Etiket: ana ilkin yüksel çağlayan

  • Çağlayan: Bizler sevgiyle yoğrulmuşuz, asıl reiki ustaları pirlerimizdi-VİDEO

    Çağlayan: Bizler sevgiyle yoğrulmuşuz, asıl reiki ustaları pirlerimizdi-VİDEO

    PİRHA-Ana İlkin Yüksel Çağlayan, günümüzde “reiki” olarak bilinen enerji aktarım tekniğinin Alevi inancının temelinde olduğunu belirterek, “Pirlerimiz, dedelerimiz bizlerin enerji merkezleriydi. Kendimi uzun yıllar dara çekerek enerji kanallarımı açtım” dedi.

    Dersimli olup Almanya’da yaşayan Ana İlkin Yüksel Çağlayan, uzun yıllar, Lufthansa hava yolu firmasında çalıştı. 20 yılın ardından işinden istifa eden Yüksel Çağlayan, sonraki sürecini ise ‘derviş gibi gezdim’ sözleri ile anlattı.

    İlkin Yüksel Çağlayan, analık vasfına nasıl eriştiğine ise “Hiçbir zaman ‘ocakzadeyim, anayım’ demedim. Fakat bir şekilde hizmet halindeydim. Halk bana, ‘ana’ sıfatı ile hitap etmeye başlayınca ben de bir süre sonra bunu benimsedim” sözleriyle açıklık getirdi.

    “BİZLER DOĞARKEN SEVGİ İLE YOĞRULMUŞUZ”

    Aynı zamanda Reiki (enerji aktarım tekniği) ile ilgilenen Yüksel Çağlayan, Alevi inancında olan enerji-şifa aktarımının nasıl tariflendiğini anlattı. Çağlayan, söz konusu enerjinin insan bedeninde saklı olduğuna işaret ederek şu aktarımda bulundu:

    “Yapmakta olduğum işe bugün ‘Bioenerji, Reiki, Kuantum’ gibi isimlendirmeler yapılıyor. Ama bana göre bu çok sade, sıradan bir olay. Doğduğum bölge itibariyle bizler, doğa ile iç içeyiz. Var olan sonradan bölünmüş, kısıtlanmış ve inkar edilmiş. Fakat bugün yeni bir çağ başladı ve insanlar enerji ile ilgili konuşmakta. Benim dedemi inkar eden, bize karşı gülen o insanlar şimdi ‘Reiki ustası olduk. Enerjistiz’ diyorlar.

    Bizler zaten doğarken sevgi ile yoğrulmuşuz. Sevgi bizim içimize hapsedilmiş ve o hapsedilen duyguyu patlatmak, o şifreleri kırmak gerekiyor. Biz de atadan, dededen dokunmayı, acıyı hissetmeyi biliyoruz. Çünkü bizler hep ezilmiş, saklanmışız. Bizleri buna mecbur bırakmışlar. Çünkü yeryüzüne gelirken insan, göğüs kafesine hapsolmuş halde gelir. Asıl hapsedilen de ruhtur. Ruh nedir? Bir enerji kütlesidir. Beden bir kafestir. Ben felsefeyi de deyişlerde, şiirlerde ozanlarda aradım. Uzun süreler boyunca seslendirilen o deyişlere kulak verip, ne anlatılmak istendiğine odaklandım. Ruhumuz, ‘misafirhane’ dediğimiz gönül kafesidir.”

    “KENDİMİ DARA ÇEKİP ENERJİ KANALLARIMI AÇTIM”

    İlkin Yüksel Çağlayan, enerji-şifa aktarımına tanıştığı bir Yunanistanlı kadının sebep olduğunu belirterek şöyle devam etti:

    “Kendimi bildim bileli hep karşımdaki insanın gözlerinin içerisine bakıp, anlamaya çalışıp ona dokunurdum. Ama şifa yönünü çok ileri yaşlarda, Avrupa’da bir kadın ile tanıştıktan sonra keşfettim. O kadınla tanışmam algılarımı açtı. Bana reikiyi, bioenerjiyi anlatıp yüzleşmeme aracı oldu. Ardından bunun üzerine düşündüm ve dedelerimde de olan bir enerji olduğunu fark ettim.

    Bir süre sonra nerede bir hasta var onun evine gidiyordum. Kaç kilometre uzakta oldukları sorun değildi. Bir arayış içerisindeydim. Fakat aradığımın da tam ne olduğunu bilmiyordum. Örneğin içimden gelen bir ses ile migren rahatsızlığı olan bir insanın sorununu iyileştirebileceğim, söylüyordu. İnsanlar buna inanmıyordu ve ben rica minnet ile kişilerin sorunlarına odaklanıyordum. Mıknatıs gibi elimi kişinin ağrısı olan eklem bölgelerine götürüyordum. Ardından bana iyi yönlü geri dönüşler oldu. Ve ben potansiyelim ile yüzleştim. Fakat o süreçte kendimi olabildiğince çok sorguluyordum. Ve yıllar sonra anladım ki bu insanın kendini bir anlamda dara çekmesiymiş.

    Bir süre sonra yaptığım işi benimseyip Dersim’e yolculuklarımı çoğalttım. Nereden geldiğimi birebir görmek istedim. Şunu gördüm ki herkeste bir enerji potansiyeli var. Fakat ben bunun üzerinde azmederek o kanallarımı açtım.”

    “PİRLERİMİZ, ENERJİ MERKEZLERİMİZDİR”

    Reiki tekniğinin artık piyasalaşıp maddiyat amacı taşıdığını söyleyen İlkin Yüksel Çağlayan, “Dünyanın olandan vazgeçeli çok oldu” diyerek şöyle devam etti:

    “Ben, yaşam tarzı olarak mütevaziyim. Örneğin pirlerimiz aynı zamanda bizlerin enerji merkezleridir. Ama ne oldu? Zaman içerisinde o pirleri yerle bir ettik. Onları aşağıladık. ‘Onlara niyaz yapmayacağız, kurban kesmeyeceğiz’ dedik. Yani kendi kendimizi kör ettik. Pirilerimiz bize gelirken atları, araçları yoktu. Yürüyerek gelirlerdi. Kar, kış, kıyamet dinlemezlerdi. Neşelendirmek, insanlara huzur vermek, bolluğun ve bereketin kanallarını o köye akıtmak için gelirlerdi. ‘Pir kimdir ki?’ dediler.

    Halkımız, gelen pirlere biraz çökelek biraz yufka ekmek gibi besinler verirlerdi. Bu bir al ver döngüsüydü. Ama uyanık insanlar, bu inancı, yolu kırmak için ‘Ona kurban kesmeyeceksin. Pir de senin gibi insandır’ deyip o yolları kestiler.

    Ben eğer reiki uyguluyorsam evet kanallarım açılmıştır. Hiçbir şey bizim olmayabilir ama yeryüzündeki vakit bizimdir. Çünkü ben de her insan gibi sinemaya gidebilir, çoluk çocuğumla zaman geçirebilirim. Ama ne yapıyorum? Senin rahatsızlığından dolayı senin huzuru bulman için vaktimi sana harcıyorum. Vaktimin karşılığına ben, senden almalıyım. Fakat bunu servet boyutuna gitmesi çok ayıp. Hiçbir zaman kimseden para talep ettiğim görülmemiştir. Örneğin gittiğim yerlerde bana patik, eşarp, fular verdiler.”

    “DEYİŞLERE ODAKLANDIĞIM ZAMAN ENERJİ BOYUTU OLUŞUYOR”

    Ana İlkin Yüksel Çağlayan, tıp biliminin önceliğine de değinerek şifa aktarımı konusunda deyişlerden, ozanlardan beslendiğini de söyledi.

    “Günümüzde artık önceki gibi derin sözler yok” diyen Çağlayan, “Ozanların deyişlerde ne demek istediklerine odaklandığım zaman fiziksel bedenin dışında bir de enerji boyutu oluşuyor. Gidiyorsun ve gittiğin zaman da ‘evet işte şu demek isteniyor’ diyorsun. Anlamak için yoğrulmak gerekiyor. Sorgulanmayan hiçbir varlık senin doğrun olmuyor” ifadelerini kullandı.

    Eren GÜVEN-Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • ‘Xızır, yeniden doğuşun mührüdür; yaraların merhemi, ekinlerin bereketi, suyun zelâl oluşudur’

    ‘Xızır, yeniden doğuşun mührüdür; yaraların merhemi, ekinlerin bereketi, suyun zelâl oluşudur’

    PİRHA-Xızır ayına ilişkin konuşan Kureyşan Ocağı mensubu Ana İlkin Yüksel Çağlayan, “O olmadan yürünmez hiç bir yol. O, kudret o Hakk’a gidilen yolda rehberdir. Sevgide yeşillik, inanç ve itikatta ilk ve son kabul kapısıdır” dedi.

    Neval Tuğrul, Ana İlkin Yüksel Çağlayan ile röportaj havasında muhabbet gerçekleştirdi. Çağlayan, Xızır ile var olan inanca sahip insanların, Xızır’ı yok saymalarının kendi var oluşlarıyla birlikte evreninde gerçekliğini yok saymak olduğuna vurguda bulundu.

    Aleviler için kutsal olan aynı zamanda bolluğu, bereketi, barışı, sevgiyi ve baharı müjdeleyen Xızır ayı devam ediyor.

    Neval Tuğrul ile Kureyşan Ocağı mensubu Ana İlkin Yüksel Çağlayan arasında gerçekleşen muhabbeti olduğunu gibi paylaşıyoruz.

    Neval Tuğrul: Senle yapacağımız muhabbetten önce isterim ki okuyucularda seni tanısın. Biraz kendini anlatır mısın?

    İlkin Yüksel Çağlayan: “Dersim kökenli olup Dersim’den uzaklarda büyüdüm. Burada büyüseydim sanmıyorum öze varabilirdim. Sistemin içinde kalan mutlaka sistemden bir şeyler alıyor. Uzaklığım (bedenen) ruhumu korudu. Ruhum tek başına izledi Dersim’i. Sevgiyi, aşkı, Düzgün Bawa’yı, Munzur Bawa’yı, Gole Çetu’yu… Her şeyi izledim sessizce. İrdeledim ve sorguladım… Tek başıma kimseye danışmadan kimsenin fikrini almadan. İzledim sadece ve yıllarımı aldı bu süreç. İyi ki de almış o yılları, konuşunca bile hüznüme gülümsüyorum.”

    “O OLMADAN OLMAZ HİÇBİR ŞEY”

    Neval Tuğrul: Alevilerin ibadet takviminde önemli bir yere sahip olan Xızır ayındaydık ve Xızır aşkına, Xızır için yapılan ibadetler tutulan oruçlar bu hafta son buldu. Xızır ayı ne zamandır, bu ayda ibadet ve ritüeller nasıl olur, kaç gün oruç tutulur gibi bilgiler zaten yazılı ve kayıtlı hale dönüştü ve yeterince aktarılıyor artık. Bu gün Xızır ayının tamamlanmış olması vesilesiyle meyman olduk sana. Rızan varsa Xızır’ın sendeki manasını paylaşabilir misin bizlerle?

    İlkin Yüksel Çağlayan: Onun varlığı içimdedir. Mekânı ruhumdur. Aklim, bedenim zikrimdir. O olmadan olmaz hiçbir şey. O olmadan yürünmez hiç bir yol. O hissedilmeden erilmez hiç bir makama. Makam dediğim hani dünyevi bir başkanlık bir müdürlük falan değildir. O, kudret o Hakk’a gidilen yolda rehberdir. Sevgide yeşillik, inanç ve itikatta ilk ve son kabul kapısıdır! O itikattın deryasında eflatundur. Onsuz hiç bir evrensel bilgi (şifre) alınmaz. Evrenselliğe Xızır el verir, nefes katar nefesine. Xızır babamızı tam anlayıp oturtan ruh hiç bir kaybında onu suçlamaz aklından bile geçirmez onun suçluluğunu, (yani yetişmemiş olmasını) bu hadsizlik olur onun yüceliğine.

    Neval Tuğrul: Xızır’ı anlayanın onu suçlamayacağını ilk nasıl fark ettin? İnsanın anlamlardan bu kadar uzaklaştığı bir zamanda anlamanın sırrı nedir?

    İlkin Yüksel Çağlayan: Denk gelirdim arada evlatları öldürülmüş analara. Onlar ağıtlarında hiç suçlamıyorlardı. Sadece sevgiliye dert anlatıyorlardı. Anlamıyordum o vakitler. Benim oğlum öldürülse Xızır’ı da Düzgün Bawa’yı da reddederdim diyordum kendime. Evladım öldürülecek ve ben onlara isyan mı etmeyeceğim diye irdeliyor ve yoruyordum… Bilinç denilen o zıkkım öğretilmişliklerle doludur. Anlamak zekayla olmuyormuş. Bunu öğrendim. Anlamak (hissetmek) ruhlara bahşedilen bir enginlikmiş meğerse. Ruhun bildiğini zavallı akil nerden bilsin?

    Neval Tuğrul: Öğretilmişliklerden kurtulmak için sorgulamak gerekir o zaman. Bunca öğretilmişlikten ve gerici düşüncelerden arınıp  Xızır’a atfedilen manayı anlamak, onu bilmek zor değil mi?

    İlkin Yüksel Çağlayan: Yaşamın içinde sorgulamayanlar sıradan kalırlar. Sorgulamak sürüyü terk etmeyi gerektirir! Atalarımız, ezelden, ebediyetten sorguladılar ve hep ayrı durdular yobazlıktan. Onlar yenilmediyse biz neden yenilelim ki? Onlarda var olan bizde neden yok olsun ki? Hangi güç yeterdi biz bizi terk etmeyince, bizim ışığımızı hangi karanlık alabilirdi bizden! Alamazlar, almaları mümkün değildir. Ancak biz izin verirsek onlar bizi karartabilirler. Buna izin vermemektir Xızır’ı bilmek.

    Neval Tuğrul: Sorgulamadan manaya ulaşılmaz elbette. Herkesin sorgulamaktan kaçıp ruhsuz, tabiri caizse birer robota dönüştüğü bu zamanda köklerinden kopmadan sorgulamak çok zor iş.Dersimli bir Ana olarak Dersim’de yaşanan  inanç biçimi sorgulamalarında belirleyici oldu mu?

    İlkin Yüksel Çağlayan: Sorgulanmayan hiç bir şey yerini bulmuyormuş. Ben sorgularken güzel Nevalim niçin başkasıyla meşguldüm? Ne pir ne hakk nede hakikati sorguladım. Biz niye başkayız? Biz kimiz, kimlerdeniz? Neden Pir kıymetli? Neden Düzgün Bawa kutsal? Neden Munzur’a hem ağıt hem aşk olunurdu? Güneşe nenelerimiz niye yakarırdı? (Hoş geldin. Xer ama. Karşılama…) Neden niye/kime, kim için… İçinlerle devrildim, evrildim. Bir hasrette yandım hastalandım. Kimseden bir açıklama beklemedim. Ben bunu bulacağım dedim. Dersim (Mamekiye) bu acı ve aşk ile yoğrulmaya razı geldiğimde; Kavradım ki biz bize yolcu imişiz! “Irkımız yok” diyen atalarımıza küstüm, onlara kızdım, onlar da üzülsünler ben gibi dedim çok zamanlarda! Irkımız yoksa biz kimiz diyecektik soranlara.

    “XIZIR EVRENİN KİLİDİDİR”

    Neval Tuğrul: Güneşe secde eden bu kadim felsefede doğanın ve evrenin döngüsü içinde Xızır kimdi? Onu bilmek senin özünde hangi gerçeğin kapılarını açtı?

    İlkin Yüksel Çağlayan: Xızır deryaların, denizlerin, ummanların sonsuzluğun sorumlusudur. Onu bilmeyen öz hep yenilir. Hani yaradan diyordu ki; “Beni unutmazsanız bana geri döneceksiniz” Xızır’dan geçmeyen ona nasıl dönsün ki? Xızır evrenin kilididir. Yaraların merhemi, ekinlerin bereketi, suyun zelâl oluşudur. Gönüllerin muradı, yaralı ciğerlerin sabrı, zulme dayanmanın noktasıdır. Yeniden doğuşun mührü, ruhların ummanıdır. Daha başka neyi anlatmak gerekir ki…”

    Neval Tuğrul: O zaman kendini bilmek Xızır’ı bilmektir, Xızır’ı bilmek Evren’i bilmektir diyebiliriz. Peki dünyevi gerçeklere karşı Xızır ile açılan kapılardan geçip evrenin ve kainatın ummanına dalmak her insanın yapabileceği bir şey mi?

    İlkin Yüksel Çağlayan: Xızır ile var olan bir inancın insanları, onu yok sayarken kendi var oluşlarıyla birlikte evreninde gerçekliğini yok sayarlar. Gerçekliği inkâr kendini yok ediştir! Dünyevi gerçeklere yenik düşenler. Kâinatın gerçekliğine kanat çırpamazlar… Yürekli insanların işidir kâinatla dans etmek!.

    “XIZIR YAŞAMIN ŞİFRESİ VE MÜHRÜDÜR”

    Neval Tuğrul: Bunca zorluğun, darlığın içinde sonsuz sorgulamalarla yapayalnız bir yolculuk bu. Ruh ile bakmaya erdiğinde ışığın sevgi olmuş. Şehir şehir, ülke ülke, insan insan bazen ayaklarınla, bazen ruhunla gezerken insan kılığındakiler veya insan “oğlu” nun sana engel olduğu zamanlarda Xızır’ı hissettin mi?

    İlkin Yüksel Çağlayan: O zorlu sorgulamalarda bir baktım ki dilim her hep “Ya Xızır” diyor… Ya Xızır, Ya Xızır Ya Xızır… Sonu yoktu bu inlemelerimin. İçimdeki acıydı Xızır. O acıda bana dokunsun diye mi bekliyordum bilmiyorum… Hatırladığım tek şey, Seni seversem, mutlaka sen de seviyorsun. Ben seni bulacağım. O nefessiz vakitlerimde ondan hiç vaz geçmedim. Bir an bile. Onun beni duyacağını bana yol göstereceğine inandım. Karşılığında bir ödül bir madalya beklemeden onu sadece aşk kadar derin bir ateşle sevdim. Ayrı kalmışlıkta, hasrette yanan bir yavuklu gibi sevdim sadece. Sadece sevdim. Sevgiye değen her duygu can bulurmuş. O vakitler bilmiyordum.

    Neval Tuğrul: Dokundu mu ruhuna Xızır? Nasıl varlık/can buldu? Evliyalar, Erenler, Yol Evlatları yüreğine yoldaş oldu mu?

    İlkin Yüksel Çağlayan: Dedelerimizin yüreklerine bin yüreğimi kurban ederim. Xızır aşkında, Düzgün Bawa’nın mekanında. Cesarettir Xızır’ın dokunduğu ruhlar. Bu yüzden atalarımızın cesareti bu asırda bile sorgulanır. Bilmeyenler sorgularlarsa cevap bulurlar. Xızır hava, Xızır su, Xızır bilgi, Xızır yaşam, Xızır merhamet, Xızır barış, Xızır adalet, Xızır bahardır…  Xızır yaşamın şifresi ve mührüdür. Alabilenlere aşk olsun..

    PİRHA/DERSİM

  • Ankara DAD’ta Hızır sohbeti yapılarak çerağ uyandırıldı-VİDEO

    Ankara DAD’ta Hızır sohbeti yapılarak çerağ uyandırıldı-VİDEO

    PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, Hızır Muhabbeti yaparak çerağ uyandırdı. Ana İlkin Yüksel, “Hızır doğanın ta kendisidir” diyerek yöresel kültürlerin gençlere aktarılması gerektiği mesajını verdi.

    Alevi inancının en temel değerlerinden olan Hızır ayı, birçok yerde tutulan oruçlar ile devam ediyor.

    Her yıl oruçların ardından tutulan cemler bu yıl pandemi sebebiyle yapılamazken, sınırlı sayıda bir araya gelinerek Hızır sohbetleri yapılıyor.

    DAD Ankara Şube’sinde düzenlenen sohbette Hızır’ın farklı yörelerde nasıl karşılandığına dair bilgiler paylaşıldı.

    DAD Ankara Şube Başkanı Mustafa Karabudak, pandemi sebebiyle kısıtlı katılım üzerinden program oluşturduklarını ifade ederek “Hızır, toplumumuzun inanç ve kültür yaşamında en önemli günlerden biridir; toplumsal değerimizdir” dedi.

    Sohbet öncesinde ilk olarak Kureyşan Ocağı mensubu Ana İlkin Yüksel Çağlayan, “Kim ki dardadır, kim ki hastadır, kim ki kimsesizdir sen gel ya Hızır” diyerek çerağ uyandırdı.

    “HIZIR, DOĞANIN TA KENDİSİDİR”

    Dersim’de Hızır’ın nasıl karşılandığını dair konuşan Ana Çağlayan, “Özümüze dönebilmek için sık sık bir araya gelmeliyiz. Yöresel kültürümüzü gençlerimize öğretmeliyiz” diyerek şunları aktardı:

    “Hızır, kış aylarında karşılanır. Çünkü kışın zorlukları vardır ve bizler dağ bölgelerinde yaşayan insanlarız. Oraların yoksulluğu, karı, odunsuzluğu, susuzluğu olur. O günlerde insanların sığınacağı bir gönül gerekir. Öyle olunca da Hızır babamıza sığınılır. Biz Hızır’a sığınınca bereketiniz, huzurumuz oldu. Çünkü Hızır, toprağın, havanın, suyun, ateşin kendisi; yani Hızır, doğanın ta kendisidir. Doğanın insanları olduğumuz için de terk etmedik. Büyüklerimizden ne gördüysek bugüne kadar getirmeye çalıştık. Ne kadar başarılı olduk bu da tartışılır. Çünkü asimile olmaya yenik düştük.

    Hızır günlerinde dedelerimiz hazırlıklarını yapar, niyaz ederdi. 4 hafta boyunca oruçlar tutulurdu. Yapılan lokmadan bir parça damın üzerine konulurdu. Bir kuş gelip onu alırdı. Hangi yöne giderse o kuş, o yöne gelin gidilirdi ya da o yönden köyümüze gelin geleceğine inanılırdı. Bu kültür zamanla kayboldu.”

    “HER ŞEYE RAĞMEN YİNE YAN YANA DURABİLİYORUZ”

    Kantarma Sinemilli Ocağı’ndan Pakize Sinemillioğlu da sohbet de söz alan bir diğer isim oldu. “Osmanlı’dan Kaçmak için hep uçsuz bucaksız bölgelere yerleşmişiz” diyen Pakize Sinemillioğlu konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Aleviler olarak ne yaşadıysak hep insan olduğumuz için yaşadık. Hep darda olanın yanında durduğumuz için çektik. Hep yan yana durduğumuz, haksızlıklara karşı olduğumuz için kötülükler yaşadık. Ama her şeye rağmen bugün burada yine yan yana durabiliyorsak bu çok büyük bir kıymet. Onun için diyorum ki Hızır yardımcımız olsun. Biz bütün kötülüklerin karşısında durmaya devam edeceğiz.”

    “HIZIR’IN, MUHAMMED VE ALİ’DEN BİR ADIM ÖNDE OLDUĞU SÖYLENİR”

    Sarı Saltuk Ocağı evlatlarından Ankara Dersimliler Derneği Başkanı Yaşar Kılavuz da kendi yöresindeki Hızır kültürünü anlattı.

    Kılavuz, “Hızır’ın eve geleceğine inanılırdı” diyerek herkesin oruç tuttuğunu söyledi. Kılavuz, tutulan oruçların son gününde özellikle gençlerin biraz daha susamak için tuz yediğini anlatarak şöyle devam etti:

    “İnsanlar, Hızır’ın gelmesini dört gözle beklerlerdi. Perşembe günü orucun son günü olurdu ve o gün cem tutulur, kurbanlar kesilirdi. Daha sonra Hızır’ın olmazsa olmazı kavuttur. Buğdaylar kavrulur, el değirmeninden çekilir diğer gün de misafirlere, yoksullara paylaşılırdı. Dersim yöresinde Hızır inancı daha farklı. Hızır, Hazreti Ali, Hazreti Muhammed’den daha sık kullanılır ve yardıma çağrılır. Yani Hızır’ın, Muhammed ve Ali’den bir adım daha önde olduğu söylenir.”

    “TÜM BU DARLIĞA HIZIR YETİŞSİN”

    Sohbette söz alan bir diğer isim Hatice Çevik oldu. “Hızır demek insanlık için en büyük değerlerden birisidir” diyen Çevik, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Hızır’a tanrısal bir kavram yüklenmiştir. Çünkü mazlumun, çaresizin, hasta olanın imdadına yetişendir. Hızır, dün de vardı bugün de var. Bugün belki daha da çok gerekli. Çünkü şehirlerde mazlumların direnişi, darlığı var. Tüm bu darlığa Hızır yetişsin. Hızır evrenseldir. Nerede bir insan, nerede bir canlı darda ise Hızır’ı çağırdığında Hızır onun darına yetişir. Hızır başka inançlarda, farklı isimlerle anılabilir ama özünde aynı değeri, umudu taşır.”

    Vartolular Derneği Başkanı Özgür Yetiş Aslan da kendi yöresinde Hızır’ın nasıl karşılandığını anlattı. “Hızır’ın özellikle çocukluğumda çok derin izleri var” diyen Aslan, şunları söyledi:

    “Annem ile yaşadığım çok önemli bir dönem var. Hayvanların eritilmiş kuyruk yağından, Amerikan bezinden çerağ yapılır ve dürülür mum haline getirilirdi. O mumlar müsahibimizin mezarında, köyün çeşmesinde, evimizin kapı eşiğinde, hayvan barınağının bir köşesinde ve adak adadığımız, lokmalarımızı dağıttığımız ziyarette niyaz edilerek yakılırdı.”

    Yapılan sohbetlerin ardından “Birbirimize Hızır olmalıyız” diyen Ana İlkin Yüksel Çağlayan çerağları sırladı. İlkin Ana, sonrasında yapılan lokmaları canlara pay etti.

    Program Zakir Murat Yılmaz ve İmam Bakır’ın seslendirdiği deyişler ile son buldu.

    PİRHA/ANKARA