PİRHA- İstanbul Havalimanı’nda gözaltına alınan Basel Cemevi 2. Başkanı İsmail Ataş, savcılık ifadesi sonrasında serbest bırakıldı.
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Genel Başkan Yardımcısı görevini bir dönem yapan, Basel Cemevi 2. Başkanı İsmail Ataş, dün İstanbul Havalimanı’nda polis tarafından gözaltına alınarak karakola götürülmüştü.
Bugün öğlen vakti Anadolu Adliyesi’ne getirilen Ataş, savcılık ifadesinin ardından serbest bırakıldı.
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Kurucu Genel Başkanı Turgut Öker, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda, Ataş gözaltındayken şunları kaydetmişti:
“İsmail Ataş, uzun yıllardır Avrupa Alevi örgütlenmesinde en üst düzeyde görev almış, AABK 2. Başkanlığı görevinde bulunmuş bir canımız. İki gündür gözaltında tutulmaktadır. Alevi toplumuna hizmet etmiş canları yıldırmak, sindirmek, gözdağı vermek için sosyal medya paylaşımları bahane edilerek sistematik hale getirilen gözaltına alma işkencesine son verilmelidir.”
PİRHA- İstanbul Havalimanı’nda gözaltına alınan Basel Cemevi 2. Başkanı İsmail Ataş, savcılık ifadesi için Anadolu Adliyesi’ne getirildi. Ataş’ın öğleden sonra ifadesinin alınması bekleniyor.
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Genel Başkan Yardımcısı görevini bir dönem yapan, Basel Cemevi 2. Başkanı İsmail Ataş, dün İstanbul Havalimanı’nda polis tarafından gözaltına alınarak karakola götürüdü.
Karakoldaki işlemleri tamamlanan Ataş, savcılık ifadesi için Kartal’da bulunan Anadolu Adliyesi getirildi. Ataş’ın ifadesinin alınması bekleniyor.
İstanbul Anadolu Adalet Sarayı’nda hakim, savcı ve diğer personelin çocukları ve gençler için Kuran kursu açılıyor. 8 bloklu ve 360 bin metrekare kapalı alanı olan Anadolu Adalet Sarayı’nda 462 hakim, 275 savcı, 3 bin 835 adli personel, 757 diğer personel görev yapıyor.
Tarikatların ve cemaatlerin cirit attığı Türkiye’de artık adliyelerde de Kuran kursları açılıyor. İstanbul Anadolu Savcılığı, İstanbul Anadolu Adalet Sarayı’nda hakim, savcı ve personelin çocukları ve gençler için Kuran kursu açılacağını duyurdu.
BirGün yazarı Timur Soykan, konuyla ilgili “Anadolu Adliyesi’nde Kuran kursu açılıyor” başlıklı yazısında şu bilgileri verdi:
“Tarikatların örgütlenmesiyle gündeme gelen adliyelerde artık Kuran kursları da açılıyor. İstanbul Anadolu Savcılığı, İstanbul Anadolu Adalet Sarayı’nda hakim, savcı ve personelin çocukları ve gençler için Kuran kursu açılacağını mesajla duyurdu.
Kartal Müftülüğü tarafından organize edilen ücretsiz yaz Kuran kursu 7-20 yaş arasında kız-erkekler için açılacak. 3 Temmuz 2023’te başlayacak ve 11 Ağustos 2023’te sona erecek Kuran kursu adliyenin mescidinde yapılacak. Mesajda personelin kayıt için adliye mescidi imam hatibini arayabileceği belirtildi.
8 ayrı bloktan oluşan ve 360 bin metrekare kapalı alanı olan Anadolu Adalet Sarayı, dünyanın en büyük adliyesi olarak tanımlanıyor. Adliyede 462 hakim, 275 savcı, 3 bin 835 adli personel, 757 diğer personel görev yapıyor.
ANKARA ADLİYESİ’NDE DE AÇILMIŞTI
2022 yazında Ankara Adliyesi’ndeki mescitte Kuran kursu açılmıştı. Bu kurs Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hakim, savcı ve personele mesajla duyurulmuştu.
Ankara Barosu’ndan bu uygulamaya ilişkin yapılan açıklamada, “Adliye binaları, tarafsız ve bağımsız yargı organları tarafından adaletin tesis edildiği yerler olup bu binaların din eğitimine açılması demokratik, laik ve sosyal hukuk devletinin gerekleri ile bağdaşmayacağı gibi yargının tarafsızlığına ve bağımsızlığına da gölge düşürecektir” denilmişti.
Ayrıca bu kurslar, çocuklarını gönderen ve göndermeyen savcı ve hakimler tespit edilebileceği için fişleme iddialarını gündeme getirmişti. Adalet Bakanlığı ise bu tepkilere “28 Şubat zihniyeti” diyerek yanıt vermişti.
PİRHA-Yeniden açılan Ümraniye katliamı davasının bugün görülen duruşmasında mahkeme, dönemin İstihbarat Daire Başkan Yardımcısı Hanefi Avcı’nın dinlenmesi ile keşif yapılması yönündeki talebi reddetti. Bir sonraki duruşma 16 Ekim 2023’e ertelendi.
12-15 Mart 1995 tarihinde gerçekleşen ve 23 kişinin hayatını kaybettiği Gazi ile Ümraniye katliamlarının üzerinden 28 yıl geçti. Bugüne kadar gerçek sorumlular açığa çıkarılıp, yargılanmazken, göstermelik cezalar ile katliamın üzeri örtülmeye çalışıldı.
2018 yılında, Yargıtay tarafından bozulan ve 23 yıl sonra yeniden görülmeye başlanan Ümraniye Katliamı davasının duruşması bugün İstanbul Anadolu Adalet Sarayı 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Mahkeme, keşif ve o dönemin İstihbarat Daire Başkan Yardımcısı olan Hanefi Avcı’nın dinlenmesi yönündeki talebi reddetti. Bir sonraki duruşma ise 16 Ekim 2023 tarihine ertelendi.
PİRHA-Şili’li kadınların ‘Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ nedeniyle gerçekleştirdiği danslı protesto eylemi Las Tesis’in benzerini, 2019 yılının Aralık ayında Kadıköy’de yapan 6 kadın, yargılandıkları davadan beraat etti.
İstanbul Kadıköy’de 8 Aralık 2019 tarihinde Las Tesis danslı eyleme polisin müdahalesiyle gözaltına alınan Ayşen Ece Kavas, Fidan Ataselim, Nisa Kör, Seda Elhan Barbaros, Sevda Yeniköylü ve Yaprak Okatalı’nın yargılandığı davanın duruşması görüldü.
“Kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama” iddiasıyla 6 aydan 3 yıla kadar hapis istemiyle açılan davanın duruşması İstanbul Anadolu 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmada Ayşen Ece Kavas, Fidan Ataselim, Sevda Yeniköylü başta olmak üzere 6 kadın ve avukatları Tuba Torun hazır bulundu.
Av. Tuba Torun, savcının sanıkların beraat etmesi yönündeki mütalaasına katıldıklarını belirterek “Dosya kapsamı dikkate alındığında sanıkların şartlar uygun olmadığı için dağılmadığı anlatılmıştır. Suç işleme kastı ile hareket etmemişlerdir. Müvekkilerin beraatini talep ediyoruz” dedi. Sanıklar son sözlerinde önceki beyanlarını tekrar ettiklerini kaydederek beraat etmeyi talep etti. Davayı karara bağlayan mahkeme, 6 sanığın da ayrı ayrı beraat etmesine karar verdi.
“ASLA YALNIZ YÜRÜMEYECEĞİZ”
Duruşmanın ardından açıklama yapan Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun Genel Sekreteri Fidan Ataselim, “Protestoya katıldığımız için altı arkadaşımızla birlikte hakkımızda dava açılmıştı. Bugün beraat kararı çıktı. Asla yalnız yürümeyeceğiz. Bu karar anayasal hukuk devletinde olması gereken bir karardır. 4 duruşmanın geçmesi bile aslında bu ülkede hukuksuzlukların ne aşamaya geldiğinin göstergesidir. Bu yüzden biz yasanın, anayasanın, İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanması için mücadelemize devam edeceğiz” dedi.
“BU SONUÇ, HAKSIZ BİR YARGILAMANIN ÇOK HAKLI BİR SONUCUDUR”
Sanıkların avukatı Tuba Torun ise şu ifadeleri kaydetti:
“Bu sonuç haksız bir yargılanmanın çok haklı bir sonucudur. Burada esas yargılanması gereken kadınların özgürlüğü ve eşitliği için mücadele eden kadınlar değil, eşitliğe ve özgürlüğe karşı baskıcı zihniyettir. Bu yargılamanın başlamış olması, arkadaşlarımızın ilk andan itibaren önce ablukaya alınarak, dağılmalarına izin vermeyerek anayasal haklarını kullanmaya izin vermeyerek bir şekilde onları haksız bir şekilde yargılanmaya zorlayan ve ters kelepçeyle götüren uygulamanın protestosudur.”
NE OLMUŞTU?
Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede 8 Aralık 2019’da düzenlenen etkinliğe 280 kişinin katıldığı bilgisine yer verilmişti. İddianamede, etkinliği yönlendiren sanıklar Ayşen Ece Kavas ve Fidan Ataselim’e bildirinin içeriğinde suç unsuru olabileceği ve dağıtımının durdurulması gerektiği söylenmiş, ancak grubun müzik eşliğinde aslen İspanyolca olan ve Türkçe’ye tercüme edilmiş bildirilerdeki şarkıyı söylemeye başladığı sırada kolluk tarafından 3 defa dağılmaları yönünde uyarıldığı, yasal uyarılara rağmen grubun dağılmadığı belirtilmişti.
İddianamede sanıklar Ayşen Ece Kavas, Fidan Ataselim, Nisa Kör, Seda Elhan Barbaros, Sevda Yeniköylü, Yaprak Okatalı’nın, “Kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşe silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama” suçundan 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmaları talep ediliyordu.
PİRHA- 23 yıl sonra görülmeye başlayan Ümraniye Katliamı davasının duruşması bugün Anadolu Adliyesi 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam etti. 4 Kasım’a ertelenen duruşma sonrasında açıklama yapan şehit aileleri, cezasızlık politikasının temel nedeninin bu katliamların esas sorumlusu devletin kendisi olduğuna vurguda bulunarak, devlet eliyle gerçekleştirilen katliamların hesabını sormaya devam edeceklerini belirttiler.
15 Mart 1995 tarihinde İstanbul Gazi Mahallesi’ndeki saldırıları Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi’nde protesto eden gruba polis tarafından açılan ateş sonucunda 5 kişi ölmüş 14 kişi yaralanmıştı. Olaya ilişkin açılan dava 23 yıl aradan sona tekrar görülmeye başlandı.
Bugün Anadolu Adliyesi 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eeden duruşma 4 Kasım 2021 tarihine ertelendi.
Anadolu Adliyesi 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, şehit ailelerinin yanı sıra HDP Milletvekilleri Ali Kenanoğlu, Zeynel Özen, PSAKD Ataşehir Cemevi Başkanı Gülsev Kaya, Gazi Cemevi Başkanı Hıdır Karataş, Gazi Şehitleri Cemevi Başkanı Hüsnü Korkmaz, Gaziosmanpaşa Cemevi Başkanı Hıdır Çam, DAD Genel Sekreteri Bülent Felekoğlu, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Genel Sekreteri Yeşim Kantekin de katıldı.
Gazi-Ümraniye Şehit Aileleri adına açıklamayı okuyan Kibar Poyraz, Gazi ve Ümraniye’de yaşamını yitirenlerin aileleri olarak katliamın sorumlularının cezalandırılması için bu davaların ısrarlı takipçisi olacaklarını kaydederek, devlet eliyle gerçekleştirilen diğer katliamların hesabını sormaya devam edeceklerinin altını çizdi.
Poyraz, 26 yıl önce12 Mart 1995 günü, Gazi Mahallesi’nde bulunan bir pastane ile yakınındaki kahvehanelere bir taksi içinden otomatik silahlarla ateş edilerek özel olarak hedef seçilen Halil Kaya adlı Alevi Dedesi’nin öldürüldüğünü ve açılan ateş sonucu ise, Gazi Mahallesi’nde toplam 17 canın yaşamını yitirdiğini hatırlattı.
Poyraz, “Gazi Mahallesi’nde yaşanan ve günlerce süren bu katliamı protesto amacıyla, 15 Mart 1995 tarihinde, Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi 30 Ağustos İlk Öğretim Okulu önünde toplanan kalabalığa açılan ateş sonucu ise 5 canımız yaşamını yitirmiş, onlarcası yaralanmıştır. Tarihe “Gazi-Ümraniye Katliamı” olarak geçen bu katliamlar da tıpkı Çorum, Maraş, Sivas katliamları sonrasında yaşandığı gibi, açılan göstermelik davalar ve yargılamalar sonrasında cezasızlıkla sonuçlandırıldı” ifadelerini kullandı.
“KATLİAMIN ESAS SORUMLUSU DEVLETTİR”
Yaptıkları suç duyurularının takipsizlikle sonuçlandırılarak, itirazların reddedildiğini dile getiren Poyraz, yeniden yargılamaya devam edilmekte olan Ümraniye Katliamı davasının cezasızlıkla sonuçlandırılmak istendiğine vurgu yaptı.
Poyraz, cezasızlık politikasının temel nedeninin bu katliamların esas sorumlusunun devletin kendisi olduğuna işaret ederek, “Nitekim Gazi Katliamı’nın devlet eliyle gerçekleştiğini dönemin Emniyet Genel Müdürü İstihbarat Daire Başkanı Hanefi Avcı açıkça itiraf etmiş ve olayları ilk başlatan ve kahvehanelerle pastaneyi tarayan grubun “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım’ın da içinde yer aldığı bir kontrgerilla ekibi olduğunu söylemiş ve sonraki günlerde yaşanan saldırılarla ilgili olarak da Kaymakamlıkta aralarında Korkut Eken ve Hüseyin Kocadağ ile Ayhan Çarkın, Oğuz Yorulmaz gibi Özel Harekatçılardan oluşan bir “karargah” kurulduğunu ve saldırıların bunlar tarafından organize edildiğini söylemiştir” diye belirtti.
“AĞAR, ALEVİLERE VE KÜRTLERE YÖNELİK POLİTİKALARIN SORUMLULARINDANDIR”
Organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in, son günlerde yaptığı açıklamalarda Mehmet Ağar’ın Gazi’de yaşanan katliama benzer biçimde cemevlerine yönelik yeni saldırılar planladığını ifşa etmesine değinen Poyraz, “şunları kaydetti:
“Alevi halkının yine karanlık bir geleceğe mahkum edilmek istendiğini göstermektedir. Biliyoruz ki Mehmet Ağar, Gazi katliamının gerçekleştirildiği tarihte bu ülkede Emniyet Genel Müdürlüğü yapmaktaydı ve övünerek anlattığı “Bin operasyon” ile 1990’lı yıllarda Alevilere, Kürtlere yönelik olarak gerçekleştirilen kirli savaş politikalarının da sorumlularındandı.”
“İFŞALAR, ALEVİLER AÇISINDAN BÜYÜK VE CİDDİ BİR TEHLİKEYE İŞARETTİR”
Sedat Peker’in açıklamalarının kendileri açısından geçmişe dair bildiklerinin tekrarı olduğunu söyleyen Poyraz, bunun gelecek açısından büyük ve ciddi bir tehlikeye işaret olduğuna dikkat çekti.
Poyraz, Gazi ve Ümraniye’de yaşamını yitirenlerin aileleri olarak katliamın sorumlularının cezalandırılması için bu davaların ısrarlı takipçisi olmaya devam edeceklerinin altını çizerek, şöyle devam etti:
“Son dönemlerde gündeme gelen ifşaatlar da mevcut siyasi iktidarın yalnızca baskı ve şiddet politikalarını devreye sokarak hak ve özgürlük mücadelesi veren toplumsal muhalefete saldırmakla yetinmeyeceğini, daha büyük saldırı planları ve iç savaş hazırlıkları yaptığını ortaya koymuştur. Bizler, yaşadığımız süre boyunca Gazi- Ümraniye Katliamı’nın ve devlet eliyle gerçekleştirilen diğer katliamların hesabını sormaya devam edeceğiz. Ancak bizler bununla yetinmeyerek, bundan sonraki süreçte olası katliamların önüne geçmek için de mücadele edeceğiz. Bu nedenle herkesi katliamların yaşanmayacağı bir ülke için birlikte mücadele edeceğiz.”
“İNSANLIĞA KARŞI İŞLENEN SUÇLARDA ZAMAN AŞIMI OLMAZ”
Gazi Ümraniye avukatlarından Sevim Akat ise bu katliamların arkasında özel birimlerinin olduğunu hatırlatarak, “Gazi davasından çok çaba harcadık. Yargılananlar beraat etti. Yine Ümraniye davasında takipsizlik kararı verildi. İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımının olmayacağını ifade ediyoruz. Yargı gerekli sorumluluğunu yerine getirmedi. Bu olay, dosyada sanık olan gösterilen polislerin işi olabilecek kadar basit değil. Dönemin emniyet müdürü, içişleri bakanı dinlenmedi. Bu olayların takipçisi olacağız. Katliamların arkasından özel birimlerin olduğu biliniyor” diye konuştu.
“KURULUŞUNDAN BU YANA DEVLET-MAFYA İLİŞKİSİ SÜRÜYOR”
Açıklamada söz alan HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Alevilerin tarihinin katliamlar tarihi olduğunu dile getirerek, “Bizim tarihimiz katliamlar tarihidir. Devletin kuruluşundan beri mafya-devlet ilişkisi devam ediyor. Tüm katliamlarda devlet ya göz yumuyor, ya da kendisi katlediyor. Hiçbir sorumlu yargılanmadı. AKP-MHP iktidarı bunun araştırılmasını reddetti. Devlet bu katliamların sorumlusudur” ifadelerini kullandı.
Bir diğer HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu ise organize çete başı Sedat Peker’in açıklamalarının, katliamlar planlı bir şekilde işlendiğine yönelik ifşalar olduğuna işaret ederek, “Bunun araştırılması, açığa çıkarılması gibi bir dertleri yok. Bu çete anlayışından hesap soracak birlikteliği geliştirmek gerekiyor. Hakikatlerin araştırılması ve toplum nezdinde mahkum edilmesi açısından bu mücadeleyi sürdüreceğiz” diye konuştu.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi ve Cemevi Başkanı Gülsev Kaya da “Alevi toplumunun yüz yüze kalmış olduğu katliamlarla, hep konuşur olduğumuz Alevilerin adalet talebini hatırlatmak, söylemek için buradayız. Yarına dair söz söyleyen herkesin bu katliamlarla yüzleşmesi gerekiyor. Biz bu katliamları tabi ki unutmayacağız. Buna dair söz söylemeye devam edeceğiz, bununla yüzleşeceğiz. Toplumun bununla yüzleşmesi için çabalayacağız” dedi.
PİRHA- 2015 yılında Almanya’nın Karlsruhe kentinde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı protesto mitinginde yaptığı konuşma nedeniyle hakkında dava açılan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Kurucu Başkanı Turgut Öker’in ilk duruşması bugün İstanbul Anadolu Adliyesi’nde görüldü. 10 Haziran’a ertelenen duruşma sonrası konuşan Öker, “Alevi toplumu, iktidarı elinde bulunduran Yezid zihniyetinin hiç bir koşulda önlerinde diz çökmedi, şimdi de çökemeyecek” dedi.
2015 yılında “Gençlik Buluşması” etkinliği için Almanya’nın Karlsruhe kentine giden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı protesto mitinginde yaptığı konuşmadan dolayı hakkında dava açılan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Kurucu Başkanı Turgut Öker bugün İstanbul Anadolu Adliyesi’ndeydi.
Öker’in Cumhurbaşkanına hakaret ettiği iddiasıyla 2 yıl önce başlatılan soruşturma sonucu açılan davanın ilk duruşması bugün 12.00’de İstanbul Anadolu Adliyesi’nde görüldü.
Duruşmaya Öker ve avukatlarının yanı sıra HDP Milletvekilleri Zeynel Özen, Musa Piroğlu, CHP Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal, CHP Milletvekili Ali Şeker, Alman Büyükelçiliği Hukuk Sorumlusu Christian Krings, Pir sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şube/Cemevi Başkanı Gülsev Kaya, Hubyar sultan Alevi kültür Derneği’nin eski Başkanı Aydın Deniz, HDP Parti Meclisi Üyesi Nesimi Aday, Kartal Yörük Selim Dayanışma ve Sosyal Yardımlaşma Derneği Başkanı Kenan Ziya Arabul katıldı.
Duruşma salonuna giren polisler Avukat SeyiT Sönmez’in talebiyle dışarı çıkarıldı.
Turgut Öker savunmasında, sosyal medyada Turgut Öker ismine ait Facebook hesabında yapılan paylaşımların kendisine ait olmadığını ve iddiayı kabul etmediğini söyledi.
Mahkeme duruşmayı 10 Haziran perşembe günü saat 10:00’a erteledi.
DURUŞMA SONRASI AÇIKLAMALAR
Duruşması sonrası İstanbul Anadolu Adliyesi önünde bir açıklama yapan Turgut Öker duruşma sonrası yaptığı konuşmada, Yeni açılan davanın ilk duruşması gerçekleşti. Bugün ki duruşma da önceki duruşmalardan farklı değildi. Son 10 yıldır Avrupa’da gerçekleştirdiğimiz konuşmaları, afişleri kapsıyor” dedi.
“YEZİT ZİHNİYETİ ÖNÜNDE DİZ ÇÖKMEYECEĞİZ”
Öker, şöyle devam etti:
“Katledilen gençlerimize sahip çıkmak için Avrupa’nın birçok yerinde mitingler yapıldı. Bizim kurumsal kimliğimiz yargılanıyor. Neden katliamlara tavır aldınız iddiası söz konusu. Bize istedikleri cezayı verebilirler. bir bedeli var. AABK olarak ne yaptıysak arkasındayız. son 6 yıl içinde Maraş’ta, Hatay’da yaptığım konuşmalar nedeniyle ceza aldık. Çok sinsi biçimde fiili bir zincirleme eylemler iddiası öne çıkarak bizi cezalandırmaya çalışıyorlar. Bu şekilde bizi yıldıramazlar. Alevi toplumu, iktidarı elinde bulunduran Yezid zihniyetinin hiç bir koşulda önlerinde diz çökmedi, şimdi de çökemeyecek. Alevi toplumuna zulüm yapanlar tüm insanlık tarafından lanetleniyor, şimdi de lanetliyoruz. Yezit’e lanet okumadan inancı birlemez Aleviler. Biz de inancımızı yerine getiriyoruz” diye konuştu.
Avukat Seyit Sönmez de, Yezit kelimesini kullanmanın suç olamayacağını söyledi. Sönmez, Öker’in Yezit kelimesini kullandığı için yargılandığını ifade etti.
“BU DAVA HEPİMİZE AÇILMIŞ BİR DAVADIR”
HDP Milletvekili Musa Piroğlu, Alevi halkı da bu iktidarın hedefi haline gelmiş durumda. Bu dava hepimize açılmış bir davadır. Omuz omuza yan yana durmaya devam edeceğiz. Bu davalar sindirme operasyonunun karşılığıdır. Onlar kaybedecek, biz kazanacağız” dedi.
“BU ÜLKEDE DİRENENLER ZULME UĞRUYOR”
CHP Milletvekili Orhan Sarıbal da, yargılananın Turgut Öker olmadığını biliyoruz. Yargılananın inanç olduğunu çok iyi biliyoruz. İktidar ya biat et ya terk et anlayışıyla hareket etmektedir. Faşizm her zaman istediğini yapmak için önce kendini sonra karşısındakileri tüketmektedir. Bu ülkede direnenler zulme uğruyor. Hiç birine taviz vermeyeceğiz. Yaşasın demokrasi, yaşasın barış, kardeşlik diyeceğiz. Saraya boyun eğmeyeceğiz. Bu mücadele saraya karşı direnenlerin mücadelesidir” dedi.
“İNANCIMIZ GEREĞİ YEZİT’E YEZİT DEDİK”
HDP Milletvekili Zeynel Özen ise Bu iktidar tüm ötekilere düşman. Boğaziçi öğrencilerine bile terörist diyebiliyor. Alevileri mücadelenin dışına atmak için Turgut Öker şahsında Alevilik yargılanıyor. Biz demokratik hakkımızı kullandık. İnancımız gereği Yezit’e Yezit dedik. Birlikte mücadele edilirse bunların ömrü zayıflayacak. Bizim şiarımız direnmektir” diye konuştu.
İstanbul’da Kartal Hukukçular Derneği, Anadolusu Adliyesi önünde saat 12.30’da bir açıklama yaptı. Açıklamada, çoklu baro sistemini içeren Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi protesto edildi.
“Savunma susmayacak” pankartı açılırken, avukatlar “Hak, hukuk, adalet” sloganlarını atarak, tek başına kurtuluşun olmadığını haykırdı.
PİRHA – Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Onursal Başkanı Turgut Öker’in duruşması yarın İstanbul Anadolu Adliyesi’nde görülecek.
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Onursal Başkanı Turgut Öker’in duruşması yarın İstanbul Anadolu Adliyesi’nde görülecek. 25. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek duruşma saat 10.00’da başlayacak.
“DAYANIŞMA BEKLİYORUM”
Öker, sosyal medyadan yaptığı paylaşımda, “Son 5 yılda 9. duruşma, bakalım sonu nereye varır. Her koşulda zulüm ve baskılara boyun eğmeden mücadeleye devam! Dayanışmanızı bekliyoruz” dedi.
Geçtiğimiz günlerde Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Onursal Başkanı Turgut Öker hakkında “Cumhurbaşkanına hakaret” iddiasıyla 11 ay 20 gün hapis cezası verilmiş, mahkeme, hapis cezasını para cezasına çevirerek, Öker hakkındaki yurt dışı yasağını da kaldırmıştı.
PİRHA – Alevi kurumları, AABK’nin Onursal Başkanı Turgut Öker’e konulan yurt dışı yasağının kaldırılması için 13 Aralık’ta İstanbul Anadolu Adliyesi’nde olacaklar. “Alevilerin taleplerini dile getirmek suç değildir” diyen Alevi kurumları, Öker’e verilen yurtdışı yasağının kaldırılmasını istediler.
Alevi kurumları, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Onursal Başkanı Turgut Öker’in yargılanacağı 13 Aralık’ta İstanbul Anadolu Adliyesi’nde görülecek duruşmaya katılım için çağrıda bulundu.
Alevi kurumları; 13 Aralık Cuma günü saat:09.30’da İstanbul Anadolu Adliyesi’nde 25. Asliye Ceza Mahkemesi’de görülecek duruşmaya ‘Alevilerin taleplerini dile getirmek suç değildir!’ diyerek katılım çağrısında bulundu. Kurumlar, yurt dışı yasağının bir an önce kaldırılması gerektiğini belirttiler.
PİRHA- İstanbul Tuzla Aydınlı Mahallesi Ulubatlı Hasan İlköğretim Okulu’nda, 12 yaşında bir kız öğrenciye cinsel istismarda bulunan sınıf öğretmeninin yargılandığı dava öncesi açıklama yapan KAYY-DER, “Bıçak kemiğe dayandı, artık yeter! İstismarı ne affetmenize, ne de istismarın önünü açan politikalarınıza izin vermeyeceğiz” dedi.
HABERİN VİDEOSU
İstanbul’da Tuzla Aydınlı Mahallesi Ulubatlı Hasan İlköğretim Okulu’nda, 15 Mayıs 2018 tarihinde nöbetçi olan 12 yaşındaki kız öğrenciye cinsel istismarda bulunan sınıf öğretmeni G.E.nin yargılandığı davanın üçüncü duruşması bugün görülmeye başlandı.
Tuzla’da cinsel tacize uğrayan kızın geçtiğimiz duruşmasında tüm itirazlara rağmen zorla getirilme kararı verilmişti.
KAYY-DER, kıza ve ailesine destek olmak ve kamuoyu oluşturmak için duruşma öncesi adliye önünde yaptığı açıklamada, istismarcının en ağır şekilde cezalandırılması istedi. Anadolu Adliyesi önünde gerçekleşen açıklamaya KAYY-DER (Kiğı-Karakoçan-Adaklı-Yayladere- Yedisu ilçeleri, Kalkındırma ve Kültür Derneği), Mor Dayanışma, Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği üyeleri katıldı. Açıklamada, “Koruyamadığımız her çocuk bizim çocuğumuzdur. Çocuk istismarına dur de sessiz kalma.” pankartı taşındı.
Açıklamayı Mor Dayanışma’dan Yeşim Güzel okudu. Güzel, her gün, çocuklara, kadınlara ve hayvanlara yönelik cinsel istismar suçlarının yer aldığı haberlerle karşılaştıklarını aktararak istatistikleri verdi. Mahkemelerin ise tüm bunlara karşı çocukları değil, istismarcıları koruduğunu vurgulayan Güzel, “Çoğu zaman tutuksuz yargılanan çocuk istismarı failleri, tahrik, iyi hal indirimleri ile giymiş olduğu takım elbisenin markasına göre, mümkün olan en az ceza verilerek toplumun içine geri gönderilmektedir.” dedi. Yasaların istismarcılara cesaret verdiğini aktaran Güzel, 3. duruşması görülen 12 yaşındaki kız çocuğunun yaşadığı cinsel istismarı örnek gösterdi.
TÜM İTİRAZLARA RAĞMEN
Güzel, “Bugünden tam 550 gün önce Tuzla-Aydınlı mahallesinde bir kız çocuk okulunda, yani en güvende olması gereken alanda, okulundaki bir öğretmen tarafından cinsel istismara maruz bırakıldı. 20 Aralık 2018 tarihinde yapılan ilk duruşmada, tutuklanması beklenirken fail serbest bırakıldı. Tedbir konularak, kadın örgütlerinin mahkemeye girişi engellendi. 5 Eylül tarihinde yapılan 2. duruşmada da değişen hiçbir şey olmadığı gibi, tüm itirazlara rağmen istismara uğrayan kız çocuğu mahkemeye çağırıldı.”
Çocuk istismarı failinin, mahkeme tarafından, yeniden serbest bırakılmasını veya tahrik, iyi hal gibi ceza indirimleri ile alacağı cezanın azaltılmasını önleyebilmek için toplandıklarını belirten Güzel, “Biliyoruz ki, bir çocuk güvende değilse hiç bir çocuk güvende değildir. Çocukların sesine ses olmak için, mücadelemizi büyütüyoruz. Bıçak kemiğe dayandı, artık yeter! İstismarı ne affetmenize, ne de istismarın önünü açan politikalarınıza izin vermeyeceğiz. Yargının defalarca tahrik indirimi gibi kararlarla, bu suçlara ortak olduğunu biliyoruz. Müsaade etmeyeceğiz.” İfadelerini kullandı.
“DELİLLER KARARTILDI, TANIKLAR SUSTURULDU”
Açıklamanın ardından konuşan Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği’nden Adile Doğan, 22 yıldır çocuk istismarının son bulması için adalet aradıklarını söyledi. Doğan, en güvenli olması gereken okulda başlayan tacizin hukuki süreçte delillerin karartılması ve tanıkların susturulmasıyla devam ettiğini vurguladı. Okulda, sokakta, evde istismar edilen çocukların geleceği için mücadele edeceklerini belirten Doğan, yasalar ile sahip çıkılmayan haklarını kendilerinin koruyacaklarını söyledi.
Kiğı Karakoçan Adalı Yayladere ve Yedisu Derneği KAYY-DER Eş Başkanı Tuncay Gökçe de, çocuk istismarına tepki ve suçun örtülmemesi için duruşmada olduklarını vurguladı.
Gökçe hükümete seslendi:
“Hak ettikleri cezaların verilmesini istiyoruz. Hükümete sesleniyoruz bir an önce iyileştirmeye gidilsin. Çocukların geleceğini on planda tutup gelecekte yaşanacakların önüne geçmesini istiyoruz:”
BABA: KIZIM İLAÇLA AYAKTA DURUYOR
Kızının psikolojisinin bozulduğunu söyleyen baba, artık kızının bu davanın sonuçlanması için ilaçla ayakta duran kızının davaya umutla geldiğini aktardı.
Hakimin tavrının eleştiren baba, 3 senedir bir arpa boyu yol alamadıklarını vurguladı.
PİRHA- Sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek tutuklanan Gazeteci Emre Orman tahliye oldu.
Sosyal medya hesabından yaptığı savaş karşıtı paylaşımları gerekçe gösterilerek gözaltına alınan ardından çıkarıldığı mahkemece “örgüt propagandası yapmak” suçlamasıyla tutuklanan Net Haber Ajans muhabiri Emre Orman tahliye oldu.
Ne olmuştu?
Sabah saatlerinde Ataşehir Kayışdağı’nda gözaltına alınan Orman, Vatan Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldükten sonra İstanbul Anadolu Adliyesi’nde hakim karşısına çıkarılmıştı.
Sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek gözaltına alınan gazeteci Orman, çıkarıldığı mahkemece “örgüt propagandası yapmak” suçlamasıyla tutuklanmıştı.
PİRHA- Bugün Anadolu Adliyesi’nde ifade veren AABK Onursal Başkanı Turgut Öker’e yurt dışına çıkma yasağı konuldu. Çifte vatandaş olan Öker, Avusturya’da omurilik tedavisini sürdürüyor.
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Onursal Başkanı Turgut Öker, bugün İstanbul Kartal’da bulunan Anadolu Adliyesi’nde ifade verdi.
HDP milletvekilleri Dilşat Canbaz, Zeynel Özen, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği, Demokratik Alevi Derneği, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ataşehir Şubesi, Maltepe Cemevi, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Çorum Cemevi yöneticileri Öker’e destek için adliyeye gelenler arasındaydı.
Mahkeme soncunda Öker’e yurtdışına çıkma yasağı verilirken Öker’in iddianamesi henüz hazır değil. Var olan dosyada AABK’nin 2012, 2013, 2014 yıllarındaki etkinliklerinde yaptığı konuşmalar, Gezi direnişi ve İstanbul’da yapılan 3’üncü köprüye Alevi katliamcısı olarak bilinen Yavuz Sultan Selim’in adının verilmesi konusundaki sosyal medya paylaşımları suç unsuru olarak yer alıyor.
“BİZE BU SORUNLARI YARATANLARI TOPLUM VİCDANINDA YARGILIYORUZ”
İfade sonrası adliye önünde basın açıklamalarda bulunan AABK Onursal Başkanı Turgut Öker, bu baskıların kendisini yıldıramayacağını vurguladı. Öker, “Alevi kurumlarında yöneticilik yapanlar olarak tarihsel sorumluluğumuzu yerine getirmezsek yoldan düşeriz, öğretimizin dışına çıkarız, tarih karşısında yargılanırız. Şu an burada hukuki bir yargılama var ama toplumumuzun vicdanında bize bu sorunları yaratanları yargılıyoruz” dedi.
“MÜCADELEMİZE DEVAM EDECEĞİZ”
Türkiye’de yerlerde sürünen bir adalet olduğuna vurgu yapan AABK Genel Başkanı Hüseyin Mat ise “Bizim mitinglerimizde, toplantılarımızda yaptığımız konuşmaları yargılamaya kalkarlarsa 9 ciltlik bir iddianame hazırlamaları gerekecek. Vicdanen kimliğimize, var oluş değerlerimize uygun olan şeyleri paylaştık paylaşmaya da devam edeceğiz” diye konuştu.
Bu davanın Avrupa Alevi örgütlülüğüne bir operasyon olduğunu kaydeden Mat, “Biz savaştan değil barıştan taraf bir mücadele sürdürüyoruz. Tüm baskılara inat biz yine dostlarımızla, yoldaşlarımızla demokrasi mücadelesini sürdüreceğiz. Alsınlar adalet saraylarını başlarına vursunlar” dedi.
“ALEVİLERE MESAJ VERİLMEK İSTENİYOR”
HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen de şu anda Kürtlere ve Alevilere büyük bir baskı olduğunu ifade ederek Turgut Öker, şahsında Alevilere bir mesaj verilmek ve Alevi örgütlülüğünün etkisiz hale getirilmek istendiğini belirtti.
“7 YIL GERİYE DÖNÜK ARAŞTIRMA YAPILMIŞ”
Öker’in avukatı Seyit Sönmez ise bugün yeni yargı paketinin yürürlüğe girdiğini hatırlatarak yeni yargı paketinde yer alan düşünce ve ifade özgürlüğünün genişliğini savcıya ve hakime anlatamadıklarını kaydetti. Öker’e suçlama olarak yöneltilen konuların üzerinden 6-7 yıl geçtiğine değinen Sönmez, normalde soruşturma makamlarının bir suçu görerek harekete geçtiklerini ancak bu dosyada öyle bir şey olmadığını Turgut Öker’in bilinçli seçilerek 7 yıl geriye dönük bir araştırma yapıldığını belirtti.
PİRHA- İstanbul Tuzla Aydınlı Mahallesi Ulubatlı Hasan İlköğretim Okulu’nda, 12 yaşında bir kız öğrenciye cinsel istismarda bulunan sınıf öğretmeninin yargılandığı davanın ikinci duruşması Kartal Anadolu Adliyesi 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşma öncesi adliye önünde yapılan açıklamada istismarcının en ağır şekilde cezalandırılması istendi.
İstanbul’da Tuzla Aydınlı Mahallesi Ulubatlı Hasan İlköğretim Okulu’nda, 15 Mayıs 2018 tarihinde nöbetçi olan 12 yaşındaki kız öğrenciye cinsel istismarda bulunan sınıf öğretmeni Günal Ergen‘in yargılandığı davanın ikinci duruşması görülmeye başlandı.
Anadolu Adliyesi önünde gerçekleşen açıklamaya KAYY-DER (Kiğı-Karakoçan-Adaklı-Yayladere- Yedisu ilçeleri, Kalkındırma ve Kültür Derneği, Mor Dayanışma, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Maltepe İlçe Örgütü, Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği, Sabırtaşı Köyü Derneği, Ekmek ve Gül’ün yanı sıra yurttaşlar katıldı.
Açıklamada sık sık, “Erkek adalet değil, gerçek adalet”, “Tecavüze, tacize, istismara son”, “Susma haykır istismara hayır”, “Susmuyoruz, korkmuyoruz itaat etmiyoruz” sloganları atıldı.
Kurumlar adına yapılan ortak açıklamada istismar failinin tekrardan tutuksuz yargılanması, iyi hal indirimi ile alacağı cezanın önüne geçilmesi amacıyla toplanıldığına vurgu yapıldı.
Her ay en az 650 çocuğun okullarda, cezaevlerinde, evlerinde, sokaklarda cinsel istismara uğradığının ve son 10 yılda çocuklara yönelik cinsel istismar vakalarının yüzde 700 arttığının hatırlatıldığı açıklamada, yargı mercilerinin çocuğu değil istismarcıları koruyan yasalar çıkararak failleri ödüllendirdiği vurgulandı.
“ÇOCUK İSTİSMARI YÜZDE 700 ARTTI”
Açıklamanın devamında şunlar belirtildi:
“Her gün çocuklara, kadınlara, hayvanlara yönelik cinsel istismar suçuna dair korkunç haberlerle karşılaşıyoruz. Her ay en az 650 çocuğun okullarda, cezaevlerinde, evlerinde, sokaklarda cinsel istismara uğradığı bir ülkeye dönüştürülen Türkiye’de cinsel suçların yüzde 46’sının çocuklara karşı işlendiği, son 10 yılda çocuğa yönelik istismar vakalarının yüzde 700 arttığı gerçeği çocuk istismarın ne kadar vahim boyutta olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Mahkemeler ise tüm bunlara karşı çocukları değil istismarcıları koruyor. Çoğu zaman tutuksuz yargılanan çocuk istismarı failleri, tahrik, iyi hal indirimleri ile mümkün olan en az ceza verilerek toplum içine geri gönderiliyor. Bu yaşananlarda Ensar Vakfı’nda 41 çocuğa tecavüz edildiğinde bir kereden bir şey olmaz diyen, istismara uğrayan 12 yaşından büyük çocukların istismarcı ile evlendirilmesi için yasa tasarısı veren iktidarın erkek zihniyetini görüyoruz.
“BIÇAK KEMİĞE DAYANDI, ARTIK YETER”
Bu zihniyetin yarattığı her gün çürüyen, insani değerleri yok sayan ve yok eden erkek egemen sistemdir. Tüm bunların istismarcılara verdiği cesaret çocukların hayatlarını tehdit etmeye devam ediyor. Tuzla Aydınlı Mahallesi’nde bir kız çocuk, okulunda yani en güvende olması gereken alanda bir öğretmen tarafından cinsel istismara maruz bırakıldı. 12 Aralık 2018 tarihinde yapılan ilk duruşmada failin tutuksuz yargılanmasına karar verildi. Failin yeniden serbest bırakılmasını, iyi hal gibi indirimlerle alacağı cezayı önleyebilmek için toplandık. Bıçak kemiğe dayandı, artık yeter. İstismarı ne affetmenize, ne de istismarın önünü açan politikalarınıza izin vermeyeceğiz. Yargının defalarca iyi hal indirimi ile bu suçlara ortak olduğunu biliyoruz. Bir kez daha söylüyoruz. Erkek adalet değil gerçek adalet istiyoruz.
PİRHA- Gezi direnişinde yaşamını yitiren Mehmet Ayvalıtaş’ın 22. duruşması bugün İstanbul Anadolu Adliyesi’nde görüldü. Dava 12 Haziran 2019 tarihinde ertelendi.
Gezi eylemlerine destek amaçlı İstanbul Ümraniye’de TEM otoyolu üzerinde gerçekleşen yürüyüş sırasında bir aracın çarpması sonucu yaşamını yitiren Mehmet Ayvalıtaş’ın ölümüne ilişkin davanın 22. duruşması İstanbul Anadolu Adliye’sinde görüldü.
Duruşma sonrası adliye önünde yapılan basın açıklamasında, “Gezi şehitleri ölümsüzdür” pankartı açıldı.
“BİZİM İÇİN ADALET DENİZİN DİBİNDE İĞNE ARAMAYA BENZİYOR”
Basın açıklamasında konuşan Mehmet Ayavalıtaş’ın babası Ali Ayvalıtaş, “Adaleti nasıl bulacağız bilmiyorum. Adalet mazlum halk için, ezilenler için, ben insanım diyenler için denizin dibinde iğne aramaya benziyor. Bulunmuyor da. Adalet diktatörlere, faşistlere, gangsterlere var. Ama bizim adalet yürümüyor.” dedi.
MAHKEME RAPORLARIN KUSURLU OLDUĞUNU KABUL ETTİ
Mahkemenin taleplerini duymazdan geldiğini ifade eden Muharrem Ayvalıtaş da mahkeme heyetinin değişmesi gerektiğini kaydetti. Avukat Sevgi Evren ise dosyaya alınacak 4’üncü raporu beklediklerini söyledi. Evren, tutuklama nedenleri var olduğu halde mahkemenin tutuklama kararı vermemesine de tepki gösterdi.
PİRHA – Gezi direnişinde yaşamını yitiren Mehmet Ayvalıtaş’ın 21. duruşması bugün İstanbul Anadolu Adliyesi’nde görüldü. Dava 10 Nisan 2019 ertelendi.
Gezi eylemlerine destek amaçlı İstanbul Ümraniye’de TEM otoyolu üzerinde gerçekleşen yürüyüş sırasında bir aracın çarpması sonucu yaşamını yitiren Mehmet Ayvalıtaş’ın ölümüne ilişkin davanın 21. duruşması İstanbul Anadolu Adliye’sinde görüldü.
Dava öncesi yoğun güvenlik önlemlerinin yanı sıra dava takibi için dışarıda bekleyenlere GBT sorgulaması yapıldı. Duruşma sonrası adliye önünde yapılan basın açıklamasında “Gezi Şehitleri Ölümsüzdür” pankartı açılarak “Gezi Şehitleri ölümsüzdür” sloganı atıldı.
Basın açıklamasında konuşan Mehmet Ayavalıtaş’ın babası Ali Ayvalıtaş, “Gezi olayları bir halk ayaklanmasıydı. 81 vilayetin 79’u ayaklanmıştı. Yani Türkiye’de insan olan herkes ayaklanmış ve yürümüştü” dedi.
Oğlu Mehmet Ayvalıtaş’ın üzerine arabanın bilerek sürüldüğünü belirten baba Ayvalıtaş, Polislerin önlem almadığını söyledi. Ayvalıtaş, “Ağır bedellerimiz oldu. Normal bir trafik kazası 50 defa sonuçlanırdı. Ancak halen sonuçlanmadı. Bilirkişi raporu her defasında erteleniyor. Türkiye’de adalet yok. Çünkü böyle bir yönetimde, böyle bir adalette biz ne bekleriz” diye konuştu.
21 Kasım 2013’teki ilk davasından beridir dava ertelenerek ilerliyor. Bir sonraki duruşma ise 10 Nisan 2019’da.
PİRHA- 3. Havalimanı Dayanışma Platformu bugün İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nde işçilerinin 14 Eylül’de başlattığı direnişin son durumuna ve Kadıköy’deki eylemde gözaltına alınan 26 kişinin yarın görülecek duruşmasına ilişkin basın toplantısı gerçekleştirdi.
3. Havalimanı İşçileriyle Dayanışma Platformu, işçileriyle dayanışmak amacıyla 15 Eylül 2018’de Kadıköy’de yapılan eylemde gözaltına alınanlar hakkında açılan ve yarın Kartal’da bulunan Anadolu Adliyesi 32. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek duruşmasına ilişkin İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde basın toplantısı düzenledi. Toplantının olduğu salona “İş cinayetlerini işleyen patronlar ve gerekli denetimleri yapmayanlar yargılansın. 3. Havalimanı işçilerinin haklı mücadelesi yargılanamaz” pankartı asıldı. Toplantıya Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekili Musa Piroğlu, 3. Havalimanı işçileri, İHD üyeleri ve çok sayıda kişi de katıldı.
“ZULÜM HER ALANDA ARTIYOR”
Platform üyelerinden Prof. Dr. Beyza Üstün, zulmün her alanda arttığına dikkat çekerek, “3. Havalimanı’nda zulm devam ettiği için, güvencesiz çalışmaları protesto ettikleri için yargılanan çok sayıda arkadaşımız var. Değişen hiçbir şey yok. Kapitalizm zulmü aynı şekliyle devam ediyor.” dedi.
3’üncü havalimanı işçilerinden daha önce tutuklanan Baran Kırğın, İstanbul Ataşehir Belediyesi binası önünde geçtiğimiz günlerde bedenini ateşe veren 41 yaşındaki işçi Ramazan Karabacak’ın durumuna dikkat çektikten sonra 3. Havalimanı İşçileri ile Dayanışma Platformu adına basın açıklamasını okudu.
DURUŞMAYA ÇAĞRI YAPILDI
14 Eylül’de 3’üncü havalimanı işçilerinin kötü çalışma koşullarını protesto ettikleri için gözaltına alındığını hatırlatan Kırğın, “İşçilerin “Köle Değiliz, İşçiyiz!” çığlığının bu ölçekte bir saldırganlıkla bastırılmaya çalışılmasına hayır dedikleri için gözaltına alınan emek dostları hakkında açılan davanın ilk duruşması 11 Ocak’ta Kartal Adliyesi’nde görülecek. Dayanışmayı cezalandıran bu mantığa karşı tüm kamuoyunu duruşmaya, dayanışmayı büyütmeye davet ediyoruz” dedi.
“DAYANIŞMAYI SALDIRI İLE DİZGİNLEMEYE ÇALIŞTILAR”
3. Havalimanı’ndaki kölece çalışma koşullarına karşı isyan eden işçilerin öfkesini ve onlara destek verenlerin dayanışma tutumunu saldırıyla dizginlemeye çalıştıklarını kaydeden Kırğın, “Devlet ve İGA patronları o isyandan sonra suçlarını da üstlenerek, ‘İşçiler haklıydı, koşulları düzelteceğiz’ açıklamaları yaptılar. Fakat değişen bir şey olmadığını işçilerin sendikalara aktardığı bilgilerden biliyoruz. Jandarma ve polisler ile beraber çalışmaya zorlanan işçiler gördükleri psikolojik baskıyı sendikalara ileterek haberleştirdiler.” şeklinde konuştu.
İŞ CİNAYETLERİ DEVAM EDİYOR
İş cinayetlerinin devam ettiğine dikkat çeken Kırğın, “Yabancı uyruklu bir işçinin cansız bedeni rögar içinde bulundu, yetkililerden hiçbir açıklama gelmedi. Dahası bu şantiyede kaç işçinin öldüğü konusunda o kadar büyük bir duyarsızlık vardı ki, devlet kurumları bile birbirinden farklı rakamlar verdi. Çalışma Bakanlığı 30 işçinin öldüğünü söylerken CİMER bu sayının 52 olduğunu söyledi. İşçiler ise bu sayının çok daha fazla olduğunu söylemeye devam etti” diye konuştu.
“İŞÇİLERİN KOŞULLARI DEĞİŞMEDİ”
3. Havalimanındaki şantiye koşullarının değişmediğini dile getiren Kırğın, şantiye işçilerinin yaşadığı zorlukları şöyle aktardı:
“Şantiyedeki hiçbir koşul düzelmezken işçilerin çektiği, kötü yemeklerin ve içi yosun tutmuş sebillerin fotoğrafları kamuoyunun gündemine oturdu. Yemekhane sıraları uzadıkça uzadı, bir saatlik yemek molasını sıra beklemekle geçiren işçiler kimi günler aç kaldılar, yemek yetmediğinde ise su katılmış çorba içerek çalışmaya devam etmek zorunda kaldılar. Metrelerce uzayan servis sıralarında servis beklemeye devam ettiler. Şantiyenin bazı alanlarında polis ve jandarma sayısının işçi sayısından daha fazla olduğu görüldü. Sabahları kolluk kuvvetlerinin eşliğinde işe götürülen ve akşam da aynı şekilde koğuşlara getirilen işçiler bu şartlar altında çalışmaya devam etti. Yağmurlar başladığındaysa yatakhaneleri sular altında kaldı. Tahtakurularının kol gezdiği koğuşlarda ilaçlama yapılmadı, göstermelik değiştirilen birkaç yatağı da tahtakuruları bastı. Koğuşlarda detaylı bir temizlik yapılmazken bir de su baskını yaşandı. Servis ve araba kazaları yaşandı, işçiler yükseklerden düştü, canları yine hiçe sayıldı.”
“MÜCADELEYİ BÜYÜTMELİYİZ”
İnşaat İşçileri Sendikası Basın Sözcüsü Uğur Karadaş, “İnşaat alanında çalışan işçilerin sorunların devam ediyor.” diye belirtti. İşçi eylemlerine değinen Karadaş, “Her ilde inşaat işçilerin irili ufaklı direnişleri var ve devam ediyor. Yaşanan krizin en ağırını inşaat işçileri yaşıyor. Hepimize çok iş düşüyor. Bu mücadeleyi büyütmemiz gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
Dev Yapı İş Genel Başkanı Özgür Karabulut da, “Devletin tüm zulmüne rağmen inşaat işçileri direniyor. Ancak devlet açıkça tavrını ortaya koyuyor. ‘Ben patronlardan yanayım’ diyor.” dedi. Karabulut, 3. Havalimanı’nda da, Okmeydanı SSK hastanesinde de, Ankara’daki Toki eyleminde de bunun böyle olduğunu söyledi.
“BİRÇOK İŞÇİ İŞTEN ÇIKARILIYOR”
Bir çok işçinin işten çıkarıldığını belirten Karabulut, “Daha bugün bir arkadaşımız işten çıkarıldı. Havalimanına su bastığı görüntülerini gönderen işçileri bulmak için koğuşlara baskınlar yaptılar. 3 işçi Kürtçe müzik dinlediği için işten çıkarıldı ve haklarında dava açıldı. Baskı kurmaya devam ediyorlar. İnşaat işçileri de kendi yol yöntemleriyle sesini duyurmaya devam ediyor. İrili ufaklı direnişler devam ediyor. Eğer örgütlülüğümüz güçlü olsa patronların tepelerine bineceğiz.” diye konuştu.
“BERAAT TALEP EDECEĞİZ”
Avukat Ekin Güneş Saygılı ise, işçilerin iki gerekçeyle yargılandıklarını söyleyerek, “Kanuna muhalefet ve kamu görevlisine direnme suçlarından yargılanıyorlar. Kararların keyfi bir şekilde alındığını geçmişten biliyoruz. Yarınki duruşmada öncelikli talebimiz ifadeler alınmadan işçi arkadaşlarımızın beraat etmesi olacak.” ifadelerini kullandı.
Toplantı yapılan konuşmalar ve soru cevapla son buldu.
Metin Akpınar’ın evine sabah saatlerinde polisler geldi. Akpınar, ifade vermek için adliyeye götürüldü.
Sanatçı Metin Akpınar, bir televizyon programında söylediği sözler nedeniyle polis eşliğinde adliyeye götürülüyor. Halk Tv’de yayınlanan ‘Halk Arenası’ programında yaptıkları açıklamalar nedeniyle sanatçılar Metin Akpınar ve Müjdat Gezen hakkında soruşturma başlatıldı. Metin Akpınar’ın Kadıköy’deki evine sabah saatlerinde polis ekipleri geldi. Polislerin içeriye girmesini ardından Akpınar tek başına dışarıya çıktı. Metin Akpınar, “Savcı bey çağırdı. İfade vermeye gidiyoruz” dedi. Metin Akpınar, sivil aracına bindi. Akpınar, polis aracıyla Anadolu Adalet Sarayı’na götürülüyor.
PİRHA- 23 yıl önce 5 kişinin yaşamını yitirdiği İstanbul Ümraniye’de Mustafa Kemal Mahallesi’nde yaşananlara ilişkin yeniden görülen ilk davada mağdurlar dinlendi. Duruşmada, zorla atılan imzalar ile sahte ifadelerin düzenlendiği belirtildi. Tanıkların dinlenmesi talebi ile bir sonraki duruşma 14 Mayıs 2019 tarihlerine ertelendi.
15 Mart 1995 tarihinde Gazi Mahallesi’ndeki saldırıların ardından Ümraniye Mustafa Kemal Mahallesi’nde güvenlik güçleri tarafından açılan ateş sonucunda 5 kişinin öldürülmesi 14 kişinin yaralanması olayına ilişkin dava yeniden görülmeye başlandı. Bu dava dosyası açısından 220 polis memuru yargılanıyor.
Kartal Anadolu Adliyesi 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada avukatlar Cemal Yücel, Faruk Ertekin, Sevim Akat, Gülizar Tuncer ve Keleş Öztürk ile olayın müştekileri hazır bulundu.
Olayın mağdurları Suna Kaban, İsmail Saklanbaz SEGBİS ile Sabri Puyan, Necip Bulut, Hacer Baltacı, Gül Ekşi, Berivan Demir, Pınar Demir’in de duruşma salonunda ifadeleri alındı.
“HALKI TARAR GİBİ SERİ ATEŞ EDİLİYORDU”
SEGBİS ile katılan ve olayda yaralanan mağdurlardan Suna Kaban ifadesinde, “Yakınımızın cenazesinden gelirken kalabalığın toplandığı yerin içinden geçtikten sonra vuruldum. Halkı tarar gibi seri bir şekilde atış ediliyordu. Kimin ateş ettiğini görmedim. Kurşun karaciğerimi parçaladı. Ameliyat sonrası çıkartılan mermi polis tarafından alındı” dedi.
Mağdur Kaban’a yüksek sesle hitap eden mahkeme heyetine Avukat Gülizar Tuncer, “Mağdurlara sesinizi yükselterek konuşmayın. Psikolojik olarak olumsuz bir hava yaratıyor” ifadelerini kullandı.
“TAM BİR MİZANSEN”
Mahkeme heyeti olayda sol omzundan yaralı olarak kurtulan İsmail Saklanbaz‘ın, 1995 yılında “Kimseden şikayetçi değilim” diye kayda geçirilen ifadesini okudu. Saklanbaz o dönemde ne emniyette ne de savcılıkta herhangi bir ifadesinin alınmadığını söyleyerek kendisine zorla imza attırıldığını belirtti.
Avukat Gülizar Tuncer, “Tam bir mizansen içinde hazırlanan ifadelerle imzalar attırılmış.” dedi.
Hayatını kaybeden Hasan Puyan’ın abisi Sabri Puyan da ifadesinde, “Kardeşimin vurulduğunu öğrenince hastaneye gittim. Yanındakilere sorduğumda polislerin yaptığını söylediler” dedi. Puyan, olayın ardından ifade verip vermediğini hatırlamadığını belirtti.
SAHTE İFADELER
Yaralı olarak kurtulan Necip Bulut da ifadesinde şunları söyledi:
“Babamla birlikte Gazi olaylarını protesto için yürüyüşe katıldık. Açıklama yapılırken çevik polisler kalkanlarını coplara vurarak insanları tahrik etti. Ellerindeki silahlarla pusuya yatmışlardı. Provokasyona karşı halk yuhalamaya başlayınca bir anda çevik kuvvetin havaya silahları ateşlemesinin ardından, otomatik silahlarla resmi ve sivil polis halkın üzerine ateş etti.”
Bulut, hastaneye götürüldükten sonra Ülkücü Turan lakaplı bir polis ile birlikte gelen sivil polislerin zorla hazırladıkları ifadeleri imzalamaya zorlandığını söyledi. Daha sonraki günlerde de baskı, tehdit ve gözaltılara maruz kaldığını belirten Bulut, “Askerlik ve sivil hayatımda psikolojik baskıya maruz kaldım” dedi. Bulut da 95’de verildiği belirtilen ifadenin kendisine ait olmadığını belirterek, “Sahte ifadeler bunlar.” diye konuştu.
POLİS TEHDİDİ YÜZÜNDEN FRANSA’YA KAÇTI
Avukat Cemal Yücel’in talebi üzerine İsmail Saklanbaz ve Necip Bulut’un imzalarının alınmasına karar verildi. Yücel ayrıca, imzaların uyuşmaması durumunda ifadeyi hazırlayan emniyet ve güvenlik güçleri hakkında suç duyurusunda bulunulmasını talep etti.
Olaylardan yaşamını yitiren İsmail Baltacı’nın eşi Hacer Baltacı’nın ifadesine geçildi. Eşi İsmail’in kaynı Doğan Baltacı ile olay günü birlikte olduklarını söyleyen Hacer Baltacı, “Kaynımın anlattığına göre ‘o gün polisler yaralıları ambulansla götürülmesini engelledi. Orada bulunan sivil insanlar araçları ile hastaneye kaldırdılar yaralıları. Eşim hastaneye götürüldüğünde polis kaynımı oradan uzaklaştırıp karakola götürdü. O yüzden de şahit olmayıp Fransa’ya polislerin tehdidinden dolayı kaçtı” dedi.
“AİHM KARARLARINA UYULMADI”
İfadelerin ardından söz alan avukatlardan Cemal Yücel, 23 yıllık süreci özetledi.
Yücel, yaşanan olayın ardından soruşturma makamı tarafından dosyanın hiçbir failin bulunamaması ve yakalanamaması gerekçesiyle, bu şekilde kapatılmasının ardından ölenlerin yakınlarının vekilleri olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurduklarını ve AİHM’in olayların meydana gelmesinden 10 yıl sonra özenli ve yeterli bir soruşturma yapılmadığı, polis memurlarının kullandığı şiddetin gereğinden fazla olduğu gerekçeleriyle yaşam hakkı ve adil soruşturma ihlali olduğu sonucuna vardığını hatırlattı.
AİHM tarafından verilen bu ihlal kararından sonra Ümraniye Cumhuriyet Başsavcılığına başvurularak olaylarla ilgili faillerin ortaya çıkartılması, delillerin tespiti ve ivedilikle kamu davası açılması için talepte bulunduklarını söyleyen Yücel, “2005 yılından 2015 yılına kadar 10 yıl süreyle AİHM’nin ihlal kararında belirtilen hiçbir husus yerine getirilmemiş ve hiçbir araştırma, inceleme yapılmamıştır. Deyim yerindeyse dosya adliyenin karanlık dehlizlerinde sümenaltı edilerek kaybedilmiştir.” dedi.
ZAMAN AŞIMINA 5 KALA
2015 yılına gelindiğinde 20 yıllık zaman aşımının dolmasına 5 gün kala dosyanın tevdi edildiği yeni savcı tarafından dava açıldığını söyleyen Yücel, şunları kaydetti:
“20 yılın dolmasına 5 gün kala dava açan soruşturma makamları bellidir ki davayı zaman aşımına uğratarak devletin memurlarına cezasızlık anlayışını hayata geçirmişlerdir.
Zamanaşımı ile soruşturmayı ve davayı sonuçlandırma çabası davanın açıldığı mahkemece de aynen devam ettirilmiştir. Mahkemenizin 10.05.2015 kararı ile TCK.nun zaman aşımı kesilmesi konusundaki açık ve net hükmüne rağmen davanın 20 yıllık olağan zaman aşımı süresi dolduğu gerekçesiyle düşürülmesine karar verilmiştir. Duruşma savcısı karardan önceki mütalaasında zaman aşımı süresinin dolmadığını bu nedenle davaya devam edilmesi gerektiğini belirtmiş ancak mütalaasına aykırı olan bu kararı her ne hikmetse süresinden sonra temyiz etmiştir. Tarafımızca yapılan temyiz üzerine ise Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2017 / 1192 Esas, 2018 / 1859 Karar sayılı, 18.04.2018 tarihli kararı ile Mahkemeniz kararını bozmuştur. Yargıtay kararına göre iddianamenin düzenlenmesi ile zamanaşımı kesilir. İddianamenin kabul edilip edilmemesi zamanaşımı etkilemez. Bu karar usul ve yasaya uygun olmakla uyulmasını ve yargılamaya devam edilmesini talep ediyoruz.
Sunulan nedenlerle usul ve yasaya uygun Yargıtay bozma ilamına uyulmasını, bozmaya uyulduktan sonra da adil ve hukuka uygun bir yargılama yapılmasını talep ederiz. Şu ana kadar olduğu gibi davranılmamalı, dosya sürüncemede bırakılmamalı, deliller hakkıyla toplanmalı, insan öldürme ve yaralama suçlarını işleyen faillerin cezalandırılması için hukukun ve adaletin gerekleri yapılmalıdır.”
“23 YIL BOYUNCA OLAYIN ÜZERİ AÇIK BİR ŞEKİLDE KAPATILDI”
Avukat Gülizar Tuncer, 23 yıl boyunca olayın üzerinin açık bir şekilde örtüldüğünü söyledi. “Açık bir şekilde delillerin yok edilmesiyle karşı karşıyayız. Mermiler teslim edilmemiş. Balistik incelemeler de yapılmış değil. Bir baskı ve terör ortamı yaratılmış olması dışında sahte belgeyle imza atmak zorunda da kalmış. Bu dava da Ümraniye değil Gazi’yi de ele almak gerekir. Çünkü peşi sıra ortaya çıkmıştır. Gazi’nin sorumluları kimse Ümraniye’nin de odur” dedi.
Sadece polis memurları ile davanın açıldığını söyleyen Tuncer, “Dönemin sorumluları hakkında dava açılmadı. İnsanlığa karşı suç olarak görülmesi gerekiyor ve asla zaman aşımı kavramı işletilemez” ifadelerin kullandı.
Bir sonraki duruşma 14-15-16 Mayıs 2019 tarihlerinde tanıkların dinlenmesiyle devam edecek.
“Geçtiğimiz Mayıs ayında Nuriye Gülmen ve Semih Özakça ile dayanışmak için Khalkedon Meydanı’nda nöbet tutan Barış İçin Kadın Girişimi üyesi kadınlara açılan davanın ilk duruşmasında beraat kararı çıktı.
Geçtiğimiz Mayıs ayında akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça ile dayanışmak için Khalkedon Meydanı’nda nöbet tutan Barış İçin Kadın Girişimi üyesi kadınlar gözaltına alınmış ve serbest bırakılmıştı.
Yaşanan olayların ardından haklarında dava açılan kadınların davası bugün (9 Ocak) Kartal’daki Anadolu Adliyesi’nde görüldü. Davada beraat kararı alan kadınlar adliye önünde yaptıkları açıklamada şunları söyledi:
“Biz KHK’lerle işsiz kalanların işlerine geri iadesini istiyoruz. Nuriye ve Semih de başlattıkları direnişi açlık grevi ile sürdürmeye karar verdiler. Bizler de Barış için Kadın Girişimi olarak onların taleplerini duyurmak için bir günlük nöbet yaptık. Bu nöbeti barış akademisyenleri yapıyordu. Bu nöbet sırasında gözaltına alındık ve hakkımızda dava açıldı. Bu davada adaleti bulduk ve beraat ettik. Bu adaletin her alanda olmasını istiyoruz. Nuriye ve Semih’în işlerine geri iade edilmesini, haksızlıkların son bulmasını, tutuklu avukat ve gazetecilerin serbest bırakılmasını istiyoruz.”
Kadınlar açıklamanın ardından “Nuriye ve Semih yaşasın” sözünü bir kez daha yineleyerek açıklamalarını sonlandırdı.