez’in barışa vesile olmasını dileyerek, “Tüm dünyaya huzur, barış ve sükunet gelsin diliyorum” dedi.
Yapılan konuşmaların ardından yakılan ateş üzerinden atlanıp, dilekler dilendi. Etkinlik bir süre boyunca da devam etti.
PİRHA- HDP Altındağ İlçe Örgütü binasına silahlı saldırı düzenlendi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Altındağ İlçe Örgütü binasına kimliği belirsiz kişi ya da kişiler tarafından gece saatlerinde silahlı saldırı düzenlendi. Dışkapı semtindeki bir iş hanının 5’inci katında bulunan parti binasının toplantı odasının camına bir kurşun isabet etti. Saldırı sırasında binada kimse bulunmazken, maddi hasar oluştu.
MA’da yer alan habere göre, saldırı yerine gelen polisler, yurttaşları binanın etrafına yaklaştırmazken, gazetecilerin de görüntü almasına engel oldu.
PİRHA-Roman Hakları Derneği Başkanı Yücel Tutal, çocukların eğitim alanında yaşadıkları ayrımcılığa dair konuştu. Tutal, pandemi süresince çocukların eğitime ulaşamadıklarını belirterek, “Öğrencilerin en büyük şikayetleri, okullardaki öğretmenlerin kendilerine olan davranışları oluyor. Ayrımcılığı ve ön yargıyı da ortadan kaldırmamız gerekiyor” dedi.
Roman Hafıza Çalışmaları Derneği (Romani Godi) pandemide Romanların yaşadığı sorunlara ilişkin kapsamlı bir raporu 13 Temmuz’da kamuoyu ile paylaşmıştı. Raporda, pandemi süreciyle birlikte Roman çocukların, yoksulluktan eğitim alamaz duruma geldiğine vurgu yapılmıştı.
Romani Godi’nin hazırladığı raporda, pandemiyle birlikte ailelerin çocuklarının okul ihtiyaçlarını gideremediğine vurgu yapılarak, “Roman çocukların en az yarısı, uzaktan eğitime katılabilecek teknolojik cihaza sahip değildi ya da internete erişimi yoktu. Roman çocuklarda okul terki arttı” bilgisi öne çıktı.
“İSTİHDAM ALANI ÇOK DARALDI”
Roman Hakları Derneği Başkanı Yücel Tutal da uzun yıllardır Ankara’nın Kale Mahallesi’ndeki dezavantajlı çocukların eğitimi için çalışma yürütüyor. Tutal, dernekleri bünyesinde oluşturdukları “Hayal Evi” projesi dahilinde çok sayıda aileye ulaşarak çocukların eğitimi konusunda yön veren bir pozisyona geldiklerinin altını çizdi. Ancak Altındağ ilçesindeki Roman nüfusunun yaşadığı zorluklara dikkat çeken Tutal, “2000’li yılların başı itibariyle burası göç vermeye başladı. Kentsel dönüşüm yıkımları çok fazla. İstihdam alanı çok daraldı. Artık insanlar geldikleri yerlere geri dönüyor ya da farklı yerlere gitmeye başladılar. Bohçacılığın artık cazip bir getirisinin olmaması sebebiyle buradaki göç hızlandı. Ama yine de Kale Mahallesi’nin yaklaşık 3800 kişilik nüfusunun neredeyse 2000 civarını Romanlar oluşturmakta” dedi.
“2 YIL BOYUNCA EĞİTİMDEN HİÇ YARARLANAMADILAR “
Romani Godi’nin raporunda, pandemi sürecinde Roman çocukların eğitimden uzaklaştırılmasına vurgu yapılırken Yücel Tutal da bu sorunun nedenlerini değerlendirdi. Roman Hakları Derneği bünyesinde çocukların eğitimini destekleyen projeler yürüttüklerini belirten Tutal, şunları söyledi:
“Nerede kötü bir olay varsa bundan en çok etkilenen her zaman dezavantajlı gruplar olmuştur. Bunların başında olan topluluklardan birisi de Romanlar. Dolayısıyla pandemide, depremde ve savaşlarda en çok etkilenenler hep Romanlar oldu. Pandeminin eğitim ayağında gerçekten Roman mahallelerinde durum içler acısıydı. En büyük sorunlardan birisi uzaktan eğitim oldu. Uzaktan eğitim için en önemli şey internet ve bilgisayardı. Ama Roman çocukların ne interneti ne de bilgisayarları vardı. Çocuklar sadece babalarının telefonlarından internetleri yettiği ölçüde yararlanabilirler. Pandeminin hemen ardından öğretmen ve ailelerle yapmış olduğumuz araştırmada pandemide sürekli derslere katılan sadece bir çocuk vardı. O 2 yıl boyunca çocuklar eğitimden hiç yararlanamadılar. Bizim yaptığımız Hayal Evi çalışmasına gelen 3. 4. sınıf öğrencilerinin dahi okuma yazma bilmediklerini görebilmiştik.”
“OKULLARDA ROMAN ÇOCUKLARA YÖNELİK AYRIM VAR”
Romani Godi raporunda pandemi sürecinde dezavantajlı grupların daha fazla yoksullaştığı, Romanların da bu toplumların başında yer aldığı belirtildi. Eğitim alanının maddi odaklı olması nedeniyle yoksullaşan toplumlar, bu alan da geri pozisyona düştü. Yücel Tutal, bu temelde Ankara’nın Kale Mahallesi’ndeki eğitimin durumunu şu sözlerle değerlendirdi:
“Romanlardaki eğitim durumu maalesef çok çok düşük. Şöyle söyleyeyim; Türkiye’deki Roman nüfusu 5 milyon. Şu anda üniversite okuyan 50 çocuk yoktur. Liseye devam konusunda çok ciddi problemler var. İlkokula başlama yaşlarının ya çok yüksek olduğunu ya da düzensiz yürüdüğünü görüyoruz. Özellikle ilkokuldan ortaokula ya da ortaokuldan liseye geçiş dönemlerinde ciddi kırılmaların olduğunu biliyoruz. Tabii ki eğitimin paralı olması; daha doğrusu parasız ancak parayla desteklenmesi gerektiğini bütün araştırmalar ortaya koyuyor. Biliyorsunuz ki Romanların büyük çoğunluğu günübirlik çalışan insanlar. Pandemide insanlar çalışamadıkları için para da kazanamadılar. Örneğin Roman Hakları Derneği’nin normalde hiç alanı olmasa da pandemi döneminde erzak dağıtmak zorunda kaldık. Çünkü hiç görmediğim şeylere şahit oldum. Dört zeytin, küçük bir parça peynir için insanlar her türlü riski göze alarak sıraya girip o yardımlardan yararlanmaya çalıştılar. Maalesef halen okullarda Roman çocuklara yönelik ayrımlar var. Çocukların en büyük şikayetleri, okullardaki öğretmenlerin kendilerine olan davranışları konusu. Okul ismi söylemeyeceğim ama örneğin bir velimize ‘Çocuğunu buradan al. Bu okulda senin çocuğun yapamaz” denilerek Roman çocuklarının yoğun olarak gittiği okullara götürmesi tarif ediliyor. Türkiye’nin birçok yerinde birçok öğretmenin uyguladığı bir tutum bu.
“ÖNCELİKLE AYRIMCILIK VE ÖN YARGI ORTADAN KALDIRILMALI”
Ben aslen Çanakkale Bigalıyım. 8 yıl önce memleketimde çocuklarımı okutmaya çalıştım. Okul başladıktan bir hafta sonra çocukların sürekli aynı 3 dersi gördüğünü fark ettim. Bu durumu öğretmene sordum. ‘Siz, resim, müzik, beden dersi dışında ders yapmıyor musunuz?’ dedim. ‘Başka ders yapsak ne olacak? Bu çocuklar ya müzisyen olacak ya da sepetçi. Ne diye uğraşalım? Onları da yormayalım kendimizi de yormayalım” cevabı ile karşı karşıya kalabiliyoruz. Yine bir okulda Roman çocukların sadece bir sınıfta olduğuna rastladık. Okula gerçekten durum öyle mi diye gittik. Okula girdiğimizde nöbetçi öğrenciye ‘Roman sınıfı nerede?’ diye sorulduğunda çocuk direkt sınıfı gösterdi. Sınıfa gittiğimizde kara tahta ve eski sıralar vardı. Ama diğer sınıflara baktığımızda pırıl pırıldı, bilgisayarlar dahi vardı. Müdüre neden böyle bir şey yaptığını sorduk. Seviye tespit sınavına göre yerleştirdiğini söyledi. ‘Bütün çocukların Roman olması tuhaf değil mi? Başka başarısız çocuk yok mu?’ diye belirttim. Seviye tespit sınavı ile çocukların bir sınıfa yerleştirilmesinin yasak olduğunu söyledim. Ben de geçmişte satranç antrenörlüğü yaparak okullarda çalıştığım süreçte bunu biliyordum. Sınıfların dağıtılmaması takdirde basına haberdar edeceğimizi söyledik ve bir gün sonrasında sınıflar dağıtıldı. Benzer durumlara elimizden geldiğince müdahale ediyoruz ama bizim duymadığımız kim bilir kaç olay vardır böyle. Evet bizlerin rol model eksikliği olabilir, eğitime gerekli desteği veremiyoruz, bunun çok farkındayız. Çocuklarımızı çok erken yaşta evlendiriyoruz. Bunlara yönelik çalışmalarımız da var. Ama bir taraftan da Milli Eğitim Bakanlığı’nın, devletin de bize destek olması gerektiğinin altını çiziyoruz. Özellikle ayrımcılığın ve ön yargının ortadan kaldırılmasına yönelik çalışmalar yapılması gerektiğini söylemek istiyorum.”
“TOPLUMSAL BİR HAREKET LAZIM”
Yücel Tutal, Roman çocukların eğitimi önündeki dezavantajı ortadan kaldırmak adına yapılması gerekenleri de sıraladı. Tutal, “Şayet eğitimi düzeltmek istiyorsak sadece eğitimi değil istihdamı, barınmayı, sağlığı, ayrımcılığı ve ön yargıyı da ortadan kaldırmamız gerekiyor” dedi.
Tutal şöyle devam etti:
“Topyekün bir hareket olması gerekiyor. Bu tek başına devletin çözebileceği bir sorun değil toplumsal bir sorun. Bir zamanlar hani bütün çocuklar okula denilmişti işte onun gibi toplumsal bir hareket lazım. Ayrıca takip sisteminin de çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Bu işin gerçekten ciddi alınması gerekir. Hani İşte ‘biz açılım yaptık’ deyip bitmemesi gerekiyor. ‘Roman strateji eylem planı çıkarttık’ denildi ama işlemedikten sonra onu çıkarmış olmanızın bir anlamı yok. Ve bizim her eğitimde, her toplantıda, her bir araya geldiğimizde söylediğimiz bir şey var; çözümü arıyorsak eğer bizsiz çözüm olmaz. Sorunun mağdurları olan bizler sorunun ve çözümün içinde olmak zorundayız.”
PİRHA – Abdallar Derneği Başkanı Hüseyin Durukalp, Ankara’da kentsel dönüşüm gerekçesiyle boşaltılan Abdal mahallelerindeki asimilasyona dikkat çekti. Yıkılan evlerin yerine yenilerinin yapılmadığını ifade eden Durukalp, “Daha fazla asimilasyona uğramamak adına örgütlü olmalıyız. Çünkü biz Abdallar, üçüncü sınıf vatandaş olarak görülüyoruz” dedi.
Geçmişte Ankara’da geniş bir nüfusu oluşturan Abdallar, bugün adeta toplu göçe zorlanıyor. Ankara’nın Mamak ve Altındağ ilçelerinde yaşam süren Abdal yurttaşlar, kentsel dönüşüm projesinden dolayı mağdurlar. Çinçin semtinin tümüyle yıkılmasının ardından farklı il ve ilçelere göç eden Abdallar şimdi de Mamak ilçesinde aynı mağduriyeti yaşıyor.
ZORUNLU GÖÇE TABİ TUTULDULAR
Abdallar Derneği Başkanı Hüseyin Durukalp, Abdalların inançlarından ötürü uğradıkları asimilasyon ve ekonomik şartlarının iyi olmaması sebebiyle Anadolu’nun çeşitli yerlerine dağıldığını ifade etti. Abdal nüfusunun başta Kırşehir, Kırıkkale, Ankara ve Aksaray’ın çeşitli ilçelerinde yaşadığını belirten Durukalp, yaşadıkları baskılara dair şunları aktardı:
“Abdalların Ankara’da Altındağ ilçesinde en çok yerleşik oldukları bölge Çinçin semtiydi. Son 20 yıla kadar hepsi aynı bölge ve mahallede yaşayan toplumdu. Son dönemde sadece ekonomik şartlar demek istemiyorum, Abdallar zorunlu göçe tabi tutuldu. Özellikle Çinçin’in Gültepe bölgesindeki kentsel dönüşüm ardından TOKİ ile anlaşıldığında gecekonduları darmaduman edip insanları göçe zorladılar. Oradaki vatandaşların kimisine 80, kimisine 60 metrekare yer verdiler. Halbuki bu vatandaşlarımızın 500-600 metre arazileri vardı. İmar geçtikten sonra bu arazilerin çoğunu işgal ettiler.”
OKUR-YAZARLIĞI OLMAYAN İNSANLARIN MÜLKLERİNİ ALDILAR!
Hüseyin Durukalp, Abdal toplumunun eğitimde de geri bırakıldığına vurgu yaptı. Ankara’da yaşayan Abdal nüfusunun okur-yazarlık oranının düşük olduğunu söyleyen Durukalp, kentsel dönüşüm projesinin başlatıldığı süreçte hak ihlali yapıldığını söyleyerek şunları aktardı:
“Bir şekilde çoğunun tahsil durumunun çok düşük olması ve okur yazarlıklarının olmamasından dolayı insanların yerlerini alıp mağdur ettiler. Devlet o yerleri bedavaya alıp tekrar parayla insanlara sattı. Buradaki çoğu insan o dairelerin ücretini ödeyemedi ve devretmek, ardından da taşınmak zorunda kaldı. Sonrasında Ankara Valiliği kentsel dönüşüm adı altında Mamak Zirvekent’te bir sosyal konut yaptı. Abdalların çoğuna da çok düşük kiralarla orada ev tahsis etti. Durum böyle olunca halkın bir kısmı Kırıkkale, Kırşehir’e ana yurduna gitmek durumunda kaldı.”
“BİRLİK OLMAKTAN BAŞKA ÇAREMİZ YOK”
Hüseyin Durukalp, kentsel dönüşüm projesinin kendileri için büyük bir yıkım olduğunun altını çizdi. Çinçin’de cemevlerinin de yıkıldığını aktaran Durukalp, “Bu dağılmışlıktan sonra Abdallar biraz daha örgütlenmeye özen gösterdi” dedi.
Durukalp, Abdal toplumunun, üçüncü sınıf insan muamelesi gördüğünü belirterek sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:
“Yaşananlar sonrasında kurulan dernekler adı altında örgütlenilmeye gidildi. Şu anda Ankara’da yaklaşık 8 dernek var. Abdallar Derneği’ni de 2010 yılında kurduk.
Son 20 yıllık AKP hükümetine seslenmek istiyorum. Türkiye’de 81 ilin bir tanesinde Alevi vali, emniyet müdürü var mı? Biz eşit yurttaş olalım diye ne yapmalıyız? Hep ötekileştirilecek miyiz? Amerika’da siyahlar, Türkiye’de de bizler… Artık kimse bizlere sahip çıkmıyor. Sadece seçimden seçime hatırlanıyoruz. Ancak şu var ki Abdalların çok güzel kültürleri var. Anadolu’daki en büyük kültürlerden birisi Ablalara ait olandır. Yazılı bir kültürümüz olmadığı için kulaktan kulağa taşınmışlık var. Buna örnek olarak Karacaoğlan, Muharrem Ertaş, Çekiç Ali verilebilir. Bunlar bir nebze olsun Abdallığı yüceltti. Ama Muharrem Ertaş öldüğünde kimsenin haberi yoktu. Aynı şekilde Çekiç Ali 37 yaşında öldü ve kimsenin haberi olmadı. Örneğin Zurna üstadı Metin Öge UNESCO’nun ‘Yaşayan insan’ ödülünü almış birisi. Yani değerlerimizi kaybettikten sonra mı bilmemiz gerekir? İşte bu nedenlerden dolayı çok büyük göçler yaşanıyor. Ve bu büyük göçlerden birini de İzmir’e veriyoruz. İzmir’de 2 milyona yakın Abdal var. Türkiye’de ise 12 milyona yakın Abdal nüfusu var ancak bunların büyük bir kesimi asimilasyona uğramış. Tıpkı üçüncü sınıf vatandaş gibi.
Mamak’taki gecekondular; Dostlar Mahallesi, Araplar bölgesi 8 yıl önce kentsel dönüşüm adı altında yıkıldı ve buralardaki insanları asimile ettiler. İlk kurulan Halkevleri’nden birisi de buradaydı. İnsanlar birlik içindeydi. Bu asimilasyon önüne geçmek için örgütlü kalmak ve Hacı Bektaş Veli’nin dediği gibi iri, diri ve bir olmamız gerek. Bir olalım, başka çaremiz yok. Örgütlü toplum hiçbir zaman yıkılmaz.”
PİRHA- İzmir Altındağ’da yaşayan Tahtacılar, pandemiden kaynaklı uzun bir aradan sonra bir araya gelerek ‘Birlik Kurbanı’ gerçekleştirdi, lokmalarını paylaştı.
İzmir Bornova’ya bağlı Altındağ Mahallesi’nde yoğun olarak yaşayan Tahtacılar, pandemiden kaynaklı uzun bir aradan sonra bir araya gelerek ‘Birlik Kurbanı’ gerçekleştirdi. Herkesin gücü oranında katkı koyduğu birlik kurbanı kadınların kolektif emeğiyle hazırlanarak gelen misafirlere paylaştırıldı. Tahtacı Alevilerin köklü geçmişinin olduğu Altındağ Mahallesi’nde uzun yıllardır bu gelenek sürdürülüyor. Şehirleşme ile gelen yapılaşmalar sonucu Altındağ her ne kadar da mahalle ismini alsa da Tahtacılar bu mahalleye ‘köyümüz’ demekten vazgeçmiyor.
Tahtacı Kültür Eğitim Kalkınma ve Yardımlaşma Derneği Altındağ Şubesi öncülüğünde organize edilen Birlik Kurbanı’nda ayrıca kitap stantları açılarak, Tahtacılara dair paylaşımda bulunuldu.
“HER HANE GEZİLEREK KURBAN LOKMASI TOPLANIR”
Altındağ Mahallesi’nde doğup büyüyen Güler Aktaş, ‘Birlik Kurbanı’ geleneğinin çok eskilere dayandığını söyledi. Çok cemler gördüğünü sözlerine ekleyen Aktaş, geleneklerinin kendi aralarında halen yürüdüğünü belirterek, “Tahtacı derneği olarak Birlik Kurbanı gerçekleştirdik. Her hane gezilerek bu kurban için lokmalar toplandı. Toplanan bu lokmalar keşkek olarak hazırlandı. Bu düğün yemeğimizdir ve özel günlerde de yaparız. Önceden buğdayımızı kendimiz döverdik. Şimdi ise hazıra geldik. Kayınbabam çok dedelik yaptı. Eskiden cemlerimiz kalabalıktı. Şimdilerde gençlerimiz de ceme giriyor. Her sene cem yaparız. Geleneklerimiz, göreneklerimiz içimizde yürüyor” dedi.
“BU KÖYDE KADINLAR HEP BİRLİKTE”
Altındağ Mahallesi sakinlerinden Sultan Küçük ise, özellikle kadınların Yola dair hizmetlerde birlikte kolektif emekle iş bölümü yaptığını kaydederek, “Altındağ’da yani köyümüzde sürekli birlik adağı vardı. Araya pandemi girdi ve uzun zaman yapamadık. Az kişi katılıyordu. Buradaki gençler derneğin çalışmalarına katkı sundu ve birliktelik yakaladık. Kadınlar bu köyde hep birlikte. Nişan, düğün, cem, birlik kurbanı olduğunda hep birlikte çalışırız. Temennimiz birlik, beraberliğimizin güçlenmesidir” diye konuştu.
Lokmaların pişirilmesinin ardından dedenin gülbenkleri ile kurban lokmaları paylaşıldı.
PİRHA- Yunus ekipleri, Altındağ ilçesinde bir yurttaşı tekme tokat dövdü. Polis şiddetinden kaçmak isteyen O.P., amcasının işlettiği bakkal dükkanına sığınmak istedi ancak bu defa amca da polislerin saldırısına uğradı.
Söz konusu olay, Altındağ ilçesinde 20 Ocak’ta yaşandı. İddiaya göre; O.P. yolun karşısına geçerken bir araç süratli şekilde önünden geçti ve küçük bir çocuk ezilme tehlikesi yaşadı. O.P. aracın şoförünü uyardı. Ardından O.P. ile şoför arasında tartışma yaşandı. Olay yerine gelen Yunus ekibi, müdahalede bulundu. Yaşanan tartışma ardından Yunus ekibi, O.P.’yi tekme tokat dövmeye başladı.
Maruz kaldığı şiddet üzerine O.P., amcası F.P.’nin bakkal dükkanına sığınmaya çalıştı. Polisler, O.P.’yi dükkanın önünde de dövmeyi sürdürdü. Yeğenini kurtarmaya çalışan F.P. de polis şiddetine maruz kaldı.
F.P. ve O.P., yaşananlar ardından polisler hakkında şikayetçi olmak istedi. Ancak Yunus ekibinin amirinin, F.P. ve O.P.’den şikayetçi olmamaları konusunda ricada bulunduğu bildirildi. Amirin, F.P. ve O.P.’ye, memurları hakkında şikayetçi olmaları halinde kendi aleyhine sonuçlar doğacağını söylediği öne sürüldü. F.P. ve O.P.’nin, AKP Altındağ ilçe yönetiminin de araya girmesiyle şikayetten vazgeçtiği iddia edildi.
PİRHA-Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görev yapan personelin yüzde 70’inin enfekte olduğu iddia edildi. Hastane yönetiminin adeta kriz içerisinde olduğu belirtilirken, servislerde güvenlik personeli olmayışı sebebiyle hasta ziyaretlerinde de sınırlamaya gidilmediği aktarıldı.
Covid-19 pandemisiyle birlikte sağlık sektöründeki sorunlar da çığ gibi büyümekte. Aksayan sağlık hizmetlerinin yanı sıra hastane çalışanlarının da hayati tehlike barındıran ortamlarda iş üretmesi, var olan krizi daha da derinleştirdi.
Yaşadıkları hak ihlalleri sebebiyle Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi çalışanları da “Sesimizi duyun artık” dedi. Hastane ortamının bir bütün olarak tehlike barındırdığını dile getiren çalışanlar, hastane yönetiminin sorumsuz davrandığını aktardı.
HASTANEDE GÜVENLİK SKANDALI!
İsminin yazılmasını istemeyen bir sağlık çalışanı, Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde maruz kaldığı tüm şiddet ve ihlalleri PİRHA’ya anlattı. Sağlık hizmeti verilen tüm hastanelerde fiziksel saldırıların arttığına dikkat çeken hastane çalışanı, can güvenliğinden yoksun olduklarını söyleyerek şu bilgileri paylaştı:
“Birincisi servislerde güvenlik elemanları yok. Gündüzleri çalışıyor gibi gözüken ama aslında ortada olunmayan bir durum var. Resmiyette de bu güvenlik elemanları var görünüyorlar ancak belirli aralıklarla gelip bir iki saat durup, onun dışında gidiyorlar. Geceleri ise hastanede hiç güvenlik yok. Yani bu hastanede güvenlik elemanı yok diyebiliriz. Bu da şöyle bir sorunu beraberinde getiriyor; bir hastanın yanına geceleri istenildiği kadar hasta yakını gidebiliyor. Hatta tanımadığımız, bilmediğimiz insanlar bile gelip hastanenin koridorundaki sedyede yatıyor. Hemşire ve doktor, uyarı yaptığında, ‘dışarı çıkın’ dediğinde bu defa bizlere şiddet uyguluyorlar. Onun için bizler de geri adım atmak zorunda kalıyoruz. Yakın zamanda anestezi ve poliklinik bölümünde örnekleri oldu. Dayak yememek için artık herkes geri adım atıyor ve bütün çalışanlar tedirgin. Bu da sağlık çalışanının verimli çalışmasını sağlayacak bir durum değil. Durum böyle olunca sağlık çalışanları ‘nasıl iyi hasta bakarız’ yerine ‘işi nasıl hızlı bitirip kişiyi göndeririz’ diye düşünüyor.”
ZİYARETÇİ SINIRLAMASI OLMAYAN HASTANE!
Ankara Hastanesi çalışanı, bütün servislerde düzensiz çalışmaktan dolayı hemşire ve asistanların sürekli Covid olduklarını da söyledi. Hastane yönetiminin, salgınla ilgili hiçbir önleminin olmadığını aktaran sağlık çalışanı şu bilgileri verdi:
“Mesela bir hastanede hasta servise yatacaksa eğer hastadan Polymerase Chain Reaction (PCR) testi alınır. Eğer hasta ‘pozitif’ ise Covid servisine yönlendirilir ve o serviste tedavisine devam edilir. Ama eğer hasta ‘negatif’ ise bu defa tedavi olacağı alandaki servise yatırılır. Ve o hastanın bakımı için bir refakatçiye ihtiyaç varsa evrensel uygulanan testler yapılır. Ama bu hastanede kesinlikle böyle kural yok. Hiç kimseden test alınmıyor, hasta yatacaksa eğer hemen yatırılıyor. Hastaların yanlarına günler boyunca 20-30 kişi; hasta yakını girip çıkabiliyor. Bu gelen ziyaretçilerden hangisinin pozitif hangisinin negatif olduğunu anlayamıyorsunuz. Doğal olarak şu anda sağlık çalışanları enfekte durumda.”
HASTANE YÖNETİMİNDEN ÇALIŞANLARA ‘NEDEN HASTALANIYORSUNUZ?’ SORGUSU! Verilen bilgiler doğrultusunda Ankara Hastanesinde şu anda tam bir kriz hali söz konusu. Aktarılanlara göre, her serviste çalışanların yüzde yetmişinin hasta olduğu iddialar arasında.
Covid sebebiyle servisteki asistan ve hemşire sayısının azaldığı, bu nedenle de mecburen gelen hasta sayısında da sınırlamaya gidildiği iddialar arasında. Hastane işleyişinde hiçbir işin yetiştirilemediğini söyleyen sağlık çalışanı, “Basına hiçbir şekilde bilgi sunmayacağımıza dair zaten yazı imzalatıyorlar. Belirtmek isterim ki bu işte o kadar çok siyaset dönüyor ki, halbuki biz bir hastaneyiz ve önceliğimiz hasta bakmak olmalı. Ancak seçilen yöneticilerinin hepsi iş bilmez ama iktidar yanlısı karakterler. İdare amiri olarak belirlenmiş biri biz sağlık çalışanlarına ‘Siz neden hasta oldunuz?’ diye soruyor” diyerek yaşadıkları baskıya işaret etti.
FAHİŞ KANTİN FİYATLARI!
Altındağ ilçesindeki Ankara Hastanesi’nde yaşananlar bunlarla da sınırlı değil. Çalışanların aktarımlarına göre hastane içerisindeki kantinlerin de usulsüz şekilde fiyatlandırma yaptıkları söylendi. Ankara Hastanesi’ni tercih edenlerin, düşük gelirli kesimden oluştuğuna dikkat çeken sağlık çalışanı “Kurye aracılığı ile dışarıdan getirdiğim bir gıda ürünü 4,75 liraya mal oluyor ancak hastane kantininde aynı ürün 10 liraya satılıyor” ifadelerini kullandı.
PİRHA- Ankara’nın en yoksul mahallelerinden olan Çinçin’de yaşayan yurttaşlar ekonomik krizden en çok etkilenen kesimlerden biri oldu. Ötekileştirildiklerini söyleyen Çinçinli Abdal yurttaşlar, yaşadıkları geçim sıkıntısını PİRHA’ya anlattılar. Yurttaşlar, “Her şeye zam geldi. Herkes geçim sıkıntısı çekiyor. Gelirden çok giderimiz var. Hükümetten çok şikayetçiyiz. Halkın hiçbir sorunuyla, sıkıntısıyla ilgilenmiyor” dedi.
Yeni yılla birlikte birçok temel ürüne fahiş oranlarda zamlar geldi. Yaşanan zam furyası yurttaşın alım gücünü iyice düşürdü.
Ankara’nın en yoksul mahallelerinden olan Çinçin’de yaşayan yurttaşlar ekonomik krizden en çok etkilenen kesimlerden biri oldu. Burada yaşayan insanların çoğu işsiz ve sosyal güvenceden yoksun. Çoğunun devamlı bir işi ve düzenli bir geliri yok.
Ötekileştirildiklerini söyleyen Çinçinli Abdal yurttaşlar, yaşadıkları ekonomik zorlukları ve geçim sıkıntısını PİRHA mikrofonuna şu sözlerle anlattılar:
“DÜZENLİ BİR İŞİMİZ YOK”
Bir Abdal yurttaş, “5 tane çocuğum okula gidiyor. Geçinemiyoruz. Düzenli bir gelirimiz yok. Her şeyimiz borç, ödeyemiyoruz” dedi.
Bir başka yurttaş, “Bizim buradaki gecekondularımızı yıktılar. Yerine apartmanlar diktiler. Onları da bize yüksek fiyatlardan satmaya çalıştılar. Bizim onları alacak gücümüz yok. Burada yaşayan insanların hiçbirinin düzenli bir işi yok. Bir dolmuş olmuş 5 lira. Taksinin açılışı 20 lira. Mazot desen almış başını gitmiş. Benim arabam var. Bir haftadır kapının önünde yatıyor. Bir yere gidemiyorum. Ben boya işleriyle uğraşıyorum. İş olursa yapıyorum, olmazsa boştayım. Kiramı falan eş, dost, büyüklerden borç alıyorum. Sonra ödüyorum. Bazı zamanlar oluyor ki elektriğimizi, suyumuzu ödeyemiyoruz. Ekonomimiz çok kötü durumda” diye konuştu.
“HÜKÜMETE ÇOK KIZIYORUZ”
Abdal yurttaşlar şöyle devam ettiler:
*“Biz evde 10 kişi yaşıyoruz. İnanın ekmek, yağ alacak gücümüz yok. Bir yağ 120 lira olmuş. Bunu nasıl alabiliriz? Biz küçücük yağ alıyoruz iki günlük yemeğimiz çıkıyor. 10 kişiye yetmiyor. Kendimizden kısıp çocuklarımıza yediriyoruz. Ben emekliyim. Emekli maaşımla 10 kişiye bakmaya çalışıyorum. Çocuğum işsiz. Sadece emekli maaşı ile elektrik, doğalgaz, su, gıda harcamamızı karşılayamıyoruz, yetiştiremiyoruz. Çocuğuma çeyiz yaptım. Onun parasını ödeyemedim. O yüzden icra geldi. Fakir fukarayı artık devlet görsün. Devlet bizi öldürdü. Artık yeter. Bu zamlara bir son versinler. Hükümete çok kızıyoruz.”
“ÇİNÇİN’E HİÇ HİZMET GELMİYOR”
*“Burası ötekileştirilmiş bir mahalle. Biz Çinçinliyiz dediğimizde insanlar bizden uzak duruyor. Bizimle arkadaşlık etmek istemiyorlar. Ailemiz çok zor geçiniyor. Gecekondularımızı yıkıp yerine TOKİ yaptılar. Bize ev vermediler. O yüzden buradaki insanların çoğu daha uygun fiyatlardaki yerlere taşındı. Mahalleyi terk etmek zorunda kaldılar. Buraya hiç hizmet gelmiyor. Yollarımızın halini görüyorsunuz. Çukurambar’a bakın, Çankaya’nın diğer yerlerine bakın bir de buraya bakın. Neden buraya hiçbir şey yapılmıyor?
Buraya kentsel dönüşüm geldi. Biz gecekondularımızdan memnunduk. Burada herkes birbirini tanıyordu. Dayanışma vardı. Bir evde yemek pişti mi diğer evlere de giderdi. Şimdi buradakilerin yarısı başka yerlere gitti. TOKİ’den ev alabilenler de oraya geçti ama mahallemizin yapısı bozuldu. Eski belediye başkanı Melih Gökçek zamanında buraya hiçbir şey gelmiyordu. Şimdi yine biraz geliyor. Mansur başkan kömür, doğalgaz, gıda yardımları yapıyor burada yaşayanlara. Gelecekten hiçbir umudum yok. Ben bir genç olarak burada yaşamanın zorluklarını her zaman hissediyorum.”
“ÇOCUĞUMA İSTEDİĞİM GİBİ GIDA ALAMIYORUM”
*“Benim yeterince yakacağım yok. O yüzden komşunun atacağı gardırobu aldım, parçaladım. Onu eve götürüp yakacağım. Rahatça ısınamıyoruz. 24 saatte sadece bir kere sobayı yakabiliyoruz. Belediye yardım ediyor ama yeterli gelmiyor. 600 lira veriyorlar. 600 TL zenginlerin çocuklarının kahvaltı parası ama bize verip bir ay geçinin diyorlar.”
*“Ben işsiz bir babayım. Çocuğuma istediğim gibi gıda alamıyorum. Onun bez gibi ihtiyaçlarını karşılayamıyorum. Anne baba olarak kendimizden kısıyoruz ama yine de yetiştiremiyoruz. Her şeye zam geldi. Herkes geçim sıkıntısı çekiyor. Gelirden çok giderimiz var. Hükümetten çok şikayetçiyiz. Halkın hiçbir sorunuyla, sıkıntısı ile ilgilenmiyor.”
“BURADAKİ İNSANLARIN YAŞAMAYA HAKKI YOK MU?”
*“Burası Altındağ Çinçin. Burada her evde 5 tane mahkum, 10 tane çocuk var. Bu insanlar ne yiyip ne içecek? Dolmuş parası 5 lira olmuş. İnsanlar hapishaneye görüşe gidemiyor. 10 liraya 3 ekmek alabiliyoruz. Burası Altındağ Çinçin diye buradaki insanların yaşamaya hakkı yok mu? Hırsızlık mı yapalım, banka mı soyalım? Nasıl yaşayabiliriz? Asgari ücret 4 bin 250 TL oldu. Bunu yapsan ne olur? Her şeye iki katı zam geldi. İkametgah adresimiz Çinçin olduğu için kimse bize iş de vermiyor. İşe almak da istemiyor. Buranın insanıyız diye farklı gözle bakıyorlar bize.”
PİRHA-Ankara’nın Çinçin semtinde yaşayan Abdallar, “Bizim için yol kardeşliği; yani müsahiplik, yaşam kavramından da daha üstündür. ‘Eline, beline ve diline sahip ol’ kavramı müsahiplik içerisindedir” diyerek Alevi toplumuna müsahip olmaları yönünde çağrı yaptılar.
Altındağ ilçesinde yeralan Çinçin semti, Ankara’nın en eski gecekondu yerleşkelerinden biriydi. 2000’li yıllardan sonra bölge sakinleri, TOKİ eşliğinde yapılan yıkıma engel olamadı. Yılların komşuluk ilişkisi, büyük ölçüde yok olup gitti.
Yaşananlara karşı koyan bir kesim var ki onlar da Çinçinli Abdallar oldu. Nüfus olarak çok az kalsalar da halen bölgedeki sınırlı sayıdaki gecekondularda hayatlarını idame ettirebiliyorlar. Bunu hem de Aleviliğin temel kuralı olan müsahipliği yaşantılarından hiç çıkartmayarak yapabiliyorlar.
BÖLGENİN TEK CEMEVİ DE YIKILDI!
Çinçin semti bir Alevi yerleşkesiyken bugün o izlenimde bulunmak çok zor. Bölge sakinleri, geçmişte nüfusun yarıdan fazlasının Alevi olduğunu vurgulayarak, kentsel dönüşüm sonrasında dengelerin de değiştiğini söylüyor.
Yurttaşların geçmişte cemlerini yapmak için inşa ettiği tek yapı, önce yakılıyor ardından ise TOKİ eliyle yıkılıyor. Aradan yıllar geçmesine karşın o molozlar yerinden de kaldırılmıyor. Cemevine yönelik yapılan bu yıkım camiler konusunda ise bir hayli ‘yapıcı’ oluyor! Bölgede kentsel dönüşüm sonrası 10’a yakın cami inşa ediliyor.
TÜM MAHALLELİNİN MÜSAHİP OLDUĞU BİR SEMT!
Çinçinli Abdal Aleviler, tüm bu baskılara rağmen inançlarının temeli olan ‘ikrar verme ve müsahiplik’ kültüründen hiç uzaklaşmadı. Bölgede yaklaşık 60 müsahibin olduğunu belirten Bayram Toplayan, “Bizim için yol kardeşliği, müsahiplik, yaşam kavramından da daha üstündür” dedi. Toplayan, müsahipliğin kendileri için ne anlam ifade ettiğini şu sözlerle anlattı:
“Biz Abdalların gözünden değil, Muhammed ve Ali’den bu tarafa müsahip kardeşliği, ahiret kardeşliği, ikrarı vardır. Biz bu kavramın üzerinde halen devam etmekteyiz. Şu anda Ankara Altındağ bölgesinde halen müsahip olmayı bekleyenler var. ‘Eline, beline ve diline sahip ol’ kavramı müsahiplik içerisindedir. Müsahiplik, Hakk, Muhammed, Ali’ye bağlılıktır. Onların verdiği ikrar üzerinde müsahipliğimiz devam eder. Aynı ikrarı verip hiçbir zaman için de o yoldan çıkılmaz. Yoldan saptığınız zaman yol düşkünlüğüne girilir.”
“DÖRT CAN BİR CAN OLDUK”
Bayram Toplayan, 1993 yılında müsahip olduklarını belirterek, müsahipleri ile 30 yıl içerisinde sıkı bir birliktelik kurduklarını anlattı. “Hiçbir şekilde, ne müsahip kardeşlerim beni incitmiştir ne de ben müsahip kardeşlerimi incitmişimdir” diyen Toplayan, şunları anlattı:
“Müsahiplerim, öz kardeşlerimden daha bana yakınlar. Ali’nin ve Muhammed’in yolunda Hakk’ın birliğinin altında birbirimize öz kardeşlerden daha yakınız. Çünkü dört can bir can oluyoruz. Bir avuç tuzda dahi hak geçmeyecek. Tuz hakkı çok önemlidir. Eğer ki ‘bu tuzdan bir parça fazla alıp müsahip kardeşime eksik vereyim’ dersen müsahipliğin değil, kabrin karadır!
Müsahibin müsahibine senede 3 sefer söz hakkı vardır. Bunlardan 3’ü de müsahip kardeşini denemektir. Örneğin müsahip kardeşinizin bir zorluk karşısında gücü yetmiyor ve benim gücüm yetiyor. Mesela yıl kurbanı keseceğiz ve müsahip kardeşim bana gelip diyor ki ‘gel bu sene kurbanımızı keselim, yolumuza, erkanımıza devam edelim’. Ben de diyorum ki ‘benim param yok, gücüm yetmiyor, seneye olsun’. İşte o zaman olmuyor. Dört can bir can oldun ya bu sene müsaip kardeşimin parası var ise ve benim param yoksa seneye benim olur müsahip kardeşime ben giderim. İşte kardeşlik bağı burada. Yani müsahip kardeşime gidip halini hatırını sormazsam o müsahiplik değildir.”
“KILDAN İNCE KILIÇTAN KESKİN, SEN BU YOLU GÜDER MİSİN?”
Bayram Toplayan, kentsel dönüşüm sonrası müsahip kardeşleri ile mesafe olarak biraz uzak kaldıklarını belirterek “Müsahiplerimizle her gün görüşemesek de sık sık telefon açıyor ya da görüntülü arama yapıyorum. Birbirimizin durumunu, sağlığını soruyoruz. 30 senedir bu şekilde devam eder” dedi.
Bayram Toplayan, müsahipliğin zor bir yol olduğu vurgusunu da sözlerine ekledi. Toplayan, müsahipliğe ilk nasıl adım attığını da anlatarak şu aktarımı yaptı:
“Bazı tanıdıklarım ‘ben de müsahipliğim, ikrar verdim’ diyorlar. Ben de bazen ‘nasıl müsahip oldunuz?’ diye soruyorum. ‘Dede geldi, bizlere pençesini vurdu ve müsahip olduk’ diyorlar. Ama müsaihiplik öyle olunmaz. Müsahipliğin erkanı, yolu, süreği vardır. Dedenin, babanın, cemaatin huzuruna çıkmak vardır.
Müsahip olacağım zaman ben çok ağır hastaydım. Doktorlar, bana yaşama şansı da vermiyordu. Müsahip kardeşim gelip ‘müsahip olalım’ diye söyledi. Aynı günün sabahı anne ve babamız, elimize kurban parası verdi. Kış ayıydı ve Ankara’da kar yağıyordu. Çıktık, kurbanı alıp geldiğimiz gibi aynı gece örtüye girdik. Ali’nin Muhammed’e, Muhammed’in Ali’ye verdiği ikrarı, dede ve babanın huzurunda verdik ve biz müsahip olduk.
Tabi o gün bize sordular;
‘Ey talip, demirden leblebi yiyemezsin
Ateşten gömlek giyemezsin
Kıldan ince kılıçtan keskin
Sen bu yolu gidemezsin. Var git’ deyip bizi kovdular.
Ardından tekrar içeri alındık ve bize ‘Neden geldiniz?’ diye sordular.
‘Biz, Allahın yolu üzerinde, Hakk’ ın buyruğu üzerine, Muhammed’in Ali’ye, Ali’nin Muhammed’e verdiği ikrarı vermeye geldik’ dedik. Bizi üçüncü kez içeri alıp
‘Kıldan ince kılıçtan keskin
Sen bu yolu güder misin’ diye sordular.
‘Eyvallah’ dedik. Bu kapı eyvallah kapısıdır. Eğer ki ‘eyvallah’ diyemiyorsan bu yolu güdemezsin. Eğer ki ‘eyvallah’ demiyorsan ne ceme girebilirsin ne müsahip olabilirsin ne de bu yolu güdebilirsin.”
“GİT ÇORABININ TEKİNİ BUL!”
Bayram Toplayan, geçmişte bütün büyüklerinin de müsahip olduklarını belirterek, müsahip olmayanı ise ‘taraatlı’ olarak isimlendirdiklerini söyledi. ‘Taraatlı’ teriminin kendilerinde ‘inanç konusunda eksik olan’ anlamı taşıdığını belirten Toplayan, “Müsahip olmayana ‘Git çorabının tekini bul’ derlerdi. Yani ‘git müsahip kardeşini bul’ mesajı veriliyordu” ifadelerini kullandı.
Toplayan, şehirde müsahipliğin yaşanmasının zor olduğu söylemine de karşı geldi. “Hiçbir zorluğu yok” diyen Toplayan şöyle devam etti:
“Olabildiğince çocuklarımızı da müsahip olmaları yönünde yönlendiriyoruz. Çocuklarım da şu an müsahipli. Bizler Türkmen Abdallarıyız. Aslımız Horasan’dan geliyor. Ve halen bizde ikrarsız yola girilmez. Büyüklerimiz Ankara Altındağ’ın Aktaş Mahallesi’nin temelini atan kişilerdi. Cemlerimizi de hep gecekondularda yaptık. Kesintisiz olarak cemlerimize, müsahipliğimize, ikrarımıza, yol ve birliğimize devam ediyoruz. Bundan dönüşümüz de yok.”
“DARDA KALDIĞIMIZDA BİRBİRİMİZE KOŞARIZ”
Bayram Toplayan’ın müsahibi Veli Doğanoğlu da duygularını paylaştı. 30 yıla yakın müsahip olduklarına vurgu yapan Doğanoğlu, ‘Ali’nin, Muhammed’in kurmuş olduğu yoldan gidiyoruz” dedi. Doğanoğlu, müsahipliği öz kardeşlikten daha üstün gördüğünü belirterek “O benim şefaat kardeşim. O nedenle en mühim olan müsahip kardeşliğidir.
Darda kaldığımızda, başımıza bir iş geldiği zaman birbirimize koşarız. Bu yola giren bir daha kopmaz. Kesinlikle tüm topluma da öneriyorum. Çocuklarıma da hep bunun güzelliklerini anlatıyorum” ifadelerini kullandı.
“MÜSAHİPLİĞİ GÖNÜL GÖZÜ İLE GÖRMELİ, YAŞAMALI”
Müsahip kardeşlerden Filiz Toplayan ise “Müsahip olmadan önce insan, bir boşluk içerisinde gibi. Müsahip olunca insan olduğunu da anlıyorsun. Dünyaya nasıl ve neden geldiğine anlam veriyorsun” sözleriyle düşüncelerini paylaştı.
Müsahipleri ile olan bağını da anlatan Filiz Toplayan, “Her gün olmazsa da birbirimizi arıyor, gidip geliyoruz. Müsahip kardeşim şu an hasta. Elimizden geldiğince yanına gidiyoruz. Acımızı, tatlımızı paylaşıyoruz. İnsanlar, müsahipliği gönül gözü ile görmeli, yaşamalı.
Filiz Toplayan, “Toplumumuz gittikçe Sünnileşiyor” diyerek Alevi inanç değerlerinin yok olmaması için şunları söyledi:
“İnsanlarımız yaz boyunca tatile gidiyor. Sonrasında ise görülecek kurbanlar oluyor ve cem vakti geliyor. ‘Hadi cem yapalım’ deyince ‘para yok’ deniyor. Zevke sefaya para var da neden hizmete gelince para yok?
Şehir ya da köy fark etmez, uzayda da yaşasan insan aynıdır, içinde ne varsa o. Bizler yeri geldiğinde dairede ‘Erkan altı’ yapıyorduk. ‘Şehirde hizmet yürütülmüyor’ da ne demek? İstersem evimde, istersem de bir baraka altında ibadetimi yaparım, kim ne diyebilir?”
PİRHA-Ankara’nın Altındağ ilçesinde yapılan kentsel dönüşüm nedeniyle gecekondularla birlikte bölgedeki tek cemevi de yıkıldı. Alevi yurttaşlar, cem hizmeti için uygun mekanlarının olmadığını belirterek “Şu an civarda 9 cami var. Tek cemevimiz ise önce soyuldu, ardından yakıldı; en son kentsel dönüşüm sebebiyle de tümden yıkıldı” açıklamasını yaptı.
Ankara’nın varoş semti olarak tanımlanan Çinçin, kentsel dönüşüm adı altında adeta moloz yığınları içerisinde bırakıldı. Gecekonduların yoğun olduğu bölgede yaşayan Abdallar, bugün yüksek blokların arasında hapsolmuş durumda.
ÇİNÇİN’DEKİ TEK CEMEVİYDİ!
Abdal yurttaşlar, civardaki gecekondularla birlikte yakılıp yıkılan mahalledeki tek cemevi için yeniden kolları sıvadı. Kendisi post babası olan Bayram Toplayan, mahalledeki cemevine dönük saldırıları şu sözlerle özetledi:
“Çinçin’de, Aktaş Mahallesi’ndeki Abdallar Cemevi, bir gecekondu içerisinde, 1986 yılından 2017’ye kadar kesintisiz hizmet sürdürdü.
Kentsel dönüşümle birlikte cemevini yıktılar. Tabii cemevini önce soydular, sonra yaktılar, ardından da yıktılar. O günden sonra cemlerimiz tamamen bitti. Bunun üzerine biz de köhne evleri bularak tadilattan geçirdik. Ardından da o evlerde cemlerimizi yürüttük. Fakat günümüzde gecekondu kalmadığı için daire ve binalarda cem yapamıyoruz. Cem yapamadığımız için de bizden sonra gelecek çocuklarımızın hepsi yozlaşıp Alevilikten uzaklaşıyor. O yüzden bizim buraya bir cemevi ihtiyacımız var.
Ben bir rehber, post babası olarak, canları topluyorum. Bizim ‘erkan altı’ veya ‘perşembelik’ dediğimiz günlerde 50-60 kişi toplanacağımız yerde 8-10 kişiyle erkanlarımızı devam ettiriyoruz. Fakat yetmiyor, çünkü çocuklarımıza yol gösteremiyoruz.”
“ALEVİLİK SÜNNİLİĞİN İÇERİSİNDE RESMEN ERİTİLİYOR”
Bayram Toplayan, Altındağlı Aleviler olarak cemevi yapmak için çabalarının sürdüğünü de belirtti. Toplayan, “Cemevi yapımı için maddi gücümüz yok. Yardım ve birliğe ihtiyacımız var” diyerek şunları dile getirdi:
“Geçmişte Altındağ Belediyesi’ne giderek cemevi talebimi ilettim. Belediye başkanı ile görüşmek istediğimi belirttim. Nedenini sordular, ben de cemevi talebimiz olduğunu söyledim. Bunun üzerine görüşme yapamadım. Kaymakamlık, Valilik ve daha birçok adrese de giderek taleplerimi belirttim. Ayrıca CHP’li arkadaşlarımız da bizlere söz verdi. ‘Size cemevi yaptıracağız’ dediler. Zaten oylarımız CHP’lilerin ama yolundan dönen arkadaşlarımıza da diyoruz ki ‘bu verdiğiniz söz ikrardır’. Bize hiçbir şekilde yardım etmediler,ki Alevilikten, birlikten, beraberlikten bahsediyoruz. Hani birlik, beraberlik? Alevilik nerede? Alevilik bu ülkede azınlık mi? Hayır değil. Hatta çoğunluktur. Alevilik cumhuriyetin temel direğidir. Ama bize yolumuzu unutturuyorlar. Alevilik Sünniliğin içerisinde resmen eritiliyor.
Örneğin mahallemizde bir gencimiz evlenecek. Nikah kıyılacağı zaman bir dede ya da babayı çağıracakları yerde Hoca çağırıyorlar. Hoca da Hanefi ya da Şafi mezhebi üzerine nikah kıyıyor. Böylelikle o gençleri ya Şafi ya da Hanifileştiriyorlar.”
“ÇİNÇİN’E BİR CEMEVİ AÇILMASI İÇİN DESTEK OLSUNLAR”
Bayram Toplayan, mahallelerinde cemevi olmadığı için gençlerin yozlaştığına da vurgu yaptı. “İnsanlarımızın Alevilikten önce talipliğini bilmesini istiyoruz” diyen Toplayan, şunları söyledi:
“Taliplik, Alevilikten de öncedir. Taliplik, Ehlibeyt’e hizmet etmektir. Eğer Ehlibeyt’in süreğini süremiyorsak ne talibiz ne de Alevi. Bu yüzden acilen bütün Alevi derneklerine, vakıfların, belediye başkanlarına ricamız, bize yardım ve destek olsunlar. Çinçin bölgesine bir cemevi açılması için destek olsunlar. Madem Aleviysek, madem birlik ve beraberlik içerisindeysek, birliği ve beraberliği burada görmemiz lazım.”
“GENÇLERİMİZ YOZLAŞIP, YOBAZLAŞMASIN”
Bayram Toplayan, Alevi örgütlerinin, Çinçin bölgesindeki Alevi yurttaşlar ile herhangi bir bağ kurmadıklarını da ifade etti. Toplayan, asimilasyon vurgusu yaparak şu yorumda bulundu:
“Alevi örgütleri en son 2010 yılında bu bölgeye gelmişlerdi. Geçmişte Abdallardan ders alan dedeler, sonra buraya uğramadı. Biz Abdallar, yıllarca dedelere yol gösterdik. Onlardan tek isteğim, Aleviliğin, Ehlibeytin, 12 İmamların süreğini sürmek için bize el uzatsınlar. Sadece Hakk, Muhammed, Ali’nin yolundan, birliğinden, beraberliğinden bizim de çocuklarımız eksik kalmasın. Gençlerimiz yozlaşıp, yobazlaşmasın. Yani tek kelime ile Yezitleşmesinler.”
Bölge sakinlerinden Hakan Kaya da Alevi toplumunun yıllardan beri ezildiğini ifade etti. Kaya, uzun yıllardır Çinçin bölgesine bir cemevi yapmak için mücadele ettiklerini belirterek şunları söyledi:
“Bu ülkede her vatandaşın olduğu gibi bizim de anayasal hakkımız var. Herkesin ibadethanesi varken bizlerin neden cemevi yok? Mahallemizde yaklaşık 9 tane cami var ama bir tane cemevi yok. Bölgenin yaklaşık yüzde yetmişi Alevi. Biz yıllardan beri valiliklerden, kaymakamlıklardan, hükümetten gerekse de Alevi toplumundan destek almak istedik ama yıllarca Abdal topluluğu hor görüldü. Ben bu ülkenin vatandaşıyım, ben de vergi ödüyorum.
Örnek olarak 2019 yılında yaşadığım bir anımı anlatmak isterim. Veysel Tiryaki’nin (AKP’li) Altındağ Belediye Başkanlığı’na aday olduğu toplantıya gitmiştim. Orada kendisine ‘Neden bir cemevi yok? diye söylediğimde ‘Cemevi ibadethane değildir’ karşılığını verdi. Bir cemevi talebimize dahil her zaman dirsek gösterildi.
“BİR ŞUBE DE ÇİNÇİN’DE YAPILAMAZ MIYDI?”
Abdal topluluğu olarak biraz daha eğitimden uzağız, okuyamıyoruz. Zaten insanlar, ekonomik güçlük çekiyor. Bu süreçte örgütlenip bir cemevi açma gibi şansımız da yok. Ama örgütlü yapı olarak Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ni düşünelim. Bir şube de Çinçin’de yapılamaz mıydı? Çok da güzel olurdu. Ama biz burada yalnız bırakıldık. Biz de artık çocuklarımızı eğitebilelim. Bizim çocuklarımız yozlaştırılmasın, asimile edilmesin. Ankara’nın birçok bölgesinde Abdal toplulukları var ama sahipsiziz. Gittiğiniz her yerde ‘Aman işte Abdal değil mi ya’ tavrı ile karşılaşıyoruz. Her dönem bizim ağzımıza bir bal çalınıp sonrasında toplumumuz ötekileştirilmiş. Artık yeter. Cemevi olmadığı için gençlerimiz öğrenemiyor.
Ama işin bir de şu boyutu var ki başka bölgelere gittiğinizde bu kadar müsahibi bir arada bulamazsınız. Örneğin Muharrem ayında tek bir Abdal’a dahi et yedirip su içiremezsiniz.”
“ASİMİLASYON İÇİN ÇİNÇİN’E FARKLI ROLLER BİÇİLDİ”
Hakan Kaya ise, son olarak kentsel dönüşüm projesi ile asıl amaçlananları da şu sözlerle sıraladı:
“Bölgedeki sol yapıyı bozmak için öncelikle bölgedeki evlerimiz yıkıldı. Ardından Çinçin için farklı roller biçildi. Amaçları ‘asimile yapalım ki yolundan ve örgütlülüğünden kopsunlar’ yönündeydi. Bu bir projeydi ve iyi başardılar diye düşünüyorum.
Bunların önüne geçebilmek için bölgede Abdallar derneğini açabilmemiz için bizlere destek olunmalı. Ardından cemevimizi açmamız için de yine yardım edilmesi gerekir.”
PİRHA- Ankara’nın Altındağ ilçesinde geçtiğimiz hafta yaşanan mültecilere yönelik ırkçı saldırıların ardından PİRHA’ya konuşan mahalle sakinleri, “Aslında hükümetin mülteci politikasına karşı bir öfke vardı ve amaç bunu protesto etmekti. Daha sonra yönlendirmeler ve dışarıdan gelen müdahaleler sonucunda olaylar farklı yönlere evrildi. Suriyeliler şimdi dışarı çıkamıyor. Belirsiz bir ortam var, eski halimize dönmek istiyoruz” dediler.
Ankara’nın Altındağ ilçesinde bulunan Önder Mahallesi’nde yaşanan mültecilere yönelik saldırıların üzerinden 1 hafta geçti. Olaylarla gündeme gelen mahallede bu aralar sessizlik hakim. Mahallenin giriş çıkışlarında polis kontrol noktaları kurmuş durumda. Ayrıca mahallenin içerisinde sivil ve resmi polisler sürekli gezerek kimlik kontrolü yapıyor. Basının girmesi ve çekim yapması ise ‘yasak’ denilerek engelleniyor.
Yaşanan olaylardan sonra mahalle sakinleri tedirgin olduklarını ve korku yaşadıklarını belirtiyor. Herkes kendi arasında yaşananları konuşsa da çoğu basına röportaj vermek istemiyor.
21 yıldır Hüseyin Gazi Mahallesi’nde oturan Onur Özdemir ve ismini vermek istemeyen bir mahalle sakini o gün yaşadıklarını ve tanık oldukları olayları PİRHA’ya anlattılar.
“HÜKÜMETİN MÜLTECİ POLİTİKASINA KARŞI BİR ÖFKE VARDI AMA FARKLI YÖNLERE EVRİLDİ”
Onur Özdemir olayların mahallelerinde öldürülen gençten sonra başladığını ve hızla yayıldığını ifade ederek şunları dile getirdi:
“Mahalleli ilk önce sadece yaşanan bu ölümlü durumu protesto etmek amaçlı sokağa çıktı. Hem hükümete hem de diğer siyasi partilere mülteci politikasından dolayı bir öfke duyuluyordu. Tepkiler mülteci politikasına yönelikti. Yani devlete yönelik aslında diyebilirim. Bu şekilde başladı. Sonrasında mahallemizle hiç alakası olmayan -özellikle söylüyorum bunu- mahallemizle ilgisi olmayan, tanımadığımız gençler mahalleye geldi. Bunlar geldikten sonra da olay farklı yönlere gitti. Mültecilerin dükkânlarına, evlerine saldırmaya başladılar. Bu olaylar olurken de bir engelleme olmadı. Yani polis vardı ama engellemeye yönelik hiçbir şey yapılmadı. Polisler herhangi bir eylemde ki gibi tavır göstermediler. Bir yönlendirme yapıyorlarmış gibi davrandılar.
Dışarıdan gelen gençler de aynı şekilde kitleyi, sokağa çıkan mahallelileri yönlendiriyorlardı. Saldırmaları yönünde kışkırtıyorlardı. O gençler geldikten sonra zaten olaylar farklı yöne gitti. Sanki birileri o gençleri buraya bilinçli olarak çağırmış. Özellikle hükümete karşı protesto eylemi gerçekleştirmek isteyen insanları farklı yönlere yönlendirmeye başladılar. Bu gençler bozkurt işaretleri yapıp, tekbir getiriyorlardı. Dükkanlara, sağa sola, evlere saldırmaya başladılar. Aslında hükümetin mülteci politikasına karşı bir öfke vardı ve bunu protesto etmekti amaç ama daha sonra yönlendirmeler ve dışarıdan gelen müdahaleler sonucunda farklı yönlere evrildi.”
“BİR KADIN ‘KÜRTLERİ SALLANDIRACAKSIN’ DEDİ”
Bunun sadece Suriyelilere karşı yapılmış bir saldırı olmadığını ve bir Kürt olarak tedirginlik duyduğunu belirten Özdemir, “Bir Kürt olarak ben de çok endişelendim. Olayların başladığı gece ben olayların içerisindeydim. Akşam evime gittiğimde orada tanık olduğum şeyleri anlatmak istiyorum. Oradaki insanlar -özellikle birkaç kadın vardı- onlardan şunları duydum; ‘Suriyelileri göndeririz ardından Kürtleri göndereceğiz’ dediler. Ve sonrasında bir kadın da şöyle dedi, -hiç kulağımdan gitmiyor çünkü çok korktum, çok tedirgin oldum- ‘Kürtleri sallandıracaksın’ cümlesini kurdu. Ve bu beni çok korkuttu. Bir baba olarak hala da bu tedirginliği yaşıyorum. Ben 21 yıldır bu mahallede oturuyorum ve böyle bir şeye hiç şahit olmamıştım. Çünkü 21 yıldır burada komşularımızla birlikteyiz ve hiç sorun yaşamadık. Beraber yiyoruz, beraber içiyoruz, beraber geziyoruz, birçok şeyi birlikte yapıyoruz. Ama böyle bir olayı ilk kez gördüm” diye konuştu.
“MAHALLE ABLUKA ALTINDA”
Polisin olayları engellemediğini vurgulayan Özdemir, şöyle devam etti:
“Hiçbir engelleme çabası içerisine girmediler. Burada 5 bin kişi toplandı neredeyse ve sadece 50 tane çevik kuvvet polisi vardı diyebilirim. Yani bu tür olaylarda 50 tane 100 tane çevik kuvvet polisi gönderilmez. Tüm polislerin buraya yığılması gerekiyordu. Ve bu polisler insanları dağıtmak için ellerinden geleni yapmalıydılar ama hiçbir şey yapmadılar. Kitle bir araya gelmesin diye polis yönlendirme yapıyordu sadece. Hükümeti protesto eylemlerine dönüşecek diye yapılıyordu bu. Çünkü toplanan kitle, ‘mültecileri istemiyoruz’, ‘bunları başımıza siz getirdiniz’, ‘Allah belanızı versin’ gibi söylemlerde bulunuyordu. ‘Bunların sorumlusu sizsiniz’ diyordu hükümete. Bu tür söylemler başladığı noktada polis orayı dağıtıyordu ve yönlendirme yapıyordu. 20 kişi, 30 kişi olarak insanları ayrı ayrı yerlere dağıtıyordu. Dışarıdan gelen kitle, o gençler mahallemizdeki Suriyelilerin dükkanlarını ya da evlerini bilemez. Kimin nerede oturduğunu nereden bilecekler? Bunlara birileri buraları gösterdi. Şu an tüm mahalle polis ablukası altında ve bu durumdan mahalleli olarak çok rahatsızız. İnsanların üzerinde bir baskı var.”
“BU SALDIRILAR GÖZÜMÜZÜN ÖNÜNDE PLANLI BİR ŞEKİLDE YAPILDI”
Olaylardan sonra mahallelerinden yaklaşık 400 kişinin gözaltına alındığını duyduklarını söyleyen Özdemir, “İnsanlarda korku hakim. Ayrıca Suriyelilere bir laf atarsam bende mi gözaltına alınırım tedirginliği yaşanıyor. Şu anda mahallede polis sürekli insanları denetliyor. Üç dört kişiden fazla insanın bir araya gelmesini engelliyorlar. Ben çocuklarımı kapının önüne bile çıkartamıyorum. Çünkü tedirgin oluyorum. Çünkü biz Kürt’üz ve çocuklarım Kürtçe konuşur da birisi bir şey der mi diye endişeleniyorum. Pazar günü çocuklarımla birlikte parka gitmiştim. Orada akrabalarımla karşılaştım. Orada Kürtçe konuştuk ve kadının bir tanesi bize dedi ki, ‘Kürtçe konuşuyorsun kısık sesle konuş.’ İnsanların tuhaf tuhaf baktığını söyledi. Halbuki biz burada 20 senedir oturuyoruz ve sık sık Kürtçe konuşuyoruz. Böyle bir uyarı daha önce almamıştım. İş yerlerimizde, okulumuzda bu tür şeyler yaşadığımız olmuştu. Ama mahallemizde yaşamamıştık” ifadelerini kullandı.
“GÖZÜMÜZÜN ÖNÜNDE PLANLI BİR ŞEKİLDE YAPILDI”
Onur Özdemir, “2-3 yıl önceydi sanırım yine böyle bir saldırı olmuştu yine. Suriyeli birisi bir Türk gencin boğazını kesmişti. O zaman da Suriyelilere yönelik bir saldırı olmuştu ve Suriyelilerin dükkanları yakılmıştı. Polis o zaman çok çabuk müdahale edip, hemen yatıştırmıştı. Bu kadar büyümemişti. Böylesine bir saldırı olmamıştı. Bugün bu olayların bu noktaya gelmesinin sebebi ölen çocuğun ailesinin ilk başta devlete karşı tepki gösterip mahalleliyi galeyana getirmesi oldu. Çünkü insanlar hükümete olan tepkilerini dile getirmek istediler. Daha sonra da farklı yönlere yönlendirildiler. Bu gözümüzün önünde planlı bir şekilde yapıldı. İnsanlar burada bir protesto eylemi yapsaydı, burada hükümete tepkilerini dile getirselerdi, polis de bunların eylem yapmalarına izin verseydi ve sonra dağılsalardı biterdi” dedi.
“SURİYELİLER EVLERİNDEN ÇIKAMIYOR”
Suriyeliler evlerinden çıkamadığını da aktaran Özdemir, “Suriyelilerin küçük çocukları var. Sadece temel ihtiyaçlarını karşılamak için bir kişi çıkıyor evden. Onun dışındakiler evlerinden dışarı çıkamıyor. Korkuyorlar, gizli gizli evlere su, gıda maddesi götürülüyor. Herhangi bir yağmalama gibi duruma tanık olmadım ama dükkanların cam, çerçevelerinin indirildiğini, paramparça edildiğini, dükkanların içerisindeki malzemelerin yollara atıldığını, parçalandığını gördüm. Ama kuyumcu ve cep telefonu malzemesi satan birkaç yerin yağmalandığını duydum” şeklinde konuştu.
Bir Kürt olarak mültecileri, Suriyelileri, Afganları, Somalileri çok iyi anlayabildiğini aktaran Özdemir, “Çünkü biz de bu tür sıkıntıları yıllarca yaşadık yaşıyoruz. O esnada bu yaşananlar karşısında kendimi onların yerine koymakta hiç zorlanmadım. Tabii insan çekiniyor, korkuyor, tedirgin oluyor. Ben o gün olaylardan sonra evime gittiğimde, acaba bize de bir şey yaparlar mı, çocuklarımı nasıl koruyabilirim böyle bir şey olursa diye düşündüm. Olayların yaşandığı gece ben hiç uyumadım ve evimde nöbet tuttum. Ve 1 haftadır da çocuklarıma diyorum ki, bakkala gitmeyin, şuraya gitmeyin, buraya gitmeyin. Çünkü başlarına bir şey gelir mi diye korkuyorum. Bu ırkçı saldırılar kesinlikle Anadolu halklarının kültüründe yok. Bu tür şeyler başkalarının işi. Irkçıların, faşistlerin işine yarayan şeylerdir. İnsanları öldürmek, insanları dışlamak, insanların işyerlerine, evlerine saldırmak yoktur bizim kültürümüzde. Umarım en kısa zamanda düzelir ve biz de normal yaşantımıza döneriz” dedi.
“GÖZÜ DÖNMÜŞ BİR KALABALIK VARDI O GÜN”
İsmini vermek istemeyen başka bir mahalle sakini ise yaşadıkları ve tanık olduklarına dair şunları aktardı:
“Suriyeli bir komşumuz var. Evde yemek yerken aradı beni. 3 tane çocuğu var. Çok tedirgin olmuşlardı. Böyle şeyler oluyor korkuyoruz gel, diyerek çağırdı. Şimdi Adana’da. 1 haftalığına oraya gitti. Bu olaylar olunca uzaklaştı buradan mecburen. Ayrıca bir komşumuz daha vardı. Bu olaylar başlayınca dükkânını korumak için çalışıyordu. Dükkânında 8-10 bin liralık malı varmış. Görünce dedim ki ona ne yapıyorsun, seni öldürürler bırak git dedim. Uzaklaştırdım oradan. Daha sonra olaylar sürerken başka bir Suriyeli aile tanıdığımızın evine gittik. Bize bir şeyler hazırladı. Onlarla birlikte oturduk evlerinde bekledik. Daha sonra benim amcamın oğlu ben bir aşağıya bakıp geleyim dedi. Gitti. Merdivenden aşağı inerken bir grubun geldiğini gördük. Kalabalık bir grup evinde olduğumuz Suriyeli aileye saldırmaya çalıştı. Amcamın oğlu da yapmayın burası bizim evimiz diye bağırdı. Sonra o kalabalık başka yöne gitti. Bu tamamen tesadüfen gelişti. Eğer orada biz olmasaydık o aileye saldıracaklardı. Belki de öldüreceklerdi. Gözü dönmüş bir kalabalık vardı o gün. İçeri girip Suriyeli aileyle birlikte oturduğumuzu görselerdi bize de saldırırlardı. Dışardan gelenler de vardı ama daha çok bizim mahalledeki kişilerdi. Başta mülteci politikasına karşı, devlete karşı bir tepki vardı. Sonrasında kurt işaretleriyle, tekbirlerle saldırılar olmaya başladı. Önlerine gelen Suriyelilerin evlerine, iş yerlerine saldırmaya başladılar.”
“İNSANLAR MÜLTECİLERDEN ÇOK RAHATSIZ OLUYOR ARTIK”
“Suriyelilere böyle saldırılar olmaması gerekir. Ama artık insanlar bunlardan çok rahatsız. Özellikle şimdi bir de Afganlılar geliyor. Bu çok etkiledi insanları” diyen vatandaş, şmyle devam etti:
“Ayrıca Suriyeliler burada rahat yaşıyor. Evleri, arabaları var. Devlete vergi vermiyorlar. Biz ekonomik olarak çok kötüyüz. Böyle düşünüyor insanlar, o yüzden saldırıyorlar. Biz o gün birkaç Suriyeli aileyi kurtardık. Bir başka arkadaşımız da Suriyeli bir ailenin evine gidiyor. Banyoya saklandıklarını görüyor. Oradan çıkmamalarını söylüyor. Aşağıda olan insanlara da evde kimsenin olmadığını söylüyor. Öyle kurtarıyor onları. Yine bir yerde bir eve saldırdılar. Taş attılar eve. Evden çığlıklar, bağrışmalar geldi. Biz çıktık eve sonra sakinleştirdik aileyi. Çocukları vardı çok korkmuşlardı. O adam orada dedi ki, ‘bizim suçumuz ne, biz mi öldürdük o çocuğu? Hepimiz mi kötüyüz?’ dedi. Doğru söylüyor. Hepimizin içinde iyimiz de var kötümüz de. O gün gece 2’den sonra ortalık sakinleşince bir Suriyeli aileyi evlerinden gizlice çıkardık. Bir iki araba ayarladık. Başka ilçede olan akrabaları vardı, onların yanına götürdük. Bir süre orada kalacaklar, gelmeyecekler.
“BELİRSİZ BİR ORTAM VAR, ESKİ HALİMİZE DÖNMEK İSTİYORUZ”
Olaylardan sonra imkânı olan Suriyeliler başka şehirlerde ya da yerlerde olan akrabalarının yanına falan gitti. Kalanlar, gidecek yeri olmayanlar çok tedirgin. Dışarı çıkmıyorlar fazla. İhtiyaçları için çıkıyorlar sadece. Belirsiz bir ortam var onlar için. Ne zaman geri döner gidenler ya da eskiye ne zaman dönülür belli değil. Şöyle bir şeyde oldu anlatayım. Şu an sitelerde çalışma hayatı durmuş vaziyette. Çünkü bu adamlar burada bin-bin 500 TL’ye çalışıyordu. Şimdi gitti hepsi. Korkuyor işe gidemiyorlar. Orada çalışanların yarısından fazlası mülteciydi. Burada olan Türkiye vatandaşlarından kimse gidipte o paraya orada çalışmaz. Çalışacak kişiler arıyorlar şimdi burada. Mahallemizde polis de yoktu önceden, şimdi her yerde polis var. Bu durumdan rahatsızız. Eski halimize dönmek istiyoruz. 15 gün sonra normale dönüleceği söyleniyor.”
İzmir Barosu, Mecliste grubu bulunan partilerin grup başkan vekilleri ile TBMM İnsan Haklarını Araştırma Komisyonu Başkan ve üyelerine yaptığı başvuruyla, Ankara’nın Altındağ ilçesinde Suriyelilere yönelik faşist saldırının araştırılmasını istedi.
Siyasi söylemlerin, ırkçılık ve yabancı düşmanlığını tırmandıran en önemli nedenlerden biri olduğunun ifade edildiği başvuruda “2021 yazı itibari ile bir kısım siyasetçi ve yerel yöneticilerin Suriyelilere ve diğer yabancılara karşı ötekileştiren söylemleri nedeniyle şiddet eylemlerindeki artışı ve yaşanan hak ihlallerini üzülerek izlemekteyiz” denildi. Açıklamada, Altındağ’da insanların can ve mal güvenliğine yönelen eylemler öncesinde gerekli tedbirlerin alınmamış olmasının ve saatlerce süren evlerin taşlanması, dükkanların, araçların kırılıp dökülmesi gibi eylemlere karşı yeterli müdahalenin yapılmamış olmasının kaygı uyandırıcı olduğu dile getirildi.
6-7 Eylül, Maraş, Çorum ve Sivas katliamlarının anımsatıldığı başvuruda, suç işlenmesine karşı kayıtsız kalınmasının, yeni suçların işlenmesini cesaretlendireceği ve kitlesel linç eylemlerinin yayılmasına neden olabileceği belirtildi. Başvurunun devamında kitlesel eylemleri gerçekleştirenler ile eylemlerin önlenmesinde, sonlandırılmasında, faillerin yakalanmasında ihmali bulunan kamu görevlilerinin araştırılması, saldırılardan etkilenenlerin güvenliğinin sağlanması ve zararlarının giderimi talep edildi.
PİRHA-İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara’da Suriyeli sığınmacılara yönelik nefret saldırısını kınayarak “Güvenlik güçleri gerekli tedbirleri almada yetersiz kalmış, kitleyi dağıtmamıştır. Adeta polis nezaretinde her türlü taşkınlığa izin verilmiştir” yorumunda bulundu.
10 Ağustos 2021 tarihinde Ankara’nın Altındağ İlçesinde bir parkta çıkan kavga sonucu Emirhan Yalçın bıçaklanarak yaşamını yitirmiş, bir kişi de yaralanmıştı. Kavgaya karışan yabancı uyruklu Y.A. ile A.M.A. ise kasten öldürme suçu nedeniyle Sulh Ceza Hakimliğince tutuklandı.
Yaşanan bu kavga sonrasında Suriyelilere dönük saldırılar gerçekleşmiş ve saldırılar 11 Ağustos gecesi şehrin farklı yerlerinden organize olarak yayılmıştı.
“POLİS NEZARETİNDE HER TÜRLÜ TAŞKINLIĞA İZİN VERİLMİŞTİR”
İnsan Hakları Derneği (İHD,) Ankara’nın Altındağ ilçesindeki ev ve işyerlerinin yağmalanması ve Suriyelilere dönük saldırılara ilişkin yazılı açıklama yaptı.
Saldırıları kınayan İHD, “Güvenlik güçleri gerekli tedbirleri almada yetersiz kalmış, kitleyi dağıtmamıştır. Adeta polis nezaretinde her türlü taşkınlığa izin verilmiştir” denildi.
İHD yönetimi, saldırıların ilk günü bölgeye giderek inceleme yaptığını da belirterek şu açıklamayı paylaştı:
“Mahallede özellikle saldırıların gerçekleştiği sokaklarda sığınmacıların bir kısmının tahliye edildiği bir kısmının da korku içinde evlerine çekilerek beklediği ve sokaklarda tedirgin bir sessizliğin olduğu görülmüştür. Dükkanlar ve evler zarar görmüş, bazı hasarlı dükkanlar brandalarla kapatılmış, bazılarında hasarların yoğunluğu gözlenmiştir. Yine sığınmacıların yaşam alanlarında bazı evlere olası saldırıdan korunmak amaçlı bayrakların asıldığı, bazı dükkanlara da bayrak asan kişilerin olduğu görülmüştür. Ayrıca Battalgazi ve Önder mahallesinin ana caddeleri kısmen araç geçişine açılsa da ana caddeden sokaklara geçişlerin neredeyse tamamının polis barikatlarıyla kapatıldığı ve yoğun şekilde polislerin cadde ve sokak girişlerinde beklediği gözlenmiştir.
“ETKİN SORUŞTURMALAR AÇILMIYOR”
Mülteci/sığınmacı/göçmenlere dönük ırkçı ve ayrımcı söylemlerin sürekli gündemde tutulduğu ve bu söylemler için etkin soruşturmaların açılmadığı bilinmektedir.
Siyasi iktidar tarafından mülteci/sığınmacı ve göçmenleri araçsallaştıran söylem ve politikalar, muhalefet tarafından mültecileri/sığınmacı/göçmenleri yük olarak gösteren politik söylem konusu haline getirilmesinde iktidar ve muhalefetin sorumluluğu olduğunu ortaya koymaktadır. Türkiye’deki yoksulluğun, işsizliğin sorumlusu olarak mülteci/sığınmacı/göçmenlerin gösterilmesi; onları nefret söylemine maruz bırakarak saldırıya açık hale getirmektedir. Mülteci düşmanlığının gittikçe yayılmasının sonucu olarak da Altındağ’da yaşanan bu kitlesel saldırının devamının geleceğinin endişesini yaşamaktayız.
“MÜLTECİLİK NEDEN DEĞİL, ACI BİR SONUÇTUR”
Mültecilik bir neden değil acı bir sonuçtur. Terk etmek zorunda kaldıkları yerlerde yaşadıkları travmanın dışında da geldikleri yerlerde yaşamış oldukları her türlü zulüm kendini sürekli tekrar eden bir travmaya dönüşmekte; emekleri sömürülmekte, kötü yaşam koşullarının olduğu yerlerde yaşamaya zorlanmakta, hakları ihlal edilmekte, şiddet görmekte ve yaşamlarını kaybetmektedirler.
Siyasetçilerin araçsallaştırıcı, ırkçı ve ayrımcı söylemleri terk ederek öncelikle mülteci/sığınmacı ve göçmenlerin yaşam güvenliğini sağlamak ve devamında insani olarak yaşam koşullarını düzenlemek, insani bir göç ve mülteci politikasını geliştirmek gibi zorunlulukları vardır. Siyasetçilerin hitap etmiş oldukları kitlelere karşı, mülteci/sığınmacı ve göçmenleri sorunların kaynağı olarak gösteren, provoke edici ve linçe açık hale getiren söylemleri derhal terk etmelidirler.
İnsan hakları savunucuları olarak Altındağ’da kitlesel bir saldırıya dönüşmesinde nefret söylemi ile sorumluluğu olanlar ile sığınmacıların evlerine, dükkanlarına ve araçlarına saldıran, mültecileri yaralayanlar hakkında yetkilileri adli ve idari yönden etkin bir soruşturma süreci yürütmeye davet ediyoruz. Bu sürecin yanı sıra gerekli olan tüm güvenlik tedbirlerinin alınmasını, acil olarak ihtiyaçlarının karşılanmasını, yaşadıkları zararın tazmin edilmesini ve güven içinde yaşamalarının sağlanmasını talep ediyoruz.”
PİRHA-Ankara’nın Altındağ ilçesinin Battalgazi Mahallesi’nde dün akşam saatlerinde iki grup arasında yaşanan kavganın ardından yaralanan Emirhan Yalçın, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Olayın ardından bir grup, Suriyeli mültecilere ait işyerleri ile evleri hedef aldı.
Battalgazi Mahallesi’nde bulunan bir parkta iki gencin, Suriyeliler tarafından bıçaklandığı haberlerinin yayılması ile birlikte kalabalık bir grup sokağa çıktı. Suriyeli mültecilerin işyerleri ile evlerine yönelik saldırı girişimi iddialarının üzerine polis ekipleri mahallede güvenlik önlemi aldı.
Suriyeli mültecilere ait olduğu iddiasıyla yağmalanan bir dükkanın görüntüsü ise sosyal medyada paylaşılıyor. Görüntülere göre mahalledeki gerilim devam ediyor.
VALİLİK: 2 KİŞİ GÖZALTINA ALINDI
Ankara Valiliği de, kavgayla ilgili olarak bir açıklama yayımlayarak; “10.08.2021 günü 21.30 sıralarında Altındağ ilçesinde iki ayrı grup arasında çıkan tartışma kavgaya dönüşmüş ve sonucunda biri ağır olmak üzere iki vatandaşımız maalesef yaralanmıştır. Yaralı vatandaşlarımız hemen hastanede tedavi altına alınmışlar ve tedavileri halen devam etmektedir. 2 vatandaşımızı yaralayanların yabancı uyruklu şahıslar olduğu tespit edilmiş olup 2 şahıs gözaltına alınmıştır. Söz konusu üzücü olayla ilgili tahkikat tüm yönleriyle devam etmektedir” ifadelerine yer verdi.
SOSYAL MEDYADAKİ PAYLAŞIMLARA SORUŞTURMA AÇILDI
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ise Emirhan Yalçın’ın hayatını kaybettiği kavganın ardından soruşturma başlatıldığı belirtti. Açıklamada, “Bu kapsamda gözaltına alınan şüpheli Y. A. ve M. A. savunmalarının alınmasının ardından Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğince tutuklanmışlardır” denildi.
Ayrıca haber ve sosyal medya sitelerinde halk arasında endişe, korku ve paniğe yol açan paylaşımlarla ilgili de TCK’nın 213’üncü maddesi gereğince ayrı soruşturma başlatıldığı, olayın bütün yönleriyle araştırıldığı, her iki soruşturmanın da titizlikle sürdürüldüğü kaydedildi.