Etiket: ankara üniversitesi

  • Üniversite öğrencilerinden ‘Akademik boykot’ kararı-VİDEO

    Üniversite öğrencilerinden ‘Akademik boykot’ kararı-VİDEO

    PİRHA- “Üniversiteler ayakta, akademik boykotta” şiarıyla boykot çağrısı yapan öğrenciler, bugün itibariyle derslere girmeme kararı aldı.

    İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesi ve gözaltına  alınıp tutuklanmasıyla birlikte başlayan protestolar 1 haftadır sürüyor. Yurt genelinde çok sayıda gözaltı ve polisin sert müdahaleleri tepki toplarken, protestolarda ön saflarda yer alan üniversite öğrencileri boykot kararı aldı.

    İstanbul Üniversitesi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, Galatasaray Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Marmara Üniversitesi, Yeditepe Üniversitesi, Kadir Has Üniversitesi, Başkent Üniversitesi, ODTÜ, Ankara Üniversitesi, Bilkent Üniversitesi, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, Bursa Uludağ Üniversitesi, Bahçeşehir Üniversitesi, Ege Üniversitesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi’nden öğrenciler derslere girmeyerek boykot çağrısı yaptı.

    Boykot kararı alan öğrenciler, pek çok yerde eylemlerini sürdürüyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Eğitim Sen: Ankara Üniversitesi yönetimi suç işlemektedir!

    Eğitim Sen: Ankara Üniversitesi yönetimi suç işlemektedir!

    PİRHA – Eğitim Sen, Ankara Üniversitesi’ndeki faşist grubun, muhalif öğrencilere yönelik saldırısını kınadı. Yapılan açıklamada “eğitim hakkı ve can güvenliği yerine siyasi iktidarın çıkarlarını korumayı görev edinen üniversite yönetimi sistematik biçimde suç işlemektedir” denildi.

    Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde sınava girecek iki öğrencinin 10 Ocak’ta saldırıya uğramasıyla başlayan gerginlik sürüyor.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) üniversite yönetimini sorumluluk almaya çağırarak konuya ilişkin açıklama yaptı.

    “ÜNİVERSİTE YÖNETİMİ SİSTEMATİK BİÇİMDE SUÇ İŞLEMEKTEDİR”

    “Ankara Üniversitesi yönetimi, öğrencilerin eğitim hakkını ve can güvenliğini korumak zorundadır!” denilen yazılı açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Ankara Üniversitesi yönetimi ve fakülte dekanlıkları tarafından çeşitli biçimlerde cesaretlendirilen faşist güruhların yeni hedefi, muhalif öğrencilerin eğitim hakkı ve can güvenliği olmuştur. Özellikle son yıllarda çeşitli fakültelerde öğrencileri yaralayan, bıçakla fakültelere giren, kılıç teslim törenleri yapan, öğretim elemanlarını darp eden, fakülte çatılarından devasa ülkü ocakları bayrakları sallandıran, silahlarla poz veren ve her defasında cezasızlıkla ödüllendiren söz konusu güruh, son olarak 10 ve 11 Ocak tarihlerinde Cebeci Yerleşkesi’ndeki muhalif öğrencilerin sınavlarına girmesine engel olmuştur. Sadece bununla da yetinmeyip söz konusu muhalif öğrencilere saldıran bu guruplar açıktır ki üniversite personeli tarafından da desteklenmektedir. Çünkü muhalif öğrencilerin can güvenliğini ve eğitim hakkını korumakla yükümlü olan kamu görevlileri, kendilerini “görevlerini yapıyor-muş” gibi göstermekte fakat sorumluluklarını yerine getirmemektedir.

    Öğrencilerin can güvenliğini korumak yerine hedef haline gelmelerini sağlayan, eğitim hakkını engelleyen güruh hakkında yıllardır hiçbir şey yapmayan, eğitim hayatlarını bu nedenle sonlandırmak zorunda kalan öğrenciler yokmuş gibi tavır takınan ve nihayet öğrencilerin eğitim hakkı ve can güvenliği yerine siyasi iktidarın çıkarlarını korumayı görev edinen üniversite yönetimi sistematik biçimde suç işlemektedir.

    Ankara Üniversitesi yönetimi ve fakülte dekanlıkları söz konusu tutumlarını değiştirmezse yaşanan sorunların ne yazık ki daha fazla derinleşeceği açıktır! Üniversitenin tarihinden daha eski, daha köklü ve daha güçlü akademik değerleri olan fakültelerin temsil ettiği eleştirel, özgür ve bilimsel aklı şiddetle, baskıyla ortadan kaldırmak mümkün olmamıştır ve olmayacaktır! Bu nedenle kendilerine yapmak zorunda oldukları görevleri ve sorumluluklarını bir kez daha hatırlatıyor, üniversitedeki gelişmeleri yakından takip ettiğimizin bilinmesini istiyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Ankara Üniversitesi’nde öğrencilere saldıran ırkçılar püskürtüldü

    Ankara Üniversitesi’nde öğrencilere saldıran ırkçılar püskürtüldü

    PİRHA- Ankara Üniversitesi’nde MHP’li ırkçı bir grup, bugün de daha öğrencilere saldırdı. Öğrencilerin karşılık vermesi üzerine ırkçılar püskürtüldü.

    Ankara Üniversitesi (AÜ) Cebeci Kampüsü’nde MHP’li ırkçı bir grup, bugün bir kez daha öğrencilere saldırdı. Öğrenciler, sınava girmek üzere geldikleri İletişim Fakültesi önünde saldırıya uğradı. Irkçı grup, öğrencilere “Sizi sınavlara sokmayacağız” tehdidinde bulundu. Öğrencilerin karşılık vermesi üzerine ırkçılar püskürtüldü.

    Öğrenciler dün de ırkçı bir grubun saldırısında uğramıştı.

    (HABER MERKEZİ)

  • İhraç edilen 2 akademisyen görevlerine iade edildi

    İhraç edilen 2 akademisyen görevlerine iade edildi

    Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde KHK ile ihraç edilen Doç. Dr. Nilgün Erdem ve Araştırma Görevlisi Ekin Değirmenci görevlerine iade edildi. 

    Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde OHAL kapsamında yayınlanan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen Doç. Dr. Nilgün Erdem ve Araştırma Görevlisi Ekin Değirmenci görevlerine iade edildi.

    İki eğitimcinin görevlerine iade edildiği bilgisi Mülkiyeler Birliği tarafından duyuruldu. Birliğin dijital medya hesabından yapılan paylaşımda, iadelerin sevinçle karşılandığı belirtilirken, ihraç edilen tüm hocaların da görevlerine iade edilmesi talep edildi.

    Mülkiyeler Birliği’nden yapılan açıklamada, “Fakültemizden ihraç edilen sevgili hocalarımız Doç. Dr. Nilgün Erdem ve Araştırma Görevlisi Ekin Değirmenci’nin görevlerine iade edilmelerinin sevincini yaşıyoruz. Haksız ve hukuksuz biçimde ihraç edilen tüm hocalarımızın görevlerine iade edilmelerini talep ediyoruz” ifadelerine yer verildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘AKP-MHP’nin yasa teklifi geçerse, geriye ısmarlama iş yapan haberciler kalacak’

    ‘AKP-MHP’nin yasa teklifi geçerse, geriye ısmarlama iş yapan haberciler kalacak’

    PİRHA- AKP ve MHP’nin ‘dezenformasyonla mücadele’ olarak nitelendirdiği basın kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin verdiği yeni yasa teklifine ilişkin konuşan Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde araştırma görevlisi Ayçin Özoktay, “Bu yasa, sansürün kapsamını genişleterek internet mecralarını da kontrol altına almayı amaçlıyor” dedi. Özoktay, ‘dezenformasyon’ kelimesinin oldukça muğlak bir şekilde tanımladığını ve ifade özgürlüğü ihlaline kapı araladığını da  vurguladı.

    AKP ve MHP’nin ‘dezenformasyonla mücadele’ olarak nitelendirdiği basın kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin teklif bu hafta Meclis Adalet Komisyonu’nda görüşülmeye devam edecek.

    Teklifin birçok maddesine itirazı bulunan muhalefet partileri, özellikle ‘sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse’ için hapis cezası öngören 29. maddesinin çıkarılmasını talep ediyor.

    Basın meslek örgütleri ve iletişim uzmanları da teklifin yeni bir sansür yasası olduğunu vurguluyor.

    Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde araştırma görevlisi olan ve İletişim Emekçileri Dayanışma Ağı’nın kurucularından Ayçin Özoktay söz konusu yasayı PİRHA’ya değerlendirdi.

    “İLETİŞİM EMEKÇİLERİNİN, MEDYA PATRONLARININ KARŞISINDA BİR ARAYA GELMESİNİ İSTİYORUZ”

    İletişim alanına emek cephesinden bakan çalışmalar ürettiğini belirten Özoktay, iletişim emekçileri olarak bir dayanışma ağı kurma amaçlarını şöyle anlattı:

    “Özellikle son yıllarda palazlanan krizde, sermaye sınıfı örgütlü biçimde emekçilerin karşısında kendini sürekli koruyabilirken, örgütsüz işçilere ise işsizlik, düşük ücret ya da muazzam sömürü ortamı kalıyor. İletişim sektörlerinde çalışanlar bu ortamdan en çok etkilenen kesimlerden. Öncelikle İletişim Emekçileri Dayanışma Ağı, medya patronlarının karşısında yalnızlaşan, örgütsüzleşen emekçilerin bir araya gelmesi ve dayanışmasını amaçlıyor. Kabaca basın, yayın ya da genel anlamda medya sektöründe çalışan emekçilerin maruz kaldığı patron baskısı ve zorlu iş koşullarına karşı bir araya gelerek çözümler üretme gibi bir amacımız var.

    “HAK GASPLARINA KARŞI YALNIZ DEĞİLİZ”

    Çalışmamız sadece gazetecileri değil, medyada çalışan tüm emekçileri kapsıyor. Tutunmanın en zor olduğu iş kollarından biri olduğu bilinen medyada, kendimize bir mücadele alanı yaratmayı ve hak gasplarına karşı yalnız olmadığımızı söylemeyi amaçlıyoruz. Bu bağlamda gönüllü avukatlarımız ile birlikte hareket ediyoruz. Diğer yandan iletişim sektörüne yeni atılan ya da atılacak genç arkadaşlarımız ile dayanışma atölyeleri yürütüyoruz. Dayanışma ağımızda herkesin bir sorumluluğu oluyor. Bir ekip oluşturduk. Bugün röportajda sözcü olarak ben konuşsam da yapılan, edilen, söylenen her şey kolektif işliyor.”

    “HABERCİLİK FAALİYETLERİNDE, YASAL VE HUKUKİ SÜREÇLERDE BİR TÜR GRİ ALAN YARATMA ÇABASI VAR”

    AKP iktidarının Meclis’e getirdiği yeni basın düzenlemesine ilişkin konuşan Özoktay, bu yasa teklifinde geçen ‘dezenformasyon’ kelimesinin oldukça muğlak bir şekilde tanımladığını ve ifade özgürlüğü ihlaline kapı araladığını vurguladı.

    Yasada yapılan ‘dezenformasyon’ tanımının ucunun açık olduğunu ifade eden Özoktay, “Dolayısıyla yasal ve hukuki süreçlerde bir tür gri alan yaratma gayeleri olduğunu görüyoruz. Ayrıca bu yasayla sansürün kapsamı genişletilerek TCK’ya, ‘halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ suçu eklenecek ve suçun tanımı oldukça muğlak. ‘Dezenformasyon’  suçunun cezası 1 yıldan 3 yıla kadar hapis ve bu ceza, ‘failin kimliğini gizli tutması’ durumunda, yani ismini belirtmek istemeyen kaynaklarla yürütülen habercilik faaliyetinde ağırlaşıyor” diye konuştu.

    “‘BASIN KARTI’ MÜJDESİYLE OYALAMAYA ÇALIŞIYORLAR”

    Yasa teklifinin içerisinde internet mecralarına basın kartı verileceği ile ilgili maddenin de yer aldığını dile getiren Özoktay sözlerine şöyle devam etti:

    “Danıştay’ın Basın Kartı Yönetmeliği’ne ilişkin yürütmenin durdurulması kararını kaldırdığını; basın kartının kime, hangi koşullarda verileceği ya da nasıl iptal edileceğine ilişkin inisiyatifin İletişim Başkanlığı’na devrolduğu gerçeğini anımsatmak istiyorum. Bu bir ‘mükafat’ değil. 212 gibi bir mesele hala can yakıcı haldeyken süreci ‘basın kartı’ müjdesiyle oyalamaya çalıştıklarını düşünüyoruz.”

    “YASA SANSÜRÜN KAPSAMINI GENİŞLETİYOR”

    Mevcut iktidarın hali hazırda, gazetecilere ve basına yönelik ağır bir sansür ve baskısının var olduğunu söyleyen Özoktay, söz konusu yasanın sansürü ve baskıyı daha da arttıracağına dikkat çekti.

    Özoktay, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “20 yıllık AKP dönemi, zaten Türkiye’de basının geçirdiği en karanlık dönemlerden biri. Bu yasa, sansürün kapsamını genişleterek internet mecralarını da kontrol altına almayı amaçlıyor. Bizim anladığımız AKP iktidarı, habercilik faaliyetine yeni kurallar koyup eski köye yeni adet getiriyor. Bahsettiğimiz yasa teklifi, mesleğini layıkıyla yapmaya çalışan tüm basın emekçilerine aba altından sopa gösteriyor. İnternet gazetelerinin de resmi ilan alabileceği üzerinde konuşuluyor. Bu bir kesime avantaj gibi görünse de akla Menderes dönemi sansürleri ve ilan paylaşımını getiriyor. Tek tip haberler, şiddetli otosansür ve üstüne hapis cezası…”

    “BU YASA TEKLİFİ GEÇERSE, GERİYE ISMARLAMA İŞ YAPAN HABERCİLER KALACAK”

    Basın emekçilerinin talebinin öteden beri habercilik faaliyeti üzerindeki baskı mekanizmalarının derhal ve koşulsuz olarak kaldırılması olduğunu aktaran Özoktay, son olarak şunları kaydetti:

    “Tehdidin sürekli arttığı, gazeteciliğin bütünüyle iktidarın tekeline sokulmaya çalışıldığı ve ifade hürriyetinin iğdiş edildiği karanlık bir dönemdeyiz. Bu yasa teklifi bize, baskı karşısında sessiz kaldıkça bu iş kolunda geriye sadece ısmarlama iş yapan habercilerin kalacağını anlatıyor. Genel manada medyada çalışan tüm emekçilerin, karşılaştıkları sorunlara çözüm bulabilecekleri ya da en azından kendilerini yalnız hissetmeyecekleri bir örgütlenme alanı oluşturma gayretindeyiz. Burası ‘esnek çalışma’ adı altındaki sömürünün en yoğun olduğu iş kolu ve patronların iki eli boğazımızdayken bir şeyler yapmanın zaruri olduğu kanaatindeyiz. Çalışmalarımızı bu amaçla sürdürmeye ve örgütlenmeye devam edeceğiz.

    Bu hafta Adalet Komisyonu’nda tekrar görüşmeler olacak. Özellikle hapis cezası gündemi konusunda tüm meslek örgütleri ellerinden geleni yapmaya çalışıyor. Biz de bu süreçte elimizden geldiğince sesimizi çıkartacak, yasanın gazetecilik mesleğine ne kadar ağır bir darbe olduğunu yorulmadan anlatacağız.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Erdoğan’ın ‘dünyayı gezin’ dediği gençler: Bir sallama çayı üç kez içiyoruz

    Erdoğan’ın ‘dünyayı gezin’ dediği gençler: Bir sallama çayı üç kez içiyoruz

    PİRHA- Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gençlere verdiği ‘imkanınız olursa dünyayı gezin, aromalı kahve eşliğinde sosyalleşin’ tavsiyesine ilişkin konuşan gençler, “Her günüm gelir gider hesaplarıyla geçiyor. Bu gelirle temel ihtiyaçlarımı bile karşılayamıyorum. Bize bu hayatı sunanlar gezin, tozun, yiyin, için dedikçe açıkçası öfkeleniyorum” dedi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın gençlere yaptığı ‘Yakın çevrenizden başlayarak ülkemizi, imkanınız olursa dünyayı gezip görmek, farklı kültürleri tanımak için şartlarınızı zorlayın. Aromalı kahve, çay eşliğinde sosyalleşin’ çağrısı, ekonomik sorunlar yaşayan gençler arasında tepkilere neden oldu.

    Ankara’da iki farklı üniversitede okuyan Helin Kaya ve Ali Dursun, yaşadıkları ekonomik sorunları anlatarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tavsiyelerinin gerçeklikle bağdaşmadığını belirtti.

    Temel ihtiyaçlarını bile karşılamakta çok zorlandıklarını vurgulayan gençler, bu tavsiyelerin tanıdıkları hiçbir genç için bir şey ifade etmediğini dile getirdiler. Bir sallama çayı bile üç kez içtiklerini söyleyen gençler, günümüz şartlarında dünyayı gezme gibi bir durumun gündemlerinde olmasının imkansız olduğunu aktardılar.

    “BİZE BU HAYATI SUNANLAR GEZİN, TOZUN, YİYİN, İÇİN DEDİKÇE AÇIKÇASI ÖFKELENİYORUM”

    Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi 24 yaşındaki Helin Kaya, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gençlere yönelik yaptığı tavsiyeye ilişkin, “Ben emekçi bir aileden geliyorum. Sınırlı bir miktar gelir ile geçinmeye çalışan bir gencim. Bu gelirle temel ihtiyaçlarımı karşılamakta bile sıkıntılar yaşıyorum. Kitaplarımı alamıyorum. Her günüm gelir gider hesaplarıyla geçiyor. Bununla birlikte eğitim sisteminin de getirdiği bir stres var. Bunca sıkıntı ve baskının altında dünyayı gezmek, kahve içmek bizim için lüks. Fırsat eşitsizliğinin olduğu sistemde bu hayatı bize dayatıyorlar. Bu hayat benim tercihim değil. Bize bu hayatı sunanlar gezin, tozun, yiyin, için dedikçe açıkçası öfkeleniyorum. Eşitsizliği yaratanlar, yaşadığım sıkıntılar sanki benim suçummuş gibi konuşunca duyduğum tek duygu öfke oluyor” dedi.

    “DEVLETE DAHA ŞİMDİDEN 40 BİN TL CİVARINDA BORÇLUYUM”

    Ülkemizde belirli bir kesimin lüks içinde yaşadığını, büyük bir çoğunluğun ise açlık sınırında yaşam mücadelesi verdiğini kaydeden Kaya sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Ay başında ödeyeceğim kira ve faturayı düşünürken gezmem, eğlenmem nasıl mümkün olabilir? Daha şimdiden 40 bin TL civarında borçluyum devlete. Bunu nasıl ödeyeceğimin derdindeyim ben. Bir kahve içerken hangi ihtiyaçlarımdan kısmam gerektiği düşüncesi beni rahatsız ederken o kahvenin tadını nasıl çıkarabilirim? Bunlar bizim yarattığımız sorunlar değil bize dayatılanlardır, yaşatılanlardır. Bizi bu hayatın içine atanların bize hiçbir şey yokmuş, her şey bizim suçumuzmuş gibi tavsiyelerde bulunmaları bana komik geliyor ve dediğim gibi öfke yaratıyor.”

    “GELİRİMİN YÜZDE 70’iyle KİRA VE FATURALARI ÖDÜYORUM, KİTAPLARA PARA KALMIYOR”

    Okuldan birkaç arkadaşıyla birlikte evde kaldığını, Ankara’ya okumak için Diyarbakır’dan geldiğini belirten Kaya, “Ailemden belli bir miktar destekle birlikte burs da alıyorum ancak KYK bursu değil, KYK kredisi. Bu gelir tabii ki yetmiyor. En nihayetinde hayat pahalılığı her geçen gün artıyor ve biz öğrenciler bu durumu çok yoğun bir şekilde hissediyoruz. Okul için kitap, kırtasiye, okula gidiş geliş ulaşım masrafı derken temel ihtiyaç masraflarının yanına barınma masrafları da ekleniyor ve bu liste uzadıkça uzuyor. Zaten gelirimin yüzde 70’iyle kira ve faturalarımı ödüyorum. Açıkçası kitaplarıma para yetmiyor. Bu kadar giderim varken değil dünyayı gezmek, dışarda kahve içmek bile düşündürüyor beni. Bu kadar ders yoğunluğu varken kalan zamanımda gelir elde edeyim diye çalışmayı düşünüyorum. Dünyayı gezmeye ne para ne de zaman var” şeklinde konuştu.

    “BU GEÇİM SIKINTISI OKUMAMA ENGEL OLDU”

    Yaşadığı ekonomik sorunların olumsuzluklarını her alanda hissettiğini dile getiren Kaya, zamanının çoğunu nasıl geçineceğini düşünmekle geçirdiğini ifade etti.

    Bu durumun ders çalışırken odaklanmasına engel olduğunu da aktaran Kaya, “Ders kitaplarımın kenarında hesaplamalar var. Gelir gider hesabı yapmak zorunda kalıyorum. Rekabetçi eğitimin bizim üstümüzdeki baskısı yetmezmiş gibi geçim sorunu dertlerimizin üzerine gökdelenler inşa ediyor ve açıkçası kendimi altında eziliyor hissediyorum. Bununla birlikte masraflarımı karşılamak için zaman zaman çalıştığım oldu. O dönemlerde derslerime çalışmak için vakit de bulamıyorum. Part time çalışsam da 6 gün çalıştırıyorlar. Benim yaşımdaki birinin şuanda çalışıyor olması gerekirken ben hala okuyorum. Hala okuyorum çünkü aynı zamanda çalışmak zorundaydım. Bu geçim sıkıntısı okumama engel oldu. Ve ben hala üniversitedeyim. Bu benim suçum değil. Ben yaşamaya çalıştım. Geç kalıyorum hayata ama baskıya inat yaşıyor, mücadele ediyorum” cümlelerini kurdu.

    “BİR GENÇ OLARAK GELECEKTEN UMUTLU DEĞİLİM”

    Bir genç olarak gelecekten umutlu olmadığını vurgulayan Kaya son olarak, “Çalışma hayatıma başladığımda 40 bin TL civarında borcum gerçeği yüzüme tokat gibi çarpacak. Bu borcu nasıl ödeyeceğim? İş bulabilecek miyim? Bu sorular şu anda bile kafamı meşgul ederken umutlu olmak zor. Ancak tablonun böyle devam etmeyeceğini de biliyorum. İşte benim umudum burada canlanıyor. Değiştirme iradesine sahip olduğumuz müddetçe umutlu olacağız tabii ki. Biz gençler en temel ihtiyaçlarımız için endişelenmediğimiz, sokaklarda rahatça, korkmadan dolaşabileceğimiz, kendimizi kültürel anlamda ilerletebileceğimiz bir hayat istiyoruz ve bunun da ancak bahsettiğim değiştirme iradesiyle olacağının farkındayım” dedi.

    “BEN BİR SALLAMA ÇAYI ÜÇ KEZ İÇİYORUM”

    Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde (ODTÜ) matematik bölümü okuyan 22 yaşındaki Ali Dursun ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gençlere yönelik tavsiyelerine ilişkin; “Açıkçası çok şaşırdım. Tanıdığım hemen hiçbir genç için bir şey ifade etmiyor bu tavsiyeler. Bırakın dünyayı gezip farklı kültürleri tanımayı, aromalı kahve eşliğinde sosyalleşmeyi, ben bir sallama çayı üç kez içiyorum. Dünyayı gezme ile ilgili hayal kurmam çok mantıksız olurdu. Böyle bir şeyin gündemimde olması bile mümkün değil. Arkadaşlarımla birlikte veya tek başıma ise dışarıda ara sıra yiyebiliyorum. Çoğu arkadaşımın durumu daha kötü ama. Okulun kendi yurdunda kalıyorum, Yozgat’tan geldim. Aylık gelirim temel ihtiyaçlarıma yetiyor. Öte yandan, örneğin bir iki hafta önce resim çizmeye başlayayım kendi halimde dedim, boya ve tuval fiyatlarını görünce vazgeçtim” ifadelerini kullandı.

    “UMUDUM YOK DEYİP KENARA ÇEKİLME LÜKSÜM YOK”

    Hayat pahalılığını hayatının normali olarak kabul ettiğini ve artık hiçbir alanda olumlu beklentilere girmediğini söyleyen Dursun şunları kaydetti:

    “Son zamanlarda duygusal veya psikolojik açıdan bana bir etkisi olmuyor kendi ekonomik durumumun. Öte yandan kötü durumda olan insanları, özellikle çocukları görmeye dayanamıyorum. Örneğin bir süre önce sosyoekonomik anlamda dezavantajlı çocuklara destek olmak için kurulmuş bir toplulukta görev aldım ancak gördüklerime dayanamadığım için çekildim. Kısa süre içinde ciddi bir iyileşme beklemiyorum. Umutsuzluğu uzunca bir süre yaşadım da. Ancak umutlu olmak zorundayım. Artık bunun, benim topluma karşı sorumluluğum olduğuna inanıyorum. Umudum yok deyip kenara çekilme lüksüm yok.

    Gençler refah içinde ve özgür bir hayat istiyor, yani bireysel kurtuluşlarını. Bunun için de bir yolunu bulup yurt dışına yerleşmek istiyorlar. Çünkü bu ülkede bir şeylerin değişebileceğine olan inançlarını yitirmiş haldeler. Genç diye sınıflandırılabilecek neredeyse her insanda bunu gördüm.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

     

  • Ankara’da YÖK’ü protesto eden öğrenciler gözaltına alındı

    Ankara’da YÖK’ü protesto eden öğrenciler gözaltına alındı

    PİRHA-Ankara Üniversitesi Cebeci Kampüsü önünde bir araya gelen öğrenciler YÖK’ü protesto etmek istedi. Eyleme müdahale eden polis, çok sayıda öğrenciyi darp ederek gözaltına aldı.

    Gençlik örgütlerinin, Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) kuruluş yıl dönümü dolayısıyla Ankara Üniversitesi Cebeci Kampüsü önünde yapmak istediği eyleme polis müdahale etti.

    Eylemden saatler önce kampüs çevresini abluka altına alan polis, kampüse giren öğrencilerin etrafını sardı. Polis müdahalesinde darp edilen çok sayıda öğrenci gözaltına alındı.

    Polis, eylem alanına girmek isteyen gazetecilerin görüntü ve fotoğraf almasını da engelledi.

    PİRHA/ANKARA

  • AÜ’den Boğaziçi öğrencilerine destek: Arkadaşlarımızı yalnız bırakmayacağız-VİDEO

    AÜ’den Boğaziçi öğrencilerine destek: Arkadaşlarımızı yalnız bırakmayacağız-VİDEO

    PİRHA-Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin tutuklanmasına Ankara Üniversitesi öğrencilerinden de tepki geldi. Basın açıklaması yapan öğrenciler, “Arkadaşlarımızı yalnız bırakmayacağız. Üniversitelere ve öğrencilere yapılan bu saldırı hepimizi ilgilendiriyor. Hiçbirimizi ayrıştıramayacaksınız” dedi.

    Ankara Üniversitesi (AÜ) öğrencileri, Boğaziçili öğrencilerin tutuklanmasını yaptıkları basın açıklaması ile protesto etti.

    Eğitim Sen 5 Nolu Şubede yapılan basın açıklamasını öğrenciler adına Büşra Gerçek okudu.

    “Arkadaşlarımız serbest bırakılsın, Bundan Sonrası Bizde” pankartı asan öğrenciler, “Hiçbir kayyumun bizlere rektör olamayacağını haykırıyoruz. Bizlere kulaklarını tıkayan iktidar, bizleri susturacağını sanıyor” diyerek şu açıklamayı yaptı:

    “HİÇBİRİMİZİ AYRIŞTIRAMAYACAKSINIZ”

    “Bugün burada Boğaziçi Üniversitesi’nde tutuklan ve ev hapsi alan 4 arkadaşımız için toplanmış bulunuyoruz. Arkadaşlarımız, geçtiğimiz cuma günü yaptıkları sergi ve dini değerler bahane edilerek gözaltına alınmıştır.

    Bizler biliyoruz ki bu tutuklamalarla direnişimiz kırılmak isteniyor. Yaşananlar LGBTİ+ bireylere açık bir saldırıdır. Bu süreçte LGBTİ+ bireylere Yöneltilen nefret söylemleri artmıştır. Bu durum İstanbul Sözleşmesi iptal edilsin boyutuna kadar gelmiştir.

    Arkadaşlarımız açıkça hedef gösterilirken Kayyum Melih Bulu ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu attığı tweetler ile durumdan geri kalmamıştır. Attıkları tweet ve söylemleriyle Boğaziçi

    Üniversitesi’ne rektör olamayacağını bir kez daha göstermiştir. Mücadelemizin başından beri hiçbir kayyumun bizlere rektör olamayacağını haykırıyoruz.

    Arkadaşlarımızı yalnız bırakmayacağız. Üniversitelere ve öğrencilere yapılan bu saldırı hepimizi ilgilendiriyor. Hiçbirimizi ayrıştıramayacaksınız.”

    “KAMPÜSLERİMİZİ ATANMIŞ REKTÖRLERE BIRAKMAYACAĞIZ”

    Büşra Gerçek, üniversitelerin AKP iktidarı döneminde yok edilmeye çalışıldığını ifade ederek

    “Üniversitelerimizi sermayeye peşkeş çeken iktidar bu süreçte hocalarımızı KHK’larla uzaklaştırmış, bizleri baskı altına almaya çalışmıştır” dedi. “Polis kampüsleri derhal terk etsin” denilen açıklamada taleplerle birlikte şu ifadeler de yer aldı:

    “Söz-Yetki-Karar hakkını kullanmak isteyen bizlerin meşruiyetini yalan bahanelerle terörize etmeye çalışmıştır. Boğaziçi’ndeki arkadaşlarımız tutuklanması bütün üniversite öğrencileri ilgilendiren bir konudur. Arkadaşlarımızı yalnız bırakmayacağız, bundan sonrası bizde. Üniversitelerden uzaklaştırılması gerekilen kişiler nefret söylemi üreten sizlersiniz, kampüslerimizi sizlere ve atanmış rektörlere bırakmayacağız.

    Ortak taleplerimiz:

    Tutuklanan arkadaşlarımız derhal serbest bırakılsın. Ev hapsi uygulaması kaldırılsın.

    Tüm kayyumlar istifa etsin.

    Rektörlük seçimleri üniversitelerin tüm bileşenlerinin katılımıyla demokratik şekilde yapılsın.

    LGBTİ bireylere karşı söylenenler nefret söylemi kapsamında suç sayılsın.

    PİRHA/ANKARA

  • Sol görüşlü öğrencilere satır ve palalarla saldıranlara ödül gibi ceza

    Sol görüşlü öğrencilere satır ve palalarla saldıranlara ödül gibi ceza

    Ankara 32. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın ilk duruşmasında, öğrencilerin avukatları saldırının öldürmeye teşebbüs olduğunu belirttiler. 

    Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde 4 yıl önce iki sol görüşlü öğrenciye satır ve palalarla saldıran 4 saldırganın 3’nün yargılandığı davada ödül gibi cezalar çıktı. Mahkeme, sanık İsa Kök’e “haksız tahrik” ve “iyi hal” indirimi uygulanarak iki öğrenciye yönelik yaralama suçundan 2 yıl 10 ay 48 gün hapis cezası verdi. Diğer sanıkları ise iki kez 1 yıl 11 ay 22’şer gün hapis cezasına çarptıran mahkeme, üç sanığın da cezalarını erteledi. Saldırganlardan İsa Kök, hukuk fakültesinden sonra başladığı stajını bitirince avukat olacak.

    Olay 19 Mayıs 2016’da Ankara Üniversitesi Cebeci Yerleşkesi’nde yaşandı. Gazi Üniversitesi öğrencisi Mehmet Ali Gelebek ile Ankara Üniversitesi’nde o dönem öğrenci olan İsa Kök ve Emrehan Bayramusta’nın arasında bulunduğu 4 kişi, belinde silah, satır ve palalarla, Cebeci Yerleşkesi’ne girdi. Hiçbir güvenlik aramasından geçirilmeyen 4 ülkücü kökenli saldırgan, hukuk fakültesinin kantininde hukuk öğrencileri Hakan Cin ve Ali Can Süt’e saldırdı. Kameralara yansıyan görüntülere göre şüpheli Mehmet Ali Gelebek belindeki silahı çekerek öğrencilere doğrulttu. Emrehan Bayramusta’nın belinde de silah olduğu görüldü. Araya kantin çalışanları girince şüpheliler okuldan kaçtı. Hastaneye kaldırılan Hakan Cin’in başına 20 dikiş, Ali Can Süt’ün sırt ve başına ise 15 dikiş atıldı.

    “ÖLDÜRMEYE TEŞEBBÜS”

    Alican Uludağ’ın Cumhuriyet’te yer alan haberine göre, öğrencilerin avukatları Nilay Nayman ve Hülya Yıldırım, şüpheliler hakkındaki davanın “adam öldürmeye teşebbüs”, “eğitim ve öğrenimin engellenmesi”, “nefret ve ayrımcılık”, “suç işlemek amacıyla örgüt kurmak” suçlarından açılmasını istedi. Ancak Ankara Savcılığı, olayı “iki taraf arasında okul içerisinde kavga” şeklinde değerlendirdi. Savcılık, şüpheliler hakkında iki ayrı iddianamede sadece “yaralama” suçundan dava açtı.

    Ankara 32. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın ilk duruşmasında, öğrencilerin avukatları Nayman ve Yıldırım, saldırının öldürmeye teşebbüs olduğunu belirterek, dosyanın ağır cezaya gönderilmesini, şüphelilerin tutuklanmasını ve iki şüpheliyi bulmak için zanlıların HTS kayıtlarının incelenmesini talep etti. Mahkeme tüm talepleri reddetti. 7 Ocak’taki duruşmada kararını açıklayan mahkeme; sanık Kök’e, “haksız tahrik” ve “iyi hal” indirimi de uygulayarak iki kez 1 yıl 5 ay 24 gün hapis cezası verdi. Sanık Mehmet Ali Gelebek ve Emrehan Bayramusta’ya da her iki müştekiye yönelik yaralama eyleminden ikişer kez 1 yıl 11 ay 22 gün hapis cezası verildi. Üç sanığa verilen cezalar ertelendi.

  • Dev Turizm İş: Atılan arkadaşlarımız derhal işlerine geri alınsın

    Dev Turizm İş: Atılan arkadaşlarımız derhal işlerine geri alınsın

    PİRHA – Dev Turizm İş Ankara Şubesi, Ankara Üniversitesi Hastaneleri yönetimine bağlı taşeron firma TUĞRASAN’ da çalışan 35 işçinin derhal işlerine başlatmaları için Ankara Üniversitesi İbni Sina Hastanesi önünde basın açıklaması gerçekleştirdi.

    (DİSK) Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonunu bağlı TUĞRASAN’da çalışan 35 işçinin işe geri alınmaları için basın açıklama yaptı.

    Ankara Üniversitesi İbni Sina Hastanesi önünde yapılan açıklamaya sendika temsilcileri ve işçiler katıldı.

    Açıklamayı okuyan Disk Örgütlenme Daire Başkanı Tahir Ozan, “Bilindiği üzere taşeron yasasında 696 sayılı KHK ile yeni bir düzenleme yapılmış, bir kısım taşer on işçileri kapsam dışında bırakılarak taşeronlaştırmadaki keyfi uygulamaların devam etmesi sağlanmıştı. 696 sayılı KHK’nın 83. maddesi gereği ihale alım koşullarına göre, malzemeli yemek hizmeti işinde, işçilik maliyeti % 70’in altına düşüyor denilerek, hastane yemek hizmeti işindeki taşeron işçileri kapsam dışında bırakılmıştır. Güvencesiz çalışma koşulları devam ettirilmiştir. Sendikamız, Devrimci Turizm İşçileri Sendikasının örgütlü bulunduğu Ankara Üniversitesine bağlı İbni Sina ve Cebeci hastanelerinde de işçilik maliyeti %70′ in altına düşüyor gerekçesi ile taşeronlaştırma sistemi devam etmektedir” ifadelerini kullandı.

    “ARKADAŞLARIMIZ HİÇBİR GEREKÇE GÖSTERİLMEDEN İŞTEN ÇIKARILDI”

    “Her şeye rağmen Sendikamız İbni Sina ve Cebeci hastanelerinde çoğunluğu sağlamış, Çalışma Bakanlığından yetkisini alarak toplu sözleşme görüşmelerine başlamak istemiştir. Ancak bu hastanelerdeki taşeron firma  “On Grup”  süreci engellemeye çalışmış ve durum mahkemeye taşınmıştı. Mahkemenin On Grup aleyhine karar vermesi ve Yüksek Hakem Kurulunun sendikamızın başvuruda bulunduğu toplu iş sözleşmesini bağıtlamasına rağmen taşeron firma yasadaki açıkları kullanarak Toplu İş Sözleşmesini uygulamamakta direnmiştir. Bunun üzerine sendikamız, işçilerinin haklarını savunmak amacıyla hem taşeron firmaya hem de Hastane yönetimine dava açmıştır” diye konuşan Ozan, şöyle devam etti:

    “2019 yılı sonbaharında yapılan; 1 Ocak 2020 tarihinde yürürlüğe girecek ihaleyi On Grup yerine yeni bir taşeron firma olan TUĞRASAN firması kazanmıştır. Yeni taşeron TUĞRASAN firması, ihale sonucu belirlendikten hemen sonra fiilen On Grup’un yerine yöneterek, işçilere yönelik baskı ve tehditler uygulamıştır. Ancak sendikamızın direnci karşısında geri adım atan taşeron firma 1 Ocak 2020 itibarıyla resmen ve fiilen taşeron olarak göreve başlaması sürecinde sendikamızın işyeri temsilcileri başta olmak üzere 35 işçi arkadaşımız herhangi bir gerekçe göstermeden işten çıkartmıştır.

    Taşeron yasasındaki boşluktan yararlanan TUĞRASAN firması yetkilileri ile yaptığımız görüşmeler olumsuz sonuçlanmış; Hastane yönetimi ise tarafımıza taşeron yasası gereği sürece müdahale edemeyeceklerini bildirmişlerdir. Taşeron yasası bahane edilerek keyfi uygulamalar devam ettirilmeye çalışılmakta, İbni Sina ve Cebeci hastanelerinde sendikasızlaştırma sonucu işçiler esnek çalışmaya ve güvencesizliğe mahkum edilmek istenmektedir.

    1 Ocak itibarıyle işlerini kaybeden arkadaşlarımızın hizmet süreleri 5 ila 17 yıl arasındadır. Yıllardır taşeron firmalar değişse de bu işçiler işlerine devam etmişlerdir. Ayrıca arkadaşlarımız hakkında herhangi bir uyarı cezası veya bir tutanak söz konusu değildir.

    TUĞRASAN firma yetkililerini burada çalışan bütün işçileri her türlü sosyal ekonomik ve hukuki haklarına saygı duymaya davet ediyoruz. TUĞRASAN firma yetkililerini 35 arkadaşımızı derhal işlerine başlatmalarını talep ediyoruz. İşten atılan arkadaşlarımızın hepsi sendikamız üyesidir.”

    “TAŞERON ÇALIŞMA DERHAL YASAKLANMALIDIR”

    Ozan, “Asıl işveren olan Ankara üniversitesi hastaneleri yönetimini işten atılan işçiler konusunda daha fazla insiyatif almaya çağırıyoruz. Çalışma yaşamında işçiler açısından bir zulme dönüşen, kölece çalışma koşullarını dayatan taşeron çalışmaya karşı Hastane yönetimini göreve çağırıyoruz. Buradan bütün kamuoyuna ve yetkililere bir kez daha sesleniyoruz. İşten atılan bütün arkadaşlarımız derhal işlerine başlatmalıdır” dedi.

    Ozan, şöyle çağrı yaptı:

    “Taşeron sistemi işçileri işsizliğe, yoksulluğa ve ölüme mahkum etmektedir. Taşeron çalışma derhal yasaklanmalıdır.

    Devrimci Turizm İşçileri Sendikası olarak Ankara Üniversitesi hastanelerinde çalışan bütün işçi arkadaşlarımızın her türlü mücadelesini vermeye devam edeceğiz. Öncelikle işçi arkadaşlarımız işlerine dönünceye kadar her platformda sesimizi duyurmaya çalışacağız, diğer yandan hukuki süreci başlatıyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Ankara Üniversitesi’nde kadın öğrencilere polis saldırısı

    Ankara Üniversitesi’nde kadın öğrencilere polis saldırısı

    Ankara Üniversitesi Cebeci Kampüsü’nde ‘Las Tesis’ dansı yapmak isteyen kadın öğrencilere polis saldırdı. Gözaltına alınan kadın öğrenciler daha sonra serbest bırakıldı. 

    Kadın cinayetlerine, cinsel saldırılara ve istismar olaylarına karşı Şili’de başlayıp dünyaya yayılan ‘Las Tesis’ eylemi bu kez Ankara Üniversitesi Cebeci Kampüsü’nde yapılmak istendi.

    Ancak kampüsün içerisine giren güvenlik ve polis, öğrencileri Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin arka bahçesinde müdahale etti.

    “Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz”, “Kadınları değil katilleri engelle” sloganı atan 8 öğrenci gözaltına alındı.

    Gözaltına alınan üniversitelilerin daha sonra serbest bırakıldığı öğrenildi.

  • Yine zorla kaçırma yine ajanlık teklifi-VİDEO

    Yine zorla kaçırma yine ajanlık teklifi-VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Öğrenci Kolektifleri Ankara’da polisin, bir öğrenciyi gözaltına alıp ajanlık teklif etmesi üzerine basın açıklaması yaptı. Üniversite öğrencileri, “Bilinmelidir ki bugünden itibaren Öğrenci Kolektiflerinden herhangi bir arkadaşımızın başına gelecek bir olaydan Ankara Emniyeti sorumludur” dedi.

    Haberin videosu

    Öğrenci Kolektifleri ile İHD Ankara Şube, 19 Kasım 2019’da Ankara Üniversitesi Cebeci Kampüsü önünde zorla gözaltına alınıp ajanlık dayatılan bir öğrenci için basın açıklaması yaptı.

    İHD Ankara Şubesi’nde yapılan basın açıklamasında ajanlık ve muhbirlik dayatmasıyla öğrencilerin baskı altında tutulmak istendiğine dikkat çekildi.

    Basın açıklamasını okuyan Öğrenci Kolektifleri üyesi Nisan Çıra, “Bugüne dek bu engeller karşısında kararlı, inatlı mücadelemizi sürdürdük” diyerek şöyle devam etti:

    “TEHDİTLERİN HİÇBİRİNDEN KORKMUYORUZ”

    “Geçtiğimiz salı günü Cebeci Kampüsü’nde gerçekleşen olaylar sonrasında kampüs önüne arkadaşlarımızın çıkışını beklemeye gitmiştik. O esnada beklerken polis saldırısına maruz kaldık. Ardından gözaltına alınan bir arkadaşımız gözaltında önce darp edilmiş ardından, bir takım polisler tarafından çeşitli isimler ve ailesiyle, özel hayatıyla, dünya görüşüyle alakalı sorular sorulmuştur. Ardından katılacağı etkinlikleri haber vermesi doğrultusunda gözaltında aldığı idari işlem cezasının bizzat ödeneceği, maddi durumu için destek sağlanacağı, mezun olduğunda ise değerlendirebileceği iş teklifleri sunacaklarını söyleyerek ajanlık teklifinde bulunmuşlardır. Yakın zamanda da telefonla arayacağını belirterek, görüşmeyi teklif etmişlerdir. Bütün bunlarla birlikte arkadaşımızın avukatı ile görüşmesi engellenmiş, gözaltında çeşitli hak ihlalleri ile karşı karşıya bırakılmıştır. Kişiler ve yaşanılan hak ihlalleri hakkında İnsan Hakları Derneği’ne başvuruda bulunulmuştur ve bu taciz, tehdit devam ettiği takdirde kişilerin eşgalleri üzerinden suç duyurusunda bulunulacaktır.
    Bunca zamandır uyguladıkları korku politikalarıyla başarıya ulaşamayan siyasi iktidar ve Emniyet güçleri bu çabalarının da boşa çıkacağını bilmelidir. Bilinmelidir ki bugünden itibaren Öğrenci Kolektiflerinden herhangi bir arkadaşımızın başına gelecek herhangi bir olaydan Ankara Emniyeti sorumludur. Baskı, gözaltı, tutuklama, ajanlık gibi tehditlerle istenilen şey başarılamayacak, bizi mücadelemizden alıkoyamayacaktır. Üniversiteye, bize dönük bu hukuk dışı uygulamalardan derhal vazgeçilmelidir. Bizim bu zamana dek verdiğimiz mücadeleler ortadadır. Bizler eşit, özgür, demokratik üniversiteyi eşit, özgür, laik bir ülkeye kuracağız umuduyla mücadelemizi büyütmekte kararlıyız. Bu umuttan aldığımız cesaret ile bir kez daha söylüyoruz, biz bu tehditlerin hiçbirinden korkmuyoruz, mücadelemizden geri durmuyoruz, gençliğin bu iradesi karşısında korkması gerekenler sizlersiniz. Çünkü biliyoruz üniversite memlekettir, memleket susmaz.”

    Basın açıklaması ardından söz alan Avukat Mert Ekinci ise müvekkilinin hukuka aykırı bir şekilde önce darp edilip ardından gözaltına alındığını söyledi. Ekinci, “Müvekkilim emniyete götürülürken ajanlık, muhbirlik teklifi gerçekleştirilmiştir. Bunun bir kamu göreviyle hiçbir alakası yoktur. Polisin yapmış olduğu bu hareket görevi kötüye kullanmaktır. Hukuka aykırı bir tutumdur” ifadelerini de kullandı.

    PİRHA / ANKARA

  • Alevi olduğu için atanamayan genç Meclis gündeminde-VİDEO

    Alevi olduğu için atanamayan genç Meclis gündeminde-VİDEO

    PİRHA- Alevi olduğu için sınavlarda iyi sonuçlar almasına rağmen atanamayan Hüseyin Can’ın durumunu Meclis gündemine taşıyan CHP’li Özgür Özel, “Bu arkadaşın bugüne kadar tespit edilebilen bir tane kusuru var, bu çocuk Alevi ve bu çocuk bu yüzden atanmadığını düşünüyor” diye konuştu. 

    Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini derece ile bitiren ancak Alevi olduğu için memur olarak atanamayan Hüseyin Can’ın durumunu CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel meclis gündemine taşıdı.

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile 8 Mart’ta bir kadın cezaevini ziyaret ettikleri sırada infaz koruma memuru emekçisi bir kadınla karşılaştıklarını belirten Özel, kadının kendisine ‘Bir oğlunun olduğunu, onu tüm zorluklara rağmen okuttuğunu ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini derece ile bitirerek sınavlara girdiğini ancak çok iyi puan almasına ve hiçbir suç kaydının olmamasına rağmen atanamadığını’ söylediğini kaydetti.

    “TEK KUSURU ALEVİ OLMASI”

    Kadının oğlunun yaşadığı mağduriyeti gidermek için bakanlığa kadar başvuran ancak hiç bir sonuç alamayan Özel, “Bu arkadaşın bugüne kadar tespit edilebilen bir tane kusuru var, bu çocuk Alevi ve bu çocuk bu yüzden atanmadığını düşünüyor. Bu çocuk FETÖ’cü olabilir mi? Annesi hâlen daha Sincan Kadın Cezaevinde, FETÖ’cü olsa atardınız anasını çoktan. Bu çocuk, örneğin bir başka terör örgütüyle irtibatlı olabilir mi? Öyle olsaydı herhâlde bu çocuk bugüne kadar geldiği durumda devletin bir yerde bir hışmına uğrardı, bir şekilde bir süzgece takılırdı” dedi.

    “AŞILMAYAN BİR ŞEYLER VAR”

    Atanamayan Hüseyin Can’ın bilgilerini Bakanın alıp cebine koymasına rağmen bir sonucun çıkmadığını dile getiren Özel, mecliste şunları kaydetti:

    “Hiçbir suçu olmadığı annesinin görevine devamından belli. Bir küçücük Hüseyin Can’ın hayalleriyle oynuyor bu sistem. Ama bu biraz da aile içi bir mesele olsun be Sayın Başdenetçim, damada bunu bir anlatın. Hani damat ile kayınpederlerin ilişkisi var ya, burada Kamu Başdenetçisini sizin kurum dinlemedi ama Adalet Bakanı da damadınız, bunu böyle baba-oğul olarak bir kenara çekin, anlatın, deyin ki: ‘Bu rapora uymadın, subjektif kriterler dedim, objektif kriterler koymadın ama şu hikâyeyi sana 50 kere anlatmışlar.’ Demek ki aşılamayan bir şeyler var, bunların görülmesi gerekiyor.”

    (HABER MERKEZİ)

  • KHK’yle atılan Cenk Yiğiter’in öğrenciliği de engellendi

    KHK’yle atılan Cenk Yiğiter’in öğrenciliği de engellendi

    Ankara Üniversitesi, kanun hükmünde kararnameyle ihraç edilince lisans yerleştirme sınavıyla öğrenci olarak okula dönen Cenk Yiğiter’in kaydına engel olmak için özel yönetmelik çıkardı.

    Yiğiter, hukuk fakültesinden 686 sayılı KHK ile ihraç edilmişti. Ardından lisans yerleştirme sınavına giren Yiğiter, yine Ankara Üniversitesi’nin İletişim Fakültesi Radyo, TV, Sinema Bölümü’nü kazanmıştı.

    Ancak okul Yiğiter’i hedeflediği aşikâr bir maddeyle, okula kayıt yönetmeliğinde tam da üniversite yerleştirme sonuçlarının açıklandığı gün değişikliğe gitti. Resmi Gazete’nin 8 Ağustos sayısında yayımlanan, Ankara Üniversitesi Ön Lisans ve Lisans Eğitim-Öğretim Yönetmeliği’ne eklenen Madde 5, 7’nci bölümde, “Üniversiteye kayıt hakkı kazanan adayların yükseköğretim kurumundan çıkarma cezası almamış veya herhangi bir nedenle kamu görevinden çıkarılmamış olması gerekir” denildi.