Etiket: anıt

  • Osmanlı zulmüne boyun eğmeyen Kürt-Alevi direnişçi: Kasımoğlu Mehmet Ali-VİDEO

    Osmanlı zulmüne boyun eğmeyen Kürt-Alevi direnişçi: Kasımoğlu Mehmet Ali-VİDEO

    PİRHA-1915 yılında Osmanlı’ya karşı geldiği için idam edilen Kasımoğlu Mehmet Ali’nin bölgede etkin ve önemli bir kişilik olduğunu söyleyen Demokratik Alevi Derneği Genel Merkez Kurulu üyesi Gökan İmer, hem Alevi hem Kürt olduğu için Osmanlı tarafından Harput’ta idam edildiğini belirtti. İmer, “Kasımoğlu Mehmet Ali, Kürecik halkının hafızasıdır, kimliğidir” diye ifade etti.

    Osmanlı’nın toprak kaybettiği yıllarda İttihat ve Terraki komutanlarının başında olduğu büyük bir orduya karşı savaşan Kasımoğlu Mehmet Ali, Osmanlı’ya vergi ödemeyi ve asker göndermeyi kabul etmediği için Harput’ta idam edilir. Osmanlı tarafından idam edilen Mehmet Ali’nin mezarının nerede olduğu hala bilinmemektedir. Yaşadığı dönemde eşi Hürü Hatun’un kendisi üzerinde etkisi olduğu ileri sürülmektedir. Hürü Hatun’un Mehmet Ali’ye; ‘Sen bir Kürt’sün, Kızılbaş’sın Osmanlı’ya boyun eğme’ dediği söylenmektedir.

    Kasımoğlu Mehmet Ali’nin Kürecik toplumu içerisinde önemli bir konumda olduğunu söyleyen Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkez Yönetim Kurulu üyesi Gökan İmer, “Mehmet Ali, Kürecik halkının hafızasıdır, kimliğidir” dedi.

    “VERGİ ÖDEMEYİ KABUL ETMEDİĞİ İÇİN OSMANLI İDAM ETMİŞTİR”

    İmer, Kasımoğlu Mehmet Ali’nin Osmanlı’nın dayattığı vergiyi ve askerliği kabul etmediğinden dolayı hakkında idam fermanı verildiğini söyledi. İmer, Kasımoğlu Mehmet Ali hakkında şunları dile getirdi:

    “Kasımoğlu Mehmet Ali, Kürecik bölgesinde etkili ve güçlü bir ailenin üyesidir. Osmanlı’nın karşısında sürekli bu bölgeyi korumuşlardır. Osmanlılar Kürecik halkından ağır vergiler ve asker isteyince Kasımoğlu Mehmet Ali kabul etmemiştir. Osmanlılara; ‘size ödeyecek vergi ve askerim yoktur’ dediği için direnmiştir. Ne yazık ki o dönemde Kürecik’te toplumsal bir birlik olmadığından dolayı Mehmet Ali yalnız kalmıştır. Dışardan da destek alamadığı ve iletişim kuramadığı için de Osmanlı’nın gönderdiği büyük ordu karşısında yenilgiye uğramıştır. Osmanlı o dönemde birçok Alevi-Kürt köyünün evlerini yakmış, insanlarını öldürmüştür. Osmanlı’ya karşı başlattığı direnişte kaybetmiştir ve Osmanlı Kasımoğlu Mehmet Ali’yle birlikte birçok arkadaşını Harput’ta asmıştır.”

    “KÜRT-ALEVİ TOPLUMUNDA KADININ ETKİSİ BÜYÜKTÜ”

    Osmanlı’ya karşı başlatılan direnişte Mehmet Ali’nin eşi olan Huriye (Hürü)  Hanım’ın önemli bir rol oynadığını ve o dönemde kadınların toplum içerisindeki önemine değinen İmer, “Kürecik direnişinde Kürt-Alevi kadınlarının da etkisi çok büyüktü. Osmanlı Kürecik’ten asker istediği zaman Kasımoğlu Mehmet Ali’nin eşi Huriye (Hürü) Hatun Mehmet Ali’ye dönerek; ‘Sen bir Kürt’sün ve Kızılbaş’sın nasıl Osmanlı’nın karşısında boyun eğersin’ dediği söyleniyor. Buradan, kadınların Kürt-Alevi toplumunda çok etkili olduğunu ve direnişte öncülük ettiğini anlıyoruz”

    İmer, Kürecik’te Osmanlı’ya karşı direnen ve Kürt tarihinde ilk asılan kadının Altê Xanim olduğu ve eşi Qalander Qale ile birlikte idam edildiğini kaydetti.

    “MEHMET ALİ KÜRECİK HALKININ HAFIZASI VE KİMLİĞİDİR”

    Kasımoğlu Mehmet Ali’nin Kürecik’teki öneminden bahseden İmer, Kasımoğlu Mehmet Ali’nin Kürecik halkının öncüsü, tarihi ve kimliği olduğunu, Mehmet Ali’nin Kürecik’ten ayrılamayacağını söyledi.

    “2015’TE KONAĞININ YANINA ANITI DİKİLDİ”

    Osmanlı döneminde Kasımoğlu Mehmet Ali’nin konağı yakılınca Kürecik halkı bir araya gelerek konağın bulunduğu yere onun anıtını diktiğini aktaran İmer, “Mehmet Ali de Şeyh Sait, Seyit Rıza gibi mezarı bilinmediği için halk onun konağına anısını yaşatmak amacıyla anıt dikmiştir” şeklinde konuştu.

    Kamber YILDIZ/KÜRECİK-MALATYA

  • Karababa: Anıtta katliama dair bir şey yok, sadece isimler var; kardeşimin adını çıkarttık-VİDEO

    Karababa: Anıtta katliama dair bir şey yok, sadece isimler var; kardeşimin adını çıkarttık-VİDEO

    PİRHA- Hüseyin Karababa’nın, Sivas Madımak Katliamı’nda hayatını kaybeden kardeşi Gülsün Karababa’nın isminin oteldeki anıttan kaldırılması için yaptığı itiraz sonuç verdi. Karababa ismin kaldırılmasına ilişkin, “Gülsün Karababa ismi var. Kim bu, ne yapar, niye adı orada yazıyor, ne olmuş burada? Sadece isimleri yazmışlar. Katliama dair hiçbir şey yok. Madımak Utanç Müzesi olsun, İnsanlığa Karşı Suç Müzesi olsun. Madımak’la herkes yüzleşsin” dedi.

    2 Temmuz 1993 yılında dinci-faşist kalabalıklar tarafından gerçekleştirilen Sivas Madımak Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsün Karababa’nın ismi anıttan kaldırıldı.

    Hüseyin Karababa, kardeşinin isminin anıttan kaldırılması yönünde Sivas Valiliği’ne karşı açtığı davadan olumlu yanıt aldı. Karababa, vali yardımcısının özel kalemi tarafından arandığını ve ‘Kardeşinizin ismini anıttan kaldırdık’ denildiğini aktardı.

    Hüseyin Karababa, kardeşi Gülsün Karababa’nın isminin neden oteldeki anıttan çıkarılmasını istediğini ve 11 yılı aşan ismin kaldırılması sürecini PİRHA’ya anlattı.

    “ALEVİ ÇALIŞTAYI’NI YÜRÜTEN BAKAN ÇELİK BİZİMLE GÖRÜŞTÜ”

    33 insanın katledildiği Madımak Oteli’nin 2010 yılında devlet tarafından kamulaştırıldığını anımsatarak sözlerine başlayan Karababa, “Faruk Çelik o zaman Devlet Bakanıydı ve ‘Alevi Çalıştayı’ diye bir çalıştay başlattılar Reha Çamuroğlu ile birlikte. 2011 yılında Devlet Bakanı Faruk Çelik bize ulaştı. Sivas mağduru ailelerle görüşmek istediğini söyledi. Bakanlığa davet etti. Ben bu durumu kabul etmedim. Arzu ediyorsa kendisi buyursun gelsin, dedim. Bizim burada Ziya Gökalp’te bir Madımak Müzemiz var. Müzede görüşelim, dedik. Başta müzeye gidersek bir şey olur mu, diye çekingen davrandılar ama çekinmelerini gerektiren bir durum olmadığını söyledik.

    “SİZİNLE BİRLİKTE OTELİ DİZAYN ETMEK İSTİYORUZ, DEDİLER”

    Daha sonrasında Faruk Çelik ve beraberindeki heyet geldi. Biz de aileler olarak müzede onları karşıladık. Bize orada dediler ki, ‘Biz Madımak Oteli’ni kamulaştırdık. Buraya bir şekil vereceğiz, biçim vereceğiz. Sizin de rızalığınızı, görüşlerinizi alarak, işin içinde tutarak bir şekil vereceğiz’ dedi. Daha sonra bununla ilgili bir toplantı düzenlendi. Bu toplantıya biz davet edilmedik” diye konuştu.

    “İSİMLERİ YAZMIŞLAR AMA BUNLAR KİM, NİYE ORADALAR, NASIL ÖLMÜŞLER HİÇBİR ŞEY YOK”

    Ardından ilerleyen süreçte ailelerin görüş ve düşüncelerinin alınmadığını kaydeden Karababa, Madımak otelinin “Bilim Kültür Merkezi” yapıldığını ifade etti.

    Karababa sözlerine şöyle devam etti:

    “İçerisine de Einstein’ın bir fotoğrafını koymuşlar. Dili dışarıda, komedi bir görüntüsü var. Bir de anı köşesi yapmışlar. Herkesin ismini yazmışlar. Asım Bezirci ismi var mesela. Kim bu adam? Niye orada? Ne olmuş burada? Bu adam yaşıyor mu, ölmüş mü, nasıl ölmüş? Bu da belli değil. Gülsün Karababa ismi var. Kim bu, ne yapar, niye adı orada yazıyor, ne olmuş burada? Bunlara dair hiçbir şey yok. Buraya gelen insan sormayacak mı bunları? Sadece isimleri yazmışlar. Katliama dair hiçbir şey yok. Orada dışarıda ölen 2 katilinde ismi yazıyordu. Bize sorulmadan, danışılmadan benim çocuğumun götürüp ismini oraya yazmışlar.

    “BİZİM İRADEMİZ DIŞINDA ÇOCUĞUMUZUN İSMİ HERHANGİ BİR YERDE KULLANILAMAZ”

    2011 yılında ben aileme de danışarak, çocuğumuzun ismini oradan çıkartalım dedim. Biz ismimizi çıkartalım, devlet orada istediği gibi ne yapıyorsa yapsın. Orayı dizayn etsin. Orası devlete ait, bekçisi devletin, yöneticisi devletin. Hiçbir irademiz yok. Daha sonra 2011 yılında Sivas Bölge İdare Mahkemesi’ne dava açtım. Valiliğin oradan çocuğumuzun ismini kaldırmasını istedik. Davanın birinci aşamasını kaybettik. Bilinçli olarak kaybettirdiklerini düşünüyorum. Daha sonra Danıştay’a dava açtım. Danıştay beni haklı buldu. Çünkü Aile Hukuku’nun 175. Maddesi’nde isim soyisim mirası aileye aittir. İsim soyisim mülkiyet olarak geçer ve o mülkiyet de aileye aittir. Bize danışılmadan, bizim irademiz dışında çocuğumuzun ismi herhangi bir yerde, hiç kimse tarafından kullanılamaz.”

    “BUNDAN SONRA RAHAT UYUYACAĞIM”

    11 yıl boyunca hukuki olarak ciddi bir mücadele verdiğini aktaran Karababa, sürece dair şunları dile getirdi:

    “Dava süreci boyunca o mahkemeden o mahkemeye atılıp durdu ancak geçtiğimiz günlerde karar verildi. Karara göre Sivas Valiliği kaybetmiş oldu. Ancak karara rağmen hala çocuğumuzun ismi oradan çıkarılmamıştı. Bu sefer de onun için uğraş vermeye başladım. Valiliği sürekli aradım, davayı kaybettiklerini, benim çocuğumun ismini oradan çıkarmaları gerektiğini söyledim. Israrlarım sonucu kardeşimin ismi anıttan kaldırıldı. Bundan sonra ben rahat uyuyacağım, çünkü yarın bir gün Temel Karamollaoğlu oraya gidip çelenk, çiçek koyduğu zaman benim çocuğumun üzerine koymayacak. Başka katiller gidip oraya çelenk çiçek koyduğu zaman, bunun sorumluluğunun altında ben kalmış olmayacağım.”

    “MADIMAK BİR SOYKIRIMDIR VE DEVLET BU SOYKIRIMI TANIMAK ZORUNDADIR”

    Çocuğuna karşı saygılı davrananların, çocuklarına karşı sorumluluk taşıyan herkesin aynı şeyi yapması gerektiğini vurgulayan Karababa, son olarak şunları söyledi:

    “Benim yaptığımı yapmak zorundalar aileler. Çünkü şu anki haliyle memnunlar mı? Hayır. Madımak Oteli’nin o halinden memnunlar mı? Hayır. Peki çocuğunun ismi neden orada yazıyor? Bir proje yapıldı, bir katliam gerçekleştirildi ve benim çocuğum orada öldürüldü. Sivas Katliamı Alevilere karşı yapılan bir soykırımdır. Maraş da öyledir, Çorum da öyledir. Alevilere karşı sistematik bir soykırım uygulanmaktadır. Bu soykırımı devlet tanımak zorundadır. Karamollaoğlu ile kim kol kola giriyorsa, yan yana geliyorsa bizim düşmanımızdır. Bu adamı toplum önüne çıkartıp ‘Pamuk Dede’ diye tanıtanlar, namussuzdur. Bizim Madımak’ta verdiğimiz mücadele Alevilere bir kimlik kazandırdı. Aleviler buna sahip çıkmalı. Katillerle bir araya gelmemeli.

    “MADIMAK UTANÇ MÜZESİ OLSUN, İNSANLIĞA KARŞI SUÇ MÜZESİ OLSUN”

    Madımak çözülmeden bu ülke bir milim bile ilerleyemeyecektir. Madımak bizim istediğimiz şekilde çözülmelidir. Hiçbir güç bizi aşamaz. Orada çocuklarının ismi bulunan diğer aileleri de çağrıda bulunuyorum. Kazanılmış bir dava var. Bu karar emsaldir. Çocukların isimlerini oradan çıkarsınlar. Çocuklarının isimlerini ayak altı etmesinler. Onurlarıyla, gururlarıyla ayakta dursunlar. Madımak Utanç Müzesi olsun, İnsanlığa Karşı Suç Müzesi olsun. Madımak’la herkes yüzleşsin. Madımak Alevilerin Kerbela’sıdır.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Gülsüm Karababa’nın adı Madımak Kültür Merkezi’ndeki anıttan kaldırılacak

    Gülsüm Karababa’nın adı Madımak Kültür Merkezi’ndeki anıttan kaldırılacak

    PİRHA- Hüseyin Karababa, Sivas Valiliği’ne karşı Madımak Kültür Merkezi’ndeki anıttan katliamda yaşamını yitiren kardeşi Gülsüm Karababa’nın adının kaldırılması istemiyle açtığı davayı kazandı. Karababa, “Benim kardeşimi katledenlerin gidip orada onu anmasını, onun anısına çiçek koymasını istemiyorum” dedi. 

    2 Temmuz 1993’te Sivas’ta düzenlenen etkinlikler sırasında Madımak Oteli’nde bulunan çoğunluğu Alevi olan, 33 yazar, sanatçı, aydın ve iki otel çalışanı, dinci faşist kalabalık tarafından yakılarak katledildi.

    Katliamdan sonraki yıllarda otel girişine kebap lokantası açılması yaşamını yitirenlerin yakınlarının tepkisine neden olmuştu. Tepkilerin ardından lokanta 2009 yılında taşındı. Madımak Oteli kamulaştırıldı, yenilendi ve 2011 yılında Bilim ve Kültür Merkezi olarak kullanıma açıldı.

    Merkezdeki anı köşesine, katliamda yaşamını yitiren 33 aydın, iki otel görevlisinin yanı sıra iki katilin de adı yazıldı. Listede iki katilin adının yer alması, katliam mağduru ailelerin tepkisini çekti. Alevi kurumları ve mağdur ailelerin mücadelesi sonucu, Sivas Valiliği Madımak Oteli’nde isimleri yazılı iki katilin adını anıttan kaldırdı.

    11 YIL SÜREN YARGILAMA HÜSEYİN KARABABA’NIN LEHİNE SONUÇLANDI

    Hüseyin Karababa, Sivas Valiliği’ne karşı Madımak Kültür Merkezi’nde bulunan anıttan katliamda yaşamını yitiren kardeşi Gülsüm Karababa’nın adının kaldırılması istemiyle açtığı davayı kazandı.

    Karababa, kardeşinin adının anıttan kaldırılması için 2011 yılında Sivas Valiliği’ne dava açmıştı. 11 yıl süren yargılama Karababa’nın lehine sonuçlandı.

    Danıştay 8. Dairesi’nin verdiği karar doğrultusunda Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsüm Karababa’nın adı Madımak Kültür Merkezi’ndeki anıttan kaldırılacak.

    “BENİM KARDEŞİM BASİT BİR OLAYDA ÖLMEDİ, KATLİAMDA HAYATINI KAYBETTİ”

    Hüseyin Karababa, PİRHA’ya yaptığı açıklamada, konuya ilişkin şunları dile getirdi:

    “Ben kardeşimin adının o kültür merkezi denen yerde yazmasını istemiyorum. Benim kardeşim bir futbol maçında izdihamda hayatını kaybetmedi ya da bu tür bir olayda ölmedi. Benim kardeşim katledildi. Sivas Katliamı Alevi soykırımının bir parçasıdır. Benim kardeşim de bu katliamda hayatını kaybetti. Öyle basit bir şekilde oraya kültür merkezi deyip içine de bir anıt dikemezler.

    “KARDEŞİMİ KATLEDENLERİN GELİP, ONUN ANISINA ÇİÇEK BIRAKMASINI İSTEMİYORUM”

    Ayrıca oraya herkes gidip çiçek koyuyor, anmalarını yapıyor. Yarın bir gün Temel Karamollaoğlu da Kemal Kılıçdaroğlu ile kol kola girip oraya çiçek koyabilir. Benim kardeşimi katledenlerin gidip orada onu anmasını, onun anısına çiçek koymasını istemiyorum.

    Yakın bir zamanda orada o katliamı gerçekleştirirken ölen iki katilin de adı yazılıydı. Apar topar kaldırdılar onu. Sebebi de benim davayı kazanacak olmamdı. Kazanacağımı anladıkları için o katillerin ismini oradan kaldırdılar. Şimdi diyecekler ki, ‘Onların adını kaldırdık senin kardeşinin adı dursun.’ Ama hayır, asla buna izin vermeyeceğim. Kardeşimin adı oradan kaldırılacak.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Madımak Oteli’nde iki katilin adı anıttan çıkarıldı-VİDEO

    Madımak Oteli’nde iki katilin adı anıttan çıkarıldı-VİDEO

    PİRHA- PSAKD öncülüğünde verilen mücadele sonucunda Sivas Valiliği, Madımak Oteli’nde isimleri yazılı iki katilin adını anıttan kaldırdı. PSAKD Sivas Şubesi Başkanı Yıldırım, “Bu iki isim oradan kaldırıldı diye geri durmayacağız. Oranın Kültür Merkezi değil Utanç Müzesi olması gerekir” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) tarafından, 2 Temmuz 1993 günü Sivas’taki Madımak Oteli’nde düzenlenen Pir Sultan Abdal etkinlikleri sırasında çoğunluğu Alevi 33 yazar, ozan, aydın ile iki otel çalışanı, dinci-gerici gruplar tarafından yakılarak katledildi.

    Katliamdan sonraki yıllarda otelin girişinde bir kebap lokantası açıldı. Bu, mağdur yakınlarının tepkisine neden oldu. Lokanta, tepkilerin ardından 2009 yılında taşındı. Otel ise kamulaştırıldı, yenilendi ve 2011 yılında Bilim ve Kültür Merkezi olarak kullanıma açıldı.

    Merkezdeki anı köşesine, katliamda yaşamını yitiren 33 aydın, iki otel görevlisinin yanı sıra iki katilin de adı yazıldı. Listede iki katilin adının yer alması, katliam mağduru ailelerin tepkisini çekti.

    PSAKD öncülüğünde Alevi kurumları ve mağdur ailelerin mücadelesi sonuç verdi. Sivas Valiliği Madımak Oteli’nde isimleri yazılı iki katilin adını anıttan kaldırdı.

    PSAKD Sivas Şubesi Başkanı Hidayet Yıldırım konuya ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “MÜCADELEMİZ SONUCU VALİLİK İKİ KATİLİN ADINI KALDIRDI”

    Yıldırım, yıllardır verilen mücadelelerin sonuç verdiğini belirterek, Madımak Oteli’nin Utanç Müzesi olması ve yönetiminin PSAKD ve mağdur ailelere verilmesi için mücadele etmeye devam edeceklerini söyleyerek şunları dile getirdi:

    “Biz bu haberi daha önceden de duymuştuk. Bugün valiliğe teyit ettirdik. Sivas’ta bulunan Madımak Oteli’nde, katliamı gerçekleştirenlerden iki kişinin adı katliamda yitirdiğimiz canlarımızın isimlerinin yazıldığı yerde yazılıydı. Bu yıl Madımak Katliamı’nın 29 yılı. Madımak Oteli bildiğiniz gibi bir kültür merkezi olarak dizayn edildi. Biz yıllardır Madımak Oteli’nin Utanç Müzesi olması için mücadele verdik, veriyoruz. Orada yitirdiğimiz 33 canımızın isimlerinin yazılı olduğu yere, katliamı gerçekleştirirken ölen iki katilin de isimleri yazıldı. Bunun kaldırılması için de yıllardır mücadele veriyoruz. Ayrıca Madımak Oteli’nin Utanç Müzesi yapıldıktan sonra Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve orada yaşamını yitirenlerin ailelerine yönetiminin devredilmesini istiyoruz. Bunun için de yıllardır mücadele veriyoruz. Demokratik kitle örgütleri, siyasi partiler ve tüm Alevi örgütleri bu mücadeleyi hala devam ettiriyor.

    “OTELİN UTANÇ MÜZESİ OLMASI İÇİN MÜCADELE ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    İki ismin oradan kaldırılmasının bir kazanım olduğunu da ifade eden Hidayet Yıldırım, “Bugün önemli bir haber aldık. Otelin içerisinde katliamda yaşamını yitiren 33 canımızın yanı sıra orada çalışan iki otel çalışanı ve iki de dışarıda ‘yakın yıkın’ diye bağıran katillerin isimleri yazılmıştı. İki katilin adının oradan silinmesi için birçok eylem yaptık. Her yerde bunları dile getirdik. Bu iki katilin ismi Ahmet Alan ve Hakan Türkyılmaz. Şimdi orada 37 değil de 35 isim yazılı. Verdiğimiz mücadele ile bu iki katili oradan dışarı atmış olduk. Aleviler için bu bir kazanımdır. Emeği geçen tüm partilere, derneklere, kurumlara teşekkür ediyoruz. Madımak Oteli Utanç Müzesi olmalıdır. Bunun için mücadele etmeye devam edeceğiz ve Madımak Oteli’nin yönetiminin Pir Sultan Abdal örgütüne ve orada yaşamını yitirenlerin ailelerine devredilmesi için mücadelemiz devam edecek. Bu iki isim oradan kaldırıldı diye geri durmayacağız. Oranın Kültür Merkezi değil Utanç Müzesi olması gerekir. Bu yıl Sivas Katliamı’nın 29. yılı ve herkesi 2 Temmuz’da Sivas’a bekliyoruz.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Almanya’da Neonazilerin katlettiği insanlar için Anıt Ağaçlık açıldı-VİDEO

    Almanya’da Neonazilerin katlettiği insanlar için Anıt Ağaçlık açıldı-VİDEO

    PİRHA- Almanyanın farklı şehirlerinde 2000 ile 2008 yılları arasında Irkçı Neonazi terör örgütü NSU’nun katlettiği 8’i Türkiyeli, 1’i Yunanistanlı, diğeri Alman kadın polis ve dünyada Irkçı şiddet nedeniyle ölen tüm insanların 10 artı 1 ağacın ve katledilen insanların isimlerinin yazılı olduğu Ağaçlık törenle açıldı. 

    Türkiyelilerin  yoğun olarak yaşadığı Vestfalya bölgesinde bulunan, eski Madenci kenti Ahlen’de, Almanyanın farklı şehirlerinde 2000 ile 2008 yılları arasında Irkçı Neonazi terör örgütü NSU’nun katlettiği 8’i Türkiyeli, 1’i Yunanistanlı, diğeri Alman kadın polis ve dünyada Irkçı şiddet nedeniyle ölen tüm insanların 10 artı 1 ağacın ve katledilen insanların isimlerinin yazılı olduğu Ağaçlık törenle açıldı.

    Sunuculuğunu Projenin Koordinatörü Justine Justine Dziaduch’un Yeni Uyum Sorumlusu İkram Chemlal ile birlikte yaptığı açılış töreninde Ahlen Belediye Başkanı Dr. Alexander Berger, Münster Başkonsolosu Ahmet Faik Davaz, Düsseldorf’tan Kuzey Ren Vestfalya Eyalet Uyum Meclislerinin çatı Örgütü LAGA’nın Başkanı Tayfun Keltek, Ahlen Uyum Meclisi Başkanı Ergül Aydemir ve ağaçlığın korunmasını üstlenen şehir lisesi öğrenci grubunu temsilen Birkan Karaman birer konuşma yaptılar. 

    Belediye Uyum Dairesi çalışanları, sivil toplum örgütlerinin yöneticileri ve yoğun sağanak yağmura rağmen 50’ye yakın vatandaşın katıldığı, yaşamını yitiren insanların anısına 1 dakikalık saygı duruşunun da yapıldığı törende tüm konuşmacılar ırkçılığı ve ayrımcılığı kınayıp, Almanya’ da tüm ırkçı saldırıların son bulmasını istediler.

    Mehmet TANLI/ ALMANYA

  • Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Gündüz ve Özyurt’un köylerine anıtları  yapıldı

    Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Gündüz ve Özyurt’un köylerine anıtları yapıldı

    PİRHA – Madımak Katliamı’nda yaşamını yitiren Murat Gündüz ve Ahmet Özyurt’un kendi köylerinde anıtları yapıldı. PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, katliamda yaşamını yitirenleri unutturmamak için her birinin anıtını yapacaklarını söyledi. 

    2 Temmuz 1993 yılında radikal dinciler tarafından gerçekleştirilen Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Murat Gündüz ve Ahmet Özyurt’un anıtları köylerinde yapıldı.

    Murat Gündüz’ün Sivas Şarkışla Ortaköy’de daha önce yapılan ancak deforme olan anıtı yeniden yapıldı. Anıt, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi, Britanya Alevi Federasyonu, Ortaköy Muhtarlığı ve Ortaköy Vakfı’nın destekleriyle yapıldı.

    Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Ahmet Özyurt için de Sivas Şarkışla Hüyük Köyü’nde anıt yapıldı. Anıt, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Britanya Alevi Federasyonu, Emlek Hüyük Köyü Muhtarlığı ve Emlek Köyü Sosyal Yardımlaşma Derneği’nin destekleriyle yapıldı.

    KAPLAN: UNUTTURMAMAK İÇİN YAPIYORUZ

    PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler için doğduğu köylerde anıt yapacaklarını söyledi. Kaplan, Murat Gündüz’ün anıtının deforme olduğunu o sebeple yeniden yaptıklarını söyledi. Ahmet Özyurt için de anıt yaptıklarını belirterek her iki anıtın açılışının pandemi dolayısıyla ileri bir tarihte yapılacağını söyledi.

    Gani Kaplan, Anadolu coğrafyasında 2 Temmuz’a dair anıtların dikilmesine öncelik vereceklerini belirterek, unutturmamak için bu çalışmayı yaptıklarını söyledi.

    MURAT GÜNDÜZ KİMDİR?

    Sivas Şarkışla Ortaköy’de 1971 yılında doğan Gündüz, çocukluk yıllarından itibaren Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin (PSAKD) çalışmalarına katılan Alevi bir genç. İnancından ve kültüründen hiçbir zaman ayrılmayan Gündüz, kız kardeşi Birsen ile birlikte derneğin semahçıları arasında yer almıştı.
    Öğrencilik hayatı boyunca da başarılı bir öğrenci olarak bilinen Gündüz, henüz 19 yaşında, Ankara Üniversitesi Fizik Bölümü’nü kazanmışken, 1993 yılında kardeşi Birsen ile birlikte gittiği Sivas’tan dönemedi. Kardeşi Birsen Gündüz otelden kurtarılırken, Murat Gündüz otelden sağ kurtulamayan 33 candan biri oldu.

    AHMET ÖZYURT KİMDİR?

    1972 yılında Ankara’da doğmuştu. En sevdiği şeyin “kitap okumak ve spor yapmak” olduğunu söylüyordu. “Hayatın hep acılarını aklına getiren kişi mutlu değildir. Gerçekten mutlu kişi, içinde bir iyilik hisseden kişi demektir” diye yazmıştı günlüğüne… Ahmet Özyurt da semahçıydı. (HABER MERKEZİ) 

  • ABF Başkanı Güzelgül: Hasret’in anıtı kaldırıldığı yere dikilmeli, nefret diline son verilmeli

    ABF Başkanı Güzelgül: Hasret’in anıtı kaldırıldığı yere dikilmeli, nefret diline son verilmeli

    PİRHA – Dersim’de Düzgün Baba Cemevinde Hasret Gültekin anıtının kaldırılmasıyla başlayan tartışmalara ilişkin bir açıklama da Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül’den geldi. Güzelgül, Hasret Gültekin’in heykelinin kaldırıldığı yere dikilmesi ve ortaya çıkan nefret dilinin son bulması çağrısı yaptı. 

    Dersim Nazımiye’de Düzgün Baba Cemevine Hasret Gültekin’in anıtının dikilip daha sonra kaldırılması sonrası yaşanan tartışmalara ilişkin bir açıklama da Alevi Bektaşi Federasyonu  (ABF) Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül’den geldi.

    Güzelgül, “Hasret’in anıtı, Düzgün Baba’da kaldırıldığı yere dikilmeli; ortaya çıkan nefret diline son verilmelidir’ başlığıyla yaptığı açıklamada, Sivas Katliamı’nda yakılarak hayatını kaybeden Hasret Gültekin’in anıtının, Dersim, Nazımiye Düzgün Baba Cemevi bahçesinde yerinden kaldırılması ve sonrasında yapılan tartışmaların Alevileri yaraladığını ve yaralamaya devam ettiğini belirtti.

    “ANITIN KALDIRILMASI ŞEHİT AİLELERİNİ ÜZMÜŞTÜR”

    ABF Başkanı Güzelgül’ün yaptığı açıklama şöyle:

    “Açıkça ifade etmeliyiz ki; Sivas’ta vahşice katledilen 33 canımızı bağrında taşıyamayacak hiçbir kutsal mekân yoktur! Kutsallık, adaletle, vicdanla, sevgiyle, aşk ile birlikte yol yürür. Kutsallık ve Alevilik adına kurulmuş hiçbir güzel cümle, o anıtın oradan kaldırılmasını haklı çıkaramaz. Hasret’in Düzgün Baba’ya dikilen anıtının kaldırılması, Alevilerin ve şehit ailelerinin yaralarını kanatmıştır.

    Alevilerin kutsal değerleri, kutsal mekânları vardır. Aleviler kutsallarına saygı duyar. Bununla birlikte; Kerbela’dan günümüze tüm acılarımızı da kutsal kabul ederiz. Yaralarımızı kutsal bir emanet gibi saklarız. Sivas Katliamı’nda yitirdiğimiz 33 şehidimiz de bizim kutsalımızdır.
    Bununla birlikte; Hasret Gültekin ve Sivas’ta şehit düşen canlarımız; bu mekânları, bu inancı, bu yolu, bu dili yok etmeye çalışan zalimlerin yaktığı yangının içinde kalmışlardır. Onlar, bu dünya için, insanlık için sevgi istiyordu, barış istiyordu, eşitlik istiyordu. Onlar, ne sen ben farkı, ne zengin fakir farkı olmasın diye; insanca bir yaşam için emek üretiyorlardı. Kutsallıktan söz edeceksek, tüm bunlar kutsaldır.

    “BİR AN ÖNCE BU SALDIRGAN YARALAYICI DİLE SON VERİLMELİ”

    Bir an önce hiçbir yeni söz üretmeden Hasret’in anıtı kaldırıldığı yere yeniden dikilmelidir. Hakk’ın, hakikatin sahibi Düzgün Baba, Hasret’i bağrına alacaktır. Öte yandan, gerek bu anıtın kaldırılmasını savunanlar, gerekse kaldırılmasına karşı çıkmak için söz söyleyenlerin her sözü, Alevilerin yüreğine hançer gibi batmaktadır. Sosyal medya üzerinden bu tartışmanın tarafı Aleviler; Alevileri, Aleviliği tüketen sözler söylemektedir! Bir an önce bu saldırgan, yaralayıcı dile son verilmelidir. Diline sahip olmak Alevi yolunun inancının en büyük düsturlarından biridir.

    Tartışmanın bir başka yönü de, dışlayıcı ifadelerin kullanılmasıdır. Kutsallarımız da, cemevlerimiz de tüm Alevilerindir. Kimse bu mülkün sahibi gibi davranamaz. Kimse, kimseyi dışlayamaz! En büyük ibadeti birlik ve muhabbet olan Alevilerin, bunu tersinden işletmesi ancak zalime hizmet eder. Hiçbir Alevinin dilini birbirine Zülfikar olarak kullanma hakkı yoktur. Aslolan bir gönüle girmektir. Birbirimize ve insanlığa güvercin; zalime karşı Zülfikar olmayı başarabilmeliyiz.

    “SÖYLENEN SÖYLENDİĞİ İLE KALSIN ARTIK GÖNÜLLERİ BİRLEYELİM”

    Artık söylenen söylendiği ile kalsın ve gönülleri yaralayan yeni bir kem söz kimse söylemesin. Düzgün Baba ve tüm pirlerimiz, ulularımız, kutsallarımız adına; gönülleri birleyelim, sözümüzü güzelleştirelim, gönülleri pak edelim. Alevilik felsefesi, görüşü, inancı evrensel bir inançtır, cümle insanlığın hizmetinde, barışın, kardeşliğin yolunda, bu inancımızın çerağını geleceğe doğru, söndürmeden taşıyalım. Cümle canlara aşkı niyaz ederim.” 

    PİRHA/ İSTANBUL

  • PSAKD Genel Merkezi DAD ve Düzgün Baba Cemevi gibi Alevi kurumlarıyla ilişkilenmeyi yasakladı

    PSAKD Genel Merkezi DAD ve Düzgün Baba Cemevi gibi Alevi kurumlarıyla ilişkilenmeyi yasakladı

    PİRHA- Dün Düzgün Baba Cemevinde Hasret Gültekin anıtına ilişkin yaşanan gelişmeler üzerine halka açık yapılan toplantıdan sonra PSAKD’den ikinci açıklama geldi. Oldukça sert olan açıklamada Düzgün Baba Cemevi ve Demokratik Alevi Dernekleri’ne ilişkin ağır eleştirilerin yanısıra bu kurumlarla ilişkilenecek PSAKD yönetici ve üyelerinin disiplin cezasıyla cezalandırılacağına dair karar aldıklarının altı çiziliyor.

    Cumartesi günü Düzgün Baba Cemevinde Hasret Gültekin anıtına ilişkin yaşanan gelişmeler üzerine halka açık yapılan toplantıdan sonra PSAKD’den ikinci açıklama geldi. Açıklamada Düzgün Baba Cemevi ve Demokratik Alevi Dernekleri’ne ilişkin ağır eleştirilerin yanısıra bu kurumlarla her türlü ilişkinin bitirildiğine ve bu kurumlarla ilişkilenecek PSAKD yönetici ve üyelerinin disiplin cezasıyla cezalandırılacağına dair karar aldıklarının altı çiziliyor.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi’nin açıklamasını olduğu gibi veriyoruz:

    BASINA VE KAMUOYUNA
    2 Temmuz 1993 Sivas Madımak Katliamı’nda yitirdiğimiz Hasret Gültekin’in anıtının Nazımiye Düzgün Baba Cemevinde daha önce açılışı yapılacağı duyurulduğu halde daha sonra açılışın iptal edilmesi, Hasret Gültekin’in anıtının ve 33 canımızın isimlerinin bulunduğu kaideden kaldırılması ile ilgili yaşanan süreçte örgütümüze ve Hasret Gültekin’in ailesine dönük çeşitli mecralarda eleştirinin ötesine taşan ve iyiden iyiye vicdanları yaralayan saldırgan yorumlara dair görüşlerimizi şu şekilde ifade etmek isteriz:

    Önceki açıklamamızda da belirttiğimiz gibi Hasret Gültekin’in anıtının kaldırılması bizim için asla kabul edilebilir değildir. Bu tavır sadece Hasret Gültekin’in hatırasını değil Sivas’ta katledilen bütün canlarımızın hatıralarını incitmiş ve onların ailelerini de derinden yaralamıştır. Bu anıt bizim talebimizle veya ailenin talebiyle değil tamamen ilgili Cemevinin kararı ve inisiyatifiyle yaptırılmıştır. Bu karar doğrultusunda anıt alana dikilmiş ve açılış için tarih bile ilan edilmiştir. Ve burada birkaç güne değil yıllara yayılan bir süreç söz konusudur. Yani bu konuyu düşünüp tartışmak ve hayata geçirmek için fazlasıyla zaman olmuştur. Nitekim en son aşamaya gelinceye kadar bir sorun yaşanmamış, anıt yapılmış, anıtın yeri hazırlanmıştır.

    Anıtın açılış tarihi de ilan edilmiştir. Tekrar söylüyoruz bizim örgütümüzün veya ailenin anıt yapılması gibi bir talebi olmamıştır. Ancak yıllara yayılan süreç içinde anıtın yapılacağı kararı alınmış, hayata geçirilmiş ve açılış tarihi ilan edilmiştir. Bu da tamamen ilgili Cemevinin kendi iradesiyle olmuştur. Ancak bütün bu süreçler yaşandıktan sonra anıtın kaldırılması bizim için asla kabul edilebilir değildir. Deyim yerindeyse bu iş çocuk oyuncağı değildir. Söz konusu olan milyonlarca Alevi canımızın gönlünde özel bir yeri olan Hasret Gültekin’dir. Hasret Gültekin bu toprakların sayılı ozanlarındandır. Genç yaşına rağmen kültürümüze ve yolumuza unutulmayacak katkılar yapmıştır. Yol uğruna canını vermiştir. Hasret Gültekin sadece Aleviler için değil ilerici-demokrat-çağdaş bütün toplum kesimleri için önemli bir isimdir. Şimdi siz kalkıp böyle bir değerin önce “anıtını yapıyoruz” deyip sonra “vazgeçtik, kaldırıyoruz” diyemezsiniz. Böyle gayrı ciddi ve umursamaz tavırlar içine giremezsiniz. Eğer anıt yapılması kararı alındıysa, anıt yapıldıysa ve açılış tarihi ilan edildiyse anıtı oraya dikmek zorundasınız. 33 canımızın isimlerini indirildiği kaideye yerleştirmek zorundasınız. Bunun dışında başka bir alternatif örgütümüz ve Gültekin ailesi için asla söz konusu olamaz.

    Anıtın kaldırılmasıyla ilgili olarak örgütümüzün ve ailemizin verdiği haklı tepkilere dair yorumlara ve açıklamalara baktığımızda, yola dair ciddi bir zihniyet değişiminin kullanılan dile de yansıdığını görüyoruz. İslamcı ve Şiacı literatürden devşirme birtakım kavramlarla yazılan, birbirinden kopuk, dağınık, iç bütünlüğü olmayan, ne dediği anlaşılamayan, felsefi anlamda tutarsız bir cümleler yığınıyla karşılaştık. Sürekli her yerde ve konu ne olursa olsun her ortamda tekrarlanan, ezbere birtakım cümle kalıplarının metinlere ilgili ilgisiz boca edildiği anlaşılıyor. Kendileri de kullandıkları terimlerin tam olarak hangi anlama geldiğini, hangi bağlamlarda nasıl kullanılması gerektiğini bilmedikleri için hem yazanların hem de okuyanların anlayamadıkları garip ve karışık bir metin ortaya çıkmış.

    Alevilik geçmişe elbette bakar. Geçmiş dönemlerin bilgelik kaynaklarına değer verilir. Zengin halk söylencelerimizin içerdikleri derin anlamlar tükenmez bir kemalat kaynağıdırlar. “Yol bir sürek binbir” düsturuyla Aleviler Dersim’den Ege’ye, Karadeniz’den Toroslara, Diyarbakır’dan Trakya’ya, Sivas’tan Ardahan’a kadar farklı yaşam tarzlarıyla ve kültürlerle çoğalan ama özündeki birliği koruyan son derece zengin ve derinlikli bir mirası devralmışlardır. Bu yörelerin hepsi Alevilik için ayrı ayrı çok özel ve değerlidir. Hiçbirinin diğerine bir üstünlüğü yoktur. Diğer yandan Alevîlik geçmişin değerli yönlerini almakla birlikte geçmişe takılıp kalmaz. Geçmişin bilgeliğini gelecekle buluşturur. Bu yüzden Alevîlik çağdaşlığı esas alır. “İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” anlayışıyla akla, bilime, felsefeye, eleştirel ve sorgulayıcı düşünsel tavra büyük önem verir. Alevilik yenilemeden, çağdaşlaşmadan, aydınlanmadan yanadır. Alevilik değişime ve dönüşüme inanır. Aleviler hiçbir çağda sarayın ağdalı dilini kullanmamışlardır. Halkın anlayacağı duru ve sade bir dil kullanmışlardır. Ozanlarımızın ve âşıklarımızın deyişlerine ve şiirlerine baktığımız zaman bunu açıkça görürüz. Alevilik birtakım çağdışı batıl anlayışların, dogmaların, sorgulanmamış önkabullerin cenderesine sokulamayacak kadar zengin, derin, yenilikçi ve evrensel bir kültür ve yaşam tarzıdır.

    Maalesef Alevîlik adına hareket ettiğini iddia eden ama Aleviliğin özünden uzaklaşmış, İslamcı ve Şiacı birtakım anlayışların etkisi ve yönlendiriciliği altına girmiş; çağdışı, feodal, yöre milliyetçiliği yapan bir cenah Hasret canımızın anıtını hedef alarak onu yerinden sökmüştür. Böylece Sivas‘ta katledilen canlarımızın aziz hatıralarını bir kez daha incitmişlerdir. Ailelerimizi derinden üzmüşlerdir.

    Ancak bu cenah yaptıkları yetmezmiş gibi bir de yaygarayla üste çıkmaya çalışmakta ve suçlarını örtbas etmeye çalışmaktadırlar. Şimdi bu anıtı hedef alanlara soruyoruz: Madem Hasret’in anıtının bölgenin kutsallığını bozduğunu söylüyorsunuz. Peki o zaman o Cemevinin orada ne işi var? Oradaki büyük kurban rantı da mekânın kutsallığını bozmuyor mu? Dersimin kutsal kabul edilen bütün mekanların önü, arkası, sağı solu yollarla, barajlarla ve çeşitli yapılarla doldurulmuş. Dersimin her tarafında inşaat şantiyeleri var. Yapılan barajlardan Dersim’in suları kurudu. Gidip bunları da Hasret’in anıtı gibi kaldırabiliyor musunuz? Yoksa bunlar mekânın kutsallığına zarar vermiyorlar mı? Eğer siz gidip bunları kaldıramıyorsanız Hasret’in de anıtına dokunamazsınız. Gücünüz sadece Hasret’in anıtına mı yetiyor?
    Bütün bunlar yetmezmiş gibi aynı çevreler bir de Alevi halkının piri ve önderi Hacı Bektaş Veli’ye de dil uzatmaktan çekinmemişlerdir. Alevilerin gözbebeği olan Serçeşme Dergahı’nı konuyla hiç ilgisi olmamasına rağmen hedef alarak nefretlerini kusmuşlardır. 72 millete tek nazarla bakılmasını öğütleyen; dili, dini, inancı, cinsiyeti, kimliği ne olursa olsun insanı merkeze alan; barışı, eşitliği, kardeşliği savunan, hümanist ve aydınlanmacı görüşleriyle bütün dünyanın örnek aldığı bir bilge olan Hacı Bektaş Veli’nin hatırasına saldırıp onu Türk İslamcı olarak göstermeye çalışacak kadar çukurlaşan bir zihniyete diyecek bir şey bulamıyoruz. Onları kendi şoven ve ilkel feodal dünyalarıyla baş başa bırakıyoruz.
    Hasret canımızın anıtının kaldırılması ve onun nezdinde Sivas’ta katledilen canlarımızın aziz hatıralarının incitilmesinin, ailelerimizin yüreklerinin kanatılmasının sorumluları Nazımiye Düzgün Baba Cemevi ve Demokratik Alevi Dernekleri’dir. Bu kurumlar tüm çözüm çabalarımıza rağmen yukarıda detaylı bir şekilde anlattığımız çarpık zihniyetleri nedeniyle hiçbir uzlaşmaya yanaşmamışlardır. Örgütümüz ve aile için geçerli olan çözüm anıtın yerine tekrar dikilmesi ve 33 canımızın isimlerinin indirildikleri kaideye tekrar yerleştirilmeleridir. Bunun dışında heykelin o topraklardan çıkarılarak başka bir yere, Nazımiye veya Dersim merkeze dikilmesine asla razı olmadığımızı, eğer böyle bir girişim söz konusu olursa bulunduğumuz bütün yerellerde halkımıza bu iki örgütü teşhir edeceğimizi bildiririz. Nazımiye ve Dersim Belediyelerine de çağrımızdır: Heykelin bu bölgelere dikilmesi gibi etik dışı bir girişime alet olmayın, izin vermeyin.
    Son olarak Pir Sultan Abdal Kültür Derneği olarak Nazımiye Düzgün Baba Cemevi ve Demokratik Alevi Dernekleri ile her türlü ilişkiyi kestiğimizi ilan ediyoruz. Bu iki örgütle genel merkezimiz ve yerellerimiz hiçbir şekilde temas kurmayacaklardır. 2 Temmuz anmaları başta olmak üzere örgütümüz tarafından düzenlenecek olan anmalara ve etkinliklere bu kurumlar hiçbir şekilde dahil edilmeyeceklerdir. Bu kurum yöneticileriyle hiçbir şekilde ikili ilişkiler kurulmayacaktır. Hiçbir tartışmaya veya diyaloğa girilmeyecektir. İkili bir şekilde bu kurumların yöneticileriyle görüşen yöneticilerimiz ve üyelerimiz hakkında derhal disiplin işlemi yapılacaktır. Bahsedilen kurumların yöneticilerinin örgütümüzün şubelerine ve genel merkezine girmelerini istemiyoruz. Bu kurumların dışında Hasret Gültekin canımızın anıtına yapılan bu çirkin muameleyi haklı bulan tüm kişi ve kurumların da benzer yaptırımlarla karşı karşıya kalacaklarını bildiririz. Hasret Gültekin’in anıtı yerine tekrar dikilip tarafımıza samimi bir özeleştiri verildiği takdirde aldığımız bu kararların tekrar gözden geçirileceğinin bilinmesini isteriz. Bahsi geçen kurumlar örgütümüzle sadece taleplerimizi yerine getirdikten sonra ilişki kurabileceklerdir.
    Bütün halkımıza ve kamuoyuna saygıyla duyururuz.

    (HABER MERKEZİ)

  • Düzgün Baba Cemevinde yapılan toplantıdan sonra ilk açıklamalar PSAKD ve Yeter Gültekin’den geldi

    Düzgün Baba Cemevinde yapılan toplantıdan sonra ilk açıklamalar PSAKD ve Yeter Gültekin’den geldi

    PİRHA- Hasret Gültekin heykeline ilişkin Dersim’de Düzgün Baba Cemevinde, 5 saat süren bir toplantı yapıldı. Toplantı sonrası Hasret Gültekin’in eşi Yeter Gültekin’in fikri alındıktan sonra bir açıklama yapıldı. PSAKD Genel Başkan Yardımcısı Erol Yeter, anıtı Düzgün Baba’ya emanet ettiklerini, yapılan yere konulmaması durumunda Düzgün Baba Cemevinde kaldırıldığı odada kalmasını istediklerini ifade etti. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Dersim Şubesi Sivas’ta katledilen Hasret Gültekin‘in anıtının Düzgün Baba Cemevine dikilmesi ve ardından yerinden sökülmesi üzerine yaşanan tartışmalara çözüm bulmak amacıyla 25 Temmuz Cumartesi günü Düzgün Baba Cemevinde toplantı çağrısı yapmıştı.

    Benzer bir çağrı da Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) genel merkezi tarafından yapılmış ve Düzgün Baba cemevinde halkımızla birlikte duracağımız Hak darında ortaya çıkacak sonuca göre hareket edeceğiz denilmişti.

    Bu çağrılar üzerine Hasret Gültekin anıtıyla ilgili bugün çeşitli kurum ve ocak temsilcileri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin daha önce yaptığı çağrıyla bir araya geldi.

    Düzgün Baba Cemevi bahçesinde gerçekleşen Hak darına, Dersim ve Nazimiye’den gelen yüzlerce insan katıldı. Toplantıya Dersim’deki ocakları temsilen katılan çok sayıda Pir ve ocak evladının katılımı dikkat çekti. Toplantıya ayrıca konuya taraf olan PSAKD Genel Başkan Yardımcıları ve yöneticilerinin yanısıra yerel yöneticileri, DAD Eş Genel Başkanı ve genel merkez yöneticileri, Düzgün Baba Cemevi yönetimi, DEDEF yöneticileri ve yereldeki birçok örgüt temsilen katıldı.

    Yaklaşık 5 saat süren toplantı sonrası Yeter Gültekin ile de görüşerek fikrini alan PSAKD temsilcileri açıklama yaptı.

    “ANITI DÜZGÜN BABA’YA EMANET ETTİK”

    PSAKD Genel Başkan Yardımcısı Erol Yeter yaptığı açıklamada, anıtı Düzgün Baba’ya emanet ettiklerini, yapılan yere konulmaması durumunda Düzgün Baba Cemevinde kaldırıldığı odada kalmasını istediklerini ifade etti.

    Erol Yeter, “Hasret canımız, Düzgün Babaya sığınmıştır, onun emanetidir. Dersim topraklarından çıkması doğru değildir. Bu nedenle anıt söküldüğü yere geri konmayacaksa, dernek yöneticileri tarafından sökülerek kaldırıldığı odada kalması, başka yere taşınmasından daha uygundur” dedi.

    YETER GÜLTEKİN: RIZALIK VERMİYORUZ

    Öte yandan Yeter Gültekin de 25 Temmuz Cumartesi günü bir açıklama yaptı.

    “Hasret Gültekin Heykeli ve 33 CAN’ımızın isimlerinin indirildiği kaideye geri konulmasını diliyorum. Ancak bu yöntemle ‘’bu yıkım utancından’’ kurtulmak mümkün olabilir. Bu gerçekleştirilemez ise Anıt’ın Nazımiye Merkez, Dersim Merkez veya başka bir şehre taşınmasına indirildiği yerden başka herhangi bir yere bu Anıtın yapılmasına rızalık vermiyoruz” diyen Gültekin şunları kaydetti:

    “13 Temmuz 2020 Pazartesi gününden bugüne kadar birçok insanla telefon görüşmeleri gerçekleştirdik, sosyal medyada ve gazetelerde yorumlar okuduk.
    Bizim paylaşımlarımız sertti belki, çünkü maruz kaldığımız durum çok ağırdı, 19.07.2020 tarihine kadar Sivas Şehitleri Anıtı’nın yıkımını kimlerin gerçekleştirdiği açıklanmamıştı.
    19 Temmuz Pazar günü kurumumuz Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi ve şubelerinden yönetici arkadaşlarımız Düzgün Baba Cemevine gittiğinde bizleri temsil hakkını onlara devrettik ve bugün yapılacak toplantıyı bekledik.
    ‘’Kutsal mekan’’ ve ‘’Rızalık’’tan bahsedenler 33 CAN’ımızın isimlerini ve tüm Alevilerin ortak kutsallarını ve değerlerini tartışmaya açtılar.
    Yakılmıştık, yıkılmıştık ve sonrasında yazılanları, video görüntülü açıklamaları ve yıkılmış heykelin başında fotoğraf çektirenleri görünce canımız daha da yandı.
    Anıtı heykeltraş ile birlikte kaideye yerleştirip fotoğraf çektirdiğini ‘’bir emri vakiye maruz kaldık, mecburen yaptık’’ diye açıklama yapan yöneticiler yıkılmış heykelle ‘’yıkım kahramanları olarak’’ fotoğraf çektirip sosyal medyada paylaşabildiler.
    2 Temmuz 1993’te Pir Sultan Abdal’ı ve YOL’u yaşatmak için Sivas’a giden ve Madımak Oteli’nde katledilen CAN’larımızın isimlerini hak etmiyorlar.
    Günlerdir ‘’ne yapmalı?’’ diye düşünürken yaşanan tüm acılar ve kabuslar yeniden kuşattı yaşamımızı.
    Yıkım ve sonrasında yaşananlar toplumun vicdanını ve hafızasını derinden yaraladığı ve ‘’neden YOL’a canlarını verenleri Düzgün Baba’ya teslim edemiyoruz?’’ sorusuna vicdanların huzursuzluğunu giderecek bir yanıt verilemediği için Hasret Gültekin Heykeli ve 33 CAN’ımızın isimlerinin indirildiği kaideye geri konulmasını diliyorum.
    Ancak bu yöntemle ‘’bu yıkım utancından’’ kurtulmak mümkün olabilir.
    Bu gerçekleştirilemez ise Anıt’ın Nazımiye Merkez, Dersim Merkez veya başka bir şehre taşınmasına indirildiği yerden başka herhangi bir yere bu Anıtın yapılmasına rızalık vermiyoruz.
    Toplumsal vicdana inançla, YOL’a canlarını verenlere saygıyla.”
    PİRHA/ İSTANBUL
  • Katledilen 33 genç için anıt

    Katledilen 33 genç için anıt

    Suruç Belediyesi, 33 gencin katledildiği Amara Kültür Merkezi bahçesine dikmeyi planladığı anıt için Urfa Büyükşehir Belediyesi’nden tapu tahsisi bekliyor. Eşbaşkan Hatice Çevik, dikmeyi planladıkları anıtla katledilen gençlerin anısını yaşatacaklarını ifade etti.

    Urfa’nın Suruç ilçesinde bulunan Amara Kültür Merkezi, 20 Temmuz 2015 tarihinde DAİŞ tarafından gerçekleştirilen bir katliama sahne oldu. Sosyalist Gençler Derneği Federasyonu (SGDF) öncülüğünde Kobanê’deki çocuklara yardım götürmek isteyen gençlere yönelik gerçekleştirilen canlı bomba saldırısında 33 kişi yaşamını yitirmiş, 100’ü aşkın kişi de yaralanmıştı.

    31 Mart seçimlerinde daha önce kayyum atanan Suruç Belediyesi’ni kazanan HDP’li eşbaşkanlar, katledilen gençlerin anısını yaşatmak için katliamın yaşandığı Amara Kültür Merkezi’nin bahçesine bir anıt dikme hazırlığında. Ancak kültür merkezinin mülkiyet sorunu bulunması nedeniyle dikilmesi planlanan anıt için adım atılamıyor.

    Kentin 2012 yılında ‘büyükşehir’ statüsüne kavuşması ile Suruç Belediyesi’nin inşa ettiği merkezin tapusu, Şanlıurfa Su ve Kanalizasyon İşleri Müdürlüğü’ne (ŞUSKİ) devredildi. Bu nedenle anıtın dikilmesi için merkezinin tapusunun yeniden Suruç Belediyesi’ne tahsisi gerekli.

    Suruç Belediyesi Eşbaşkanı Hatice Çevik, inşasını belediyenin yapıp, yüzlerce çocuğun sanat ve kültür eğitimi aldığı merkezin yeniden açılmasını istediklerini ifade etti. Bu amaçla Urfa Büyükşehir Belediye Başkanı ile görüştüklerini söyleyen Eşbaşkan Çevik, merkezin tekrardan eski haline dönüştürüleceğine dair söz aldıklarını belirtti.

    “CANIMIZI ACITIYOR”

    Yine DAİŞ tarafından gerçekleştirilen Ankara Garı katliamında kızı ve görümcesini yitirip, kendisi de yaralı kurtulan Eşbaşkan Çevik, Amara Kültür Merkezi’nin sadece Suruç için değil, Türkiye’nin tümü için önem arz ettiğini vurguladı. Çevik, “Türkiye’nin 81 ilinden sadece Kobanêli çocuklara oyuncak ve insani yardım götürebilmek için dayanışma ruhuyla gelen gençlerdi. Amara Kültür Merkezi bahçesinde vahşice katledildiler. Katledilen gençler adına, oraya bir anıt yapmak en büyük hayalimizdir. Yapmamız gereken en önemli icraatlardandır. Manevi olarak böyle değeri yüksek bir yerin ŞUSKİ’ye devredilmesi ve sıradan bir yermiş gibi davranılması bizim canımızı acıtıyor. Büyükşehir Belediye Başkanı ile yaptığımız görüşmede kültür merkezine dönüştürüleceğine dair söz aldık” dedi.

    “33 CANIN ANILARINI YAŞATMAK”

    Amara Kültür Merkezi’nin kadınların, gençlerin, çocukların çeşitli faaliyetler gösterebileceği bir yer olması dolayısıyla Suruç halkı için önemli olduğunu ekleyen Çevik, “Başkandan şimdilik merkezin kültür ve sanat etkinlikleri konularında kullanılmasını talep ettik. Eski kimliğine kavuşursa, anıt talebimiz olacak. Aksi durumda kaybettiğimiz 33 canımız için bir park yapmayı düşünüyoruz. Parka katledilenlerin ismini vermeyi düşünüyoruz. Anılarını yaşatmak ve unutulmamalarını sağlamak istiyoruz. Suruç aileleri de yazılı bir şekilde bize talepte bulundular. Bu talebin karşılanması için ne gerekiyorsa elimizden geleni yapacağız” dedi.

    Haber; Mezopotamya Ajansı