PiRHA-Arzuman Ocağı evlatlarından Ana Şehriban Mutluer, Muharrem ayının anlam ve önemini PİRHA’ya anlattı. “Kerbela’dan ders çıkarmalıyız” diyen Ana Mutluer, “Muharrem ayında düğün dernek yapılmaz, herhangi zevki sefa yapılmaz, kan akıtılmaz, et yenilmez. Bunu bütün toplumun bilmesi lazım” dedi.
Alevilerin tuttuğu Muharrem Orucu 9. gününde sürüyor. Muharrem ayının Aleviler için çok önemli olduğuna dikkat çeken Arzuman Ocağı evlatlarından Ana Şehriban Mutluer, “Yolumuzu yürütmemiz lazım. Gönül kalsın yol kalmasın, diye Aleviliğin bir ilkesi vardır. Biz bu yolu 12 imamları hiçbir zaman unutmamamız gerekir. O köydeki Aleviliği keşke bugün şehirlere taşıyabilseydik” dedi.
“Düğün, dernek eğlence herhangi bir zevki sefa yapılmazdı. Ama bugün bir yanlışımız var İmam Hüseyin’in şehit olduğu ayda düğün dernek yapıyoruz, bunu bütün toplumun bilmesi lazım. Her milletin bir özelliği vardır, bir yas-ı matemi vardır. Bugün Hristiyan aleminin dahi bir özelliği vardır. Aleviliğin köyden şehre taşınmasındaki en büyük kayıplarımız bu oldu.”
Ana Şehriban Mutluer, Muharrem ayının tarihçesine ilişkin bilgi de aktararak, “Tarihte İmam Hüseyin şehadetinin üzerine giderken bir Arap şairi İmam Hüseyin ile karşılaşır, der ki, ‘Ya Hüseyin nereye gidiyorsun?’ Hüseyin, ‘Kerbela’ya gidiyorum. Yezid beni çağırmış benim biatımı istiyormuş’ der. Şair, ‘Yezid seni katletmeye çağırıyor, kelleni istiyor gitme’ der. İmam Hüseyin ise, ‘her ne kadar o kellemi almakta kararlıysa ben de vermemekte kararlıyım. Onun için ben Yezid’le hesaplaşmaya gidiyorum, ser veririm sır vermem’ der. Şair de ‘Ya Hüseyin doğrudur ama Küfe halkı vefasızdır, seni davet eder, fakat Yezid’in pilavı yağlıdır’ der. Ne olursa olsun hiç korkmadan şehadetinin üstüne yürüdü İmam Hüseyin” diye konuştu.
“ZALİMİN KARŞISINDA EĞİLMEYELİM”
Şehriban Mutluer, zor da olsa İmam Hüseyin’in topluma ders verdiğini belirterek, sözlerine söyle devam etti:
“Zalimin karşısında eğilme. Neden biz eğiliyoruz, neden şimdi Yas-ı Muharrem ayında cemevlerimiz dolmuyor, 7’den 70’e tuttuğumuz o Muharrem ayına saygı duymuyoruz? 12 Muharrem ayında ‘efendim biz ağlama duvarı mıyız?’ bazılarından duyduğum sözler. Ağlamak bir duvar değildir, nasıl ki kendi ciğerini kaybettiğinde ağlıyorsun! İmam Hüseyin bir toplumun önderiydi.”
“İMAM HÜSEYİN ALEVİ TOPLUMUNUN ÖNDERİDİR”
Şehriban Mutluer, “Dünya genelinde eğer ehlibeyt yaygın olsaydı bu dünyada aramızda ne kavga ne bir nefret olacaktı. Kinin, nefretin yeşermediği bir dünya olacaktı. İnsanlığın, sevginin, saygının yeşerdiği bir dünya olacaktı. Bize bunu emanet eden İmam Hüseyin’e biz saygı duyup, Muharrem ayını tutmakla mükellefiz” ifadelerini kullandı.
PİRHA – Arzuman Ocağı evlatlarından Ana Şehriban Mutluer, okullara imam atanması kararını eleştirdi. Mutluer, eğitimin niteliksiz hale geldiğini belirterek “Bugün yüzlerce çocuğu eğitecek, eğitim almış öğretmenlerimiz atanamazken, okullarımıza imam atamanın ne gereği var? Çocuk orada neyi öğrenecek?” diye sordu.
AKP iktidarında eğitim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-mezhep’ öncelenerek oluşturuldu. Öğrencilerin ve velilerin tercihlerini görmezden gelen eğitim politikaları nedeniyle dini eğitimin ağırlığı, hemen her yıl katlanarak arttı.
Millî Eğitim Bakanlığı (MEB), Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından imzalanan, “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi (ÇEDES)” kapsamında okullara “manevi danışmanlık” hizmeti adı altında imam, müezzin, vaiz, din hizmetleri uzmanı ve kuran kursu öğreticisi atanıyor. İlk olarak Eskişehir ve İzmir’de okullara atamalar yapılırken, proje kapsamında tüm illere buna benzer atamaların yapılması planlanıyor. Projeye eğitimciler, veliler ve demokratik kamuoyu tepki gösteriyor.
Arzuman ocağı evlatlarından Ana Şehriban Mutluer, AKP’nin okullara imam atamasını PİRHA’ya değerlendirdi.
“OKULLARA İMAM ATANMASI EN BÜYÜK SIKINTI”
Mutluer, “Şu an Türkiye zor bir dönemden geçiyor. Bugün okullarımıza imamlar atanıyor, en büyük sıkıntı buradan doğuyor. Çünkü çocuk 6 yaşında, okulda kişiliğini, insanlığı, ülkesini tanımak için eğitim görüyor. Hünkarın bir sözü var; ‘İlim irfan mürşittir karanlıkları kovar, insanları cehalet gaflet bunaltıp boğar, gönüllerde parlayan o saadet yıldızı şark ile garpten değil, gerçek inançtan doğar’ der. Demek ki ilim ve irfan her şeyin önündedir. İlim her kapının anahtarıdır” dedi.
Mutluer, ataması yapılmayan öğretmenleri de hatırlatarak “Eğitim almış öğretmenlerimizin atanması yapılmazken, okullarımıza imam atamanın gereği var mıydı? Zaten orada din dersi veriyordun. Hocaya, imama kadro mu aldın ki okullara atıyorsun. Nedir bu? diye sordu.
“HANGİ DÖNEMİNDE OKULLARA İMAM GÖNDERİLMİŞ”
Ana Şehriban Mutluer sözlerine şöyle devam etti:
“Bu eğitim dünyasında şeriatı bu ülkeye getirmenin bir anlamı yoktur. Hangi tarihten bu yana ilkokula bir imam gönderilmiş? Çocuk orada neyi öğrenecek? İmam, Arapça anlatacak ama çocuğun ana dili Türkçedir. Çocuk büyüdüğünde Kuran’ı okusun, karşı değilim. Nasıl ki Fransızca İngilizce öğreniyorsa Arapçayı okusun. Ama ana dilini koyup ta ilkokula çocuğa bunu öğretmemiz bizce bu ülkeyi tamamen şeriatın kapısına sürüklemekten başka bir şey değil” dedi.
“HAREMLİK SELAMLIK DİYE BİR ŞEY OLAMAZ”
Mutluer, “Akıl baliğ olmuş insanlar için 3 şehre kamp kurdular. Oraya gidenlerin içinde 18-19 yaşında olanlar ve içeresinde üniversite öğrencileri var. Neden haremlik selamlık olsun? İnsanlar kişiliğini bilmiyor mu? Edebini, erkanını, namusunu, şerefini bilmiyor mu?” ifadesini de kullandı. Mutluer, eleştirilerine şu sözlerle devam etti:
“Özene bezene yetiştirdiğimiz çocuklarımızı Avrupa’ya gönderiyoruz. Neden? Çünkü Avrupa’nın eğitimi daha güzel. Çünkü orada insan olmayı öğreniyorlar bir defa. Neye, nasıl davranacağını öğreniyorlar. Beni bugün haremlik selamlık olarak okula aldın, imam da gönderdin. İmam bana şeriatı, tarikatı, Hazreti Muhammed’i de anlattı. Ben akıl baliğ olduğumda şunu düşünürüm; nedir bu benim çektiğim zillet? Gerçek insan nedir, gerçek nedir önce onu öğrenirim. O çocukların imama değil, eğitime ihtiyacı var.”
“Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır, bilim her kapının anahtarıdır” diyerek Hünkar Hacı Bektaş Veli ve Hz. Ali’nin sözlerini hatırlatan Mutluer, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:
“Biz çocuklarımızı imama değil, öğretmene gönderelim. O atanamayan öğretmenlerin kimisi intihar etti, kimisi başka işlerde çalıştı ve onlar bunalıma girerken tutup o okula imam göndermenin bir gereği var mıdır? Biz Aleviler bu ülkede yok sayılan bir toplumuz. Onun için kimse kayda almıyor. Biz istediğimizi yaparız, siz de olduğunuz yerde durursunuz! Böyle bir kanun, böyle bir yasa yoktur.”
“ÜLKEYİ KAOSA SÜRKLEMEK İSTİYORLAR”
Ülkenin kaosa sürüklendiğini ifade eden Mutluer konuşmasını söyle sonlandırdı:
“Birlikten kuvvet doğar. Yalnız başına hiçbir şey yapamazsın. Bunu bütün topluma, bütün insanlığa bir şekilde anlatmalıyız. Alevi toplumu yürüyüş ve basın açıklaması da yapıyor. Eğer gerçek doğru olacaksa 72 millete bir nazarla bakalım, ötekini, berikini ayrıştırıp küçültmeyelim. Bu ülke kaosa sürüklenmeden sadece Alevi toplumu olarak değil, bir bütün toplum olarak birlik olmalıyız. Tabandan örgütlenerek cumhuriyete sahip çıkalım.”
PİRHA – Ana Şehriban Mutluer, “Alevilik bir insan eğitimi, sevgi pınarıdır” diyerek cemevlerinin Kültür Bakanlığı’na bağlanması yönündeki kararı eleştirdi. Mutluer, “Alevilik aklın ve mantığın kabul ettiği bir inançtır, bir insan eğitimidir, bir sevgi pınarıdır, rahmet kaynağı bir bilgi pınarıdır” dedi.
Arzuman Ocağı evlatlarından Ana Şehriban Mutluer, AKP-MHP hükümetinin Alevi inancına dönük müdahalelerine tepki göstererek, “Kültür dinlerde, inançlarda olandır. Alevilik bir kültür değildir, Alevilik bir felsefe değildir. Alevilik yüce bir inancın, sadık bir ikrarın adıdır” dedi.
“ALEVİLİĞİ KÜLTÜR BAKANLIĞI’NA BAĞLAMAK BÜYÜK YANLIŞ”
Ana Mutluer, “Alevilik Allaha kul, peygambere ümmet, Ali’ye talip, ehlibeyte yandaş, sevenlerine yoldaş olan aklın ve mantığın kabul ettiği bir inançtır” diyerek Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesindeki Cemevi Başkanlığı kararını şu sözlerle eleştirdi:
“Her zaman Kalu Belâ’dan beri kendi inancı içinde kendi Yol’unu, erkanını yürüten, talibini irşat eden dedelerimiz, Yol yürüten analarımız, canlarımız, bizlere kültür değil de bu Yolun Hakk Muhammed Ali Yolu olduğunu ve karanlığın korkutucusu ve aydınlık bir yol olduğunu anlattılar.
Ehlibeyt yolunda ve bu yolda eğitim alan bir canın ehlibeytin güzel ahlakıyla bezenmesini, ehlibeytin yolundan gidip bütün dinlere, inançlara saygı duymasını, eline, beline, diline sahip olmasını, eşine, işine, aşına sadık olmasını ve bütün toplumlara, 72 cihana bir nazarla bakıp ‘bunu da tanrı yarattı’ diyen bir inancı verdiler bize. Biz bunu götürüp de Kültür Bakanlığı’na bağladığımızda Aleviliği kültür olarak yanlış algılarız. Alevilik bir insan eğitimidir, bir sevgi pınarıdır, bir rahmet kaynağı bir bilgi pınarıdır Alevilik.
Alevilik bütün dünya insanlarını iyi ve güzel dünyaya getirip, ehlibeytin çağdaş gemisi olan çağdaş dünyayı Nuh’un Gemisi gibi ehlibeytin gemisine sığdıran bir inançtır. Bu kadar temiz ve güzel, hiç kimselere kötülük düşünmeyen, özünde ikilik olmayan, aynı nazarla bakan bir inancı götürüp de tek kültür diye bizi Kültür Bakanlığı’na bağlamak da en büyük yanlıştır.”
PİRHA – Arzuman Ocağı evlatlarından Ana Şehriban Mutluer, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hüseyin Gazi Cemevine gitmesine ve cemevinin kendisine göre dizayn edilmesine tepki gösterdi. Cemevi dedesine “Hangi sıfatla Muharrem ayında o resimleri kaldırdın?” diye soran Ana Usluer, “Alevi isen Nemrut’a İbrahim ol, Yezid’e karşı İmam Hüseyin” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Ankara’da Hüseyin Gazi Cemevini ziyaret etmesinin ardından tepkiler sürüyor. Ana Şehriban Mutluer, “Biz Ehlibeyt yolundan ve ilkelerimizden hiçbir zaman taviz vermedik. Benim cemevimi kabul etmiyorsan eğer, cemevimin kapısına gelme” diyerek eleştirdi.
Ana Mutluer, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın isteği doğrultusunda cemevinin dizayn edilmesini sert dille eleştirerek şunları söyledi:
“Kalu Beladan bu yana bizi kabul etmeyen bir toplumla karşı karşıyayız. Ne inancımızı ne ibadetimizi ne de Yol ve erkanımızı kabul ettiler. Kızılbaşlıkla bizi suçladıklarında aşağıladıklarını sandılar ama biz Kızılbaşlıktan haşa hiçbir zaman küçülmedik.
Eğnimize kırmızılar giyeriz,
Halimizce her manadan duyarız.
İmam Cafer mezhebine uyarız,
Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz.
Siz bir siyasetçi iseniz siyaseti benim cemevime taşımayın. Sen taşıyabilirsiniz, asıl suç oradaki o posta oturtan dedede. Eğer o dedenin zerre kadar İmam Hüseyin’e, Yol’a bağlılığı varsa o postu kirletmesin”
Yaşananları izlediğinde çok çok üzüldüğünü belirten Ana Mutluer, “Cemevi kimsenin at oynatacağı bir mülkiyet değil. Hele hele mülki amirlerin oturacağı yer de değil. O posta ancak ve ancak dede soyu evladı, resuller oturur. O da toplum rızalık verdiyse. Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı kimden rızalık almış? Kim vermiş? Hangi yetkiyle o posta almışlar? Madem cemevi ‘cümbüş evi’ydi oynamaya mı gelmişler oraya? İbadethane konusunda Avrupa Birliği senelerdir baskı yapıyor. O zaman bir imza verin yasal statü olarak cemevlerimiz ibadethane olsun. Sen benim cemevimi ibadethane olarak görmeyebilirsin, ben ibadetimi dört duvar içinde de, meydanda da yaparım. Ama eşit yurttaşlık haklarım ihlal ediliyor” dedi.
Mutluer, “Biz Aleviler Karu Beladan, 680’den beri Hüseyin için gözyaşı döker, yolunda gider, matemini tutarız. Zalimler var oldukça Hüseyinler yaşayacaktır” diyerek Hüseyin Gazi Cemevi dedesi Hüseyin Öz’ü eleştirdi.
“KİME GÜZEL GÖRÜNMEK İSTEDİN?”
Mutluer şöyle devam etti:
“O dedeye sesleniyorum; ey dede, sen dik duruşunu bozmayacaktın. İmam Hüseyin nasıl ki yaşamı boyunca zulme boyun eğmediyse sen de eğmeyecektin ve senin inanç önderlerin sembollerindir. Sen onların resimlerini hangi sıfatla kaldırdın? Kime güzel görünmek istedin kime? Cemevini kabul etmeyene mi? Aleviliğin inancını, ibadetini eğitim müfredatına koymayanlara mı güzel göründün? Gerçekten Alevi misin? Alevi isen Nemrut’a İbrahim ol, Firavuna Musa, haksızlığa Hazreti Ali, Yezid’e karşı İmam Hüseyin, düşküne karşı Hünkarı Pir, hınzıra karşı da Pir Sultan Abdal ol. Eğer bir Alevi dedesi isen duruşunu göster.
Misafirini ağırla, ikramla ama desturu verilmeyene İmam Hüseyin lokmasını vermeyin. O lokma helal piştiyse eğer helal yere nasip olsun. ‘Camilerde içki içildi’ diye iftira atılan bir toplumuz biz. ‘Ben din adamıyım. Yalan söyleyemem’ dediği için adamı görevinden alıp işten atanlar bugün cemevine hizmet vermeye, lokma yemeye gelmişler. Ben de Fransa’da, Almanya’da kiliseleri gezdim. Ne karşı çıkarım adamın inancına ne de hor gözle bakarım. Hor görmek bir yana ‘72 cihanı cenabı hak yarattı’ diye bakarım. ‘Sövene dilsiz ol, vurana elsiz ol’ diye bir deyim vardır. ‘Elsizim, belsizim, dilsizim ama’ ey dede ‘gezerim bu cihanı erkekçesine’ bunu yapacaktın. Hangi sıfatla Muharrem ayında o resimleri kaldırdın? Ali’yi oradan kaldırırken vicdanın sızlamadı mı? Sen kimin yolundasın? İmam Hüseyin kimin soyundan olursa olsun önemli olan imam Hüseyin’in yaşaması, yaşatılması. Hacı Bektaşlar gibi, ‘Ben Enel Hakk’ım’ dediği için vücudunun her bir parçası şehir kapısına asılan Hallac-ı Mansur’lar gibi darağacında bile ‘Açılın kapılar Şah’a gidelim’ diyen Pir Sultan gibi olun. Fırına atılan dedelerimizi, sakalı yolunan pirlerimizi, önderlerimizi ne zaman unuttunuz? Saygımız var cumhurbaşkanlarına. Bir ülkenin cumhurudur ama siz görevinizi yapamadınız dedeler. Siz yolunuzda durup İmam Hüseyin gibi duruşumuzu göstermediniz. Sen bir evladı resul olsaydın bilirdin dede. Sen bu zulme boyun eğdin. Sana bir mesaj verdi Ali Kerremallahu Veche, ‘Aç kalsan da alçalma’ dedi.”