Etiket: ankar

  • Ankara’da Denizleri anmaya polis engeli

    Ankara’da Denizleri anmaya polis engeli

    PİRHA-Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı mezarı başında anmak isteyenlere mezarlıkta nöbet tutan polisler tarafından para cezası kesildiği ve mezarlığa girmelerine izin verilmediği belirtildi. 

    68 kuşağının sembol isimleri Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan 49 yıl önce bugün idam edilmişti. Üç devrimciyi mezarı başında anmak isteyenler pandemiye ve kısıtlamalara rağmen Ankara’da Karşıyaka Mezarlığı’nda buluştu. Ancak mezarlıkta nöbet tutan polislerin anmaya gelenleri engellediği ve para cezaları kestiği öğrenildi.

    SOL PARTİ ÜYELERİNE PARA CEZASI KESİLDİ

    Mezarlığın çevresinde nöbet tutan polisler, Sol Parti’nin yaptığı anmaya katılanlara ‘muafiyet belgesi’ kontrolü yaptı. 2 kişiye muafiyet belgelerinin geçerli olmadığı söylenerek sokağa çıkma yasağını ihlal ettikleri gerekçesiyle 6 bin 300 TL para cezası kesti.

    CHP’LİLER MEZARLIĞA ALINMADI

    Mezar başında anma yapmak isteyen CHP’li İlçe Başkanlarının da mezarlığa girmeleri engellendi.

    CHP Çankaya İlçe Başkanı Fahri Yıldırım Halk TV’ye yaptığı açıklamada mezarlığa anma yapmak için girecekleri sırada önlerine polislerin barikat kurduğunu belirterek şunları aktardı:

    “Ankara ilçe başkanları, gençlik kolları ve kadın kolları başkanlarımız ile yaklaşık 30 kişilik bir grupla anma yapmak için mezarlığa geldik. Ancak mezarlık girişinde polis önümüze barikat kurarak anmalara izin verilmeyeceğini söyledi. 3 gün önce valilikten izin aldık. Resmi izin belgemiz var. Bunu gösterdik ancak yine de izin verilmeyeceğini söylediler. Şu an mezarlık girişinde bekliyoruz. Bu uygulama yasa dışıdır. Anma yapmadan buradan ayrılmayacağız.” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • KESK: Binlerce insan sağlık hizmetine erişemediği için evlerinde öldü

    KESK: Binlerce insan sağlık hizmetine erişemediği için evlerinde öldü

    PİRHA-Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) pandeminin 1. yılını geride bırakması nedeniyle hazırladığı raporu kamuoyu ile paylaştı. “Salgın yönetiminde ‘algı yönetimi stratejisi’ni esas alan iktidar ‘başarı’ hikayesi yaratmak istemiş ise de bir maske dağıtımını dahi beceremedi” dedi.

    KESK Yürütme Kurulu, geride bıraktığımız bir yıllık pandemi sürecinde emekçi kesimin durumuna dikkat çekerek rapor hazırladı. “Pandemi güvencesiz çalışmanın insanlığı yok edebileceğini gösterdi” denilen açıklamada sınıfsal eşitsizliğin de derinleştiğine vurgu yapıldı.

    Pandeminin en çok işçi, kamu emekçileri ve kadın çalışanları etkilediği söylenen KESK raporunda sermaye sınıfının salgını fırsata çevirdiği de ifade edildi.

    “SALGINDA KAZANILMIŞ HAKLAR BUDANMAYA ÇALIŞILDI”

    KESK raporunda kamu hizmetlerinin parasız, nitelikli, ulaşılabilir, bilimsel ve anadilinde olması gerektiği vurgulanırken “Bu talep artık tüm insanlığın talebi ve mücadele gerekçesidir” denildi.

    Raporun devamında şu ifadelere yer verildi.

    “Neoliberal ekonomi politikaları ve kapitalist sistem doğayı, insan dışındaki canlı varlıkları, eko sistemi tahrip ederek yeni salgınları tetikliyor, salgınları sermayeyi büyütmek için kullanıyor, salgını gerekçe yaparak kazanılmış hakları buduyor, salgın sonrasında ise yeni durumu kendi lehine kalıcı hale getirmek istiyor.”

    “SAĞLIK HİZMETİNE ERİŞEMEDİĞİ İÇİN BİNLERCE İNSAN EVİNDE ÖLDÜ”

    “Sağlık hizmetlerinin özelleştirmesi salgının başlamasıyla birlikte tam anlamıyla bir kaosa yol açmış, binlerce insan sağlık hizmetine erişemediği için evlerinde yaşamını yitirmiş, cenazelerine günler sonra ulaşılmış, cenazeleri TIR dorselerinde bekletilmiş, mezarlıkların dahi paralı hale getirilmesi nedeniyle gömülmeleri için uğraşlar verilmiştir.”

    “HUZUREVLERİ MEZARLIĞA DÖNDÜ”

    “Birinci basamak sağlık hizmetlerinin neredeyse ortadan kaldırılması, yetersiz hastane ve tıbbi malzeme gibi nedenlerle kurtarılabilecekken on binlerce insan hastane bahçelerinde, yerlerde çırpına çırpına yaşamını yitirmiştir. Neoliberalizmin ‘sosyal güvenliğe yük olarak’ gördüğü yaşlılar salgında gözden ilk çıkarılanlar olmuş, huzurevleri mezarlığa dönmüştür.”

    “EMEKÇİLER META OLARAK GÖRÜLDÜ”

    “Devletlerin salgının pik yaptığı dönemlerde dahi binlerce işçiyi fabrikalarda çalışmaya zorlayarak işçi sağlığı ve güvenliğini değil mal ve sermaye üretimini öncelediğini, emekçileri girdi ve meta olarak gördüğünü en yalın haliyle göstermiştir.

    Pandemiyle birlikte ülkelerin sınırları gibi evlerin kapıları da kapandı, buna paralel olarak ev içi şiddet, taciz ve tecavüz vakaları tüm ülkelerde yaygınlaştı. Evden çalışmaya ek olarak bakım hizmetleri de kadına yüklendi, dünya genelinde en az 30 milyon kişi işten çıkarılırdı, işten çıkarmalarda ilkin kadınlar akla geldi! Bu durum kapitalizmin foyasını açığa çıkardı, boyasını pul pul döktü. Bu nedenle cinsiyet temelli bütçe, toplumsal cinsiyet eşitliği talebinin haklılığı da daha iyi anlaşılmaktadır.”

    “İKTİDAR ALGI YÖNETİMİ STRATEJİSİNİ ESAS ALDI”

    “Ülke yönetiminde olduğu gibi salgın yönetiminde de ‘algı yönetimi stratejisi’ni esas alan iktidar bir ‘başarı’ hikayesi yaratmak istemiş ise de bir maske dağıtımını dahi beceremeyip sonunda paralı hale getirmesiyle salgın politikası çökmüştür.”

    “6 MİLYON 200 BİN İŞÇİ GELİR VE İŞ KAYBINA UĞRADI”

    “Dünyada Meksika’dan sonra işçilere en az mali kaynak aktaran ülkemizde en az 6 milyon 200 bin kayıtlı işçi gelir ve iş kaybına uğradı. Kayıt dışı çalışanlar ise son bir yıldır tümden yoksulluk ve açlık girdabında yaşamaya tutunmaya çalışmaktadır. İktidar başka gündemlerle gözlerden uzak tutmaya çalışsa da pandemide çok sayıda insanımız ekonomik zorluklar nedeniyle intihar etmiş, yaşamını yitirmiştir.”

    “ŞEFFAF SALGIN YÖNETİMİ HAYATA GEÇİRİLMELİ”

    KESK raporunda öncelikli yapılması gerekenler de sıralandı. En kısa sürede güvenilir ve nitelikli aşı temininin yapılması gerektiği ifade edilirken şu önerilerde bulunuldu:

    “Biliminin yol göstericiliğinde şeffaf salgın yönetimi hayata geçirilmeli. Eğitime İlişkin ise; ek bütçe oluşturulmalı, sağlıklı ve güvenli bir eğitim için ihtiyaç duyulan kadro atamaları yapılmalıdır. Maske ve hijyen malzemeleri konusunda sürekli ek takviyelerin yapılacağı bir düzenleme mutlaka planlanmalıdır. Alınan önlemlerin kapsamı genişledikçe okullarımız kademeli olarak açılmalı, yaşamın tüm alanları kademeli bir şekilde normalleşme kapsamına alınmalıdır.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • KESK’lilere müdahale-VİDEO

    KESK’lilere müdahale-VİDEO

    PİRHA –KESK Ankara Şubeler Platformunun Sakarya Meydanı ve Eğitim Sen 5 Nolu Üniversiteler Şubesi önünde yapmak istedikleri açıklama polis tarafından engellendi. Bunun üzerine Eğitim Sen 2 Nolu Şube binasında yaptıkları açıklamada, “İktidar ve onun atadığı komisyon tüm bu yaşananların hesabını vicdanen olmasa da hukuken er ya da geç verecektir” dedi.

    Haberin videosu;

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Ankara Şubeler Platformu, Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilenlerin işlerine geri dönmesi için Sakarya Meydanı’nda yapmak istedikleri basın açıklamasına izin verilmedi.

    Saatler öncesinden çok sayıda çevik kuvvet ve sivil polisler tarafından ablukaya alınan Sakarya Meydanı’nda bir araya gelmek isteyen kamu emekçileri, polis tarafından engellendi. Sakarya Meydanı metro çıkışında ablukaya alınan emekçiler, polisler tarafından zor kullanarak, alandan çıkarılmak istendi.

    “SAKARYA MEYDANI  VE ÇEVRESİ YÜZLERCE POLİS YATRAFINDAN ABLUKAYA ALINDI”

    Kamu emekçileri, “AKP’ye niye pandemi yok. Onlar her yerde miting yapıyor. Kamu emekçilerine gelince mi pandemi var” sözleriyle polise tepki gösterdi. Polisler tarafından itilerek, çıkarılmaya çalışılan kamu emekçileri, “Bize dokunamazsınız” diyerek, karşı çıktı. Yaşanan kısa gerginlik ardından emekçiler, polis ablukası altında Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim- Sen) 5 Nolu Şube binası önüne geçti.

    “POLİS GAZETECİLERİ ALANDAN UZAKLAŞTIRDI”

    Polis, ablukaya alınan bina önünde de pandemi gerekçesiyle açıklama yapılmasına izin verilmeyeceği belirtildi. Duruma burada da tepki gösteren emekçiler, “Kendi sendika binamız önünde de mi açıklama yapamayacağız. Kim yasakladı” dedi. Açıklama yapmakta ısrar eden emekçilerle polis arasında yaşanan gerginlik ardından polis gazetecileri alandan uzaklaştırdı. Yolun karşı tarafında biriken yurttaşlara da “beklemeyin” anonsu geçildi. Polisin bu tutumu bazı yurttaşlar tarafından “Tam bir polis” devleti sözleriyle tepki gösterdi.

    İHRAÇLARINIZA, AÇIĞA ALMALARINIZA, BASKILARINIZA TESLİM OLMAYACAĞIZ”

    Polis emekçilerin Eğitim Sen 5 Nolu Şube binası önünde açıklama yapmasına izin vermemesi ardından emekçiler Eğitim Sen 2 Nolu şube binasına geçti. Şube binası önünde de çok sayıda polis beklemesi dikkati çekerken, polisler binaya giren ve binaların pencerelerinde olan yurttaşları da kamera kaydına aldı.

    Şube binasında yapılan açıklamada “İhraçlarınıza, Açığa almalarınıza, Baskılarınıza Teslim Olmayacağız. Biz Kazanacağız, Geri Döneceğiz” yazılı pankart açıldı.

    Açıklamada konuşan KESK Ankara Şubeler Platformu Yürütme Kurulu Üyesi İhsan Gülhan, 18 yıllık AKP iktidarında Meclis’in işlevsiz kaldığı, yargının adalet yerine adaletsizlik dağıttığı, yürütmenin tek adamda toplandığı bir rejim kriziyle karşı karşıya olunduğunu belirtti.

    “ÜZERİNDEN ‘4 YIL GEÇMESİNE RAĞMEN  HALA 16 BİN DOSYA KARARA BAĞLANMADI”

    “Allah’ın lütfu” olarak görülen askeri kalkışmanın ardından iktidarın Olağanüstü Hal (OHAL) uygulamalarını kalıcı hale getirdiğine vurgu yapan Gülhan, “OHAL döneminde Cumhuriyet tarihinin en büyük kamu görevlisi tasfiyesinin yapıldı. 12 Eylül Askeri Darbe döneminde 5 bin kişi ihraç edilirken, 20 Temmuz sonrasında 130 bin kişi kamudan ihraç edildi. 23 Ocak 2017 yılında kurulan OHAL İnceleme Komisyonu 4 yıl geçmesine rağmen hala 16 bin 50 dosyayı karara bağlamamıştır. Karara bağladığı dosyalarında yüzde 88,5’ini ret etmiştir. Karara bağlamadığı dosyaların 2 bin 441’i KESK’lilere aittir” dedi.

    KESK’lilerin bilinçli bir şekilde dosyalarının geciktirildiğini ifade eden Gülhan, sözlerine şöyle devam etti:

    “Karara bağlanmayı bekleyen dosyaların çoğunluğunun barış akademisyenlerinden ve haklarında istihbarat raporları, mahkeme kararları, savcılık soruşturmaları vb. herhangi en ufak bir isnat bulunmayanlardan oluştuğu bilinmektedir. Bir kez daha çağrıda bulunuyoruz, süreç daha fazla uzatılmamalı, hukuksuzca ihraç edilenler derhal iade edilmelidir.”

    “ER YADA GEÇ  HESAP VERECEKELER”

    Gülhan, “Güvenlik soruşturmaları” adı altında yaşanan keyfilik, ayrımcılık ve haksızlıklara da son verilmesini talep etti. İktidar ortaklarının iktidarda kalma ve kendi iktidarlarını mutlaklaştırma amacıyla en temel insan hak ve özgürlükleri dahi yok saydığını kaydeden Gülhan, “Tıpkı 12 Eylül, 28 Şubat generalleri gibi kurdukları düzenin bin yıl süreceğini sanmaktalar. İktidar ve onun atadığı komisyon tüm bu yaşananların hesabını vicdanen olmasa da hukuken er ya da geç verecektir” ifadelerinde bulundu.

    Gülhan, sözlerini şöyle tamamladı: “Faşizan politikalarda daha fazla ısrar edilmemelidir. OHAL Komisyonu derhal lağvedilmeli. İhraç edilen tüm kamu görevlileri bütün haklarıyla birlikte derhal görevlerine iade edilmeli. Hukuksuz ihraçlardan dolayı mağdur olan tüm kamu emekçilerinin maddi ve manevi hak kayıpları karşılanmalıdır.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • ‘Darbelere karşı, demokrasiyi ve özgürlükleri savunmaya devam edeceğiz’

    ‘Darbelere karşı, demokrasiyi ve özgürlükleri savunmaya devam edeceğiz’

    PİRHA- KESK, 15 Temmuz darbesinin 4. yılına dair yaptığı açıklamada, “KESK olarak nereden gelirse gelsin, adı ister askeri ister sivil darbe olsun tüm darbelerin, baskıcı-otoriter yönetimlerin karşısında tutum almaya devam edeceğiz. Eşitliğin, özgürlüğün, demokrasinin, barışın ve adaletin egemen olduğu bir Türkiye için mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonun (KESK) MYK, 15 Temmuz darbesinin 4. yılına dair basın metni yayınladı.

    “251 vatandaşımızın hayatını yitirdiği, iki binden vatandaşımızın yaralandığı 15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden tam dört yıl geçti” denilen açıklamanın devamında şunlara yer verildi:

    “Aradan geçen dört yıla rağmen 15 Temmuz darbe girişimi hala aydınlatılmamış, siyasi ayağı ortaya çıkarılmamış karanlık bir sayfa olarak karşımızda duruyor. 15 Temmuz darbe girişimi başarısız olsa da dört yıldır kalıcı hale getirilen OHAL rejiminde en temel hak ve özgürlüklerimizi, sendikal hak ve özgürlüklerimizi hedef alan saldırı dalgası sürüyor. 15 Temmuz darbe girişiminin başarısız olmasında, bir girişim olarak kalmasında toplumun tamamının, tüm siyasi partilerin darbe karşıtı tutumu belirleyici olmuştur. Ancak topluma ve parlamentoya yansıyan bu geniş birliktelik yıllardır ajandasında tuttuğu planları hayata geçirmeyi hedefleyenler tarafından görmezden gelinmiştir. 15 Temmuz darbe girişimi demokrasi, özgürlük ve barış talep eden tüm kesimleri hedef alan bir saldırı dalgasının fırsatı haline getirilmiştir.”

    “OHAL KHK’LERİ İLE İŞİNDEN EKMEĞİNDEN EDİLMİŞ, AİLELERİ İLE BİRLİKTE AÇLIĞA, SOSYAL ÖLÜME TERK EDİLMİŞTİR”

    “Birkaç aya kalmaz kaldırırız, vatandaşa değil, kendimize ilan ediyoruz” denilerek ilan edilen OHAL yedi kez uzatıldığına dikkat çekilen açıklamada “iki yıl süren OHAL ile parlamento işlevsiz hale getirilirken, tek adam rejimi adım adım kurumsallaştırılmıştır” ifadeleri kullanılarak, şunlar dile getirildi:

    “OHAL döneminde çıkarılan KHK’ler ile hukuk ayaklar altına alınmış, anayasa rafa kaldırılmıştır. En temel hak ve hürriyetlerin, sendikal hak ve özgürlüklerin alabildiğine sınırlanması, grevlerin yasaklanması, halkın oyları ile seçilen milletvekillerinin, belediye başkanlarının hukuksuzca görevden alınması, tutuklanması, kayyım atamaları olağan hale getirilmiştir. Sessiz, tepkisiz bir toplum yaratma hedefi ile darbe girişiminde bulunan yapı ile hiçbir alakası olmayan yüzlerce medya kuruluşu, dernek ve vakıf kapatılmıştır. Ülkemiz dünyada en çok tutuklu gazetecinin, siyasetçinin bulunduğu bir ülke haline getirilmiştir. Kamu hizmetleri alanında kariyer ve liyakat tamamen ortadan kaldırılmış, torpil, kayırma ve hukuksuz güvenlik soruşturmaları ile siyasal kadrolaşmanın kapısı sonuna kadar açılmış, güvencesiz istihdam temel istihdam biçimine dönüştürülmüştür. On binlerce kişi herhangi bir yargı süreci olmadan sorgusuz, sualsiz hukuksuz bir şekilde OHAL KHK’leri ile işinden ekmeğinden edilmiş, aileleri ile birlikte açlığa, sosyal ölüme terk edilmiştir.

    “İKTİDAR HER GEÇEN GÜN DAHA FAZLA OTORİTERLEŞİYOR”

    Darbe girişimine adı karışan yapıya ne istedi ise verdiklerini itiraf edenler, 10 yıl boyunca kol kola girip “beraber yürüdük biz bu yollarda…” nakaratını tutturanlar, OHAL sürecinde çıkardıkları KHK’ler ile söz konusu yapıya karşı en başından beri mücadele ettiği tüm kamuoyunca bilenen KESK’i de hedef tahtasına koymuştur. Birçoğu sendikalarımızın yöneticisi olan 4649 KESK’li savunmaları bile alınmadan herhangi bir yargı kararı olmaksızın ömür boyu meslekten ihraç edilmiştir. Özerk, demokratik, özgür üniversite mücadelesi veren, barış talep eden akademisyenler ardı ardına açılan davların, gözaltı ve tutuklama operasyonlarının, hukuksuz ihraçların hedefi haline getirilmiştir. Tüm toplumu kuşatan baskı ortamında gidilen referandum ile OHAL rejimi kalıcı hale getirilmiştir. Kalıcı hale getirilen OHAL rejiminde en temel hak ve özgürlüklerimizi, sendikal hak ve özgürlüklerimizi hedef alan saldırı dalgası sürüyor. Bir kişinin ağzından çıkan her sözün ferman kabul edildiği otoriter rejim toplumsal rıza azaldıkça halkları kutuplaştırıcı, şoven, fetihçi politikalara daha fazla sarılıyor. Her geçen gün daha fazla otoriterleşiyor.”

    “BARIŞIN VE ADALETİN EGEMEN OLDUĞU BİR TÜRKİYE İÇİN MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ”

    15 Temmuz darbe girişimini daha ilk günden “Allahın lütfu” olarak nitelendiren bir zihniyetin darbelerle hesaplaşmasının mümkün olmadığına dikkat çekilen açıklamada, şunlar aktarıldı:

    “Nitekim her fırsatta darbe karşıtlığını ağızlarına pelesenk edenler 15 Temmuz’un aydınlatılmasına, siyasi ayağının açığa çıkarılmasına ilişkin parlamentoya sunulan her araştırma önergesini reddetmeye, soru önergelerini cevapsız bırakmaya devam ediyor. 20 Temmuz OHAL süreci ile başlayan sivil darbe duvarına her gün yeni bir tuğla eklenmesi her geçen gün çürüyen sisteme olan toplumsal itirazı daha fazla güçlendiriyor. Demokrasiden, özgürlükten, adaletten, barış ve kardeşlikten yana olanların mücadelesi tüm engellere rağmen büyüyor. KESK olarak 15 Temmuz’un 4. yıldönümü nedeniyle darbe girişimini bir kez daha lanetliyor, askeri ve siyasal darbelere hayır, acil demokrasi” diyoruz. Başta siyasi ayağı olmak üzere darbenin tüm yönleriyle açığa çıkarılmasını ve sorumluların yargı önünde hesap vermesini istiyoruz. Darbelerin panzehirinin gerçek bir demokrasi, adil bir hukuk devleti, örgütlenme ve ifade özgürlüğü, güçler ayrılığı ilkesi, toplumun özne olduğu katılımcı- güçlü gerçek bir demokrasi olduğunun altını bir kere daha çiziyoruz. KESK olarak nereden gelirse gelsin, adı ister askeri ister sivil darbe olsun tüm darbelerin, baskıcı-otoriter yönetimlerin karşısında tutum almaya devam edeceğiz. Baskının, zulmün ve sömürünün hüküm sürdüğü bir ülke yerine, eşitliğin, özgürlüğün, demokrasinin, barışın ve adaletin egemen olduğu bir Türkiye için mücadelemizi sürdüreceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Kökalan: İnfaz yasası ile birlikte kadına ve çocuklara yönelik şiddet daha da artacaktır-VİDEO

    Kökalan: İnfaz yasası ile birlikte kadına ve çocuklara yönelik şiddet daha da artacaktır-VİDEO

    PİRHA- Nar Kadın Dayanışması Ağı aktivisti Berkin Kökalan, yaşanan pandemi sürecinde en çok etkilenenin kadınlar olduğuna dikkat çekerek, “Yapılması gereken koronavirüs önlemleri kapsamında şiddete yönelik önlemler içeren yasaların katı biçimde uygulanması, sığınma evleri ve acil yardım mekanizmalarının düzenlenmesi ve kadına yönelik şiddetle etkin bir mücadele yürütülmesidir” dedi.

    Haberin videosu;

    Nar Kadın Dayanışma Ağı aktivistlerinden Berkin Kökalan, koronavirüs salgını ile birlikte artarak devam eden ev içi şiddet ve yeni infaz yasasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Dünya çapında pek çok insanın ölümüne neden olan koronavirüs salgınının Türkiye’de de etkisinin artması ile birlikte toplumsal hayatın her geçen gün daha da etkilendiğine dikkat çeken Kökalan, “Bilim insanlarının tedavi ve aşı bulma çabası sürerken bizler de aldığımız kişisel önlemlerle, sosyal izolasyon ve karantina ile bu olağan dışı durumun ilerlemesini engellemeye çalışırken bir yandan da iktidarın bu konuda gerekli önlemleri alıp almadığını takip etmeye çalışıyoruz” dedi.

    “YENİ SIĞINMA EVİ AÇAN VE ŞİDDET MAĞDURLARI İÇİN DESTEK PAKETİ AÇIKLAYAN ÜLKELER VAR”

    “Yaşanan pandemi sürecinden en çok etkilenenlerin ise yine kadınlar olduğunu görüyoruz” diyen Kökalan, şunları ifade etti:

    “Çünkü bu salgından korunmak için herkes ‘evde kal’ dese de ve evde kalmak salgın açısından güvenilir olsa da bilindiği gibi pek çok kadın için ev aslında çok da güvenli değil. Çünkü bugüne kadar yaşanılan deneyimlerden ve istatistiklerden gördüğümüz üzere; kadınlar %60 – %70 gibi bir oranla- evde şiddete maruz kalıyor. Koronavirüs ile başlayan bu olağanüstü döneme ilişkin en zorlayıcı durum ise şiddet gören kadınlar ve çocukların karantina sırasında şiddet faillerinden kaçamaması. Korona ile birlikte ev içi şiddet ile kadına şiddetin tüm dünyada arttığı da zaten bir gerçek. Ancak özellikle Avrupa ülkelerinde kadına yönelik şiddette meydana gelen artışla beraber buna ilişkin tedbirler alınmaya başladı. Yeni sığınma evi açan ülkeler var, şiddet mağdurları için destek paketi açıklayan ülkeler var.

    Örneğin; Fransa hükumeti kadınları korumak için özel tedbirler aldı. Ülkede şiddet mağdurları evlerine en yakın eczaneye giderek durumu güvenlik güçlerine bildirebiliyor. Eğer şiddet uygulayan kişi mağdur ile birlikte ise mağdur, “maske-19” gibi bazı parolalar kullanıyor. İspanya’da da buna benzer uygulamalar bulunuyor. Fransa hükumeti ayrıca şiddet mağdurları için otellerde konaklama ücreti ödeyeceğini ve alışveriş merkezlerinde 20 destek merkezi kurulduğunu duyurdu. Kanada’da kadın sığınma evleri, cinsel saldırı merkezleri ve çocuk barınakları için toplam 50 milyon dolarlık destek paketi açıklandı. Avustralya’da da ev içi, aile içi ve cinsel şiddet mağdurları için açıklanan paketin büyüklüğü 92 milyon doları buluyor. Almanya yeni sığınma evleri açıyor. Avusturya ise önlemlere uyumlu özel yasa hazırlığı yapıyor. Türkiye’de bu karantina sürecinde 11 Marttan itibaren başlayan süreçte 20 günde 21 kadın öldürüldü. Ancak kadın örgütlerinin ve kadınların ısrarlı taleplerine rağmen diğer ülkelerdeki gibi herhangi bir tedbir alınmadı veya herhangi bir önlem paketi de açıklanmadı.”

    “ŞİDDETE YÖNELİK ÖNLEMLER İÇEREN YASALAR KATI BİÇİMDE UYGULANMALIDIR”

    Yine gündemde olan infaz yasası ile birlikte “Kadınlara ve çocuklara şiddet uygulayanların” koronavirüsten korunma bahanesi ile cezaevinden erken çıkarılması, kadına ve çocuklara yönelik şiddeti daha da arttıracağını vurgulayan Berkin Kökalan, “Cezaevlerinde önlem almak iktidarın görevidir. Kendi görevini gereği gibi yerine getirmeyen iktidarın, hiçbir önlem almaksızın hatta suçun mağduru kadının haberi dahi olmaksızın şiddet uygulayan faili cezaevinden çıkarmasının, kadının yeniden şiddet görme olasılığını arttırdığı da bir gerçek” dedi.

    “ŞİDDETE KARŞI ETKİN BİR MÜCADELE ŞART”

    Yapılması gereken koronavirüs önlemleri kapsamında şiddete yönelik önlemler içeren yasaların katı biçimde uygulanması, sığınma evleri ve acil yardım mekanizmalarının düzenlenmesiyle ilgili iktidarın acil önlem paketi düzenlemesi ve kadına yönelik şiddetle etkin bir mücadele yürütülmesi olduğunu belirten Kökalan, şunları söyledi:

    “Daha da kötüsü Hakimler ve Savcılar Genel Kurulunun (HSK) 30 Mart’ta yayınladığı genelge ile “6284 Sayılı Kanun kapsamında verilen tedbir kararlarının yükümlülerin koronavirüs kapsamında sağlığını tehdit etmeyecek şekilde değerlendirilmesi gerektiğini açıkladı. Zaten Türkiye’de 6284 Sayılı Kanun yönelik yapılan algı ortadayken ve bu kanun kapsamında uygulanması gereken tedbirler gereği gibi uygulanmadığı için normal şartlarda da kadına yönelik şiddetin önüne geçilemezken, karantina sürecinde bu tarz bir düzenleme ile 6284 Sayılı Kanun’un bu derece yoruma açık bırakılması, “bu yasayı uygulamasan da olur, uzaklaştırma kararı vermesen de olur” şeklinde anlaşılabilecektir. Bu düzenlemenin derhal geri alınması gerekmektedir.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA