Etiket: ankara tabip odası

  • Sendikalar ve meslek örgütlerinden açıklama: 1 Mayıs’ta taleplerimizi haykıracağız

    Sendikalar ve meslek örgütlerinden açıklama: 1 Mayıs’ta taleplerimizi haykıracağız

    PİRHA- Sendikalar ve meslek örgütleri tüm Ankara halkını 1 Mayıs’ta Tandoğan Meydanına davet etti. Açıklamada, “Bizler, işçiler, emekçiler, emekliler bu ülkenin büyük çoğunluğuyuz. Bizler üretiyoruz, bizler çalışıyoruz, bizler bu ülkenin tüm değer ve güzelliklerini emeğimizle var ediyoruz ve insanca yaşamayı hak ediyoruz. Bizler tüm Ankara halkını 1 Mayıs’ta taleplerimizi haykırmak için coşkuyla, umutla buluşacağımız Tandoğan Meydanına davet ediyoruz” denildi. 

    DİSK İç Anadolu Bölge Temsilciliği, KESK Ankara Şubeler Platformu, TMMOB Ankara İl Koordinasyon Kurulu, Ankara Tabip Odası, Ankara Diş Hekimleri Odası, Sakarya Caddesinde yaptığı basın açıklamasında, Ankara halkını 1 Mayıs’ta taleplerimizi haykırmak için Tandoğan Meydanına davet etti.

    “İNSANCA YAŞAMAYI HAK EDİYORUZ”

    Yapılan ortak açıklamada, “İşçi sınıfının Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma günü olan 1 Mayıs’ta dünyanın dört bir yanındaki sınıf kardeşlerimizle beraber demokrasiye, adalete, özgürlüğe, eşitliğe, barışa ve kardeşliğe dair umutlarımızı ve taleplerimizi haykıracağız.
    Türkiye’nin dört bir yanında meydanlarda buluşacak, ekmeğimizin her gün küçülmesine, adaletin terazisinin tamamen bozulmasına, en temel hak ve özgürlüklerimizin gasp edilmesine hep bir ağızdan dur diyeceğiz.
    Ülkenin dört bir yanındaki 1 Mayıs alanlarına yürüyecek olan işçiler, kamu emekçileri, mimarlar, mühendisler, hekimler, emekliler, kadınlar ve gençler kol kola, omuz omuza hakkını hukukunu savunacak.
    Bizler, işçiler, emekçiler, emekliler bu ülkenin büyük çoğunluğuyuz. Bizler üretiyoruz, bizler çalışıyoruz, bizler bu ülkenin tüm değer ve güzelliklerini emeğimizle var ediyoruz ve insanca yaşamayı hak ediyoruz. Ancak bugünlerde değil insanca yaşamak, hayatta kalmak dahi giderek zorlaşıyor” denildi.

    “ONLAR EMEKÇİDEN ALIP SERMAYEYE KAYNAK AKTARMAYI GÖREV BİLİYOR”

    “Çarkları zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul yapmak için dönen bu düzene bir son verelim” denilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Onlar yoksuldan alıp zengine, emekçiden alıp sermayeye kaynak aktarmayı görev biliyor. Bankalar, holdingler, şirketler karlılık rekorları açıklarken enflasyonun sebebi olarak biz gösteriliyoruz; alım gücümüz gerilemeye devam ediyor.
    Tüm dünyada gıda fiyatları düşerken Türkiye gıda enflasyonunda açık ara birinciliğini koruyor. Alım gücümüz enflasyona ezdirilirken KDV-ÖTV, gelir vergisi, vergi dilimi derken cebimiz boşaltılıyor. Vergi yükü bizlerin sırtına yüklenirken sermaye ise keyfine göre vergi veriyor; bir gecede vergileri sıfırlanıyor, affediliyor.
    Yıllardır uygulanan ücretleri geriletmeye yönelik ekonomi politikalarının sonucu olarak borçlanarak yaşamaya mahkum edilen milyonlar, bugün yüksek faizler nedeniyle borç batağında.
    İşsizlik, özellikle de genç ve kadın işsizliği yeni rekorlara koşarken iş bulanlara da giderek daha düşük ücretler ve daha güvencesiz çalışma biçimleri dayatılıyor.
    Açlık sınırına bile yaklaşamayan maaşlara mahkum edilen emeklilere ‘banka promosyonu müjdesi’ verilerek resmen alay ediliyor.

    “MİLYONLARCA MÜLTECİNİN ÇARESİZLİĞİ, SÖMÜRÜYÜ ARTIRMAK İÇİN KULLANILIYOR”

    Mülteciler asgari ücretin altında ücretlerle, sigortasız, güvencesiz ve hatta ölümüne çalışmaya mahkum edilerek tüm ücretler baskı altına alınıyor. Milyonlarca mültecinin çaresizliği, sömürüyü artırmak için kullanılıyor.
    Tüm bunlar yetmezmiş gibi siyasi iktidar Orta Vadeli Program’ı uygulayarak acımasız bir kemer sıkma programını devreye sokacağını, güvencesiz çalışma biçimlerini yaygınlaştıracağını ve hatta kıdem tazminatına dahi el uzatacağını ilan ediyor.
    Tüm bu zorlu çalışma ve yaşam koşullarını iyileştirmek için Anayasal demokratik haklarını kullanmak, sendikalı olmak, örgütlenmek, grev yapmak, meydanları doldurmak ve hatta geçinemediğini haykırmak bile ‘suç’ olarak gösteriliyor.
    Biz yasal, Anayasal haklarımızı bile kullanamazken parası ve makamı olanlar hiçbir kurala, mahkeme kararına, hatta kendi yazdıkları yasalara ve Anayasa’ya bile uymak zorunda değil!

    “TÜRKİYE DÜNYADA İŞÇİ HAKLARININ EN KÖTÜ OLDUĞU ÜLKE ARASINDA”

    Zenginlerin ve muktedirlerin hiçbir kurala uymak zorunda olmadığı bir düzende milyonların ekmeği, hakları ve özgürlükleri gasp ediliyor. Örneğin TÜİK mahkeme kararlarına uymayarak enflasyon verilerini nasıl hesapladığını açıklamıyor, ekmeğimiz sahte enflasyon verileriyle küçülüyor.
    Dünyanın en uzun çalışan, en az izin kullanan, durmaksızın iş cinayetlerine kurban giden emekçileri bu ülkede yaşam savaşı veriyor. Ülkemiz bir ucuz emek cenneti haline getirilmek istenirken Türkiye dünyada işçi haklarının en kötü olduğu 10 ülke arasında.
    Otoriter bir rejimin ağır baskıları altında hepimiz kölece çalışıp asgari yaşamaya mahkum ediliyoruz. Bu nedenle demokrasi mücadelesi 2024 1 Mayıs’ının en asli gündemlerinden biridir.
    Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC), bütün dünyada otoriter rejimlerin yükselişine, demokrasinin gerilemesine ve buna bağlı olarak işçi haklarının zayıflamasına karşı “Demokrasi İçin” başlıklı küresel bir kampanya başlatmıştır. 2024 1 Mayıs’ı ülkemizde ve dünyada, sermaye düzeninin ve bunlara bağlı otoriter rejimlerin tahrip ettiği demokrasiyi yeniden inşa edecek olan kolektif öznenin meydanlarda boy göstereceği tarih olacaktır”

    PİRHA/ANKARA

  • 18. İşçi Filmleri Festivali Ankara’da

    18. İşçi Filmleri Festivali Ankara’da

    PİRHA-18.İşçi Filmleri Festivali, 14-19 Ekim tarihleri arasında Ankara’da sinemaseverlerle buluşacak. Açılışta gazeteciler, işçiler, ev eksenli çalışan kadınlar ve öğretmenler direnişlerini anlatacak.

    18. İşçi Filmleri Festivali, 14-19 Ekim tarihleri arasında Ankara’da izleyiciyle buluşacak. 14 Ekim günü saat 18.30’da Kavaklıdere Sineması’nda oyuncu Gözde Duru’nun sunuculuğunu yapacağı açılışta Cem Kaya’nın “Aşk, Mark ve Ölüm” filmi gösterilecek.

    Grup Tersname’nin konser vereceği açılış töreninde ayrıca Sputnik’te greve çıkan gazeteciler, direnişteki FEDAŞ işçileri, ev eksenli üretim yapan kadınlar ve özel okul öğretmenleri mücadelelerini anlatacak. Festival kapsamında tamamı ücretsiz olan gösterimler, 3 yıllık aranın ardından Kavaklıdere Sineması ile Mülkiyeliler Birliği’nde gerçekleşecek.

    DİSK Basın-İş, Sine-Sen, Halkevleri ve Sendika.Org’un kurucusu olduğu İşçi Filmleri Festivali’nin Ankara programının destekleyicileri ise Ankara Tabip Odası, İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi, Jeoloji Mühendisleri Odası, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası, Kült Kavaklıdere ve Mülkiyeliler Birliği.

    FESTİVAL KAPSAMINDA GÖSTERİME GİRECEK FİLMLER

    Festival kapsamında Mülkiyeliler Birliğinde 15 Ekim Pazar günü “Aşk, Mark ve Ölüm”, “Dar Ayakkabıyla Yaşamak” ve “Yaramaz Çocuklar”, 16 Ekim Pazartesi günü “Zeytinliğin Ardı”, “Metamazon” ve “Fatma’dan Sonra 40 Yıl”, 17 Ekim Salı günü “Cehennem Boş, Tüm Şeytanlar Burada”, “Moloz’da Çekiç Sesleri” ve “Lacivert Gece”, 18 Ekim Çarşamba günü “Çöpün Dünyası”, “İşçilerin Haziranı” ve “Kızıl Şehir”, 19 Ekim Perşembe günü ise “Beyaz Motosiklet, Devrimin Beyaz Küheylanı”, “Örgütlendikçe Güçleniyoruz” ve “Carare’nin Yeniden Doğuşu” gösterilecek.

    Kavaklıdere Sineması’nda ise 16 Ekim Pazartesi günü “Beyaz Motosiklet, Devrimin Beyaz Küheylanı”, “İşçilerin Haziranı” ve “Moloz’da Çekiç Sesleri”, 17 Ekim Salı günü “Fatma’dan Sonra 40 Yıl”, “Dar Ayakkabıyla Yaşamak”, Örgütlendikçe Güçleniyoruz”, “Zeytinliğin Ardı”, “Çöpün Dünyası” ve “Metamazon”, 18 Ekim Çarşamba günü “Yaramaz Çocuklar”, “Metamazon” ve “Cehennem Boş, Tüm Şeytanlar Burada”, 19 Ekim Perşembe günü ise “Lacivert Gece” ve “Kızıl Şehir” yapımları gösterilecek.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Sağlık, emek ve meslek örgütleri: Vakalar hızla yükseliyor, Bakanlık seyrediyor-VİDEO

    Sağlık, emek ve meslek örgütleri: Vakalar hızla yükseliyor, Bakanlık seyrediyor-VİDEO

    PİRHA- Ankara’daki sağlık emek ve meslek örgütleri yaptıkları açıklamada, pandeminin hala devam ettiğini ve vakaların hızla yükseldiğini vurgulayarak, “Halk sağlığına önem verilmeli. Artan vakalar nedeniyle kamu hastanelerinden randevu alınamıyor. Bakanlık bir an önce gerekli tedbirleri almalı” dedi.

    Ankara’da bulunan emek ve sağlık meslek örgütleri pandeminin sürdüğüne ve Sağlık Bakanlığı’nın gerekli önlemleri almadığına dikkat çekmek için basın toplantısı yaptı.
    Ankara Aile Hekimleri Derneği, Ankara Diş Hekimleri Odası, Ankara Tabip Odası, Birlik ve Dayanışma Sendikası, Devrimci Sağlık-İş Sendikası, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Ankara Şubesi ile Tüm Radyoloji Teknisyenleri ve Teknikerleri Derneği tarafından yapılan açıklamada salona ‘Pandemi sürüyor, Bakanlık seyrediyor’ pankartı asıldı.
    Emek ve sağlık meslek örgütleri adına açıklamayı ATO Genel Sekreteri Mine Coşkun okudu.

    “COVİD-19 VAKALARI ARTIŞA GEÇMİŞTİR”

    Türkiye’de Covid-19 vakalarının hızla arttığını belirten Çoşkun, “Bahar aylarıyla birlikte pandemi tedbirlerinin gevşetilmesi, yaz aylarındaki turizm hareketliliği ve 9 günlük bayram tatilinin de etkisiyle özellikle son bir aydır Türkiye’de COVID-19 vakaları hızla artışa geçmiştir. Sağlık Bakanlığı, kendi verilerine göre günlük vaka sayısının 1000’in altına düştüğünü söyleyerek, sağlık kuruluşları hariç tüm ortamlarda maske zorunluluğundan vazgeçildiğini duyurdu. Maske ve mesafe uyarılarının yeterince yapılmaması, aşılama çalışmalarında gerileme, HES kodu uygulamasının sonlandırılması ve salgının bittiği anlamına gelebilecek mesajlar verilmesi toplumda salgın ile ilgili rehavet oluşturmuştur” ifadelerine yer verdi.

    “SALGIN KONUSUNDA YURTTAŞLAR GERÇEĞİ ÖĞRENMELİ”

    Son birkaç haftadır yapılan testlerde COVID-19 pozitifliği yüzde 50’ye kadar çıktığına değinen Çoşkun, resmi verilere göre vakalar 10 kat artmış durumdadır dedi. Çoşkun, “Günlük vaka sayısı 1000’in altına düşünce maske zorunluluğunu kaldıran Bakanlık, vaka sayısı 60.000’e dayanmışken herhangi bir ek önlem almamış, adeta salgınla mücadele etmeyi bırakmıştır. Toplumun tümünü ilgilendiren salgın konusunda yurttaşlarımızın gerçekleri öğrenme hakkı vardır. Vaka ve ölümlerin yaş, cinsiyet, meslek, il vb. düzeyinde şeffaf ve doğru bir şekilde açıklaması yapılmalıdır. Salgının ilk döneminde kronik hastalara ilaçlarını eczanelerden reçetesiz almaları için verilen raporların da Haziran ayı itibarıyla bitmesiyle pek çok hastanın reçete yazdırmak için Aile Sağlığı Merkezlerine gitmesi, vaka sayısının arttığı bu dönemde, özellikle 65 yaş üstü ve kronik hastalığı bulunan vatandaşların bulaş riskini artırmaktadır” diye konuştu.

    “VAKALAR NEDENİYLE HASTANELERDEN POLİKLİNİK RANDEVUSU ALINAMAMAKTADIR”

    Ankara özelinde konuşan Çoşkun, devamında şu ifadelere yer verdi:

    Ankara’daki 2021 yılı, 06-13 Ağustos arası günlük vaka sayısı 1600 civarındayken bugün Ankara’da günlük vaka sayısı 3750-4250 aralığında seyretmektedir. Sağlığa erişim sorunu ve yoksulluk gün geçtikçe artmaktadır. Yine artan COVID-19 vakaları nedeniyle hastanelerden poliklinik randevusu alınamamaktadır. Ankara’da kamu hastanelerinde 1550-1600 aralığında erişkin yoğun bakım yatağı bulunmakta olup son aylarda yoğun bakım doluluk oranı yüzde 87’nin üstündedir.”

    TALEPLER

    Açıklamada, artan COVİD-19 vakalarına karşı önlemlerin alınması gerektiği vurgulanarak şu talepler sıralandı:

    *Sağlık merkezlerine yönelik yoğunluğu azaltıcı tedbirler alınmalı,
    *Hastanelerde covid servisleri ve poliklinikleri tekrar açılmalı,
    *Birinci basamak sağlık hizmetlerinde yoğunluğu ve riski azaltmak için raporlu ilaçlar doğrudan eczanelerden alınmalı, raporlar pandemi bitimine kadar uzatılmalı,
    *İzolasyona alınan hastaların karantina raporları Müdürlüklerce düzenlenmeli, toplum için Kovid bulaşı riski oluşturan hastaların sağlık kuruluşlarına rapor talebiyle başvuruları engellenmeli,
    *Kapalı ortamlarda ve kalabalık olan açık ortamlarda maske kullanımına devam edilmeli,
    *Toplu taşıma, AVM, hastane gibi kapalı ortamlarda ücretsiz maske dağıtımı sağlanmalı,
    *HES kodu uygulaması tekrar başlatılmalı,
    *Etkin filyasyon ve izolasyon uygulanmalı,
    *Aşı kampanyalarıyla aşılamaya hız verilmeli, hatırlatma dozları etkili aşılarla yapılmalı,
    *Eylül ayında açılacak olan okullara yönelik tedbirler gecikmeden uygulanmalı, 5-11 yaş grubu aşılama programına dahil edilmelidir,
    *COVID-19 meslek hastalığı olarak kabul edilmelidir,
    *Ankara’da açılacak Etlik Şehir Hastanesi için 5 kamu hastanesinin kapatılması planlanmaktadır. Bu durum, sağlığa erişimi daha da zorlaştıracağından, kamu hastanelerinin kapatılmasından vazgeçilmelidir.

    PİRHA/ ANKARA 

  • Sağlık emekçileri, bakanlık önündeydi: Fahrettin Koca istifa et!

    Sağlık emekçileri, bakanlık önündeydi: Fahrettin Koca istifa et!

    PİRHA- Kardiyoloji uzmanı Doktor Ekrem Karakaya’nın öldürülmesinin ardından sağlık emekçileri, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’yı bakanlık önünde protesto ederek, istifaya çağırdı. Bakanlık önüne bırakılmak istenen siyah çelenge ise polis tarafından el konuldu.

    Konya’da kardiyoloji uzmanı Ekrem Karakaya, görev yaptığı Şehir Hastanesi’nde Hacı Mehmet Akçay tarafından öldürüldü. Karakaya’nın görev yaptığı sırada öldürülmesinin ardından sağlık emekçileri Türkiye genelinde 7-8 Temmuz’da iş bırakma kararı aldı.

    Sağlık emekçileri birçok ilde olduğu gibi Ankara’da da Doktor Ekrem Karakaya’nın katledilmesinin ardından greve gitti.

    Dün Hacettepe Üniversitesi Hastanesi önünde eylem yapan sağlık emekçileri bugün Ankara Tabip Odası’nın (ATO) çağrısıyla Sağlık Bakanlığı’nın önüne gitti.

    BAKANLIK ÖNÜNE BIRAKILMAK İSTENEN SİYAH ÇELENGE, POLİS EL KOYDU

    Bakanlığın önünde bir araya gelen sağlık emekçileri sık sık, “Susmuyoruz, korkmuyoruz, hiçbir yere gitmiyoruz’, ‘Zafer direnen emekçinin olacak’ sloganları attı.

    ATO tarafından, Sağlık Bakanlığı’nın önüne siyah çelenk bırakılmak istendi. Sadece açıklama yapıp dağılmalarını isteyen polis, siyah çelenge el koydu.

    ‘BAKANIN İSTİFA ETMESİ İÇİN DAHA NE GEREKİR?’

    Polisin engellemesine tepki gösteren sağlık emekçileri, bakanlık önünde oturma eylemi yaptı. Oturma eyleminin gerçekleştiği bakanlık önünde konuşan ATO Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Muharrem Baytemür, “Bir bakanın istifa etmesi için daha ne gerekiyor? Pandemiyi yönetemediniz istifa etmediniz. Şiddet olayları yaşandı, yaşanıyor istifa etmiyorsunuz. Gerekli önlemleri alın yoksa biz alacağız. Bu böyle gitmez. Işıkları söndürülmesine rağmen Hekimlik Andını okuyan Selçuk Üniversitesi’ndeki genç meslektaşlarımızı sevgiyle kucaklıyorum. Koruyamadınız… Hekimlik andınızı yerine getirmediğiniz için bakanlıktan istifa edin!” dedi.

    ATO YK Üyesi Dr. Onur Erden ise, “Bakanlığın, Emniyetin bizi koruması için daha kaç kişi ölmemiz lazım? Daha kaç can kaybetmemiz lazım?” diye sordu. Erden konuşmasının devamında, “Buraya üzerimize çöken sağlık sistemini, canımıza kast eden sağlık sistemini protesto etmeye gelmiştik. Görevi bizleri korumak olan emniyet bunu yapmak yerine çelengimize el koydu. Dün İstanbul’da saldırıldı, şimdi bize saldırılıyor. Ama biz sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

    Sağlık emekçileri sloganlarla eylemlerini sonlandırdı.

    PİRHA/ANKARA

  • Ankara Tabip Odası: Yoksulluk bir halk sağlığı sorunudur -VİDEO

    Ankara Tabip Odası: Yoksulluk bir halk sağlığı sorunudur -VİDEO

    PİRHA- Ankara Tabip Odası (ATO), her geçen gün derinleşen ekonomik kriz sonucu yoksullaşan halkın sağlığının da bozulduğuna dikkat çekerek; “Türkiye’de kronikleşen ekonomik kriz, artan hayat pahalılığı ve alım gücünün düşmesi göz önüne alındığında ‘tam iyilik’ halinden söz etmek imkânsıza yakındır” dedi.

    Ankara Tabip Odası (ATO), yaptığı basın açıklamasıyla her geçen gün derinleşen ekonomik kriz sonucu yoksullaşan halkın sağlığının da bozulduğuna dikkat çekti.

    Yapılan açıklamada, yoksulluğun bir halk sağlığı sorunu olduğu vurgulanarak, sağlık çalışanları ile hastaları karşı karşıya getiren sağlık politikaları dâhil olmak üzere, gelir eşitsizliğini artıran, gıda enflasyonunu büyüterek yetersiz ve sağlıksız beslenmeye yol açan, elektrik faturaları ve kesintileri yüzünden yurttaşları mağdur eden politikaların halk sağlığını olumsuz etkilediği ve birçok hastalığa neden olduğu belirtildi.

    Basına yapılan açıklama metnini Ankara Tabip Odası Halk Sağlığı Komisyonu üyesi Dr. Ebru Basa okudu.

    TÜRKİYE’DE KRONİKLEŞEN EKONOMİK KRİZ HALKIN SAĞLIĞINI BOZUYOR”

    Dünya Sağlık Örgütü tarafından sağlık kavramının, sadece hastalık ve sakatlığın olmayışı değil; bedence, ruhça ve sosyal yönden tam iyilik hali şeklinde tanımlandığını söyleyen Basa; “Sosyal yönden tam iyilik hali, sağlığın sadece kişisel bir olgu olmadığına, siyasal, toplumsal ve sosyo-ekonomik boyutunun bulunduğuna da işaret eder. Kişinin sosyal yönden tam iyilik halinde olmasının ön koşulu, toplumsal refahın ve sosyal yaşantısının da sağlıklı olmasıdır. Çalışma ve yaşam güvenliğinin sağlanamadığı, iş bulma olasılığının bulunmadığı, gelir dağılımında eşitsizliğin arttığı toplumlarda tam iyilik hali de bulunmaz. Türkiye’de kronikleşen ekonomik kriz, artan hayat pahalılığı ve alım gücünün düşmesi göz önüne alındığında ‘tam iyilik’ halinden söz etmek imkânsıza yakındır” şeklinde konuştu.

    SAĞLIKSIZ BİR TOPLUM OLMAYA DAHA ÇOK YAKLAŞIYORUZ”

    Sağlık çalışanları ile hastaları karşı karşıya getiren sağlık politikaları dâhil olmak üzere, gelir eşitsizliğini artıran, gıda enflasyonunu büyüterek yetersiz ve sağlıksız beslenmeye yol açan, elektrik faturaları ve kesintileri yüzünden yurttaşları mağdur eden politikalara değinen Basa, sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Beslenme, barınma, ısınma ve sağlık hizmetlerine erişim maliyeti arttıkça, yoksulluk ve açlık sınırları yükseldikçe “sağlıksız” bir toplum olmaya daha çok yaklaşıyoruz. Daha çok hastalanıyor, daha çok sağlık kurumlarına başvuruyor, daha çok ilaç tüketiyoruz. Bugün bir kez daha, çok net bir şekilde ifade etmek gereklidir: Yoksulluk bir halk sağlığı sorunudur. Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu ve Halk Sağlığı Komisyonu olarak sağlığımızı ve sağlık sistemini tam iyilik halinden uzaklaştıran yoksullaşmaya ve bunun sağlığımıza etkilerine dikkat çekmek istiyoruz.”

    “EŞİTSİZLİK BİR HALK SAĞLIĞI SORUNUDUR”

    Konuşmasının devamında istatistiklere göre bugün Türkiye’de her 5 kişiden 1’inin yoksul olduğunu aktaran Basa; “Açlığın ve yoksulluğun nedeni, her geçen gün daha da artan gelir dağılımındaki adaletsizlik ve toplumsal eşitsizliğin derinleşmesidir. Türkiye’de ilk kez kişi başına düşen milli gelir 7 yıl boyunca düşüş gösterdi. Araştırmalarda görüldüğü üzere Avrupa’da gelir eşitsizliğinde birinciliği kimseye kaptırmayan ülkemizde, en zengin yüzde 20’lik grup en yoksul yüzde 20’lik gruptan 9 kat daha fazla gelir elde etti. Bu da açlık ve yoksulluk sınırının artması anlamına geliyor. Sendikaların yaptığı araştırmaya göre satın alma gücü düşmeye devam ediyor. Dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı 15 bin 139 TL olurken, açlık sınırı 4 bin 552 TL ile 2022 yılı asgari ücretinin üzerine çıktı. Asgari ücret karın doyurmaya dahi yetmiyor!” diye belirtti.

    “BESLENME SORUNU BİR HALK SAĞLIĞI SORUNUDUR”

    Uzun ve ucuz ekmek kuyruklarından anlaşılacağı üzere halkın karbonhidrat ağırlıklı öğünlerle karnını doyurmaya yöneldiğini belirten Basa, şunları dile getirdi:

    “Çünkü Türkiye’de son 16 yılda 9 kat artan gıda enflasyonu sağlıklı ve besleyici gıdalara erişimi güçleştiriyor. Fazla miktarda karbonhidrat tüketmek, sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenememek anlamına geldiği oranda obeziteye yol açmakta, hipertansiyon, diyabet, metabolik sendrom gibi obezitenin tetiklediği sağlık sorunları ortaya çıkmaktadır. Sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenememek bağışıklık sisteminin zayıflamasına yol açmakta, enfeksiyon hastalıklarına ve kansere yakalanmayı kolaylaştırmaktadır. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün raporuna göre yıllık kişi başı 39 kilogram tüketim ile en az kırmızı et tüketen ülkeler arasındayız. Kırmızı eti ve balığı az tüketen toplumumuzda obezite oranı ise hızla artış sergiliyor. Gelişme çağındaki bütün çocuklarımıza süt ücretsiz verilmelidir.”

    “BARINMA SORUNU BİR HALK SAĞLIĞI SORUNUDUR”

    Giderek artan konut fiyatları ve kiraların ülkedeki en önemli gündemlerden biri olduğunu kaydeden Basa; “Yoksulluğun barınma hakkının kısıtlanmasıyla da sonuçlanması halk sağlığını doğrudan ilgilendiriyor. Yüksek kiralar ve barınma sorunu, üniversiteyi kazandığı halde kaydını donduran öğrencileri, kazandığı ücretin yarısını kiraya ayırmak zorunda kalan çalışanları, penceresi olmayan rutubetli evlerde ucuz diye oturmak zorunda kalan yurttaşları ruhen ve fiziksel açılardan olumsuz etkiliyor. Oysa bu ülkenin tüm yurttaşları sağlıklı evlerde fahiş kiralar ödemek zorunda kalmaksızın insanca yaşayabilmeli, barınabilmeli. Sağlıklı barınma hakkı bir insan hakkıdır” diye konuştu.

    “ENERJİ HALK SAĞLIĞI SORUNUDUR”

    Elektrik faturalarına gelen yaklaşık yüzde 50 ile yüzde 125 oranında ki zamla birlikte halk ın daha da yoksullaştığına dikkat çeken Basa, şu ifadeleri kullandı:

    “Kalitesiz ve pahalı bir hizmet aldığımız elektrik alanında üretimin yüzde 80’i özel sektörün elindedir. Yakın zamanda Isparta’da yaşanan ve günler süren elektrik kesintisinin giderilememesinde veya Diyarbakır’da elektriği kesildiği için oksijen tüpünü kullanamayan Yunus Emre bebeğin yaşamını yitirmesinde özelleştirme politikaların payı yadsınamaz. Örneğin KOAH Hastaları Derneği’nin belirttiği üzere KOAH hastaları yaşamları için gerekli olan solunum cihazlarını günde yaklaşık 15 saat çalıştırmak zorundadır. Bu saati dikkate alırsak bir hastanın bir cihazının aylık elektrik tüketimi 210 kilovata ulaşıyor. Enerji yaşamsaldır. Enerji politikasının temelinde toplumun çıkarlarını ve çevreyle uyumunu gözeten merkezi olarak planlanmış bir enerji üretim ve sunumu yer almalıdır. Bu ilke kamusal bir hizmeti gerekli kılar. Solunum cihazına bağlı tüm bireylere elektrik ücretsiz verilmelidir.”

    “İNSANCA YAŞAMAK İSTİYORUZ”

    Yeterli ve dengeli beslenemeyen, sağlıklı konutlarda barınamayan, yeterince ısınamayan, karanlığa mahkûm edilmiş bir toplumda yoksulluğun bir halk sağlığı sorunu olduğunu vurgulayan Basa, son olarak; “Bugün halkın sağlığını koruyabilmesinin yolu, toplumsal ihtiyaçlarının kamusal eşit ve ücretsiz olarak karşılanacağı bir toplumsal düzenle mümkündür. Gelir dağılımındaki adaletsizlik ortadan kalkmadığı, en temel insani ihtiyaçlar piyasanın insafına terk edildiği sürece halkın sağlığından söz edilemez” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • Ankara Tabip Odası: Çöken sağlık sisteminin bedelini daha fazla ödemek istemiyoruz

    Ankara Tabip Odası: Çöken sağlık sisteminin bedelini daha fazla ödemek istemiyoruz

    PİRHA- ATO Yönetim Kurulu Üyeleri, ‘Emek Bizim Söz Bizim’ kampanyası kapsamında yaptıkları basın açıklamasında çalışma koşullarının iyileştirilmesini istedi. Yapılan açıklamada, “Pandemi öncesinde de karşı karşıya kaldığımız bu sorunlar salgınla birlikte daha da derinleşti, çalışma koşullarımız daha kötü hale geldi. Çöken sağlık sisteminin bedelini ödüyoruz, daha fazla bedel ödemek istemiyoruz” denildi. 

    Ankara Tabip Odası (ATO), ‘Emek Bizim Söz Bizim’ kampanyası kapsamında sağlık çalışanlarının çalışma koşullarının iyileştirilmesi talebiyle basın açıklaması yaptı.

    Açıklamaya başlamadan önce söz alan yönetim kurulu üyeleri, Türk Tabipler Birliği’nin (TTB), 23 Kasım’da hekimlerin çalışma koşullarının iyileştirilmesi için İstanbul’dan Ankara’ya yapacakları ‘Beyaz yürüyüş’e çağrı yaparak, duyarlı herkesi eylemlerine destek vermeye çağırdıklarını ifade ettiler.

    Ankara Tabip Odası’nda yapılan açıklamayı ATO Yönetim Kurulu Üyesi Doktor Ümit Yaşar Öztoprak okudu. Öztoprak, pandeminin de etkisiyle sağlık çalışanlarının çok zor ve kötü çalışma koşullarında çalıştığını belirterek, çalışma koşullarının iyileştirilmesini, güvenli ve sağlıklı çalışma alanları yaratılmasını istediklerini ifade etti.

    “İKTİDARIN YANLIŞ VE PLANSIZ POLİTİKALARININ BEDELİNİ ÖDEMEYE DEVAM EDİYORUZ”

    İlk resmî vakanın açıklandığı 11 Mart 2020’den bugüne 19 ayını geride bıraktığımız Covid-19 pandemisinden en çok etkilenenin sağlık emekçileri olduğunu söyleyen Öztoprak; “İktidarın sağlık emekçilerini ve toplumu yok sayan anlayışı nedeniyle önlenebilir bir hastalıktan yüzlerce arkadaşımızı kaybettik. Tüm pandemi süreci boyunca hekimler ve sağlık çalışanları uygun olmayan çalışma koşullarında uzun süre çalışmak zorunda kaldı. Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere, iktidarın bilimsel bilgiye dayanmayan, şeffaflıktan uzak, yerel dinamikleri gözetmeyen, eksik, yanlış ve tutarsız uygulamalarının bedelini biz sağlıkçılar hayatlarımızla ödedik/ödüyoruz. Uzun saatler kesintisiz çalışma, sık nöbet tutma, her 5 dakikada bir muayene, yoğun iş yükü, şiddete maruz kalma çalışma alanımız olan sağlık kurumlarının olağanı haline geldi. Pandemi öncesinde de karşı karşıya kaldığımız bu sorunlar salgınla birlikte daha da derinleşti, çalışma koşullarımız daha kötü hale geldi” ifadelerini kullandı.

    “PANDEMİ SÜRESİNCE TEMEL HAKLARIMIZ GÖZ ARDI EDİLDİ” 

    Sağlık Bakanlığı’nın çalışma alanlarında Covid-19’a ilişkin gerekli önlemleri almadığını vurgulayan Öztoprak, “Temel insan hakları arasında yer alan güvenli ortamlarda çalışma hakkı; bu süreçte ihlal edildi. İş güvenliği, uygun çalışma ortamı, uygun çalışma süresi, izin ve dinlenme hakkı, uygun işte çalıştırılma, adil ücret ve örgütlenme hakları salgın döneminde göz ardı edildi. Özellikle pandeminin ilk aylarında sağlık çalışanları maske, siperlik, gözlük, eldiven, dezenfektan gibi koruyucu materyallere ulaşmakta ciddi sorunlar yaşadı. Salgının ilerleyen dönemlerinde ise aile sağlığı merkezlerinde, iş sağlığı ve güvenliği gibi birinci basamakta görev yapan sağlık çalışanları ve işyeri hekimleri yeterli ve nitelikli kişisel koruyucu donanıma (KKD) ulaşım sıkıntısı yaşadı” dedi.

    “GÜVENLİ VE SAĞLIKLI ÇALIŞMA ALANLARI İSTİYORUZ”

    Vakaların uzunca bir süre gizlendiğini ve sağlık çalışanlarının bulaş riskiyle karşı karşıya bırakıldığını dile getiren Öztoprak, istifa, emeklilik, rapor alma, izin, mola haklarının kullanılmasının genelgelerle resmileştirilerek engellendiğini belirtti. ‘Çöken sağlık sisteminin bedelini ödüyoruz, daha fazla bedel ödemek istemiyoruz’ diyen Öztoprak, son olarak Sağlık Bakanlığı’na seslenerek düzenleme yapılmasını istedikleri talepleri sıraladı:

    “-Tüm sağlıkçılar için güvenli çalışma alanı, hastalarımız için güvenli tanı tedavi ortamlarının oluşturulmasını, önlemlerin gözden geçirilip yeniden düzenlenmesini istiyoruz!

    -Haftalık çalışma sürelerimizin yeniden düzenlenmesini ve azaltılmasını istiyoruz!

    -Şiddete ve hastalıklara karşı güvenli, sağlıklı çalışma ortamı istiyoruz!

    -OHAL KHK’leriyle hukuksuzca ihraç edilen, güvenlik soruşturması gerekçe edilerek ataması yapılmayan tüm hekimlerin/kamu emekçilerinin derhal görevlerine başlatılmasını istiyoruz!

    Birinci basamak sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesini ve sevk zinciri uygulamasına geçilmesini istiyoruz!

    -İşverenler, sağlık çalışanlarına 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanuna göre COVID-19’dan korunma, KKD kullanımı, hastalık yönetimi vb. konularda eğitim vermek ve bu eğitimleri her birim değişiminde yenilemek zorundadır.  Korunmayla ilgili havalandırmadan, iş örgütlenmesine, iş yükünün düzenlenmesine kadar geniş bir yelpazede işçi sağlığı ve güvenliği ile ilgili önlemler de sorumlulukları arasındadır. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun etkin bir şekilde uygulanmasını istiyoruz!”

    PİRHA/ANKARA

  • Meslektaşları, Doktor Rümeysa Berin Şen için eylem yaptı: Kaza değil cinayet!

    Meslektaşları, Doktor Rümeysa Berin Şen için eylem yaptı: Kaza değil cinayet!

    PİRHA- Nöbet çıkışı evine giderken geçirdiği kaza sonucu yaşamını yitiren Dr. Rümeysa Berin Şen için bir çok kentte açıklamalar yapıldı. Ankara Şehir Hastanesi Kadın Doğum Kliniği önünde yapılan açıklamada, “Türkiye geneli sağlık hizmetlerine artan talep karşısında tüm sağlık çalışanlarının yükü oldukça arttı. Sağlık emekçileri özellikle de asistan hekimleri, ağır iş yükü altında ezilerek tükenme noktasına geldi. Bu yaşanan kaza değil cinayet” denildi. 

    Türkiye’nin bir çok kentinde 23 Ekim’de nöbet çıkışı evine giderken, geçirdiği kaza sonucu yaşamını yitiren Dr. Rümeysa Berin Şen için saygı duruşunda bulunulup açıklama yapıldı.

    Ankara Tabip Odası Asistan Hekim ve Genç Uzman Komisyonu (ATO), yaşamını yitiren Dr. Rümeysa Berin Şen için Ankara Şehir Hastanesi Kadın Doğum Kliniği önünde basın açıklaması yaptı.

    Yapılan açıklamada ‘Dr. Rümeysa Berin Şen isyanımızda yaşıyor’ yazılı pankart açıldı. Açıklamaya, Sağlık ve Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Eş Genel Başkanı Hüsnü Yıldırım, Halkların Demokratik Partisi( HDP) Iğdır Milletvekili Habip Eksik, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Ankara Milletvekili Gamze Taşçıer ve çok sayıda sağlık emekçisi katıldı. Açıklamayı Asistan Hekim ve Genç Uzman Komisyonu üyesi Benan Koyuncu yaptı.

    “KAZA DEĞİL CİNAYET”

    Ankara Şehir Hastanesi Kadın Doğum Kliniği’nde asistan hekim olarak çalışmakta olan Dr. Rümeysa Şen’in yorucu nöbetler sonucu kaza geçirmesinin kaza değil cinayet olduğunu ifade eden Koyuncu şunları dile getirdi:

    “Türkiye geneli sağlık hizmetlerine artan talep karşısında tüm sağlık çalışanlarının yükü oldukça arttı. Sağlık Bakanlığı Hastanelerine yapılan başvuru sayısı,  2001 yılında 64 bin iken, sağlıkta dönüşüm programı sonrası 2019’da 387 bine yükseldi. Hem sağlık hizmetlerinin hastanede verilen hizmetler çerçevesine indirgenmesi hem de pandemi ile mücadelenin hastane kapılarında başlaması ise sağlık emekçilerinin özellikle de asistan hekimlerin ağır iş yükü altında ezilerek tükenme noktasına getirdi. İktidar, sağlık hizmetlerinin örgütlenme sorununun faturasını sağlık emekçilerine çıkarıyor. Ayaktan başvuru ve yatan hasta yükündeki artış karşısında asistan hekimler uzun mesai saatleri boyunca birden fazla kliniğe bakmaya mecbur bırakılarak artan talep karşılanmaya çalışılıyor.

    Yıllardır asistan hekimlerin en temel sorunlarından biri olan 36 saat çalışma, gün aşırı nöbetler, eğitimi değil sağlık hizmetini önceleyen anlayış bizi bugünlere getirmiştir. Daha önce de bu çalışma şartlarının ölüm getirdiği vurgulanmasına rağmen çalışma şartlarımızda herhangi bir düzenlemeye gidilmemiştir. Bunun sonucu olarak da Melike Erdem, Ece Ceyda Güdemek, Emre Bakırlı, Mustafa Yalçın son olarak Rümeysa Berin Şen hayatlarının baharında, mesleki hayatlarının başında birer birer yaşamlarını yitirdiler. Gerek mobbing gerek uzun çalışma saatleri ve gerekse sağlıkta şiddetin çözülmemesi sebebiyle ölüme sürüklendiler.”

    “UCUZ İŞ GÜCÜ OLARAK GÖRÜLÜYORUZ”

    Asistan hekimlerin çalışma şartlarının düzeltilmesi için daha kaç meslektaşımızın ölmesi gerekiyor?’ diye soran Koyuncu; “Bir devlet memuru ayda ortalama 168 saat mesai yaparken bir asistan hekimin mesai süresi 360 saati bulmaktadır. Asistan hekimler çoğu branşlarda 36 saate varan sürelerde çalışıyor. Hekimler uykusuz, yorgun geçen gecenin ardından polikliniklerde 100’e yakın hasta muayene ediyor, gözleri uykudan kapanmak üzereyken ameliyata giriyor. Hastalarımıza soruyoruz. 30 saattir çalışan asistan hekimin 80. Hastası ya da ameliyat ettiği kişi olmak ister misiniz? Maksimum ne kadar çalışacağımız hiç konuşulmazken maksimum ne kadar ücret ödeneceği ise her yerde karşımıza çıkıyor. Bu çok net ki, ucuz iş gücü olarak görülüyoruz. Performans sistemi nedeniyle ücret kesintisi yapılacağı zaman akla ilk gelenler hastanenin iş yükünü sırtlayan asistan hekimler oluyor. Kışkırtılmış sağlık talebinin, basamaklandırılmayan sağlık sisteminin, belirsiz yönetmeliklerin, adaletsiz görev dağılımının yükünü sırtlanmayacağımızı, bu düzenin bu şekilde devam edemeyeceğini ve bu düzeni kabul etmediğimizi buradan bir kez daha dile getiriyoruz. Biz asistan hekimler artık yeter diyoruz. Hekimlik yaparken dayatılan insanlık dışı çalışma şartları nedeniyle bir arkadaşımızı daha kaybetmeye tahammülümüz yok” şeklinde konuştu.

    “36 SAAT NÖBET UYGULAMASI KABUL EDİLEMEZ”

    Koyucu’nun ardından CHP Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer söz olarak; “Sağlık emekçileri bütün zorluklara rağmen insan sağlığına daha iyi hizmet edebilmek için katlanıyor. Nöbet sonrası izin hak olmasına rağmen angarya anayasa ile yasak olmasına rağmen bu arkadaşlarımız anayasa dışında idarecilerin inisiyatifi ile bu şekilde 36 saat insanlık dışı bir uygulamayla çalıştırılıyorlar. Bu düzen, bu uygulama kabul edilemez. Biz daha fazla canımız yansın istemiyoruz, başka Rümeysalar olmasın istiyoruz. Bu nedenle bu uygulamaya biran önce son verilmeli ve asistan arkadaşlar yasaya uygun bir şekilde insani koşullarda çalışmalı” dedi.

    Açıklama, ‘Asistan hekim köle değildir’ , ‘Yaşamak yaşatmak istiyoruz’, ‘Kaza değil cinayet’ sloganları ve alkışlarla son buldu.

    Mersin’de de, Mersin Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi poliklinikleri önünde basın açıklaması düzenledi. Mersin Tabip Odası başkanı Mehmet Antmen tarafından yapılan açıklamada, asistan hekimlerin ölümüne ve sağlıklarından olmasına neden olan uygulamaya biran önce son verilmesi ve asistan hekimlerin yasaya uygun bir şekilde insani koşullarda çalışması sağlanması çağrısında bulunuldu.

    PİRHA/ANKARA-MERSİN

     

     

  • ‘Tüm okullar hiç bir ön koşula bakılmaksızın güvenli olarak açılsın!-VİDEO

    ‘Tüm okullar hiç bir ön koşula bakılmaksızın güvenli olarak açılsın!-VİDEO

    PİRHA-Ankara’daki birçok meslek örgütü, “Okullar koşulsuz açılmalı eğitim kesintisiz sürmeli” talebiyle basın açıklaması yaptı. Okunan ortak metinde okulların kapalı tutulmasından kaynaklı toplumsal zararların arttığına vurgu yapılıp, “Tedbirler alınarak okullar açılsın” denildi.

    Ankara Tabip Odası, Eğitim Sen Ankara Şubeleri, Eğit-Der, Veli-Der Ankara Şubesi, Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası, Öv-Der Ankara Şubesi, Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Öğretmenleri Derneği, okulların açılması talebi ile basın açıklaması yaptı.

    “ÇOCUKLARIN FİZİKSEL VE RUHSAL GELİŞİMLERİ ETKİLENMEKTE”

    Ankara Tabip Odası’nda yapılan basın açıklamasındaki ortak talep; okulların zamanında açılıp eğitimin kesintisiz sürmesi oldu. Kurumlar adına basın açıklamasını okuyan ATO Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Haydar Can Dokuyan, okulların 16 Mart 2020’de kapatıldığına dikkat çekerek “Türkiye, OECD ülkeleri arasında ilkokulları en uzun süre kapatan ülke olmuştur” dedi. Dokuyan, AVM, restoran, fabrika ve iş yerlerinin açık haldeyken okulların kapatılmasını eleştirip şu açıklamayı yaptı:

    “Bu durum virüsün yayılımından ziyade Türkiye’nin bilimsel akıldan uzak, hatalı pandemi politikaları ve eğitime bakış açısından kaynaklanmaktadır.

    Pandemi süreci boyunca yapılan bilimsel çalışmalar göstermiştir ki; okulların, özellikle de ilkokulların, kapalı olması salgının yayılmasında, bulaş zincirinin kırılmasında etkili bir yöntem olmadığı gibi çocukların fiziksel, zihinsel ve ruhsal gelişimlerini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu tutum telafisi mümkün olmayacak sağlık sorunlarına yol açmaktadır.

    Ülkemizde de okullarla ilgili belirsizlikler, aç kapa politikaları ve eğitimde var olan eşitsizlikler pandemi ile birlikte artmıştır. Bu durum hem öğrenci hem de velilerin kaygılarının artmasına neden olurken, çocukluk çağı depresyonlarında da bariz artış görülmüştür. Hem çocuk ve gençlerin, hem de ebeveynlerin psikolog ve psikiyatristlere başvurularında ciddi artış gözlenmiştir.

    Fiziksel gelişimleri de etkilenen çocuklarda, hareketsizliğe bağlı kas ve kemik ağrıları gelişmektedir. Bu durumun yol açtığı metabolik hastalıklar her geçen gün daha fazla çocuk ve genci etkilemekte ve ileriye yönelik ciddi sağlık sorunlarına zemin oluşturmaktadır.

    Okulların kapalı tutulmasından kaynaklı toplumsal zararlar pek çoktur. Sosyoekonomik düzeyi düşük olanlar, kırsal bölgede yaşayanlar, kırılgan gruplar ve ana dilinde eğitim almayan gruplar bu durumdan daha çok etkilenmişlerdir.

    Evde kalmak; çocuklar için ağır ihmal, istismar, işçi olarak çalıştırılma, erken yaşta evlendirilme, örgün eğitimden tamamen kopma ve sosyal bireyler olabilmeleri için en önemli dönemin kaçırılması gibi pek çok olumsuzluğu birlikte getirmektedir.”

    DİJİTAL BAĞIMLILIK UYARISI!

    Dr. Haydar Can Dokuyan, uzaktan eğitime erişebilenlerde de eğitim ve öğretimin amacına ulaşmadığına vurgu yaparak sözlerine şu sözlerle devam etti:

    “Uzaktan eğitim, tüm eğitim kazanımlarını karşılayamadığı için, çocuk gelişimini ciddi olarak sekteye uğramıştır. Dijital bağımlılık çocukları sosyal yaşamdan koparmıştır.

    Pandemi süreci boyunca Türkiye’de 18 milyon çocuk ve genç yaklaşık bir buçuk sene okuldan uzak kalırken, devletin, okulları güvenli bir şekilde açık tutma sorumluluğunu yerine getirmediği görülmüştür.

    Okullar aşılama oranlarından bağımsız olarak yüz yüze eğitime açılmalı, eğitim tüm önlemler alınarak, kesintisiz olarak sürdürülmelidir.

    MEB yaz aylarını çocuklarımız ve gençlerimiz için bedeli çok yüksek olabilecek bir rehavet içinde geçirmiştir. Öğrencilerin okula dönebilmesi için gerekli hazırlık ve çalışmalar yapılmamakta, yapılanlar varsa açıklanmamaktadır.”

    “DEVLET GÖREVİNİ YAPSIN”

    Dr. Haydar Can Dokuyan, Milli Eğitim Bakanlığı’nın yapması gereken başlıca hazırlıklara da dikkat çekerek şunları söyledi:

    “Eğitimin vaka sayılarındaki dalgalanmalardan etkilenmemesi için atama bekleyen eğitim emekçilerinin atamalarının yapılarak sınıf mevcutlarının azaltılması,

    Sınıf mevcudu yüksek olan okulların tespit edilerek bu okullarda gerekirse 7 gün eğitim yapılacak şekilde ikili ya da üçlü tam gün öğretim planlanlanması,

    Eğitimin aksamadan sürdürülebilmesi için ek derslik alanları oluşturulması,

    Pencereleri açılmayan sınıfların derslik olarak kullanılmaması ve tüm derslikler için havalandırma koşullarının sağlanması.

    Bilindiği gibi Covid 19 yüzeylerden ziyade, solunum yolundan bulaşmaktadır. Bu nedenle sınıflarda pencere ve kapı açarak havalandırma sağlanması gibi basit önlemler korunma için yeterli olacaktır.

    Okulların el sabunu ve maske ihtiyaçlarının şimdiden tedarik edilerek gönderilmesi.

    Okulların açık tutulması için alınması gereken önlemler gayet basittir. Bu önlemlerle pandemide, dünyanın birçok ülkesinde, okullarda yüz yüze eğitime devam edilebileceği görülmüştür.

    Tüm veli, çalışan ve öğrencilerin HES kodu takibi yapılarak temaslı ya da hasta kişilerin kesinlikle okullara alınmaması sağlanmalıdır.

    Derslerde 20 dakikada bir 2 – 3 dakika süre ile tenefüslerde ise sürekli olarak dersliklerin havalandırılması sağlanmalıdır. Öğretmen odaları ve idari odalarda da yeterince havalandırma sağlanmalıdır.

    Bina içlerinde tüm yetişkinler ve 6 yaş üstü çocuklar maske takmalıdır.

    Açık alanlarda öğrencilerin maske takmasına gerek yoktur. Fiziksel mesafenin korunmadığı durumlarda ise 12 yaş ve üstü maske takmalıdır.

    Virüsün yüzeylerden ziyade solunum yolu ile bulaştığı artık bilindiğinden çok özel hijyen önlemlerine gerek yoktur.

    Türkiye şimdiye kadar pandemi yönetiminde kolaya kaçarak okulları kapalı tutmuştur. Çocuklarımız ve gençlerimizin sağlığı ve geleceği ekonomik gerekçelere kurban edilmiştir. Artık, pandemi kontrolü için çocuklardan daha fazla fedakârlık istenmemelidir. Devletin görevini yapmasını, gerekli önlemleri almasını, tüm kademelerdeki okulları, hiç bir ön koşula bakılamaksızın, güvenli olarak açmasını ve tüm sektörler kapanana dek kesintisiz olarak açık tutmasını talep ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Sağlık meslek örgütleri: Sağlık emekçileriyle değil pandemiyle mücadele edin-VİDEO

    Sağlık meslek örgütleri: Sağlık emekçileriyle değil pandemiyle mücadele edin-VİDEO

    PİRHA-Sağlık meslek örgütleri, SES üye ve yöneticilerinin gözaltına alınmasına tepki göstererek; “Sağlık emek ve meslek örgütleri ile değil pandemi ile mücadele edin” dedi.

    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) yaptığı basın açıklamasıyla 25 Mayıs 2021’de sendikalarına yönelik yaşanan gözaltı operasyonunu protesto etti. Sağlık Emekçileri Sendikası Ankara Şubesinde yapılan açıklamaya sağlık meslek ve emek örgütlerinden Ankara Tabip Odası, Ankara Diş Hekimleri Odası, Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası, Tüm Radyoloji Teknisyenleri ve Teknikerleri Derneği de destek verdi.

    Gözaltına alınmalarının üzerinden 6 gün geçmesine rağmen hala savcılığa çıkarılmayan SES üyelerinin durumlarının iyi olduğunun aktarıldığı açıklamayı SES Ankara şube Eş Başkanı Kubilay Yalçınkaya okudu.

    “SALGIN YÖNETİLEMİYOR”

    ‘Sağlık emek ve meslek örgütleri ile değil pandemi ile mücadele edin’ denilen açıklamada şu sözlere yer verildi:

    “Pandeminin hemen başında yaşamak ve yaşatmak istiyoruz dedik. Birçok açıklamamız hem toplumun hem biz sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin yaşam ve sağlık hakkına dönük oldu. Yine çalışma alanlarımızda artan risklerimizle birlikte ekonomik ve özlük haklarımız çerçevesinde taleplerimize yönelik açıklamalarımız oldu. İş yerlerinde örgütlülüğümüzü büyüttük ve salgının yönetilmez halini eleştirilerimizle açıklamalarımızla ortaya koyduk. Tamda bu dönemde iktidar ve çevresinden yoğun baskılar altında kaldık hedef gösterildik.”

    “EYLEMLERİMİZ PROVOKE EDİLDİ”

    En temel görevimiz olan ekonomik ve özlük haklarımıza yönelik taleplerinin rüşvetçiler olarak nitelendirildiğini söyleyen Yalçınkaya sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Eylemlerimiz provoke edildi. Sağlık politikalarına pandemi yönetimine yönelik açıklamalarımıza, yandaş basın kalemşörleri iktidar tarafından müdahale edilmezse hakkımızı helal etmiyoruz açıklaması yaptılar. Salgın yönetimine karşı önerilerimiz ve toplumu bilgilendirme görevimiz iktidar ve çevresi tarafından eleştirildi. Toplum sağlığına yönelik açıklamalarımız ulusal ve milli çıkarlara zarar veriyor olarak nitelendirildi. Sosyal ve yandaş medya üzerinden sağlık emek ve meslek örgütleri hedef gösterildi.

    Biliyoruz, iktidar somut olarak da gösterdi ki, pandemi ile mücadeleden iktidar kendini yeniden var etmeye çalışmaktadır. Nitekim ‘başarı öyküsünü’ de kitaplaştırılmıştır. Ancak aşı temininden, filyasyona, test uygulamalarından doğru tedavi yaklaşımına bir çok alanda hem toplum sağlığına hemde sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin haklarına yönelik taleplerimizi her defasında dile getirdik.”

    “PANDEMİYİ YÖNETMEK YERİNE ALGIYI YÖNETİYORLAR”

    Toplumun tüm kesimlerinin söz söyleyebildiği, taleplerinin karşılandığı bir pandemi süreci olması için çaba sarf ettiklerini belirten Yalçınkaya şunları dile getirdi:

    “Ancak iktidar bunun yerine sağlık muhalefetini susturarak gizlediği vaka ve ölüm sayıları ile pandemiyi yönetebileceğini, düşündü. Süreç içinde pandemiyi yönetmek yerine algıyı yönetmeyi tercih edenler maalesef yarattıkları algının her sarsılışında biz sağlık emek ve meslek örgütlerine daha da saldırganca tavır aldı. Pandemi sürecinde 50 bine yakın yurttaşın ve en az 434 sağlık emekçisinin yaşamını yitirdiği, 140 binden fazla sağlık emekçisinin ise enfekte olduğu bu dönemde, sağlık emekçilerine yönelik olarak yapılan baskıları ve hukuksuzluğu kabul etmemiz mümkün değildir. Sağlık emekçilerinin motivasyona ihtiyaçlarının olduğu, haklarının verildiği bir süreç yaşanması gerekirken, alanda fazla sayıda sağlık emekçisi açığı bulunurken, sağlık emekçilerinin işlerini yapması engellenerek gözaltına alınması, pandemiyle mücadeleye yapılmış bir müdahaledir.”

    “GÖZALTILAR SERBEST BIRAKILSIN”

    Sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin pandemi yönetimine yönelik eleştirilerinin baskılanmak yerine dinlenmesini istediklerini vurgulayan Yalçınkaya son olarak şunları aktardı:

    “Bizler pandemi ile mücadele eden sağlık ve sosyal hizmet emekçileriyiz bir ‘başarı öyküsü’ ve emek varsa bu bizim başarı ve emeğimizdir. İktidara bir kez daha sesleniyoruz pandemiyi bilimsel ilkelere uygun şeffaf ve toplum katılımıyla yönetin. Halkımıza da ifade ediyoruz ki bundan önce de olduğu gibi bundan sonrada halkımızın sağlık hakkına sahip çıkmaya devam edeceğiz.

    Gözaltına alınan sağlık emekçileri derhal serbest bırakılsın!”

    “BİZ MÜCADELEMİZE DEVAM EDECEĞİZ”

    Ankara Tabip Odası (ATO) Başkanı Ali Karakoç ise yapılan açıklamanın ardından söz alarak şunları dile getirdi:

    “Ülkenin içinde bulunduğu, organize suç örgütü liderlerinin, siyasilerin, güvenlik bürokratlarının bu ülkeye yaşattıklarını biliyoruz. Savcı ve mahkemeler bunlarla ilgili bir şey yapmazken halkın sağlığı için mücadele eden insanları gözaltına alıyorlar. Önceden de olduğu gibi biz mücadelemize devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • ATO: Ankara’da koronaya yakalanan sağlık emekçisi sayısı bin 72’ye ulaştı-VİDEO

    ATO: Ankara’da koronaya yakalanan sağlık emekçisi sayısı bin 72’ye ulaştı-VİDEO

    PİRHA- Ankara’da 21 Ekim itibariyle bin 72 sağlık çalışanına Covid-19 tanısı konulduğu bilgisini veren ATO Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Haydar Can Dokuyan, “Ankara’da son 1 haftadır filyasyon yapılan kişi sayısı günlük 10 bin civarında. Türkiye geneli açıklanan vaka sayıları 2000’lerde seyretmektedir” denilerek, gerçeğin yansıtılmadığı dile getirildi. 

    Ankara Tabip Odası, Ankara Diş Hekimleri Odası, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Ankara Şubesi, “Ankara’da pandemi son hali” başlıklı basın toplantısı yaptı. Toplantıya Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Ankara Şube Eş başkanı Kubilay Yalçınkaya, Ankara Diş Hekimleri Odası (ADO) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Faik Serhat Özsoy ve ATO Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Haydar Can Dokuyan katıldı.

    Kurumlar adına basın açıklaması metnini ATO Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Haydar Can Dokuyan okudu.

    Dokuyan yaptığı açıklamada, “Coronavirüs salgını tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de tüm hızıyla devam etmektedir. Salgın nedeniyle dünyada 41 milyonun üstünde insan hastalanırken, 1 milyondan fazla kişi hayatını kaybetmiştir ”dedi.

    Açıklamanın devamında şunlar ifade edildi:

    Ülkemizde ise ilk resmi vakanın açıklandığı 11 Mart 2020 tarihinden günümüze kadar açıklanan resmi verilere göre 361 bin kişi hastalanırken,  ne yazık ki 9799 yurttaşımız hayatını kaybetmiştir.

    Pandemi nedeniyle oluşan küresel sağlık krizinde mesleki yükümlülükleri ve topluma karşı sorumlulukları gereği sağlık emekçileri en ön saflarda mücadele etmektedirler.

    “122 SAĞLIK EMEKCİSİ KORONADAN KAYNAKLI YAŞAMINI YİTİRDİ”

    Ülkelerin sağlık otoritelerinin yaptığı açıklamalara göre sağlık çalışanları toplumun kalanına göre 4-15 kat daha fazla enfekte olmaktadırlar. Sağlık Bakanlığı ‘nın açıklamasına göre ülkemizde 40 bin sağlık çalışanı enfekte olurken, 50‘si hekim olmak üzere toplam 122 sağlık emekçisi pandemi mücadelesi verirken hayatlarını kaybetti.

    Ankara Sağlık Emek ve Meslek Örgütleri olarak salgının ilk gününden itibaren Ankara’da enfekte olan sağlık çalışanlarını takibini yapmaya çalıştık. Bunun için Ankara İl Sağlık Müdürlüğü ile gerçekleştirdiğimiz yüz yüze görüşmeler ve daha sonra yaptığımız yazılı başvurulardan da ne yazık ki  bir sonuç alamadık. Ankara’da kaç yurttaşa COVID-19 tanısı konulduğu, tanı konan kişilerin kaçının yataklı tedavi kurumlarında takip edildiği ve kaçının filyasyon ekipleri tarafından evde izole edilerek izlendiği bilgisi tarafımıza verilmemiştir. Kaç sağlık çalışanın enfekte olduğu gibi hem kamuoyunu, hem biz sağlık meslek ve emek örgütlerini ilgilendiren bilgilere ulaşmak için yaptığımız başvurular karşılıksız kalmıştır.

    “FİLYASYON YAPILAN KİŞİ SAYISI GÜNLÜK 10 BİN CİVARIYKEN, TÜRKİYE GENELİ AÇIKLANAN VAKA SAYILARI 2 BİNLERDE SEYRETMEKTEDİR”

    Üyelerden, aktivistlerden ve filyasyon ekiplerinden aldığımız ve teyit edebildiğimiz enfekte sağlık çalışanlarının verilerini tablo halinde kamuoyu ile paylaşıyoruz, 21 Ekim itibarı ile ilimizde teyit ettiğimiz 1072 sağlık çalışanına COVID-19 tanısı konulmuştur.

    Gerçek sayının bu rakamların çok üzerinde olduğunu biliyoruz ve dile getiriyoruz. Ankara’ da son 1 haftadır filyasyon yapılan kişi sayısı günlük 10 bin civarı iken Türkiye geneli açıklanan vaka sayıları 2000’lerde seyretmektedir.

    Bu zor süreçte görev ve sorumluluk alan sağlık meslek örgütleri olarak İl Pandemi Kurulunda doğrudan temsil edilip salgın yönetiminde görüş bildirmemiz ve alınan kararlarda söz sahibi olmamız gerekirken il sağlık otoritelerine yaptığımız çağrılara bile hiçbir şekilde yanıt alamıyoruz.

    Yine de Sağlık Bakanlığına ve ilgili birimlerine, sahada ve mevcut uygulamalarda yaşanan aksaklıkları hukuki değerlendirmelerle birlikte bildirmeye, hazırladığımız çözüm önerilerini paylaşmaya devam ediyoruz.

    Pandeminin başından beri açıklanan resmi verilerin şeffaf olmaması, doğruluktan ve gerçeklikten uzak olması, pandemiye karşı en ön saflarda mücadeleyi yürüten bizleri güvensizliğe iterek geleceğe dair kaygılarımızı arttırmakta, tükenmişliğe sürüklemektedir.

    Sağlık çalışanlarını değerli gören, önemseyen, güvenli çalışma ortamı sağlayan, çalışma koşullarını iyileştirileştiren, güvenceli iş ve gelir sağlayan bir sağlık yönetimi istiyoruz.

    Evet; yaşanan sağlık krizi nedeniyle topluma karşı olan sorumluluğumuz ve mesleki yükümlülüğümüzden ötürü bu mücadelenin en ön saflarında mücadele ediyoruz/edeceğiz. Ancak sağlık çalışanlarının daha fazla enfekte olmaması ve daha fazla can kaybı yaşanmaması için sağlık çalışanları özelinde toplum sağlığının korunması için öneri ve talepleri kamuoyu önünde bir kez daha Sağlık Bakanlığına iletiyoruz.”

    Baın toplantısında talepler de dile getirildi.

    8 maddede açıklanan talepler şöyle:

    1- Sağlık çalışanlarına özellikle en riskli grupta olanlara (YBÜ, COVID poliklinik ve servisleri, filyasyon ekiplerine, 112 çalışanı ve acil servis çalışanları) öncelikli olmak üzere düzenli test yapılmalıdır. İnfluenza mevsimi olmasından ötürü tüm sağlık çalışanlarına ücretsiz ve hemen influenza aşısı yapılmalıdır.

    2- Kişisel koruyucu ekipman eksikliği devam eden filyasyon ekiplerine, ASM çalışanlarına ve yoğun bakım ünitesinde görevli sağlık çalışanlarına nitelikli ve eksiksiz KKE sağlanmalıdır.

    3- Tam da 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 14. maddesinde tariflendiği gibi COVID-19 hastalığı sağlık çalışanları açısından mesleki maruziyetten ve çalışma alanlarından kaynaklanmaktadır. DSÖ’nün önerdiği ve birçok ülkede kabul edildiği gibi ülkemizde de COVID-19 hastalığı sağlık çalışanları için iş kazası, meslek hastalığı olarak kabul edilmelidir.

    4- Yurttaşların sağlık hakkına erişimini sağlamak için Kamu hastanelerinde, Ağız Diş Sağlığı Hastanelerinde ve Merkezlerde pandemi koşullarına uygun teknik ve fiziki düzenlemeler bir an önce yapılmalı, bu konuyla ilgili plan-program ve çalışma takvimi paylaşılmalıdır.

    5- Filyasyon uygulamasında görevli personel sayısı ve mesai düzeni tekrar gözden geçirilmeli, ekiplerin büyük çoğunluğunu oluşturan diş hekimlerinin meslek tanımları içinde çalışmaları sağlanmalıdır.

    6- SARS-Cov 2 virüsünün kuluçka süresi 14 gündür. Enfekte ve temaslı normal populasyondaki kişiler için 14 gün izolasyon ve istirahat sağlanırken, sağlık emekçileri semptom durumuna göre 7 gün sonrasında çalıştırılmaktadır. Sağlık çalışanları ve toplum için daha yüksek risk teşkil eden bu duruma derhal son verilerek, bulaşma riskinin olduğu 14 gün boyunca istirahat ve izolasyon sağlanmalıdır.

    7- Emek yoğun çalışma gerektiren sağlık iş kolunda küresel salgınla birlikte iş yükü ve  işin yoğunluğu artmıştır. Sağlık çalışanları tükenmektedir. Atama bekleyen sağlık çalışanlarının ataması derhal yapılmalıdır.

    8- Yoksulluk sınırının 7900 TL olduğu ülkemizde insan onuruna yaraşır, emeklilik maaşına yansıyan, güvenceli ve temel gelir ana talebimizdir. Yıllardır uygulanan performansa dayalı ücretlendirme sistem hem gelirde adaletsizliğe neden olmuş, hem de çalışma barışını bozmuştur. Güvencesiz olan bu ücretlendirme rejimi salgın döneminde sağlık çalışanları arasındaki gelir dağılımını daha da bozmuştur. Acil sağlık krizi ile mücadele ederken COVID-19 tanısı alan sağlık çalışanlarının ek ödemesi kesilmektedir. Sağlık emekçileri ekonomik olarak ciddi sıkıntılar yaşamaktadır. Bu uygulamalara bir an evvel son verilmelidir.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Ankara Tabip Odası’ndan açıklama: Salgın kontrolden çıktı

    Ankara Tabip Odası’ndan açıklama: Salgın kontrolden çıktı

    PİRHA- Ankara Tabip Odası, koronavirüs salgınının kontrolden çıktığını belirterek, Sağlık Bakanlığı’na veriler şeffaf şekilde açıklanması ve oluşturulan rehavet ortamının bir an önce sonlandırılması için çağrıda bulundu. 

    Ankara Tabip Odası, kontrolden çıkan salgın ve filyasyon uygulamaları üzerine yazılı bir açıklama yaptı.

    “HASTALAR AYNI ODADA TIKA BASA YATIRILIYOR”

    Açıklamadada şu bilgiler verildi:

    “COVID-19 salgınının kontrolden çıktığı trajik günlerden geçiyoruz. Turkuaz tablo gerçekten uzak veriler sunarken Ankara genelinde iki hastane hariç tüm hastaneler pandemi hastanesine dönüştürüldü. Yatan hasta servisleri doldu, hastalar aynı odalara tıka basa yatırılmaya çalışılıyor. COVID-19 polikliniklerinin önünde saatlerce beklenen kuyruklar var ve insanlar artık test yaptıramadan muayene olmaktan vazgeçerek geri dönüyor. Ağır hastalar yoğun bakım yatışı için acil servislerde ve şartları yetersiz servislerde tedavi almaya çalışıyor. Hal böyleyken Sağlık Bakanlığı şeffaf şekilde verileri açıklayarak durumun ciddiyetini ortaya koymamakta ısrar ediyor. Oysa güneş balçıkla sıvanmıyor.

    TANI KONULMAMIŞ İNSANLARA UYGUNSUZ TEDAVİ UYGULAMASI

    Sağlık Bakanlığı salgın kontrolünde yaşanan sorunları göze almış olacak ki Ağustos ayı başında ve geçtiğimiz hafta yayınladığı genelge ile filyasyon ekiplerini arttırdı ve pek çok hekim ve sağlık çalışanı filyasyon ekiplerine dahil edildi. Sahadan aldığımız bilgiler ise durumun vahametini bir kez daha ortaya koyuyor. Filyasyon ekiplerince evlere ilaç dağıtıyor ve pek çok COVİD hastası evde hidroksiklorokin ve favipravir tedavisi alıyor. Sağlık Bakanlığı yayınladığı algoritma ile sadece COVID hastalarına değil, bu hastaların test yapılmamış ya da testi negatif olsa dahi temaslı olduğu kişilere de bu tedavi uygulamalarını başlattı. Bu bir filyasyon uygulaması değil; tanı konulmamış ve ayırıcı tanı yapılmamış kişilere yönelik uygunsuz bir tedavi uygulaması olup halk sağlığına ilişkin çok büyük riskler barındırmaktadır.

    “HİDROKSİKLOROKİN TEDAVİSİ COVİD-19 NEDENİYLE HASTANE YATAN HASTALAR İÇİN ÖNERİLMEMEKTEDİR”

    Hidroksiklorokin tedavisi güncel verilere göre COVID-19 nedeniyle hastanede yatan hastalar için önerilmemektedir. Bugüne kadar toplanan veriler klinik yararı olmadığı yönündedir. Üstelik diğer ilaçlar ile birlikte kullanımı artan yan etki profili nedeniyle önerilmemektedir.

    Favipravir tedavisi ise daha önce bazı Asya ülkelerinde influenza tedavisi için kullanılmakta olan bir ilaçtır. Henüz COVID-19 hastalığı için bilimsel olarak etkinlik ve güvenlik verisi sınırlıdır. Hal böyleyken filyasyon uygulamaları kapsamında bu ilaçların evdeki hastalara dağıtılması doğru değildir. Nitekim hem sahada tedavi alan hastalardan hem de sağlık emekçilerinden aldığımız bilgiler COVID-19 nedeniyle evlerde izlenen hastaların büyük sorunlar yaşadığını göstermektedir. Öyle ki basına da yansıdığı gibi COVID-19 nedeniyle evde izlenirken kaybettiğimiz vatandaşlarımız dahi mevcuttur.”

    “GÜVENSİZLİK ORTAMI VAR”

    Birinci basamak sağlık hizmetlerinde de tam bir keşmekeş yaşandığını bildiren Ankara Tabip Odası, “Tedavi planlanırken hastalara rapor düzenlenmemekte ve tedavi gidişatı hakkında yeteri kadar bilgi verilememektedir. Bu nedenle ilacın devamını reçete ettirme ve rapor talebi ile COVID-19 pozitif hastalar ASM’lere başvurmakta ve salgının yayılmasına ön ayak olunmaktadır. Yine karantina süreçleri kontrol PCR testi görmeden bitirilmektedir. Bulaş süresinin değişken olabildiği bilimsel olarak gösterilmişken kontrol test yapmadan ya da belirlenecek en güvenli izolasyon süresi tamamlanmadan karantina süreçlerini bitirmek hem salgın kontrolünü zorlaştırmakta hem de hastalar ve yakınları için güvensizlik ortamı oluşturmaktadır” dedi.

    “OLUŞTURULAN REHAVET ORTAMI BİR AN ÖNCE SONLANDIRILMALI”

    Sağlık Bakanlığı’na çağrıda bulunulan açıklamada şunlar ifade edildi:

    “COVID-19 salgını şeffaf, akılcı ve bilim kurallarına uygun şekilde yönetilmelidir. Hastaların gözetimden uzak şekilde aldığı bu uygulamalar daha kötü sonuçlara gebedir. Hasta sayısı hastane kapasitesini aşıyor ise bu durum açıklanmalı ve gerekli önlemler alınmalıdır. Daha önce defalarca belirttiğimiz gibi kapatılan ve şehir hastanesine taşınan hastanelerimiz hizmet verebilecek altyapı ve olanaklara sahip olup derhal açılmalıdır. Hastalar gerekli tedavileri sağlık çalışanlarının gözetiminde laboratuvar ve klinik olarak gözetim altında almalıdır. Veriler şeffaf şekilde açıklanmalı ve oluşturulan rehavet ortamı bir an önce sonlandırılmalıdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Döner sermaye ek ödemelerindeki eşitsizlik çalışma barışını bozdu’

    ‘Döner sermaye ek ödemelerindeki eşitsizlik çalışma barışını bozdu’

    PİRHA- Ankara Tabip Odası, Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan, döner sermaye ek ödemelerinin yarattığı eşitsizliğin sağlık barışını bozduğunu ve sağlık hizmeti sunumunun bütünselliğine yara verdiğini belirtti. Açıklamada, “En düşük 7 bin 300 TL olarak belirlenmesi ivedilikle gereklidir. Salgın süresince tüm sağlık çalışanlarına çift maaş ödemesine ilaveten 1 yıllık yıpranma payı ve 1 derece ilerleme gerçekleştirilmelidir” denildi. 

    Ankara Tabip Odası, Sağlık Bakanlığı’nın duyurduğu 3 ay boyunca sağlık emekçilerine döner sermaye ödemelerinin tavandan yapılması uygulamasının yarattığı eşitsizliklere tepki gösterdi. Oda’dan yapılan açıklamada, döner sermaye ek ödemelerinde meydana gelen eşitsizliklerin, sağlık hizmeti sunumunun bütünselliğini görmezden geldiğini ve çalışma barışını bozduğunu dile getirdi.

    Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Döner sermaye ödemeleri hekimler arasında çalışma koşullarına uygun, adaletli bir düzenleme ile yapılmadığı gibi hekim dışı sağlık çalışanlarına ya hiç yapılmamakta ya da çok düşük ücretlerle ödemeler yapılmaktadır. Bakanlığın açıklamasındaki gibi döner sermaye ödemelerin tavandan yapılması ise mevcut ödeme eşitsizliğini gidermediği gibi, reelde alınan ücretlerde bir değişikliğe yol açmamaktadır.”

    PERFORMANS SİSTEMİNDEN VAZGEÇİLMELİ

    Açıklamada, sağlık emekçileri arasında ücret eşitsizliği yaratan performans sisteminden vazgeçilmesi çağrısında bulunuldu. “Yoksulluk sınırının 7 bin TL’yi geçtiği ülkemizde sağlık çalışanlarının ve ailelerinin insanca yaşamasına yetecek temel ücretlerinin en düşük 7 bin 300 TL olarak belirlenmesi ivedilikle gereklidir. Salgın süresince tüm sağlık çalışanlarına çift maaş ödemesine ilaveten 1 yıllık yıpranma payı ve 1 derece ilerleme gerçekleştirilmelidir.

    Açıklamada, sağlık çalışanlarının sağlığı; çalışma ve yaşam koşulları korunduğu ölçüde toplum sağlığının daha iyi korunabileceği belirtildi.

    PİRHA/ANKARA

  • ATO’dan Özel Sağlık kuruluşlarında çalışan sağlık emekçilerinin sorunlarına çözüm önerileri

    ATO’dan Özel Sağlık kuruluşlarında çalışan sağlık emekçilerinin sorunlarına çözüm önerileri

    PİRHA – Dünya’da ve Türkiye büyük bir hızla yayılan ve kontrol altına alınamayan koronavirüs salgını ile ilgili Türkiye gerek bakanlık düzeyinde gerekse sivil toplum örgütlerinden meslek odalarına kadar her alanda büyük mücadele yürütülüyor. Ankara Tabip Odası özel sağlık kuruluşlarında çalışan emekçilerin karşılaştığı sorunları ortaya koymak ve olası çözüm önerilerine ışık tutmak amaçlı kantitatif bir araştırma gerçekleştirdi.

    Koronavirüs salgınının tüm sorumluluğu sağlık emekçilerinin omuzlarına yüklenmiş durumda. Toplumun her bir ferdinin sağlığını korumak amacıyla işe gitmek için evlerinden çıkan sağlık çalışanları o andan itibaren gerek kliniklerde gerekse eve dönüşte, hem kendi sağlıklarını hem de aileleri ve yakınlarının sağlıklarını riske ediyorlardı. Bu kapsamda Ankara Tabip Odası, 499 sağlık çalışanının içinde bulundukları yoğun ve zor koşullara rağmen ankete katılarak durumlarından ve kendilerinden haberdar olunmasını sağladı.

    KATILIMCILARIN ANALİZİ

    Ankara Tabip Odası tarafından yapılan anket çalışmasına katılan sağlık emekçileri demografik olarak incelendiklerinde %64’ünün erkek, %36’sının kadın olduğu görülmektedir. %29’u 45 yaş altı, %34’ü 46-55 yaş aralığında iken 55 yaş üstü olan sağlık çalışanlarının oranı ise %37’dir. Katılımcıların %84’ü uzman hekim, %14’ü pratisyen hekim, %2’si de farklı branşlardaki sağlık personelinden oluşmaktadır. Kurum türlerine göre katılımcıların %10’u muayenehanede, %4’ü poliklinikte, %25’i, tıp merkezinde, %53’ü hastanede, %8’i ise vakıf üniversitesi tıp fakültesi ve hastanesinde çalıştığını belirtmiştirler.

    ÜCRETSİZ İZNE ÇIKARTILAN SAĞLIK ÇALIŞANLARININ ORANI %21

    Eksik ve düzensiz ödeme sağlık çalışanlarının ekonomik stabilitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Ankete katılanların %7,6’sı ücretlerinin yüzde 30’unu; %6,4’ü ücretlerinin yüzde 40’ını; %22’si ise ücretlerinin yüzde 50’si ve daha fazlasını kaybetmiştir. Pandemi döneminin kriz ortamını fırsat bilen işverenler nedeniyle ücretsiz izne ayrılan veya ayrılmaya zorlanan sağlık çalışanlarının oranının %21 olması en yoğun ihtiyaç duyulan dönemde trajik bir veri olarak kayıtlara işlendi.

    SAĞLIK ÇALIŞANLARI RİSKLE BERABER ÇALIŞIYORLAR

    Ankara Tabip Odası tarafından yapılan anket çalışmasına katılanların %68’i çalıştıkları kurumda İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu (İSG) ve ilgili yönetmeliklerdeki tedbirlerin uygulandığını, %13’ü uygulanmadığını ve %19’u ise tedbirlere dair bilgi sahibi olmadıklarını belirtmiştir. Sağlık çalışanlarının, İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun gerektirdiği önlemlerin alınmadığı şartlarda hizmet vermek zorunda kalması en net ifade ile birey, profesyonel ve toplum sağlığının tehlikeye atılmasıdır.

    ÇOĞUNLUĞU PANDEMİ HASTANELERİNDE

    Katılımcıların %52’si çalıştıkları sağlık kuruluşunun pandemi hastanesi olduğunu, %48’i ise olmadığını belirtmiştir. Covid-19 hasta muayenesi için ayrılmış bir Covid-19 polikliniğinin olup olmadığı sorusuna katılımcıların %47’i evet, %39’u hayır ve %14’ü bilgim yok yanıtını vermiştir. Bu veriden çıkartılacak sonuç salgınla mücadelede kurumlarda yetersiz planlama, bilgilendirme ve eğitim eksikliğine işaret etmektedir.

    ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

    Anket sonuçlarının açıklanması sonrasında Ankara Tabip Odası ayrıca çözülmesi gereken ve sağlık emekçilerini büyük bir riskten korunmalarını sağlayabilecek bir dizi öneri ile çalışma sonlandırıldı.

    Ankara Tabip Odası Sonuç ve Çözüm önerileri dediği kısımda şunları belirtti:


    • Sağlıkçıların sürveyans ve bildirim sistemi, periyodik test, İSG önlemleri, koruyucu ekipmanlarla ve psikososyal destekle ilgili sorulara dair verdiği “bilgim yok” yanıtı, işveren tarafından yetersiz alınan veya alınmayan önlem kapsamında değerlendirilebilir. Çünkü sağlık çalışanlarının emek gücünün yeniden üretiminde söz konusu düzenlemeler ve uygulamalar hayati derecede önem taşıdığı için ilgili kurumda çalışan bütün personelin her aşamada bilgilendirilmesi gerekmektedir.
    • Her bir sağlıkçıya ihtiyaç duyulduğu bu zorlu süreçte önemsiz gibi görünen her bir detay ve tedbir, sağlık çalışanlarının sağlığının ve de halk sağlığının korunması anlamına gelmektedir. Enfeksiyon riskiyle karşı karşıya kalan, hastalanma riski en yüksek grup olan sağlık çalışanlarının salgına karşı mücadele verirken ekonomik, sosyal ve çalışma koşulları acilen iyileştirilmelidir.
    • Pandemi döneminin kriz ortamını fırsat bilen işverenler nedeniyle ücretsiz izne ayrılan veya ayrılmaya zorlanan sağlık çalışanlarının olması en yoğun ihtiyaç duyulan dönemde trajik bir durum olarak kayıtlara geçmiştir. Bir yanda sağlık çalışanlarının, insanın tahammül sınırının çok üzerinde çalışmak durumunda kalması; diğer yanda ücretsiz izne ayrılmaya zorlanan sağlık çalışanlarının bulunması etkin istihdam planlaması ve pandemi ile mücadelede akılcı davranış ile açıklanamayacak bir profesyonel insan kaynağı israfıdır. Acilen özel sağlık sektörü patronlarının yaptığı sağlık çalışanı kıyımının önüne geçilmesi, profesyonel insan kaynağının akılcı şekilde kullanılması sağlanmalıdır.
    • Olağan koşullarda bile bir sağlık kuruluşunda etkin sağlık hizmeti sunumunun önemli gereklerinden biri de triyaj hizmeti iken ağır pandemi durumunda -görece kolay bir aşama olan- triyaj hizmetinin tek bir kurumda bile olmaması kabul edilemez bir eksikliktir. Bu hizmetin aksaması Covid-19 dışında rutin klinik hizmet veren sağlık çalışanlarının ve dolayısı ile diğer hastaların virüsle başbaşa bırakılması anlamı taşımaktadır. Bu noktada triyaj hizmeti altyapısının istisnasız tüm sağlık kuruluşlarında yaygınlaştırılması gerekmektedir.
    • Bulaşıcı hastalıklarla mücadelede sağlık hizmet sunumunun planlanmasının en önemli ayağı sürveyans ve bildirim sisteminin bulunmasıdır. Söz konusu hasta ve bulaş kaynağı sağlık çalışanı olduğunda meslek, branş ve çalışılan kurumun da bildirim verilerine eklenecek şekilde bildirim yapılması hastalığın tüm topluma ve hele ki risk grubu olarak tanımlanan diğer hastalara bulaşmaması açısından çok çok önemlidir. Bu bağlamda, çok yüksek oranda sağlık kuruluşunda sağlık çalışanlarına özel bir sürveyans ve bildirim sistemi kurulmamış olmasının sonuçları çok ağır olacaktır. Bu durum TTB ve Tabip Odalarının ısrarlı çağrılarını ve bilimsel önerilerini görmezden gelmek olup, en hafif tabirle salgında mücadelede tedbirsizlik, ihmalkarlık ve acemiliktir. Acilen istisnasız tüm sağlık kuruluşlarında sağlık çalışanlarına özel bir sürveyans ve bildirim sistemi kurulması salgınla mücadelede başarının en önemli ayaklarından olacaktır.
    • İlk vakanın tespitinin üzerinden bir aydan daha fazla zaman geçtiği halde, sağlık çalışanlarının yarıya yakınının vaka yönetiminde kullanılan KKE ‘lere ulaşma imkanının yetersiz olması ve sağlık çalışanlarının yarısından fazlasına kişisel koruyucu ekipman kullanımı konusunda hizmet içi eğitim verilmemesi kabul edilebilir değildir. Tanı alan sağlık çalışanı sayısının her geçen gün artması mevcut ortam ve koşulların korunmak için yeterli olmadığını düşündürmektedir. Bu durumda, acilen her sağlık çalışanına daha ileri düzeyde KKE sağlanması, korunma ve vaka yönetimine yönelik her açıdan eğitim verilmesi gerekmektedir.

    SAĞLIK BAKANLIĞINA ÇAĞRI

    Ankara Tabip Odası, Sağlık Bakanlığı’nın özel sağlık kuruluşlarında ve muayenehanelerinde çalışan hekimlerin yaşadığı bu sorunlara kayıtsız kaldığı ve daha fazla geç kalmadan ivedilikle çözüm getirilmesi çağrısı yaptı.

    PİRHA/ANKARA

  • Sağlıkta Şiddeti Önleme Günün’de Türkiye’de bir dakikalık saygı duruşu- VİDEO

    Sağlıkta Şiddeti Önleme Günün’de Türkiye’de bir dakikalık saygı duruşu- VİDEO

    PİRHA – 17 Nisan Sağlıkta Şiddeti Önleme Günü vesilesiyle tüm Türkiye’de sağlık emekçileri bir dakikalık saygı duruşunda bulundu. 

    17 Nisan Sağlıkta Şiddeti Önleme Günü vesilesiyle Türk Tabipleri Birliği ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası öncülüğünde tüm Türkiye’de sağlık emekçileri bir dakikalık saygı duruşunda bulunup kısa bir açıklama yaptı.

    Sağlıkta şiddet ve Covid-19 salgını nedeniyle hayatını kaybeden hekimler anılarak, tüm sağlık çalışanlarına destek için 1 dakikalık saygı duruşunda bulunuldu.

    “SAĞLIK ÇALIŞANLARININ EKSİK MALZEMELERİNİN GİDERİLMESİ İÇİN ELİMİZDEN GELENİ YAPACAĞIZ”

    Ankara Tabip Odası Genel Sekreteri Ali Karagöz, 17 Nisan tarihinin Antep’te kalbinden bıçaklanarak öldürülen Dr. Ersin Aslan’ın 8’inci ölüm yıldönümü olduğunu hatırlatarak, “Sağlık alanında yaşanan şiddet nedeniyle emek meslek örgütleri bugünü şiddetle mücadele, sağlıkta şiddet gün olarak ilan ettiler ve bugünü 2 yıldır böyle anıyoruz. Sağlık alanında yaşanan şiddette hayatını kaybeden bütün sağlık çalışanlarına ve bu salgın döneminde Covid-19 ile hayatını kaybeden bütün sağlık çalışanlarını rahmetle anıyoruz hepsine saygılarımızı sunuyoruz” dedi.

    Prof.Dr Atilla Ataç ise, koronavirüs salgının olduğu bir dönemde sahada ve  yoğun bakımlarda çalışan tüm sağlık emekçilerinin eksiksiz malzemelerinin giderilmesinde hassasiyet gösterilmesini isteyerek, “Böylesi bir günde sağlıkta şiddetin bir daha yaşanmaması için elimizden gelen her türlü mücadeleyi yürüteceğimizi tekrar beyan ediyoruz” dedi.

    PİRHA/ANKARA-MERSİN

     

     

  • ‘Tehlike büyüyor; emekçileri ve halkı koruyan tedbirler derhal hayata geçirilmeli’

    ‘Tehlike büyüyor; emekçileri ve halkı koruyan tedbirler derhal hayata geçirilmeli’

    PİRHA – KESK, ATO ve SES üyeleri, ‘Tehlike büyüyor; emekçileri ve halkı koruyan tedbirler derhal hayata geçirilmeli’ başlıklı açıklama yaptı. Açıklamada, “Salgın ile mücadelede önemli olan, halk ve sağlık emekçilerine karşı açıklık, bütün işlemlerde şeffaflık, erken ve etkili karar almaktır. Bu nedenle talep ve önerilerimiz, geç kalınmadan ve mecburiyet oluşmadan hayata geçirilmelidir” denildi. 

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu  ve Ankara Tabip Odası temsilcileri, koronavirüs salgınında alınması gereken tedbirler ve uygulanan politikalara ilişkin açıklama yaptı.

    SES Ankara Şubesi’nde yapılan açıklamada, “Covid-19 salgını hızla yayılmakta, sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesinin acı sonuçları, çok yakıcı bir şekilde ve bütün dünya da yaşanmaktadır. Dünyada hızla yayılan Covid-19 salgını, temel kamusal bir hak olan sağlığın, sağlık hizmetlerinin dolayısı ile sağlık politikalarının bu temel hakkı sağlamada ne kadar önemli olduğunu bir kez daha göstermiştir. Covid-19 salgını ile mücadeleden beklentimiz,  tüm emekçilerin, halkın salgından korunmasına yönelik kararların alınması olmalıdır.  Siyasal iktidarın, “Koronavürüsle Mücadele Eşgüdüm Toplantısında” aldığı kararlar, emekçilerin taleplerini karşılamamıştır. Salgınla etkin mücadele yöntemi belirlenmemiş, iktidar, alınan kararlarla kendi iktidarı ve sermayenin varlığı için ekonomik kararlarını almış, işçilere, emekçilere ise başınızın çaresine bakın demeye getirerek bir bakıma halkımıza da kendi tedbirinizi alın çağrısı yapmıştır. Dünya Sağlık Örgütü’nün ülkelere, “Covid-19 salgını ile mücadelede sağlık emekçileri/temsilcileri ile birlikte hareket edin” önerisi dikkate alınmamıştır. Çin’de 2019 yılında salgın başladığında Sağlık Bakanlığı ‘’Pandemi Ulusal Hazırlık Planını Hazırlama’’ emrini vermemiş, seyirci kalmıştır” ifadeleri yer aldı.

    TOPLUM SAĞLIĞININ KORUNMASI VE SALGININ DURDURULARAK GERİLETİLMESİ İÇİN GENEL TALEPLER

    Açıklama şöyle devam etti:

    “Kamu kurumları, çalışanlarına ve halka yönelik aktardığı bilgi ve işlemlerde şeffaf olmalıdır. Öncelikle siyasi iktidar ve sorumlu bakanlıkları, sağlık alanında örgütlü emek ve meslek örgütleriyle koordineli çalışmayı esas almalı, her gelişmede, her aşamada hiçbir kuşkuya, kaygıya yer bırakmadan, tedbirler alarak toplumu bilgilendirmelidir. Bu bilgilendirme salgın vakasının çevresinde, temas halinde olduğu kişileri ve çalışanları da kapsayacak ve koruyacak şekilde yürütülmelidir.

    Devletin sürekli ve asli görevleri dışında hizmet veren kurumlarda iş ve işlemler minimize edilecek şekilde ayarlanmalı, kurumların asli ve süreklilik gerektiren işleri dışındaki birimlerdeki personele idari izin verilmeli, kurumlarda çalışmaya devam edenler için temiz ve sağlıklı ortam sağlanmalı, su ve gıda ihtiyaçları karşılanmalıdır.

    Önem ve aciliyet gerektirmeyen kurumların kısmi gün şekilde çalışma günleri (haftanın iki günü açık), ya da çalışma saatleri (Saat 10:00-14:00) yeniden düzenlenmeli,

    Özel hastaneler kamu kurumları işleviyle, herhangi bir ücretlendirmeye gitmeden sağlık hizmeti vermeli, tüm sağlık kurumlarında, koronavirüs ile ilgili her türlü muayene, tetkik ve teşhis işlemleri hiçbir koşula bağlı olmadan, ücretsiz ve hızlı bir şekilde yapılmalıdır. Sağlık kuruluşlarının tüm personel, tıbbi malzeme, alt yapı eksiklikleri, araç-gereç gereksinimi hızla karşılanmalıdır.

    Öğrenci yurtları yerine geçici olarak, kamu kurumları sosyal tesisleri, misafirhaneler, turizm işletmeleri ve oteller, sağlık hizmeti sunmaya ve karantinaya geçici sağlık hizmeti vermeye uygun hale getirilmelidir.

    Sağlıklı yaşama uygun olmayan konutlarda yaşayanlar ile mültecilerin boş olan TOKİ konutlarına, kullanılmayan boş konutlara hemen yerleştirilmeli, yaşam koşullarına uygun tüm ihtiyaçları ücretsiz karşılanmalıdır.

    Yurttaşların su, elektrik, doğal gaz borçları nedeniyle yürütülen takibata son verilmeli, kritik olan bu süreçte ücretsiz kullanım için planlama yapılmalıdır. Ayrıca yine hijyenin önemli olduğu bu süreçte ihtiyaç duyan yurttaşların barınma sorununa çözüm bulunmalıdır. Temizlik ve dezenfekten ürünlerine ücretsiz ve kolay ulaşım sağlanmalıdır.

    Okullar, kreşler ve genel eğlence yerleri geçici kapatılsa da hala toplu üretim ve hizmet alanları faaliyettedir. Acil ve zorunlu haller dışında üretim ve hizmetler geçici askıya alınmalı, çalışanlar ücretli izinli sayılmalıdır. Üretim yapmak, hizmet vermek zorunda olan yerler için yedekli çalışma, vardiyalı çalışma planlanmalı, çalışma süreleri düşürülmeli, koruyucu sağlık tedbirleri hiçbir uyarıya ve koşula bağlı olmadan alınmalıdır.

    “ÜCRETLİ İZİN UYGULAMASINA GİDİLMELİ”

    Acil ve zorunlu haller dışında durdurulacak üretim ve hizmetler nedeniyle ücretli izin uygulamasına gidilmeli, işsizler için herhangi bir koşula bağlı olmadan işsizlik fonundan aylık bağlanmalıdır. Zorunlu üretim hallerinde de herhangi bir ücret kısıntısına gitmeden çalışma süreleri kısaltılmalıdır. İşten atmalar yasaklanmalı, ücretsiz izin uygulamasına son verilmeli, bütün işsizlere yaşayabileceği bir ücret işsizlik fonundan sağlanmalıdır.

    Küçük atölye ve esnafın borçlarında ertelemeye gidilmeli bu sürede işsizlik fonundan bütün işsizlerin yararlandığı gibi küçük esnafında yararlanması sağlanmalıdır.

    Bu süreçte yurttaşların ödenmeyen banka ve kredi borçları için takibat işlemleri başlatılmamalı, başlatılmış olanlar durdurulmalıdır.

    Sınır ötesi operasyonlara son verilmeli, sınır ötesindeki tüm güçler aşamalı ve kontrollü olarak geri çekilmelidir.

    Çocuklu veya hamile kadın, hasta ve yaşlı tutuklu ve hükümlülerin durumları öncelikli olmak üzere salgın nedeniyle cezaevlerine ilişkin hızla tedbirler alınmalıdır. Bu tedbirler,  çocuk tacizcilerini salıvermek için fırsata çevirmeden yapılmalıdır.

    Sosyal mesafelenme zorunluluğu siyasi iktidarın demokratik tepkileri bastırdığı, talepleri susturduğu bir sosyal kapatmanın vesilesi haline getirilmemeli, bu zorunlu durum baskı ve zor uygulamalarını meşrulaştırmanın aracı olarak değerlendirilmemelidir.

    “SALGINLA MÜCADELEDE EYLEM PLANLARI HAZIRLANMALI”

    Kamu kurumlarında süre şartı ibaresinin kaldırılması müracaatların olmaması ya da gecikmesi durumunda hak kaybı yaşanmaması için iş ve işlemlerin yapılmış sayılmalı,

    Kamu kurumlarında e-Devlet işlemlerinin uygulaması yaygınlaştırılmalı, salgın süresinde herkese ücretsiz internet erişimi sağlanmalı,

    Kamu kurumları salgınla mücadelede eylem planları hazırlamalı,

    Salgın boyunca kamu kurumlarında uygun olan hizmetlerde evden çalışma uygulamasına geçilmeli,

    Kamu kurumlarının reklam ve duyuru imkanları ile sağlık hizmetlerinden nasıl daha etkili ve salgına maruz kalmadan yararlanabileceği halkımıza ilan edilmeli, kamu emekçilerine etkin eğitimler verilmeli,

    Dünya Sağlık Örgütü’nün COVID-19 salgını ile mücadele çerçevesinde yayınlamış olduğu sağlık çalışanlarının hakları bültenine paralel talepler yerine getirilmeli,

    Acil Afet ve Durum Yönetmeliğinin, pandemi hazırlık planlarının eksiksiz uygulanmalı, sağlık hizmetleri salgın nedeniyle yeniden yapılandırılmalı, uluslararası standartlarda iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri çerçevesinde gerekli önlemler alınmalı,

    Özel hastane, Üniversite hastaneleri ve Sağlık Bakanlığı hastaneleri koordineli bir şekilde yönetilmeli,

    Tesisler arası yönetimsel farklılıklar kaldırılmalı, iyi uygulama örnekleri hemen yaygınlaştırılmalı,

    “SAĞLIK TESİSLERİNDE TEK BÜTÇE UYGULAMASINA GEÇİLMELİ”

    Tüm sağlık tesislerinde tek bütçe uygulamasına geçilmeli,

    Yönetim ve çalışanlar ve/veya temsilcileri arasında işbirliği sağlanmalı,

    Bu dönemde toplum sağlığını korumak için ön saflarda tüm özverileri ile çalışan sağlık emekçilerinin kişisel koruyucu ekipmanları eksiksiz olarak karşılanmalı. Bunun için biyomedikal üretim yapan şirketler kamulaştırılmalı. Sağlık çalışanlarına güncel eğitimler verilmeli ve şeffaf olunmalı, tüm personelin belirli periyotlar dahilinde kontrolleri ve tanı testleri yapılmalı,

    Risk grubundaki sağlık personelinin (kronik hastalık, hamile, engelli, organ nakli ve kanser hastaları, 60 yaş üstü, süt izinde olanlar gb) amirlerinin inisiyatifine bırakılmadan idari izinli sayılmalı,

    COVID–19 bulaşıcılığı durumunda meslek hastalığı olarak kabul edilmeli, bildirimleri yapılmalı,

    Çalışanlar ruhsal, sosyal, yönetsel ve ekonomik anlamda desteklenmeli, sağlık emekçileri diğer kamu imkanlarından yararlanabilmeli (ücretsiz ulaşım, beslenme, barınma vb). Sağlık çalışanlarının bulundukları ortam daha güvenli hale getirilmeli,

    Sağlık kurumlarında iş yükünü azaltıcı idari kararlar uygulanmalı, fazla mesai dayatmasından vazgeçilerek sık molalarla çalışma saatleri kısa tutulmalıdır.

    Dünya örneklerinde de görüldüğü gibi sağlık çalışanlarına ihtiyaç artacaktır, hukuksuz şekilde KHK ile ihraç edilen sağlık emekçileri ve güvenlik soruşturması nedeniyle atanamayan sağlık emekçileri ivedilikle görevlerine başlatılmalıdır.

    Semptom ve belirtilerin görülmesi durumunda çalışanlar 14 gün süre ile idari izinli sayılmalı, kısıt gün rapor verilmesi uygulamasından vazgeçilmeli,

    Diğer kamu kurumlarının imkanlarından sağlık hizmetleri kapsamında yararlanılmalı,

    Salgının görüldüğü yerler ve tesislerde tam karantina uygulamasına geçilmeli,

    Sağlık hizmetleri sunumunda piyasa yaklaşımından vazgeçilmeli, gelir getirici hizmetlere yönelik hastanelerin uygulamaları yasaklanmalı,

    Salgın kapsamında sağlık hizmetlerinde taşeronlaşma kaldırılmalı, çalışanların hakları korunmalı.

    Öncelikli olarak kronik hastalıkları olanlardan başlamak üzere sağlık taramaları yapılmalı.

    Yatılı bakım kuruluşlarındaki sağlık birimleri güçlendirilmeli, koruyucu ekipman desteği sunulmalı.

    “ÇALIŞMA KOŞULLARI İYİLEŞTİRİLMELİ”

    Sosyal hizmet çalışanlarının çalışma koşulları iyileştirilmeli, sosyal hizmet çalışmaları kapsamında ev ziyaretleri askıya alınmalı, bu nedenle salgın sonuçlanıncaya kadar sosyal ekonomik desteği kesilmemeli, süre kısıtlamasının kaldırılmalı, hastanelerin evde sağlık birimleri sosyal hizmet birimlerine daha yaygın hizmet sunmalı,

    Tüm hizmet alanında çalışan personelin (itfaye, kargo, ptt, depo, temizlik hizmeti vb) koruyucu ekipmanlara ulaşımı sağlanmalı. Tüm sağlık çalışanları için talep edilen tedbirler zorunlu çalışmalarına devam edenler için de geçerli olmalıdır.

    Bulaşıcı tüm hastalıklarda olduğu gibi koronavirüs de bir halk sağlığı sorunudur, ayrıca bir işçi sağlığı ve güvenliği konusu olarak ele alınmalıdır. Sağlık hizmetine hiçbir koşula bağlı olmadan her yurttaş engelsizce ulaşabilmelidir. Kişisel tedbirler önemlidir ancak toplumsal tedbirler olmadan bir anlamı yoktur. Bu nedenle iş yerlerinden, toplu taşımaya kadar her alanda halkın sağlığını koruyacak önlemler alınmalı, vaka teşhisi yapıldığında çalışanlar ücretli izne ayrılmalıdır. Salgını gerekçe göstererek çalışanlara ücretsiz izin verilmesinin gündeme geldiği görülmekte olup, hak gaspları için halk sağlığını tehdit eden bu virüs salgınının fırsat olarak değerlendirilmesine olanak verilmemelidir.

    Salgın ile mücadelede önemli olan, halk ve sağlık emekçilerine karşı açıklık, bütün işlemlerde şeffaflık,  erken ve etkili karar almaktır. Bu nedenle talep ve önerilerimiz, geç kalınmadan ve mecburiyet oluşmadan hayata geçirilmelidir.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

     

     

     

     

  • ATO: Koronavirüse karşı önlemleri sıklaştırmalı, hazırlıkları hızlandırmalıyız-VİDEO

    ATO: Koronavirüse karşı önlemleri sıklaştırmalı, hazırlıkları hızlandırmalıyız-VİDEO

    PİRHA-ATO Koronavirüs salgınına karşı önlemlerin sıklaştırmasına ilişkin  yaptığı açıklamada “salgının diğer ülkelerdeki yayılma hızına bakıldığında önümüzdeki 1-2 haftanın çok kritik olduğu anlaşılmaktadır. Hasta sayısının hızla artabileceğini öngörerek, planlamaları ivedilikle yapmak ve gerekli önlemleri zamanında alarak uygulamak yaşamsal önemdedir” denildi.

    Haberin videosu;

    Ankara Tabip odası (ATO) koronavirüs salgınına karşı önlemlerin sıklaştırmasına ilişkin basın toplantısı gerçekleştirdi. Basın açıklamasını okuyan ATO Genel Sekreteri Ali Karakoç Yeni Koronavirüs (SARS-CoV2) enfeksiyonu ülkemizde biri Umre’den gelen olmak üzere 18 yurttaşımızda saptanmış bulunmaktadır. Hastalığın diğer ülkelerdeki yayılma hızına bakıldığında önümüzdeki 1-2 haftanın çok kritik olduğu anlaşılmaktadır. Hasta sayısının hızla artabileceğini öngörerek, planlamaları ivedilikle yapmak ve gerekli önlemleri zamanında alarak uygulamak yaşamsal önemdedir” dedi.

    “​Önlemleri zamanında almayan ülkelerde (İran ve İtalya’da) hastalık sağlık sisteminin taşımayacağı boyutlara hızla ulaşmış olup her gün yüzlerce hastanın kaybına yol açmaktadır.Öte yandan hastalıkla mücadelede, hastaların zamanında saptanması ve izole edilmesi, “sosyal uzaklaşma” önlemlerinin zamanında ve etkili olarak uygulanması ve sağlık hizmetlerinin hızla örgütlenerek hastaların tedavi edilmesi sayesinde hem hastalığın yaygınlaşması önlenebilmiş, hem de ölüm oranları azaltılabilmiştir.” diyen Karakoç, şunları ifade etti:

    “​Dünya deneyimlerinden öğrendiklerimiz bu salgını yönetmede yukarıdaki üç koşulun da sağlanmasının zorunlu olduğunu göstermektedir. Başka bir anlatımla (1) hastalık şüphesi taşıyanlara yeterince test yaparak hastaları ve temas ettiklerini saptayıp izole etmek, (2) yeteri kadar yapılan test sayesinde hastalığın toplum içinde yaygınlık derecesini doğru olarak belirleyerek uygun zamanlarda “sosyal mesafe”yi artıran önlemler almak suretiyle bulaş hızını azaltmak ve (3) sağlık sistemini hızla artan hasta sayılarına yanıt verecek biçimde organize edebilmek salgınla mücadelenin olmazsa olmazlarıdır. ​Türk Tabipleri Birliği henüz ülkede pozitif hasta saptanmadan önce de bu konularda hem kamuoyunu bilgilendirmiş, hem de sağlık idaresini uyarmıştı.

    “ÖNLEMLER ZAMANINDA ALINMALIDIR”​ 

    Karakoç, güncel durum itibarıyla sahadan elde ettiğimiz gözlemler yukarıda belirtilen koşulların hayata geçirilmesinde eksiklikler olduğu şüphesini doğurmaktadır. Buna karşın yeterince test yaparak hastalığın yaygınlığı saptanmalı, yaygınlığın derecesine göre “sosyal mesafe” önlemleri devreye alınmalıdır” diyerek şunları ifade etti:​

    “Öncelikle hastaların ve temas ettiklerinin saptanması ve Dünya Sağlık Örgütü’nün pandemi olarak kabul ettiği bu salgının ülkemizdeki yaygınlığının belirlenmesi için ulaşılmış olması gereken test sayısının çok gerisinde olduğunu belirtmek durumundayız. Bugüne kadar yaklaşık 7000 hastada test yapıldığını biliyoruz. Oysa salgınla mücadelede başarılı olan ülkelerin deneyimleri bu sayının çok daha üzerinde olmamız gerektiğini göstermektedir. Ayrıca tanı için gereken test kitinin üretim kapasitesinin haftada 2000 testin üzerine çıkarılması gerektiği de açıktır. Bakanlığın uygulanan test sayıları ile pozitif ve negatif çıkan test sayılarını günlük olarak kamuoyu ile paylaşmasını gerekli buluyoruz. ​Hastalıkla mücadelede başarı kazanmış ülkeler bu sonucu yeterince test yaparak ve test sonuçlarına göre de sosyal mesafe önlemlerini zamanında alarak elde etmiştir. Sosyal mesafe önlemleri insanların birbirlerinden daha uzak durmaları (en az 1 metre mesafe, öksüren/hapşıran kişilerden en az 2 metre mesafe), enfeksiyon şüphesi olanların evde kalmaları,  hastalığın toplum içinde yaygınlaşmaya başladığı aşamada toplu bulunmayı gerektiren her türlü etkinlikten uzak durmayı içerir. Elbette bu önlemlerin zamanlaması ve sırası hastalığın toplum içinde yaygınlığına bağlı olarak planlanmalıdır. Öte yandan, önlemlerin zamanında alınmaması durumunda salgının yaratacağı sağlık bilançosunun katlanarak büyüyeceği unutulmamalıdır.”

    “TÜM SAĞLIK HİZMETLERİ ÜCRETSİZ OLMALI, HAPİSHANE VE ASKERİ KIŞLALARA ÖZEL OLARAK İZLENMELİDİR”

    Sağlık sistemi salgına hazır hale getirilmesi ve sağlık çalışanlarına yönelik koruyucu önlemler alınması gerektiğini belirten Karakoç, Hapishane ve askeri birliklerin günümüzde hizmet alanının özgünlüğünü bilen ve bunun eğitimini almış hekim ve sağlık çalışanları olmadığı için salgın riski yüksek bu yaşam alanları olduğu için özel olarak izlenmesi gerektiğine dikkat çekip, şunları söyledi:

    “Salgın süresince Genel Sağlık Sigortası kapsamı dışında kalanlar kapsama alınmalı, her türden katkı/katılım payı uygulamaları kaldırılmalıdır. 60 yaş üzerindeki sağlık çalışanları risk altında olduğundan çalışma koşulları onları koruyucu biçimde yeniden düzenlenmelidir ve talepleri halinde 60 yaş üzerindeki hekimler ücretli izinli sayılmalıdırlar. Hekimlerin ve diğer sağlık çalışanlarının sağlıklarını korumak ve nitelikli iş yapmalarını sağlamak açısından bu süreçte fazla mesai uygulamasından vazgeçilmeli, dinlenebilmeleri, kendilerine ve ailelerine  zaman ayırabilmeleri sağlanmalıdır. Hekimlerin salgın boyunca performans ücretlendirmesinde tabii tutulmaması, en üst ücretten maaşlarını alması sağlanmalıdır. Bu uygulama hekimlerin ve halkın sağlığı açısından önemlidir. Özelde çalışan hekimlere uygulanan ciroya yönelik ücretlendirme sonlandırılmalı ve maddi kayba uğramadan maaşlarını almaları sağlanmalıdır. Aynı zamanda özelde çalışan hekimlerin tatil günlerinde çalışmalarına son verilmelidir. Tüm sağlık kurumlarında onkoloji ve organ nakli hastalarına uygulanan izin hakkı idarecilerin keyfine bırakılmadan hekim ve diğer sağlık çalışanlarına da uygulanmalıdır. 12 yaş altında okul çağında çocukları olan hekim ve salık çalışanlarından ebeveylerinden birisine yıllık yoksa idari izin okulların kapalı olduğu süre içinde verilmelidir.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • 2002 Yılında 19 olan dişhekimliği fakültesi bugün 92’ye çıktı!

    2002 Yılında 19 olan dişhekimliği fakültesi bugün 92’ye çıktı!

    PİRHA – Ankara sağlık meslek örgütleri, hızla artan fakülte sayısı, öğrenci kontenjanlarındaki artış ve sağlık çalışanlarının istihdamına ilişkin açıklama yaparak “İnsan gücü planlaması ilkeleriyle bağdaşmayacak şekilde fakülteler açılmış, öğrenci kontenjanlarında kaygı verici artışlar yaşanmıştır. 2002 yılında 19 olan diş hekimliği fakülte sayısı bugün 92’ye çıkmıştır” denildi.

    Ankara Tabip Odası, Diş Hekimleri Odası, Veteriner Hekimler Odası ve Eczacılar Odası, birbiri ardına açılan fakülteyle birlikte öğrenci kontenjanlarındaki artışa ve sağlık çalışanlarının istihdamına ilişkin Ankara Dişhekimleri Odası’nda ortak basın açıklaması yaptı.

    Açıklamayı okuyan Ankara Diş Hekimleri Odası Başkanı Serhat Özsoy, sağlık mesleklerinde yüksek nitelik, yerinde dağılım ve doğru istihdam kriterlerinin dikkate alınmadığını ifade etti. Özsoy “İnsan gücü planlaması; ülkelerin kaynaklarını verimli kullanmak adına en çok önem verdikleri konulardan biridir” diyerek şöyle devam etti:

    “RANT İÇİN AÇILAN FAKÜLTELER BİRAN ÖNCE KAPATILSIN”

    “Tüm dünya ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de Sağlık Meslekleri eğitimi en maliyetli eğitimdir.

    Koruyucu ve önleyici sağlık hizmetlerine öncelik veren, insan gücü planlamasını; ihtiyaç, talep ve nüfus kriterlerine göre belirleyen Ulusal Sağlık Politikaları oluşturulmadan, toplum sağlığının çağdaş ülke seviyelerine getirilmesi mümkün değildir.

    Son 10 yıldır insan gücü planlaması ilkeleriyle bağdaşmayacak şekilde birbiri ardına Tıp, Diş hekimliği, Eczacılık ve Veteriner Fakülteleri açılmış, öğrenci kontenjanlarında kaygı verici artışlar yaşanmıştır.

    2002 yılında 19 olan diş hekimliği fakülte sayısı bugün 92’ye çıkmıştır. 2005 yılında 960 olan kontenjan 2019’da 66 fakültede 6421 sayısına ulaşmıştır.

    Tıp fakültesi sayısı bu gün itibariyle 112 adettir ve kontenjanı 16.000 sayısına ulaşmıştır.

    Veteriner fakülteleri sayısı bu gün itibariyle 34 adettir ve kontenjanı 2526 sayısına ulaşmıştır.

    Eczacılık Fakültesi sayısı 2003-2004 öğretim yılında 11’den, 2018-2019 yılında 40’a çıkmış ve kontenjan 3 bin 524’ e ulaşmıştır.

    Bu durum sürdürülemez bir noktaya gelmiştir. Önlem alınmaz ise önümüzdeki 10 yıl içerisinde işsiz sağlık meslek çalışanlarının, mesleğinin dışında başka alanlarda çalışmak zorunda kalması kaçınılmaz olacaktır.

    “SİYASİ RANT İÇİN AÇILAN FAKÜLTELER KAPATILMALIDIR”

    Sağlık bir bütündür ve en temel haktır. Bizler Sağlık Meslek Örgütleri olarak yeterli öğretim elemanı olmadan, müfredatları güncellikten uzak, laboratuvarları ve klinikleri yetersiz, kütüphaneleri fakir ve en önemlisi üniversite geleneğinden yoksun açılan niteliksiz fakültelerde ve arttırılan kontenjanlarla yeterince eğitim almadan mezun olmuş meslektaşlarımızla Toplumun Sağlık Kriterlerinin düzeltilemeyeceğini bir kez daha dile getiriyoruz.

    Sürdürülemez diye açıklamalarını yaptığımız bu durum hem ülke kaynaklarının kötüye kullanılmasıdır hem de yaşam hakkının temel ögelerinden sağlık hakkının kötü ortam hazırlayıcısıdır. Hekim ve eczacı sayılarının kontrolsüz artması toplumdaki sağlık mesleği algısında değer kaybı oluşturmaktadır.

    Meslek Odaları olarak kendi mesleklerimizle ilgili olarak sözlerimizin dikkate alınması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor ve çözüm önerilerimizi sıralıyoruz:

    Hiçbir hazırlık yapılmadan, plansızca, siyasi rant için açılan, teknik altyapısı yetersiz fakülteler bir an önce kapatılmalıdır.

    Var olan fakülte kontenjanları azaltılmalıdır.

    Öğretim üyesi eksikliği tamamlanmadan Fakülteler açılmamalıdır.

    Fakültelerin müfredatları evrensel standartlarda, laboratuvarları ve kütüphaneleri ise taleplere yanıt verecek yeterlilikte olmalıdır.”

    PİRHA / ANKARA

  • Ankara Tabip Odası: Umarız ki ölüm değil, yaşam kazansın – VİDEO

    Ankara Tabip Odası: Umarız ki ölüm değil, yaşam kazansın – VİDEO

    PİRHA – Ankara Tabip Odası (ATO), cezaevlerinde devam eden açlık grevlerine dair açıklama yaparak, “Ölümler olmasın, insanca yaşamı savunuyoruz” dedi. 

    Cazaevlerinde devam eden açlık grevleri Sağlık meslek örgütlerinin de gündeminde. Ankara Tabip Odası, 5 bini aşkın tutuklu ve hükümlünün yürüttüğü eyleme dikkat çekerek “Bu dönemin önceki açlık grevleri dönemlerinden farkı var” dedi.

    “TALEPLERİ DEVLETİN KENDİ HUKUKUNA UYMASIDIR”

    ATO Başkanı Vedat Bulut’un okuduğu basın metninde Tokyo ve Malta bildirgelerine vurgu yapılarak şunlar söylendi:

    “Ankara Tabip Odası olarak daha önce hekimlerin açlık grevlerine olan Tokyo ve Malta Bildirgelerinden kaynaklanan yaklaşım ve sorumluluklarını kamuoyu ve basınla birçok kere paylaştık. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk olarak Nazım Hikmet’in 8 Nisan 1950’de açlık grevine girmesiyle tanıştığımız bu eylemlilik tarzı, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan’ın idam edilmelerinden hemen önce, Nisan 1972’de Mamak Askeri Cezaevi’nde mahkumların on iki günlük açlık greviyle; toplu açlık grevleri olarak karşımıza çıktı. 12 Eylül askeri darbesi ve diktatörlüğü koşullarında da bu tür açlık grevleri cezaevlerinde yaşanmıştır. 11 Nisan 1984 tarihinde 400 mahkumun başlattığı ve 45. Gün sonrasında ölüm orucuna dönüştürdüğü eylem Türkiye tarihinde katılanların sayısı açısından bir ilk olmuştur ve 4 kişinin yaşamına mal olmuştur.”

    “5 BİN TUTUKLU-HÜKÜMLÜ AÇLIK GREVİNDE”

    “1996 yılında cezaevleri ile ilgili Mayıs Genelgesi olarak bilinen genelgeyi protesto etmek için açlık grevi başlatan mahkumlar 43 cezaevinde 2174 kişiyi buldu ve 355 mahkûm da ölüm orucuna başladı. Bir sonraki kitlesel  açlık grevi 20 Ekim 2000’de birçok cezaevinde aynı anda başladı. F tipi cezaevlerinin kapatılması, Terörle Mücadele Yasası’nın kaldırılması gibi taleplerle 816 mahkûmun başlattığı açlık grevi yaklaşık bir ay sonra ölüm orucuna dönüştü ve Hayata Dönüş Operasyonu adı altında cezaevlerine operasyonlar düzenlendi. Bu operasyonlar sırasında otuz mahkûm ve iki jandarma hayatını kaybetti. 1996 ve 2000’li yıllarda açlık grevleri nedeniyle pek çok mahkum özellikle Wernicke Korsakoff sendromu olmak üzere açlığa bağlı birçok hastalıkla yaşamına devam etti. Tüm bu açlık grevlerinde Türk Tabipleri Birliği ve Ankara Tabip Odası kamu kurumu niteliğinde bir meslek örgütü bilinciyle görevini yapmış ve insanların yaşam haklarının, sağlıklarının korunması için yetkililerle ve mahkumlarla görüşmeler yapmışlar, muayeneler gerçekleştirmişlerdir.

    Yaklaşık 5 ay önce cezaevlerinde başlayan açlık grevleri hızla yayılarak süresiz-dönüşümsüz kitlesel açlık grevine dönüşmüştür. Talepleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin kendi ve uluslararası hukuka uymasıdır. Taleplerinin karşılanmaması üzerine açlık grevi yapan mahpus sayısı giderek artmaktadır. Gelinen noktada ise tüm ülke çapında farklı cezaevlerinde, 5 bini aşkın tutuklu ve hükümlü süresiz ve dönüşümsüz açlık grevi yapmaktadır. Diğer yandan bu ana kadar 8 mahpus yaşamını sonlandırmış bulunmaktadır.”

    “CAN KAYIPLARININ BİR DAHA YAŞANMAMASI İÇİN…”

    “Bu dönemin ise önceki açlık grevleri dönemlerinden farkı vardır. TTB ve ATO’nın özellikle İnsan Hakları Komisyonunun 1996-2000 yıllarındaki açlık grevlerinden getirdikleri tecrübe ve hekimlik becerisinden yararlanılmamaktadır. Çok sayıda başvurumuza rağmen meslek örgütümüzün talepleri cezaevlerinde özel muayene isteği gibi algılanmaya çalışılmakta, taleplerimiz çarpıtılmakta ve red yanıtları verilmektedir.

    Açlık grevini sürdüren mahpusların sağlığının geldiği kritik aşama, tıp etiği ilkeleri ve mahpus haklarına dair kurallar cezaevlerinin bir an önce kapılarını bağımsız sağlık heyetlerine açması gerektiğini göstermektedir. Çünkü cezaevlerindeki mevcut sağlık birimleri ne sağlık personeli sayısı ve tecrübesi açısından ne de cezaevi revirlerinin olanakları açısından açlık grevindeki binlerce mahpusu takip etme kapasitesine sahip bulunmamaktadır.

    Buradan tekrar ifade ediyoruz ki: Malta ve Tokyo Bildirgeleri ve de mezuniyet yeminine sadakat içinde olan hekimlerimiz, bila bedel olarak, en kutsal insanlık hakkı olan yaşam hakkının korunması hususunda, devletimize destek arayışını ve taleplerini sürdürmektedir. Bu konuda gerekli belge ve bilgiler cezaevlerine ve buralarda çalışan hekim arkadaşlarımıza iletilmiştir. Yaşam süresini uzatmak ve kalıcı nörolojik hasarlardan korunmak için açlık grevcilerinin günde kişiden kişiye değişmekle beraber asgari 1 lt su, 5 çorba kaşığı şeker, 2 çay kaşığı tuz ve B1 vitamini almasını önermekteyiz.”

    “HERKES ACİLEN DAHA DUYARLI VE SORUMLU DAVRANMALI”

    “Açlık grevcilerinin politik ve yaşamsal taleplerinden bağımsız olarak tüm mahkumları da içeren bir şekilde vatandaşlarımızın yaşam haklarını ve sağlıklarının korunmasını önemsiyoruz. Yetkilileri, Adalet Bakanlığı’nı ve Cezaevi yönetimlerini Türk Tabipleri Birliği ve Ankara Tabip Odamızla işbirliğine davet ediyor ve bu kitlesel yaşamsal sağlık sorununun aşılmasında tecrübelerimizi aktarmak istiyoruz. Bu tarihi ve bilimsel hekimlik sorumluluğumuzdur. Aksi tutumlar ülkemizi bir çağdaş ülke olmak konumundan çıkarmakta, Türkiye’nin onurunu uluslararası arenada zedelemektedir.

    Yarın çok geç olabilir. Önüne geçilebilir nedenlerle insanların kalıcı olarak zarar görmemesi, geçmiş dönemlerde olduğu gibi benzer süreçlerde ortaya çıkan can kayıplarının bir daha yaşanmaması için başta yetkili kişiler olmak üzere herkes bir kez daha ve acilen duyarlı ve sorumlu davranmalıdır. Türkiye bu trajediyi ve insanlarının ölümünü hak etmiyor. Yaşatmak için yaşayan bir mesleğin mensupları olarak umarız ki ölüm değil, yaşam kazansın!”

    PİRHA / ANKARA

     

     

  • Gazi Üniversitesinin bölünmesine karşı ortak açıklama – VİDEO

    Gazi Üniversitesinin bölünmesine karşı ortak açıklama – VİDEO

    PİRHA – Gazi Üniversitesinin bölünmesine karşı Gazi Üniversitesi Öğretim Üyeleri Derneği, Gazi Bileşenleri ve Ankara Tabip Odası ortak açıklama yaptı. Açıklamada, tasarının mecliste kabulü halinde birçok akademisyenin istifalarını hazırladığı belirtilerek, üniversite çalışmalarının da sekteye uğrayacağı vurgulandı. 

    Gazi Üniversitesinin bölünmesine karşı Gazi Üniversitesi Öğretim Üyeleri Derneği, Gazi Bileşenleri ve Ankara Tabip Odası (ATO) ortak açıklama yaptı. ATO Genel Merkezinde yapılan açıklamada, Mecliste Gazi Üniversitesinin de dahil olduğu çok sayıda üniversitenin bölünmesini öngören  tasarının, öğretim elemanları, öğrenciler ve aileleri açısından anlaşılmaz ve üzücü olduğu belirtildi.

    “TASARI HAZIRLANIRKEN BİZLERE SORULMADI”

    Açıklamada konuşan ATO Genel Başkanı Vedat Bulut, üniversite bileşenlerinin alınan oldubitti kararlara karşı durmaya her zaman hazır olduğunu söyledi. 1926 yılında kurulan Gazi Üniversitesinin Türkiye’de saygın bir duruma ulaştığını ifade eden Bulut  “Kanun tasarısı hazırlanırken Gazi Üniversitesi mezunlarına, öğrencilerine, öğretim üyelerine, akademik kurullara, Gazi Üniversitesi iç ve dış paydaşlarına sorulmamıştır” dedi. Oldu bitti kararlara birinin daha eklenerek Gazi Üniversitesinin parçalanmak istendiğini söyleyen Bulut, “Öğrenci sayısı yüksekliğinin ve büyük üniversitelerin yönetilme güçlükleri olduğu savı doğru değildir. Başarılı olan ve araştırma üniversiteleri içinde yer alan bir üniversitede yönetimsel güçlükten söz edilemez” diye konuştu.

    Tasarının Meclis Genel Kurulunda kabulü halinde gelişecek sorunların hükümet yetkilileri tarafından öngörülmediğini dile getiren Bulut “Bu sorunlar; Gazi Üniversitesinin önümüzdeki yıllarda ‘Araştırma Üniversitesi’ kapsamından çıkması, pek çok fakültede ve birimde akreditasyon, İSO belgelendirme süreçlerinin etkilenmesi, uluslararası projeler ve gerçekleştirilen pek çok stratejik değerde olan projelerin olumsuz etkilenmesi, uluslararası laboratuvar hibeleri anlaşmalarının duraksaması hatta iptali, binlerce araştırma, patent, telif hakkı ve bilimsel yayın çalışmalarının sekteye uğraması gibi sonuçlardır”dedi.

    “AKADEMİSYENLER İSTİFALARINI HAZIRLADILAR”

    Öğrencilerin de mutsuz ve endişeli olduğunu ifade eden Bulut, “Akademisyenler, Gazi Üniversitesi çatısı altında görev yapmak istemektedirler ve isim değişikliği durumunda kurumdan ayrılmayı düşünen, özel vakıf üniversitelerine geçmek isteyen akademisyenler istifa mektuplarını hazırlamışlardır. Bu pek çok fakülte ve birimde eğitimi aksatacak, hatta bazı bölümlerin tamamen kapanmasına yol açacaktır” diye konuştu. Hacı Bayram Veli Üniversitesinin kurulmasının yolunun Gazi Üniversitesinin parçalanmasından geçmediğini dile getiren Bulut, yasa tasarısını kınadıklarını ve ivedilikle geri çekilmesini talep ettiklerini söyledi.

    “Gazi Üniversitesi mezunları, öğrencileri ve öğretim üyeleri ve bu ülkenin onurlu yurttaşları bu alınacak karara tepkilerini her zeminde göstereceklerdir” diyen Bulut, öğrencilerin  ailelerin ve akademisyenlerin gelişebilecek oldubitti kararlara karşı akademik kurul kararlarıyla ve her zemindeki çalışmalarıyla karşı durmaya kararlı olduğunu söyledi. Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

     

  • Ankara’da 1 Mayıs açıklaması: Sömürüye, baskılara karşı alanlardayız-VİDEO

    Ankara’da 1 Mayıs açıklaması: Sömürüye, baskılara karşı alanlardayız-VİDEO

    PİRHA – Türk-İş Ankara İl Temsilciliği, DİSK Ankara Bölge Temsilciliği, KESK Ankara Şubeler Platformu, TTB, Ankara Tabip Odası, TMMOB Ankara il Koordinasyonu Ankara Serbest Muhasebe ve Mali Müşavirler Odası 1 Mayıs İşçi Bayramı gündemli ortak basın açıklaması düzenledi. Açıklamada, “Sömürüye, savaşa, baskılara karşı 1 Mayıs’ta alanlara” diyerek çağrı yapıldı.

    1 Mayıs İşçi Bayramı’na ilişkin Türk-İş Ankara İl Temsilciliği, DİSK Ankara Bölge Temsilciliği, KESK Ankara Şubeler Platformu, TTB, Ankara Tabip Odası, TMMOB Ankara il Koordinasyonu Ankara Serbest Muhasebe ve Mali Müşavirler Odası ortak basın açıklaması gerçekleştirdi.

    Açıklamayı okuyan KESK Ankara Şubeler Platformu dönem sözcüsü Eğitim Sen 1 nolu Şube Başkanı Sultan Saygılı, “İşçi Sınıfının Uluslararası Birlik Mücadele ve Dayanışma Günü olan 1 Mayıs’a bir aydan az bir zaman kaldı. Hükümetin patron yanlısı icraatları, yoksul ve dar gelirlilerin, hayatını, her geçen gün daha da zorlaştırıyor. Savaşın faturası, halka kesilirken, patronlara, yeni “müjdeler” geliyor. Grevler ve her tür hak arayışı, OHAL bahane edilerek yasaklanıyor. Gerçek ücretler sürekli düşerken, enflasyon çift haneli rakamlarla ifade ediliyor. Günde 4-5 işçinin iş cinayetlerine kurban gitmesi, iş güvenliği ve işçi sağlığı yasasının uygulanmasının ertelenmesine engel olmuyor” ifadelerini kullandı.

    “OHAL SÜREKLİ BİR DÜZEN OLARAK KORUNMAK İSTENİYOR”

    “Devlet hastaneleri, özel hastanelere dönüşüyor. Gençler gelecekten umutsuz. İşsizlik rakamları hızla büyüyor. İşsizliğin; faturası kadınlara yıkılarak ve kadın sömürüsü artırılarak aşılmak istenmektedir. Genç işsizlik oranı, her geçen gün artmaktadır. Hükümetin gençliğe vaadi “şehitlik”, “gazilik” ve “Kanıyla, toprağı sulayıp, bayrağı renklendirmekten ibarettir” diye konuşan Sayılı sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Ortalama işçi ücreti ile asgari ücret neredeyse aynılaşmış durumda. İş güvencesine son darbe için, Hükümet; bir yandan “kıdem tazminatı”nı fona bağlayarak, öte yandan kamu emekçilerinin iş güvencesini kaldırmak için son hazırlıkları tamamlamaktadır. İşçilerin taleplerini dinlemeyen hükümet, memurların da haklarını her gün daha fazla budayarak, düşük zam, iş güvencesini kaldırma girişimleri ile güvencesiz ve düşük ücretle çalışmayı dayatıyor.
    Ekonomi 2017 yılında yüzde 7,4 büyürken işsizlik ve yoksullukta büyümüş, cari açık büyümüş, Dolar ve Avro tavan yapmış durumda.

    Kadın cinayetleri, tecavüz ve çocuk istismarları, her geçen gün artıyor. Vatandaşı, facebook hesaplarına kadar inceleyip, ceza yağdıranlar, kadınları ve çocukları korumaktan uzaklar. AKP hükümeti, iktidarını sağlamlaştırsın, seçimlerde biraz daha oy toplasın ve AKP’li patronlar Suriye’de enerji ve inşaat işlerinden pay kapsın diye, hükümetin içeride ve dışarıda yürüttüğü savaş, halkın yoksullaşmasına, gençlerin ölmesine yol açıyor. Ülkede yasal grevler bile, hükümet tarafından yasaklanmakta, OHAL sürekli bir düzen olarak korunmak istenmektedir. Bütün bunların üstünde “tek adam rejimi” inşa edilmesi için hayli yol alınmış bulunmaktadır. Ülkenin her önemli sorunu, içeride ve dışarıda savaş politikaları devreye sokularak çözülmek istenmektedir. Irk, din-mezhep ve siyasi ayrımlar körüklenerek, işçiler, emekçiler bölünmeye ve kışkırtılmaya çalışılmaktadır.”

    “BU GİDİŞE DUR DİYECEK BİRLEŞİK MÜCADELE OLACAKTIR”

    Saygılı, “1 Mayıs, işçi sınıfının “birlik, dayanışma ve mücadele günü” işte bu şartlarda yaklaşıyor. İzleyerek, hükümetten çare bekleyerek varılacak yer, daha fazla yoksulluk, daha fazla işçi kanı, daha fazla kadın ve çocuk istismarı, daha fazla genç ölümüdür. Bu gidişe dur diyecek işçilerin, memurların, kadınların, gençlerin birleşik mücadelesi olacaktır” dedi.

    1 Mayıs günü için alınan kararları açıklayan Saygılı şunları aktardı:

    “Bizler, TÜRK İŞ Ankara İl Temsilciliği, DİSK Ankara Bölge Temsilciliği, KESK Ankara Şubeler Platformu, TTB Ankara Tabip Odası, TMMOB Ankara İl Koordinasyon Kurulu, Ankara Serbest Muhasebe ve Mali Müşavirler Odası olarak, Ankara da diğer kurumlarla da bir araya gelerek; patronlar ve hükümetlerinin, bir yandan işçi sınıfının ve emekçilerin “Kazanılmış haklarına yönelik saldırılarına” öte yanda da “Ülkenin OHAL (ve KHK’ler) ve ‘fiili savaş hali’ ile yönetilmesine” karşı, 1 Mayıs’ta alanlarda olacağımızı açıklıyoruz.

    Yukarıdaki açıkladığımız kurumlar ile Nisan ayı buyunca kamuoyuna yönelik “Stant açarak,” “çeşitli toplantılar ve etkinlikler düzenleyerek”, 1 Mayıs’ı, taleplerimizi alanlara taşıdığımız bir gün olarak, tüm emek ve demokrasi güçlerinin katılımıyla, kitlesel bir biçimde, kutlama kararını aldık. ”

    “SÖMÜRÜYE, SAVAŞA, BASKIYA KARŞI 1 MAYIS’TA ALANLARA”

    Saygılı son olarak alanlarda olacaklarını belirterek şunları kaydetti:

    “1 Mayıs’ta; işçi sınıfının kazanılmış haklarının savunulması, çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi, özgürlüklerin ve demokratik kazanımların, korunup geliştirilmesi,
    Hükümetlerin savaş politikalarına ve bu politikaların işçi sınıfına ve halklara fatura edilmesine karşı sömürüye, savaşa, baskılara, karşı 1 Mayıs’a alanlara diyor ve çağrımızı kamuoyu ile paylaşıyoruz.

    Öyleyse bütün dünyanın işçileriyle birlikte;
    -İşçi sınıfını ve emekçilerin haklarının daha ileriden savunulması için,
    -İş, ekmek ve özgürlük için,
    -Savaşa, savaş politikalarının faturasına, hayır demek için,
    -Sömürüye, emperyalist-kapitalist çözüm ve kurtuluş planlarına, hayır demek için 1 Mayıs’ta, alanlardayız.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA