Etiket: ankara subesi

  • Dersim-Der Ankara Şubesi, Babuko etkinliği düzenledi!-VİDEO

    Dersim-Der Ankara Şubesi, Babuko etkinliği düzenledi!-VİDEO

    PİRHA-Dersim-Der Ankara Şubesi, Babuko etkinliği düzenledi. Etkinlikte konuşan Dersim-Der Ankara Şube Eş Başkanı Çiğdem Çamkıran, “Tarihimizi, kültürümüzü, dilimizi unutmamalı, unutulmasına izin vermemeliyiz” diye belirtti.

    Dersim-Der Ankara Şubesi, düzenlediği Babuko etkinliğiyle bir araya geldi. Çankaya Belediyesi Kokteyl Salonu’nda yapılan etkinliğe çok sayıda yurttaş katıldı.

    “YÖNETİM OLARAK DERNEĞİMİZE ELİMİZDEN GELDİĞİ KADAR HİZMET ETMEYE ÇALIŞTIK”

    Yapılan etkinlikte konuşan Dersim-Der Ankara Şube Eş Başkanı Çiğdem Çamkıran, “Yaklaşık 2 yıldır görevdeyiz. Yönetim kurulu olarak bugün bizi yalnız bırakmadığınız için hepinize çok teşekkür ediyorum. Bize emanet edilen derneğe elimizden geldiği kadarıyla tuğla koymaya çalıştık” dedi.

    “15 KASIM DERSİM HALKI İÇİN ÇOK ÖNEMLİ”

    15 Kasım’da yapacakları anmaya dikkat çeken Çamkıran, “Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının idam edilişlerinin yıl dönümü anmasını Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) ve Vartolular Derneği (Varto Der)’le birlikte gerçekleştireceğiz. Bugün nasıl bir araya geliyorsak o günde sizleri de tekrar birlikte olmaya davet ediyorum. Çünkü bu bizim tarihimiz, bizim geçmişimiz. Tarihimizi, kültürümüzü, dilimizi unutmamalı, unutulmasına izin vermemeliyiz” diye belirtti.

    “BABUKO BİZİM GELENEKSEL YEMEĞİMİZ”

    Dersim Der Ankara Şube üyesi Aysel Ekmekçi ise, Dersim’e has yemeği olan Babuko yemeğinin nasıl yapıldığını anlattı.

    Konuşmaların ardından Zakir Hıdır Çelebi ve İsmail Kılavuz’un seslendirdiği Kürtçe Türkçe kılam, türkü ve deyişlerle etkinlik tamamlandı.

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • PSAKD Ankara Şubesi Madımak Katliamcılarını lanetledi: Zaman aşımı kararını tanımıyoruz-VİDEO

    PSAKD Ankara Şubesi Madımak Katliamcılarını lanetledi: Zaman aşımı kararını tanımıyoruz-VİDEO

    PİRHA-PSAKD Ankara Şubesi, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenleri andı. Açıklamada, “Sivas’ta katledilen 33 canımızın aileleri, dostları ile derneğimizin 31 yıldır yürüttüğü adalet mücadelesi bir karşılık bulmadı. 31 yıllık hukuk mücadelesinde adeta ailelerimiz, Alevi örgütleri ve vicdanlar yargılanmıştır” denidi.

    Sivas Madımak Oteli’nde yapılan katliamın üzerinden tam 31 yıl geçti. Yaşamını yitiren 33 yurttaş için anma etkinlikleri sürüyor. 2 Temmuz Sivas Katliamının 31. Yılı dolayısıyla katledilen 33 aydın, yazar ve sanatçı için Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ankara Şubesi çağırıcılığında anma programı düzenlendi.
    PSAKD Ankara Şubesi’nin eski binasının önünden 2 Temmuz Anıt Park’a yapılan yürüyüşe demokratik kitle örgütleri, köy dernekleri, siyasi partiler ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    “MUTLAKA YOBAZLARDAN, FAŞİSTLERDEN HESABINI SORACAĞIZ”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, 6 Şubat’ta Ankara Şubesi eski binasının önünden Karşıyaka Mezarlığı’na yürüneceğinin bilgisini vererek, “Şu an Türkiye’nin dört bir yanında Sivas’ın ışığı yanıyor. Her yerde 33’ler anılıyor. 2 Temmuz 1993 yılında harlanan ateş bugün dört bir yanı sarmış durumda. 2 Temmuz yangını devam ediyor. 2 Temmuz yangını Gezi’de de devam etti, Gazi’de de devam etti, 19 Aralık cezaevlerinde de, Roboski’de de devam etti, Suruç’ta da devam etti, 10 Ekim Gar Meydanı’nda da devam etti. Ateş düştüğü yeri yakmıyor hepimizi yakıyor. 2 Temmuz’da Sivas’ta kara bir duman yükseldi. Sözümüz var, mutlaka bu yobazlardan, bu faşitlerden, bu şeriatçılardan hesabını soracağız. Bu katliamcı zihniyeti, bu katliamla yüzleştirmeden bize yarın yok. Bu ülkeyi karartamayacaklar, izin vermeyeceğiz”dedi.

    “MADIMAK KATLİAMI İNSANLIĞA KARŞI İŞLENMİŞ BİR SUÇTUR”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ankara Şube Başkanı Cansu Erice, “Bu topraklarda direncin simgesi ve Alevi inancının temel direklerinden biri olan Pirimiz Pir Sultan Abdal’ı anma etkinliklerinin dördüncüsünün düzenlendiği Sivas’ta, semah dönen gençlerimiz, yazarlarımız, sanatçılarımız, aydınlarımız, 33 canımız yani aydınlık geleceğimiz, 2 Temmuz 1993 Cuma günü, Madımak Otelinde vahşice katledildi. Bu vahşi katliamın üzerinden 31 yıl geçti. Acımız ilk günkü kadar taze, öfkemiz ise her geçen gün katlanarak büyüyor. Otuz bir yıl boyunca demokrasiyi, laikliği, Cumhuriyeti, çağdaş değerleri ve Anadolu halklarının bir arada yaşama arzusunu hançerlemeyi hedef alan bu katliamın hesabı verilmemiş, adalet sağlanmamıştır. Sivas’ta katledilen 33 canımızın aileleri, dostları ile derneğimizin 31 yıldır yürüttüğü adalet mücadelesi bir karşılık bulmadı. 31 yıllık hukuk mücadelesinde adeta ailelerimiz, Alevi örgütleri ve vicdanlar yargılanmıştır. Bu süreç içerisinde yaşam mücadelesi veren devrimci hasta tutsaklar ölüme terk edilirken, Ahmet Turan Kılıç, Hayrettin Gül gibi Madımak katilleri affedildi. Firari üç sanık Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş hakkında devam eden son dava da 30. yılında zaman aşımına uğratıldı. Madımak Katliamı bir Alevi katliamıdır ve başta ailelerimiz olmak üzere Pir Sultan Abdal örgütlülüğümüz ve tüm Aleviler olarak bu mahkeme kararını tanımıyoruz. Herkes bilmelidir ki Madımak Katliamı insanlığa karşı işlenmiş zamansız suçlardan biridir ve insanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı olamaz” diye konuştu.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan ise ” Demokrasiyi, barışı, kardeşliği savunanlara selam olsun. İyi ki varsınız. Bu katliamcı zihniyete karşı mücadelemizi büyüterek mücadele etmeye devam edeceğiz” diye ekledi.

    Yapılan konuşmaların ardından semahlar dönüldü. Erdal Erzincan, Mercan Erzincan, Gökhan Kılıç, Murat Gültekin, Onur Biçer katliamda yaşamını yitirenler anısına ezgiler seslendirdi.

    PİRHA/ANKARA

  • ÇGD’den Tolga Şardan’ın gözaltına alınmasına tepki: Derhal serbest bırakın!

    ÇGD’den Tolga Şardan’ın gözaltına alınmasına tepki: Derhal serbest bırakın!

    PİRHA- Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD), gözaltına alınan T24 yazarı Tolga Şardan’ın serbest bırakılması çağrısında bulunarak, “Halkı bilgilendirmeyi temel amaç edinmiş her gazeteci, haber ve yorum üretmekten, yazmaktan asla vazgeçmeyecek. Gazetecilikten vazgeçmeyen her meslektaşımızın yanında olduğumuzu bildiririz” dedi.

    T24 yazarı Tolga Şardan, “MİT’in Cumhurbaşkanlığı’na sunduğu ‘yargı raporu’nda neler var?” başlıklı yazısı sonrası İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın re’sen başlattığı soruşturma kapsamında gözaltına alındı.

    “SANSÜR YASASI GAZETECİLER ÜZERİNDE CEZALANDIRMA ARACI OLARAK KULLANILIYOR”

    Çağdaş Gazeteciler Derneği Ankara Şubesi (ÇGD), yazılı bir açıklama yaparak, “Gazetecilikten vazgeçmeyen her meslektaşımızın yanında olduğumuzu bildiririz. Gazeteci Tolga Şardan’ı derhal serbest bırakın!” dedi.

    Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Sansür yasası yine devrede, gazeteci Şardan’ı serbest bırakın. İktidarın keyfi susturma uygulamalarının yasal dayanağı olarak geçtiğimiz yıl yürürlüğe giren sansür yasası, görevini yerine getiren gazeteciler üzerinde bir cezalandırma aracı olarak uygulanmaya devam ediyor. Kamuoyuna ‘demokratikleştirici’ bir yasa olarak sunulmaya çalışan bu yasanın hükümleri ilk günden bu yana kamuoyunun habere ulaşmasının önündeki en büyük engellerden biri haline gelmiştir. Sansür yasası yürürlüğe girdiği ilk günden bugüne, gazeteciler üzerinde keyfi baskı araçlarının kurumsallaşmasından, iktidar tarafından istenmeyen her sesin ‘kısılması’ndan başka bir işleve sahip olmamıştır.

    Bugün, kendisine yasal dayanak bulunan bu hukuksuzluğa bir yenisi daha eklendi. Üyemiz, Gazeteci Tolga Şardan, “MİT’in Cumhurbaşkanlığı’na sunduğu ‘yargı raporu’nda neler var?” başlıklı yazısı gerekçe gösterilerek gözaltına alındı. Gazetecinin en temel amacı, haber ve yorum yoluyla halkı ve kamuoyunu bilgilendirmektir. Meslektaşımızın, son dönemde tartışılan bir konuda kamuoyunu aydınlatmak adına kaleme aldığı yazının ardından gerçekleşen bu gözaltı, görevini yapan gazeteciye ‘görevini yapma’ demekten başka bir şey değildir.

    Bugün meslektaşımız Şardan’a yönelik gözaltı işlemine hangi yasal kılıf uydurulursa uydurulsun, gazetecileri susturmaya yönelik faaliyetlerin toplum nezdinde hiçbir meşruluğu yoktur. Halkı bilgilendirmeyi temel amaç edinmiş her gazeteci, haber ve yorum üretmekten, yazmaktan asla vazgeçmeyecek. Gazetecilikten vazgeçmeyen her meslektaşımızın yanında olduğumuzu bildiririz. Gazeteci Tolga Şardan’ı derhal serbest bırakın!”

    (HABER MERKEZİ)

    İLGİLİ HABERLER:

    T24 yazarı Tolga Şardan gözaltına alındı

    Tolga Şardan’ın ardından gazeteci Dinçer Gökçe de gözaltına alındı

     

  • İHD Ankara Şubesi ‘anadil hakkı’ için nöbetteydi

    İHD Ankara Şubesi ‘anadil hakkı’ için nöbetteydi

    PİRHA- İHD Ankara Şubesi, her ayın ilk Cuma günü tuttuğu barış nöbetini bu hafta anadil hakkı için yaptı. Nöbette yapılan açıklamada, “Anadil üzerindeki bu haksızlıklar, soykırım ve katliamları da içerisinde bulunduruyor. Anadil hakkının tanınması ve bununla ilgili acilen yasal bir düzenleme gerekiyor” denildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi, her ayın ilk Cuma günü tuttuğu barış nöbetini bu hafta anadil hakkı için yaptı.

    ‘Anadil hakkını savunuyoruz, anadil hakkı için nöbetteyiz” sloganıyla şube binasında tutulan nöbete çok sayıda demokratik kitle örgütü de destek verdi. Söz konusu nöbette, anadile yönelik baskılara dikkat çekildi.

    Nöbete, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ankara İl Eş Başkanı Pakize Sinemillioğlu ve Araştırmacı Yazar Huriye Şahin de katıldı.

    “ANADİL HAKKI İÇİN ACİL BİR YASAL DÜZENLEME YAPILMALI”

    Anadilin doğuştan gelen bir hak olduğunu belirten İHD Ankara Şubesi Eş Başkanı Fatin Kanat, yaptığı açıklamada, “Ne yazık yaşadığımız coğrafyada anadil hakkı da en çok tepinilmiş ve çiğnenmiş hakkın başında geliyor. Bir kıyım politikası izlenmiş. Anadil üzerindeki bu haksızlıklar, soykırım ve katliamları da içerisinde bulunduruyor. Anadil hakkının tanınması ve bununla ilgili acilen yasal bir düzenleme gerekiyor” dedi.

     “KÜRT SORUNUN TEMELİNDE DAHİ ERMENİ SORUNU VAR”

    Ardından söz alan Araştırmacı Yazar Huriye Şahin, Ermenilerin 4 bin yıldır bu topraklarda yaşayan bir halk olduğunu dile getirerek, “En son 1915 soykırımı ile yok edildi ama bu son değildi. Hrant Dink ile devam etti ama onun öncesi de vardı. Kürt sorunun temelinde dahi Ermeni sorunu olduğunun bilinmesi gerektiğini düşünüyorum. Eğer bunun üzeri örtülürse her şeyin hava kalacağını düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

    “BARIŞIN GELMESİNİ İSTİYORSAK MÜCADELE ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Son olarak konuşan HDP Ankara İl Eş Başkanı Pakize Sinemillioğlu da, çocukluk döneminde Türkçe bilmediği için yaşadığı kötü anıların hala hafızasında taze olduğunu kaydederek, “Barışın gelmesini istiyorsak, eşit yurttaşlık için, anadil eğitimi için mücadele etmeye devam etmemiz gerektiğini düşünüyorum” dedi.

    Nöbet, konuşmaların ardından Kürtçe, Ermenice, Zazaca, Gürcüce ve Arapça söylenen şarkılar ile okunan şiirlerle son buldu.

    PİRHA/ANKARA

  • DAD Ankara Şubesi’nden çağrı: Torba yasadan çıkacak Aleviliği reddediyoruz -VİDEO

    DAD Ankara Şubesi’nden çağrı: Torba yasadan çıkacak Aleviliği reddediyoruz -VİDEO

    PİRHA – Alevi çatı örgütlerinin, AKP iktidarı tarafınca cemevlerinin torba yasa kapsamında bakanlık bünyesine alınması karşın 7-8 Kasım’da Ankara’da yapacakları eylem ve etkinliklere çağrı yapan DAD Ankara Şubesi Başkanı Mustafa Karabudak, “Torba yasasından çıkacak sistem Aleviliğini ret ediyoruz. Tüm kamuoyunu duyarlılığa davet ediyoruz ve sesimize ses verin diyoruz” dedi.

     

    Cemevlerinin TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda torba yasa içerisinde gündeme getirilip Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlanması ve AKP-MHP çevresince Aleviliğin tanımlamasına tepkiler sürüyor. Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Dernekleri Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Demokratik Alevi Dernekleri yaşananlara tepki olarak eylem kararı aldı.

    Yedi Alevi çatı örgütü, yaptığı açıklamada 7 Kasım’da bütün Yol önderleri ile bir araya gelip durum değerlendirmesi yapacaklarını açıkladı. Örgütler, 8 Kasım’da ise itirazlarını dile getirmek adına Meclis’e gideceklerini belirterek ‘Sözümüzü söylemek, Yol’a sahip çıkmak adına çağrıda bulunuyoruz’ ifadelerini kullandı.

    DAD Ankara Şubesi üyeleri, Ana Fatma Cemevi’nde bir araya gelerek, hükümetin izlediği politikalara tepkilerini dile getirdi. Yapacakları eylem ve etkinliklere katılım çağrısı da yapan şube üyeleri, çerağ uyandırarak, semah döndü.

    “TORBA YASADAN ÇIKACAK SİSTEM ALEVİLİĞİNİ REDDEDİYORUZ”

    Açılış konuşmasını yapan DAD Ankara Şubesi Başkanı Mustafa Karabudak, 7-8 Kasım’da Ankara’da yapacakları eylem ve etkinliklere çağrı yaparak şunları dile getirdi:

    “Siyasal iktidar Aleviliğe don biçmeye çalışıyor. Aleviler arasında çelişki çatışma yaratmaya ve kendi makbul Alevisini yaratmaya çalışıyor. ‘Yol bir sürek bin bir’ düsturuyla birliğimize, inancımıza, yolumuza sahip çıkalım.  Rıza toplumu olan Aleviler kendi lokmalarıyla yolunu yürütür. Torba yasasından çıkacak sistem Aleviliğini ret ediyoruz. Tüm kamuoyunu duyarlılığa davet ediyoruz ve sesimize ses verin diyoruz. Biz devletten elektrik, su parası istemiyoruz. Dedelere maaş verilmesini istemiyoruz. Biz Aleviler olarak eşit yurttaşlık hakkımızı istiyoruz. Bizim inancımız ne torba yasaya ne de bakanlıklara sığar.”

    Karabudak’ın konuşmasının ardından Zakir Hıdır Çelebi’nin deyişleriyle semah dönüldü.

    PİRHA/ANKARA

  • Mimarlar Odası Ankara Şubesi Başkanı Karakuş: Aleyhime verilecek karar tüm memurları ilgilendirir -VİDEO

    Mimarlar Odası Ankara Şubesi Başkanı Karakuş: Aleyhime verilecek karar tüm memurları ilgilendirir -VİDEO

    PİRHA- Sinan Aygün’ün şikayeti üzerine İçişleri Bakanlığı’nın hakkında ‘memurluktan atılması’ için soruşturma başlattığı Mimarlar Odası Ankara Şubesi Başkanı Tezcan Karakuş Candan, “Hukuken beni devlet memurluğundan çıkarmaları mümkün değilken yine de bunu yaparlarsa kendileri açısından bir emsal karar üretirler. Bu da sadece beni değil tüm memurlar ilgilendirir. İstedikleri memuru istedikleri zaman memurluktan atabilirler” dedi.

    Sinan Aygün, TOGO İkiz Kuleleri davasında taraf olan, Çankaya Belediyesi’nde de görev yapan Mimarlar Odası Ankara Şubesi Başkanı Tezcan Karakuş Candan hakkında ‘işe gitmeden maaş aldığı, haksız kazanç sağladığı’ gerekçesiyle şikâyette bulundu.

    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da Karakuş hakkında soruşturma izni verdi. Yargıya başvuran Karakuş’un soruşturma izni Danıştay 1. Dairesi tarafından iptal edildi. Karakuş hakkında verilen soruşturma izninin, geçtiğimiz mayıs ayında Danıştay’dan dönmesine rağmen soruşturma yürütülmeye devam ediyor.

    Danıştay kararını yok sayan İçişleri Bakanlığı’na bağlı Yüksek Disiplin Kurulu, Karakuş’un ‘memurluktan çıkarılması’ için 6 Eylül Salı günü toplanacak.

    Bakanlığın hakkında yürüttüğü soruşturmanın hukuka aykırı olduğunu vurgulayan Karakuş, konuya ilişkin TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nde basın toplantısı düzenledi.

    “SİNAN AYGÜN ŞİKAYET ETMİŞ, SOYLU DA BUNU DERT EDİP SORUŞTURMA AÇMIŞ”

    Yürüttükleri kent ve çevre mücadelesinden dolayı Mimarlar Odası üzerindeki baskıların ve kuşatmaların devam etiğini aktararak sözlerine başlayan Karakuş, bu soruşturmanın iktidarın çaresizliğinin bir göstergesi olduğunu kaydetti.

    Karakuş sözlerine şöyle devam etti:

    “Biz hukuk alanında mücadele ediyoruz. Şimdi de karşı karşıya kaldığımız durum Melih Gökçek dönemine uzanıyor. Benim şahsımda, Mimarlar Odası’nın yönetimi hakkında, kurumumuz hakkında şikayet ve suç duyurusunda bulundu. Sinan Aygün bir rantçıdır. 20.000 metrekarelik bir alana 120.000 metre kare bir inşaat yapmış. Mimarlar Odası da bunu yargıya taşıdı. Yargıda bu inşaat hakkında iptal kararı verdi. Yani bu kuleler yıkılacak. Dün yıkım ihalesi olacaktı ancak yürütmeyi durdurma kararı almışlar, erteletmişler. Ama eninde sonunda bu kuleler yıkılacak. Dolayısıyla zararı çok büyük.

    “DANIŞTAY, EMSAL NİTELİĞİNDE LEHİMİZE KARAR VERDİ”

    Sinan Aygün’ün şikayeti üzerine başlayan süreç İçişleri Bakanlığı’nın soruşturma izni vermesiyle devam etti. Buna ilişkin daha önce bir soruşturma olmuştu ve Danıştay 18. Dairesi geçtiğimiz mayıs ayında kararını verdi. Danıştay’ın bizim lehimize verdiği kararda İçişleri Bakanlığı’nın bizi soruşturma yetkisi olmadığı ve benim yaptığım tüm çalışmaların bağlı olduğum idarenin bilgisi dahilinde olduğu kararını verdi. Yani benim oraya gittiğim vakitlerde izinsiz, mazeretsiz işe gitmediğim gibi bir durum söz konusu değil. Danıştay ayrıca bu kararını kesin olarak verdi ve itiraz yolunu da kapadı. Bu emsal bir karardı” diye konuştu.

    “BAKANLIK, KAYYUM ATAYAMADIĞI MUHALİF BELEDİYELERE KARŞI YIPRATMA POLİTİKASI İZLİYOR”

    Söz konusu Danıştay’ın verdiği emsal kararın İçişleri Bakanlığı’nın belediyeler üzerinde kayyum gibi davranma yetkisini elinden aldığını, İçişleri Bakanlığı’nın belediyelerin iç işlerine karışmasının önüne geçtiğini söyleyen Karakuş, şunları dile getirdi:

    “Biliyorsunuz İçişleri Bakanlığı kayyum atayamadığı muhalif belediyelere karşı yıpratma politikası izliyor. Anayasal bir kuruluşuz biz, kamu kurumu niteliğinde bir meslek örgütüyüz. Bizim yönetim kurulumuzuz hepsi kamu görevi yapar. Biz kamu adına davranırız. Dolayısıyla ben belediyede de olsam kamu görevi yapıyorum, Mimarlar Odası’nda da olsam da kamu görevi yapıyorum. Ayrıca biz bu görevleri mesai saatleri dışında yapamayız. Örneğin ben bir görüşme yapacağım, Saat 5 buçuktan sonra görüşelim diyemem. Bunu çalışmış olduğum Çankaya Belediyesi de biliyor. Yaptığım her şey onların bilgisi dahilinde, gittiğim her yerde öyle.”

    “ÇALIŞTIĞIM KURUMDA HAKKIMDA AÇILMIŞ TEK BİR SORUŞTURMA DAHİ YOK”

    Karakuş son olarak şunları aktardı:

    “İçişleri Bakanlığı dışarıdan böyle bir disiplin soruşturması açamaz. Yapılan usule aykırıdır. 657’ye tabi devlet memuruysanız ve bir disiplin suçu işlediyseniz, oradaki amiriniz bir disiplin soruşturması yapar. Bu süre içerisinde sizi suçlu bulursa ceza verir. Ancak devlet memurluğundan çıkarma cezası verilecekse bunu idare görüşür ve yüksek disiplin kuruluna sevk eder. Çalıştığım yer olan Çankaya Belediyesi’nde benim hakkımda açılmış olan tek bir soruşturma yok. Burada belediyenin yetkisini aşmışlardır, gasp etmişlerdir. Beni İçişleri Bakanlığı çalışanı gibi görüp yüksek disiplin kuruluna sevk etmişler.

    “BENİM ALEYHİME KARAR VERİLİRSE BU TÜM MEMURLARI İLGİLENDİRİR”

    6 Eylül Salı günü yüksek disiplin kurulu bu dosyayı görüşecek. Bu dosya yüksek disiplin kuruluna ocak ayında gitmiş. Usulen 6 ay içerisinde karar vermesi gerekiyordu ama bu süre aşılmış durumda. Yani bu dosya zaman aşımına uğramalı. Ayrıca ortada bir Danıştay kararı da var. Hukuken beni devlet memurluğundan çıkarmaları mümkün değilken yine de bunu yaparlarsa kendileri açısından bir emsal karar üretirler. Bu da sadece beni değil tüm memurlar ilgilendirir. İstedikleri memuru istedikleri zaman memurluktan atabilirler. Bu yapılan tamamen hukuksuzdur ama yaşadığımız koşullara baktığımız zaman böyle bir karar verilebilir. Biz de bunun karşısında hukuki yollardan tüm haklarımızı kullanacağız. Kimse bu saatten sonra bana dokunmayan yılan bin yaşasın düşüncesi ile hareket etmesin. 2023’te bunlar gidene kadar herkes birlik olmalı ve mücadele etmeli. Biz haklılığımızla, kararlılığımızla bu ülkenin aydınlığa kavuşması için mücadele etmeye devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Saldırıya uğrayan Ana Fatma Cemevi’nin Başkanı Karabudak: Saldırılar kesinlikle örgütlü-VİDEO

    Saldırıya uğrayan Ana Fatma Cemevi’nin Başkanı Karabudak: Saldırılar kesinlikle örgütlü-VİDEO

    PİRHA- Saldırıya uğrayan Demokratik Alevi Dernekleri Ana Fatma Cemevi Ankara Şubesi Başkanı Mustafa Karabudak, “Soruşturma süreci boyunca sağlıklı bilgi elde edemedik. Bu kişi tek başına bu saldırıları yaptıysa da, siyasi iktidarın kullandığı ötekileştiren, yok sayan, nefret söyleminde bulunan dilinden kaynaklıdır. Bu olayın peşini bırakmayacağız” dedi.

    Ankara’da 30 Temmuz’da Tuzluçayır Ana Fatma Cemevi’ne, Ege Mahallesi Şah-ı Merdan Cemevi’ne, Gökçebel Köy Derneği’ne ve Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı’na eş zamanlı saldırı düzenlendi. Saldırılarda bir kişi bıçakla yaralandı.

    Saldırıya uğrayan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ana Fatma Cemevi Ankara Şubesi Başkanı Mustafa Karabudak, konuya ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    Saldırıları tek kişinin yaptığına inanmadıklarını belirten Karabudak, olayın tüm yönleriyle aydınlatılması gerektiğini söyledi. Duyarlı tüm kesimlerin bu tür saldırılara karşı birlikte hareket etmesi gerektiğini de kaydeden Karabudak, siyasal iktidarın seçim sürecine giderken kaos ortamı yaratarak bundan beslenmek isteyeceğini ve herkesin buna karşı uyanık olması gerektiğini vurguladı.

    “CEMEVLERİNE YÖNELİK SALDIRI OLDUĞUNU DUYUNCA HEMEN GELDİK”

    Saldırının olduğu günü anlatarak sözlerine başlayan Karabudak, şunları dile getirdi:

    “Saat 14.00 gibi çıkmıştık cemevimizden, kapalıydı. Eve gittim, bir arkadaş aradı. ‘Bir duyum aldım Ankara’da cemevlerine saldırı olmuş’ dedi. ‘Siz de bir şey var mı?’ diye sordu. Ben de biraz önce cemevindeydik bir sorun yok dedim ama yine de bir gelip bakmak istedim. Geldiğimde baktım ki bizim cemevimize saldırı olmuş. Camlar kırılmış ve yerde banket taşları var. Yan taraftaki dükkanlara sordum. ‘Görmedik, içerideydik’ dediler. Hava çok sıcak olduğu için sokakta kimse yoktu. Daha sonra kapının önüne bir sivil polis ekibi geldi. Onlar da, ‘Biz de Ankara genelinde cemevlerine yönelik bir saldırı olduğunu duyduk, o yüzden geldik’ dediler. Daha sonra esnaftaki mobese kameralarına baktık.

    “20’Lİ YAŞLARDA BİRİ ELİNDE TAŞLARLA GELİP SALDIRMIŞ”

    Saldırı saat 15.40’da gerçekleştirilmiş. 20 – 25 yaşlarında bir erkek şahıs yapmış. Elinde banket taşları ile yaya olarak geliyor ve saldırıyı gerçekleştiriyor. Sonrasında elini kolunu sallayarak ters istikamete doğru devam ediyor. Daha sonra da ben üyelerimize, mahalledeki dostlarımıza haber verdim. Medyaya da haber verdik. Belli bir süre hiçbir yere dokunmadık. Daha sonrasında polisler geldi ifadeler alındı, parmak izi vesaireler alındı. Avukatımız geldi aynı zamanda, şikayetçi olduk. Saldırı olduğu günden bugüne de sürekli ziyaretçilerimiz oluyor. Siyasi partiler, demokratik kesim, sivil toplum örgütleri, dost kurumlar, çok sayıda yurttaşımız ziyaretimize geldi.”

    “İZMİR’DEN GELMİŞ, İKİ SAAT İÇİNDE SALDIRILARI YAPMIŞ VE DÖNERKEN YAKALANMIŞ”

    Soruşturma süreci boyunca sağlıklı bir bilgi elde edemediklerini söyleyen Karabudak, “Şu anda öğrendiğimiz kadarıyla bu saldırıları bir kişi yapmış. İsmini öğrenemedik, gizlilik var. Dün avukatımızı emniyete çağırdılar. Onunla da hiçbir bilgi paylaşımı yapmadılar. Sadece ‘Fazla büyütmeyin, münferit bir olay. Bir kişinin yaptığı bir olay. Hiçbir örgüt bağlantısı yok. Buna rağmen tekrardan araştırıyoruz. Aynı gün yakalandı zaten’ demişler. Ancak biz bunun böyle olmadığını biliyoruz. Bu kesinlikle örgütlü bir olaydır. Netleştiremedik ama aldığımız duyumlara göre bu şahıs İzmir’den gelmiş. 2 cemevi, bir vakıf ve bir köy derneğine saldırdıktan sonra İzmir’e geri dönerken Eskişehir yolunda yakalanmış. Ancak bunun hiç inandırıcılığı yok. İzmir’den gelip Kızılay’a gidip oradan Ege Mahallesi’ne geçip daha sonra Tuzluçayır’a gelmesi yaklaşık iki saatlik bir zamanını almış. Bölgeyi bilmeyen, mahalleyi bilmeyen birisinin yapabileceği bir şey değil bu. Ayrıca neden yapsın? Bunun arkasında muhakkak birileri var. Siyasi iktidar bu olayı aydınlatmalı ve tüm kamuoyuna hesabını vermelidir” diye konuştu.

    “SİYASİ İKTİDAR BU TÜR KAOSLARLA ÖMRÜNÜ UZATMAK İSTİYOR OLABİLİR”

    Bu tür saldırılara karşı Alevilerin, demokratların, duyarlı tüm yurttaşların birbirine sahip çıkması gerektiğini vurgulayan Karabudak, süreci iyi okumanın ve uyanık olmanın çok önemli olduğunu kaydetti.

    Seçim sürecine doğru gidildiğini de anımsatan Karabudak, “Biz bunun sağlıklı bir seçim olacağını düşünmüyoruz. Siyasi iktidar şu an ekonomik olarak derin bir krizde. Bu tür kaoslarla ömrünü uzatmak gibi bir kaygısı da olabilir. Daha kötü şeyler de yaşayabiliriz. Siyasi iktidar sürekli nefret dili kullanıyor. Bu kişi tek başına bu saldırıları yaptıysa da, siyasi iktidarın kullandığı ötekileştiren, yok sayan, nefret söyleminde bulunan dilinden kaynaklıdır. Siyasi iktidar böyle bir dil kullanırsa, birileri de kendine vazife çıkartır ve gelip bu tür saldırılar gerçekleştirir. Veya siyasi iktidarın içinden bir kol bir kaos yaratmak istiyor. Bunu da bizim üzerimizden yapmak istiyor. Tüm bunlara karşı uyanık olmalıyız, örgütlü olmalıyız. Sadece Alevilere yönelik bir saldırı değildir bu. Tüm demokratik kesimlere, tüm ötekileştiren, yok sayılan kesimlere yöneliktir. Bu saldırı karşısına iyi bir refleks gösterildiğini de düşünüyorum çünkü çok sayıda kurum, parti ve kişi bize gerçekten destek oldu, yanımızda oldu. Birlik ve dayanışmayı sağladığımızı düşünüyorum. Bu tür oyunların artık Türkiye’de tutmadığını da görmüş olduk” dedi.

    “DEVLET BİR YANDAN CEMEVLERİNİ TANIMAZKEN BİR YANDAN DA BİRLİKTE ORUÇ AÇIN DİYOR”

    Geçmişten bugüne Alevilere yönelik kırım ve katliamlar silsilesinin yaşandığını ifade eden Karabudak, son olarak şunları aktardı:

    “Siyasi iktidar kırarak, katlederek yok edemediği Alevileri, içten bir kesimi satın alarak, asimile etmeye çalışıyor. Belli dedeleri, kurumları, yönetimleri satın alarak bunu gerçekleştirmeye çalışıyor. Bunların hepsi asimilasyon politikalarının bir parçasıdır. Siyasi iktidar 1600’e yakın cemevini ziyaret ederek kırıntı diyebileceğimiz ufak tefek şeyler verdi. Bunu yaparak bazı kesimleri yanına çekmek, yanında tutmak istiyor. Devlet bir yandan cemevlerini tanımazken, yasal statüsünü vermezken, bir yandan da cemevlerini ziyaret edin, birlikte oruç açın, aşurelerine katılın diyor. Bu bir çelişkidir. Hem yok sayacaksın hem de görevlendirdiğin kişilerin oralara gitmesini isteyeceksin. Bu makul Alevi yaratma derdidir. Yanımızda olun size kırıntı verelim, ihtiyaçlarınızı giderelim diyorlar.

    “BU OLAY MÜNFERİT DEĞİL; CEMEVLERİMİZE, DERNEKLERİMİZE SAHİP ÇIKALIM”

    Bu işin peşini bırakmamamız gerekir. Belki savcılığa çıkartacaklar bu saldırganı ve serbest bırakacaklar. Geçmişte de her zaman bu böyle oldu. Alevilerin kapıları işaretlendi, duvarları yazıldı, cemevi içinde canlarımız katledildi. Bir Uğur Kurt gerçeğimiz var ama hep bir kişi üzerinden yapılmış gibi gösterildi bu olaylar. Biz biliyoruz ki bunlar münferit değil, tek kişinin yaptığı işler değil. Her ne kadar tam anlamıyla inanmasak, güvenmesek de bir sistem hukuku var. Bunun işletilmesini istiyoruz. Bunun peşini bırakmamamız lazım. Alevilerin birlikte hareket ettiğini, dayanışma sağladığını göstermemiz gerekir. Bu saldırıların karşısına güçlü bir tavır, duruş sergilediğimizde bir daha kolay kolay bir saldırı gerçekleştiremeyeceklerdir. Tüm canlarımızı birlikte olmaya, birbirimize sahip çıkmaya çağırıyorum. Cemevlerimize, komşumuza, arkadaşımıza sahip çıkalım. Bir arada olalım, birbirimizin hızırı olalım.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Mimarlar ödül verdiği için yargılandı: Bu dava susturma operasyonu

    Mimarlar ödül verdiği için yargılandı: Bu dava susturma operasyonu

    PİRHA- ‘Koruma Alanında Emre Madran Basın Ödülleri’ kapsamında çevre haberleri yapan Jinnews muhabirine ödül verdiği için hakkında örgüt propagandası yaptığı iddiasıyla dava açılan Mimarlar Odası Ankara Şubesi  yöneticilerinin yargılandığı duruşma görüldü. İddianamenin kabul edildiği dava, 15 Eylül 2022 tarihine saat 10:30’a ertelendi.

    Mimarlar Odası Ankara Şubesi tarafından her yıl düzenlenen ‘Koruma Alanında Emre Madran Basın Ödülleri’ kapsamında, 2021 yılında HES’lere yönelik çevre haberleri yapan Jinnews muhabirine ödül verilmesi üzerine Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yönetim Kurulu’na, ‘Terör örgütü propagandası’ yaptığı iddiasıyla açılan dava Ankara Adliyesi 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    İddianamenin kabul edildiği dava, 15 Eylül 2022 tarihine saat 10:30’a ertelendi.

    Davada, Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, Mimarlar Odası Ankara Şube Sekreteri Nihal Evirgen ve Yönetim Kurulu Üyeleri Muteber Osmanpaşaoğlu, Ünal Kara, Tuğba Arslan, Ece Yoltay ile Özgür Bayramoğlu savcılık mütalaasına karşı savunma yaparak söz konusu mütalaaya katılmadıklarını beyan etti.

    “BU DAVA SUSTURMA OPERASYONUNUN PARÇASIDIR”

    Duruşma sonrası açıklama yapan Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, şunları söyledi:

    “Ülkedeki hukuksuzluğun örneklerinden olan bu dava, susturma operasyonunun bir parçasıdır. Çevre haberi yapan gazeteciye ödül verdik diye Mimarlar Odası Ankara Şube yönetimine dava açılması kabul edilebilir değildir. Biz bu ödülü 2013 yılından beri vermekteyiz ve Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin haberlerini yapan gazetecilere vermekteyiz. Mimarlar Odası Ankara Şubesi istihbarat örgütü değildir. Çevre haberine verilen bir ödülün terör örgütü konusu haline getirilmesine ülkem adına üzgünüm. Haberlerimizin kamuoyunda görünürlüğü açıktır. Tüm medya organları kamu yararı ve kent mücadelemize yayınlarında yer vermektedir.

    “TERÖR PROPAGANDASI YAPMIYORUZ, ÇEVREMİZİ KORUYORUZ”

    Sadece bir yıl içinde 675 kez televizyonlarda, bin 500 kez yazılı basında, milyonlarca kez sosyal medyada haberimize yer verilmiştir. Terör propagandası yapmıyoruz, çevremizi doğamızı kültürel varlıklarımızı koruyoruz. Cumhuriyet’in bize emanet ettiği mekânsal değerleri korumaya devam edeceğiz. Kültürel varlıkların yok edilmesine ve HES’lere karşı mücadele ederken, mücadelemizi haberleştiren basın mensuplarına ödül vermeye de devam edeceğiz. Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yönetim Kurulunun hiçbir terör örgütü ile ilişkisi yoktur ve mücadelemiz de bu ülkenin taşını, toprağını satanlara karşıdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • DAD Ankara Şubesi: Malatya Katliamı’nda yaşamını yitirenleri saygıyla anıyoruz

    DAD Ankara Şubesi: Malatya Katliamı’nda yaşamını yitirenleri saygıyla anıyoruz

    PİRHA- DAD Ankara şubesi, Malatya Katliamı’na ilişkin yazılı bir açıklama yaparak, “Malatya Katliamı devletin yıllardır sistematik olarak uyguladığı, sürgün, yozlaştırma, inançsızlaştırma ve asimilasyon politikalarının devamıdır” denildi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi ve Ana Fatma Cemevi, Malatya Katliamı’nın 44. yıldönümü dolayısıyla yazılı bir açıklama yaptı.

    Yapılan açıklamada, katliamın etnik ve inançsal bir soykırım olduğu ifade edildi.

    “MEZHEPSEL VE ETNİK AYRIŞMA VE SALDIRILAR MERKEZDE BAŞLAYIP YAYILMIŞTIR”

    18 Nisan 1978 tarihinde yaşanan Malatya Katliamı’nı devletin Malatya’da sivil faşistlerle birlikte gerçekleştirdiğinin vurgulandığı açıklamada; “Diğer katliamlarda olduğu gibi Malatya, etnik ve inançsal bir arındırmaya tabi tutulmuştur. Malatya katliamının tarihçesine bakıldığında; kent merkezine yerleşen ve ekonomik anlamda birikim sağlayan Alevilerin varlığından rahatsız olan devlet ve işbirlikçi çeteler, Alevi toplumuna baskı yaparak göçe zorlanmışlardır. Katliamın zeminini, Alevi- Sünni, Türk-Kürt ayrımını koyarak; Kürtleri, Alevileri baskı altında tutup, gerici faşist güruhu güçlendirip kışkırtmıştır. Mezhepsel ve etnik ayrışma ve saldırılar merkezde başlayıp ilçe ve köylere de yavaş yavaş yayılmıştır” denildi.

    “ALEVİ MAHALLELERİ VE EVLERİ TESPİT EDİLİP BAZI EVLER İŞARETLENMİŞTİ”

    Bu saldırı ve baskıların 11 Aralık 1977’de belediye başkanı olan Hamit Fendoğlu’nun göreve gelmesiyle daha da yoğunlaştığının belirtildiği açıklamada, devletin Alevilere yönelik baskılarının yoğunlaştığı ifade edilerek, şunlar aktarıldı:

    “Neredeyse her gün evleri işyerleri basılıp aramadan geçirilen bu insanlar keyfi olarak gözaltına alınıp işkencelere tutulan insanlar sonunda kendini güvende hissetmediği için yaşam alanlarını terk etmek zorunda kalmışlardır. Böylece Malatya’nın etnik, inançsal, kültürel ve siyasal yapısı ciddi bir değişime uğramıştır. Malatya Katliamı devletin yıllardır sistematik olarak uyguladığı, sürgün, yozlaştırma, inançsızlaştırma ve asimilasyon politikalarının devamıdır. Malatya katliamının 44. Yılında katledilen canlarımızı saygıyla anıyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • ÇHD Ankara Şubesi: Mücadele eden tüm öğrencilerin avukatlığını yapacağız -VİDEO

    ÇHD Ankara Şubesi: Mücadele eden tüm öğrencilerin avukatlığını yapacağız -VİDEO

    PİRHA- Çağdaş Hukukçular Derneği Ankara Şubesi avukatları, barınamıyoruz ve geçinemiyoruz eylemlerine katılan üniversite öğrencilerinin burs ve kredilerinin KYK tarafından kesilmesine ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, “İktidar barınamıyoruz diyen öğrencileri bir de açlığa mahkum etti. Mücadele eden tüm öğrencilerin avukatlığını yapacağız” denildi. 

    Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Ankara Şubesi avukatları, barınamıyoruz ve geçinemiyoruz eylemlerine katılan üniversite öğrencilerinin burs ve kredilerinin Kredi ve Yurtlar Kurumu (KYK) tarafından kesilmesine ilişkin açıklama yaparak öğrencilerin yanlarında olduklarını belirttiler.

    Avukatların ÇHD Ankara Şubesi’nde yaptığı açıklamaya öğrenciler de destek verirken açıklamanın yapıldığı salona ‘Baskılara karşı üniversite öğrencilerinin yanındayız’ pankartı asıldı.

    Avukatlar adına açıklamayı Ayşegül Çağatay okudu. Çağatay açıklamasında, avukatlar olarak bu tür hukuksuz uygulamalara ve tüm baskılara karşı üniversite öğrencilerinin yanında olduklarını bir kez daha vurgulayarak hukuki açıdan gerekli başvuruları yaptıklarını aktardı.

    “ÖĞRENCİLERE POLİS SALDIRISI GERÇEKLEŞMİŞ VE İŞKENCEYLE GÖZALTINA ALINMIŞLARDI”

    Çağatay, öğrencilerin maruz kaldığı saldırıları ve baskıları anımsatarak; “Öğrencilerin artan barınma ve geçinme sorunlarına ilişkin olarak 12 Aralık 2021 tarihinde üniversite öğrencileri tarafından Ankara’da yapılmak istenen ‘Barınamıyoruz’ eylemine ve yine 14 Aralık 2021 tarihinde Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yapılmak istenen ‘Geçinemiyoruz’ forumuna polis saldırısı gerçekleşmiş öğrenciler işkenceyle gözaltına alınmıştı. Bizler o süreçte gözaltına alınan öğrencilerin yanında bulunmuş, gözaltı takiplerini yapmış ve gerekli hukuki başvuruları gerçekleştirmiştik” şeklinde konuştu.

    “GÖZALTINA ALINAN ÖĞRENCİLERİN KREDİ VE BURSLARI KESİLDİ”

    Bugün üniversite öğrencilerine yönelik saldırıların bir başka boyutu ile karşı karşıya kaldıklarını söyleyen Çağatay sözlerine şöyle devam etti:

    “Gözaltına alınan öğrencilerin Kredi Yurtlar Kurumu tarafından ödenmesi gereken kredileri ve bursları bir süredir ödenmemektedir. Kredi ve bursları yatırılmayan öğrencilerin başvuruları üzerine Kredi Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü tarafından öğrencilere verilen cevapta; ‘…almakta olduğunuz öğrenim krediniz Ankara Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü’nün …. yazısına istinaden yapılan inceleme neticesinde Kredi Yönetmeliğinin 11-h maddesine (Öğrenim görmekte olduğu öğretim kurumlarında, eklentilerinde, kalmakta olduğu yurtta, öğretim kurumu veya barındığı yurdun dışında, münferiden veya topluca her ne şekilde olur ise olsun anarşi ve terör olaylarına karışan, öğrenim özgürlüğünü ihlal edici (Direniş, boykot, işgal, yazı yazma, resim yapma, slogan atma vs.) davranışlarda bulunan bu fiillere eksik veya tam teşebbüste bulunan… öğrencilere kredi verilmez.) istinaden kesilmiştir’ denilmektedir.

    Öncelikle belirtmeliyiz ki İlgili kanun ve yönetmelikte burs ve kredilerin ne şartlarda kesilebileceği tahdidi olarak sayılmaktadır. Bahsedilen Yönetmelik maddesi burs-kredi almakta olan öğrencilerin burs ve kredilerinin kesilmesine ilişkin bir düzenleme değildir. Bu nedenle yapılan idari işlem daha başından hukuka aykırıdır.”

    “İKTİDAR BARINAMIYORUZ DİYEN ÖĞRENCİLERİ BİR DE AÇLIĞA MAHKUM ETTİ”

    Bu tür hukuka aykırı işlemlere karşı kendilerine başvuran tüm öğrenciler yönünden gerekli hukuksal süreçleri başlattıkları bilgisini veren Çağatay; “İhtiyaç duyan tüm öğrenciler yönünden gerekli başvuruları gerçekleştireceğimizi de bu basın açıklaması aracılığı ile duyuruyoruz. ‘Forum’ gibi fikir alışverişi içeren bir etkinliğin ya da suç unsuru içermeyen bir toplantı ve gösteri yürüyüşünün ‘anarşi’ ve ‘terör’ olayı olarak değerlendirilmesi iktidarın hak arayanlara, eşitlik talep edenlere bakış açısını açıkça ortaya koymaktadır, bu bakış açısı kabul edilemez. İktidar zaten kalacak bir yurt bulamadığı için ‘Barınamıyoruz”’ diyen; zaten geçim derdiği yaşadığı için ‘Geçinemiyoruz’ diyen üniversite öğrencilerinin bursunu keserek onları bir kez daha açlığa mahkûm etmiştir” dedi.

    “MÜCADELE EDEN TÜM ÖĞRENCİLERİN AVUKATLIĞINI YAPACAĞIZ”

    Avukat Ayşegül Çağatay açıklamasında son olarak şunları dile getirdi:

    “Siyasi iktidarın işkencelerle, gözaltılarla, disiplin soruşturmalarıyla yıldıramadığı öğrencileri burs ve kredilerini keserek açlık ile terbiye etme çabasına karşı öğrencilerin yanındayız. En başından beri takipçisi olduğumuz bu süreci sonuna dek takip edeceğimizi; eşitsiz, haksız, hukuksuz uygulamalara karşı mücadele eden tüm öğrencilerin avukatlığını yapacağımızı kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Roboski, insanlarımıza, yaşama şansı bile tanımayan bir vicdansızlığın sembolüdür’

    ‘Roboski, insanlarımıza, yaşama şansı bile tanımayan bir vicdansızlığın sembolüdür’

    PİRHA- ‘Roboski için Adalet Girişimi’ üyeleri bir kez daha adalet taleplerini dile getirerek, “Katliamlar ve soykırımlar tarihsel süreçten gelen devamlılıkla sürekli tekrarlanıyor. Geçmişle yüzleşmek ve hesaplaşmak isteyenler, devlet tarafından ayrıca cezalandırılıyor. Geçmişle yüzleşmeden gelecek inşa edilemez, adaletli bir düzen kurulamaz” dedi.

    Roboski İçin Adalet Girişimi, katliamın 121’inci ayında İHD Ankara Şube önünde bir araya gelerek basın açıklaması yaptı.

    Açıklamada katliamın üzerinden 10 yıl, 121 ay, 526 hafta, 3685 gün geçtiği bilgisi verilerek, “Bunlar birer sayı değil. Bunlar; Roboski’de, ailelerinin ve kendilerinin geçimini, eğitimini sağlamak için sert iklim şartlarında ve her gün çıktıkları yolda, geçiş rotaları ve o noktadan geçerek sınır ticareti yaptıkları bilinen, yaşları 13 ile 35 arasında değişen -19’u çocuk- 34 sivil insanımızın, 28 Aralık 2011 gecesi saat 21.30 ile 22.24 arasında, TSK’nin uçakları tarafından üzerlerine 4 bomba atılarak katledilmelerinin… Yaşam haklarının ellerinden alınmasının… Ailelerinin ve tüm mücadele verenlerin adalete ulaşamamasının… Bitmeyen bir acının… Ankara dehlizlerinde saklı suçlularının cezasızlığının… Üzerinden bugüne kadar geçen zamandır” denildi.

    “ROBOSKİ, YAŞAMA ŞANSI BİLE TANIMAYAN BİR VİCDANSIZLIĞIN SEMBOLÜDÜR”

    Adalet istiyoruz vurgusu yapılan açıklamaya şu sözlerle devam edildi:

    “Katledilmelerinden bugüne geçen zamanda; bir köy, bir halk, bir toplum, bir ülke hep birlikte adaleti arıyor(uz). Hukuk kayıp, adalet yok, herkes sus-pus. Katliamdan bugüne cezasızlık sokaklarda. Meclis’te kurulan komisyonda bir sonuç alınamadığı gibi, yargı katledenleri cezasız bırakmaya devam ediyor. Roboski, çizilmiş sınırlar yüzünden ekmeğini, katır sırtında, “işkenceye uğrayıp, göç etmiş” akrabalarıyla ticaret yaparak kazanmaya mahkum edilmiş insanlarımıza, yaşama şansı bile tanımayan bir vicdansızlığın sembolüdür.”

    “BİR KATLİAMIN ÜZERİ EL BİRLİĞİ YAPILARAK, CEZASIZLIK VE ADALET YOKSUNLUĞU İLE KAPATILDI”

    Katliamdan sonra yaşanan hukuki sürece de değinilen açıklamada; “Meclis’te kurulan Uludere komisyonu, tüm gerçekler ortada iken “kasıt yok” diyerek çalışmalarını bitirdi. Ardından Uludere Cumhuriyet Savcılığı’nın başlattığı çalışma, Diyarbakır Savcılığı’na nakledildi ve savcılık görevsizlik kararı vererek Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı’na gönderdi. Askeri savcılık da 2014’te “bu bir kaza” diyerek kovuşturmaya yer olmadığı kararıyla dosyayı kapattı. Roboski katliamında yaşamını yitirenlerin yakınları ve katliamda yaralananların itirazı da reddedilince, dosya Anayasa Mahkemesi’ne götürüldü. Anayasa Mahkemesi de 24 Şubat 2015 tarihinde eksik evrakları gerekçe ederek, başvuruya ret kararı verdi. Katliam, 22 Ağustos 2016 tarihinde 281 bireysel başvuru ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşındı. Ancak AİHM’de; yaşam hakkı ihlali ve dosyanın bir katliama ilişkin olduğunu göz ardı ederek, Anayasa Mahkemesi’ne belgelerin bazılarının geç iletilmiş olmasını gerekçe yaparak, 2018 Mayıs’ında başvurular hakkında kabul edilemezlik kararı verdi. Böylece bir katliamın üzeri el birliği yapılarak, cezasızlık ve adalet yoksunluğu ile kapatıldı. Ailelerin ve insan hakları savunucularının adalet arayışı yeni başvurularla devam etmekte ve son olarak Roboskili aileler 9 Nisan 2021’de AYM’ye yeniden başvurdu” denildi.

    “SINIRLARA İNATLA KARŞI ÇIKMANIN BARIŞA GÖTÜREN YOLU DA ROBOSKİ İÇİN ADALETTİR”

    Yüzleşme olmadan demokrasinin de mümkün olmayacağının söylendiği açıklamada; “Sistem; Roboski katliamın ilk gününden, çözüm sürecine… Sürecin rafa kalkmasından, Roboski katliamı için işaret ettiği 2015 darbe girişimini yapanlarda izini aramaya… Ve o günden bugüne adalet için adım atmadı, görevlendirilenleri yine cezasızlıkla savundu ve korudu. 1915’ten bugüne; devlet ve katliamlarının gelişimine baktığımızda, büyük bir cezasızlık paranteziyle karşılaşıyoruz. Roboski ve tüm katliamların ardından gelişen adaletsizlik ve cezasızlığın değişimi; mücadele etmekle, görünürleştirmekle ve halk adına kurgulanmış bir sistem/devlet tasarımıyla mümkün. Devletin sınırı da Roboski’dir, Roboski Katliamı çözümün de sınırıdır, dünün eşiği Roboski ise yarın katliamların tekrar etmemesinin ve çözümün yeniden kurulabilmesinin eşiği de Roboski’dir. Sınırlara inatla karşı çıkmanın barışa götüren yolu da Roboski için adalettir. Tarihin, zamanın, insanın, sınırın, ağacın, suyun, katırın, hayatın kesiştiği ve durdurulduğu andır, acıdır Roboski katliamı. Adalet olmadan da o an dondurulmuş olarak ailelerin ve hepimizin içinde hep büyüyerek, unutmayarak durmaya devam edecek” ifadeleri kullanıldı.

    “HİÇBİR KATLİAMIN ZAMAN AŞIMI YOKTUR”

    Roboski’de insanlığa karşı suç işlendiği belirtilen açıklamaya şöyle devam edildi:

    “Sorumlular mutlaka ortaya çıkacaktır. Her toplumun hafızası vardır. Ne kadar saklama ve inkâr yoluna gidilse de bu hafıza hem barış hem de adaleti talep ediyor. Roboski’ye adalet gelmeden Türkiye’ye adalet gelmeyecektir. Katliamlar ve soykırımlar tarihsel süreçten gelen devamlılıkla sürekli tekrarlanıyor. Geçmişle yüzleşmek ve hesaplaşmak isteyenler, devlet tarafından ayrıca cezalandırılıyor. Geçmişle yüzleşmeden gelecek inşa edilemez, adaletli bir düzen kurulamaz. Yaşadıklarımızın aslı; devlet, cezasızlık, savaş, adaletin olmayışıdır. Hiçbir katliamın zaman aşımı yoktur.

    Biz, adalet arayışının, bir arada ve barış içerisinde yaşamanın tarafıyız. Devlet ve iktidar şiddetine karşı, Roboski ve tüm katliamlar için adaleti talep etmek adına, özgürce / engelsizce bir araya geleceğimiz ve adaleti sağlayacağımız güne kadar yataklarımızda rahat uyumayacağız, uyutmayacağız da. “İnsan olarak ne yapabilirim?” sorusunu soran herkese her ayın 28. günü sesleneceğiz, hatırlayacağız, “gelin sesimizi birlikte yükseltelim” diyeceğiz.

    Roboski, devletin ve iktidarın sınavıdır. Bu topraklarda “Barış ve Adalet”in yolu, mutlaka ve önce Roboski’den geçecektir. Roboski bu toprakların utancı, kanayan yarası ve adalet arayışıdır. Adalet, adaletsizliğin olduğu yerden yükselir.”

    PİRHA/ANKARA

  • İHD, 2021 Yılı Ankara Hak İhlalleri Raporu’nu açıkladı

    İHD, 2021 Yılı Ankara Hak İhlalleri Raporu’nu açıkladı

    PİRHA- İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi, hazırladıkları 2021 Yılı Ankara Hak İhlalleri Raporu’nu açıkladı. Rapora göre, Ankara’da 2021’de 368 kişi, İç Anadolu’da bulunan cezaevlerinden 314 tutuklu, hak ihlalinden dolayı İHD’ye başvuruda bulundu.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi, hazırladıkları 2021 Yılı Ankara Hak İhlalleri Raporu’nu şube binasında yaptıkları basın açıklaması ile kamuoyuna duyurdu.

    İHD Ankara Şubesi üyesi Sevinç Koçak, açıklamasında 2021 yılında Ankara’da yaşanan hak ihlallerinden kaynaklı kendilerine çok sayıda başvuru yapıldığını belirtti.

    Koçak açıklamasında, 2021 yılında Ankara’da; hapishanelerde uygulanan işkence ve kötü muameleden 314 kişi, basın açıklaması yapmak isterken anayasal hakkı engellenerek şiddete maruz bırakılan 32 kişi, Onur Yürüyüşü’ne katıldığı için cinsiyetçi küfür, darp ve işkenceye maruz bırakılan 20 kişi, kaçırma, ajanlık teklifi ve tehdite maruz bırakılan 10 kişi, ırkçı saldırılara maruz bırakılan 2 kişi olmak üzere; toplam 368 kişinin uğradığı hak ihlalleri nedeniyle başvuruda bulunduğunu kaydetti.

    “CEZASIZLIK HAK İHLALLERİNİ SÜREKLİLEŞTİRİYOR”

    Şubelerine yapılan başvurularla ilgili; TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, İçişleri Bakanlığı Kolluk Gözetim Komisyonu, Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü, ilgili savcılıklar, TİHEK, Kamu Denetçiliği Kurumu, Sağlık Bakanlığı vb. kurumlarla yaptıkları yazışmalar sonucunda hak ihlallerini önlemesi gereken ilgili kurumların başvuruları işlemden kaldırdığını dile getiren Koçak, sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Hiçbir kamu personeline ceza verilmiyor, cezasızlık hak ihlallerini süreklileştiriyor. Raporda yer alan bütün hak ihlalleri, ne yazık ki Türkiye’de yaşanan hak ihlallerinin yalnızca küçük bir bölümünü oluşturuyor. Siyasal iktidarın ayrımcı ve kendisinden olmayanı hedef haline getiren politikaları etnik, dini, cinsiyetçi, siyasi önyargıları tetikliyor ve insan hakları ihlallerini sistematik hale getiriyor. Ekonomik çöküş toplumu açlık sınırında yaşamaya mahkûm ederken ırkçılık, ayrımcılık ve siyasal şiddet giderek yükseliyor. İnsan haklarıyla insandır! Herkes için insan hakları!”

    KADINA YÖNELİK HER TÜRLÜ ŞİDDET ARTTI

    Raporda öne çıkan başlıklar şöyle:

    “* Azra Gülendam Haytaoğlu ve Emine Gökkız’ın öldürülmelerine karşı Ankara’da yapılan eylemde 15 kadın sürüklenerek gözaltına alındı.

    * Reyhan Korkmaz, evli olduğu Zeynel Korkmaz tarafından Ankara’da 4 çocuğunun gözü önünde bıçaklayarak öldürdü.

    * Mamak’ta bir kadın, evli olduğu erkek tarafından sokak ortasında dakikalarca dövüldü, mahalle sakinlerinin müdahalesine karşın şiddet devam etti. 5 yaşındaki çocukları olaya ağlayarak tanık oldu, kadın şikâyetçi olmadığı için son durumu bilinmiyor.

    * Aleyna Çakır’ın baş şüphelisi olduğu halde sadece ‘uyuşturucu kullanımı özendirme’ suçundan tutuklu olan Ümitcan Uygun, Temmuz ayında salıverildi.

    * Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nde davası süren Aysel Tuğluk, yaşadığı sağlık sorunlarına ve demans teşhisine rağmen tek kişilik hücrede tutuluyor ve tahliye edilmiyor. Ve Aysel Tuğluk sağlığa erişim hakkı engellenen yüzlerce hasta mahpustan sadece biri.

    * Nadira Kadirova’nın baş şüphelisi Şirin Ünal, Ak Parti milletvekili olarak Ankara’da, TBMM’de yer almaya devam ediyor.”

     “LGBTİ+LARIN HER ALANDA CİDDİ HAK İHLALLERİYLE KARŞI KARŞIYA”

    Türkiye’de yükselen sağ muhafazakârlığın artık yaşam alanlarının her alanına sızmaya başladığı vurgulanan raporda, LGBTİ+ların her alanda ciddi hak ihlalleriyle karşı karşıya kaldığı ve Ankara’nın LGBTİ+lar için daha yoğun bir baskıya dönüştüğü kaydedildi.

    LGBTİ+’lara yönelik ihlallerden bazıları şöyle sıralandı:

    “* 2006 yılında trans kadınlara saldıran çetenin yargılandığı dava sürekli olarak ertelendi. Esat-Eryaman davası 2021 yılında bir erteleme furyasına dönüştü. Dava 5 defa ertelendi. Her duruşmada basın açıklaması yapmak isteyen LGBTİ+lar saldırıya uğradılar.

    * Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde 10 Mayıs 2019 yılında dokuzuncusu düzenlenen Onur Yürüyüşü’ne polis plastik mermi ve biber gazı kullanarak saldırdı; 1 akademisyen ve 18 öğrenci gözaltına alındı. Gözaltına alınan öğrencilerin KYK bursları ve kredileri kesildi. Olay sonrası Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından dava açıldı. 8 Ekim 2021 tarihinde görülen davada 19 kişi beraat etti.

    * 2021 yılı boyunca en az 16 kişi LGBTİ+ olduğu için işinden atıldı, mobbinge maruz bırakıldı, eğlence alanlarından atıldı. Birçok mekân LGBTİ+ları dışlayan tutumlar sergiledi.”

     “GENÇLİK, BİRÇOK HAK İHLALİ İLE KARŞI KARŞIYA”

    Gençliğe yönelik hak ihlallerinin de yer aldığı raporda, “Zamlar, artan pahalılık, politik baskı ve bunların ortaya çıkardığı geleceksizlik ile mücadele etmek zorunda kalan gençlik, anayasal ve toplumsal haklarını kullanmalarına karşın birçok hak ihlali ile karşı karşıya bırakıldı” denildi.

    Gençlere uygulanan hak ihlallerinden bazıları raporda şöyle ifade edildi:

    “* Yılın başında Boğaziçi Üniversitesi’ne atanan Melih Bulu’ya karşı başlayan protestolar İstanbul ile sınırlı kalmayarak birçok ilde olduğu gibi Ankara’da da karşılık buldu. 8 Ocak günü gençlik örgütleri Melih Bulu nezdinde atanmış rektörlere karşı eylem gerçekleştirdi. 30 kişi yoğun şiddet ile gözaltına alındı.

    * İstanbul’da 150 öğrencinin gözaltına alınmasını 2 Şubat’ta Ankara’da protesto eden öğrenciler ‘Aşağıya Bakmayacağız’ şiarıyla eylem yaptı. Eylemde 83 öğrenci polis şiddetiyle gözaltına alındı. Bu eylem sonrası öğrenciler 5 Şubat’ta tekrar bir araya geldi. Anayasal hakkını kullanan öğrencilere yoğun biber gazıyla müdahale eden polis, 22 öğrenciyi işkenceyle gözaltına aldı.

    * Bir ODTÜ öğrencisi, atanmış rektör Verşan Kök’ü eleştirdiği için defalarca soruşturmaya maruz kalırken; uyarı, kınama ve 1 hafta uzaklaştırma cezası aldı. Ankara Üniversitesi’nde ‘Cinsiyetçi Kayyum İstemiyoruz’ diyen öğrencilere soruşturma açıldı ancak herhangi bir ceza verilmedi.

    * 20 Temmuz’da Kızılay’da Suruç anması için bir araya gelen gençler polisin müdahalesi ile karşılaştı. Eylemde 21 kişi gözaltına alındı.

    “SIĞINMACILAR AĞIR DENETİM ALTINDA”

    Mültecilere yönelik hak ihlallerine ilişkin, “Ankara yeni sığınmacı kaydı alımına çoktandır kapalı olan bir il olsa da, en çok sığınmacının kayıtlı ya da kayıtsız olarak yaşamaya çalıştığı illerden birisi. Kayıtsız mülteciler Ankara’da 2021 yılında da, Türkiye’nin birçok ilinde olduğundan daha ağır bir şekilde denetime tabi tutuldular” diye belirtilen raporda şu bilgiler kaydedildi:

    “* Ankara’da 6-7 Ekim’i aratmayan Altındağ saldırısıyla 2021 yılının en büyük hak ihlali yaşandı. Ankara’nın Altındağ ilçesinde mahallede toplanan yüzlerce kişi Suriyelilerin ev ve iş yerlerini taşladı.  10-11 Ağustos tarihlerinde gerçekleşen bu pogromun hemen ardından, Eylül ayının başında, İçişleri Bakanlığı bünyesindeki İl Göç İdaresi tarafından Altındağ bölgesindeki evler “uyuşturucu ticaretine yataklık eden metruk binalar” oldukları gerekçesiyle yıkıldı.

    * 11 yaşındaki Suriyeli mülteci Muhammed Hattabi, Ankara’nın Altındağ ilçesinde, 28 Ekim’de kayboldu ve 30 Ekim tarihinde boş bir gecekonduda öldürülmüş olarak ailesi tarafından bulundu.

    CEZAEVLERİNDEN 314 BAŞVURU YAPILDI

    İç Anadolu Bölge kapsamında olan 32 cezaevinden 2021 yılında toplam 314 başvuru yapıldığı ifade edilen raporda, yapılan bu başvurular doğrultusunda sorunların giderilmesi ve hak ihlallerinin sonlandırılması için ilgili resmi kurumlara yazılar yazıldığı belirtildi.

    Raporda İç Anadolu cezaevlerinde 2021 yılında 9 tutuklunun yaşamını yitirdiği kaydedildi.

    İHD’nin verilerine göre, İç Anadolu cezaevlerinde 41’i kadın ve 85’i ağır olmak üzere en az 264 hasta tutuklu bulunmakta.

    Cezaevlerinde yaşanan ihlaller ise şöyle sıralandı:

    “* Tek kişilik, sağlıksız nakil araçları ile sevkler yapılıyor; bu durum özellikle kalp, astım, epilepsi hastalarının sağlıklarını kötü etkiliyor.

    * Mahpusların diş tedavileri yapılmıyor, parasını ödemiş olmalarına rağmen implant tedavilerinin de yarım bırakılıyor.

    * Bir mahpus hastaneye 8 aydır sevk edilmediği için ve diğer yaşanan sorunlardan kaynaklı olarak açlık grevi başlattı.”

    Raporda, İç Anadolu Bölgesi’nde bulunan hapishanelerde en az 77 mahpusun işkence ve/veya kötü muameleye maruz bırakıldığı ve birçok disiplin cezası verildiği de aktarıldı.

    PİRHA/ANKARA

  • ’70 yaşındaki ağır hasta mahpus Ramazan Kuru bir an önce tahliye edilmelidir’-VİDEO

    ’70 yaşındaki ağır hasta mahpus Ramazan Kuru bir an önce tahliye edilmelidir’-VİDEO

    PİRHA- Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, tüm ağır hasta tutuklular için bir an önce serbest bırakılması çağrısı yaparak, ağır hasta tutuklu 70 yaşındaki Ramazan Kuru’nun tahliyesini talep etti.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, eylemlerinin 377. haftasında İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi önünde basın açıklaması yaptı. Eylemde yapılan açıklamayı İHD Ankara Şubesi yöneticilerinden İhsan Seylan okudu. Seylan, bu hafta Afyon 1 No’lu T Tipi Kapalı Hapishanesi’nde bulunan ağır hasta mahpuslardan Ramazan Kuru’nun durumunu aktararak bir an önce tahliye edilmesi çağrısında bulundu.

    “YAŞAM SAVAŞI VERİYORLAR”

    İnsan Hakları Derneği olarak tespit ettikleri 604’ü ağır olmak üzere 1605 hasta mahpusun bulunduğu bilgisini veren Seylan şunları dile getirdi:

    “Bu hastaların içerisinde kronik ve çoklu rahatsızlıkları olanlar, akciğer hastaları, kalp hastaları, kanser hastaları, yaşlı ve yaşamını tek başına devam ettiremeyecek kadar hasta olanlar, cezaevlerinde ısrarla tutulmaya devam edilmektedirler. Ağır hasta mahpuslar cezaevlerinde adeta yaşam savaşı veriyor ve tüm taleplere rağmen ne tedavileri tam yapılabiliyor ne de tahliye ediliyorlar.”

    “CEZAEVİNDE TUTULAN BANGİN MUHAMMED 12 KASIM’DA YAŞAMINI YİTİRDİ”

    İskenderun T Tipi Kapalı Hapishanesi’nde kalan ağır hasta mahpus Suriye uyruklu Bangin Muhammed için yanında olan arkadaşları tarafından, İHD İskenderun Şubelerine başvuru yapıldığını ve mahpus ile görüşme gerçekleştirildiğini belirten Seylan,“Bu görüşmede; yürüyemediği için tekerlekli sandalye ile hareket edebildiği, bağırsaklarının ve midesinin yarısının olmadığı, 3 kere ameliyat geçirdiği, iç organlarının su topladığı, oturduğu yerde idrarını yaptığı ve farkına varamadığı, kişisel ihtiyaçlarını karşılayamadığı, hasta koğuşunda kaldığı, yemek yiyemediği, vücudunda şişliklerin olduğu, 1.78 boyunda olduğu halde kilosunun 47 olduğu tespit edilmiştir. Yapılan başvurular sonucunda hastaneye götürülmüş ancak ilaçları verilmemiştir. Bütün ağır hastalıklarına rağmen, tahliye edilmeyip cezaevinde tutulan Bangin Muhammed’in ne yazık ki 12 Kasım’da yaşamını yitirdiği öğrenilmiştir” şeklinde konuştu.

    “BİRÇOK HASTALIĞI BULUNMASINA RAĞMEN İNFAZ ERTELEME BAŞVURULARI REDDEDİLDİ”

    Bu hafta Afyon 1 No’lu T Tipi Kapalı Hapishanesi’nde bulunan ağır hasta mahpuslardan Ramazan Kuru’nun durumunu aktaran Seylan sözlerine şu şekilde devam etti:

    “70 yaşındaki Ramazan Kuru, 2016 yılında tutuklanarak cezaevine konulmuştur. Afyon/Dinar T Tipi Kapalı Hapishanesi’nde iken 19 Eylül 2019 tarihinde kalp krizi geçirmiş ve Dinar Devlet Hastanesi’ne kaldırılmış ve buradan da Denizli Devlet Hastanesi’ne götürülmüştür. Burada kendisine anjiyo yapılmış, ancak damarlar açılmayınca 2 gün içinde bay-pas ameliyatı gerçekleştirilmiştir. Yine ameliyatla 3 kalp damarı değişmiş ve 15 gün boyunca yoğun bakımda tutulmuştur. Bu süreç içinde ailesi tarafından infaz erteleme başvuruları yapılmış ancak bir cevap alınamamıştır.

    Ramazan Kuru’nun uyku apnesi hastalığı bulunmaktadır. Bu hastalık uyku sırasında tekrarlayan ataklarla, soluk alıp vermenin kesintiye uğradığı tehlikeli boyutlara varabilen bir uyku bozukluğudur. Tedavi edilmediği takdirde uyku apnesi, Tip 2 şeker hastalığı ve inme veya kalp krizi gibi bazı önemli kardiyak hastalıkların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Dinar T Tipi Cezaevi’nde kaldığı sürede, Denizli Tıp Fakültesi’ne bu hastalığı için randevusu olmasına rağmen zamanında götürülmemiştir. Hastanede de yatak yok denilerek tetkik ve tedavileri yapılmamıştır. Hemen ardından da Afyon 1 Nolu T Tipi Kapalı Hapishanesi’ne sevk edilmiştir. Burada iken de ailesi tarafından yine infazının ertelenmesi talebi yapılmış ancak bu talepleri kabul edilmemiştir.”

    “RAMAZAN KURU’NUN SAĞLIKLI KOŞULLARDA TEDAVİSİ SAĞLANMALIDIR”

    Ramazan Kuru’nun kendi ihtiyaçlarını da karşılamayacak halde olduğunu vurgulayan Seylan son olarak; “Ramazan Kuru’nun ağır hastalıkları ve ilerlemiş yaşı göz önünde bulundurularak tetkik ve tedavilerinin sağlıklı olarak yapılması için infaz ertelemesi kabul edilmeli ve ailesinin yanında daha sağlıklı koşullarda tedavisi sağlanmalıdır.

    Bizler; Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi olarak 377. haftada, hasta mahpusların durumlarını dile getirdik. Tüm bu sorunlar kalıcı bir şekilde çözülünceye kadar dile getirmeye, taleplerimizi kamuoyu ile paylaşmaya devam edeceğiz” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • Mahkeme’den ODTÜ kararı

    Mahkeme’den ODTÜ kararı

    PİRHA- Mimarlar Odası Ankara Şubesi tarafından Ankara 11. İdare Mahkemesine açılan ve YÖK’ün ‘ODTÜ rektörü Verşan Kök hakkında soruşturma açılması için soruşturmaya gerek yoktur’ kararını iptal etti.

    Ankara 11. İdare Mahkemesi, Yüksek Öğretim Kurumu’nun görevini kötüye kullanan ODTÜ Rektörü Verşan Kök hakkında işlem yapılmamasına ilişkin kararını iptal etti.

    “VERŞAN KÖK’TEN AĞAÇLARIN HESABINI SORACAĞIZ”

    Mahkemenin verdiği karara ilişkin açıklama yapan Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, “Kök yargı önünde cezalandırılana kadar sürecin peşini bırakmayacağız” diyerek şunları söyledi;

    “ODTÜ’de binlerce ağaç bir gecede katledildi. 110 metrelik yolun açıldığı ormanlık alanda ODTÜ o gece yüksek yoğunluklu bir savaş ortamını yaşadı. Yüzlerce iş makinesi, kamyonlar, çevik kuvvet eşliğinde ODTÜ’yü, ekolojik bütünlüğümüzü kentimizi ve yaşamlarımızı tahrip etti. Mimarlar Odası Ankara Şubesi olarak, kentin akciğeri ODTÜ’de yapılan ağaç katliamına göz yuman ve görevini kötüye kullanan ODTÜ rektörü Verşan Kök hakkında soruşturma açılması için YÖK’e başvurmuştuk. YÖK, ODTÜ rektörü Verşan Kök hakkında işlem yapılmamasına karar verdi. Oda olarak, kararı yargıya taşıdık. Ankara 11. İdare Mahkemesi, Yüksek Öğretim Kurumu’nun görevini kötüye kullanan ODTÜ Rektörü Verşan Kök hakkında işlem yapılmamasına ilişkin kararını iptal etti. ODTÜ’nün geleneğini ve yeşil aksını parçalayan KYK yurdu inşaatı için nöbette olan öğrencilere acımasızca yapılan polis müdahalesinin de, kavaklıkta yapılan ağaç katliamının da hesabını soracağız.”

    “ODTÜ’ye telafisi mümkün olmayan zararlar vermeye devam edeceği hal ve tavırlarından belli olan Rektörün de acilen ODTÜ’den uzaklaştırılması ve yönetim yetkisinin yürütülmesinin durdurulması gerekmektedir” diyen Candan, “ODTÜ yolu ve kavaklık ağaçlandırılmalı, kamu zararı Melih Gökçek ve Verşan Kök’ten tazmin edilmeli. Kök ve Gökçek yargı önünde cezalandırılana kadar sürecin peşini bırakmayacağız” dedi.

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • Dersim-Der Ankara Şubesi, Babuko etkinliği düzenledi – VİDEO

    Dersim-Der Ankara Şubesi, Babuko etkinliği düzenledi – VİDEO

    PİRHA-Dersim-Der Ankara şubesi yeni yönetim kurulu üyeleri ve dostlarıyla bir araya gelmek için Babuko etkinliği düzenledi.

    Haberin Videosu

    Dersim-Der Ankara Şubesi, düzenlediği Babuko etkinliğiyle bir araya geldi. Her seçim sürecinden sonra yapılan Babuko etkinliğine Demokratik Alevi Dernekleri(DAD)Eş Başkanları, Ankara Şube YK üyeleri, Tuncelililer Vakfı, Karakoçanlar Derneği, Sivas Madımak davası avukatlarından Hukukçu Kazım Genç ve Hukukçu Kamil Ateşoğulları ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    “20 ÖĞRENCİYE BURS VERİYORUZ”

    Yapılan etkinlikte Dersim -Der Ankara Şube Eş başkanı Yaşar Kılavuz yaptığı konuşmada şunları ifade etti:

    “Dostlar biliyorsunuz Malatya’nındı içinde olduğu Elâzığ’ının da bir deprem yaşandı bu depremde hayatlarını kaybeden yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyor, yaralılara da acil şifa diliyoruz. Tabii ki bu deprem karşısında belediyeler seferber oldu. Sivil toplum örgütleri olarak bundan sonraki süreçte elimizden ne geliyorsa, ne yapılması gerekiyorsa onu yapacağız. Gençlik Komisyonumuzun girişim ve çabalarıyla 10 öğrencimize burs veriyoruz, Ayrıca 10 öğrencimize de iş adamımızın vasıtasıyla toplamda 20 tane öğrencimize burs veriyoruz.”

    “Dersimli olup dışarıdan gelen öğrencilere burs veriyoruz. Ankara’da oturanlara değil burada oturanların evi vardır, sığınacak yerleri vardır. Ama dışarıdan gelen çocuklara sahip çıkmak zorundayız” diyen Kılavuz, İstanbul’da intihar eden kız öğrenciyi hatırlatarak,  “Gerçekten bizim çocuklarımız çok zor şartlarda okuyorlar. Onun için sizin de duyarlı olmanızı istiyorum. Burada burs sorunumuz var. Buna destek olabilirsiniz. Sizin desteğinizle bunu yapabiliriz. Biz tek başımıza bir şey yapamayız”dedi.

    Kılavuz, 29 Şubat’ta Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Yenimahalle Şube Batıkent Cemevinde bir cem tutulacağını,  7 Mart’ta çocuklarımıza burs desteği için yemekli gece yapacaklarını belirterek dayanışma çağrısında bulundu.

    “BABUKO YÖRESEL YEMEĞİMİZ”

    Dersim Der Ankara Şube üyesi Aysel Ekmekçi, Dersim’e has yemeğimiz olan Babuko Qiir, zerfet yemeğini dostlarımızla birlikte yemek ve paylaşmak için buradayız diyerek şunları belirtti: “Bu yemeğimizin yapılışı un, tuz ve su hamur olarak yapıldıktan sonra tepsinin içinde yayılarak fırına koyularak pişiriliyor. Tabii ki biraz kalın olması gerekiyor. Piştikten sonra da ortadan ikiye bölerek ve içini kaşıkla oyarak çıkartıyoruz. Sonra tepsilere koyarak ondan sonra da üzerine sarmısaklı yoğurt koyuyoruz. Sonra üzerine tereyağı döküp misafirlerimize sunuyoruz. Bu bizim çok önemli yemeğimizdir, biz bununla birbirimizi tanırız. Ege ve Akdeniz bölgesi gibi sebzemiz, meyvemiz bol olmadığı için bulgurlu ürünler ile kendimizi geçmiş zamanda doyurmaya çalışmışız.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

  • Ankara Mimarlar Odası: En büyük afet pervasızlıktır, yöneticiler sorumludur

    Ankara Mimarlar Odası: En büyük afet pervasızlıktır, yöneticiler sorumludur

    PİRHA-TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi Elazığ merkezli gerçekleşen 6.8 büyüklüğündeki depremle ilgili açıklama yaptı. Açıklamada, “Deprem bir doğa olayıdır, afet ise yöneticilerin pervasızlığıdır” denildi.

    TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi Elazığ merkezli gerçekleşen 6.8 büyüklüğündeki depremle ilgili açıklama yaptı.

    “YÖNETİCİLER SORUMLUDUR”

    Açıklamada şunlar ifade edildi:

    Deprem kuşağında olan ülkemizde, bilimi ve tekniği dışlayan, rant odaklı kentleşme politikalarını önceleyen yöneticiler, deprem sonucu yaşanan can kayıplarının, yaralanmaların ve tahribatların sorumlularıdır. 6.8 şiddetinde Elazığ ve Malatya’da gerçekleşen deprem, bu ülkeyi yönetenlerin Marmara, Düzce ve Van depremlerinden ders almadıklarını, insanlar için bilimin ve tekniğin yol göstericiliğinde güvenli çevrele r oluşturulamadığını göstermektedir.

    “EN BÜYÜK AFET PERVASIZLIKTIR”

    Deprem bir doğa olayıdır, bu doğa olayı ile birlikte yaşamayı öğrenmek, önceden önlemler almak ise yapılması gerekendir. Depremlerle birlikte can ve mal kaybını en aza indirecek yapılı çevreyi ve nitelikli mimarlığı oluşturmak yerine, kentleri ranta kurban edenler, coğrafyanın yol göstericiliğini reddedenler, bilimi ve tekniği dışlayanlar, sağlıklı ve güvenli çevreler oluşturamazlar. Halkın can ve mal güvenliğini hiçe sayarak deprem toplanma alanlarını, parkları, rekreasyon alanlarını ve ormanları imara açmak üzere, “İmar Barışı” adıyla imar affı ilan edildiği, yapının depreme dayanıklı olup olmadığına ilişkin sorumluluğunun mal sahibine yüklendiği, her türlü imar yolsuzluğunun yasal hale getirildiği bir ortamda sorumlular bellidir. Deprem bir doğa olayıdır, deprem sonrası yaşanan afet ise bugüne kadar önlem almayan bilimi dışlayan yöneticilerin pervasızlığıdır. En büyük afet bu pervasızlıktır.

    Mimarlar Odası Ankara Şubesi olarak Elazığ ve Malatya depreminde yaşanan can kayıpları için başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyor, sorumluları bilimin ve tekniğin yol göstericiliğinde sorumlu davranmaya davet ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • ‘Geçmişteki dedeler bugünkü dedelerden daha devrimciydiler’-VİDEO

    ‘Geçmişteki dedeler bugünkü dedelerden daha devrimciydiler’-VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şubesi’nde düzenlenen kahvaltı etkinliğinde konuşan Dede Hüseyin Gazi Metin, “Birileri kadın eli sıkmazken, biz ana bacı, bacı kardeş ne güzel oturuyoruz, yemek yiyoruz. Cem yapıyoruz, semah dönüyoruz, birileri yine kadın eli sıkmazken analarımız cem yapıyor. Kadın sonsuz olsun, kadın yaşam savaşında yarın olsun” dedi.  

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şubesi tarafından bir kahvaltı etkinliği gerçekleştirildi.  Etkinliğe Dede Hüseyin Gazi Metin, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Yenimahalle Şubesi Batıkent Cemevi dedelerinden Cemal Şahin, 2 Temmuz Şehitleri Ailelerinden Gülsüm Karababa’nın annesi Sultan Karababa ağabeyi Hüseyin Karababa, Yasemin ve Asuman Sivri’nin annesi yeter Sivri,  Barış anneleri, DAD Ankara Şube üyeleri, DAD Mamak Ana Fatma Cemevi Yürütme Kurulu üyeleri, HDP Ankara İl Yürütme Kurulu üyeleri ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    Dede Hüseyin Gazi Metin kahvaltıda bir araya gelenler için lokma gülbengi okudu.

    DAD Ankara Şube Sekreteri Mustafa Karabudak da içinden geçilen sıkıntılı sürece vurgu yaparak “Yaklaşık üç yıldır KHK ve OHAL’le  tüm kurumlar kapatıldı. İnsanlar evlerinden çıkamaz oldular, bir yılı aşkındır bir yıldırma politikası var. Biz dedik ki burada konuşalım, bir arada olalım. Dedemin dediği gibi Aleviler üzerinde yoğun bir baskı var, inanç kurumlarımıza saldırı var, cemevlerimize saldırı var” dedi.

    “BİRLEŞMEZSEK ÇOK KATLİAMLAR YAŞARIZ”

    Dağıtılan lokmaların pay edilip yenilmesinden sonra Dede Hüseyin Gazi Metin, “Divriği demir çelik madenlerinde sendikacılık ve temsilcilik yaptığım için emeğin ne demek olduğunu, yemeğin ne demek olduğunu örgütün ne demek olduğunu kendi kanımca biraz biliyorum. Demokratik örgütlenmeye çok önem veren birisiyim çünkü bu toplum örgütlenmezse daha çok Maraş’ı yaşarlar, Sivas’ı Çorum’u yaşarlar, Kobani’yi de yaşarlar Uludere’yi, Diyarbakır’ı, Ankara’daki Gar Katliamı’nı da yaşarlar” diye konuştu.

    “HAK VERİLMEZ ALINIR”

    Örgütlenmenin önemine dikkat çeken Metin, “Alevi, Sünni, Kürt, Türk, Ermeni, Ezidi demeden ezilen toplumlar bir araya gelin. Hak verilmez alınmalı, nasıl kapı çalınmalı. Hak verilmez hak alınır. Direndiğin zaman haklı olabilirsin. Bizim tarih boyu sırf Maraş değil, Sivas’ta değil, asırlardan beri biz hep ağladık gülmeyi göremedik. Biz hiç bayram yapmadık. Bize bayram yaptırmadılar, bize bayramı layık görmediler. Asırlardan beri bize hep duvar ördüler” şeklinde ifade etti.

    “GEÇMİŞTEKİ DEDELER, BUGÜNKÜ DEDELERDEN DAHA DEVRİMCİYDİLER”

    Eski dedelerin günümüzdeki dedelerden daha devrimci ve daha çağdaş olduğunu ifade eden Metin, yobazlığa, bağnazlığa karşı olduğunu ve yobazlığın Alevisi Sünnisi olmadığını kaydederek “Bizim yobazlarımız daha kötü” dedi.

    Yüzyıllardır Alevilere uygulanan asimilasyon politikalarını hatırlatan Metin, Alevilerin Diyanet’in kırmızı çizgisi olduğunu belirtti.

    “KADIN YAŞAM SAVAŞINDA YARIN OLSUN”

    “Biz tekbir getirip kimseyi öldürmedik” diyen Metin, Alevi inancında kadına verilen değere vurgu yaptı. Metin, “Birileri kadın eli sıkmazken, biz ana bacı, bacı kardeş ne güzel oturuyoruz, yemek yiyoruz. Cem yapıyoruz, semah dönüyoruz, birileri yine kadın eli sıkmazken analarımız cem yapıyor. Dikkat ederseniz erkek kardeşimiz önce kadınların eline su döküyor. Ne demek bu? Kadın doğurandır, anadır diye. Kadın öğretti nice peygamberleri kadın yarattı. Kadın sonsuz olsun, kadın yaşam savaşında yarın olsun” diyerek sözlerini tamamladı.

    Zakir Hıdır Çelebi’nin söylediği deyişlerle kahvaltı etkinliği sona erdi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA