Etiket: ana fatma

  • Özgürlük Yürüyüşçüleri Dersim’de lokmalarını pay ederek çerağlar yaktı-VİDEO

    Özgürlük Yürüyüşçüleri Dersim’de lokmalarını pay ederek çerağlar yaktı-VİDEO

    PİRHA- “Büyük Özgürlük Yürüyüşü”nde yer alanlar Dersim’de coşkulu bir şekilde karşılandı. Gülistan Doku’nun akıbetini soran yürüyüşçüler, Seyit Rıza Meydanı’nda “çözüm” çağrısı yaptı. Yürüyüşçüler ayrıca Gola Çeto, Ana Fatma ve 38 Kayalıkları’nı ziyaret edip çerağlar yaktılar. 

    Kürt Sorunu’nun çözümü ve tecritin kaldırılması talepleriyle başlatılan “Büyük Özgürlük Yürüyüşü”nün Kars kolu, yürüyüşün 8’inci gününde Dersim’e ulaştı. Yürüyüşüler, ilk olarak Gülistan Doku’nun son görüldüğü köprüde açıklama yaptı.

    GÜLİSTAN DOKU’NUN AKIBETİ SORULDU

    DEM Parti Milletvekili Keziban Konukçu, “Gülistan 4 yıl önce en son burada göründü. Türkiye’nin dört bir yanında kadınlar katlediliyor ve kaybediliyor. Bu topraklarda her yer kameralarla gözetlenirken, hala etkin bir soruşturma yapılmıyor. Birinci derece şüpheli olanlar gözaltına dahi alınmazken, kendi kızını arayan anne gözaltına alınıyor. Bu topraklarda herkes için adalet istiyoruz. Tüm halklar için özgürlük istiyoruz ve yürüyoruz. Bu topraklara özgürlük gelene kadar yürüyüşümüz devam edecek” diye konuştu.

    Doku’nun en son görüldüğü yerden, baraj suyuna karanfiller bırakıldı.

    “ŞİMDİ ÇÖZÜM ZAMANI”

    Seyit Rıza Meydanı’na kadar süren yürüyüş sonrası konuşan DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Ali Şêr, Sakine ve Mazlumların topraklarındayız. Biz onların çocukları, torunları, yoldaşları olarak mücadelemizi kesintisiz bir şekilde devam ettirdik. Ülke yangın yeri; işkence var, cezaevi sorunu var. Yüzyıldır ülkede yaşanan bir Kürt Sorunu var. ‘Kürtlerin bir sorunu yok’ diyen anlayışa karşı yola çıktık. Biz burada doğduk ve kökümüz burada. Dersim’in her karışında canımız var. Özgürlük ve demokrasi için ödemediğimiz bedel kalmadı. Şimdi barış, çözüm zamanı. Gelin bu güvenlikçi akıldan vazgeçin” dedi.

    “TECRİT KALKMALI”

    Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar ise, Sakine Cansız, Aysel Doğan ve Seyit Rıza’nın memleketine vardıklarını söyledi. Uçar, “Bu iktidar bizim kültürümüzü, kimliğimiz inkar ediyor. Karanlık bir ülke yarattılar. Vatanımıza hasret bıraktılar. Biz de diyoruz ki ‘anahtar biziz.’ Bizde bir hakikat var” ifadelerini kullandı.

    CANSIZ VE DOĞAN MEZARI BAŞINDA ANILDI

    Yürüyüşçüler açıklama sonrasında Sakine Cansız ve Aysel Doğan’ı mezarları başında andı.

    “Büyük Özgürlük Yürüyüşü”ne katılanlar, Dersim’de yaptıkları yürüyüşünün ardından, Paris’te katledilen siyasetçi Sakine Cansız ve geçen yıl yaşamını yitiren Aysel Doğan’ı mezarı başında anarak, mücadelelerini sürdürme sözünü verdi.

    Bir dakikalık saygı duruşunun ardından konuşun DEM Parti milletvekili Zeynep Oduncu, “Sakine yoldaş Paris’in ortasında 2 arkadaşımızla beraber katledildiler. Üç kadın arkadaşımız Kürt özgürlük mücadelesinde bize ışık olmuş, yol göstermiş arkadaşlarımızdı. Katliamı yapanlar halen açığa çıkmış değil. Biz kadınlar olarak onların bıraktığı mirası sahipleniyor ve izlerinde yürüyoruz. Diyarbakır cezaevinde Esat Oktay’ın yüzüne tükürmüş bir insandı. Biz özgürlüğün biran önce gelmesi için mücadele eden insanlar olarak özgürlüğü kazanacağımızı biliyoruz” dedi.

    Anmada Cansız’ın mezarına karanfiller bırakıldı. Ardından aynı mezarlıkta bulunan Aysel Doğan’ın da mezarı ziyaret edilerek, saygı duruşundu bulunuldu.

    GOLA ÇETO VE ANA FATMA’DA ÇERAĞLAR YAKILDI

    Özgürlük Yürüyüşçüleri, Dersim’deki Gola Çeto, Ana Fatma ve 38 Kayalıklarını ziyaret edip tüm tutukluların özgürlüğü için lokma pay etti, çıra yaktı.

    PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ BAĞLANTILAR:

    Özgürlük Yürüyüşçüleri Anafatma ve 38 Kayalıklarını ziyaret etti

  • Ocak evlatlarından asimilasyonculara uyarı: Dersim’den ellerinizi çekin!

    Ocak evlatlarından asimilasyonculara uyarı: Dersim’den ellerinizi çekin!

    PİRHA-Alevi Ocak evlatları “Yol gerçektir, Yol yaşar, yol şifadır” başlığıyla yaptıkları ortak açıklamada, Dersim’de sürdürülen asimilasyon politikalarına tepki gösterirken, bunun son bulması çağrısında bulundu. Açıklamada “Atalarımız bize başı dik bir tarih bıraktı. Dünya bu tarihimizle bizi tanıyor. Bize bu zulmü yapmayın nehak önünde eğilmeyin” ifadeleri kullanıldı. 

    Dersim genelinde sürdürülen asimilasyon çalışmalarına karşı “Yol gerçektir, Yol yaşar, Yol şifadır” başlıklı ortak bir açıklama yayımlayan Dersim Ocak evlatları, yürütülen politikalara son verilmesi çağrısında bulundu.

    Açıklamada “Atalarımız bize başı dik bir tarih bıraktı. Dünya bu tarihimizle bizi tanıyor. Dersim’e gün içerisinde çıkın bakın tüm dünyadan insanlar görürsünüz. Bu gerçek Harde Dewreş’indir. Hardê Dewrêş’te her meşede, her Ziyarette, dağda bedenleşmiş hakikatin şifa eli vardır. Bu şifa eli nehakın eline düşmez, yol gösterir. Bize bu zulmü yapmayın nehak önünde eğilmeyin” ifadelerine yer verildi.

    “DERSİM HALA HER BİRİNİN BAŞINDA DERMANSIZ DERTTİR”

    Yapılan açıklamanın tamamı şöyle:

    “Dersim sevginin, vicdanın, Sırr-ı Hakikat’in kemalet dilinin cümle can ile rızalık meydanı kurduğu mekan. Mekan iman etmiştir, imanı gerçek üzeredir. Bu gerçek ise edep erkan düsturuna bağlıdır. Rıza makamına edep ile giden şifa bulur. Rıza makamına nefsani zulüm ile giden, yedi ceddi için zulme davet çıkarmış olur. Bu vesile ile “Dersime sefer olur, zafer olmaz” kelamı tarihi bir hakikati dile getirir. Lakin Dersim’de zafer aldığını ilan edenler abad olmamıştır, olamayacaktır.  Dersim halen her birinin başında dermansız derttir.

    Hakk Yol evlatları bu nedenle düşmanına bile kolay kolay beddua etmez. Hakk Yol coğrafyasında, iman ehli bedduanın sırr-ı hakikat dilinde kendisinin de payı olacağını bilerek vicdana meydan açmıştır. Bahtına düşen zulümkara bile meydan kurar.

    İnancımızın hakikatine zulmedenler, yol düşkünleri ile ocaklarımızı, ziyaret makamlarını, kutsal değerlerimizi istilayı görev bilmektedirler. Bir maaşa tamah edip ikbal arayanların Hardê Dewrêş’te sadece kendilerine değil yedi ceddlerine lanet topladıklarını bilmiyorlar mı?

    “DERSİM OCAKLARININ HEPSİ MANA İLE AYAKTADIR”

    Hardê Dewrêş’te ikrarından dönenlerle ilgili ibret alınacak binlerce hikaye vardır. Keçi avlarken uçurumdan düşenler. İspiyonculuk yaparken dermansız derde düşenler. Hakikat deryasına kulak kapatmanın zamanı değildir. Çok yakındır elinizden lokmanızı alacak komşunuz kalmayacak. Bu gidişat bilen için dertlerin en büyüğüdür.

    Dersim, sadece üstünde değil, toprağın altında kefensiz yatan hakikat elçileri ile sırlıdır. Ocaklarımızın hakikat kelamları, taliplerin çerağları, anaların kemaleti Munzur’u aydınlatıyor. Dersim ocakları, Düzgün Bawa, Haskar, Jelê, Ana Fatma, Gola Çeto hepsi mana ile ayaktadır, toplumsal hafızamızdır, Dar-Didar mekanlarıdır. Bahtına sığınanın derdine derman olur.

    Gelin bu nehaklıktan vazgeçin. Dersim Hakk Yol’un gerçeği hepiniz için edep-erkan şirazesidir. Dersim kendisi gibi yaşar ise şifa olur. Dersim’i hakikatinden koparmak hepinize dermansız dert olur. Dersim’de asimilasyon ve zulüm politikalarından derhal vazgeçin. Bizi tarihimiz ve gerçeğimizle kabul edin.

    “NEHAK ÖNÜNDE EĞİLMEYİN”

    Dersim’in toprağına her gün kan doğrayanlar; bu yola ikrar ile bağlı olanlar, gözleri önünde evlatları düşerken bile haram lokmaya tamah etmedi. Bu coğrafyanın her hanesi evladı ile sınandı. Gelin bu Nehak yoldan vazgeçin, uşaklık, velayet nurunu taşıyan Dersim coğrafyasının Ehl-i Beyti’ne yakışmaz. Haramdan hileden uzak durun. El verenlerin evlatlarının el pençe durması bizi derinden hırpalamaktadır.

    Atalarımız bize başı dik bir tarih bıraktı. Dünya bu tarihimizle bizi tanıyor. Dersim’e gün içerisinde çıkın bakın tüm dünyadan insanlar görürsünüz. Bu gerçek Harde Dewreş’indir. Hardê Dewrêş’te her meşede, her Ziyarette, dağda bedenleşmiş hakikatin şifa eli vardır. Bu şifa eli nehakın eline düşmez, yol gösterir. Bize bu zulmü yapmayın nehak önünde eğilmeyin.

    “DERSİM’DEN ÇEKİN ELLERİNİZİ”

    Canlarımıza;

    Biz  ocak evlatları olarak son dönemlerde Dersim’e sefer düzenleyen tekçi zihniyetin temsilcileri ile iş tutan kişilere, ocak evlatlarına diyoruz ki, biz Yol Evlatları olarak eksik kaldık, yetişemedik ama yolumuz yaşar, yolumuz şifadır. Tutunun Yol’un gerçeğine. Nehak karşısında ancak Yol’un hakikati ile kom olunursa zulümden kurtuluruz. Dersim Ocak evlatları olarak sesleniyoruz; bu zulüm ve asimilasyon politikalarından vazgeçin, utanın artık. Yetmeyen nedir size? Dersim’den çekin ellerinizi!

    “GELİN PİR DİVANINDA DAR-DİDAR OLUN”

    Ey Talipler!

    Zulme karşı direnmek Hakktır. Gücünüz yetmiyor ise lokmanızı vermeyin, selamınızı kesin, yüzüne bakmayın, düğününe gitmeyin, ölüsüne gitmeyin ki bu zulme ortak olmayasınız. Nehakla iş tutanların kapısında karataş vardır, boynunda ise yolun vebali. Gelin Pir divanında Dar-Didar olun. Can veririz, can almayız, ellerinizi çekin canımızdan. Hakikati yaşamaktan vazgeçmeyin. Lokma ile niyaz olun birbirinize, sahip çıkın karıncaya, kurda kuşa, dağa, taşa onlar da size sahip çıkacak korkmayın. Hakk Aynamız, Xızır Yardımcımızdır.”

    1- Hamza Takmaz, Kureş Ocağı

    2- Ergün Haydaroğlu, Six Delil Berxecan

    3- Süleyman Deprem, Sinemilli

    4-Hüseyin Soysüren, Sinemilli ocağı

    4- Mustafa Mısır, Üryan Derveş Ocağı

    6- Aziz Güler, Aguçan ocağı

    7- Mahmut Utbey, Ağuçan ocağı

    8- Haydar Buğa, Derveş Cemal ocağı

    9- Mehmet Yapıcı, Sinemilli ocağı

    11- Bülent Yaşar, Bamasur ocağı

    12- İbrahim Kete, Şıx Çoban Ocağı

    13- Seyit Atıcı, Sinemilli Ocağı

    14- Celâl Demircioğlu, Üryan Xızır Ocağı

    15- İnanç Dolu, Ağuçan Ocağı

    16- Fırat Gezici, Şıx Delil Berxecan ocağı

    17- Garip Aygün, Şıx çoban Ocağı

    18- Mahir Şahin, Bamasur Ocağı

    19- Narin Gülçiçeği, Bamasur Ocağı

    20- Didar Canan, Ağuçan Ocağı

    21- Cemal Canan, Ağuçan ocağı

    22- Ali Kemal Öztürk, Üryan Xızır Ocağı

    23- İbrahim Erdoğan, Ağuçan ocağı

    24- Rıza Yağmur, Dewreş Cemal Ocağı

    25- Hayri Şanlı, Dewreş Cemal ocağı

    26- Kazım Açıktepe, Kureş Ocağı

    27- Baki Erdoğan, Bamasor ocağı

    28- Tacim Bakır, Sinemilli Ocağı Piri

    29- Ali Doğan, piri sevdin ocağı

    30- Garip Bozkurt, Kureyş ocağı

    31- Kemal Güzel, Ağuçan ocağı

    32- Mithat Büyükşahin, Üryan Xızır ocağı

    33- Haşim Kızılveren, Baba Mansur ocağı.

    34- Düzgün Dağ, Kureyşan ocağı

    35- Yasin Kendigelen Baba Mansur ocağı

    36- Serdar Ergül, kureyşan ocağı

    37- Veysel Kara, Baba Mansur ocağı

    38- Hasan Ali Sönmez, Baba Mansur ocağı

    39- Hüseyin Erdoğan, İmam Rıza ocağı

    40- Mehmet Karabulut, Baba Mansur Ocağı

    41- İbrahim Erdoğan, Ağuçan Ocağı

    42- Süleyman Eroğlu, Baba Mansur Ocağı

    43- Seyfi Müxündi (Elaldı), Babamansur Ocağı

    44- Pir Hasan Doğan, Cemal Abdal Ocağı

    45- Müslüm Metin, Hüseyin Abdal ocağı

    PİRHA / İSTANBUL

  • DAD Kadın Meclisi Ana Fatma’da açıklama yaptı-VİDEO

    DAD Kadın Meclisi Ana Fatma’da açıklama yaptı-VİDEO

    PİRHA-Ana Fatma Ziyareti’ne ‘düzenleme’ adı altında CHP Elazığ Milletvekili Gürsel Erol tarafından aslan heykeli ve tabela konulması tepkiler yükselince kaldırıldı. DAD Kadın Meclisi de Ana Fatma Ziyareti’nde yaptığı açıklamada, “Bu coğrafya çok zulüm yaşadı, çok ihanet gördü, her gün her saat jiyar ve diyarlarımız acı keder içindedir. Bu organize talan zihnine karşı hakikatini korumak da, çitini yere düşürmeyecek iradeyi ve gayreti kız kardeşler olarak göstereceğiz” dedi.

    Alevi inancında ziyaret yerleri önemli bir yere sahip. Munzur Gözeleri’ndeki peyzaj projesinde olduğu gibi Ana Fatma Ziyaretinin de doğal dokusuna yenileme adı altında zarar veriliyor.

    Dersim’de bulunan ve Aleviler için kutsal sayılan Ana Fatma Ziyaretinin bulunduğu bölgeye, geçtiğimiz günlerde Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Gürsel Erol tarafından “peyzaj” adı altında restorasyon çalışması yapıldı. Ancak PİRHA’nın yaptığı haberler üzerine gelen yoğun tepkiler nedeniyle Erol, isminin yazılı bulunduğu mermer tableti ve yeleli aslan heykellerini kaldırmak zorunda kaldı.

    Konuya dair Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Kadın Meclisi, Ana Fatma Ziyareti’nde basın açıklaması yaptı. HDP Kadın Meclisi’nin destek verdiği açıklamayı kadınlar adına Zozan Bozkurt okudu.

    “ANA FATMA DERSİMLİ HER KADININ STARGAHIDIR”

    Zozan Bozkurt, zamanın ve mekânın ikrarlaştığı mekanlar Reya Heq / Hakk Yol Aleviler için jiyar (ziyaret) makamları olduğunu belirterek, “Makam insan nefsinin aşıldığı külli varlık ile ikrarlaşılan, Hakk’ın nurunun nişan olduğu yerdir. Xızıri gerçeğin nakşolduğu doğum mekanlarıdır. Hakk Yol Aleviler bu makamlara niyaz olarak kulli kainat ikrar kurarız. Jiyara Ana Fatma, Ana Fatma makamı bir kadın ziyaretidir. Dersimli her kadının stargahı, sığındığı, derdini açtığı, yakarışta bulunduğu şifa makamıdır” dedi.

    “NEDEN KİMSE SADELİĞİN MUAZZAM GÜZELLİĞİNDEKİ SANATI GÖRMEK İSTEMİYOR”

    Harde Dewreş’in, Ana Mezin’in muazzam güzelliği ve sanatı karşısında kendini biçare sayan insan, kendi nefsini göstermek için illa ki ondan aldığını tekrar işleyip Harde Dewreş’e zulm etmek için kullandığını dile getiren Zozan Bozkurt, “Heykel yapıyor, koca dağları delerek, havaya uçurarak, mermer çıkarıp tekrar o mermerle Toprak Ana’nın cemalini, güzelliğini kapatmak istiyor. Mat pürüzsüzlüğünde ayakları çamur olmasın diye. Ama neden kimse sadeliğin muazzam güzelliğindeki sanatı görmek istemiyor. Ana Mezin’in gözlerini kapatarak tecavüz eden bir erkeklik ve iktidar anlayışı ile karşı karşıyayız. En sanatsal, en değerli sadelik modernizmin pespaye süsü ile kapatılmaya çalışılıyor” diye konuştu.

    Zozan Bozkurt, açıklamanın devamında şu soruları sordu:

    “-Munzur’dan balık yemeyen Dersimlinin edep erkanını inandığı iktidarcılığa kurban ettiğinin farkında mıdır?

    -Gürsel Erol bu muazzam sadeliğe doğmadın mı? Hangi iktidara kör etmiş seni?

    -Bu toplum seni görüp, en görüleceğin yere koymadı mı?

    -Nefsini kesmeyen nedir?

    -Hangi sofradan besleniyor bu nefis, topraklarımız talan etmek isteyen hangi aklın hizmetkarı bu hal?

    -Gürsel Erol Ana Fatma’ya niyaz olan kadınların lokması geçmedi mi boğazından?

    -Yani biz bundan sonra Gürsel Erol beyefendinin ziyaretine mi niyaz olalım?

    -Onun ismini görmesek kör mü oluruz. Katliama mı uğrarız diyorsunuz?

    Edep erkan bilen yol evladı hiç mürşidi makamın üzerini mermerle kapatır mı?”

    “BU HİZMET DEĞİL ZULÜMDÜR”

    Gürsel Erol’un yolun kemaletinden dem alınmadığını, dili ile ne kadar devşirildiğini gösterdiğinin altını çizen Zozan Bozkurt, “Oyuncak sanattan yoksun aslan heykelinle aslan gibi erkeğim mi demek istiyordun. Ana Mezin Qileler o aslanların dördünü birden ayak diplerinde beslemiştir. Aslan, Ana Kadının binekleridir, toplum mitolojimizi bilir isen. Hakk bilir sen bir de hizmet ettim diyorsun, bu hizmet değil zulümdür. Zulmüne direnmek ise biz Dersim Kadınlarının ikrarı olsun.

    “TALAN ZİHNİNE KARŞI HAKİKATİ KORUYACAĞIZ”

    Zozan Bozkurt, devamında şunları ifade etti:

    “Jiyara Ana Fatma orijinal hali ile korunsun. Yaptığın her şeyi kaldır ve en doğal hali ile bırak. Yoksa nemalandığın iktidar ihalelerinden kalan atık mermerlerini de elimizle sökmek bize düşer yoksa. Çünkü içinde helal lokma olmadığını da biliyoruz. Dersimde kendini Munzur’a bırakan kız kardeşlerimizin kanları üzerine, tarihin inkarı üzerine oturmuş devşirme lokması helal olur mu hiç.

    En kutsalımıza, Hakk kapısına, Ana ocağına beton dökmek sana mı görev oldu. Farkındayız; yeni bir konseptle karşı karşıyayız. En kutsalımız olan, Hakk kapısına, mürşid-i makam ebediyen burada beton dökülerek meftun edilmiştir. Bir ocak evlâdı eliyle zulüm işlenmiştir.

    İsterler ki, bu kutsal topraklarda dönecek mekan, yatılacak ev, muhabbet edilecek çeşme, tarihi anıları canlandıracak mezar taşı , niyaz olacak bir jiyar kalmasın. Kutsalımız komumuzdur, isterler ki bu kutsallar üzerinde hakikatimiz yeniden dirilmesin.  Hayallerimiz, duygularımız, tarihimiz, kutsalımız, komumuz, duygularımız işgal altındadır.

    Ya Ana Fatma, her gün her an senin darındayız.  Bu coğrafya çok zulüm yaşadı, çok ihanet gördü, her gün her saat jiyar ve diyarlarımız acı keder içindedir. Bu organize talan zihnine karşı hakikatini korumak da, çitini yere düşürmeyecek iradeyi ve gayreti kız kardeşler olarak göstereceğimizin ikrarını veriyoruz huzurunda.”

    PİRHA/DERSİM

     

  • ‘Alevi inancı kimsenin reklam panosu değil’-VİDEO

    ‘Alevi inancı kimsenin reklam panosu değil’-VİDEO

    PİRHA-Dersim’deki Ana Fatma ziyaretine yönelik müdahaleyi değerlendiren DAD yöneticileri Ali Şeker ile Nergiz Güzel, “Alevi inancı kimsenin reklam panosu değil. Ana Fatma Serçeşmemizdir. Devlet ve siyasetçiler, ziyaretlerimizden, inancımızdan, itikatımızdan uzak dursunlar” diye konuştu.

    Dersim’de bulunan ve Aleviler için kutsal olan Ana Fatma ziyaretine Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Elazığ Milletvekili Gürsel Erol tarafından yaptırılan aslan heykeli ve isminin yer aldığı mermer levhalar gelen tepkiler üzerine kaldırıldı.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Eşbaşkanı Ali Şeker ile genel merkez yöneticisi Nergiz Güzel, Ana Fatma Ziyaretine yönelik çevre düzenlemesi adı altında yapılan müdahaleyi PİRHA‘ya değerlendirdiler.

    “Dersim’deki Ana Fatma ziyareti bizler için çok önemlidir” diyen Şeker, Dersim genelinde ziyaretler üzerindeki insan müdahalesine değinerek, şunları söyledi:

    “ZİYARETLERİMİZDEN, İNANCIMIZDAN UZAK DURUN”

    “CHP Elazığ Milletvekili Gürsel Erol, Ana Fatma Ziyaretinde peyzaj ve çevre düzenlemesi adı altında bir takım işler yaptırdı. Kendi isminin olduğu levhalar ve aslan heykeli konuldu. İnsanlar tepki gösterdi. Ziyaretlerden uzak durun dediler. Erol ise haberinin olmadığını söyledi. İsminin yazılı olduğu mermer levhalar daha sonra kaldırıldı. Gürsel Erol, Dersim’deki ziyaretlere kendi isminin yazılı olduğu bankları, sandalyeleri, masaları gönderiyor zaten. Ayıptır.

    Devlet ve siyasetçiler, ziyaretlerimizden, inancımızdan, itikatımızdan uzak dursunlar. Ziyaretlerimiz eskiden nasıl ise öyle kalsın. Ana Fatma serçeşmemizdir. Oraya kimse heykel veya herhangi bir tabela asmamalı. Gerekirse o heykeller kaldırılıp Munzur Suyu’na atılmalıdır. Kimden izin alıp da böyle bir şey yapmışlar. Asimilasyona devam ediyorlar. Dilimiz, kültürümüz, inancımız sahipsiz mi? Ellerinizi çekin inancımızdan.”

    “ALEVİ İNANCI KİMSENİN REKLAM PANOSU DEĞİL”

    Nergiz Güzel ise Alevilerin, iktidar ve muhalefet tarafından asimile edilmeye çalışıldığını söyledi. “Alevi inancı kimsenin reklam panosu değil” diyen Güzel, “Bir inanca böyle yaklaşmak bir Alevi evladına yakışmayacak bir durumdur. İkrar verdiği inancına bir kere ters düşüyor. Alevilik, kadın inancıdır. “Kadın hak kapısıdır” diyen bir inancın içerisine getirip, eril bir yaklaşımla aslan heykeli konulması asla kabul edilebilir bir şey değildir. Ana Fatma Ziyareti, görsel olarak erkekleştirilen, eril bir dil içerisine hapsedilerek; ikinci bir yere konumlandırılan bir yerdir. Alevi kadınları olarak bunu asla kabul etmiyoruz. Bizim Serçeşmemiz olan bir yerde kendi ismiyle düzenleme adı altında reklam yapılması kabul edilemez.

    Biz taşa, toprağa, ateşe, havaya inanırız. Görseli güzelleştirmek gibi bir derdimiz yok. Çıplak ayaklarla yürüdüğümüz yollarda, inandığımız yerleri kimsenin rıza almadan şeklini değiştirmeye hakkı yok. Onun kaldırılmasını istiyoruz. Böyle bir şey habersiz yapılamaz. Aleviler, hem iktidar hem de muhalefet tarafından bir şekilde şekillendirilmeye çalışılıyor. Kendi Alevileri olmamızı istiyorlar. Çok tehlikeli bir durum. Yaşadığımız asimilasyonun tek taraflı olmadığını görmemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    PİRHA / İSTANBUL

  • Kete: Hakk aşkına bu zulümden vazgeçin!

    Kete: Hakk aşkına bu zulümden vazgeçin!

    PİRHA- Dersim’de bulunan Ana Fatma ziyaretine CHP Elazığ Milletvekili Gürsel Erol tarafından peyzaj çalışması adı altında aslan heykeli dikilip, adının yazılı olduğu tabela konulmasına tepki gösteren Şeyh Çoban Ocağı evlatlarından Zeynel Kete, ziyaretlerin, özelde de Ana Fatma ziyaretinin kadın kutsallığının mekanı olduğunu belirtti. Kete, “Bizler toprağa bir ağaç dikerken bile rızalık alırız, bu kutsal mekanı şantiye haline, turistik tesis haline getirirken kimden rızalık aldın? Analarımızın buna razı olmayacağını hiç düşündün mü? Bu zulüm niye?” diye sordu.

    Dersim başta olmak üzere Alevilerin kutsalları üzerinde tahribatlar devam ediyor. Son olarak Dersim’de bulunan Ana Fatma ziyaretine Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Elazığ Milletvekili Gürsel Erol tarafından peyzaj çalışması adı altında aslan heykeli dikilip, adının yazılı olduğu tabela konuldu.

    Tepkiler üzerine tabela kaldırılırken, aslan heykeli yerinde duruyor.

    Konuya dair Şeyh Çoban Ocağı evlatlarından Zeynel Kete, PİRHA‘nın sorularını yanıtladı.

    PİRHA- Munzur Gözeleri başta olmak üzere ocak ve ziyaretler ‘peyzaj’ çalışması adı altında özünden uzaklaştırılıyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Ziyaretlerin inançtaki yeri nedir?

    Zeynel KETE: Alevi inancında kom olmanın, cıvatın, cemal cemale gelmenin, inancın yeniden canlanmasında, akışkan olmasında mekânın, jiyar u diyarların önemi büyüktür. Hakikatin, kültürün, inancın, dilin, geleneğin, tarihin yeni kuşaklara aktarıldığı mekanlardır. Ziyaretler bir toplumun ikrar ve rızalık esası üzerine yaşamasının canlandığı yerlerdir. Jiyarlarımız, kutsal mekanlarımız Hakk’ın cemalidir.
    Zamanın ve mekânın ruhuna uygun yaşam ikrarlı yaşamdır. Toprak mülk değildir. Hérda Dewreştir, Hakk’ın görünür olduğu yerdir, kimliktir, Ana mezındır ( Büyük Ana). Her şeyden önce Ana Fatma’nın mekanıdır.

    “ZİYARETLERİMİZ GEÇMİŞİN ANDA BİRLEŞTİĞİ YERLERDİR”

    -Ana Fatma ziyaretine de beton dökülüp müdahale edildi.

    Beton dökülerek meftun edilen mekan Ana Fatma’nın cemalidir, nurudur. Ana Fatma ziyareti bizim için Ana kadının kemaleti karşısında dar-didar olduğumuz, inancımıza yönelik özümüzü dara aldığımız, tutum belirlediğimiz mekandır. Bu mekanlar bizi nahaktan uzaklaştıran Hakk’a yakın eden mekanlardır. Buralarda kendi toplumsallığımızı kutsarız.

    Ziyaretlerimiz yaşam ölçülerimizin sürekli yenilendiği, geçmişin anda birleştiği yerlerdir. Hele bu mekânın bir kadın ziyareti olması daha da önemlidir. Buraya beton dökülmesi eril zihniyetin kadının bilgeliğine, özgürlük arayışına, nuruna, tahammülsüzlüğün göstergesidir.

    “SIRADAN BİR İŞ OLARAK GÖRÜLMEMELİ”

    -Bu sıradan bir peyzaj çalışması mıdır?

    Kesinlikle değildir. Yaşam kaynağımız olan, yeniden doğuşun, varoluşun, kendinden var eden, Xweza (kendinden doğuran), kadın ( jin) yaşamın varoluşu sembolü olan bir mekana beton dökülmesi nahak zihniyetin sıradan, rastgele, hizmet için yaptığı bir iş değildir.

    En kutsalımız olan, mürşid-i makam olan, kendinden doğuran, var eden, güneşin sembolü olan kadın ve yaşam anlayışına, bilgeliğine, eril zihniyet Hakk kapısına, planlı, hesaplı, amaçlı ‘beton döktüm, dondurdum’ demek istenmiştir.

    Dersim 38 Katliamı sırasında önce kutsallara, ziyaretlere, ocaklara, ocak pirlerine yönelmeleri boşuna değildi. Bu kutsallar binlerce yıllık hafızamız, arşivimiz, bizi biz yapan değerlerimizdir. Bir toplum bu kültürel değerleri ile var olur.  Toplumsallığımız bu mekanlarda canlanır. “Beton dökme” deyimi, varlığını, toplumsallığını dondurma, yok etmedir.  Toplumsallık yok edildi mi kültürde yok olur. Rêya Hakk Alevi inancında politik, kültürel bir direniş hattı vardır. Aynı zamanda zulme karşı mücadele ederken, ikrar tazelediğimiz mekanlardır. Yeniden dirilişin mekanlarıdır.

    “BU KUTSAL MEKANA YÖNELİK YAPILANLAR ERİL ZİHNİYETLE İLGİLİDİR”

    -Alevi inancında doğa ne anlama geliyor, son dönemlerde kutsal mekanlara yönelik saldırıların nedeni sizce nedir?

    Rêya Hakk Alevi inancında doğaya müdahale, iktidar kurma, denetim altına alma yoktur. Doğa nesne değildir yaşamın kendisidir. İlk dönemlerde kadın doğa ile özdeş tutulmuştur. Doğa ile bu uyumlu ilişki Nahak zihniyetin yaşam alanını daraltan ilişkidir. Doğa üzerinde, kutsallar üzerinde erkek iktidarı belirleyici olunca kadın toplumda düşürüldü.

    Bugün bu kutsal mekana yönelik yapılanlar bu eril zihniyetle ilgilidir. İktidarcı, tekçi zihniyet Gürsel Erol üzerinden kutsallarımızı özelleştirilmiş, mülk haline getirmiş, değerlerimiz üzerinde güç kullanmıştır. Toplum bütün değerleri ile beraber, doğası ile beraber çarmıha gerilmiştir. En kutsala yönelmek bir kişinin aklı değildir. Ortada örgütlü bir güç söz konusudur.

    “YANLIŞ YAPTIĞINIZI KABUL EDİN VE ANA FATMA’NIN DARINA DURUN”

    -Benzer tabloyu son yıllarda bir çok ziyarette görüyoruz. İsimler kazıtılarak reklam da yapılıyor. Bu konuda ne demek istersiniz?

    Gürsel Erol’a seslenmek isterim. Bu kadar zulüm niye? Bizim yol ulularımız bu kutsal mekanlara bir çöp bile taşımayıp, sadece bu mekanlarda teberik niyetine toprak götürürlerdi. Teberik alınmasını engellemenizin altındaki ruh hali ne ola ki?

    Bizler toprağa bir ağaç dikerken bile rızalık alırız, bu kutsal mekanı şantiye haline, turistik tesis haline getirirken kimden rızalık aldın? Analarımızın buna razı olmayacağını hiç düşündün mü?

    Binlerce yıldır bu mekanlarda ayağımız toprak yüzü gördü. Hava, su, ateş ve toprak ikrarlaştı. Bedenimiz ruhumuz, çar anasıra ikrar ve rızalık verdi. Ateşi, suyu, toprağı betona gömmenin manası nedir? Bu nefsani hırs niye? Binlerce yıllık toplumsal hafızamızı betona gömerken, binlerce yıllık birikimi yığına mı çevirmeyi düşündünüz?

    Hakk aşkına, pir aşkına, anaların verdiği lokmaların, uyandırdığı çerağların aşkına hizmet diye tanımladığımız bu zulümden vazgeçmesi çağrısında bulunuyorum.

    Hiç mi anaların yakarışı aklınıza gelmedi. Sabah güneş doğarken ” Ya Tîja Ana Fatma, Ya Tîja Hometé ” sozlerini ne tez unuttunuz. Yol ulularından, pirlerden hiç mi lokma almadınız, hiç mi Hakk kelamını dinlemediniz? Bizler biliriz ki hakikat bin bir donda on sekiz bin alemde kendini gösterir, ne beton nede başka bir şey hakikati gizleyemez. Yanlış yaptığınızı kabul edin ve Ana Fatma’nın darına durun.

    “BU ŞANTİYEYİ HİÇ Mİ GÖRMEDİK?”

    -Bu konuda başta Dersim halkı ve kurumları olmak üzere Alevilerin yeterli tepki verdiğini düşünüyor musunuz?

    En başta şu sorunun cevabını vermek lazım. Bu şantiyeyi hiç mi görmedik?

    Bütün bunlar yaşanırken Ana Fatma jiyarı şantiye halindeyken bu coğrafyada yaşayan Dersimliler, halkın iradesini temsil ettiklerine inanan siyasiler, seçilmişler, Munzur, Dersim, Ana Fatma ile ilgili söz kuranlar, deyiş söyleyenler, yazanlar, çizenler, ocak evlatları, sanatçılar, hepimiz bu zulmat deryasının kirine pasına bulanmışız.

    Zaman Hakk kelamını dile getirmenin zamanıdır. Analarımızın yüzüne bakabilmek için, tarihe iz bırakmak için, hep birlikte söz söylemenin, gayret etmenin zamanıdır. Bu kutsal mekan aslına dönmeli.

    ‘Bu coğrafya çok zulüm yaşadı, çok ihanet gördü, her gün her saat jiyar ve diyarlarımız acı keder içindedir’ diyerek irlikte cem olup Ana Fatma’nın darına durmanın zamanıdır.

    Diren KESER/ADANA

    İLGİLİ HABERLER:

    -Aday: Ana Fatma Ziyaretinde yapılan yeleli aslan heykeli kaldırılmalıdır

    Ana Fatma Ziyaretinde Gürsel Erol yazılı tabletler kaldırıldı

    Sinan Kırmızıçiçek’ten Gürsel Erol’a tepki: Dersim halkının rızalığını aldınız mı?

    Gürsel Erol’a tepki: Ana Fatma Ziyaretinin dokusunu bozarken kimden izin alındı?

     

  • Tekinoğlu: Dersim’de kutsal mekanlara ziyaretler, içsel olandan biçimsele doğru yöneldi

    Tekinoğlu: Dersim’de kutsal mekanlara ziyaretler, içsel olandan biçimsele doğru yöneldi

    PİRHA-Dersim’deki kutsal ziyaret mekanlarının zaman içerisindeki değişimine dair konuşan Yönetmen Devrim Tekinoğlu, “Ziyaretler sırasında niyazın pay edilmesi, çıra uyandırılması gibi ritüeller dünden bugüne devam ediyor. Fakat bütün bu ziyaretlerin içsel olandan biçimsel olana doğru yöneldiğini söyleyebiliriz” dedi. 

    Dersim’de hemen hemen her yerde bir ziyaret var. Kimi bir akarsu, kimi bir göl. Bir ağaç da oluyor, bir taş da. İnancın, doğa ile ve onu kutsayan sıkı bir bağı var. Fakat bu bağlar, ticarileşmenin, turizmin, insan baskısı ve siyasi politikaların ağır yükü altında ya silikleşiyor ya da yok oluyor.

    Ziyaretlerin önemi, geçmişten günümüze değişimi ve son sürece ilişkin Yayıncı-Yönetmen Devrim Tekinoğlu ile konuştuk.

    PİRHA: Dersim’deki ziyaret kültürünün Alevi inancındaki yeri nedir?

    DEVRİM TEKİNOĞLU: Ziyaret mekânları ile sürdürülen ilişki Dersim inanç yolunun temelini oluşturmaktadır. Rae Haq/Alevi inancını diğer inanç kalıplarından ayıran en önemli farklılığın doğaya ve insana bakış açısı olduğunu söyleyebiliriz. Nüfusun önemli kısmının köylerde yaşadığı dönemlerde Dersim inanç yolunda doğa merkezli eğilim belirgindi. Doğa merkezli bu inancın varlığını Gağan, Xızır, Hawtemal gibi ibadet takvimi döngüsü ile sürdürülmüştür. Bu belirgin öğelerin mührünü ise kutsal ziyaret yerleri oluşturmaktadır.

    Dersim’in her köyünde kutsal ziyaret mekânı vardır. Bu ziyaret mekânları su kaynakları, yüksek yerlerde bulunan bir ağaç, bir tepe, dağ vb.dir. Neredeyse her dağın mitolojik bir anlatısı vardır. Her ziyaret yerinin bir hikâyesi vardır. Kutsal kabul edilen bazı hayvanların mitolojik anlatısı vardır.

    1970’li yıllardan itibaren artan göç ile beraber doğa merkezli bu inanç değişime uğramış, kentleşme ile beraber doğa merkezli inanç, yerini insan merkezli inanca bırakmaya başlamıştı.

    1994 yılında köylülerin yerinden edilmesi ile köylüler değişik yerlerde yeniden yurtlandılar. Köylülerin bir kısmı ise ilçe merkezleri ile il merkezine yerleştiler. Bu yeni ve sert durum Dersim inanç yolunda hızlı değişime neden oldu. Rae Haq/Alevi yolunun kurumsallaşması ihtiyacının devreye girmesi sonucu ziyaret mekânlarının işlevinde önemli farklılıklar oluşmuş oldu.

    – Kutsal mekânlara yapılan ziyaretler zaman içinde değişti mi? Dünden bugüne nasıl bir değişim var sizce? Munzur Gözeleri veya başka kutsal bir mekândan örnek verebilir misiniz?

    Her şey değişiyor. Kutsal ziyaret yerleri ile ilişki bugün hayatta olmayan veya sayıları çok az kalmış yaşlılarımızın yürüttüğü gibi değil elbette. Ziyaret mekânlarını kendi canından can gören yaşlılarımız, kutsal alanın yakınına vardığında artık o evrene girer; en üst seviyede hassasiyet ile ziyaretini gerçekleştirirdi. Onlar o ziyaretler ile konuşur, muhabbet eder, onlara yakarır, sitem eder; orada kendini onarır, yarasını sağaltır nihayetinde büyük bir saygı ile oradan ayrılırdı.

    Ziyaretler sırasında niyazın pay edilmesi, çıra uyandırılması gibi ritüeller ise dünden bugüne devam ediyor. Fakat bütün bu ziyaretlerin içsel olandan biçimsel olana doğru yöneldiğini söyleyebiliriz.

    Munzur Gözeleri’nin ziyareti sırasında özellikle kadın ve yaşlı ziyaretçilerin bir kısmı henüz alana varmadan ayakkabılarını çıkarır, çıplak ayakla alana yürürlerdi. Burada hastalar, şifa arayanlar dışında kimse suya girmez, elini yüzünü yıkamaz, suyu incitecek hiçbir hareket yapmazdı. Zamanla kamu yöneticileri buraya dikkat kesildiler. 1980’li yılların sonlarına doğru bu kutsal mekâna iş makinaları girdi. Burada yol açtı, alana betondan yürüyüş yolları yapıldı. Suyun bazı bölümlerinin etrafı çevrildi ve burası beton içine alındı.

    Bir lokanta faaliyete geçti; yemek ve alkol hizmeti verdi. 2000’li yıllarda burada su fabrikası kuruldu, sonra mekânda küçük tezgâhlar açıldı ve alan inanç merkezi, kültürel miras olmaktan uzaklaştırılarak ticari bir alana döndü. Doğal bir inanç merkezi olan Munzur Gözeleri’nin üst kısmında betondan bir yapı yapıldı ve burası cemevi oldu. Bir süre sonra artan insan baskısı ile mekân piknikçilerin piknik ateşinden geçilmez hale geldi. Nihayetinde kamu yöneticileri yine buraya dikkat kesilerek yeniden müdahale ettiler ve Munzur Gözeleri adeta turistik bir yürüyüş alanına çevrildi.

    – Dersim son yıllarda ilgi odağı haline geldi. Dersim’e yönelik artan insan baskısının inanç alanlarına etkisi nasıl olmaktadır?

    İnsanın çoğaldığı her yer beraberinde problem yaratmaktadır. İnsanın kendi yaşam yeri dışındaki yerlere ziyareti çoğunlukla kendi evine gösterdiği hassasiyet gibi olmuyor ne yazık ki.

    Dersim’in muazzam güzellikteki doğası son yıllarda oldukça ilgi çekiyor. Buraya gelen misafirler çoğunlukla bu doğal güzellik alanlarının epey kısmının aynı zamanda kutsal mekânlar olduğunu veya Dersim 1938’in katliam alanları olduğunu bilmemektedir. Bu yönlü hatırlatıcı metinler, tabelalar vb. ürünler de olmadığı için gerekli hassasiyet gösterilmemektedir. Bazı misafirler içinse burada doğa ile sürdürülen inanç putperestlik, sapkınlık olarak algılanmaktadır.

    Dersim’e giren misafir sayısı Dersim’in altyapısının kaldıracağının çok üstündedir. Ovacık Munzur Gözeleri ile Pülümür Suyu’nun kaynağından Mameki merkeze kadar ve bu iki önemli ırmağı besleyen dere yatakları boyunca turistik kamp alanlarının tüm kirliliği doğrudan suya karışmaktadır. Buralarda herhangi bir altyapı ve koruma çalışması henüz yapılmamıştır. Suyun doğrudan kirletildiği yani suyun ölümüne giden süreç bu kontrolsüz turizm ile gerçekleşmektedir. Bu durum ziyaret kültürünü yok ettiği gibi o ziyaretin bizzat kendisini de öldürmeye giden bir cinayet süreci olmaktadır ne yazık ki.

    – Munzur ve Pülümür vadileri ile ziyaretler zaman içerisinde ticaretin, turizmin ve insan müdahalesinin sonuçlarıyla karşı karşıya. Yaratılan tahribatlara karşı atılması gereken adımları nasıl sıralarsınız?

    Munzur ve Pülümür vadileri mutlak korunacak alanlar ilan edilmeli. Yapılaşmaya kapatılmalı. Seçilmiş belli alanlarda altyapısı hazırlanarak hizmet verilmeli. Yine seçilmiş bazı alanlar dışında çadır, mangal vb. faaliyetlere kapatılmalıdır. Munzur ve Pülümür Vadisi dışındaki yerlerde de misafirler için farkındalığı artıracak yayınlar yapılmalı, tur rehberleri bilgilendirilmelidir. Hizmet mekânlarının arıtma gibi altyapı sistemi hızlıca oluşturulmalıdır. Ziyaret mekânlarına yapılan ziyaretler kontrol altına alınmalı, buralarda ticarileşmenin önüne geçilmelidir.

    Barış KOP / PİRHA

  • Tılsımını kaybeden şehir ‘Dersim’: Can çekişiyor!-VİDEO

    Tılsımını kaybeden şehir ‘Dersim’: Can çekişiyor!-VİDEO

    PİRHA-Dersim Alevi inancında önemli bir yeri olan ziyaretler, insan baskısı ve yanlış politikalar ile yok olmanın eşiğinde. “Dersim Alevi inanç sisteminin belirleyici özelliği insanların doğa ile kurduğu bağdır” diyen yazar Şükran Lılek Yılmaz, ziyaretler ve buralarla kurulan ilişkilerin zaman içerisindeki değişimini anlattı.

    Dersim’de hemen hemen her yerde bir ziyaret var. Kimi bir akarsu, kimi bir göl. Bir ağaç da oluyor, bir taş da. İnancın, doğa ile ve onu kutsayan sıkı bir bağı var. Fakat bu bağlar, ticaretleşmenin, turizmin, insan baskısı ve siyasi politikaların ağır yükü altında ya silikleşiyor ya da yok oluyor.

    Ziyaretlerin önemine, geçmişten günümüze değişimine ve son sürece ilişkin yazar Şükran Lılek Yılmaz ile konuştuk.

    “DERSİM ALEVİ İNANCININ BELİRLEYİCİ ÖZELLİĞİ DOĞA İLE KURULAN BAĞDIR”

    PİRHA: Dersim’deki ziyaretlerin, inanç ve yöre halkının yerindeki önemini nasıl tarif edersiniz?

    ŞÜKRAN LILEK YILMAZ: Dersim Alevi inanç sisteminin diğer Alevi topluluklarından farklı olduğunu biliyoruz. Bu inanç sisteminin belirleyici özelliği insanların doğa ile kurduğu bağdır. Dinsel pratiklerini gerçekleştirdikleri ziyaretler bazen bir su kaynağı, bazen bir ulu ağaç veya bir mezardır. Zazaca dilindeki karşılığı ‘jiarê’ olan bu ziyaretlerin, doğa üstü güçlere sahip, mistik varlıklar olduğuna inanılır.

    Genellikle de sağaltım ritüellerinde kullanılırlar. Çocuğu olmayan ailenin veya amansız hastalığa yakalanmış birinin geceyi Düzgün Baba’da geçirmesi gibi. Coğrafik olarak bir köyde, ilçede, bölgede bulunabilen bu kutsal mekânlara; yöre halkı belli günlerde toplu olarak veya herhangi bir zamanda bireysel olarak giderek, çıla yakmak, kurban kesmek, niyaz dağıtmak gibi dinsel ritüellerini gerçekleştirirler.

    “JİARA GİDİLECEĞİ GÜN HAZIRLIKLAR YAPILIRDI”

    – Eskiden ziyaretlere, mesela Munzur Gözeleri’ne giderken, gitmeden önce ve gittiğinizde neler yapardınız? Günler öncesinden bir hazırlık olur muydu? Oradaki ritüeller nelerdi? Unutamadığınız bir anınız var mı?

    Ailem ben 7 yaşımdayken İstanbul’a göç etti. Dolayısıyla 7 yaşıma kadar olan süreci hatırlamıyorum. Geçmişe dair hatıralarım ancak yaz tatillerinde köye geldiğimizde edindiğim deneyimlerden oluşur. Ki bu da yalnızca Munzur Dağları’ndaki ‘Jiara Bellehesen’ (Bellesen Ziyareti)’dir. Köyümüzde yayla süreci, Kırkmerdiven Vadisi’nin girişinde haziran ayında başlar, dağda havaların ısınmasına paralel olarak üçüncü ve en yüksek yaylada eylül ayında son bulur.

    Sere qocı/göç başı dediğimiz yaylalar arası göçlerde herkesin heyecanla yerine getirdiği ritüellerin başında temiz ve yeni kıyafetler giymek vardı. Kadınlar beyaz tülbent örterdi örneğin. Temmuz ortalarında ikinci yayladan üçüncü yaylaya göç edildiği gün erkekler çadırları kurana kadar kadınlar kurbanları, niyazları, çılaları (yağ ve bal mumuna batırılan bezle yapılır) hazırlardı. Kurban kesecek olanlar koç veya teke götürür, eğer kendisinde yoksa komşulardan satın alırdı.

    Sütünden faydalanmak için dişi hayvan kesilmezdi. Ayrıca dişi koyun veya keçi hamile olabilirdi bu durumda günah kabul edilirdi hem de kurban kesemeyecek durumdakiler ise helva veya pesara (yağlı ekmek) yaparlardı. Jiara gidileceği gün hazırlıklar yapıldıktan sonra yola çıkılırdı. Yayla yerinden yürüme mesafesinde ancak rakım olarak daha yüksek olduğu için (2900-3000m.) ve de yer yer kayalık taşlık olan patika yolda, öğlen sıcağında yorucu olurdu gidişimiz. Yine de heyecanla giderdik o yolu. Özellikle biz çocuklar, ilk hangimiz ulaşacak diye yarış yaptığımızı da hatırlıyorum.

    ‘Nisangı’ dediğimiz yere yaklaşınca herkes ayakkabısını çıkarır diz üstü (emekler gibi) yürüyerek devam ederdi. Nisangeye gelindiğinde yine diz üstünde üç kere etrafında dönerek yer öpülürdü. Getirilen hayvanlar dualarla kesilir, her eve bir parça olmak üzere dağıtılırdı. Helva ve pesaralar da dağıtılır, bizimle birlikte gelen köpeklerin hakkı ihmal edilmezdi. Bir başka jiarımız da köydeki Gola Huri gölüdür. Gağan’ın (aralık ayı) son perşembe günü öğleden sonra herkes niyazlarını (helva, yağlı kömbe) yapar öğleden sonra hep birlikte göle gidilir. Burada yayladakinden farklı olarak çılalar yakılır. Lokmalar dağıtılır ve eve dönülür.

    O günlerden aklımda kalan tek anı Munzur Gözeleri’ne dairdir. Bir yaz tatilinde ailece köye gelmiştik. O zamanlar büyükşehirlerden gelen misafirler Munzur Gözeleri’ne götürülürdü. Dedem de bir teke almış, minibüs kiralamış kızını (annem) ve çocuklarını gözelere götürecek. Anneannem de bizimle geldi. Her ne kadar Munzur Gözeleri özellikle bizim ziyaret yerimiz olamasa da Ovacık’taki önemli kutsal mekânlardan biridir. Gözelerin yakınındaki köyler kurbanlarını orada keserlerdi. Sabah erkenden araç geldi gözelere gittik. Sofra kuruldu dedem çantadan rakı çıkardı ve içmeye başladı. Anneannem bunu görünce dedeme kızdı ve bütün gün yüzünü asıp durdu. Bu olayı 2019 Aralık ayında Munzur Gözeleri’nin son yıllardaki durumuna dikkat çekmek üzere kaleme aldığım “Gözardı edilen kutsallık ve Munzur’u bekleyen tehlike” başlıklı makalemde de dile getirmiştim.

    “HERHANGİ BİR JİARA DENK GELDİĞİMDE EĞİLİR ÖPER, ÇILA YAKARIM”

    – Eskisi gibi ziyaretlere gidiyor musunuz? Gittiğiniz de de nasıl geçiriyorsunuz vaktinizi?

    İlk gençlik yıllarımdan itibaren kendimi Alevi ailede doğmuş bir ateist olarak tanımladım. Bu nedenle de memlekette olduğumda ailem ziyarete gidecek olursa onlara uyar, ritüelleri yerine getiririm. Ancak, özellikle ziyarete gitmek veya kurban kesmek gibi bir alışkanlığım ve de inancım yoktur. Yalnız, her Dersim’e (Tunceli il sınırları) geldiğimde farklı bir hissiyat içine girerim. İnançtan öte belki de pek çoğumuzda olduğu gibi bu topraklara ait olma duygusu ve duyulan hasretle huzur duyarım. Eğer gezilerim sırasında herhangi bir jiara denk gelirsem, çocukluğumdaki duyguyla eğilir öperim, çıla yakarım o kadar.

    “ZİYARETLER GÜN GEÇTİKÇE İNSAN BASKISINDAN ETKİLENİYOR”

    – Zaman içerisinde her yer ve her şey gibi ziyaretler de, doğa da insan baskısı ve müdahalesinden nasibini aldı. Son yıllarda popüler olan Dersim’e, il dışından hemen hemen her gün turistlik geziler düzenleniyor. Yöre halkının da etkisi unutulmamalı tabi. Şimdilerde bölgenin durumunu nasıl görüyorsunuz?

    Yıllarca insanların uzaktan korku ve endişeyle izlediği Dersim, ilk olarak festivaller, ardından çözüm süreciyle artan ilgi, son olarak 2014 yerel seçimlerinde Ovacık ilçe belediyesini Türkiye Komünist Parti’sinin kazanmasıyla iyice ilgi odağı oldu. Yalnızca ilçemiz değil tüm Dersim (Tunceli il sınırları)’e ilgi arttı. Düzgün Baba, Pülümür Vadisi, Nazımiye Dereoba Şelalesi, Hozat ilçesinde bulunan türbeler de bu ilgiden nasibini alıyor.

    Yurtiçinden ve yurtdışından geziler düzenlenmeye başladı. Hâl bu olunca kapasitesinin çok üzerinde insan ve araç sirkülasyonu olmaya başladı. Her geçen yıl bu sirkülasyon artmakta. Özellikle yöre halkı için kutsal öneme haiz Munzur Gözeleri, Düzgün Baba gibi mekânlar yoğun ilgiden fazlasıyla olumsuz etkilendi. Gün geçtikçe de etkilenmeye devam ediyor. Düşünün ki artık Munzur Gözeleri kurban kesilen yerler olmaktan çıktı. Piknik alanına dönüştürüldü. Bunda yalnızca dışarıdan gelen turistin değil, maalesef yöre halkının da katkısı çok fazla. Bununla birlikte ilçenin giriş- çıkış bağlantısını sağlayan karayolu tek karayolu Munzur Vadisi’nden dolayısıyla Munzur Milli Parkı’ndan geçiyor. Doğal olarak gerek insanların bıraktığı çöpler gerek araçların egzoz salınımı doğaya zarar veriyor. Görüntü kirliliğinin yanında bitki örtüsüne verdiği zarar da cabası.

    Barış KOP / İSTANBUL

  • Alevi kurumları ve temsilciler, Ana Fatma ve Halvori kayalıklarını ziyaret etti-VİDEO

    Alevi kurumları ve temsilciler, Ana Fatma ve Halvori kayalıklarını ziyaret etti-VİDEO

    PİRHA- HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu’nun, “Hakikat ve Adalet İçin Canlar Buluşuyor” etkinliği devam ediyor. Dersim’deki buluşmanın ikinci gününde Ana Fatma ve Halvori 38 Kayalıkları ziyaret edilerek lokmalar paylaştırıldı.

     

    “Hakikat ve Adalet İçin Canlar Buluşuyor” etkinliği kapsamında bir araya gelen Alevi kurumları ve temsilcilerinin programı ikinci gününde yoğun bir katılımla devam ediyor.

    Program kapsamında Ana Fatma ve Halvori 38 Kayalıkları’nı ziyaret eden Alevi kurumları, çerağlar uyandırarak lokmalarını pay etti.

    Alevi kurumları ilk olarak Ana Fatma ziyaretinde çerağlar uyandırıp lokmalarını pay etti. Etkinliğin sonraki aşamasında Dersim 1938 Soykırımı’nın yaşandığı tarihsel mekanlardan olan Halvori Kayalıkları ziyaret edilip Munzur suyuna karanfil bırakıldı.

    Sanatçı Ayfer Düzdaş’ın Kırmancki okuduğu ağıtlar ardından lokmalar pay edildi.

    Heyet, ziyaretler kapsamında ayrıca Munzur Gözeleri’ni ziyaret edecek.

    PİRHA/DERSİM

     

  • Mamak’ta DAD ve HDK’den Koçgiri anması: Tüm değerler yok edilmeye çalışıldı-VİDEO

    Mamak’ta DAD ve HDK’den Koçgiri anması: Tüm değerler yok edilmeye çalışıldı-VİDEO

    PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Mamak Şube ile Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Mamak Meclisi, Koçgiri Katliamı’nın 100. yılı sebebiyle ortak basın toplantısı yaptı. Verilen mesajda, Koçgiri katliam sürecinin Alevi kurumlarınca bilince çıkarılması gerektiği vardı.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Mamak Meclisi ve DAD Mamak Şube, Koçgiri Katliamı’nın 100. yılında Ana Fatma Cemevinde basın açıklaması yaptı.

    Açıklamayı DAD Mamak Şube Ana Fatma Cemevi Başkanı Hasan Altun okudu. Altun, “Cumhuriyetin belirleyici egemen aklı, Koçgiri’de yüzyıldır yüzleşmediği bir katliam yapmıştır” dedi.

    “TOPLUMUN KÜLTÜREL DEĞERLERİ ÇARMIHA GERİLDİ”

    Hasan Altun, Koçgiri Kürt Alevi liderlerinin Ankara hükümetine sunduğu taleplerin katliam ile karşılık bulduğunu belirterek şu açıklamayı yaptı:

    “Koçgiri; Rêya Hakk Alevî süreğinin, direnen inanç ve toplum damarını temsil ediyordu. Kürt ve Alevî ağırlıklı olması zaten öteki olmaya yetiyordu. Bu damar binlerce yıldır kültürel direniş hattını canlı tutmuş, ikrar ve rızalık esası üzerine, ocak örgütlemesi ile rıza toplumu yaşamını devam ettirmiştir.

    Mart ayında başlayan katliam üç buçuk ay sürdü. Sakallı Nurettin Paşa komutasındaki merkezi ordu ile çete başı Topal Osman’ın çeteleri ki çoğu (katil, hırsız ve tecavüz suçundan) mahkumların cezaevlerinden salıverilerek günümüzdeki IŞİD vari bir yapılanmadan oluşturulmuştu.

    On binlerce insan öldürüldü, kurtulanlar sürgüne gönderildi. Reya Hakk kutsalları olan ocakları, ziyaretleri, kutsal mekanları yerle bir edildi. Pirler talipsiz, talipler de pirsiz kaldı. Köyler yağmalandı, yakıldı, canlı cansız varlıklara el konuldu. On binlercesi sürgün edildi, geride kalanlar açlığa, ölüme, sefalete mahkum edildi. Toplumun varlığı, birliği, kimliği, doğası tüm maddi ve manevî, kültürel değerleri yok edilmeye çalışıldı, çarmıha gerildi.

    Rêya Hakk ocak evlatları, analar gençler, rıza toplumu sürekleri, Alevi kurumları, Koçgiri katliam sürecini bilince çıkarmalı, iyi anlamalıdır. Bu katliamcı zihniyet geçmişten bugüne devam etmektedir. Bu zihniyetin devamı Zilan, Sason, Dersim’de devam etti. Çorum, Malatya, Maraş, Sivas ve Gazi’de kendini gösterdi. Mart ayı içinde olmamızdan dolayı 12 Mart Gazi katliamında yaşananlar hafızamızda hala canlıdır. Bu zihniyet Roboski’de, Şengal’de, Suruç ‘ta, Ankara gar katliamıyla devam etti.

    “ANILARI ÖNÜNDE DARDA DURDUĞUMUZU BELİRTİRİZ”

    Koçgiri Halk Hareketinin önderleri durumunda olan Alişer Efendi ve Zarife Ana Rêya Heq inancını yaşatmış, kemalet sahibi, aşiretler arası sorunları meydan kurarak, ikrar ve rızalıkla çözerek hakikat ve özgürlük mücadelesinde en önde yer aldılar. Alişer Efendi ile Zarife Ananın şahsında Koçgiri Katliamı’nda katledilen canlarımızı özlemle, saygıyla anıyoruz. Anılarının önünde darda durduğumuzu belirtiriz.

    Bugün üzerinde yaşadığımız toprağın halklarımızın binlerce evladının canıyla yoğrulduğunu unutmayacağız. Bütün bu acılarla dolu tarihin sonunu getirmek için her yerde demokrasiyi, özgürlüğü, eşitliği, barışı kurma mücadelesini yükselterek, bizlere bıraktıkları direniş ruhuyla mücadelemizde yaşatacağız.”

    PİRHA/ANKARA

  • DAD Kadın Meclisi: Erkek zihniyete karşı direniyoruz-VİDEO

    DAD Kadın Meclisi: Erkek zihniyete karşı direniyoruz-VİDEO

    PİRHA-Demokratik Alevi Derneği Ankara Şube Kadın Meclisi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne dair açıklama yaptı. “Ana Fatma’nın, Elif Ana’nın kemalatiyle yaşamı savunacağız” diyen kadınlar, İstanbul Sözleşmesi’nin önemine de vurgu yaptı.

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şube Kadın Meclisi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne dair açıklama yaptı.

    Açıklama öncesi çerağ uyandırılırken, Şube Eş Başkanı Meral Gökokuş, “Bizler Mirabel kardeşlerin, Rozaların yoldaşlarıyız” dedi. Kadın mücadelesinin hedefinde köleleşmeyen toplumların olduğunu ifade eden Gökokuş, şunları söyledi:

    “Tarihini bilmeyen toplumlar geleceklerini kuramazlar. Tarihini bilemeyen kadınlar da köklerini bilmezler. Bizler Ana Fatma’nın Zeynep’in, Zarife’nin, Bese’lerin, Sakinelerin mirasçıları ve gelecekleriyiz. Bizler Kırklar meclisindeki kadınlarız. Bizler Kadıncık Ana’nın mürşid makamında olanlarız. Bizler kâinatın kendi yolu ve kemaletiyiz. Sana düşman bana düşman savaşları başlatan iktidarlar, ilk kanı akıtanlar, kadınları köle pazarlarında satıp tecavüzü aklayan erkekler ve buna karşı mücadele eden biz kadınlar. Adem şahsında erkek iktidarına karşı mücadele veren Lilth’ten bugüne kadar kadınlar kendi tarihini yazmaya ve kendi geleceklerini kurmaya devam ediyorlar. Biz kadınlar dünya tarihinde ölüm listelerinde istatiksel bilgiler olduk. Biz kadınlar karakollarda şikâyet edip öldürülen rakamlar olduk. Biz kadınlar iktidarın askerleri tarafından tecavüze ve ölüme mahkûm kılınan kadınlar olduk.  Biz kadınlar bu kâinatın canlıları olarak ölüme peşkeş çekildik. Nerede mi, evlerimizde, nerede mi fabrikalarda nerede mi, cezaevlerinde, nerede mi köle pazarlarında. Nerede mi erkek aklın dünyasında. Biz kadınlar Kerbela’dan buyana, yani Mayalardan, Aborjinlere, şifacı kadınlardan, Kızılderililere; toprağa, suya, havaya, ateşe, eşit yaşamı kuranlarız.”

    “KADINLAR ANNELİK VASFI İLE SINIRLANDIRILIYOR”

    Programda söz alan bir diğer isim ise Yönetim Kurulu üyesi Sevdağ Atbaşı oldu. “Patria, Minerva ve María Teresa, baskıcı yönetime karşı itirazlarıyla bugüne ilham veren üç kız kardeş oldu” diyen Sevdağ Atbaşı, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin günümüzde daha da derinleştiğini vurguladı.

    Atbaşı, şöyle devam etti:

    “Tüm dünya halklarını tehdit eden Pandemi bile kadınların birçok hakkının gasp edilmesinde bir başka araç haline getirildi. Kadınlar gerek emek boyutuyla, gerek psikolojik ve sosyolojik olarak her türlü sömürüye, şiddete maruz kalmaktadır. En derin yoksulluğa mahkûm edilmeye çalışılan, ev ve annelik vasfıyla sınırlandırılmaya çalışılan kadınlar üzerinden en büyük toplumsal ayrımcılık yapılmaktadır. Kadınlara yönelik tüm şiddet biçimleri karşısında en önemli mücadelemiz ve en meşru olan hakkımız öz savunmadır. Erkek aklın devamı olan töre ve namus cinayetleri, berdel, küçük yaşta evlilik, çok evlilik, başlık parası gibi konular karşısında zihinsel, kültürel ve sosyal olarak en etkili mücadele yöntemleriyle karşı durmalıyız.”

    “ERKEK AKLINA KARŞI DİRENİYORUZ”

    DAD Ankara Şube Sekreteri Hatun Şimşek de Alevi inancında cins ayrımının reddedildiğini vurgulayarak, şunları dile getirdi:

    “Alevi inancında kadınlar bir cins değil, yolun kendisidir. Karşılaştığımız onca dayatmaya boyun eğmeyen bizler, kadın kırımını işleyenlere karşı öz gücümüzle kendimizi savunacağız. Derinlerde yatan Ana Fatma’nın, Elif Ana’nın kemalatiyle yaşamı ve kendimizi savunacağız. Kadının karşılaştığı şiddet, taciz, tecavüz, katledilme ve kadın ticareti bu soykırımın sadece dışa vurumu ve sistemin gerçekliğidir. Bu gerçekliği bize dayatan ve şekillendiren erkek aklına karşı direniyoruz.

    Tüm bu yaşananlara rağmen İstanbul Sözleşmesi büyük bir kazanımımız olmuşken erkek zihin tarafından iptal edilmek istenmektedir. Amaç kadının soykırımını meşrulaştırmaktır. İstanbul Sözleşmesi kadınların cümle canı, cümle varlığını sahiplenmenin sözüdür.

    “TÜM KATLEDİLEN KADINLAR İÇİN ÖZÜMÜZ DARDADIR”

    DAD üyesi Pınar Altay ise “Alevi kadınlar olarak, Zarife gibi mücadele etmeli, Bese gibi inançlı olmalı, Kadıncık Ana gibi öğretici olmalı ve Zeynep gibi dilden dile mücadeleyi yaymalıyız. Hak ve hakikat mücadelesinden vazgeçmeyen, direnen kadınlara aşk olsun. Tüm katledilen kadınlar adına özümüz dardadır” dedi.

    Konuşmalar ardından çerağların sırlanmasıyla etkinlik sonlandırıldı.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Yaşamı Ana Fatma’nın kemalati ile savunacağız’

    ‘Yaşamı Ana Fatma’nın kemalati ile savunacağız’

    PİRHA-DAD Kadın Meclisi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü için çağrı yaparak “İstanbul Sözleşmesini iptal etmek kadın soykırımını meşrulaştırmaktır” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi Kadın Meclisi 25 Kasım Uluslararası Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’ne dair basın açıklaması yaptı. İzmir Şube binasında yapılan açıklamayı meclis adına Nebat Çelik okudu.

    “Biz kadınların mücadelesi köleleşmeyen toplumlardır” diyen Çelik, şu cümleleri dile getirdi:

    “Biz kadınların mücadelesi eşitlikçi ve ekolojik bir toplumun hayat bulmasıdır. Pandemi bahane edilerek kadınların birçok hakkı gasp edildi. Kadınlar gerek emek boyutuyla, gerek psikolojik ve sosyolojik olarak her türlü sömürüye, şiddete maruz kalmaktadır. En derin yoksulluğa mahkûm edilmeye çalışılan kadınlar, ev ve annelik vasfıyla sınırlandırılmaya çalışılan kadınlar üzerinden en büyük toplumsal ayrımcılık yapılmaktadır.”

    “ÖZ SAVUNMA MEŞRUDUR”

    Nebat Çelik, cinsiyet eşitsizliğinin daha da derinleştirildiğini söyleyerek sözlerine şöyle devam etti:

    “Cins ayrımını ret eden Alevi inancında kadınlar bir cins değil, yolun kendisidir. Karşılaştığımız onca dayatmaya boyun eğmeyen bizler, biz kadınlar yaşamı iktidarlaştırılarak vahşi ve nehak aklın devamcısı olanlar, kadın kırımını işleyenlere karşı öz gücümüzle kendimizi savunacağız.  Derinliklerde yatan Ana Fatma’nın kemalatiyle yaşamı kendimiz savunacağız.”

    “SÖZLEŞMENİN İPTALİ KADIN KIRIMINI MEŞRULAŞTIRMAKTIR”

    Nebat Çelik, şiddet, taciz, tecavüz, katledilme ve fuhuşa sürüklenmenin kadın kırımının dışavurumu olduğunu vurgulayarak “Bu nedenle İstanbul Sözleşmesi kadının ve çocuk haklarının tüm dünya tarafından sahiplenilmesidir. İstanbul Sözleşmesi kadınların cümle cana, cümle varlığına sahiplenmenin sözüdür. Bu sözleşmenin iptal edilmek istenmesindeki amaç kadın soykırımını meşrulaştırmaktır. Biz kadınlar olarak kazanılmış haklarımızdan vazgeçmeyeceğiz ve dayanışma ile hayatlarımızı savunmaya devam edeceğiz”dedi.

    PİRHA/İZMİR

  • ‘Kefensiz gömülenlerimizi anıyoruz’

    ‘Kefensiz gömülenlerimizi anıyoruz’

    PİRHA- Demokratik Alevi Derneği (DAD) Mamak Şube Ana Fatma Cemevi, ölümünün 82. yılında Seyit Rıza ve arkadaşlarını anıyor.

    DAD Mamak Şube Ana Fatma Cemevi, “Kefensiz gömülenlerimizi anıyoruz” çağrısı ile 1938 yılında idam edilen Seyit Rıza ve arkadaşlarını anacak.

    Mamak Ana Fatma Cemevi’nde 15 Kasım saat 18:30’da yapılacak anmada ilk olarak çerağ uyandırılacak, ardından ise sinevizyon gösterimi yapılacak.

    Yoldaşça Türküler adlı grubun müzik dinletisiyle devam edecek anmanın sonunda lokmalar pay edilecek.

    PİRHA/ANKARA

  • Tunceli Valisi’nin Ana Fatma ismiyle birlikte köprüye verdiği isim meclis gündeminde

    Tunceli Valisi’nin Ana Fatma ismiyle birlikte köprüye verdiği isim meclis gündeminde

    PİRHA- HDP’li Önlü, İçişleri Bakanı Soylu’ya Dersim merkeze bağlı Babaocağı Köyü’ne gidiş yönünde yapılan köprüye Alevilik inancında önemli bir yeri olan Ana Fatma ismiyle birlikte kullanılan Tunceli Vali Tuncay Sonel’in isminin bir an önce kaldırılması gerektiğini belirtti. 

    Halkların Demokratik Partisi(HDP) Dersim Milletvekili Alican Önlü, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya, Dersim’de Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in kendi ismiyle birlikte Ana Fatma ismini kullanarak bir köprüye verilmesini sordu.

    Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in kayyım olarak Dersim Belediyesi’ni gasp ettiği günden beri, hizmet adı altında Dersim halkının tüm değerlerini, kültürünü, dilini ve inancını asimile ettiğini belirten Alican Önlü,  “Son olarak Dersim merkeze bağlı Babaocağı Köyü’ne gidiş yönünde yapılan köprüye, bu halkın kutsallığı olan, inancında önemli bir yer tutan Ana Fatma ismini, kendi ismiyle birlikte vererek Dersim halkının inançsal değerlerine saygısızca saldırmıştır” ifadesini kullandı.

    “DERSİM HALKININ KUTSALLARININ VALİNİN İSMİYLE YAN YANA GELMESİ KABUL EDİLEMEZ”

    Daha önce de Dersim inancına saygısızlık ettiğini kaydeden Önlü’nün verdiği önergede şu ifadelere yer verildi;

    “Bu valinin Dersim inancına ilk saygısızlığı da değildir. Daha önce de Cemevi’nde posta oturma saygısızlığı yapan Vali, kendi çalışanı olan Cemevi Dedesi tarafından da Hızır’a benzetilmişti. Harde Dewreş de Reya Haq inancının topraklarında bu halkın kutsallarının adlarının Valilin ismiyle yan yana gelmesi kabul edilemez bir durumdur. Bu durum Dersim halkının, inanç kurumlarının ve kanat önderlerinin de tepkisini çekmektedir. Ayrıca bu köprünün yapımı için Valinin köylülerden AKP için oy istediği ve karşılığında bu köprüyü yaptığı yönünde tarafıma bilgiler gelmektedir. Barajlarla, HES’lerle, kalekollarla kenti kuşatan, belediye binasını kışlaya çeviren, bu tekçi zihniyetin Valisi, Dersim Belediyesinin yani Dersim halkının öz kaynaklarıyla yaptırdığı köprülerle, parklarla, bahçelerle AKP’ye oy isterken ayrıca kendi adını vererek yaptığı asimilasyonları da meşrulaştırmak istemektedir. Yine daha önce Vali tarafından birçok park ve alana Dersim halkı tarafından kabul görmeyen isimler verilmişti. Bu isimlerin bir an önce değiştirilerek Dersim halkının değerlerinin isimlerinin verilmesi gerekmektedir.”

    Önlü, bu bağlamda İçişleri Bakanı Soylu’ya şu soruları yöneltti;

    • Dersim halkının kutsallığıyla kendi ismini yan yana getirerek inancına, tarihine, kültürüne ve diline saldıran Vali Tuncay Sonel hakkında soruşturma başlatacak mısınız?
    • Köye giden ve yıllardır köylüler tarafından kullanılan alternatif yollar olmasına rağmen bu köprü hangi ihtiyaç ve talepler doğrultusunda yapılmıştır?
    • Vali Tuncay Sonel’in köprü karşılığında AKP için oy istediği bilgisi doğru mudur? Vali’nin AKP adına oy istemesi ve köylüye çeşitli vaatler vermesi hakkında bakanlığınıza bir bilgi ulaşmış mıdır? Bu konunun araştırılması ve gerçeklerin ortaya çıkarılması adına ne tür bir işlem yapacaksınız?
    • Yıllarca yasaklı olan bu yolun tam da seçim döneminde köprü yapılarak açılmasının gerekçesi nedir?
    • Bu köprü belediye sınırları içerisinde mi yer almaktadır?
    • Köprünün yapımı için ihale ne zaman yapılmış ve hangi şirket tarafından ne kadarlık bir tutar karşılığında anlaşılmıştır?
    • Köprünün yapımı için Dersim Belediyesi kaynakları mı Valilik kaynakları mı kullanılmıştır?
    • Vali Tuncay Sonel neden Dersim’in her yerine kendi ismini vermektedir? Bakanlığınızdan kendisine bu yönde bir talimat verilmiş midir?
    • Vali tarafından birçok park ve alana Dersim halkının tarihiyle, inancıyla ve kültürüyle alakası olmayan ve kabul görmeyen isimler verilmiştir. Bu isimler hangi meclis kararına göre verilmiştir? Bu isimlerin değiştirilmesi adına bir çalışma yapacak mısınız?
    • Köprünün ismi kimler tarafından hangi yasa ve kanuna göre verilmiştir? Bu ismin verilmesi hakkında herhangi bir meclis kararı var mıdır? Köprüye ismini veren Vali bunu Dersim halkına sormuş mudur?
    • Dersim halkı, inanç ve kanaat önderlerinin de tepkisini çeken köprünün isminin değiştirilmesi konusunda bir çalışmanız olacak mıdır?
    • Devletin tüm imkanlarını kullanarak kendi ismini meşrulaştırmak ve bundan siyasi bir rant elde etmeye çalışan Vali Tuncay Sonel’i ne zaman görevden alacaksınız? (HABER MERKEZİ)

  • Kakai İnanç Heyeti Ana Fatma ve Gola Çeto’ya niyaz oldu-VİDEO

    Kakai İnanç Heyeti Ana Fatma ve Gola Çeto’ya niyaz oldu-VİDEO

    PİRHA – Kakai Alevi İnanç Heyeti, Dersim’de bulunan Ana Fatma ve Gola Çeto ziyaretgahlarına niyaz oldu. Ziyaretlerde gulbang verilerek lokmalar pay edildi. Ziyaretlerde Kakailerin inancına dair aktarımlarda bulunuldu.

    Kakai Alevi İnanç Heyeti, Alevi kurum ve dergah ziyaretlerine bugün Dersim’de devam etti.

    Ana Fatma Ziyaretgahı ve Jare Gola Çeto’ya gelen heyete Demokratik Alevi Dernekleri üye ve yöneticileri, kurum temsilcileri ve çok sayıda Dersimli yurttaş eşlik etti.

    DAD Genel Merkez Eş Başkanı Musa Kulu ve DAD yöneticisi Nadide Yallı Reya Heq Alevi inancının Dersim’de yaşanması ve ziyaretgahlar hakkında bilgi verdi. Lokma gülbengini Sinemilli Ocağı pşrlerinden Süleyman Deprem verdi.

    Kakai Alevi İnanç Heyeti’nden Pir Serhat Kakay, Reya Heq inancının coğrafyası, Harde Dewreş Dersim’e gelip görmenin, çıla yakmanın ve lokmaların pay edilmesinin kendilerinde güzel duygular yarattığını belirtti.

    PİRHA/DERSİM

  • ’20 yıldır özümüzü arıyoruz’-VİDEO

    ’20 yıldır özümüzü arıyoruz’-VİDEO

    PİRHA – Demokratik Alevi Derneği’nde yapılan Xızır Ceminde konuşan Şıx Çoban Ocağı pirlerinden Zeynel Kete ile Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem birlik mesajları verdi. 

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Mamak Şube Ana Fatma Cemevi’nde Xızır Cemi gerçekleştirdi. Cemi, Şıx Çoban Ocağı Pirlerinden Zeynel Kete, Sinemilli Ocağı Pirlerinden Süleyman Deprem birlikte yürüttü. Cihan Çelik, Esra Yalçın, Murat Yılmaz ve Hüseyin Güngör de cemde zakir olarak yer aldı.

    “İNANCIMIZ PİRSİZE, HIRSIZA, ARSIZA DÜŞÜRÜLMÜŞ”

    Geçmiş yıllara kıyasla katılımın oldukça güçlü olduğu cemde ilk konuşmayı yapan Pir Zeynel Kete “Xızır, dar ve zor günde cümlemize yardımcı olsun” diyerek sözlerine şöyle devam etti:

    “İnancımız pirsize, nursuza, hırsıza, arsıza düşürülmüş, yol kadınsız bırakılmış, yoldan çıkılmıştır. Tüm bunlara karşı diyorum ki; Xızır, Xızır-ı ikbal bu evliyalar, Düzgün Baba, 12 Ocağın pirleri, dervişleri, ocak mensupları, bizi pirsize, arsıza, nursuza düşürmesin. Geldiğimiz yol çok önemli ve kutsaldır. Eminim ki bütün durursak bu yol bu Xızır aklı bizi abada götürecektir. Bundan şüphe etmediğimiz müddetçe yol sahipsiz değildir. Yol kendini bulacaktır.”

    “ÖZÜMÜZÜ ARIYORUZ”

    Xızır Cemi’nin bir diğer konuşmacısı ise Sinemilli Ocağı Pirlerinden Süleyman Deprem oldu. “Kadimden bu yana yolumuz bellidir” diyen Deprem, şunları dile getirdi:

    “Enel-hak, hakkın yeryüzündeki zuhuru demişiz. Bütün canlılara buradan baktığımız zaman her şey ortada. Yolumuzu, erkanımızı son 50-60 yılda terk ettik. Fakat geldiğimiz noktada son 20 yıldır özümüzü arıyoruz. Çünkü şunu öğrendik; sen, sen olmazsan bir başkasıyla birlikte biz var olamayız.”

    Pirlerin konuşması ardından çerağlar yakıldı. Zakir Murat Yılmaz’ın deyişleriyle 12 hizmet yürütüldü, semahlar dönüldü. Ardından zakir Cihan Çelik ile Esra Yalçın, Kürtçe ve Türkçe duaz imamlar seslendirdi. Gülbengin okunmasıyla birlikte lokmalar canlara pay edildi.

    Cebrail ARSLAN-Eren Güven/ ANKARA

     

  • DAD Ana Fatma Cemevi, TOKİ işçileriyle dayanışma kahvaltısı düzenledi- VİDEO

    DAD Ana Fatma Cemevi, TOKİ işçileriyle dayanışma kahvaltısı düzenledi- VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ana Fatma Cemevi yaklaşık 2 yıldır ücretlerini alamayan ve 21 gündür direnişte olan TOKİ işçileri için dayanışma kahvaltısı düzenlendi.

    Dayanışma kahvaltısına HDP, EMEP, AKA-DER, Halkevleri, TİP, PSAKD, Taş Düşmeler Yönetmeni Medet Dilek, DAD Ankara şube ve mahalle halkı katıldı. Kahvaltıda konuşan TOKİ işçisi Kerem Özkaya, “Bizi değil altı kez gözaltına alma, yüz kez de alsalar bin kerede alsalar biz bu hakkımızı sonuna kadar savunacağız” dedi.

    “GÖZALTINA ALSALAR HAKLARIMIZI SAVUNACAĞIZ”

    2 yıldır ücretini alamayan ve 21 günde direnişte olan TOKİ işçisi Kerem Özkaya hiçbir şekilde ücretlerinin ödenmediği belirtti. Ücretlerini alamadıkları gibi suçlu hale getirildiklerini ve birçok defa gözaltına alındıklarını vurgulayan Özkaya şunları söyledi:

    “Biz 20107 Şubat ayında başladık. TOKİ’ye bizim sayımız 225 kişiye ulaştı. Şubat 2017 den Aralık 2017 kadar bu çalışan 225 kişinin sadece ücretleri olan asgari ücret olan 1.404 TL  den yatırıdırlar geri kalan alacaklarımıza karşılık çek ve senetler verilmesine rağmen maalesef  bu  çek ve senetler yatırılmadı ve bu güne kadar hiçbir ödeme yapılmadı. Direnişe karar verdik 22 Kasım’da direnişe geçtik 11. günümüzde polis ve çevik kuvvetler bizim çadırlarımızı yıktı bizi gözaltına aldı ve bugüne kadar bizi altı kez gözaltına aldılar. Biz bu görevimizden vazgeçmeyeceğiz bizi değil altı kez gözaltına alma yüz kez de alsalar bin kere de gözaltına biz bu hakkımızı sonuna kadar savunacağız.”

    “SÖMÜRÜYE KARŞI GELECEĞİMİZİ ÖRGÜTLEMELİYİZ”

    TOKİ işçileri ile dayanışma kahvaltısına destek amaçlı katılan Ovacık Belediye başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu  emek sömürüsünün kat be kat artarak devam ettiğinin altını çizerek dayanışma çağrısında bulundu. Maçoğlu sözlerine şöyle devam etti:

    “Aslında bu meselenin öznesi olan iş yoldaşlarımızın sözü bizim sözümüzdür.  Dünya varoluştan bu yana emek meselesi sömürü meselesi olmaya başladı. Özellikle son yüzyıl içerisinde dünyanın bir çık yerinde, alanda işçi sınıfının hakikaten yok sayılan işçi sınıfının yönetimsel alanda varlığını reddeden bir kapitalist emperyalist devlet sistemi anlayışının çok daha da vicdansız aştığı, daha da zalimleştiği dönemde yaşıyoruz aslında. Bu onların aslında yukardan aşağı doğru çakılışı anlamına geliyor. Bizler birlikte olmak zorundayız birlikte olduğumuz sürece de direngen yanımızı mücadele dökerek, örgütleyerek aslında geleceği örgütleyebilir, geleceği kurtarabilir, kurtarabileceğimizi düşünüyorum.”

    “EMEKÇİLER ÖRGÜTLENİRSE BİR ÇOK MESELE ÇÖZÜME GİDER”

    Etkinlikte konuşan HDP Mamak ilçe Eş Başkanı Mustafa Akkaya, “Bu mücadele şimdiye kadar değişik şekillerde devletin bizzat baskısıyla, terörüyle işçileri bu hafta mücadelesi engellenmeye çalışıldı. Biz hakkımızı alacağız, devlet verse de, vermese, de bu hakkımızı alacağız” dedi.

    Halka ucuza eve edinmeleri için kurulan TOKİ’nin iktidarın tekeline girdiğini dile getiren HDP Ankara İl Eş Başkanı Hüseyin Gevher de AKP iktidarı tarafından işçilerin mağdur edildiği ve işçilerin direnişini sahiplendiklerini belirtti.

    Son olarak söz alan EMEP ilçe yöneticisi Rıza Ercan, “İşçi sınıfı mücadele ettiği, birleştiği zaman yaşadığımız bir sürü meselenin aslında çözümünü de başta işçi sınıfı hayata geçirir. İşte kadın cinayetleri, çocuk tecavüzleri, düşük ücretler, işsizlik, açlık bir sürü mesele var. Bunların hepsinin çözümü işçi örgütlenmesiyle ve işçi sınıfının mücadele etmesi ile çözülür” diye konuştu. TOKİ işçileri dayanışma çağrısını yineleyen Ercan sözlerini devamında şunları vurguladı:

    “TOKİ işçilerinin mücadelesi sanki bir özel meseleymiş gibi gözüküyor, ama aslında üçüncü hava limanı işçilerinden, maden işçilerinden, metal işçilerinden pek farklı değil. Bu sınıf mücadelesi günümüzde de sınıf mücadelesi var kapitalist sistem olmasından kaynaklı,  işçi sınıfının mücadelesinden başka yapacak hiçbir seçenek yok. Bugün Fransa’da sarı yelekliler işçi ve emekçiler başta petrol zammına karşı bütün işçileri kapsadı ve tepki gösterdiler.  Yönetenler geri adım atsalar da bu mücadele edenlerin talepleri hayata geçmediği için mücadele devam ediyor. Bizim ülkemizde de mücadele devam edecek. TOKİ işçileri bugün  ücretlerini hak ettiklerini alsalar dahi sınıflar var olduğu sürece mücadele devam edecek.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • DAD Mamak Şubesi Ana Fatma Cemevi’nde oruç lokması verildi

    DAD Mamak Şubesi Ana Fatma Cemevi’nde oruç lokması verildi

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Mamak Şubesi Ana Fatma Cemevi’nde cemevi yöneticileri tarafından Yas-ı Muharrem vesilesiyle oruç tutan canlar için lokma verildi.

    Aleviler için kutsal olan Muharrem ayının başlamasıyla birlikte Aleviler oruçlarını tutmaya ve lokmalarını paylaşmaya devam ediyor. DAD  Mamak Şubesi Ana Fatma Cemevi’nde Muharrem ayında oruç tutan canlarla biraraya gelinerek oruç lokması verildi.

    DAD Mamak Şube Ana Fatma Cemevi’nde verilen oruç lokmasına Aka-Der, CHP Mamak Meclisi üyesi Necati kahraman, Araştırmacı Yazar Özcan Öğüt, HDP Mamak ilçe Yönetim Kurulu üyeleri, PSAKD Eski Başkanı Mustafa Demirtaş ve çok sayıda mahalle halkı katılım gösterdi.

    “HÜSEYİN’İN DURUŞUNU SAHİPLENMEK GEREK”

    Lokma öncesi canlardan rızalık alarak konuşma yapan PSAKD Eski Başkanı Mustafa Demirtaş, “Yas-ı Muharrem ayının önemine vurgu yaparak Hüseyin için ağıt yakmak ve  gözyaşı dökmek yerine Hüseyin’in duruşunu sahiplenmek gerek. Hz. Hüseyin her zaman mazlumların sesi oldu. Yezit ise her zaman lanetlendi” diye konuştu.

    İmam Hüseyin için gözyaşı dökmek onun yoluna gitmek değildir” diyen Demirtaş, “Canlar, Hz. Hüseyin’in yaptığını yapması gerekiyor. Zalimin zulmüne karşı durmak, mazlumlardan yana olmak gerekiyor. Bugüne kadar kaybettiğimiz şehitlerimizi İmam Hüseyin’in nezdinde anıyoruz” diyerek konuşmasını sonlandırdı.

    PSAKD’nin eski Başkanı Mustafa Demirtaş’ın konuşmasının ardından Zakir Murat Yılmaz deyişler söyledi. Ardından tekrar gülbanglar okunarak oruç lokması tamamlanmış oldu.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Munzur kıyısına hafriyat dökülüyor, ağaçlar katlediliyor-VİDEO

    Munzur kıyısına hafriyat dökülüyor, ağaçlar katlediliyor-VİDEO

    PİRHA – Dersim Ana Fatma Ziyareti güzergahında yol yapım çalışmalarında ağaçlar katlediliyor ve hafriyat Munzur Suyu’na dökülüyor. Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan doğa aktivisti Haydar Çetinkaya ve İsmail Ateş, “Burada ağaçlar kesiliyor, doğa tahrip ediliyor. Buradan çıkarılan hafriyat Munzur kıyısına dökülüyor, bunun durdurulmasını istiyoruz” ifadelerini kullandılar.

    Dersim-Ovacık Karayolunun 2. km’sinde Ana Fatma Ziyareti’ne kadar yapılacak olan yol düzenleme çalışmasında ağaçlar katlediliyor, çıkarılan hafriyat Munzur Suyu’na dökülüyor.

    “AĞAÇLAR KATLEDİLİYOR, DOĞA TAHRİP EDİLİYOR”

    Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan doğa aktivisti Haydar Çetinkaya, “Tunceli-Ovacık karayolunun 2.km’sindeyiz. Burada bir yol genişletme ve düzenleme çalışması var Ana Fatma’ya kadar. İlk etapta 700 m’lik alan düzenlenecek aldığımız bilgiye göre. Burada ağaçlar kesiliyor, doğa tahrip ediliyor. Buradan çıkarılan hafriyatın normal olarak belediyenin göstereceği bir alana taşınıyor olması gerekirken yolun alt kısmında çalışma olmayan Munzur kıyısına dökülüyor” dedi.

    “ÇALIŞMALARIN DOĞAYA ZARAR VERMEMESİ GEREKİYOR”

    “Bu şekilde yapılan çalışma; birincisi çevre mevzuatı, yüklenici firmanın bu şekliyle yaptığı durum da işgüzarlıktır. Burada maliyetten kaçıldığı görülüyor. İhalenin bütçesinden ya da iş makinası çalıştırmama açısından zarara girmemek kaydıyla ne yazık ki doğamıza zarar veriyor. Buradaki kayaçlar, topraklar ne varsa hiçbir şekilde etkilenmemesi gereken, proje dahilinde olmayan alana dökülüyor. Bu çalışmayı doğru bulmuyoruz. Mutlaka Tunceli Valiliği’ne şikayette bulunacağız” diye konuşan Çetinkaya, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nı aradık onlar il müdürlüğüne yönlendirdiler. Onlara bildirdik. Burada mevcut haliyle yol düzenlemesinde zorunlu olmadıkça doğaya, ağaçlar, milli park sahasına zarar vermemesi gerekiyor. Ayrıca bu çevre mevzuatlarında da, kanunlarda da suç teşkil ediyor.

    Koca koca taşlar ağaçların gövdelerine çarpmış, yaralar oluşturmuş. Buradaki bütün hafrşyat Munzur’un içine dökülüyor. Mutlaka durdurulmasını istiyoruz. Hem valiliğin hem çevre ve şehirciliğin hem orman müdürlüğünün bu şekilde yapılan çalışmayı durdurmalarını talep ediyoruz.”

    “İSTEĞİMİZ; MUNZUR’UN DOĞAL ÖRTÜSÜNE ZARAR GELMEMESİ”

    İsmail Ateş ise şunları kaydetti:

    “Biz tabii ki yol yapımına karşı değiliz. Dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen bu kadar doğal bir yere burada kamyonla taşınması gerekirken kamyonla taşınmıyor Munzur’un içine direk dökülüyor. Yolun kenarındaki ağaçlara yazıktır. Bu ağaçlar 50-100 yılda yetişiyor. Yolun üst tarafına yol yapımına karşı değiliz. Birçok meşe gidiyor. İsteğimiz; Munzur’un kenarındaki doğal örtüye hafriyat bırakılmaması. Ağaçlar tümden zarar görüyor.

    Bu çalışma; çıkarılan hafriyat uygun bir yere taşınacak. Makine alıp Munzur’un içine atıyor, maliyet azalsın diye. Herhalde ilgililer durdururlar. İl valisi kendisi görse karşı çıkar.”

    Hüseyin Yaşar SEZGİN/DERSİM

  • Dersim’deki çok sayıda ziyaretin ismi erkekleşti: Bu ziyaretler tanrıçalar kültüründen

    Dersim’deki çok sayıda ziyaretin ismi erkekleşti: Bu ziyaretler tanrıçalar kültüründen

    Alevilik inancında farklı bir yeri olan Dersim’in birçok yerinde sayısız ziyaretler bulunuyor. Bu ziyaretlerin birçoğu erkek ismi ile anılsa da Dersimliler birçok ziyarette kadın evliyaların yattığını, ancak zamanla erkek ismi verildiğini söylüyor.

    Dersim’de yapılan araştırmalara göre, Ana Fatma, Xaskare, Jele ve Buyere isminde 4 kadın ziyaret yeri var. Özellikle kadınlar tarafından ziyaret edilen evliyalar hakkındaki bilgi ise çok kısıtlı. Hüseyin Çakmak ile Erdal Gezik tarafından hazırlanan “Ra Haq” kitabında kadın evliyaların etkisi ve kimler olduklarına yer veriliyor. Kitapta dikkat çekilen 4 kadın evliyalar şöyle: 

    ANA FATMA

    Dersim merkeze 3 kilometre uzaklıkta olan Ana Fatma; Hz. Ali’nin eşi, Hasan ve Hüseyin’in annesi. Raya Heq içerisinde önemli yeri olan az sayıda kadın evliyadan biridir. Ahirette kadınların şefaatçisi ve özelikle de kadınların bahtını veren evliya olarak kabul görülür. İnancın kutsal saydığı en önemli tarihsel kişilerle doğrudan bağlantılıdır: Bu niteliklerden ötürü temiz bir soy, bereketlilik ve masumiyeti temsil eder. Kadınlar tarafından günlük hayata en çok ay ile özdeşliği ile anılır. Ay güzellik, temizlik ve nuru temsil eder. Ana Fatma’nın sureti olarak adlandırılır.

    HASKAR: İYİLİĞİN TEMSİLİ 

    Nazimiye ilçesi Düzgün Baba mevkiinde bulunan Haskar: Düzgün Babanın kız kardeşinin mezarı olduğu yer. Burada çıkan su “Haskar’ın çeşmesi” olarak adlandırılır. Ziyarete gidenler bu sudan içmeden yoluna devam etmezler. İyi niyetli insanların bu sudan içmeleri durumunda bir eksilme olmazken, kötü niyetli insanların önünde suyun kuruduğuna inanılır. Bu kişiler yolcuğu kesip geri dönerler. 

    JELE VE ŞİFACI BUYERE

    Dersim merkez kırsal alanında olan Jele: Düzgün babanın kız kardeşlerinden birisidir. Kendi adıyla anılan bir ziyaretgahı vardır. Ziyaretgahı düzgün babanın mekanın karşısındadır. Jele güzellik saflık ve temizliğin sembolü olarak anılır. 

    Erkek olarak bilinen ancak kadın evliya olan Buyere de Pülümür ile Ovacık ilçeleri arasında kalıyor. Buyere şifacılıkta önemli bir etkisi vardır.

    Mezopotamya Ajansı’ndan Semra Turan, Alevi inancı ve kadın evliyalar üzerinde çalışma yürüten Ayten Şimşir ile konuştu. Şimşir, Dersim’deki kadın ziyaretleri üzerinde derlediği bilgileri paylaşarak, kendi bilgilerinden kadın evliyaların etkilerini anlattı. 

    “ERKEKLEŞTİRİLİP UNUTURULMAK İSTENİYOR”

    Şimşir, Ana Fatma ziyaretinin Munzur’un kıyısında olduğunu, oradan akan suyun şifalı olduğuna inanıldığını belirtti. Şimşir, “Kimilerine göre, Ana Fatma İslamiyet’in etkisi ile kadim yolumuza girdiği söylense de Alevilikte Ana Fatma rahimdir. Rahmet çeşmesidir. Kubbe-i Rahman’ın sahibidir” dedi.  

    Şimşir, “Yapılan araştırma ve alan çalışmalarına baktığımızda bugün yüksek güvenlikli bölge ilan edilerek alana gidiş gelişlerin yasaklandığı Ana Buyere’nin şifacılıkta önemli bir yeri olduğunu, Buyere gölünün suyunun sayısız hastalığa deva olduğu anlatılagelir. Yine Ana Buyere’nin doğum konusunda uzman olduğu gebe kalamayanlara yönelik özel tedavi yöntemleri olduğu yöre halkınca bilinir. Ana Buyere ne yazık ki günümüzde unutulmaya yüz tutmuş hatta erkek olduğu yöre halkına kabullendirilmeye çalışılan ana kadın ziyaretgâhlarımızdandır” diye konuştu.  

    ALEVİLİK BİR KADIN İNANCIDIR” 

    Şimşir, “Yine Dersim’in kutsal mekanlarından bir diğerleri Düzgün Bawa olarak bilinen ve sır olduğuna inanılan eren/ evliyanın üç kız kardeşi olarak bugüne kadar gelen Haskar/Jêle ve Karsniye kimi araştırmalara göre bölgenin kadim tarihinden kalan mitolojik semboller olduğu söylenen bu ziyaretlerin tanrıçalar kültüründen kaldığı belirtilir” diye kaydetti. 

    Dersim’de atılan her adımda bir kutsal ziyaretle karşılaşmanın mümkün olduğunu yineleyen Şimşir, sözlerini şöyle sürdürdü: “Dersim yaşayan ve tüm asimilasyon politikalarına rağmen kendini koruyan Alevilik inancında bir ana kadın inancı olma ve kadını Xu-dâ vasfıyla vücut bulmuştur. Tekçi egemen aklın inancımızı her geçen gün kadınsızlaştırarak tek tipleştirmeye çalıştığı, kendi hakikatinden uzaklaştırarak tarihine, kültürüne, ikrar verdiği canlı cansız, varlığa yabancılaştırmaya dönük politikalar ürettiği dem î devranlardan geçiyoruz.” 

    “ANA KADINLAR DİRENİYOR”

    Şimşir, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Tüm asimilasyon politikalarına ve doğamızdan/ziyaretgahlarımızdan uzaklaştırılma çabalarına rağmen inancımızı var edip bugüne taşıyan Ana Kadınlar direniyor. Ziyaretgahlarına, kutsal tüm değerlerine inanç ve bağlılıkla sahip çıkıyor. Coğrafyamızın birçok bölgesinde ana kadın ziyaretleri talan edilmiş, neredeyse yok edilmiş, unutturulmuş haldeyken Dersim kadını köklerine bağlılığını kadın ziyaretgâhlarını canlı tutarak sağlıyor. Tanrıça Ma’nın memelerinden fışkıran Munzur gözelerinin bereketi ve bolluğuyla inancını besleyip bugüne taşıyan, ateşlerle sınanıp birer bedelgâh olan ana kadınlara aşk olsun…”

  • Pir Kete’den nikah kıyma yetkisine tepki: Müftü islamiyetin Nemrudi yönünün temsilidir-VİDEO

    Pir Kete’den nikah kıyma yetkisine tepki: Müftü islamiyetin Nemrudi yönünün temsilidir-VİDEO

    PİRHA-Müftülere nikah yetkisinin verilmesini kapsayan yasa tasarısına tepki gösteren Şıh Çoban Ocağı pirlerinden Zeynel Kete, Alevi yol erkanında ahdı nikahın rızalık ve ikrar verme üzerine olduğunu, pirin huzurunda yapıldığını ve söylenen her duaz imamda doğanın ve hakikatin şehadetinin alındığını kaydetti. Kete, müftünün islamiyetin nehak, nemrudi yönünü temsil ettiğini de vurguladı. 

    Haberin Videosu

    Müftülere nikah yetkisi vermeyi kapsayan yasa tasarısında çeşitli kesimlerden tepkiler gelmeye devam ediyor. Şıh Çoban Ocağı pirlerinden Zeynel Kete de bu yasa tasarısına tepki gösterdi.

    “BİZDE NİKAH RIZALIK VE İKRAR VERME ÜZERİNEDİR”

    Pir Zeynel Kete, Alevi yol erkanında ahdı nikahın olduğunu, bu ahdı nikahın rızalık ve ikrar verme üzerine pirin huzurunda yapıldığını belirterek nikahta söylenen her duaz imamda doğanın ve hakikatin şehadetinin alındığını ifade etti.

    Cumhuriyetle beraber gelen belediye nikahının yaşanan hukuk süreci içerisinde kısmen de olsa medeni hukukta kadını bir nebze de olsa koruduğunu söyleyen Pir Zeynel Kete, nikah kıyma yetkisinin müftülere verilmesinin Türkiye’de tekçi zihniyetin kendisini inanç üzerinde var etmeye çalıştığını vurguladı.

    “MÜFTÜ İSLAMİYETİN HAKİKAT YÖNÜNÜ TEMSİL ETMİYOR”

    İslamiyetin içerisinde ciddi bir hakikat paydası olduğunu belirten Pir Zeynel Kete, “Müftü İslamiyetin hakikat yönünü temsil etmiyor. Nehak yönünü, Nemrudi yönünü temsil ediyor. Bu çerçevede ulus-devlet anlayışı müftülükler üzerinde kendini yeniden inşa ediyor” dedi. Devletin bütün ideolojik aygıtlarının iktidar İslamının eline verildiğinin altını çizen Pir Zeynel Kete, bu iktidar İslamı üzerinden de AKP’nin kendini örmeye çalıştığını kaydetti.

    “AHDI NİKAHTA KADIN ANA FATMA’DIR, HARDO DEWREŞ’TİR”

    Aleviler için Alevi yol ve erkanının önemli olduğuna dikkat çeken Pir Zeynel Kete, “Bizde kadınla yapılan ahdı nikahta kadın Ana Fatma’dır, Hardo Dewreş’tir. Kainatın özeti, Hakk’ın varlığı en fazla kadının bedeninde ve cemalinde kendisini gösterir. Biz böyle düşünüyoruz. Tabi ki müftülerin nikah yapması da bizim kabulümüz değildir” şeklinde ifade etti.

    “SÜNNİLİĞİN İÇİ BOŞALTILIYOR”

    Kur’an kursları, iktidar İslamı gibi sorunların sadece Alevilerin sorunu olmadığını, bu konuları sadece Alevilerin tartışmaması gerektiğini söyleyen Pir Zeynel Kete, bu sorunların bir o kadar da Müslümanların, Sünnilerin sorunu olduğunu ve Sünniliğin içinin boşaltıldığını da belirtti.

    Sünniliğin Muhammed-i hak yolundan uzaklaştırıldığına vurgu yapan Pir Zeynel Kete, “Aslında Sünnilerin buna çok ciddi bir şekilde yok demeleri lazım, kabul etmemeleri lazım. Çünkü din üzerinde, Sünnilik üzerinde toplumsal muhalefet etkisiz hale getiriliyor. İnsanlar kendi kaderine razı ediliyor. Bu çerçevede bunu kabul etmiyoruz” dedi.

    Suay ABAK/İSTANBUL