Etiket: Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu

  • Tarihçi-Yazar Akpınar’dan sempozyum tepkisi: Devlet asimilasyonu artık daha incelikli yürütüyor!

    Tarihçi-Yazar Akpınar’dan sempozyum tepkisi: Devlet asimilasyonu artık daha incelikli yürütüyor!

    PİRHA-Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu’nun derin ve planlı bir stratejiye dayandığını vurgulayan Tarihçi-Yazar Alişan Akpınar, “Devletin bugün Alevilerin Türkleştirilmesi ve Sünnileştirilmesi için çok planlı ve programlı bir politika izlediğini görüyoruz. Alevilerin bu süreçte daha dikkatli olması gerekiyor çünkü karşılarında eskisinden farklı bir asimilasyon stratejisi var” dedi.

    Dersim’de uzun yıllardır süregelen asimilasyon faaliyetleri, çeşitli yöntemlerle ve farklı araçlarla devam ediyor. Son dönemde bu faaliyetlerin bir parçası olarak, Tunceli Valiliği’nin koordinasyonunda, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve Munzur Üniversitesi işbirliğiyle düzenlenecek olan “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu” dikkat çekiyor. 16-17 Ekim 2024 tarihlerinde Munzur Üniversitesi’nde gerçekleşecek olan bu sempozyum, Dersim bölgesinde uzun yıllardır yürütülen Türkleştirme çalışmalarının bir devamı olarak ele alınıyor.

    Konu hakkında görüş bildiren uzmanlar, bu tür organizasyonların sadece akademik etkinlikler olmadığına, aynı zamanda devletin Dersim’deki kimlik ve inanç yapısını dönüştürme çabasının bir parçası olduğuna dikkat çekiyor.

    Tarihçi-Yazar Alişan Akpınar, yapılacak sempozyumu PİRHA‘ya değerlendirdi.

    “SEMPOZYUM DERİN VE PLANLI BİR STRATEJİYE DAYANIYOR”

    Sempozyumun derin ve planlı bir stratejiye dayandığını vurgulayan Alişan Akpınar, “Sempozyumun başlığında yer alan “Horasan” vurgusu, özellikle Alevilik ve Kürtlük ile özdeşleşmiş Dersim halkının, tarihsel ve kültürel mirasını Türkleştirmek amacıyla kullanılan simgesel bir araç olarak öne çıkıyor. Sempozyumun ismi olan ‘Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli’, dikkatli bir şekilde seçilmiş. ‘Horasan’ vurgusu burada önemli bir yer tutuyor çünkü tarih boyunca Alevilik ve Kürtlük ile bağlantılı olan Dersim coğrafyası, Türklükle ilişkilendirilmek isteniyor. Aynı zamanda, sempozyumun düzenleyicilerinden biri olan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu asimilasyon politikasının bir aracı olarak kullanılıyor. Bu kurum, esas amacı Aleviliği ve Kürt kimliğini asimile etmek olan bir devlet yapısının parçası olarak dikkat çekiyor” diye belirtti.

    “TÜRKLEŞTİRME VE SÜNNİLEŞTİRME POLİTİKASI DERSİM’DE AKTİF OLARAK UYGULANIYOR”

    Asimilasyon politikalarının tarihi bir arka planı olduğunu belirten Alişan Akpınar, “Osmanlı İmparatorluğu’ndan bu yana süregelen bir Türkleştirme ve Sünnileştirme politikası Dersim bölgesinde aktif olarak uygulanıyor. Abdülhamit döneminden itibaren Alevileri ve Kürtleri Türkleştirmek ve Sünnileştirmek için çok planlı ve programlı bir çalışma yürütüldü. Bu çaba, İttihat ve Terakki döneminde hız kazandı ve özellikle Cumhuriyet döneminde de sistematik bir şekilde sürdürüldü. Ancak 1980 askeri darbesiyle bu süreçte bir kırılma yaşandı ve Türk-İslam sentezine dayalı bir rejim oluşturuldu. Bu rejimin en büyük hedeflerinden biri olan Kürt-Alevileri Türkleştirmek ve Sünnileştirmek oldu. 1980’den sonra bu politikalar daha derin ve incelikli bir biçimde uygulanmaya başlandı. Bu süreç özellikle AKP ve MHP ittifakıyla birlikte kurumsallaştı. Günümüzdeki asimilasyon politikaları artık daha sistemli ve profesyonel bir hale getirildi.

    “DEVLET, ALEVİLER ARASINDA DEVŞİRİLEN FİGÜRLER BULDU”

    Devlet, bu amaç doğrultusunda pek çok kurum oluşturdu, akademisyenler yetiştirdi ve en önemlisi Aleviler arasında devşirilen figürler buldu. Bu kişiler arasında maalesef Alevi toplumunun saygı duyduğu bazı dede aileleri bile var. Devletin bugün Alevilerin Türkleştirilmesi ve Sünnileştirilmesi için çok planlı ve programlı bir politika izlediğini görüyoruz” dedi.

    “HORASAN SÖYLEMİ ALEVİ KİMLİĞİNİ TÜRKLEŞTİRMEK İÇİN KULLANILIYOR”

    Devletin artık daha incelikli bir asimilasyon politikası yürüttüğünü söyleyen Akpınar, şöyle devam etti:

    “Eskiden dağlara “Ne Mutlu Türküm Diyene” yazılırken, şimdi daha sembolik bir dil kullanılarak “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli” gibi ifadeler öne çıkarılıyor. Bu tür organizasyonlar ve söylemler, Alevi ve Kürt kimliğini kültürel olarak erozyona uğratma amacı taşıyor. Bu stratejinin tarihsel kökleri de İttihat ve Terakki dönemine dayanıyor. O dönemden bu yana “Siz Horasan’dan gelen asıl Türklersiniz, Hoca Ahmet Yesevi’ye dayanıyorsunuz” şeklinde bir tarih yaratılmaya çalışıldığını, ancak yapılan son araştırmalarda, Alevi ocaklarının büyük çoğunluğunun Kürt bir şeyh olan Ebul Vefa Kürdi’nin Vefailik Tarikatı’na bağlandığını gösteriyor. Devlet, Alevilere yönelik bu asimilasyon politikasında tarihsel hafızayı ve kültürel değerleri manipüle ederek kendine bir alan açmaya çalışıyor. Horasan miti, bu stratejinin önemli bir ayağıdır. Aleviler arasında da Horasan kökeni önemli bir yer tutsa da, bu durumun Türk kimliğiyle bir bağı bulunmuyor. Aksine, Horasan’ın Kürtlerin yoğun yaşadığı bir bölge olduğu ve bu söylemin Alevi kimliğini Türkleştirmek için kullanıldığı ortada.”

    “ALEVİLER BUNDAN SONRAKİ SÜREÇTE DAHA DİKKATLİ OLMASI GEREKİYOR”

    Tarihçi-Yazar Alişan Akpınar, Alevilerin bu süreçte daha dikkatli olması gerektiğini ve karşılarında eskisinden farklı bir asimilasyon stratejisi olduğunu vurgulayarak, “Devlet bugün artık daha incelikli bir asimilasyon politikası yürütüyor. Sadece kaba Türkçülük ya da Sünnicilik üzerinden değil, Alevilerin hassas noktalarına dokunan, onların kültürel hafızasını kullanan bir yaklaşım var. Alevi toplumunun bu durumun farkında olması ve kendi içinden çıkan devşirmelere karşı da dikkatli olması gerekiyor. Sempozyumun isminde ve düzenleyici yapılarında gördüğümüz bu ince ayrıntılar, devletin ne kadar planlı bir strateji izlediğinin kanıtıdır” diye konuştu.

    Cihan BERK/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER

    -Fırat Meclis’ten seslendi: Tunceli Sempozyumu Dersim’in inancına, diline saldırı girişimidir-VİDEO
    -Kordu: ‘Tunceli sempozyumu’ Devletin Dersim’i Türkleştirme, Sünnileştirme çabası-VİDEO
    -Kete’den ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Dersim’deki Ra Heq inancını tüketme planıdır-VİDEO
    -Kurumlardan ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Kırmanciye topraklarımızı anlam kaybına uğratma amaçlı
    -Afişe adını yazdılar; Ali Önal Dede’den tepki: Tunceli Sempozyumu’na katılmıyorum
    –>DAM’dan ‘Tunceli Sempozyumu’ tepkisi: Dersim halkının yeni bir tarih anlatımına ihtiyacı yok!
    -‘Munzur Üniversitesi, Cemevi Başkanlığı ve Dedeler Meclisi; Dersim’in inancını, kimliğini yok etmek istiyor!’
    -Özcan’dan ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: İktidarın Alevilere yönelik politikasının devamı-VİDEO
    -FEDA’dan AKP’nin ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Devletin uğursuz faaliyeti; Aleviliğe saldırısı
    -‘Tunceli Sempozyumu’na Araştırmacı Yazarlardan tepki: Amaç beyin yıkamak, gençliği etkilemek!
    -Kaplan’dan ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Dersim’e yaptıklarını görmemek yola ihanettir
    -DAD Genel Sekreteri Benler: Dersim, dışarıdan giydirilmek istenen gömlekleri hep yırtıp atmıştır-VİDEO

  • ‘Tunceli Sempozyumu’na Araştırmacı Yazarlardan tepki: Amaç beyin yıkamak, gençliği etkilemek!

    ‘Tunceli Sempozyumu’na Araştırmacı Yazarlardan tepki: Amaç beyin yıkamak, gençliği etkilemek!

    PİRHA- AKP hükümetinin gerçekleştireceği “Tunceli Sempozyumu” programına tepkiler gelmeye devam ediyor. Araştırmacı-Yazar Hüseyin Ayrılmaz, “Sempozyumla amaçlanan, günümüzdeki araştırmalar sonucu boşa düşen Horasan ideasını yeniden gündemleştirmek ve gençliği etkileme çabasıdır” dedi. Araştırmacı-Yazar Mehmet Bayrak ise ” Horasan, Cumhuriyet Dönemi’nden itibaren kimlik karartmada pilot bölge olarak kullanıldı” diye konuştu. Yazar Faik Bulut da ‘Horasan’dan gelen Alevilerin hepsi Türktür’ anlayışının bir parçasıdır. Bir çeşit beyin yıkamadır” ifadesini kullandı. 

    AKP hükümetinin Dersim’deki asimilasyon faaliyetleri çeşitli yöntemlerle sürüyor. Tunceli Valiliği’nin koordinasyonuyla, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve Munzur Üniversitesi işbirliğiyle, 16-17 Ekim 2024 tarihlerinde Munzur Üniversitesi’nde “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu” gerçekleşecek.

    HÜSEYİN AYRILMAZ: AMAÇLARI, BOŞA DÜŞEN HORASAN İDEASINI YENİDEN GÜNDEMLEŞTİRMEK

    Araştırmacı-Yazar Hüseyin Ayrılmaz, sempozyumla amaçlananın Horasan ideasının yeniden gündemleştirilmesi ve gençliği etkileme çabası olduğunu belirterek şunları söyledi:

    “Burada konusunu yaptıkları mevzuların hiçbirine biz yabancı değiliz. 100 yıllık tarihi içinde defalarca tekrarlanan sistemin idealarıdır. Bu Alevi inancı üzerindeki ideayı, ilk defa İttihatçılar ortaya attı. Dersimlilerin kim olduğu ve inancının ne olduğunu İttihatçılar öne sürdü. Aleviler için sahte kitaplar yazıldı. Ve bu inancı çarpıtmak için bir sürü tez ileri sürüldü. Bugün Tunceli Horasan Sempozyumu’yla hedeflenen onun tekrarıdır. Dersimliler dolayısıyla bu tezlerin, söylemlerin yabancısı değil. 12 Eylül’de köylerimize camiler yapıldı. Çocuklarımız imam hatip okullarına götürüldü. O yıllarda da kim olduğumuzun tarifleri yapıldı. Ama 100 yıldır tekrarlanan bu düşünceye rağmen Dersim halkı, bu yalanlara itibar etmedi. Ve hafızasına bağlı kaldı. Diline, inancına, kültürüne olan bağlılığını devam ettirdi. Dersim dün Aleviliğini nasıl yaşıyorduysa bugün de aynı şekilde yaşıyor. Birilerinin onun Aleviliğini tarif etmesine ihtiyacı yoktur. Ve bu yalanlara da inanmaz. Kim olduğunu biliyor ve yolunu, erkanını da ona göre yürütüyor. Sempozyumla amaçlanan, günümüzdeki araştırmalar sonucu boşa düşen Horasan ideasını yeniden gündemleştirmek ve gençliği etkileme çabasıdır.”

    MEHMET BAYRAK: HORASAN GEÇMİŞTEN BERİ KİMLİK KARARTMADA PİLOT BÖLGE OLARAK KULLANILDI

    Araştırmacı-Yazar Mehmet Bayrak da Horasan’ın geçmişten bu yana, özellikle de Cumhuriyet Dönemi’nden itibaren kimlik karartmada bir pilot bölge olarak kullanıldığını belirterek, şu ifadeleri kullandı:

    “Horasan 7 Kürt Alevi yerleşiminden biridir. Bu tarihsel olarak bir gerçekliktir. Kürtlerin Horasan’daki varlığı sadece Horasan’ın Safevilere geçmesinden itibaren gerçekleşmiyor. Önceden de, Sasaniler döneminde de Horasan’da önemli bir Kürt varlığı var. Esas olarak Kürtlerin orada yoğunlaşması Safevilerin, Horasan’ı Özbeklerden ve Türkmenlerden almasından sonradır. Horasan’ın alınması Şah İsmail döneminde oluyor. Şah İsmail fethediyor, kendi topraklarına katıyor ama Sünni, Müslüman Özbekler sürekli olarak Horasan’ı kendilerine tekrar bağlamak için yoğun bir çaba içine giriyorlar.

    Şah İsmail döneminde başlayıp, 16. Yüzyılın başlarında başlayıp 17. Yüzyıla kadar devam eden, yüz yıl devam eden bir savaş serüveni var. Kasr-ı Şirin Antlaşması’na kadar Dersim’in önemli bir bölümü Safevilere bağlı, bu nedenle Şah İsmail politika olarak; özellikle Urmiye bölgesinde Yaresan Kürtleri, Kızılbaş Kürtleri Horasan’a götürüyor ve yerleştiriyor. Kasr-ı Şirin Anlaşması ile sınırlar belirlenince oraya daha önce yerleştirilmiş olan Kızılbaş Kürt aşiretlerinden önemli bir bölümü eski topraklarına geri döndü. Horasan’dan gelme olayının aslı bu iken, bu bir tarihsel, toplumsal gerçeklik iken resmi ideoloji, resmi kültür politikaları bunu saptırarak, içini boşaltarak sanki Kızılbaş Kürtler köken olarak Türk Müslümanlarıymış, oradan çıkmış gelmişler gibi yansıtılır. Eskiden beri kimlik karartmada Horasan bir pilot bölge olarak kullanıldı. Şimdi yapılmak istenilen yine budur.
    Devletin yapmak istediği, ön ayak olduğu Horasan olgusunun aslı budur. Özellikle Horasan, İttihatçılar döneminden bu tarafa, Cumhuriyet Döneminde özellikle bir kimlik karartmada bir pilot bölge olarak kullanıldı. Kızılbaş Kürtlerin, Türkleştirilmesi ve giderek İslamlaştırılması hedeflenmişti. Sempozyum buna katkı olarak düzenlenmiş bir toplantıdır.”

    FAİK BULUT: DEVLET, DEVLET ALEVİLİĞİ KURMAK İSTİYOR

    Gazeteci-Yazar Faik Bulut ise yapılması planlanan sempozyuma ilişkin, “Devletin politikası bellidir. ‘Horasan’dan gelenler Türktür ve oradan gelen Alevilerin hepsi Türktür’ anlayışının bir parçasıdır. Bir çeşit beyin yıkamadır. Bu anlayış Cumhuriyet Dönemi’nden beri süre gelir. Dersim, Bingöl çevresine özgü bir Alevilik, hakikat Aleviliği dediğimiz bir Alevilik vardır. Devlet istiyor ki ‘devlet Aleviliği’ kursun. Bu Karaman Beyliği, Keykubad’tan beri devam eden bir politikadır. Bu politikayı sürdürüyorlar” dedi.

    İLGİLİ HABERLER:

    >Fırat Meclis’ten seslendi: Tunceli Sempozyumu Dersim’in inancına, diline saldırı girişimidir-VİDEO

    >Kordu: ‘Tunceli sempozyumu’ Devletin Dersim’i Türkleştirme, Sünnileştirme çabası-VİDEO

    >Kete’den ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Dersim’deki Ra Heq inancını tüketme planıdır-VİDEO

    >Kurumlardan ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Kırmanciye topraklarımızı anlam kaybına uğratma amaçlı

    >Afişe adını yazdılar; Ali Önal Dede’den tepki: Tunceli Sempozyumu’na katılmıyorum

    >DAM’dan ‘Tunceli Sempozyumu’ tepkisi: Dersim halkının yeni bir tarih anlatımına ihtiyacı yok!

    >‘Munzur Üniversitesi, Cemevi Başkanlığı ve Dedeler Meclisi; Dersim’in inancını, kimliğini yok etmek istiyor!’

    >Özcan’dan ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: İktidarın Alevilere yönelik politikasının devamı-VİDEO

    >FEDA’dan AKP’nin ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Devletin uğursuz faaliyeti; Aleviliğe saldırısı

    > Kaplan’dan ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Dersim’e yaptıklarını görmemek yola ihanettir 

  • DAD Genel Sekreteri Benler: Dersim, dışarıdan giydirilmek istenen gömlekleri hep yırtıp atmıştır-VİDEO

    DAD Genel Sekreteri Benler: Dersim, dışarıdan giydirilmek istenen gömlekleri hep yırtıp atmıştır-VİDEO

    PİRHA- DAD Genel Sekreteri Asil Benler, resmi ideolojinin ‘Horasan’ teziyle tüm Alevi süreklerini ‘Türkleştirme-Sünnileştirme’ çabası güttüğünü söyledi. Dersim’in inançsal ve ulusal değerlerinin hedefte olduğunu belirten Benler, “Dersim; tarihsel, kültürel, toplumsal ve bunlarla birleşik olarak mekânsal bağlamda bir mahlasa sahiptir. Bunlar; Harde Dewreş, Axa Pîroz, Jar û Diyar ve Kirmancîye’dir. Dersim’in başka bir tanıma ihtiyacı yoktur. Dersim, dışarıdan giydirilmek istenen gömlekleri her zaman yırtıp atmıştır” dedi.

    AKP hükümetinin eliyle devletin Dersim’deki asimilasyon faaliyetleri çeşitli yöntemlerle sürüyor. Tunceli Valiliği’nin koordinasyonuyla, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve Munzur Üniversitesi işbirliğiyle, 16-17 Ekim 2024 tarihlerinde Munzur Üniversitesi’nde “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu” gerçekleşecek.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Sekreteri Asil Benler, AKP’nin yapacağı sempozyumu PİRHA’ya değerlendirdi.

    Söz konusu sempozyumun Dersim’e yönelik sistematik şekilde sürdürülen asimilasyon politikalarının devamı olduğuna işaret eden Asil Benler, “Dersim’e yönelik Türk-İslam sentezi bağlamında yürütülen asimilasyon politikaları söz konusu. Bu anlamda Türklüğü ve İslam’ı medeniyeti taşıyan kimlikler olarak gösterip Dersim’in taşıdığı Kürtlük ve Alevilik kimliklerini değersizleştiren, ilkel bir anlamda ele alan ve Dersimlilerin bu kimliklerden kaçarak ‘medeniyet’ diye adres gösterilen kimliklere koşar adım giderek oto asimilasyon dediğimiz sürece zihinsel olarak hazır hale getirilmesi hedeflenmekte” diye belirtti.

    “‘MEDENİYET’ VURGUSU DERSİM TERTELESİ’NDE YAPILAN KIYIMLARI MEŞRULAŞTIRMAKTIR”

    Diyanet İşleri Başkanı’nın Dersim’deki cami açılışında, ‘‘Şehirlerin medenileşmesinde en büyük pay camilerindir’ sözlerini hatırlatan Benler, Dersim Tertelesi’ne giden süreçteki ‘medeniyet’ vurgusuna da ayrıca değindi.
    Benler “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Diyanet, Valilik ve Munzur Üniversitesi paralelinde gelişen asimilasyon politikalarına hız verilmiş durumda. Diyanet İşleri Başkanı son dönemde Dersim’de yaptığı cami açılışında, ‘Şehirlerin medenileşmesinde en büyük pay camilerindir’ diyerek bir medeniyet vurgusu yaptı. Tertele dönemine gidilen süreçte gerek mecliste gerekse gizli raporlaşmalarda yine benzer bir şekilde medeniyet kavramının Dersim Tertelesi’nde yapılan kıyımları meşrulaştırmak için bir kılıf olarak kullanılmak istendiğini biliyoruz. Diyanet İşleri Başkanı’nın yüzde 90’ından fazlası Alevi olan bir kente cami açma bağlamındaki girişimi, yine medeniyetle süsleyip topluma sunması paralel bir politikanın aralıksız bir şekilde Dersim’e yönelik sürdüğünün göstergesidir” diye konuştu.

    “DERSİM’İN TAŞIDIĞI KÜRTLÜK VE ALEVİLİK KİMLİKLERİNİ DEĞERSİZLEŞTİRMEK HEDEFLENİYOR”

    Türklük ve İslam kimliklerinin ‘medeniyet’ adresi olarak Dersim’e dayatıldığını ifade eden Benler, “Medeniyet olgusu egemen ve ezilen toplumların  gerek tarihsel gerek güncel olarak karşılaşmalarında şu bağlamda ele alınmıştır: Egemen kimliği, egemen ulusal değerleri, egemen inançları taşıyan ve yerelde karşılaştığı ezilen kimlikleri kendi bünyesinde eriterek yok etmek adına bir çekim gücü olarak ele aldıklarını görmekteyiz. Tertele ve son cami açılışındaki denklemi somutlaştırır isek; Dersim’e yönelik Türk-İslam sentezi bağlamında yürütülen asimilasyon politikaları söz konusu. Bu anlamda Türklük ve İslam’ı medeniyeti taşıyan kimlikler olarak gösterip Dersim’in taşıdığı Kürtlük ve Alevilik kimliklerini değersizleştiren, ilkel anlamda ele alan ve Dersimlilerin bu kimliklerden kaçıp ‘medeniyet’ diye adres gösterilen kimliklere koşar adım giderek otoasimilasyon dediğimiz sürece zihinsel olarak hazır hale getirilmesi hedeflenmekte” dedi.

    HORASAN VE AHMET YESEVİ TEZİ ÇARPITMALARI

    Benler, Türkleştirme politikasının ‘Horasan’, ‘Ahmet Yesevi’ argümanlarının ciddi çarpıtmalar taşıdığını dile getirdi. Çarpıtmaların tarihsel, inançsal ve etnisite bağlamında ele alındığı söyleyen Asil Benler, şu değerlendirmede bulundu:

    “Biz Alevi toplumu olarak tarihteki kırım ve asimilasyon politikalarını değerlendirirken çokça dile getirdiğimiz bir gerçek var. Özellikle Safevi-Osmanlı döneminden bugünkü İran-Türkiye gerçekliğine doğru geldiğimizde İran’ın Türkiye’ye ‘Ya siz bunları Sünnileştirin ya da biz Şiileştirelim’ gibi gizli bir istişare yürüttüğüne dair vurgu var. Bu bir gerçekliğe tekabül ediyor, ama eksik olduğunu da söylemeliyiz.

    Türkiye gerçekliğinde resmi ideoloji ürettiği tarih tezi ile bütün Alevileri aynı zamanda Türkleştirme gibi bir politikanın devamlı sürdürücüsü halindedir. Burada kullanılan argümanlardan en bilineni Horasan gerçekliğidir. Aleviliğin çıkış mekanının Horasan olduğu ile bu bölgede hakim etnisitesinin Türklük olduğu ve Aleviliğin mürşidinin ise Ahmet Yesevi olduğu vurgusuyla geliştirilen bir tarih tezi bu. Bu tarih tezi kendi içerisinde ciddi çarpıtmalar barındırmakta. Üç başlıkta bunu vurgulayabiliriz. Birincisi kronolojik olarak, ikincisi inançsal ve üçüncüsü de etnisite bağlamında hatalar barındırmaktadır.

    HACI BEKTAŞ VELİ’NİN AHMET YESEVİ’DEN EL ALDIĞI ÇARPITMASI

    Birincisini açacak olursak; Ahmet Yesevi’nin Aleviliğin mürşidi olarak kurgulandığı bağlamını şu tezlerle çürütmek çok mümkün. Kurgu, ‘Ahmet Yesevi mürşittir ve onun eğittiği erenler Anadolu’ya gelerek Aleviliği yaydı’ tarzında bir düzlemde gelişiyor. Resmi kaynaklar Hacı Bektaş Veli’nin Ahmet Yesevi’den el aldığını söyler. Ahmet Yesevi’nin ölüm tarihi 1166, Hacı Bektaş Veli’nin doğum tarihi 1209. Bu çarpıtma tarihsel düzlemde bile boşa çıkartılan bir tartışma olmakta.

    “AHMET YESEVİ NAKŞİBENDİ ŞEYHİ, HACI BEKTAŞ İSE BATINİ YOL ERENİ”

    İkinci düzlem olarak vurguladığımız şey inançsal bir vurguydu. Ahmet Yesevi’nin Alevi olmadığını, mutasavvıf bir Nakşibendi şeyhi olduğunu ufak bir araştırmayla bile çok net görebilmekteyiz. Önemli aydın ve yazarlar bunu belgeleriyle çokça işledi. Hacı Bektaş Veli’nin de Batıni bir Yol ereni olduğunu hepimiz bilmekteyiz.

    HORASAN’IN TÜRKLÜK YURDU OLDUĞU PROPAGANDASI

    Üçüncüsü ise Horasan’ın etnisite bağlamında bir Türkistan, Türklük yurdu olarak kurgulandığını görmekteyiz. Çağımızın bilişim çağı olması ve saha araştırması yapan araştırmacı ve tarihçilerin de üretimlerinden kaynaklı bu vurgu boşa çıkarıldı. İnternet ortamında Alevi menşeili Horasan Kürtleri’nin varlığı çok net bir şekilde görmekteyiz. Yine tarihçilerin yaptığı saha çalışmaları önümüzde durmaktadır. Sosyolojik durum aşiretler bağlamında hala devam etmekte. Çemişgezek merkezli bir çok aşiretin 16. Yüzyılda Safeviler döneminde Horasan’a sınır bekçiliği yapmak için gönderildiği ve bir kısmının sonraki tarihsel süreçte Dersim’e geri geldiği, bir kısmının da orada kaldığı ve Dersim’den gitmeyipte o bölgenin yerlisi olan Kürtlerin varlığı da bu araştırmaların bağlamında açığa çıktı. Resmi ideolojinin tarih tezi olarak kurguladığı tüm düzlem ayakları havada kalır bir şekilde boşa çıkarılmıştır.

    “AKADEMİSYENLER VE ÜNİVERSİTE ELİYLE BİR DERSİM-KIRIM POLİTİKASI ÜRETİLİYOR”

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Sekreteri Asil Benler, ‘Horasan’ argümanının günümüz akademisyenleri ve Munzur Üniversitesi eliyle kullanıldığını dile getirerek, Dersim-kırım denen bir politikanın üretildiğini ifade etti.

    Benler, “Bunu tekrar ısıtarak toplumun gündeme getirmelerinin şöyle bir gerçekliği var: Hitler’in Propaganda Bakanı olan Goebbels bunu, ‘Bir yalanı yeterince uzun, yeterince gürültülü ve yeterince sık söylerseniz insanlar ona inanır’ diyerek vurguluyor. Bu vurguyu esas aldıklarını düşünüyorum. Egemen kurguları aynı düzlemde geliştiği için Horasan çarpıtmasını tekrar tekrar gürültülü bir şekilde, , karşıt bilim üreten üniversiteyi ve bol ünvanlı akademisyenleri arkasına alarak bir gürültü çıkararak Dersim halkının, Rêya Heq süreğini mensup Dersim hinterlandının, buna inanacağını düşündüler. Hatta kendilerine yabancı bir isim takarak daha çok sansasyonel olarak kurgulanıp bir rıza üretimi gelişeceğini düşündüler. Doktor Friç örneği var. Resmi ideolojinin bir yazarı Kürt Alevilerin Türk olduğunu kanıtlamaya dair üretimde bulunup, adını Doktor Friç olarak sunuyor. Günümüzde de akademi dünyasını bu bağlamda kullanma var. Munzur Üniversitesi’nin kurulduğu günden beri resmi ideoloji üretimini bir bilgi iktidarı sağlayarak, Dersim’in asimilasyonunda önemli bir mevzi haline geldiğini ve Dersim-kırım diyebileceğimiz bir politika ürettiğini görmekteyiz” şeklinde konuştu.

    DERSİM; HARDE DEWREŞ, AXA PÎROZ, JAR Û DİYAR, KİRMANCÎYEDİR

    Dersim’in tarihsel, kültürel, toplumsal ve mekansal olarak kendine özgü tanımları olduğuna vurgu yapan Asil Benler, “Bütün bu tarih çarpıtmasıyla Dersim tarif edilerek, kendisine bir tanım biçilmek istenmekte. Çok net biliyoruz ki Dersim’in kendine özgü tanımları var. Dersim, kendi tarihsel ve sosyolojik seyri bağlamında kendini tanımlamış ve o tanıma göre yaşamak isteyen bir kent. Bunu kabullenmiyorlar, bunu yok etmek istiyorlar, Dersim’i Alevisizleştirmek, Kürtsüzleştirmek hedefiyle. Dersim’in tanımları var dedik. Dersim; tarihsel, kültürel, toplumsal ve bunlarla birleşik olarak mekânsal bağlamda bir mahlasa sahip. Kendi ürettiği mahlasları var Dersim’in. Bunlar; Hardê Dewreş, Axa Pîroz, Jar û Diyar ve Kirmanciye’dir. Dersim’in başka bir tanıma ihtiyacı yoktur.

    “DERSİM DIŞARIDAN GİYDİRİLEN GÖMLEKLERİ YIRTIP ATMIŞTIR”

    Dersim’e dışarıdan giydirilmek istenen gömlekleri Dersim her zaman yırtıp atmıştır. Kendi özgün, kendi doğallığında ikrarına, itikatına, ulusal kimliğine bağlı bir şekilde geleceğini de kurgulayacaktır” diye belirtti.

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

    İLGİLİ HABERLER

    -Fırat Meclis’ten seslendi: Tunceli Sempozyumu Dersim’in inancına, diline saldırı girişimidir-VİDEO
    -Kordu: ‘Tunceli sempozyumu’ Devletin Dersim’i Türkleştirme, Sünnileştirme çabası-VİDEO
    -Kete’den ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Dersim’deki Ra Heq inancını tüketme planıdır-VİDEO
    -Kurumlardan ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Kırmanciye topraklarımızı anlam kaybına uğratma amaçlı
    -Afişe adını yazdılar; Ali Önal Dede’den tepki: Tunceli Sempozyumu’na katılmıyorum
    >DAM’dan ‘Tunceli Sempozyumu’ tepkisi: Dersim halkının yeni bir tarih anlatımına ihtiyacı yok!
    -‘Munzur Üniversitesi, Cemevi Başkanlığı ve Dedeler Meclisi; Dersim’in inancını, kimliğini yok etmek istiyor!’
    -Özcan’dan ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: İktidarın Alevilere yönelik politikasının devamı-VİDEO
    -FEDA’dan AKP’nin ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Devletin uğursuz faaliyeti; Aleviliğe saldırısı
     -Kurumlardan ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Kırmanciye topraklarımızı anlam kaybına uğratma amaçlı

  • Kaplan’dan ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Dersim’e yaptıklarını görmemek yola ihanettir

    Kaplan’dan ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Dersim’e yaptıklarını görmemek yola ihanettir

    PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Sekreteri Özgür Kaplan, hükümetin Munzur Üniversitesi’nde yapmayı planladığı “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu” eleştirerek, “Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı olarak kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı aslında Alevilerin tüm yaşam alanlarına kayyum atama çabasındadır” dedi.

    AKP hükümetinin Dersim’deki asimilasyon faaliyetleri çeşitli yöntemlerle sürüyor. Tunceli Valiliği’nin koordinasyonuyla, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve Munzur Üniversitesi işbirliğiyle, 16-17 Ekim 2024 tarihlerinde Munzur Üniversitesi’nde “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu” gerçekleşecek.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Sekreteri Özgür Kaplan, yaptığı paylaşım ile yapılacak sempozyumu eleştirdi.

    “DEVLETİN ŞİMDİKİ AKLI OSMANLI’NIN AKLI İLE AYNI”

    Irkçılığın zehirli bir duman gibi sinsice yayıldığını belirten Özgür Kaplan, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

    “Dağlarımızı kentlerimizi kirleterek ilerliyor. Bu ortaçağdan devşirme ideoloji en çok iradesiz ve omurgasız kişilerin beynine yerleşiyor. Ne demektir Anadolu’nun Horasanı Tunceli? Sözde akademik sempozyum çalışmasını Dersim toprağına paslı bir hançer gibi saplayanların derdi nedir? Elbette ki ırkçılık, tekçilik ve asimilasyondur.
    Görüldüğü üzere devletin şimdiki aklı Osmanlı’nın aklı ile aynı ilerlemeye devam ediyor. Tüm kimlikler ve inançlara yaptığı gibi Aleviliği de devletleştirme çabası tüm imkanlarını seferber ederek sürerken, bizimde tarihimizden aldığımız güç ile söyleyecek sözümüz çoğalarak devam ediyor. Örneğin Pir Sultan Abdal’ı idama götüren süreç, onu sarayın Alevisi yapamayışlarından dolayıdır. Duymaktan korktuğu Şah kelimesi aslında devletin-sarayın Alevisi olma baskısına karşı Alevi halkının direnç sembolüdür. Yani saraya biat etmemenin sembolü Şah demektir. Günümüzde yine devletin güdümüne girmeyi reddeden bizler, her türlü baskı, tehdit, şantaj vb ile susturulmaya çalışılıyoruz.

    Tam bu süreçte Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı olarak kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı aslında Alevilerin tüm yaşam alanlarına kayyum atama çabasındadır. Bu gün bir avuç yol düşkünü hain ile Dersim’e yaptıklarını görmemek açıkçası yola ihanettir. Evet onlar şimdilik bir avuçlar ama biliyoruz ki sepetteki çürük elmaları temizlemezsek tüm coğrafyamızı çürütecekler. Şu bir gerçektir ki her dönemin Hızır paşaları vardır.
    İnancımızda her ağaç kendi kökünden yükselir, her kuş kendi sesiyle öter, şimdi bizim ormanımızdan topladıkları dallarla baltalarına sap yapıyorlar. Ama biz o baltalara teslim olmayacağız.”

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER

    >Fırat Meclis’ten seslendi: Tunceli Sempozyumu Dersim’in inancına, diline saldırı girişimidir-VİDEO

    >Kordu: ‘Tunceli sempozyumu’ Devletin Dersim’i Türkleştirme, Sünnileştirme çabası-VİDEO

    >Kete’den ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Dersim’deki Ra Heq inancını tüketme planıdır-VİDEO

    >Kurumlardan ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Kırmanciye topraklarımızı anlam kaybına uğratma amaçlı

    >Afişe adını yazdılar; Ali Önal Dede’den tepki: Tunceli Sempozyumu’na katılmıyorum

    >DAM’dan ‘Tunceli Sempozyumu’ tepkisi: Dersim halkının yeni bir tarih anlatımına ihtiyacı yok!

    >‘Munzur Üniversitesi, Cemevi Başkanlığı ve Dedeler Meclisi; Dersim’in inancını, kimliğini yok etmek istiyor!’

    >Özcan’dan ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: İktidarın Alevilere yönelik politikasının devamı-VİDEO

    >FEDA’dan AKP’nin ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Devletin uğursuz faaliyeti; Aleviliğe saldırısı

     

     

  • Kete’den ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Dersim’deki Ra Heq inancını tüketme planıdır-VİDEO

    Kete’den ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Dersim’deki Ra Heq inancını tüketme planıdır-VİDEO

    PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Başkanı Zeynel Kete, hükümetin Munzur Üniversitesi’nde yapmayı planladığı “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu” eleştirerek, “Dersim’de yapılması istenen hem inanç olarak, hem politik olarak, hem gençliğe yönelik olarak, Dersim’deki Ra Heq toplumunun anlamsızlaştırılmasını esas almışlardır” dedi. Kete bunun çok yoğun bir kültürel asimilasyon politikası olduğunu sözlerine ekledi.

    AKP hükümetinin Dersim’deki asimilasyon faaliyetleri çeşitli yöntemlerle sürüyor. Tunceli Valiliği’nin koordinasyonuyla, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve Munzur Üniversitesi işbirliğiyle, 16-17 Ekim 2024 tarihlerinde Munzur Üniversitesi’nde “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu” gerçekleşecek.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Başkanı Zeynel Kete, yapılacak sempozyumu PİRHA’ya değerlendirdi.

    “TÜRKÇÜLÜK VE TURANCILIK HORASAN’I TÜRKLEŞTİREN BİR TEZDİR”

    Zeynel Kete, sempozyumların kültürel soykırıma hizmet ettiğini anlamak ve bu sempozyumlarda kimlerin görev aldığını bilmek açısından,  kurucu kodlara gitmek gerektiğini belirterek şunları söyledi:

    “Gerçekten de kavram ve kuramların anlamını yitirdiği bir dönemde yaşıyoruz. Theodor W. Adorno’nun (Alman Felsefeci) belirlediği gibi günümüzün en büyük sorunu, anlam yitimi. Bir kavramın, bir değerin anlamı yitirildiği zaman tarihsel kök de uzaklaşır. Çok rahatlıkla bir yabancı yönetim, o topluma hakim olabiliyor. Son dönemlerde Dersim’de Munzur üniversitesi, Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Başkanlığı ve Dersim’deki halihazırdaki cemevi ve bunun arkasında Diyanet bir sempozyum yapıyor. Horasan’la ilgili bir sempozyum. Aslında bu sempozyumların, ötekilerine yönelik yapılan sempozyumların nasıl bir kültürel soykırıma hizmet ettiğini, bu sempozyumlarda kimlerin görev aldığını bilmek açısından biraz daha geriye gitmek lazım. O kurucu kodlara gitmek lazım. Çünkü Osmanlı’nın son yıllarında daha doğrusu Cumhuriyet’in kurucu kadrolarının Osmanlı ve İttihat ve Terakki arasındaki ilişkiyi ve ötekilerine karşı bakış açılarını biraz daha açığa çıkarmak lazım. Osmanlı’nın son dönemlerinde özellikle Osmanlı subayları, “aydınları” diyebileceğimiz daha sonra Cumhuriyetin de kurucuları durumuna gelen birçok kesimin Alman emperyalistleriyle ciddi bir ilişki içerisinde olan bir İttihat Terakki anlayışı vardır. Bu dönemde aynı zamanda Türkçülük ve Turancılığın da fikrinin çok yoğun olduğu bir dönemdir. Ziya Gökalp, Halide Edip Adıvar, Ömer Seyfettin bu dönemin çeşitli dergilerinde edebi yazılar, hikayeler, makaleler yazarlar. Bu tezi geliştirdiler. Turancılık tezinin temeli Türklerin ana yurdu Orta Asya’dadır, Horasan’dır. Merkezi bir Türk tarih tezine dayanan, Horasan’ı da Türkleştiren bir tezdir. İttihat ve Terakki döneminden beri gelen bir tezdir. Nihayetinde bu Türkçü ve Turancı tez kendisini biraz daha böyle ütopik, Ergenekoncu, kızıl elmacı zihniyet olarak kendisine göründü. Bir coğrafya üzerinden hakimiyet kurma, bir coğrafyayı ele geçirme ve o coğrafyaya bir kimlik biçme durumu söz konusuydu.

    “KÜRTLER, ALEVİLER VE RA HEQ TOPLUMUNUN VARLIĞI, KÜLTÜRÜ YATSINDI”

    Nihayetinde Cumhuriyet’in kurucu kadroları da Osman son döneminde yetişmiş çoğu asker kökenli ve İttihat ve Terakkici bir zihniyetin taşıyıcılarıdır. Doğal olarak bu ilk kurucular İttihat Terakki’de almış oldukları toplum modelini, ötekine bakışı, kadına bakışı, doğaya bakışı, topluma bakışını da alıp buraya entegre ettiler. Ve bunun en somut belgesiyse daha sonra 1924 Anayasasıyla egemen ulus olmanın hukuk metnini oluşturdular. Cumhuriyet’in ulus devlet anlayışı ya da devletin ulus yaratma politikaları Cumhuriyet’in merkezileşmesi ve toplumsal ilişkiler devletin aygıtları üzerine çok yoğun bir şekilde görünür olmaya başladı. Özellikle okullar, camiler, hastaneler, kışlalar, hapishaneler, kültür merkezleri, açılan ocaklar, Türk yurdu dergileri benzeri kurumlar üzerinden bu tek dil, tek din, tek mezhep, tek kültür, teklik üzerinde ulus model tanrılaştırıldı. Kültürel ve fiziki soykırım söz konusuydu çünkü ötekiler bu anayasayı kabul etmedikleri zaman doğal olarak kendi hakikatlerinden gelen, doğal olan kendi varlıklarını, birliklerini, dirliklerini devam ettirme süreci başlıyordu ve bu sürece hayır diyen, demokratik haklarını en iyi şekilde, 21 Anayasasına verilen sözlerin yerine getirilmesiyle ilgili talepkârlıklar meydana geldiğinde topluma yönelik planlı programlı katliamlar süreci başladı. En yoğun olarak Kürtler, Aleviler ve Ra Heq toplumunun varlığı, kültürü yatsındı, kabul edilmedi. Toplumun kültür ve geleneğinin hepsi götürülüp Orta Asya ve Horasan’a dayandırıldı.”

    “ORTAK AMAÇ RA HEQ TOPLUMUNUN VAROLUŞUNU YOK ETMEKTİR”

    Özellikle seksenli dönemlerde Dersim’de yaşayan Kürt Alevilerini Türkleştirme, Alevileri ise Sünnileştirme anlayışının güçlü bir anlayış olduğunu belirten Kete, “Eğer asimilasyon had safhadaysa ve bugün Dersim’de Diyanet, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Dersim’deki cemevi, sempozyumlarla Dersim’e yöneliyorsa hala şu vardır: Dersim’de o öze dönüşün devriye halinde olduğunu biliyor. Hakikatin orada tekrar bir daha ayağa kalkacağını biliyor, hakikat kaybedildiği yerden aranıyor” dedi.

    “DERSİM’DE GENÇLİĞE YÖNELİK ÖZEL YÖNTEMLERLE ÇÖKTÜRME PLANI SÖZ KONUSU”

    Zeynel Kete ayrıca Dersim’de gençliğe yönelik çok özel yöntemlerle çökertme planı söz konusu olduğunu belirterek “Yani gençlik toplumdan koparılıyor, kendi tarihsel kültüründen koparılıyor. Adına özgürlük denilen sosyolojik olarak çürüme, psikolojik olarak çökme durumu söz konusudur. Böyle olunca da toplumu anlamsızlığa itiyor. Toplum anlamsızlığa itildiği zaman ise bu toplumun bitişi demektir. Doğal olarak Dersim’de yapılması istenen hem inanç olarak, hem politik olarak, hem gençliğe yönelik olarak, Dersim’deki Ra Heq toplumunun anlamsızlaştırılmasını esas almışlardır.
    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı yapan kişinin, devletin ideolojik aygıtlarının ortak amacı Ra Heq toplumunun varoluşunu yok etmektir, tarihsel dinamiklerini ortadan kaldırmaktır” ifadelerini kullandı.

    “DERSİM’E YÖNELİK ÇOK CİDDİ BİR KÜLTÜREL SOYKIRIM SÖZ KONUSU”

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Dersim’deki cemevinin el ele vererek Dersim’deki Ra Heq inancını ve hakikatini tüketme planı içinde olduğunun altını çizen Zeynel Kete,  “Alevi inancının örgütlüğü ocak sistemidir. Ocak sistemi ise özgür, özerk yaşamın formudur. Devlet dışı kalmış rıza toplumunun formudur. Şimdi bu form kendine yaşam alanı bulduğunda bu defa yabancı yönetime karşı direnişini de geliştirir. Sorunları kendi içinde var eder. Kadın özgürlükçü bir sistemdir. Doğal olarak da cinsiyetçi bu eril epistemoloji, böyle bir sistemden ileride kendisine zarar gelebileceğinin bilincindedir. Ocak sistemi demopolitik bir sistemdir. Demopolitik demek demokrasi, politik ve etik. Bu çerçevede düşünüldüğünde Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına girdiğimizde Ra heq coğrafyasına, Alevi süreklerine yönelik ama özelde de Kürt Alevilerine veya Ra Heq Alevilerinin serçeşmesi olan Dersim’e yönelik çok ciddi bir kültürel soykırım söz konusudur. Dersim’deki üniversite, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Dersim’deki cemevi el ele vererek Dersim’deki Ra Heq inancını ve hakikatini tüketme planıdır” diye konuştu.

    “KÜLTÜREL ASİMİLASYON POLİTİKASIDIR”

    Dersim’de yoğun bir kültürel asimilasyon politikası olduğunu vurgulayan Kete şöyle devam etti:

    “Bu resmi ideoloji, bu İttihat ve Terakki’nin modern mantığı 1915’te Ermenileri sürme konusunda Enver ve Talat Paşa’nın bir Harput ziyareti var ve Enver ve Talat Paşa Harput’u ziyaret ederken o dönemin postnişiyle de görüşmeler yapılıyor. Arguvan’ın Mineyik (Kuyudere) köyünde kırkın üzerinde ocak mensubuyla bir meclis oluşturuluyor, dedeler kurultayı yapılıyor. O dönemde de aynı mantık, bu kurultay sempozyumlarının tarihsel arka planı vardır. Benzeri yine Dersim’de yapıldı. Dersim’de bir dedeler meclisi kendini ilan etti. Ve o dedeler meclisindekilerin hemen hemen çoğu daha önce Ali Ekber Yurt’un yanındaydı. Büyük bir kesimi çeşitli dönemlerde Kerbela’ya götürülüp getirilmiş, resmi ideolojiyle ilişki halindedir.

    Hatta Mart 2025 yılında da Hacı Bayram Veli Üniversitesi’nde bir sempozyum yapma çalışmaları vardır. Bu yıl Dersim’de meydana gelen festivalde Horasan konusunu özellikle son 5-6 yıl içerisinde adaletli bilim insanları Dersim ve Horasan arasındaki ilişkiyi incelediler. Masa başı değil, alana gidip Mezopotamya’daki kültürel, arkeolojik, etimolojik öğeleri, oradaki klan, kabile ve aşiret yapısını, dil bilimsel olarak da orada kullanılan lehçelerin etimolojik olarak çözümlemesini yaptıklarında şununla karşılaştılar; Evet, Dersim’den Horasan’a gidişler vardır. Bunu belgeler ile ispatladılar. Tekrar geri dönüşler de olmuştur ama Dersim’den oraya gidişler vardır. Çünkü Dersim’deki mevcut aşiret yapısının aynısını bir benzeri Horasan’da da vardır ve bu akademi konusudur ama bu konuda netleşildi. Dersim’den oraya gidişler olmuştur bu bir şekilde netleşti. Kısacası bu çok yoğun bir kültürel asimilasyon politikasıdır.”

    Buse Nehir DEMİR/PİRHA

     

  • Özcan’dan ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: İktidarın Alevilere yönelik politikasının devamı-VİDEO

    Özcan’dan ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: İktidarın Alevilere yönelik politikasının devamı-VİDEO

    PİRHA- Araştırmacı-Yazar Mesut Özcan, 16-17 Ekim’de Munzur Üniversitesi’nde yapılacak olan “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli” sempozyumuna tepki gösterdi. Özcan, “Dersim’de böyle bir çalışmanın yapılması Dersim’in Alevi inancı için bir kale olmasından dolayı. Dersim Aleviler için çok önemli bir coğrafya. Munzur Üniversitesi bu tavrıyla geçmişten beri eleştirilen Tunceli Cemevi’nin mirasını devralacak gibi görünüyor” dedi.

    AKP hükümetinin Dersim’deki asimilasyon faaliyetleri çeşitli yöntemlerle sürüyor. Tunceli Valiliği’nin koordinasyonuyla, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve Munzur Üniversitesi işbirliğiyle, 16-17 Ekim 2024 tarihlerinde Munzur Üniversitesi’nde “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu” gerçekleşecek.

    Araştırmacı-Yazar Mesut Özcan, yapılacak sempozyumun amacını PİRHA‘ya değerlendirdi.

    “MUNZUR ÜNİVERSİTESİ, TUNCELİ CEMEVİ’NİN MİRASINI DEVRALACAK GİBİ GÖRÜNÜYOR”

    Yapılacak sempozyumun Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın inisiyatifinde olan bir çalışma olmadığını belirten Mesut Özcan, “İktidarın Alevilere yönelik bir politikası. Dersim’de böyle bir çalışmanın yapılması Dersim’in Alevi inancı için bir kale olmasından dolayı” dedi.

    Geçmişten beri devletin Alevilere ilgi duyduğu zaman ilk uğradığı yerin Dersim olduğuna dikkat çeken Özcan, “Devletin inançlardan elini çekmesi gerekiyor, toplum kendi inancını kendi istediği gibi yaşamalı. Dersim sadece Dersim değildir. Dersim Aleviler için çok önemli bir coğrafya. Bu çalışmanın Munzur Üniversitesi üzerinden yapılması da aslında çok ilginç bir şey değil. Munzur Üniversitesi bu tavrıyla geçmişten beri eleştirilen Tunceli Cemevi’nin mirasını devralacak gibi görünüyor. Munzur Üniversitesi Dersim’in inancı, kültürü ve dili için bilimsel çalışmalar yapmalı” şeklinde konuştu.

    “Horasan’dan geldik” denilerek Aleviliğin Türklüğe bağlanmaya çalışıldığını vurgulayan Özcan, “Biraz daha geriye giderek İslamiyet’le bağdaştırması bilime uymayan bir durum. Yapılacak sempozyumda üniversitedeki salonların isimlerine Dersim’de kutsal mekânların adının verilmesi ve bunun bildiride de belirtilmesi bir politikanın amacı. Ana Fatma, Munzur Baba salonu gibi isimlerin verilmesi Alevilere şirin gözükme ve Alevilere değer verdiğini gösterme çabası. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı üzerinden Munzur Üniversitesi’nin çabası beklenen bir şey ve gelecekte bu durum daha da artacaktır” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİ KURUMLARININ BİR ENSTİTÜ GİBİ ÇALIŞMASI GEREKİYOR, ALEVİ İNANCI İLE İLGİLİ KURSLAR VERİLMELİ”

    Alevi kurumlarının sadece adlarıyla var olduklarını ve pratikte yaptıkları kayda değer bir şey olmadığını dile getiren Araştırmacı-Yazar Mesut Özcan, şöyle devam etti:

    “Alevi kurumları bir enstitü gibi çalışması gerekiyor çünkü geçmişlerine dair bir arşivleri, müzeleri ve referans gösterecekleri kayıtları yok. Biz Alevilerin en büyük kusuru sadece konuşuyoruz ve düşüncelerimizi aktarıyoruz. Ancak şu anda Alevilerin karşısında olan kurumlar ciddi bir arşiv oluşturuyor ve bunun üzerine düşüncelerini oturtuyorlar. Alevi kurumlarının bir an önce bir enstitüye dönüşmeleri ve arşiv oluşturmaları gerekiyor. Cemevlerinde sadece bağlama ve semah kurslarının verilmesi yetersiz yeni kuşaklara Alevi inancı ile ilgili kurslar verilmeli. Milyonlarca Aleviden söz ediyoruz ancak Alevilerin akademik bir dergisi yok. Alternatif bir şey yaratmamız lazım. Aleviler sürekli konuşup, eleştiriyor ama yerine ne koyacağız.”

    Cihan BERK/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -DAM’dan ‘Tunceli Sempozyumu’ tepkisi: Dersim halkının yeni bir tarih anlatımına ihtiyacı yok!
    -‘Munzur Üniversitesi, Cemevi Başkanlığı ve Dedeler Meclisi; Dersim’in inancını, kimliğini yok etmek istiyor!’