Etiket: ankara emek ve demokrasi güçleri

  • Suriye’de Alevi katliamlarının yıl dönümünde Ankara’da yürüyüş ve basın açıklaması

    Suriye’de Alevi katliamlarının yıl dönümünde Ankara’da yürüyüş ve basın açıklaması

    PİRHA- Alevi Kurumlar ile Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, Suriye’de yaşanan Alevi katliamlarının yıl dönümü dolayısıyla bir araya geldi. Ziya Gökalp Caddesi’nden Yüksel Caddesi’ne gerçekleştirilen yürüyüşün ardından basın açıklaması yapıldı. Yürüyüşte “Suriye’de Alevi Katliamı Var, Durdurun” yazılı pankart açılırken, sık sık “Katil HTŞ işbirlikçi AKP” ve “Katil ABD Ortadoğu’dan defol” sloganları atıldı. Katledilen Aleviler için saygı duruşunun ardından açıklamayı Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe okudu.

    Alevi Kurumları ve Ankara Emek ve Demokrasi güçleri Suriye’de yaşanan katliamın yıl dönümüne ilişkin gerçekleştirdikleri yürüyüşün ardından basın açıklaması düzenledi.

    “SAVAŞA KARŞI BARIŞI SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Erçe, yaptığı açıklamada şunları dile getirdi: “İsimler ve bayraklar değişse de zihniyet devam etmektedir. Bu zihniyet bugün Alevileri, Kürtleri, Dürzileri, Hristiyanları, Ezidileri, Süryanileri, Türkmenleri ve seküler Arapları hedef almaktadır. Ortadoğu’nun kadim halkları bir tasfiye projesiyle karşı karşıyadır. Bu tabloyu yalnızca ‘yerel çatışma’ olarak sunmak gerçeği gizlemektir. Ortadoğu uzun yıllardır emperyalist müdahalelerin ve bölgesel güç mücadelelerinin savaş alanına çevrilmiştir” dedi.

    Cuma Erçe, savaşlara, ölümlere ve katliamlara karşı barışı savunmayı sürdüreceklerini belirterek şöyle konuştu: “Halkların onurlu direnişlerinin yanında olmaya devam edeceğiz. Zulüm ve zalimin karşısında, mazlumların ve zulme uğrayanların yanındayız. Alevilerin katledilmesini, Kürtlerin kazanımlarının hedef alınmasını, Ezidilerin sürgün edilmesini ve diğer toplulukların tasfiye edilmesini kabul etmeyeceklerini” belirtti.

    “GÜVENLİK OPERASYONU DEĞİL, SİSTEMATİK SOYKIRIM”

    Suriye’de Alevilere dönük saldırıların, “güvenlik operasyonu” adı altında yürütülen planlı ve ideolojik bir soykırım olduğuna dikkat çeken Erçe, açıklamasını şöyle sürdürdü:

    “Lazkiye, Tartus, Hama başta olmak üzere Alevi yerleşim alanları bilinçli biçimde hedef alındı. Siviller katledildi, köyler boşaltıldı, insanlar kimliklerinden dolayı işkenceye uğradı, infaz edildi ve kutsal mekânlar tahrip edildi. Aleviler işlerinden ve yaşam alanlarından koparıldı, sokak ortasında katledildiler. Amaç yalnızca bir halkı korkutmak ya da sindirmek değil; Alevi varlığını tarihsel coğrafyasından silmektir. Sahada dolaşan IŞİD artığı selefi, cihatçı çeteler tesadüfen ortaya çıkmamıştır. Bu yapılar yıllar boyunca beslendi, donatıldı, eğitildi ve bölgesel hesaplaşmaların aracı haline getirildi.”

    Açıklamanın ardından eylem, Samandağ’da yapılacak protestoya destek çağrısı ve sloganlarla sona erdi.

    PİRHA/ANKARA

  • Ankara’da Suriye’deki Alevi katliamları protesto edildi-VİDEO

    Ankara’da Suriye’deki Alevi katliamları protesto edildi-VİDEO

    PİRHA- Suriye’deki Alevi katliamına tepki gösteren Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri ve Alevi inanç örgütleri, “Uygulanan zulmün ve her türlü cinayetin sorumlusu sadece Colani ve HTŞ yönetimi değil, bu selefi çetelere destek veren bütün ülkeler ve hükümetlerdir” dedi.

    Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Suriye’nin Humus kentinde Alevi halkında yönelik gerçekleşen saldırıları protesto etmek için Ziya Gökalp Caddesi’nden Yüksel Caddesi’ne yürüyüş gerçekleştirdi. “Katil HTŞ, işbirlikçi AKP” ve “Yaşasın halkların kardeşliği” sloganlarının atıldığı yürüyüşte, “Suriye’de Alevi katliamı var, durdurun!” pankartı açıldı.

    Yürüyüşün ardından İnsan Hakları Anıtı önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamada kitle adına konuşan PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, 28 Kasım 2015’te katledilen Amed Barosu Başkanı Tahir Elçi’yi anarak söze başladı. Ardından Türkiye’nin de dahil olduğu “Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi” ile yıllardır Ortadoğu’da halklarının kanının aktığını belirten Erçe, her savaşta olduğu gibi kadınların ve çocukların bundan en çok etkilenenler olduğunu vurgulayarak, “Aleviler başta olmak üzere, Suriye’nin kadim halklarından Kürtler, Süryaniler, Ezidiler, Ermeniler, Hristiyanlar, Dürziler, Araplar, Türkmenler ve daha birçok halktan ve inançtan insanlar adeta kıyımdan geçirildi. Yerlerinden yurtlarından edildi. Malları yağmalandı, el konuldu. Halk, aç ve sefil bir yaşama sürüklendi. Başını ABD’nin çektiği emperyalist blok, bu bloğun bölgedeki ortakları, Siyonist İsrail ve Türkiye gibi ülkelerin desteklediği, büyütüp beslediği, eğittiği ve donattığı, cihatçı, selefi, şeriatçı çeteler, Suriye halklarına zulmetti, vahşet uyguladı, katletti” dedi.

    “SESSİZ KALAN HERKES SORUMLU”

    Suriye Geçiş Hükümeti’nin, başta Alevi toplumu olmak üzere azınlıklara yönelik saldırılarına dünyanın sessiz kaldığını söyleyen Erçe, sözlerine şu şekilde devam etti: “Bugün, Suriye’de yaşanmakta olan Alevi Soykırımı’nın, çeşitli inanç ve etnik topluluklara yönelik uygulanan zulmün ve her türlü cinayetin sorumlusu, sadece Colani ve HTŞ yönetimi değil, dün ve bugün bu yönetime, bu selefi çetelere destek veren bütün ülkeler ve hükümetlerdir. Akan her kanın, dökülen her gözyaşının sorumlusu şeriatçı, selefi, cihatçı çeteler ve onları besleyip palazlandıran, onlara itibar kazandıran ülke yönetimleridir. Alevi soykırımına seyirci kalan, Suriye’de yaşayan halklara yönelik uygulanan her türlü işkenceye, zorla göç ettirme, yağma ve talan uygulamalarına, işkencelere sessiz kalan, duyarsız olan herkes, bu katliamlardan sorumlu olacaktır.”

    “YARDIM KORİDORLARINI AÇIN”

    “Bütün dünya halklarına sesleniyoruz, hükümetlerinize baskı kurun. Bu vahşete seyirci kalmayın” diyen Erçe, “Bütün devletlere, Avrupa Birliğine, Birleşmiş Milletlere ve başından beri bu çetelerin en güçlü destekçisi olan AKP-MHP hükümetine çağrıda bulunuyoruz. Katil Colani hükümetine olan desteğinizi derhal sonlandırın. Kendi ellerinizle kurduğunuz bu hükümeti tanımayın ve bütün halkların ortak iradesi ile kurulacak inşa edilecek, eşit yurttaşlığa dayalı birleşik, laik ve demokratik Suriye Cumhuriyetinin önünü açın. Bu gerici hükümetle yaptığınız tüm siyasi, askeri, ekonomik anlaşmaları iptal edin. Halklara karşı kullanılan silah sevkiyatını durdurun. Siyonist İsrail ve HTŞ eliyle bölgede işlenen savaş suçlarını durdurun. İnsanlığa karşı işlenmiş suçların ve suçluların yargılanması sürecini başlatın. Uluslararası hukuka uygun hareket edin, bağımsız insan hakları gözlemci heyetlerinin bölgede inceleme yapabilmeleri için engelleri kaldırın. Orada temel insani yardıma muhtaç olan canlarımıza yardım ulaştırabilmemiz için yardım koridorlarını açın. Bizlere değil, eli kanlı çetelere engel olun” ifadelerini kullandı.

  • Suruç Katliamı’nda yaşamını yitirenler Ankara’da anıldı-VİDEO

    Suruç Katliamı’nda yaşamını yitirenler Ankara’da anıldı-VİDEO

    PİRHA- Suruç Katliamı’nda yaşamını yitiren 33 kişi Ankara’da anıldı. Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri’nin yaptığı açıklamada, “Katliamlara, işkencelere,gözaltılara ve tutuklamalara boyun eğmedik, eğmeyeceğiz” denildi.

    Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu’nun (SGDF) çağrısıyla, 20 Temmuz 2015’te, Kobane’ye oyuncak ve insani yardım malzemeleri götürmek için Suriye sınırındaki Suruç ilçesine gelen 300 kişiye, basın açıklaması yaptıkları sırada cihatçı terör örgütü IŞİD üyesi Abdurrahman Alagöz tarafından canlı bomba saldırısı gerçekleştirildi. Saldırıda 33 kişi hayatını kaybederken 100’e yakın kişi de yaralandı. Katliamın üzerinden 10 yıl geçti.

    Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, Yüksel Caddesi’nde yaptığı basın açıklaması ile Suruç’ta yaşamını yitiren 33 yurttaşı andı. Basın açıklamasını kurumlar adına Mustafa Uğur Akkaya okudu.

    “GÖĞÜ FETHE ÇIKAN 33 DÜŞ YOLCUSUNUN MÜCADELESİNİ BÜYÜTMEYE ÇALIŞTIK”

    “Ülkenin değişik yerlerinden bir araya gelen ‘Beraber savunduk, beraber inşa edeceğiz’ şiarıyla IŞİD’in harabeye çevirdiği Kobani’yi yeniden inşa etmek için yola koyulmuşlardı” diyen Akkaya, “Hedeflenen ortak mücadelenin kendisiydi, ama başaramadılar. 33 düş yolcusu,halklar arasındaki barışı ve dayanışmayı kurmak için 10 yıl önce katledildiler. Ancak bu topraklarda demokratik, adil, onurlu bir barış mücadelesi bitirilemedi, tüm kapılar hayata, kavgaya, mücadeleye açılmaya devam ediyor. Ancak, emeği sömürülen işçilerin,emekçilerin,erkek şiddetine maruz kalan ve katledilen kadınların,nefret saldırıları ile katledilen,intihara sürüklenen LGBTİ+’ların, yaşam alanı, doğası, kültürü talan edilen köylülerin,yaşam hakkı tanınmayan hayvanların, şövenizm zehiriyle düşmanlaştırılan halkların güvencesiz ve geleceksiz bir yaşam dayatılan iş bulamadığı, barınma ihtiyacı karşılanmadığı için intihar eden dinci gerici faşist tarikat yurtlarında katledilen gençlerin,gezi direnişinde,1 Mayıslarda,19 Mart irade gaspı eylemlerinde zulme, zorbalığa, faşist baskı ve dayatmalara karşı öfkeleriyle inançlarıyla sokakları zapteden devletin planlayıp dinci katliamcı IŞİD çetelerinin kullanıldığı Suruç-Pirsus katliamında göğü fethe çıkan 33 düş yolcusunun mücadelesini büyütmeye çalıştık” açıklamada ifadelerine yer verdi.

    “BÜYÜYEN ÖFKEMİZLE ADALETİN PEŞİNDE OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Suruç’un yalnızca bir katliam değil, bir umudun yok edilmesi girişimi olduğunu belirten Mustafa Uğur Akkaya, şunları kaydetti:

    “Katliamlara, işkencelere,gözaltılara ve tutuklamalara boyun eğmedik, eğmeyeceğiz de. Birleşik mücadele iddiamıza,halkların eşit ve özgür yaşam amacına bağlı kalmaktayız.

    Derinleşen adaletsizliklere karşı,özgür ve onurlu bir yaşamı savunmak bizlerin görevi olmalıdır. Öfkemiz gittikçe derinleşiyor, 10 yıldır katliamın failleri ve bağlantıları açığa çıkarılmadı. Tek bir faile ceza verilerek üzeri örtülmeye çalışılıyor.
    Bugün Suruç’un ve tüm katliamların hesabını sormak için işçilerin emekçilerin ve tüm halkların ortak birleşik mücadelesini büyütmek gerekiyor. Binlerce insan adaletsizliklerle boğuşuyor, hak ve özgürlükleri gasp ediliyor. Belediyelere kayyım atanarak,seçilmişler tutuklanarak, barışın gerekleri yerine getirilmeyerek, devlet bildiğini okumaya devam ediyor.Tecrit, izolasyon, infaz yakmalar, hasta tutsakların bırakılmaması devam ediyor. Artan baskı ve adaletsizliklere karşı büyüyen öfkemizle adaletin peşinde olmaya devam edeceğimizi belirtmek gerekiyor. Bu topraklara adalet ancak mücadele ile gelecektir.

    Yaşadığımız coğrafya,bir taraftan büyük başkaldırılara sahne olduğu gibi, büyük yıkımlarada sahne olmuştur. Acılarımızı öfkeye dönüştürmek bizlere mücadelenin öğrettiği bir şeydir. Bugün insanlık adına özgürlük adına,aldığımız her tutumun, sözün gücü birazda tarihsellikten geliyor. Her sıkıştığımızda Bedrettin’i, Pir Sultan’ı, Seyit Rıza’yı hatırlamak bundandır. Çünkü onlar zulüm karşısında susmamışlar, geri adım atmamışlardır.Cesareti aklımıza getirmişler karamsarlık yerini kararlılığa bırakmıştır.”

    “UMUDU İNŞA ETMEYE DEVAM ETMELİYİZ”

    ‘Suruç için adalet, herkes için adalet’ demeye devam edileceğini belirten Akkaya, şunları ekledi:

    “Adalet talebi,ekmek talabiyle aynı yolda ortaklaşabilir. Ekmek talebinden ayrı bir adalet talebi olmayacağına göre ,umudu inşa etmeye devam etmeliyiz. Halklar için adalet, yok sayılan inançlar için adalet,yaşam hakkı tanınmayan cinsel kimlikler için adalet ve doğa için adalet talep etmeliyiz. Yani bir zincirin halkaları gibi çektiğimizde hepside gelecektir.
    Eşitlik olmadan, kardeşlik olmayacağı gibi, halkların eşitliği ve kardeşliği ilkesine bağlı olmalıyız. ‘Suruç için adalet,herkes için adalet’ demeye devam edeceğiz.”

    Açıklama alkışlar ile sona erdi.

    PİRHA/ANKARA

  • Ankara’da darp edilerek gözaltına alınan öğrenciler için eylem yapıldı-VİDEO

    Ankara’da darp edilerek gözaltına alınan öğrenciler için eylem yapıldı-VİDEO

    PİRHA- Gençlerin darp edilerek gözaltına alınmasını protesto etmek amacıyla Sakarya Caddesi’nde biraraya gelen öğrenci ve emek ve demokrasi örgütleri, gözaltında tutulan arkadaşlarının bırakılması için basın açıklaması düzenledi. Açıklamada, “Gözaltılar derhal serbest bırakılsın” çağrısı yapıldı.

    25 Nisan’da Konur Sokak’tan Adalet Bakanlığı’na yürümek isteyen öğrencileri şiddet kullanarak gözaltına alınmasını protesto etmek için Sakarya Caddesi’nde basın açıklaması düzenlendi. Açıklamaya üniversite öğrencileri dışında Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri destek vererek öğrencilerin serbest bırakılmasını talep etti.

    Arkadaşlarının bırakılmasına tepki gösteren kitle, “Baskılara gözaltılar ve işkencelere karşı üniversiteler ayakta” ve “Gençliğe geleceğe sahip çıkıyoruz, gözaltılar derhal serbest bırakılsın” yazılı pankartalar taşıdı.

    “GELECEKSİZLEŞTİRİLEN GENÇLİK MÜCADALE EDİYOR”

    Üniversite öğrencileri adına açıklamayı yapan Sude Dohman, gözaltına alınan, tutuklanan ve çıplak arama dayatmasına maruz bırakılan öğrenciler için bir araya geldiklerini belirterek, “19 Mart’tan bu yana, iktidarın baskıcı, gerici politikalarıyla hayatı karanlığa sürüklenen, yoksullaştırma politikalarıyla geleceksizleştirilen gençlik mücadele ediyor. Bu süreçte faşist devletin kolluk kuvvetleri tarafından; kampüslerde, sokaklarda, meydanlarda; işkenceye, kimyasal silahlara, coplara, plastik mermilere, gazlı sulara maruz kalıyor. Dün ise tutuklanan ve gözaltına alınan arkadaşlarımızın yanında olduğumuzu göstermek için buluştuğumuz, direndiğimiz Yüksel Caddesi’nde 30 arkadaşımız yerlerde sürüklenerek, tekmelenerek, işkenceye maruz bırakılarak gözaltına alındı. Dün gece bir arkadaşımızı polis tarafından yerde sürükleyerek işkenceyle gözaltına alındı. Bu görüntüler sosyal medyada yayıldıktan sonra Ankara Valiliği işkenceyi meşrulaştırmak için ‘kadın iç çamaşırı giymiş erkek’, ‘sözde kadın’ gibi transfobik ifadelerin olduğu bir açıklama paylaştı. Bizler ise iktidarı uyarıyor ve buradan da bir kez daha yineliyoruz: Gözaltında cinsel saldırıya uğrayan kadınları ve LGBTİQ+ları her gün konuşacağız! Varoluşlarımızdan ve yaşama hakkımızdan vazgeçmeyeceğiz, erkek adaletten hesap soracağız” dedi.

    ‘26 ÖĞRENCİ HALA GÖZALTINDA’

    Gözaltına alınan öğrencilerden 4’ünün serbest bırakıldığını geri kalan 26 öğrencinin ise halen gözaltında tutulduğunu belirten Sude Dohman, “Gözaltındaki arkadaşlarımızın tamamını alana, tutuklu tüm arkadaşlarımız serbest kalana kadar mücadelemize devam edeceğiz. Ne soruşturmalarınız ne de yargılamalarınız, emniyetin işkencelerini örtbas edemeyecek; bizler mücadelemizle, onurumuzla işkencenizi yeneceğiz. Biz sizin 23 yıllık iktidarınızın baskı ve korku politikalarını kabul etmiyoruz. 19 Mart günü Beyazıt Meydanı tarihine bir direnişi daha kazıdı. Biz bu direnişten aldığımız güçle yürümeye devam edeceğiz. Üniversiteliler olarak 1 Mayıs’ta da alanları dolduracak ve işçi sınıfının safında mücadelemizi büyüteceğiz” dedi.

     

    “BU ÜLKEDE HAK, HUKUK, ADALET VE İNSANLIK YOK”

    Ardından Emek ve Demokrasi Güçleri adına konuşan Zarife Çamalan ise “Gençler, 19 Mart’tan bu yana eylem yapıyor. Çünkü; gelecekleri ellerinden alındı ve çalındı. Dün 19 Mart’tan beri eylemler gerekçe gösterilerek tutuklanan arkadaşları için Konur Sokak’ta bir araya gelerek Adalet Bakanlığına yürümek istediler. Çünkü bu ülkede hak, hukuk, adalet ve insanlık yok! Gençler orada bir araya gelerek sadece basın açıklaması düzenleyerek arkadaşlarının serbest bırakılmasını talep edeceklerdi. Fakat Ankara Emniyeti gençlerin yürümesine engel olmakla kalmadı onları insanlık dışı darplarla gözaltına aldı. Bizler Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri olarak diyoruz ki; geleceğimiz ve gençlerin yanındayız. Gözaltılar biran önce serbest bırakılsın” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri: Depremler, yangınlar, cinayetler kaderimiz değil-VİDEO

    Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri: Depremler, yangınlar, cinayetler kaderimiz değil-VİDEO

    PİRHA- Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, 6 Şubat depremlerinin yıl dönümü nedeniyle basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Hayatta kalmak için verilen mücadele, hayatı korumak için verilen mücadeleye dönüştüğünde katliamların, ölümlerin önüne geçilecektir. Depremler, yangınlar, cinayetler kaderimiz değil” denildi.

    Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri’nin çağrısıyla 6 Şubat Depremi’nde hayatını kaybedenleri anmak isteyen kitle, Yüksel Caddesi’nde bir araya geldi. Yürüyüşe geçen kitle, Konur Sokak’ta polisin kurduğu barikatı aşarak Madenci Anıtı’na doğru yürüdü. Burada yapılan basın açıklamasını Beraberiz Derneği Yönetin Kurulu Başkanı Kübra Özyurt okudu.

    “YAPTIKLARINI UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ”

    6 Şubat 2023 tarihinden bu yana 2 yılı geçtiğini hatırlatan Kübra Özyurt, yaşananları hatırlamak ve hatırlatmanın tarihi bir sorumluluk olduğunu belirtti. Özyurt şunları söyledi:

    “6 Şubat 4.17’de 11 ili kapsayan Maraş Merkezli bir deprem meydana geldi. Depremin şiddetli olduğu belliydi lakin deprem bölgesinin durumunun kimse farkında değildi. Sevdiklerimizin cansız bedenlerini enkazdan çıkarıp bir mezara koymak için dahi yardım etmeyenler çadır sattı, interneti yavaşlattı, gönderilen yardımları engelledi, yolları kapattı, acımıza güldü, yetmedi enkaza karışmış bedenleri moloz olarak çadır kentlerde insanların yaşadıkları yerlere döktü. Asbest ile havamızı zehirledi, tarım arazisini talana açtı, rezerv yasaları ile insanların zeytinliklerine göz koydu. Yaptıklarının hiçbirini unutmadık! Unutmayacağız! ”

    “SORUMLULAR GEÇEN 2 YILDA HESAP VERMEDİ”

    “2 yıl geçti ve hâlâ değişen bir şey yok hâlâ binlerce insan, yolu olmayan, elektriği kesilen bir göz odalı konteyner kentlerde yaşıyor” diyen Kübra Özyurt,şunları ekledi:

    Kentlerde altyapı sorunları büyüyerek sürüyor.Temiz su, elektrik, doğalgaz geçen zamana karşı depremzedelere ulaştırılmıyor. Yazın ayrı kışın ayrı zor olduğu deprem bölgesinde eğitimden sağlığa tüm kamu hizmetleri yetersiz olup gerçek sorumlular yargılanmıyor. Şirketlere rant kapısı açılıyor. On binlerce insanın yaşamını yitirdiği milyonları etkileyen depremlerin ardından sorumlular geçen 2 yılda hesap vermedi hâlâ haklarında iddianame düzenlenmeyen müteahhitler var. Sorumlu kamu görevlilerinin yargılanması için izin verilmiyor, müteahhitlerin yargılandığı davalarda çok düşük cezalar veriliyor, tutuklanma talepleri reddediliyor. Sorumlular bulunup ifadeleri dahi alınmıyor ama onlar şirketlerini yönetmeye devam ediyor. Patronlar zenginleşsin diye ölmek istemiyoruz! Piyasacı sermaye düzeni 6 Şubat depreminden bu yana ihmallerle cezasızlık politikalarıyla denetimsizliklerle ölüm riskisi açmaya devam ediyor.”

    “DEPREMLER, YANGINLAR, CİNAYETLER KADERİMİZ DEĞİL”

    Bolu’da otel yangınında 78 kişinin yanarak hayatını kaybettiğini de hatırlatan Özyurt, “Bu sistem baştan aşağıya değişmelidir; ekonomi, hastane, okul, işyeri, otel… Bu çürümenin içinde bizlere ölüm reva görülmektedir. Tek amacı; kâr daha fazla kâr ve para olanlardan fazlasını beklemek mümkün değildir! Onlar için esas olan; insani değerler, uyulması gereken bir hukuk, alınması gereken önlemler yoktur! Bizi, ancak yeni ölümleri beklemeden mücadele etmek kurtarır. Hayatta kalmak için verilen mücadele, hayatı korumak için verilen mücadeleye dönüştüğünde katliamların, ölümlerin önüne geçilecektir. Depremler, yangınlar, cinayetler kaderimiz değil” dedi.

    “SARAYLARA PATRONLARA DEĞİL DEPREM BÖLGESİNE BÜTÇE SAĞLANMALIDIR!”

    Kübra Özyurt, taleplerini şöyle sıraladı:

    “Ücretsiz yerinde nitelikli demografik yapımıza uygun, depreme dayanıklı, ekolojik barınma, deprem bölgesi için alınacak her karara, atılacak her adıma burada yaşayanlar olarak dahil olmak ve denetleyebilmek, karar mekanizmaları bilim ve meslek odalarının demokratik kitle örgütlerine, sosyalistlere açık olmalıdır, olmayan mekanizmalar kurulmalıdır.

    Deprem suçu işlemiş her kademedeki görevliler halka açık olarak yargılanmalıdır.

    İstimlaklar kamulaştırılmalı ve rezerv uygulamaları durdurulmalıdır. Konteyner kentlerde yaşayanlara yönelik ihtiyaçlar karşılanmalı, insanların sağlıklı durumlarda yaşayabilmesi olanaklı olana dek her şey ücretsiz olmalıdır.

    Ulaşım, sağlık, barınma elektrik, su ücretsiz olmalıdır.

    Sağlık, eğitim, ulaşım, yol altyapı, üst yapı problemleri hızlıca giderilmelidir.

    Güvenli bir kent yaşamı sağlanmalıdır.

    Saraylara patronlara değil deprem bölgesine bütçe sağlanmalıdır! ”

    PİRHA/ANKARA

  • Suriye’de yaşanan katliama tepki: Mezhepçi saldırganlığın karşısına hep birlikte dikileceğiz

    Suriye’de yaşanan katliama tepki: Mezhepçi saldırganlığın karşısına hep birlikte dikileceğiz

    PİRHA-Ankara Emek ve Demokrasi Platformu, Suriye’de Alevilere yönelik saldırılara tepki gösterdi. Yapılan açıklamada, “Bizlere karşı tehdit, katliam söylemleriyle adeta Alevi düşmanlığı örgütlenmektedir. Mezhepçi saldırganlığın ve savaşın karşısına hep birlikte dikileceğiz” denildi.

    Ankara Emek ve Demokrasi Platformu, Suriye’de Alevilere yönelik katliamları protesto etmek amacıyla Sakarya Caddesi’nde basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasını Platform adına Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak okudu.

    “EN BÜYÜK TEHDİT ROJAVA TOPRAKLARINA YÖNELİK”

    Baas Rejiminin düşmesiyle birlikte Rojava-Suriye merkezli gelişmeler tüm hızıyla devam ettiğini söyleyen Karabudak, “En büyük tehdit Rojava topraklarına, Rojava yönetimine, Rojava’da kadınlar öncülüğünde inşa edilen yeni yaşama yöneliktir. Özünde Rojava merkezli tüm gelişmeler, bu topraklarda yaşam bulan demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü paradigma ile bu paradigmanın, Ortadoğu’da yaşam bulmasının önüne geçerek, emperyal hayallerini gerçekleştirmek isteyen, küresel kapitalist güçler arasında seyretmektedir” dedi.

    “HUMUS KENTİNDE ALEVİLER ÖNEMLİ ORANDA ŞEHRİ TERK ETMİŞ DURUMDA”

    Suriye’deki Alevi, Kürt ve diğer Suriye halklarının yaşadığı katliam ve kırımın devam ettiğine işaret eden Karabudak, “Suriye’nin Humus kentinde nüfusun yaklaşık üçte biri olan Aleviler önemli oranda şehri terk etmiş durumda. Alevilerin yaşadığı mahallelerin hayalet kente dönüştüğü görseller paylaşılmaya başlandı. Alevilerin çoğunluk olduğu Lazkiye ve Tartus kentlerinde de yoğun göçler olduğu söyleniyor. Alevilerin yaşadığı yerlerin insansızlaştırma, göçe zorlama ve yaşam alanlarına, mallarına, mülklerine çökme meselesi de önemli bir husus” ifadelerini kullandı.

    “TEK BİR ALEVİNİN BURNU BİLE KANASA SUÇLUSU VE SORUMLUSU SİZSİNİZ!”

    Son zamanlarda iktidara yakınlığıyla bilinen kişilerin “Siyasal Alevilik” diye bir kavram üzerinden Kürtlere, Alevilere ve ezilen halklara yönelik söylemlerini dile getiren Karabudak, şunları söyledi:

    “Bizlere karşı tehdit, katliam söylemleriyle adeta Alevi düşmanlığı örgütlenmektedir. Bu saldırı girişimlerini görmezden gelip yaptırım uygulamadığınız süreçte tek bir Alevinin burnu bile kanasa suçlusu ve sorumlusu sizsiniz!

    Bizlere Madımak katliamını hatırlatarak tehdit eden zihniyete karşı, bir arada örgütlü bir şekilde cevap olmak için bugün buradayız. Evet biz Madımak katliamını bir gün bile unutmadık, katillerden hesap sormak için mücadeleye devam ediyoruz!19-26 Aralık 1978 tarihinde yaşanan Maraş Katliamı’nı unutmadık! Çorum’u unutmadık! Siz de unutmayın! Unutturmayacağız!

    Alevilere yönelik mezhepçi saldırganlık bugün de AKP-MHP iktidarı tarafından devam ettiriliyor. Savaş politikaları eşliğinde Kürt düşmanlığı ve Alevi düşmanlığı bizzat iktidar tarafından kışkırtılıyor.”

    SAVAŞA VE MEZHEPÇİLİĞE KARŞI DÜN OLDUĞU GİBİ BUGÜN DE MÜCADELE EDECEĞİZ!

    “Mezhepçi saldırganlığın ve savaşın karşısına hep birlikte dikileceğiz!” diye Karabudak mücadele çağrısı yaparak “Bugün AKP-MHP iktidarının doğrudan müdahalesiyle IŞİD artıklarına teslim edilen Suriye’de, Alevilere yönelik saldırı haberleri giderek çoğalırken, iktidar kamuoyundan gelen uyarı ve tepkilere kulaklarını tıkıyor. Katillerin önünü açan iktidar, ülkemizi, yanı başımızda büyüttüğü cihatçı bataklığında yetişen çetelere açıyor. Tehlikenin farkındayız! Savaşa ve mezhepçiliğe karşı dün olduğu gibi bugün de mücadele edeceğiz! Birbirimizi örgütsüz ve savunmasız bırakmayacağız!” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • Ankara’da Suriye saldırılarına tepki: AKP-MHP kaosu derinleştiriyor- VİDEO

    Ankara’da Suriye saldırılarına tepki: AKP-MHP kaosu derinleştiriyor- VİDEO

    PİRHA- Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, Suriye’de yapılan saldırılara tepki göstererek, “AKP-MHP iktidarının Ortadoğu politikası, bölgede kaosu ve istikrarsızlığı derinleştiriyor. Bu saldırılarla Türkiye içinde de bir barış tahsis etmek istemedikleri açıktır” dedi.

    Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, Suriye’de ordu ile Heyet Tahrir Şam (HTŞ) liderliğindeki cihatçı grupların çatışmalarına ilişkin Kızılay Sakarya Caddesinde basın açıklaması yapmak istedi. Kolluk güçlerinin engellemesi üzerine açıklamaü DEM Parti il binası önünde yapıldı.

    Açıklamayı Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri adına DEM Parti Ankara İl Eş Başkanı Fatin Kanat yaptı.

    “AKP-MHP BARIŞI TESİS ETMEK İSTEMİYOR”

    Suriye’de Şehba, Tel Rıfat ve Halep’te halkların katliamla karşı karşıya kaldığını vurgulayan Fatin Kanat, “IŞİD’in yöntemlerini sürdüren, ağır silahlarla donatılmış cihatçı çeteler, Kürtler, Araplar, Süryaniler, Ezidiler, Aleviler başta olmak üzere Suriye’deki bütün halklara karşı katliam ve insanlığa karşı suçlar işlemektedir” diye belirtti.

    Kanat, AKP-MHP iktidarının Ortadoğu politikasının, bölgede kaosu ve istikrarsızlığı derinleştirdiğini, özellikle Kürt halkının hedef alınarak yapılan saldırılarla Türkiye içinde de bir barış tahsis etmek istemediklerinin açık olduğunu dile getirdi.

    “KADIN DÜŞMANI BİR YAŞAM DAYATILIYOR”

    IŞİD’e karşı mücadelede kadın direnişinin önemine vurgu yapan Kant, şunları söyledi:

    “Kuzey ve Doğu Suriye’de, Rojava’da kadın özgürlükçü bir yaşam inşa ederek dünya kadın mücadelesine ilham olan kadınların kazanımları, bugün IŞİD uzantısı SMO ve HTŞ çetelerinin saldırılarıyla bertaraf edilmek istenmektedir. Kadınların öncülük ettiği demokratik devrimin kazanımları hedef alınmakta, kadın düşmanlığına ve kadın sömürüsüne dayalı erkek egemen bir yaşam dayatılmaktadır.

    Siyasi çevreler, sivil toplum kuruluşları, emek ve demokrasi güçleri, kadın ve gençlik hareketleri, uluslararası toplum ve kurumlar bu saldırılara karşı tarihi bir sorumluluk taşımaktadır. Herkesi, Ortadoğu’da barış ve halkların ortak yaşam umudunu savunmak için demokratik tepkisini göstermeye davet ediyoruz. Cihatçı çetelere sırtını dayayanlar, emperyalistler, faşistler, halkların meşru direnişi karşısında mutlaka yenilgiye uğrayacaktır.”

    PİRHA/ ANKARA

  • Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri’nden kayyımlara tepki: Susmuyoruz, susmayacağız! -VİDEO

    Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri’nden kayyımlara tepki: Susmuyoruz, susmayacağız! -VİDEO

    PİRHA- Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, iktidarın kayyım politikalarını protesto etmek için eylem yaptı. Yapılan açıklamada, ” Dersim, Ovacık, Esenyurt, Mardin, Batman, Hakkari ve Halfeti belediye başkanlarının uğradıkları hukuksuzluğa karşı yanlarındayız. Ataması yapılan belediyelerdeki kayyum atamasına derhal son verilsin” denildi.

    Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri; Esenyurt, Mardin, Batman, Halfeti, Hakkari Belediyelerinin ardından Dersim ve Ovacık Belediyelerine de kayyım atanmasını protesto etmek için Çankaya Belediyesi önünde basın açıklaması yaptı.

    Ortak açıklamayı kurumlar adına Dersimliler Derneği Eş Başkanı Hüseyin Arat okudu.

    “AKP MUHALEFET KESİMLERİNE KARŞI YARGI SOPASINI KULLANMAKTAN ÇEKİNMİYOR”

    Esenyurt, Mardin, Batman, Hakkâri ve Halfeti belediyelerine kayyum atanmasının ardından, on yıl önce açılan bir dava gerekçe gösterilerek Dersim Belediye Başkanı Cevdet Konak ve Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, yargılandıkları davanın ardından hukuksuz bir şekilde görevlerinden uzaklaştırıldığını belirten Arat, şunları söyledi:

    “Halkın iradesiyle seçilen başkanlara verilen bu ceza evrensel hukuk ilkelerine tamamen aykırıdır. Dava avukatlarının yaptığı açıklamalardan anlaşılacağı üzere, evrensel hukuk kuralları bir yana, iç hukuk ve yasalar hiçe sayılarak, savunmaları dahi alınmadan alelacele belediye başkanlarına ceza verilmiş ve görevlerinden alınmıştır.

    AKP’nin kurduğu iktidarının, gerici, faşist rejimini tesis etmek için iktidara geldiği günden bu yana önünde engel olarak gördüğü tüm muhalefet kesimlerine karşı yargı sopasını kullanmaktan çekinmediği bilinmektedir.”

    “DEMOKRASİNİN VARLIĞININ TEMEL KOŞULU HALK İRADESİNE SAYGI DUYMAKTIR “

    Demokrasinin varlığının temel koşulunun halk iradesine saygı duymak olduğunu belirten Hüseyin Arat, “Uzunca bir zamandır emekten demokrasiden ve barıştan yana sendika, kitle örgütü ve siyasi partiler üzerinde AKP yargısının hukuksuz uygulama ve kararları demoklesin kılıcı gibi sallanmaktadır. Dünde bu kılıç Dersim ve Ovacık Belediye başkanlarımızın görevden alarak kayyum atamıştır.

    2024 yerel seçimlerinde halklarımızın tek Adam rejimini, Baskı politikalarını, İnançlarına ve etnik kökenlerine göre insanları ayırıp birbirine kırdıracak her türlü uygulamayı, tüm şoven yaklaşımları, Ekonomik krize yol açan neo liberal politikaları, Kayyum uygulamalarıyla sandığa yansıyan iradesinin gasp edilmesini, ret ettiğini, onaylamadığını hatırlatmak istiyoruz. Aksi her türlü karar veya müdahale halkın demokratik iradesinin gasp edilmesi anlamına gelmektedir” dedi.

    “HUKUKSUZLUKLARA KARŞI TUTUMUMUZ NETTİR”

    Kayyım uygulamalarını kabul etmediklerini belirten Arat, “Seçilmiş milletvekillerinin Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen hala cezaevinde tutulduğu, belediye başkanlarının tutuklandığı yerlerine kayyum atandığı, uyduruk davalar ile belediye başkanlarına ceza verilen bir ülkede demokrasiden, adaletten, hukuktan bahsetmek mümkün değildir. Herkes bilmelidir ki yaşanan bu hukuksuzluklara karşı tutumumuz nettir.

    Dersim, Ovacık, Esenyurt, Mardin, Batman, Hakkari ve Halfeti başkanlarının özgürlükleri kısıtlayacak ve onları halklarında mahrum edecek herhangi bir durumu, yargı yoluyla halkın iradesine vurulmuş bir darbe olarak göreceğiz. Bizim bu duruma karşı tavrımız nettir. Dersim halkının iradesine sahip çıkmaya ve belediye başkanlarımızın yanında yer almaya, onlarla birlikte bu adaletsizliğe karşı mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

    “BELEDİYE BAŞKANLARI GÖREVLERİNE İADE EDİLSİN “

    “Anti demokratik yollarla dersimde ve diğer illerimizde belediyeler üzerinden hak gaspı yapılıyor” diyen Arat, “Açık bir şekilde halkın iradesini yansıtan belediye başkanları hukuka aykırı görevlerinden el çektiriliyor. İrademe ve doğama dokunma. Dersim, Ovacık, Esenyurt, Mardin, Batman, Hakkari ve Halfeti belediye başkanlarının uğradıkları hukuksuzluğa karşı yanlarındayız. Ataması yapılan belediyelerdeki kayyum atamasına derhal son verilsin. Halkın iradesiyle seçilmiş belediye başkanları görevlerine iade edilsin. Susmuyoruz, susmayacağız” diye ekledi.

    Açıklama, yapılan oturma eyleminin ardından sona erdi

    PİRHA/ANKARA

  • ‘İktidarların çocuk düşmanı politikalarına karşı duracağız’ – VİDEO

    ‘İktidarların çocuk düşmanı politikalarına karşı duracağız’ – VİDEO

    PİRHA – Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri’nin, 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Gününe ilişkin yaptığı açıklamada “Devletin ideolojik taşıyıcıları kılınmak istenen çocuklar eğitim vasıtasıyla şekillendirilip nesne olarak görülmektedir” denildi.

    Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları günü vesilesiyle Sakarya Caddesi’nde basın açıklaması düzenledi. Açıklamada “Çocuklar için, çocuklarla beraber eşit, özgür ve adil bir dünyayı inşa edeceğiz” yazılı pankart açıldı. Açıklamayı DEM Parti Ankara Kadın Meclisi Sözcüsü Nebahat Çalpan yaptı.

    “ASIL SORUMLU ONLARDIR”

    Tekçi ve çocuk düşmanı bir rejim olduğuna söyleyen Nebahat Çalpan, “35 yıldır rejim, çocukların tüm haklarının eksiksiz bir şekilde tanınmasına dönük mücadelesi karşısında suskunluğunu korumuştur. Çocukların sorunları ve hakları söz konusu olduğunda göstermelik açıklamalar yapmanın ötesine gitmeyip, bizzat bu sorunların gün geçtikçe derinleşerek büyümesinin esas sorumlusu pozisyonundadır” dedi.

    “ÇOCUKLAR BİZZAT SAVAŞ POLİTİKALARININ HEDEFİNDE”

    “Devletin ‘ideolojik taşıyıcıları’ kılınmak istenen çocuklar eğitim vasıtasıyla şekillendirilebilecek birer nesne olarak görülmekte” diyen Nebahat Çalpan, “Çocukların kendi yaşamlarının aktif birer öznesi olma halleri yok sayılmaktadır. Savaş politikalarının da bizzat hedefinde olan çocuklar, zırhlı araç çarpmalarıyla, yaşam alanlarına gelişigüzel bırakılmış olan savaş mühimmatlarının patlamasıyla yaşamlarını yitirmektedir. Faillerin çocuk düşmanı iktidar tarafından ‘cezasızlık zırhıyla’ kuşandırılması ise çocukların hiçbir yerde ‘güvende’ olmamaları sonucunu doğurmakta ve çocuklara karşı suçlara her geçen gün bir yenisinin eklenmesine sebep olmaktadır” ifadelerini kullandı.

    “ÇOCUK DÜŞMANLIĞI VAR”

    Her savaşta katledilenlerin yine çocuklar olduğuna vurgu yapan Nebahat Çalpan, “21. yüzyılda egemenlerin yeni bölüşüm savaşlarından da en çok etkilenen yine çocuklar olmaktadır. İsrail’in bir soykırım uyguladığı Gazze’de son bir yıl içerisinde 17 binden fazla çocuk; Ukrayna’da en az 600 çocuk yaşamını yitirirken; Rojava’da ve Güney Kürdistan’da ise SİHA bombardımanlarıyla her gün çocuklar katledilmektedir. Bebeklerin dahi kar hırsıyla katledilmesi, Narin Güran cinayeti ve yoksulluk içindeki beş çocuğun acı biçimde yaşamını yitirmesi vakalarında yaşandığı gibi ülkemizde çocuklara karşı yaşanan suçlar savaş ve nefret politikalarının, çocuk düşmanlığının, kutsal aile söylemlerinin, erkek egemenliğinin, eril şiddetin ve cezasızlık politikalarının bir sonucu olarak yaşanmaktadır” diye belirtti.

    “İKTİDARIN DÜŞMAN POLİTİKALARI DEVAM EDİYOR”

    20 yıl önce 21 Kasım’da 13 kurşunla katledilen Uğur Kaymaz’ı hatırlatan Nebahat Çalpan, “Günlerce bedeni bulunmayan, çocuk düşmanı politikaların, bu politikaları yerelde hayata geçiren işbirlikçi çetelerin ve kutsal aile söylemlerinin suç ortaklığında katledilen Narin Güran’ı; İzmir’de sistemin yoksullaştırmasının sonucunda yaşamını yitiren 5 kardeşi, geçtiğimiz ay katledilen 8 yaşındaki Şirin’i ve kimliklerinden, sınıflarından, direnişlerinden, sadece varlıklarından dolayı kaybedilen ve katledilen tüm çocukları, çocuk yaşta kalanları bir kez daha saygıyla, özlemle anıyor; çocuklarla birlikte, iktidarların çocuk düşmanı politikalarına karşı yaşasın çocuk hakları diyoruz” diye konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Ankara’da kayyım açıklaması: Bizi toplumsal itirazımız kurtuluşa götürecektir-VİDEO

    Ankara’da kayyım açıklaması: Bizi toplumsal itirazımız kurtuluşa götürecektir-VİDEO

    PİRHA- Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, “Kayyum değil, demokrasi” şiarıyla Sakarya Meydanı’nda açıklama yaptı. “İrade gaspına karşı direnerek kazanacağız” pankartının açıldığı açıklamaya çok sayıda siyasi parti ve kurum temsilcisi katıldı. 

    DEM Parti Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit, 4 Kasım siyasi darbesinin olduğu tarihte kayyım atandığını hatırlatan Koçyiğit, “Bugün güncellenmiş bir Şark Islahat Planıyla karşı karşıyayız. Gün ezilenler olarak, halklar olarak, inançlar olarak zalime karşı direnme günüdür. Pusulamız nettir, bizi ancak ve ancak yan yana birlikte ördüğümüz toplumsal itirazımız kurtuluşa götürecektir” dedi.

    SYKP Eş Genel Başkanı Mertcan Titiz, Kürt kentlerindeki kayyım eylemlerine katıldıklarını ve halkların Türkiye’ye bir çağırısı olduğunu söyleyerek, “Kürt halkı direnmekte kararlı, kendi iradesine sahip çıkmakta kararlı. muhalefetin tüm güçleri bir arada durursak kazanırız. Muhalefetin tüm güçlerini yan yana getirmek başlıca görevimizdir” diye belirtti.

    10 Ekim Barış Derneği Eş Sözcüsü İshak Kocabıyık, “Bu haksızlığı, adaletsizliği, savaş çığırtkanlığını, zulmü ve kayyumu kural haline getirmeye çalışan bu zalim iktidara karşı diyoruz ki; Siz kayyum dedikçe biz halkın iradesi diyeceğiz, siz baskı dedikçe biz demokrasi diyeceğiz, siz savaş dedikçe barış isteyeceğiz. Sizin faşist uygulamalarınıza asla biat etmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

    Devrimci Parti Ankara İl Başkanı Mustafa Uğur Akkaya ise şunları söyledi: “Bu topraklardaki hiçbir halk faşizme boyun eğmedi ve eğmeyecektir. Sermayenin başkenti Ankara’dan faşizme ve temsilcilerine sesleniyoruz; Eninde sonunda birleşik mücadelemizle gönüllülüğün ortak vatanını kuracağız.”

    Açıklama alkışlar ve sloganlarla son buldu.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Ankara’da Esenyurt Belediyesi’ne kayyım atanmasına tepki: Kayyum halkların iradesinin gaspıdır!

    Ankara’da Esenyurt Belediyesi’ne kayyım atanmasına tepki: Kayyum halkların iradesinin gaspıdır!

    PİRHA- Esenyurt Belediyesi’ne kayyım atanmasına tepki gösteren Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Ahmet Özer’in gözaltına alınıp tutuklanması ve Esenyurt Belediyesine kayyum atanması, tıpkı Hakkari Belediyesi’ne kayyum atanması ve diğer kayyum süreçlerinde olduğu gibi sadece Esenyurt halkının geleceğine yönelik değil, ortak geleceğimize yönelik bir müdahaledir” denildi.

    Esenyurt Belediyesi’ne kayyım atanmasına tepki gösteren Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri Sakarya Meydanı’nda basın açıklaması yaptı.
    Açıklamayı Emek ve Demokrasi Güçleri adına KESK Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü İbrahim Kara okudu.

    “ESENYURT HALKININ İRADESİNİN, İRADEMİZİN GASPINA İZİN VERMEYECEĞİZ!”

    Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in dün sabaha karşı evi basılarak haksız ve hukuksuz şekilde gözaltına alınması ve tutuklanmasının ardından Esenyurt Belediyesi’ne kayyum atandığını belirten İbrahim Kara, “Bizler bu ülkenin halkları, emekçileri, yoksulları, kadınları, gençleri, emeklileri, eşit, özgür ve demokratik bir gelecek mücadelesi verenleri, siyasi yargı operasyonlarının ve kayyum siyasetinin neyi hedeflediğini çok iyi biliyoruz. En baştan bir kez ifade edelim. Halkların, emekçilerin iradesi eşitlik, özgürlük ve barıştır. Bu idarenin gasp edilmesine izin vermeyeceğiz” dedi.

    “SİYASİ YARGI OPERASYONLARINA SON VERİLSİN”

    Yargılanın Esenyurt halkının iradesi olduğunu belirten Kara, şunları ekledi:

    “Yerel seçimlerde halkın oyuyla seçilmiş, yani halkın demokratik iradesini temsil eden Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in herhangi bir soruşturmada çok rahat savcılığa gidip ifade verebilecekken, şafak baskınıyla gözaltına alınması hukuki bir gereklilik değil onun şahsında halkın demokratik iradesine yönelik bir gözdağı ve siyasi bir operasyondur. İktidar artık halk açısından herhangi bir güvenilirliği kalmamış “yargıdan” hala medet ummakta, soruşturma ve yargılamaları siyasi operasyonlarının temel aracı yapmaktadır. Bu operasyon defalarca kez iktidara muhalefet eden kesimlere, sendika yöneticilerine, siyasi temsilcilere, ekoloji mücadelesi verenlere, sosyal medyada fikirlerini ifade edenlere karşı uygulanmıştır. Buradan bir kez daha ifade ediyoruz: Soruşturmalarınız, yargılamalarınız yok hükmündedir. Yargılamak istediğiniz Esenyurt halkının ortak iradesi, yerel demokrasi, kardeşleşme potansiyeli, kentin yağmalanmasına karşı çıkan demokratik belediyeciliğin gelişmesidir.”

    “ESENYURT BELEDİYESİ KAYYUM ATANMASI ORTAK GELECEĞİMİZE MÜDAHALEDİR”

    “Türkiye halklarının iktidara yönelik tepkileri ve eşitlik, özgürlük, barış, demokrasi talebi bastırılmak istenmektedir” diyen Kara şunları ekledi:

    “Ahmet Özer’in gözaltına alınıp tutuklanması ve Esenyurt Belediyesine kayyum atanması, tıpkı Hakkari Belediyesi’ne kayyum atanması ve diğer kayyum süreçlerinde olduğu gibi sadece Esenyurt halkının geleceğine yönelik değil, ortak geleceğimize yönelik bir müdahaledir.
    Halkın iradesine yönelik bu müdahale, ülkemizde siyasete baskının hangi boyutlara ulaştığını ve baskının, kayyum siyasetinin sürekliliğinin göstergesidir.
    Bu müdahale halkın yoksulluk, güvencesizlik ve hayat pahalılığı karşısında hoşnutsuzluğu büyürken gerçekleşmiştir. Yine bu müdahale iktidarın “iç cepheyi güçlendirme” zorlamasıyla başlattığı süreçte gerçekleşmiştir. Bu müdahale iktidarın halkın tepkisini bastırma hedefini ortaya koyduğu gibi başlattığı ‘süreç’in ikiyüzlü bir politikadan ibaret olduğunu göstermektedir.
    Bu müdahale, her türlü kirli pazarlığın, mafyatik ilişkilerin, uyuşturucunun, çetelerin, açgözlü müteahhitlerin gözünü diktiği Esenyurt’ta gerçekleşmiş olması ise tesadüfi değildir.
    Bizler emek ve demokrasi güçleri olarak halkın iradesinin gasp edilmesi girişimini asla kabul etmiyoruz. Yargı sopası kullanılarak yapılmak istenen demokrasiye yönelik bu müdahalelere karşı barışın ve özgürlüklerin daim olduğu aydınlık ve demokratik bir ülke için kararlılıkla mücadele edeceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz.”

    “HUKUKSUZLUKLA KARŞI KARŞIYAYIZ”

    Açıklamanın ardından konuşan CHP Ankara İl Başkanı Ümit Erkol şunları söyledi:

    “Bir kez daha bir utanç tablosu ile bir hukuksuzluk ile karşı karşıyayız. Artık yeter diyoruz. 2024 yılında, kısa bir süre önce Esenyurt’ta her 2 yurttaştan birinin oyunu alarak seçilen belediye başkanın kapısına sabaha karşı dayanmayı kabul etmiyoruz. Seçilmiş belediye başkanını uydurma gerekçelerle, hukuk dışı yollarla, seçmenin iradesini yok sayarak görevden almaya, bir utanç rejimi olan kayyum rejimini bir kez daha diriltmeye kalkanlara izin vermeyeceğiz. Bu iktidar, bu karanlık sona erecek. İnanıyoruz ki barıştan, demokrasiden yana bir iktidar gelecek. Bu faşist rejime son vereceğiz.”

    DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Ceylan Akça Cupolo ise, “Bugün Ahmet’in hakkını savunamazsak, yarın Ekrem’in hakkını da savunamayız. Asıl tehlike demokrasiye, demokratik yönetimlere yapılan saldırıdır” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri: Saldırıların önü iktidar tarafından açılmaktadır

    Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri: Saldırıların önü iktidar tarafından açılmaktadır

    PİRHA- Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, Artvin’de katledilen Reşit Kibar için açıklama yaptı. Açıklamada, “Bu kar hırsıyla yıllardır ormanlarımıza derelerimize, vadilerimize saldıran sermaye, doğamızı katlettiği gibi canlarımızı da almaktadır” denildi.

    Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, Artvin Cankurtaran’da orman parkı projesi için ağaçların kesilmesine karşı nöbetteyken öldürülen Reşit Kibar’a ilişkin Konur Sokak’ta basın açıklaması yaptı. Açıklamayı Emek ve Demokrasi Güçleri adına yapan Serdar Kibar okudu.

    “SERMAYE, DOĞAMIZI KATLETTİĞİ GİBİ CANLARIMIZI DA ALMAKTADIR”

    Serdar Kibar, yaşananların iktidar ve sermayenin kar hırsının bir sonucu olduğunu belirterek, “Bu kar hırsıyla yıllardır ormanlarımıza derelerimize, vadilerimize saldıran sermaye, doğamızı katlettiği gibi canlarımızı da almaktadır. AKP iktidarının talan ve yağma politikalarının bir sonucu olarak yaşam alanlarımızı yok etmek isteyen sermaye doğayı ve yaşamı savunan köylüleri gözaltılar, tutuklamalar ve tehditlerle yıldıramadığını anlayınca doğrudan hedef gözeterek silahlı saldırılarla mücadelemizi geriletme derdindedir” dedi.

    “SALDIRILARIN ÖNÜ İKTİDAR TARAFINDAN AÇILMAKTADIR”

    Saldırıların hangi amaçla gerçekleştiğini bildiklerinin altını çizen Kibar, “Artvin’de Cerattepenin kalbini söken, İşkencedere vadisini talana açan, Akbelen’i yağmalayan , HES’lerle, JES’lerle derelerimizi kurutan, maden faaliyetleri ile sularımızı zehirleyip, yaşam alanlarımızla beraber yaşam hakkımızı da elimizden alan çetelerin ve yağmacıların karlarına kar katması için bu saldırıların önü iktidar tarafından açılmaktadır. 2011’de yine Hopa’da doğasını ve yaşam alanını savunduğu için polisler tarafından katledilen Metin Lokumcu’nun davasında çok değil iki gün sonra karar verilecek iken; bugün Hopa ve Türkiye güne yeni bir katliamın öfkesiyle uyanmıştır” diye ekledi.

    “DÜNDEN DAHA GÜÇLÜ VE DAHA KARARLI BİR ŞEKİLDE KARŞINIZDA DURACAĞIZ”

    Mücadeleye devam edeceklerine vurgu yapan Kibar, şunları söyledi:

    “Ama hem yaşam alanlarımızı kar uğruna talan edip hem de yaşam savunucularının üzerine ateş açarak katleden çeteler bilsin ki; bu memleketin hiçbir yerinde eksilmeyecek, dünden daha güçlü ve daha kararlı bir şekilde karşınızda duracağız. Güvendiğiniz siyasi iktidar, onun işbirlikçileri, iş makinalarınız, silahlarınız coplarınız ve kalkanlarınızla yaşam alanlarımızdan defolup gideceksiniz.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Ankara’da 1 Eylül açıklaması: Barış içinde kardeşçe yaşayabildiğimiz bir ülke istiyoruz -VİDEO

    Ankara’da 1 Eylül açıklaması: Barış içinde kardeşçe yaşayabildiğimiz bir ülke istiyoruz -VİDEO

    PİRHA- Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, 1 Eylül Dünya Barış Günü nedeniyle bir araya geldi. Yapılması planlanan yürüyüşü polis engelledi. Yapılan açıklamada, “Bizler, silahların sustuğu, komşularıyla barış ve dostluk içinde yaşayan bir ülke istiyoruz. Sınırları içinde yaşayan farklı inançların, kültürlerin, kimliklerin barış içinde kardeşçe yaşayabildiği bir ülke istiyoruz” denildi.

    video eklenecek…

    Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, 1 Eylül Dünya Barış Günü sebebiyle bir araya geldi. Yüksel Caddesi’nden Sakarya Meydanı’na yürümek isteyen kitleye polis izin vermedi. Basın açıklamasını, Ankara Eğitim Sen 1 No’lu Şube Başkanı Mehmet Aydoğdu okudu.

    “DEMOKRATİK SİYASET ALANINDA ELİMİZDEN GELEN HER ŞEYİ YAPACAĞIZ”

    Bu toprakların barışa ihtiyacı olduğunu söyleyen Mehmet Aydoğdu, “Savaşlara ve şiddete karşı etkili bir barış talebinde bulunmak, emperyalizme karşı etkili tutum almaktan geçer” dedi.

    Aydoğdu,  AKP-MHP ittifakının ayakta durmasının koşulu; savaş, çatışma ve gerginlik yaratmaktır. Erdoğan-Bahçeli tahakkümünü derinleştirmek için toplumu kutuplaştırıyor. Bir tarafta faşizmi kurumsallaştırmak isteyenler var, bir tarafta ise bu sürece direnen demokrasi güçlerinin mücadelesi ve barış talebi var! İktidar, sadece Türkiye halklarının değil Ortadoğu halklarının da geleceğini tehdit eden politikalarıyla bölgesel ve küresel bir sorun haline gelmiştir.
    1 Eylül’de bir kez daha demokratik siyaset konusundaki kararlı duruşumuzu vurguluyoruz. Demokrasi ve barış mücadelemizi faşizme ve her türlü adaletsizliğe karşı kararlı bir şekilde sürdüreceğimizi belirtiyoruz. Barış mücadelesinin toplumsal karşılığının yaratılması, bu talebi ete kemiğe büründürecek imkân ve koşulların oluşturulması için demokratik siyaset alanında elimizden gelen her şeyi yapacağız” diye belirtti.

    “TOPLUMSAL KESİMLERİN GELECEĞİNİ CEHENNEME CEVİRMİŞ DURUMDALAR”

    İktidarın toplumsal barış talebine kulaklarını kapatmış ve bu toplumsal kesimlerin geleceğini cehenneme çevirmiş durumda olduğunu belirten Aydoğdu şunları kaydetti:

    “Ülkemizde, Kobane, Gezi, Madımak, Soma, Cumartesi Anneleri, Suruç, KHK’lılar, Akbelen, İliç, Şenyaşar ve Çakır Aileleri, Çorlu tren faciasında yakınlarını kaybeden aileler, 10 Ekim Aileleri, cinsel kimlik ve yönelimi farklı olanlar, toplumsal barış adına adalet arıyorlar!
    Kendilerini diğer insanlardan üstün tutan, yeryüzünü özel mülkiyetleri olarak gören, ahiretini kaybetmiş AKP-MHP iktidar bloğu, Kürtlerin, Türklerin, Alevilerin, Yezidilerin, Süryanilerin, Sünnilerin, Romanların, Lazların, Rumların Ermenilerin, Pomakların, Çerkeslerin, emeklilerin, depremzedelerin, çocukların, doğanın, hayvanların, kadınların, gençlerin, işçilerin, öğrencilerin, işsizlerin, öğretmenlerin, engellilerin, yoksulların, çiftçilerin, yani cümle âlemin toplumsal barış talebine kulaklarını kapatmış ve bu toplumsal kesimlerin geleceğini cehenneme cevirmiş durumdalar!
    Bizler, silahların sustuğu, komşularıyla barış ve dostluk içinde yaşayan bir ülke istiyoruz. Sınırları içinde yaşayan farklı inançların, kültürlerin, kimliklerin barış içinde kardeşçe yaşayabildiği bir ülke istiyoruz.”

    “BARIŞ UMUDUNU BÜYÜTMEYE ÇAĞIRIYORUZ”

    Mehmet Aydoğdu, Ankara Emek ve Demokrasi Güçlerinin barış için taleplerini sıraladı:

    -Türkiye’nin emperyalist savaş siyasetinin parçası olmasına son verilsin.
    – NATO’dan çıkılsın, askeri üsler kapatılsın.
    -Savaş maliyetleri halkın sırtına yüklenemez. Halkın kaynakları savaşa değil kamusal hizmetlere ayrılsın.
    -Kürt halkına yönelik savaş politikalarına son verilsin.
    – İsrail ile olan tüm ilişkiler kesilsin.
    -Ülkemizi Avrupa’nın göçmen deposu haline getiren politikalara ve göçmen düşmanlığına son verilsin.
    -Silahın ve şiddetin yarattığı korkuya karşı, barışın umuduna ihtiyacımız var. Eşitlikten, özgürlükten, adaletten yana tüm insanları, barış umudunu büyütmeye çağırıyoruz.

    “SUSMUYORUZ, KORKMUYORUZ, İTAAT ETMİYORUZ”

    Açıklama metni Kürkçe olarak da okunduktan sonra Ankara Kadın Platformu adına İlke Kumar Taşlıoğlu açıklama metnini okudu.

    Taşlıoğlu, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

    “Dünya’da ve Türkiye’de bitmek bilmeyen kar hırsı ve baskıcı devlet politikaları her gün savaşı ve savaşın getirdiği yıkımı büyütmeye devam ediyor. Orta Doğu’dan Rusya, Ukrayna’ya, Filistin’e kadar derinleşmiş savaş bugün en çok kadınları ve çocukları öldürüyor. Öldürmekle kalmıyor yoksulluk ve açlıkla korkunç bir sefaletin içine halklar kendi elleriyle itiliyor. Savaşa bütçe ayıran ve savaşın çığırtkanlığını yapan devletin tek derdi daha fazla ölüm, daha fazla kar, daha fazla rant. Şavaşa hayır diyoruz. Barışı hemen şimdi istiyoruz.
    Güçsüzleştirdiği yerden kendine güç kazandığını sananlar bilsinler ki biz kadınlar daima özgürlüğü ve barışı yeşerteceğiz. Susmuyoruz, korkmuyoruz itaat etmiyoruz. Kaybolan çocukların, köleleştirilen kadınların hesabını soracak ve hepsi için özgür dünyayı yaratacağız. Güçlü ordu güçlü Türkiye diye slogan atanlara gücün tecavüz, taciz, kan dökmek, yok etmek gibi savaş suçları işleyerek elde edilemeyeceğini yine biz kadınlar öğreteceğiz. Kadınlar olarak biliyoruz ki gücümüzü kız kardeşliğimizden, verdiğimiz özgürlük ve eşitlik mücadelemizden alıyoruz.”

    “BARIŞ TALEBİ SİZİ BU KADAR KORKUTMASIN”

    DEM Parti Bingöl Milletvekili Ömer Faruk Hülakü ise şunları söyledi:

    “Zindanlarda rehin tutulan tüm yoldaşlarımıza selam göndermek istiyorum. Barış mücadelesi halklarının kardeşliği için verilmiş en önemli mücadeledir. Savaş çığlıkları atanlara karşı barışın sesi her zaman daha yüksek olacaktır. Her tarafımızı barikatlar ile sarmışlar, barış talebi sizi bu kadar korkutmasın.”

    PİRHA/ANKARA

  • ’15-16 Haziran ruhunu kuşanarak mücadele her alanda büyütülmeli’

    ’15-16 Haziran ruhunu kuşanarak mücadele her alanda büyütülmeli’

    PİRHA-Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, 15-16 Haziran İşçi Direnişi’nin yıldönümünde basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “15-16 Haziran sadece parlayıp sönen iki günlük bir eylem değildir. Türkiye işçi sınıfı Kavel’den Paşabahçe’ye, Paşabahçe’den Derby’e, işgallerle, direnişlerle, grevlerle biriktire biriktire, kendi mücadele süreçlerinden öğrenerek yürümüştür yolunu. Biriktirdikçe öğrenmiş, öğrendikçe daha da güçlenmiştir. İşte bu yüzden sadece bir tarih değildir 15-16 Haziran direnişi… ” denildi.

    Türkiye işçi sınıfı tarihinin en büyük işçi direnişlerinden biri olan 15-16 Haziran Direnişi’nin üzerinden 54 yıl geçti. Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, 15-16 Haziran İşçi Direnişi’nin yıldönümünde basın açıklaması düzenledi. Madenci Anıtı’nda yapılan açıklamada metni platform adına Songül Doğan okudu.

    “15-16 HAZİRAN SADECE BİR TARİH DEĞİLDİR, İLERİYE NASIL GİDİLECEĞİNİ GÖSTEREN KUTUP YILDIZIDIR”

    1970’de sendikalarının kapatılmasına karşı çoğunluğu İstanbul ve İzmit’te olmak üzere birçok kentte yüzbinlerce işçinin harekete geçtiğini hatırlatan Songül Doğan, “Kapitalistler korkularından İstanbul’u terk etmeye başlamıştır. Saldırı yasasına karşı tek bir yürek olan işçiler, bir sınıf olarak patronlar düzeninin karşısına dikilmiş, işçi sınıfının birleştiğinde ne kadar güçlü olduğunu ve neler yapabileceğini göstermiştir.
    15-16 Haziran sadece parlayıp sönen iki günlük bir eylem değildir. Türkiye işçi sınıfı Kavel’den Paşabahçe’ye, Paşabahçe’den Derby’e, işgallerle, direnişlerle, grevlerle biriktire biriktire, kendi mücadele süreçlerinden öğrenerek yürümüştür yolunu. Biriktirdikçe öğrenmiş, öğrendikçe daha da güçlenmiştir. İşte bu yüzden sadece bir tarih değildir 15-16 Haziran direnişi… ondan öğrenerek daha ilerisine nasıl gidileceğini gösteren bir kutup yıldızıdır” dedi.

    “TÜM TEHDİT VE BASKILARA RAĞMEN İŞÇİLER İŞBAŞI YAPMAMIŞTIR”

     Doğan, 15-16 Haziran’ı yaratan koşullar nelerdir? Diye sorarak şunlar söyledi:

    “O günlerde işçi sınıfının DİSK çatısı altında büyüyen mücadelesi sermayeyi ve Türk-İş bürokratlarını endişelendirir. İşçi hareketinin gelişiminin engellenmesi ve DİSK’in etkisizleştirilmesi için hazırlıklar yapılır. 1970 yılında CHP’li ve AP’li milletvekilleri 274 Sayılı Sendikalar Kanunu ile 275 Sayılı Grev ve Lokavt Kanunun’da değişiklik yapılması için ayrı ayrı taslaklar hazırlar. Bu taslaklar komisyonda birleştirilerek tek bir taslak haline getirilir ve meclise sunulur. Hazırlanan tasarı getirdiği ülke barajı, noter şartı, Uluslararası sendikal hareketle ilgili kısıtlamalar gibi başlıklarla DİSK’in fiilen etkisizleştirilmesini hedefler.
    Tasarının mecliste kabul edilmesinin ardından işçiler 15 Haziran günü İstanbul ve Kocaeli’de fabrikalarından çıkarak yürüyüşe geçer. Gerçekleşen yürüyüşlere 150 bine yakın işçi katılır. Eylemle katılanlar arasında Türk-İş üyesi işçiler de vardır.

    16 Haziran günü eylemlerin daha da büyümesini egellemek için devletin eylemlere müdahalesi sert olur. Farklı kollardan yürüyen işçilerin buluşmasını engellemek için köprüler kapatılır, vapur seferleri iptal edilir. Kurulan polis ve asker barikatlarıyla yürüyüşlere engel olmak istenir. Kadıköy’de polis işçilerin üzerine ateş açarak 3 işçiyi katleder. İşçi sınıfının eylemi karşısında İstanbul’da sıkıyönetim ilan edilir.
    Olayların gelişimi DİSK yöneticilerini korkutur ve yaptıkları çağrı ile eylemlere son verilmesini isterler. 17 Haziran’da yürüyüşler olmasa da işçiler eylemlere devam eder. Bazı fabrikalarda tüm tehdit ve baskılara rağmen işçiler günlerce işbaşı yapmamıştır. Sendika bürakratlarının korkularına eylemi geri çekme çabalarına rağmen işçi sınıfının saldırı yasasına karşı eylemli tepkisi sonucu Anayasa Mahkemesi yasayı iptal etmek zorunda kalır.”

    “GEREKEN 15-16 HAZİRAN RUHUNU KUŞANARAK FİİLİ MEŞRU MÜCADELEYİ HER ALANDA BÜYÜTMEKTİR”

    15-16 Haziran 1970’te yaşanların, işçi sınıfının sermaye düzenine meydan okuması olduğunun altını çizen Songül Doğan, “Görünürdeki neden sendikalar yasasında yapılan değişiklikler ve DİSK’in etkisizleştirilmesi olsa da, 1970 Haziranındaki kalkışmayı ortaya çıkaran asıl dinamik gelişen işçi hareketinin fabrika işgalleriyle, grev ve direnişlerle yarattığı birikimdir. Sermayenin devleti işçi sınıfına, ezilen halklara, gençliğe ve kadın hareketine düşmandır. Burjuvazinin devleti kendi bekasını sürdürmek için hak arayan işçilerin, ezilen halkların, geleceksizliğe mahkum edilen gençliğin, kadınların mücadelesini boğmak zorundadır.

    Sosyal yıkım saldırılarını gün geçtikçe arttırması, işçi sınıfının elinde kalan kırıntı düzeyindeki hakları ortadan kaldırmaya çalışması, Taksim 1 Mayıs’ı sonrası estirilen tutuklama terörü, Filistin halkının sözde yanında yer alıyorken iki yüzlüce Siyonist İsrail devleti ile tüm ilişkilerin sürdürülmesi ve Kürt halkının iradesi yok sayılarak Hakkari belediyesine kayyum atanması bu düşmanlığının sonucudur. Bugün sosyal yıkım saldırılarına, düşük ücretlere, hayat pahalılığına, kayyumlara, tutuklama saldırılarına karşı yapılması gereken de 15-16 Haziran ruhunu kuşanarak fiili meşru mücadeleyi her alanda büyütmektir” diye ekledi.

    PİRHA/ANKARA

  • Ankara’da irade gaspına karşı oturma eylemi yapıldı -VİDEO

    Ankara’da irade gaspına karşı oturma eylemi yapıldı -VİDEO

    PİRHA- Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, Hakkari Belediye Eş Başkanı Mehmet Sıddık Akış’a verilen cezaya ve belediyeye kayyım atanmasına tepki göstererek, “Buradan tekrar ediyoruz. Ne sokakta, ne mecliste bu hukuksuzluğun karşısında sessiz kalmayacağız. İrademizin yok sayılmasına sessiz kalmayacağız. Dün olduğu gibi bugün de demokrasi mücadelesinden ne pahasına olursa olsun vazgeçmeyeceğiz” denildi.

     

    Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, Hakkari Belediyesi’ne kayyım atanmasına ilişkin “Hakkari için Ankara ayakta” şiarıyla Sakarya Meydanı’nda basın açıklaması gerçekleştirdi.

    Açıklamada “Kayyımlar gidecek, biz kalacağız”, “Colemêrg ya me ye, şaredarî ya me ye (Hakkari bizimdir, belediye bizimdir)”, “Faşizme karşı omuz omuza”,”Colemêrg ya me ya” sloganları atıldı.

    Açıklamayı DEM Parti Ankara Kadın Meclisi Sözcüsü Nebahat Çalpan okudu.

    “FAŞİZMİN KAYYIM DARBESİNE SON VERMENİN YOLU HAKKARİ İRADESİNE SAHİP ÇIKMAKTIR”

    Nebahat Çalpan, AKP-MHP iktidarının her geçen gün meşruluğunu yitirirken, gayrı meşru uygulamalarına hız kesmeden devam ettiğini belirterek, “Kayyım, taşımalı seçmen ve her türlü haksız hukuksuz icraatlara karşı her defasında demokratik siyasetten vazgeçmeyen ve ısrarla sandığa iradesini taşıyan Kürt halkı Hakkari’de gasp edilmeye çalışılan iradesini savunuyor. Faşizmin kayyım darbesine son vermenin yolu Hakkari’nin iradesine sahip çıkmaktır.

    Kürt halkı demokraside ısrarını tüm Türkiye halklarına örnek olacak biçimlerle zenginleştirirken, bu ısrar karşısında iktidarın tahammülsüzlüğü sadece Kürdistan belediyelerinde değil sokakta, mecliste de devam ediyor. Hakkari belediyesine atanan kayyuma karşı ses çıkaran DEM parti milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde saldırıya uğramış ve milyonlarca vatandaşın iradesini temsil eden vekillerimize, iktidar ortaklarının milletvekilleri sözlü ve fiili saldırıda bulunmuştur. Buradan tekrar ediyoruz, ne sokakta ne mecliste bu hukuksuzluğun karşısında sessiz kalmayacağız. İrademizin yok sayılmasına sessiz kalmayacağız. Dün olduğu gibi bugün de demokrasi mücadelesinden ne pahasına olursa olsun vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    “SEÇME VE SEÇİLME HAKKI KÜRTLERİ KAPSAMIYOR MU?”

    Çalpan, “Anayasal bir düzenlemeden bahseden iktidar anayasanın 10. Maddesini es geçerek ülkede esas görevinin kaos olduğunu tüm Türkiye ve Kürdistan halklarına göstermiştir” diyerek şunları söyledi:

    “ 10. Madde gereğince teminat altına alınan eşit yurttaşlık Kürtler için geçerli değil midir?  Seçme ve seçilme hakları Kürtleri kapsayan bir hak değil midir?

    Herkesin din, dil, ırk, siyasi düşünce, inanç ve kanaat farkı gözetmeksizin, seçme ve seçilme hakkıyla eşit olduğu kağıt üstünde kalmış, uymadığınız, uymayacağınızı da ilan ettiğiniz eşit yurttaşlığa ne oldu?

    Hakkâri 2015’de seçti, kayyum atadınız. 2019’da seçti kayyum atadınız. 2024’de seçti yine kayyum atadınız. Yani Kürt bizim belirlediğimiz adayı seçmezse, seçiminin, oy attığı sandığın bir hükmü yoktur diyorsunuz. Bizim nezdimizde, Kürt halkının iradesinin nezdinde kayyımcı zihniyetiniz de yok hükmündedir”

    “KADINLARA BİÇİLEN SINIRLARI AŞA AŞA GELDİK”

    Belediye meclis üyelerinin oy birliği ile Eş Başkan seçtiği Viyan Tekçe’nin nezdinde, kadın iradesinin de kayyımcı zihniyet tarafından yok sayıldığının altını çizen Nebahat Çalpan, “Kadın mücadelesinin kazanımları sayesinde ortaya çıkan eş başkanlık uygulaması da iktidar ne yaparsa yapsın, ne mücadelemizden ne bu haklı mücadelenin Türkiye halklarına armağan ettiği kazanımlardan vazgeçmeyeceğiz. Kadınlara biçilen sınırları aşa aşa geldik. Ataerkil zincirleri kıra kıra geldik. Eş başkanlık, Kürt kadın hareketinin ısrarla sürdürdüğü özgürlük ve eşitlik mücadelesinin mor çizgisidir, asla vazgeçmeyeceğimizi buradan bir kere daha dile getiriyoruz.

    Mecliste de, sokakta da bulunduğumuz her yerde adaletsizliğe karşı adaletin çığlığı olmaya devam edeceğiz. İktidarın yaşadığı krizi, kaybettiği yönetme kabiliyetini Kürt Halkı’na saldırarak gizlemesine izin vermeyeceğiz. Dün olduğu gibi bugün de tüm adaletsiz uygulamalara karşı bulunduğumuz her yerde itiraz etmeye, barış ve demokrasi tesis edilene kadar mücadele etmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

    Açıklamanın ardından oturma eylemi ile kayyım protesto edildi.

    PİRHA/ANKARA

  • Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri: Eşit yurttaşlık Kürtler için geçerli değil midir? VİDEO

    Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri: Eşit yurttaşlık Kürtler için geçerli değil midir? VİDEO

    PİRHA-Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, Hakkari Belediye Eş Başkanı Mehmet Sıddık Akış’a verilen cezayı ve belediyeye kayyım atanmasına tepki göstererek, “Herkesin din, dil, ırk, siyasi düşünce, İnanç ve kanaat farkı gözetmeksizin, seçme ve seçilme hakkıyla eşit olduğu kağıt üstünde kalmış, uymadığınız, uymayacağınızı ilan da ettiğiniz eşit yurttaşlığa ne oldu?” diye sordu.

    Hakkari Belediyesi Eş Başkanının gözaltına alınıp ardından belediyeye kayyım atanması büyük tepkilere neden oldu.

    Hakkari Belediye Eş Başkanı Mehmet Sıddık Akış’a, yargılandığı Hakkari 1’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde 19 yıl 6 ay ceza verildi. Mahkeme ayrıca Akış’ın tutuklanmasına karar verdi.

    Tepkiler gelmeye devam ederken, Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, “Belediyeler bizimdir, gaspa izin vermeyeceğiz” diyerek basın açıklaması düzenledi.

    Açıklamayı DEM Parti Ankara İl Örgütü Eş Başkanı Fatin Kanat okudu.

    “EŞ BAŞKANIMIZA VERDİĞİNİZ SİPARİŞ CEZAYI TANIMIYORUZ”

    Fatin Kanat, İktidarın Kürde ve Kürdün yanında duran muhalife uyguladığı demokrasi dışı hamlelerin sonunun gelmediğini belirterek ” Fetöcü ve darbeci olmakla itham ettikleri ve halen aranan bir savcının düzmece gerekçelerle 10 yıl önce açmış olduğu dava tozlu raflardan alelacele indirilerek, Hem ön seçimde hem genel yerel yönetimler seçiminde Hakkâri halkının tercihi olmuş, seçim kazanmış, Belediye Eş Başkanımız Mehmet Sıddık Akış’ın, yerine kayyum atanması rezaleti bir yana, gözaltına alınır alınmaz bir çırpıda talimatla iş gören yargı eliyle 19 yıl 6 aya mahkum edildiğini öğrendik.

    Şunu hemen en başta söyleyelim, halkımızın iradesini hiçe sayan kayyum atama kararınızı da, Eş Başkanımıza verdiğiniz özel sipariş cezayı da tanımıyoruz. Tanımayacağız. Mehmet Sıddık Akış Onurumuzdur. İrademizdir. Ona sonuna kadar sahip çıkacağız” dedi.

    “KÜRT BİZİM BELİRLEDİĞİMİZ ADAYI SEÇMEZSE SANDIĞIN HÜKMÜ YOK DİYORSUNUZ”

    “Anayasa’nın 10. Maddesince teminat altına alınan eşit yurttaşlık Kürtler için geçerli değil midir?” Diye soran Kanat, şu ifadeleri kullandı:

    “Herkesin din, dil, ırk, siyasi düşünce, İnanç ve kanaat farkı gözetmeksizin, seçme ve seçilme hakkıyla eşit olduğu kağıt üstünde kalmış, uymadığınız, uymayacağınızı Îlam da ettiğiniz eşit yurttaşlığa ne oldu?

    Hakkâri 2015’de seçti kayyum atadınız. 2019’da seçti kayyum atadınız. 2024’de seçti yine kayyum atadınız.

    Yani Kürt bizim belirlediğimiz adayı seçmezse, seçiminin, oy attığı sandığın bir Hükmü yoktur diyorsunuz.

    O zaman, hani normalleşmeden, yeni Anayasadan falan bahsediyorsunuz ya, Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan’ın dünkü grup toplantısında belirttiği gibi, Anayasanın ilk maddesine, bizim belirlediğimiz adayı seçmeyen Kürdün seçimi hükümsüzdür yazın, olsun bitsin. İkinci maddeye de Kürtler tebamızdır ve sömürgedirler yazmayı da unutmayın.

    Barış diyen Tahir Elçi, silahları devreden çıkarın, diyalog ve müzakere kanallarını açın çağrısı yaparken alçakça katledildi.”

    “BU OYUNU EL BİRLİĞİ İLE BOZACAĞIZ”

    Belediyeleri ve kazanımlarını gasp ettirmeyeceklerini vurgulayan Kanat, “Demokratîk siyasette ısrar eden Kürt siyasetçilerin başına nice çoraplar ördünüz, rehin aldınız, yüzlerce yıl cezalara çarptırdınız. Kürt halkı ve onun öncüsü olan siyasiler bütün bu baskılara rağmen demokratik siyasette ısrar ediyorlar. Bunun kıymetini bilin.

    Barış, diyalog ve müzakere çağrısı yapan bir Belediye Eş Başkanımız daha mahkum etmemizin, size, bu coğrafyaya, halklarımıza kazandıracağı bir şey yok. Artık yeter, Êdî Besê, Êdî Besê!

    Belediyelerimizi ve kazanımlarımızı gasp ettirmeyeceğiz. Bu oyunu el birliğiyle mutlaka bozacağız” diye ekledi.

    Açıklamanın ardından kitle polisin engellemelerine rağmen,  sloganlar ve zılgıtlar eşliğinde DEM Parti Ankara İl binasına yürüdü.

    PİRHA/ANKARA

  • Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri: Gezi, Kobane, 1 Mayıs tutsaklarına adalet-VİDEO

    Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri: Gezi, Kobane, 1 Mayıs tutsaklarına adalet-VİDEO

    PİRHA-Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri; Gezi, Kobane ve 1 Mayıs tutuklularının serbest bırakılması talebiyle açıklama yaptı. Açıklamada, “Karşımızda emeği, doğayı, kentlerimizi, yaşamlarımızı sömürerek, şiddetle bastırarak ayakta duran bir iktidar var.Karanlık gidecek Gezi kalacak, Karanlık gidecek Kobane Kalacak, Taksim emeğin olacak. Eşitlik özgürlük, barış ve adalet mücadelesini yanyana büyütmeye devam edeceğiz “denildi.

    Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, “Gezi, Kobane, 1 Mayıs tutuklularına adalet” diyerek Sakarya Meydanı’nda basın açıklaması yaptı. Açıklama metnini platform adına Serdar Kibar okudu.

    “GEZİ, KOBANE VE 1 MAYIS TUTSAKLARINA ÖZGÜRLÜK TALEBİYLE BİR ARADAYIZ”

    Serdar Kibar, “Haziran isyanının yıldönümüne günler kala eşitlik, özgürlük ve adalet talebiyle bir kez daha bir aradayız” diyerek şunları ekledi:

    “Halkın taleplerinin bastırılması için devreye sokulan devlet şiddeti, siyasi yargılamalar, tutuklamalar ve mahkumiyet kararları karşısında adalet talebiyle bir aradayız. Gezi, Kobane ve 1 Mayıs tutsaklarına özgürlük talebiyle bir aradayız. Eşitlik, özgürlük ve basış talebini bastırmak üzere gerçekleştirilen kitle katliamlarının; Maraş’ın, Sivas’ın, Suruç’un, 10 Ekimin cezasızlık politikasıyla aklanması karşısında adalet talebiyle bir aradayız. Adalet mücadelesi yoksullaştırılan, geleceksizleştirilen, yaşam hakkı elinden alınan; emeğin, halkların, kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesiyle büyütmek üzere bir aradayız.”

    “YAĞMA VE SÖMÜRÜ DÜZENİNİN KARŞISINDA MİLYONLARIN İNSANCA BİR YAŞAM TALEBİYLE BİR ARADAYIZ”

    Sermaye iktidarının emeğe yönelik saldırı programını Orta Vadeli Program ile ortaya koyduğunu belirten Kibar,“Bu program halktan alıp sermayeye kaynak aktarılan 2024 bütçesi, geçtiğimiz günlerde yayınlanan tasarruf genelgesi ile devam ediyor. Kamusal hizmetlere, eğitime, sağlığa, ulaşıma kaynak yok. Okullara öğretmen, atama bekleyen öğretmene iş yok. Sağlık hizmetine kaynak yok, artan sağlık ihtiyacını karşılayacak sağlıkçı ataması yok, sağlıkçılar işsiz. Temel yaşamsal ihtiyaçlara her gün zam geliyor. Asgari ücret açlık sınırının altında. Asgari ücrete Temmuz ayında zam yapılmayacağı yeniden yeniden ilan ediliyor. Milyonlarca emekli itibarsızlaştırılıyor, 10 milyona yaşamaya mahkum ediliyor. Emekli maaşına zam yok diyorlar. Kiralar almış başını gidiyor, sermaye bakanı Şimşek, fahiş kira zamlarını ancak bir nebze frenleyen kira artışında %25 sınırına ihtiyaç olmadığını söylüyor. İşsizlik artarken emekçiler güvencesiz biçimlerde, uzun sürelerle çalıştırılıyor. Toplu işçi katliamları sıradanlaşıyor. Somayı Ermenek, Ermenek’i Amasra, Amasra’yı İliç maden katliamları takip ediyor. Emeğimiz, kamusal kaynaklar, toprağımız, kentlerimiz yağmalanıyor. Bugün burada bu yağma e sömürü düzenin karşısında insanca bir yaşam talebiyle bir aradayız” diye konuştu.

    “TAKSİM EMEĞİN MEYDANIDIR”

    ‘Taksim emeğin meydanıdır, 1 Mayıs meydanıdır’ diyenlerin polis şiddetine maruz kaldığının altını çizen Serdar Kibar, “İktidar politikalarına tepki yerel seçimlerde iktidarı sarsmasına rağmen sermaye iktidarı yağma ve sömürü programını tavizsiz uygulama kararlılığında. İktidar, sonucu yoksulluk, işsizlik, geleceksizlik olan politikalara karşı gelişecek tepkileri bastırmak için her yolu deniyor. Tepkileri denetleyebilmek için ‘yumuşama’ söylemi geliştirerek muhalefeti de belirlemeye çalışıyor. Emeğin birlik, mücadele ve dayanışma günüden meydanlar emekçilere yasaklanmak isteniyor. İstanbul 1 Mayısında Taksim çevresinde adeta olağanüstü hal ilan ediliyor. ‘Taksim emeğin meydanıdır, 1 Mayıs meydanıdır’ diyenler polis şiddetine maruz kalıyor, gözaltına alınıyor, tutuklanıyor. 1 Mayıstan bugüne 48 arkadaşımız Taksim ‘1 Mayıs meydanıdır’ dediği, emeğin hakkını savunduğu için tutuklandı. Pazartesi günü yapılan ev baskınlarıyla gözaltına alınan 28 arkadaşımızın ise bugün savcılık ifadeleri alınacak. Taksim tutsaklarına özgürlük için, adalet için bir aradayız.
    İktidarın emekçilere meydan yasaklatan korkusunun nedenini biliyoruz. Geziden biliyoruz, Kobane’den biliyoruz. Sermaye iktidarı halkın örgütlü gücünü yenemeyeceğinin bilincinde” dedi.

    “İKTİDARIN GEZİ KORKUSU GEÇMEDİ”

    Haziran isyanın bir halk isyanı olduğunu söyleyen Serdar Kibar, “Bu toparlakların köklü direniş tarihine milyonların eşitlik ve özgürlük talebi olarak kazındı. İktidarın Gezi korkusu geçmedi. ‘Yumuşama’ söylemleriyle muhalefete ayar vermeye çalışanlar, Gezi Davası’nda verilen haksız ve hukuksuz kararla arkadaşlarımız iki yılı aşkın süredir özgürlüklerinden yoksun bırakmaya devam ediyor. Halkın iradesini önce Geziyi bastırarak yok sayan iktidar, halkın vekili Can Atalay’ı kendi hukukunu, Anayasa Mahkemesi kararlarını tanımayarak tutsak etmeye devam ediyor. Gezi halktır demek üzere, Gezi tutsaklarına özgürlük ve adalet için bir aradayız” ifadelerini kullandı.

    “KOBÂNE’NİN ÇIĞLIĞINA MİLYONLARCA İNSAN SES OLARAK SOKAKLARA ÇIKMIŞTI”

    Kürt halkının siyasi temsilcilerine, sosyalistlere, devrimcilere 400 yılı aşkın sürelerle cezalar verildiğini hatırlatan Kibar, şu ifadeleri kullandı:

    “Biliyoruz ki milyonlarca insan Kobanî Kumpas Davasında ceza alan Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş şahsındaki bütün tutsakların suçsuz olduğunu biliyor. IŞİD’in Kobane topraklarına saldırdığı, katliamlarına yeni katliamlar eklemek istediği bir süreçte, Kobâne’nin çığlığına milyonlarca insan ses olarak sokaklara çıkmıştı. Kürt halkı Kobâne’de IŞİD’e karşı direnirken, 2014 yılının Ekim ayında bu topraklarda yaşayan bütün halklar, Gezi direnişinin de ortaya çıkardığı kardeşlik ve mücadele bilinciyle, Kobâne direnişini selamlamış ve Kürt halkıyla sokakta buluşmuştu. Kumpas yargılamaları, onlarca yıllık cezalarla bastırılmak, yok edilmek istenen Kürt halkının eşitlik ve özgürlük mücadelesidir, halkların ortak mücadelesidir, biliyoruz.

    Kobane kumpas davasıyla tutsak edilen arkadaşlarımıza özgürlük ve adalet için bir aradayız. Eşitlik, Adalet, Özgürlük, Barış Mücadelesini Büyüterek Sürdüreceğiz. Karşımızda emeği, doğayı, kentlerimizi, yaşamlarımızı sömürerek, şiddetle bastırarak ayakta duran bir iktidar var. Biliyoruz ki yaşamı üreten milyonların eşitlik, özgürlük ve adalet talebi çok güçlü ve kazanacak. Karanlık gidecek Gezi kalacak,karanlık gidecek Kobane kalacak, Taksim emeğin olacak. Eşitlik özgürlük, barış ve adalet mücadelesini yanyana büyütmeye devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Soma Katliamı’nda hayatını kaybedenler Ankara’da anıldı: Unutmadık!-VİDEO

    Soma Katliamı’nda hayatını kaybedenler Ankara’da anıldı: Unutmadık!-VİDEO

    PİRHA-Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, 301 madencinin hayatını kaybettiği Soma Katliamı’nın 10. yılında basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada, “Soma’da yitirdiğimiz 301 madencinin geride bıraktığı acıyı ve öfkeyi yeni Somaların yaşanmaması adına geleceğe taşımakla yükümlüyüz. Soma’yı unutmayacağız, unutturmayacağız” denildi.

    Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, “Soma, Ermenek, Bartın, İliç kaza değil, katliam! İş cinayetlerinin hesabını soracağız” diyerek Madenci Anıt’ı önünde bir araya geldi. 13 Mayıs 2014’te yaşanan 301 madencinin hayatını kaybettiği Soma Katliamı’nda hayatını kaybedenler 10. Yılında anıldı.

    “BİZİM MÜCADELEMİZ 301’E OLAN BORCUMUZDUR”

    Açıklamadan önce Bağımsız Maden İşçileri Sendikası adına söz alan Abdürrahim Demiryürek, “301 kardeşimizin Soma ‘da daha çok üretim, daha çok kar için inşa edilmiş siyaset, sermaye, sarı sendika ilişkiler ağı tarafından katledilişinin 10. Yılında İlk günden itibaren tüm sorumlular, bu katliamdan sorumlu olan her bir kişi mutlaka yargılanacak dedik. Bu uğurda 301 aileleri, Somalılar, avukatlar, ülkenin duyarlı insanlarının sürdürdüğü kesintisiz bir mücadele ile bugüne geldik. Katillere mahkeme salonunu dar ettik ama yargıdaki patron, siyaset vesayeti hakimlerin, savcıların değişmesini sağlayarak adeta ödül gibi cezalar vererek mezarda yatan 301 canımızın, ailelerinin acısını bir kez daha büyüttüler. Patronlar, ölen her bir madenci kardeşimiz için sadece 8 gün hapisle cezalandırıldı. Üretim zorlamasıyla, maliyet hesabıyla, küfürle, hakaretle, baskıyla yıllarca köle gibi çalıştırdıkları 301 madencinin ölümü ve 162 madencinin yaralanmasına karşılık hiçbir ceza almadılar. İşbirlikçi sarı sendika ve dönemin siyasi sorumluları yargılanmadı bile. Şimdi aynı mahkemeler katliamdan 47 gün önce ‘hiçbir eksik yoktur’ raporu veren kamu görevlilerini yargılıyor. Suçlamalar yine ödül gibi. Yatarı olmayan, yetersiz suç isnatlarıyla konu kapatılmaya çalışılıyor”dedi.

    “Soma ve daha yüzlerce işçi katliamındaki cezasızlık bugün yeni katliamların önünü açmaktadır”diyen Demiryürek, “Somadan sonra Siirt Bakır Madeninde 16 işçi, Bartın Amasra’da 43 madenci, Erzincan İliçʻte 9 madenci katledildi; 5 madenci halen toprak altından çıkarılmayı bekliyor. Her gün işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri piyasaya terk edildiği için isçiler çalışırken ölüyor ya da ağır meslek hastalıklarına maruz kalıyorlar. Biz sadece Somada değil, memleketin her bir noktasında madencilerin adalet talebinin sözcüleriyiz. Memleketin her yerinde maden işçileri Soma’daki gibi sarı sendika ve patronların zulmü altında yıllardır eziliyorlar ve öldürülüyorlar. Bizim mücadelemiz 301’e olan borcumuzdur” diye ekledi.

    “YENİ SOMALARIN ÖNÜNE GEÇMEK İÇİN ADALET ARAYIŞIMIZ 10. YILDA DA SÜRÜYOR”

    Açıklamayı Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri adına Songül Doğan okudu.

    13 Mayıs’ta Soma Maden Katliamı’nın üzerinden 10 yıl geçtiğini hatırlatan Doğan, “Bu katliamda yitirdiğimiz 301 madencimizin acısı ve katliamın yarattığı öfke hala taze. Acımızı ve öfkemizi hala taze tutmamızın bir sebebi var. Soma Davası, bugün tek bir sorumlunun bile gerçek anlamda cezalandırılmadığı bir utançla noktalandı. Acımız ve öfkemiz hala taze çünkü gerçek sorumlular dışarıda gezerken Can Atalay ve Selçuk Kozaağaçlı gibi Soma Davası’nın peşini bırakmayan halkın hukukçuları yıllardır cezaevinde.

    Acımız ve öfkemiz hala taze çünkü bu 10 yılda aynı acıları tekrar tekrar yaşadık. 28 Ekim 2014’te Ermenek’te 18 madenciyi, 17 Kasım 2016’da Siirt Şirvan’da 16 madenciyi, 14 Ekim 2022’de Amasra’da 42 madenciyi, 23 Kasım 2022’de yine Şirvan’da 3 madenciyi ve son olarak 13 Şubat’ta Erzincan İliç’te 9 madencimizi göz göre göre gelen iş cinayetlerine kurban verdik. Hesabı sorulmayan her bir iş cinayeti, her bir maden katliamı bir yenisini beraberinde getirdi. Elbette bunlar sadece kamuoyuna yansıyanlar, yani bu düzenin gizleyemedikleri. Hemen her gün işyerlerinde, madenlerde sayısız iş kazası gerçekleşirken; isimsiz pek çok emekçi kardeşimizi bu iş cinayetlerine kurban vermekteyiz. İSİG Meclisi verilerine göre bu yılın ilk üç ayında 425 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Bu ölümlerin sebepleri açık: Denetimsizlik, kuralsızlık, güvencesizlik ve en başta bu ihmallerin sorumlusu siyasal iktidarın asli görevlerini yerine getirmemesi; daha da vahimi sermayenin çıkarlarını insan hayatının önüne koyan politikalarıdır” diye belirtti.

    “MADENCİ ÇOCUKLARI HER AN BABALARININ ÖLÜM HABERİNİ ALMA KORKUSUYLA YAŞAMASIN”

    Türkiye’nin halen caydırıcı, emekçinin yaşamını öne alan bir işçi sağlığı ve güvenliği politikasına sahip olmadığının altını çizen Songül Doğan, şunları kaydetti:

    “Sözde, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile işçi sağlığı ve güvenliğini temel alan bir yasa hayata geçirilecekti; görüldüğü üzere sermayedarlar çıkarları söz konusu olduğunda bırakın yasalara uymayı, en temel önlemleri almaktan bile imtina etmektedir. Nasıl olsa rüşvetle, ahbap çavuş ilişkileriyle, siyasi iktidarla kurulan bağlarla yasaların üzerinden rahatlıkla atlanabilmektedir.

    Bu yüzden öfkeliyiz! Bizler yeni Somalar, İliçler, Amasralar, Ermenekler, Şirvanlar yaşanmasın; madenci çocukları her an babalarının ölüm haberini alma korkusuyla yaşamasın; anaların babaların yüreğine evlat acısı düşmesin istiyoruz. Ancak kar hırsını her şeyin önüne koyanların, onları koruyup kollayanların, hemen her kazaya mukadderat diyerek yaklaşanların bunu anlamalarını da beklemiyoruz. Soma’nın 10. yılında bir avuç kömür için bir ömür verenleri bir kez daha saygıyla anıyor, yeraltında her gün iş cinayetleriyle, meslek hastalıklarıyla yüz yüze çalışmak zorunda olan madencilerimizi buradan selamlıyoruz. Bizler Soma’da yitirdiğimiz 301 madencinin geride bıraktığı acıyı ve öfkeyi yeni Somaların yaşanmaması adına geleceğe taşımakla yükümlüyüz. 10 yıldır her yıldönümünde bunu hatırlattık, hatırlatmaya da devam edeceğiz. Soma’yı unutmayacağız, unutturmayacağız! Gerçek sorumlular yargılanana, gerçek anlamda hesap sorulana kadar Soma için adalet arayışımızı sürdüreceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri: Canımız ve doğamız göz göre göre katledildi -VİDEO

    Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri: Canımız ve doğamız göz göre göre katledildi -VİDEO

    PİRHA-Erzincan’ın İliç ilçesinde bulunan Çöpler Altın Madeni’nde yaşanan maden faciasında 9 işçi toprak altında kalırken, çok sayıda tehlikeli kimyasal da toprağa karıştı. Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri Ankara’da bir basın açıklaması yaparak, “Çevre kırımına yol açan siyanür ile altın madenciliği işçi ve halk sağlığını da olumsuz etkilemekte. 2022 yılında madende çalışan işçiler çektikleri videolar ile siyanürlü toprakta zorla çalıştırıldıklarını, baş ağrısı olmak üzere yaşadıkları sağlık sorunlarını dile getirmişti” dedi.

    Erzincan’ın İliç ilçesinde bulunan Anagold Madencilik tarafından işletilen Çöpler Altın Madeni faciasında 9 işçi toprak altında kalırken, altın madeninin çıkarılması için kullanılan siyanür başta olmak üzere birçok kimyasal toprağa karşıtı.

    Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, Madenci Anıtı önünde konuya ilişkin açıklama yaptı. Ortak açıklama metnini Bağımsız Maden İşçileri Sendikası Ankara Temsilcisi Hüseyin Uğur Şahin okudu.

    “TÜM UYARILARA RAĞMEN MADEN FAALİYETLERİ İKTİDARIN GÖZETİMİNDE DEVAM ETTİ”

    İliç’te yaşanan çevre ve işçi katliamının göz göre göre geldiğini belirten Hüseyin Uğur Şahin, “13 Şubat tarihinde Erzincan’ın İliç ilçesinde Çalık Holding ve uluslararası sermayeli SSR Mininig’e bağlı Çöpler Altın Madeni’nin bulunduğu geniş bir alanda altın çıkarıldıktan sonra biriken siyanürlü toprak dağının çökmesi sonucu 9 işçiden haber alınamıyor. İliç’te yaşanan çevre ve işçi katliamı göz göre göre gelmiştir. Senelerdir bölge halkının ve madende çalışan işçilerin uyarılarına, eylemlerine, sendikaların ve meslek örgütlerinin itirazlarına rağmen maden şirketi siyasi iktidarın gözetiminde faaliyetine devam etmektedir. Çevre kırımına yol açan siyanür ile altın madenciliği işçi ve halk sağlığını da olumsuz etkilemekte. 2022 yılında madende çalışan işçiler çektikleri videolar ile siyanürlü toprakta zorla çalıştırıldıklarını, baş ağrısı olmak üzere yaşadıkları sağlık sorunlarını dile getirmişti. Yine yakın zamanda işçiler çatlakların varlığı konusunda şirket uyarmış ama kimse bu uyarıyı ciddiye almamıştı” dedi.

    “ÇERNOBİL FELAKETİ NİTELİĞİNDE”

    Bölge halkının burada yaşanacak sızıntının bir Çernobil felaketi niteliğinde olacağını defalarca söylediğini hatırlatan Şahin, “Ekoloji mücadelesi verenler madenin Fırat Nehri’ne sızıntı yapma riski olduğunu bunun nehrin tüm havzasını kapsayan bir çevre felaketine yol açacağını yılmadan dile getirmişlerdi. Canımız ve doğamız göz göre göre katledildi. İşçiler her gün siyanürlü toprakta çalıştıkları yetmiyormuş gibi binlerce ton toprağın altında kaldılar” diye ekledi.

    “NE EMEĞİMİZİ, NE SUYUMUZU SERMAYEYE KAYNAK ETMEYECEĞİZ”

    Şahin, “Arama çalışmaları ise ne yazık ki yine el yordamıyla yapılmakta ve siyanür ve zehirlenme risklerine karşı hiçbir önem alındığı görülmemektedir” diyerek şöyle devam etti:

    “İliç’e gitmek isteyen, madencilere ve ailelerine destek olmak isteyen emek ve meslek örgütü temsilcileri ile hukukçuların ilçeye girişi engellenmektedir. Anagold Madencilik şirketine devasa kapasite artışı onayları vererek maden alanını 3 kat arttıran siyanür sızıntısından sonra madeni kapatmak yerine şirketin 7 milyon dolarlık vergi borçlarını silen, İngöl -Yedisu aktif fay hattına rağmen madenin faaliyetine izin veren, madenin yarattığı yıkama karşı toprağını korumak isteyen köyleri medyada hedef gösteren herkes İliç ve işçi katliamının suç ortağıdır. İşçilerin iradesini ipotek altına almayan çalışanlar da bu suçun ortağıdır. Anagold şirketi İliç’e geldiğinde ilk iş olarak işçilere yeni bir kelepçe takmak için sarı sendika Türkiye Maden İşi getirdi. Ne emeğimizi, ne tarlamızı, ne suyumuzu, havamızı sermayeye kaynak etmeyeceğiz. Göçük altında kalan 9 arkadaşımızın sağ salim kurtarılmaları tek ve öncelikle dileğimizdir.”

    “KARARIN SORUMLUSU MURAT KURUM İBB ADAYLIĞIYLA ÖDÜLLENDİRİLDİ”

    İklim Adaleti Koalisyonu, Ekoloji Birliği, Ekoloji Birliği Kadın Meclisi, Marmaris Kent Konseyi, Kazdağları Ekoloji Platformu, Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, Kazdağları Kardeşliği adına ortak metni okuyan Tuğba Kahraman ise, “Erzincan İliç Çöpler Altın Madenin’de meydana gelen siyanürlü yığın sahasındaki çökme sonucu göçük altında sadece işçiler değil, siyasi iktidar da kalmıştır. Ekoloji örgütleri, odalar, sendikalar, barolar olarak İliç’te Anagold madenciliğe ait Çöpler Madeni’nin kapatılması için yıllardır siyasi iktidarı uyarıyoruz.” dedi.

    Kahraman şunları kaydetti:

    “Madenin 3 katı büyütülmesi için son kapasite artışı talebine, ekoloji hareketlerinin itirazlarına rağmen ÇED olumlu kararı dönemin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum döneminde verildi. İliç’teki katliama yol açan kararın sorumlusu Murat Kurum ise İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adaylığı ile ödüllendirildi. Kaç kişinin göçük altında kaldığını ne kadar alanın zehirlendiğini bilmiyoruz. Ekokırıma yol açan facianın sonuçları, kamu yararı gözetmesi gereken kurum ve temsilcilerce ısrarla halktan gizleniyor.

    Göçüğün bulunduğu ekokırım alanı, bağımsız gözlemcilerin denetimine açılmalı, delillerin karartılmasının önüne geçilmeli, süreç kamuoyuna açık biçimde yürütülmelidir. İncelem heyetimiz ile suç mahallinde olacak ve bu süreci yakından takip ederek sorumluların kanun önünde hesap vermelerini sağlayacağız.”

    PİRHA/ANKARA

  • Depremde hayatını kaybedenler Ankara’da anıldı: Sorumlu sermaye düzenidir-VİDEO

    Depremde hayatını kaybedenler Ankara’da anıldı: Sorumlu sermaye düzenidir-VİDEO

    PİRHA-Maraş merkezli 6 Şubat depremlerinde yaşamını yitirenler, 1. Yılında Ankara’da anıldı. Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri’nin düzenlediği anmada,“ 6 Şubat depremleri asrın felaketi değildir, asrın katliamıdır. Bugüne kadar yapılan bütün bilimsel uyarılara ve meslek örgütlerinin tüm çağrılarına rağmen hükümet ve devlet yöneticileri deprem tehlikesine karşı gerekli tedbirleri almamış, aksine rantı büyütmüştür“ denildi.

    Maraş’ta 6 Şubat 2023’te yaşanan 7,8 ve 7,5 büyüklüğündeki depremler sebebiyle 11 şehir ağır yıkıma uğradı. Resmi rakamlara göre en az 53 bin 537 kişi hayatını kaybetti ve toplam 122 binden fazla kişi ise yaralandı.

    Depremin üzerinden 1 yıl geçmesine rağmen bölgede yaşanan sorunlar devam ederken, Ankara’da depremde hayatını kaybedenler anıldı. İnsanlık Anıt’ı önünde bir araya gelenler,” Deprem değil rant öldürür, yıkılmayan kentler yaratacağız” sloganlarını attı.

    Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri adına basın metnini, Ankara Eğitim Sen 3 Nolu Şube Üyesi Nihat Karyelioğlu okudu.

    İnsanlık Anıtı önünden Kızılay binasına yürüyen grup mumlar yakıp, karanfillerini bıraktı.

    “ASRIN FELAKETİ DEĞİL, ASRIN KATLİAMIDIR”

    Nihat Karyelioğlu; sorumları affetmeyeceklerini, hesabını soracaklarını belirterek, “6 Şubat depremlerinin üzerinden tam bir yıl geçti. Depremlerde kaybettiğimiz canlarımızı saygıyla, sevgiyle anıyoruz. 6 Şubat depremlerinden sonra yaşama tutunanların acılarını hafifletmenin, yeni katliamlar yaşanmasını engellemenin yolu bu yıkıma neden olanların hesap vermesini sağlamak; kentsel yağmayı, ekolojik yıkımı, sömürü düzenini sürdürerek yeni katliamlara davetiye çıkaran rant ve yağma düzenine son vermektir.
    Bu nedene bugün burada bir kez daha canlarımızı kaybetmemize, kentlerimizin yok olmasına, bir doğa olayının katliama dönüşmesine neden olanları affetmediğimizi, hesap soracağımızı haykırmak için biraradayız. Rant ve yağma düzenine son vereceğimizin, yıkıntıların arasından kentlerimizi, ülkeyi ve yeni bir yaşamı inşa edeceğimizin sözünü vermek üzere biraradayız. Deprem değil rant ve yağma düzeni öldürdü.

    Acımız, öfkemiz çok büyük. Canlarımızı aramızdan alanın doğal bir afet olmadığını, sermayenin gözü dönmüş kar hırsıyla kentlerimizin birer mezarlığa dönüştürüldüğünü, kentin yaşam alanı olarak değil bir rant alanı olarak görülüp yağmalandığını, rant odaklı belediyecilik ve kentleşmeyle, imar aflarıyla, kamusal denetimin olmamasıyla katliamın hazırlandığını biliyoruz. Göz göre göre yaşadık. Bu nedenle 6 Şubat depremleri asrın felaketi değildir, asrın katliamıdır. Bugüne kadar yapılan bütün bilimsel uyarılara ve meslek örgütlerinin tüm çağrılarına rağmen hükümet ve devlet yöneticileri deprem tehlikesine karşı gerekli tedbirleri almamış, aksine rantı büyütmüştür. 6 Şubat depremlerinde sermayenin kar hırsının, rant düzeninin yarattığı ve yaratabileceği yıkımın boyutları kentlerimizin, ilçelerimizin yok olmasıyla, onbinlerce ölüm, yüzbinlerce yaralı ile göz önüne serilmiştir. Sorumlu ise sermaye düzenidir, tek adam diktatörlüğüdür.

    “DEPREM DEĞİL YAŞAMI YOK SAYAN SERMAYE DÜZENİ ÖLDÜRDÜ”

    Deprem değil yaşamı yok sayan sermaye düzeni öldürdü. Acımız, öfkemiz büyük; çünkü pek çok canımızın kurtulabilecekken ölüme terkedildiğini biliyoruz. Ölüm sessizliğini yırtan haykırışlar bugüne ulaşıyor. Oysa deprem kaçınılmazsa alınacak önlemler de kaçınılmaz olmalıydı. Deprem kaçınılmazsa depremin ilk saatlerinde, ilk günlerinde yapılacak ilk müdahaleler planlanmış olmalıydı. Devlet, bütün olanaklarıyla yaşam kurtarmak üzere seferber olacak şekilde yapılandırılmalıydı. Ama en yetkili kurumlardan AFAD deprem bölgesine ilk iki gün ulaşmadı bile. Kurtarılabilecek pek çok hayat geç kalındığı için kurtarılamadı. Ailelerinden, evlerinden, kentlerinden olanların acil ihtiyaçları günlerce karşılanmadı. Sermaye düzeninde Kızılay da kar kovalayan bir şirkete dönüşmüş, çadır dağıtması gerekirken çadır satmaktaydı.Devlet depremin ilk günlerinden bu yana tüm çıplaklığıyla karşımızda. Sermayenin devletinin insan yaşamını kurtarmak için yapabileceği birşey yok! Kamusal yaşam kurtarma, kamusal sağlık, kamusal barınma yok. Emek yağması, doğa yağması ve kitlesel ölümler var. Bir yıldır sorumlular hesap vermedi, halkın yaraları sarılmadı.

    Depremin ardından katliamın siyasi sorumluları ve kamu görevlileri hesap vermedi. 1 yıldır ne çürük binaları yapan müteahhitlerden ne de imar affı çıkaranlardan gerçek bir hesap sorulmadı. Adalet Bakanı binlerce soruşturma açıldığını söylüyor ama nafile. Geçmiş depremlerden bildiğimiz cezasızlık politikası işlemeye devam ediyor. Rant düzeni işbirlikçilerine en fazla göz boyamalık dokunuyor.
    Hayatta kalanlar 20 milyon tona yakın enkazın sonucu oluşan molozlar ve asbest içerisinde yaşamaya mahkum edildi. Halk sağlığı hiçe sayıldı.
    Sadece 6 Şubat depremleri için 115 milyar lira toplandı ama nerede ve ne için kullanıldı bilmiyoruz.

    Kayıp çocuklar tarikat yurtlarında bulundu ama hala kayıp çok fazla yetişkin insan ve çocuğun akıbetini bilmiyoruz. Depremin üzerinden bir yıl geçti ancak deprem bölgelerinde yeni bir yaşam kurulmuş değil. Barınma, beslenme, sağlık, ısınma ve eğitim gibi en temel insanı haklara ulaşım çok sınırlı. Bir yıldır deprem bölgesinin ihtiyaçları karşılanmıyor. 6 Şubat sonrası deprem tedbirleri alınmazken Kentsel yağma rezerv alan gibi yeni yasal düzenlemelerle devam ediyor. 6 Şubat depremlerinden sonra deprem bölgelerinde alınması gereken tedbirler gazla alınması gerekirken alınmamıştır” dedi.

    “KATLİAMA YENİLERİ EKLENMEK İSTENMEKTEDİR”

    Yapılan açıklamada, İstanbul depreminin yaklaştığı hatırlatılırken, “İstanbul depreme hazırlanması gerekirken rezerv alan yasasıyla yeni yapma alanları açılmak istenmektedir. Türkiye genelinde kent yağmasını yöneten Murat Kurum’un İstanbul Büyükşehir Bekediye Başkanlığına aday gösterilmesi ise yapmanın derinleştirilmesi isteğinin ifadesidir. Göz göre göre yaşanan Katliama yenileri eklenmek istenmektedir. Ama izin vermeyeceğiz
    Deprem bölgesinin bütün ihtiyaçları karşılansın, deprem tedbirleri derhal alınsın
    Depremin unutulmaması, yeni yıkımların yaşanmaması için 6 Şubat anma günü ilan edilmeli, afetlerle ilgili alınması gereken tedbirler, alınan tedbirler halka açıklanmalıdır.
    Depremin 1. Yılında hala barınma hakkına, eğitim, sağlık, ulaşım beslenme hakkına erişemeyen, işsizlik ve yoksulluğa terk edilen halkın bütün talepleri derhal karşılanmalıdır. Deprem suçlarını işleyenlerin tamamı hesap vermelidir” denildi.

    “SÖZÜMÜZ OLSUN YENİ BİR YAŞAM KURACAĞIZ”

    Türkiye halklarının büyük bir dayanışma gösterdiğinin altını çizen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

    “Yaşamı üreten emekçiler, deprem bölgesinde öncelikle yaşam kurtarmak ardından yaşamda tutmak için seferber oldu. Dayanışma devam ederken sorumluların hesap vermesi için mücadeleyi büyüttü.
    Bugün depremin birinci yılında bir kez daha sözümüz olsun yıkıntıların arasından yeni bir yaşam kuracağız. Sözümüz olsun tüm sorunlular hesap verene, bu rant düzeni, yağma düzeni, katliam düzeni yıkılana kadar mücadele edeceğiz.
    Kentlerimizi, yaşamlarımızı yapmacılara teslim etmeyeceğiz. Kent halkının, kentin emekçilerinin, kentin emek ve meslek örgütlerinin, halk güçlerinin, bilim ve kültür insanlarının söz sahibi olduğu kent yönetimleri, kentler kuracağız.
    Mücadelemizi ve dayanışmamızı büyüteceğiz.”

    Hatay’lı depremzede ise, depremi unutmayacaklarını söyleyerek, “Acılarımızın ve evlerimizin üzerine, Hatay’da film plato kurdurmayacağımız gibi ranta da izin vermeyeceğiz. Hakkımızı helal etmiyoruz” dedi.

    Açıklamaya katılanlar, Kızılay binası önüne siyah çelenk bırakarak, “çadır satarken utanmadın mı?” diye sordu.

    PİRHA/ANKARA