Etiket: ankara valiliği

  • Mitingleri yasaklanan KESK’lilere Meclis önünde de polis müdahalesi!-VİDEO

    Mitingleri yasaklanan KESK’lilere Meclis önünde de polis müdahalesi!-VİDEO

    PİRHA – KESK’in 17 Aralık’ta Tandoğan meydanında yapmayı planladığı miting Ankara Valiliği’nin engeline takıldı. Kararı Meclis önünde protesto etmek isteyen sendika yöneticileri bir kez daha polis müdahalesiyle karşılaştı. Antalya KESK üyeleri de yasak kararını protesto etti.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’nun (KESK)17 Aralık Cumartesi günü Ankara Tandoğan Meydanı’nda gerçekleştirmek istediği ‘Seçim bütçesi değil, geçim bütçesi istiyoruz’ mitingi Ankara Valiliği tarafından engellenmişti. Kararı protesto etmek için TBMM önünde bir araya gelmek isteyen sendika yönetici ve üyelerine burada da müdahalede bulunuldu.

    Kolluk güçleri, Meclis çevresini ablukaya alarak sendika temsilcilerinin TBMM kampüsü çevresine yaklaşmasına izin vermedi. Basın görevlilerinin de görüntü almasını engelleyen polisler, CHP ve HDP’li milletvekillerinin ısrarı ardından sadece temsili sayı ile Meclis kampüsü dışarısındaki park içerisinde açıklama yapılabileceğini iletti.

    “ÇARK, ZENGİNİ DAHA ZENGİN ETMEK İÇİN DÖNÜYOR”

    KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, bütçe taleplerini iletmek üzere TBMM önünde açıklama yapmak istediklerini belirterek “Hayat pahalılığından, işsizliğe, hukuk ve adaletten iç ve dış politikaya kadar her alanda adeta çıkmaz bir sokağa sürüklenmiş bulunuyoruz” dedi. Bozgeyik, polis engelini de kınayarak şu açıklamayı yaptı:

    “Bin bir çeşit Ali Cengiz oyununa başvurulan resmi rakamlar bile artık bu ülkede yaşanan işsizliği, hayat pahalılığını gizlemeye yetmiyor. Ama  ülkeyi yönetenler ‘Gelişmiş ülkelerde bile raflar boş, dünya hatta gelişmiş batı ülkeleri  bizi kıskanıyor’ nutukları atıyorlar.

    Evet, ülkede market rafları dolu ama bizim cüzdanlarımız, ceplerimiz boş. Marketleri, pazarları artık müze gezer gibi dolaşıyoruz. Raflardaki her şey el yaktığı için bakıp, bakıp çıkıyoruz. Temel ihtiyaçlarımızı karşılayamaz olduk. Kış kapıya dayandı. Doğalgaz, elektrik faturası kâbusumuz yeniden başladı.

    Evet çarklar dönüyor. Ama o çarklar halkı, emekçileri, yoksullaştırmak, işsiz bırakmak, bir avuç zengini daha zengin etmek için dönüyor. Çarklar düşük gösterilen TÜİK enflasyonu ile halkın, emekçilerin cebinden alıp bir avuç patrona, yandaşa aktarmak için dönüyor.

    17 Aralık’ta Ankara’da gerçekleştireceğimiz ‘Artık yeter! Emekten halktan yana, seçim bütçesi değil geçim bütçesi istiyoruz’ şiarlı mitingimize ilişkin Ankara Valiliği tarafından verilen cevap bunun son örneğidir.

    Ankara Valiliği haftalar önce Tandoğan meydanı için yaptığımız başvuruya uzun süre cevap vermemiştir. Dün saat 10’da yani mitinge 48 saat kala verilen cevapta ise miting yerinin Anıtpark olarak belirlendiği bildirilmiştir. Üstelik miting kısa bir saat dilimi ile sınırlandırılmak istenmiştir.

    Buradan bir kez daha altını çiziyoruz. Bu yasaklama ve engellenmeler bize geri adım attıramayacaktır. Bu hukuksuzluklar silsilesi son buluncaya kadar mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.

    Hepimiz biliyoruz ki bugün TBMM’de görüşmeleri tamamlanacak olan bütçe de yıllardır bizlere, halka dayatılan Kölelik ve Yoksulluk Programının bir parçasıdır.

    Nitekim daha önceki bütçeler gibi bu bütçede de işçiler yine yok. Kamu emekçileri yine yok. Açlık sınırı altına itilen on milyon asgari ücretli, 3 bin 500 TL ile açlık sınırının yarısına bile denk gelmeyen bir maaş reva görülen milyonlarca emekli yok. Kadınlar, gençler yok. Kamu hizmetlerine, eğitime, sağlığa, ulaşıma yatırım yok.”

    “KAYNAKLARIMIZ SİLAHA DEĞİL BARIŞ İÇİN KULLANILSIN”

    Meclis önüne gidemeyen KESK üyeleri ise Selanik Caddesi girişinde bekletildi. Mehmet Bozgeyik ve beraberindeki grup, Meclis yakınında yaptıkları açıklama ardından engellenen sendikalılarla buluştu. Kitlenin basın açıklaması konusunda ısrarı ardından polislerle müzakere yapıldı. Selanik Caddesi’nde trafik akışı durdurularak Meclis önünde yapılmak istenen basın açıklaması okundu.

    KESK Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil, “Bu ülkede yaşanan bütün hukuksuzlukları protesto ediyoruz” diyerek şu talepleri sıraladı:

    “Temel tüketim maddelerine son iki yıl içinde yapılan zamların geri alınması, Mali kayıplarımızın yaşanan gerçek hayat pahalılığı ve yoksulluk sınırında yaşanan artış temel alınarak telafi edilmesi,

    Vergide adaletin sağlanması, az kazanandan az çok kazanandan çok vergi alınması,

    Tükettiğimiz her şeyden alınan dolaylı vergilerin düşürülmesi,

    Gelir vergisi birinci dilim oranının %15 ten %10’a düşürülerek, yoksulluk sınırına kadar olan maaşların-ücretlerin birinci vergi diliminde sabitlenmesi,

    Kar, faiz ve servet gelirlerine tanınan ayrıcalıkların kaldırılması, belli bir servet düzeyinin üzerindeki zenginlerden servet vergisi alınması,

    Toplumsal cinsiyete duyarlı bir bütçenin hayata geçirilmesi

    Kamu hizmetlerinin tasfiyesine, özelleştirmelere, Kur Korumalı Mevduat (KKM) sistemine aktarılan hazine garantilerine son verilmesi,

    Kamu hizmetlerine ve yatırımlarına bütçeden ayrılan payın artırılması,

    Her türlü güvencesiz istihdama son verilmesi,

    Engelli yurttaşların erişebilirlik sorununun çözülmesini, engellilere yönelik kamu hizmetlerinin geliştirilmesi,

    Kaynaklarımızın savunmaya, güvenlikçi politikalara, silahlanmaya değil; adaletin tesis edilmesi, emek, barış ve demokrasi için kullanılması.”

    ANTALYA

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Antalya Şubeler Platformu yarın (17 Aralık) Ankara’da “Artık yeter! Emekten halktan yana, seçim bütçesi değil geçim bütçesi istiyoruz” şiarıyla gerçekleştirilecek olan mitingin yasaklanmasına ilişkin açıklama yaptı.

    Attalos Heykeli önünde yapılan açıklamayı KESK Antalya Şubeler Platformu adına dönem sözcüsü Eğitim Sen Şube Başkanı Nurettin Sönmez okudu.

    Miting yasağının, anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış toplantı ve gösteri yürüyüş hakkı ile örgütlenme, ifade ve düşünce özgürlüğüne darbe olduğunu belirten Sönmez, “Buradan bir kez daha altını çiziyoruz. Bu yasaklama ve engellenmeler bize geri adım attıramayacaktır. Bu hukuksuzluklar silsilesi son buluncaya kadar mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz. Gelin, insanca yaşamaya yetecek bir ücret, adil bir vergi sistemi, halk için-emek için bütçe, güvenceli iş, güvenli gelecek için omuz omuza verelim” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/ANKARA-ANTALYA

  • Alevileri hedef alan din dersi öğretmeni görevden uzaklaştırıldı

    Alevileri hedef alan din dersi öğretmeni görevden uzaklaştırıldı

    PİRHA-Ankara’nın Mamak ilçesindeki Şehit Ali İhsan Okatan Ortaokulu’nda M.K. adlı din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeninin, Alevi öğrencilere yönelik sözleri tartışmalara sebep olmuştu. Ankara Valiliği yaptığı açıklamada, Alevilere hakaret eden din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeninin görevden uzaklaştırıldığını duyurdu.

    Cumhuriyet gazetesinde yer alan habere göre, Ankara’nın Mamak ilçesindeki Şehit Ali İhsan Okatan Ortaokulu’nda M.K. adlı din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeninin, Alevi öğrencilere yönelik sözleri tartışmalara sebep oldu.

    M.K adlı öğretmenin, 20 Eylül’deki ders sırasında 8. sınıf öğrencilerine “Alevi olanlar parmak kaldırsın” dedikten sonra parmak kaldıran öğrencilere “Aleviler neden abdest alıp namaz kılmıyor? Oruç neden tutulmuyor?” sorularını yönelttiği aktarıldı. Öğretmenin ayrıca “Biz Hazreti Ali’yi sevmeyiz. Hazreti Ali, peygamber efendimizin eşine küfür etmiş” ifadelerini kullandığı da iddia edildi.

    SORUŞTURMA AÇILDI

    Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, “Ankara’nın bir ilçesinde bir din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni ile bazı öğrenciler arasında geçtiği iddia edilen olayla ilgili Bakanlığımız tarafından inceleme/soruşturma başlatılmıştır. Süreç yakından takip edilmektedir” ifadelerine yer verildi.

    GÖREVDEN UZAKLAŞTIRILDI

    Ankara Valiliği, Alevilere hakaret eden din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeninin görevden uzaklaştırıldığını duyurdu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Esnaf, ekonomik kriz sebebiyle vergi levhalarını ateşe verdi-VİDEO

    Esnaf, ekonomik kriz sebebiyle vergi levhalarını ateşe verdi-VİDEO

    PİRHA-Pandemi sebebiyle dükkanları kapatılan işletme sahiplerinin Ankara Valiliği önünde yapmak istediği basın açıklamasına polis izin vermedi. 

    Pandemi sürecinde aylarca kapalı olan cafe, restaurant, halı saha, çay ocağı işletmecileri, yaşadıkları ekonomik kriz için “Artık Yeter!” dedi.

    İşletme sahipleri, Ankara Valiliği önünde basın açıklaması yapmak istedi ancak, emniyet güçleri valiliğe çıkan tüm sokakları kapattı.

    “BU KÜRESEL TİYATRODA FİGÜRAN OLMAYACAĞIZ”

    Yedi kişiden oluşan esnaf grubu, polis engeli sebebiyle Ataç Sokakta bir kaldırım üzerinde “Artık yeter” yazılı pankart açarak basın açıklaması yaptı. Grup adına açıklamayı okuyan Fatih Yerli isimli yurttaş, 2020 yılının Mart ayından itibaren salgın sebebiyle başlayan kısıtlamaların kendileri için çok büyük bir kayıp yaşattığını ifade etti. 55 milyon insanın bankalara borçlu olduğunu ve her gün yaşanan intihar vakalarına dikkat çeken Fatih Yerli, şu açıklamayı yaptı:

    “Bütün özgürlüklerin elimizden alındığı bu süreçte, bizlere ölümü gösterip sıtmaya razı olmamızı bekliyorlar. Yüz binlerce esnafa cebren kepenk indirtilirken, çok uluslu holdingler, zincir şirketler, oteller, AVM’ler, internet tabanlı şirketler sermaye ve karlarını üçe-beşe katlıyorlar. Yaşanan şey, küçük esnafın yok edilmesi ve milyonlarca insanın tüm varlıklarının büyük sermayelere devredilmesinin operasyonudur. Bununla mücadele etmek zorundayız.

    Parti kongreleri, açılışlar lebaleb devam ediyor. Cenazelerimiz 20 kişiyle gömülürken, kimi mühim (!) cenaze törenlerine binlerce insan katılıyor. Yayınlanan genelgelerle, anayasa askıya alınıyor.

    Halkımızın onuru ve haysiyeti ayaklar altına alınıyor. Halkımız, Turizm Bakanlığının reklam filmlerindeki gibi maskesinde ‘’AŞILARI TAM’’ ibaresi bulunacak köleler değildir. İnsanlığımıza sonuna kadar sahip çıkacağız.

    Lokantalar, kafeler, çay ocakları, kıraathaneler, barlar, internet kafeler, halı sahalar, spor salonları ve hamamlar özellikle günah keçisi haline geldiler. Oysa bu işletmelerin bulaşma kaynağı olduğuna dair tek bir çalışma yok. Öte yandan, balık istifi toplu taşıma, her gün binlerce insanın girdiği AVM ve süper marketler, full çeken oteller, kongreler, dizi setleri  tüm bu yaşadığımız sürecin iğrenç bir tiyatro olduğunu gösteriyor. Bu küresel tiyatroda figüran olmayacağız.

    Bizler bu topumun yardıma muhtaç kimseleri değiliz, tam tersine toplumsal yapının mihenk taşıyız. Esnafız.  Dolayısıyla, 3 kuruş maddi yardım değil ekmek teknelerimizi istiyoruz!

    1 Haziran tarihinde biz ve Türkiye’nin dört bir tarafındaki bütün esnaf kardeşlerimiz, bir daha kapatmamak üzere dükkanlarını açacaktır. Bunun son kapanma olduğunu buradan deklare ederiz.”

    Ankaralı esnaf yurttaşlar, yapılan basın açıklaması ardından Vergi Levhalarını yakarak tepkilerini dile getirdi.

    PİRHA/ANKARA

     

  • İşportacılardan ‘Sokaklarımızı geri istiyoruz’ itirazı-VİDEO

    İşportacılardan ‘Sokaklarımızı geri istiyoruz’ itirazı-VİDEO

    PİRHA – Ankaralı seyyar satıcılar, valilik ve Çankaya Belediyesi’nin, işportacılık yapanlara yönelik ‘görüntü kirliliği’ gerekçesiyle çıkardığı yasaklama kararına tepkili. “Sokaklarımızı istiyoruz” diyen işportacılar “Sosyal demokrasiyi savunan bir belediye bunu yapıyor. Kendimizi bu toplumdan dışlanmış hissediyoruz. Yazıktır, günahtır” dedi. 

    Haberin devamı için

    Ankara’da geceleri tezgah açıp satış yapan 300 civarındaki işportacının ‘görüntü kirliliği’ sebebiyle engellenmesi tepkileri de beraberinde getirdi.

    Kızılay’da Çankaya Belediye binası önünde bir araya gelen işportacılar, “Sokaklarımızı geri verin” diyerek valilik yasağının kaldırılmasını talep etti.

    “TEK GEÇİM KAYNAĞIM İŞPORTACILIK”

    İşportacılardan Sinnur Özpamuk, 16 yıldır Karanfil Sokak’ta tezgah açıyor. “Aileme ve çocuklarıma yardımcı olmaya çalışıyordum” diyen Özpamuk, tek geçim kaynaklarının işporta olduğuna dikkat çekiyor.

    Tepkilerini dile getirmek için Çankaya Belediye binası önünde işportacılarla bir araya gelen Sinnur Özpamuk, “Belediye, Karanfil Sokağını bize görüntü kirliliği yaptığımız gerekçesiyle kapattığını söylüyor. Ama biz bu sokağa girmeye mecburuz. Yükümlü olduğumuz çocuklarımız ve bir ailemiz var” diyor.

    Bir aydan fazla bir süredir tezgah açamadıklarını söyleyen Özpamuk, “Belediye ile görüşmelerimizden bir sonuç alamazsak daha farklı yollara başvuracağız. Kılıçdaroğlu’na kadar gidip görüşmeyi düşünüyoruz” diye de ekledi.

    “ÇEVRE DÜZENLEMESİ BAHANESİYLE SOKAKLARDAN ÇIKARILDIK”

    Kızılay’da yaklaşık 7 yıldır tezgah açan işportacı Hakan da belediyenin, çevre düzenlemesini bahane ederek satışlarına engel olduğunu söylüyor.

    Hakan, işportacıların Kızılay’a farklı bir renk kattığını da söyleyerek şunları anlattı:

    “Çevre düzenlemesinden sonra da Karanfil sokağının bize açılmayacağı bildirildi. Nedenini düşünemiyorum. İnsanlar ailece gelip tezgah açtığımız sokaklarda gezinebiliyorlardı. Civardaki esnaf da rahatsız olmuyordu. Belediyeden şunu talep ediyoruz; madem burada kanunsuzluk var siz de kanun çerçevesinde bize bir yol gösterin. Hep birlikte burayı canlandıralım.”

    “TOPLUMDAN DIŞLANMIŞ HİSSEDİYORUM”

    Hüseyin Durdu ise emekliliğinden sonra işportaya başlayan bir yurttaş. “Malum Türkiye şartlarında geçim sıkıntısı herkesin üzerinde bir baskı oluşturuyor” diyerek emekli maaşının ailesi için yeterli olmadığını anlatan, Durdu şunları söylüyor:

    “Sabahtan akşama kadar evde ağaç üzerine yakılarak yapılan resim sanatıyla uğraşıyorum. Akşamları Yüksel Caddesi’nde bunları tezgahta sergileyerek kazancımı temin etmeye çalışıyorum. 2011 yılından beri Yüksel Caddesinde tezgah açıyorum. 2011 yılından bu yana herhangi bir şey olmadı da neden bu sokakta inşaat başladıktan sonra bizim ekmek teknemiz resmen elimizden alınmaya çalışılıyor. O sebeple belediye önüne tepki göstermeye geldik. Hani diyorlar ya ‘sosyal adalet, sosyal hak’. Bu düşünce tarzına uymayan bir biçimde davranışlarla karşılaşıyoruz. Bizim işimiz, gücümüz üretim halinde olmak ve eve ekmeğimizi, paramızı kazanıp götürmek. Eşimin yüzünü akşam gittiğim zaman bir kıvançla görmek istiyorum, bunu benim elimden almaya çalışıyorlar. Ne yani ben 60 yaş sebebiyle üretkenlikten vaz mı geçeyim? Kahve köşelerine mi gideyim? Sosyal demokrasiyi savunan bir belediye bunu bana yapıyor. Kendimi bu toplumdan dışlanmış hissediyorum. Yazıktır, günahtır.”

    “SOKAĞIMIZI İSTİYORUZ”

    İşportacı Şenay Ulusoy ise üç çocuğunu idame edebilmek için tezgah açıyordu. Kendi yaptığı ürünleri satışa çıkardığını anlatan Ulusoy, pazarlarda, akşamları da Kızılay’da 2 saatliğine tezgah açtığını söylüyor.

    Ulusoy, belediye başkanıyla görüşmek istediklerini söyleyerek şunları dile getirdi:

    “Tezgahlarımızı kaldırırken önce ‘güvenlik amaçlı’ dediler. Bize kesin bir şey söylemiyorlar ama tamamiyle kapatıldığına ve bir daha açamayacağımıza dair duyumlar aldık. Görüntü kirliliği yapıyormuşuz. Buna dair hiç kimsenin şikayeti yok. Bilakis esnaflar memnun. Çünkü biz tezgahlarımızı açmadığımızdan beri oralar çok tenha. Biz tezgahlarımızı açtığımız dönemlerde Kızılay gündüz gibiydi. Sırf alışveriş yapmak için o saati bekleyen insanlar vardı. Çalışmak zorundayız, ekonomik sıkıntılarımız var. Çocuklarımın eğitimi sürüyor. Üniversitede okuyan çocuğum var. Tezgah açmak zorundayım. Çünkü başka bir gelirim yok.

    Yeniden yerlerimizi istiyoruz. Çünkü orada bizim kimseye bir zararımız yok. Gece saat 12-01 olduktan sonra da kapatıp evimize gidiyoruz. Sokağımızı, ekmeğimizi yeniden kazanmak istiyoruz.”

    Cebrail ARSLAN / ANKARA

     

     

     

     

     

  • ‘Güvenlik’ gerekçesiyle 300 işportacı işsiz bırakıldı

    ‘Güvenlik’ gerekçesiyle 300 işportacı işsiz bırakıldı

    PİRHA- Ankara’da Akşam pazarında satıcılık yapan 300’e yakın işportacı ‘güvenlik’ gerekçesiyle getirilen yasakla işsiz kaldı. Ankara Valiliği tarafından getirilen yasakla tezgâhlarının kaldırıldığını söyleyen işçiler yaklaşık bir aydır evlerine ekmek götüremiyor. Bu süreçte tezgâhını açamayan Kemal Bolat da bu emekçilerden biri.

    Ankara’da Kızılay bölgesinde akşamları belli bir  saat aralığında açılan işporta tezgâhları Ankara Valiliğinin güvenlik gerekçesi ile yasaklandı. Konur, Karanfil ve Yüksel Sokağı’nda açılan işporta tezgâhları bir ayı aşkın süredir yasaklı işportacılar ise işsiz. Faturalarını ödemekte zorluk çektiğini söyleyen satıcılar sokakları geri istiyor. Bunlardan biri de 15 yıldır işportacılık yapan yasakların başladığı süreçte ise işportacıların sözcüsü olan Kemal Bolat.

    İşsiz kalan 300’e yakın işportacının ailelerini de kattığımızda bu sayının çok üstünde insanın mağdur edildiğini söyleyen Bolat süreci şöyle anlattı, “Belediye 1 ay önce kent merkezini yenileme ve düzenleme çalışması başlattı. Sokaklarda başlayan düzenleme ile birlikte tezgâh açmamıza yasak geldi. Belediye yetkilileriyle konuştuğumuzda bize söylenen Valiliğin güvenlik gerekçesiyle işporta tezgâhlarını yasaklandığı yönünde. Ama biz belediyenin güvenliği gerekçe göstererek işportacıları ortadan kaldırmak istediğini düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.

    “BU İNSANLARI BİR GECEDE ORTADA BIRAKAMAZSINIZ”

    Getirilen  yasağın  gerekçeleri arasında işportacıların uyuşturucu satışı ve terör örgütlerine yardım yaptığının  iddia edildiğini söyleyen Bolat, “Ben yıllardır işportacıyım bu söylenenlerin hiç birini görmedim, duymadım. Günde sadece iki saat açılan tezgahlardan kazanılan parayla, terör örgütlerine yardım ediliyorsa vay o örgütlerin haline. Bizler  çoğu kez siftahsız eve dönüyoruz” diye konuştu.

    Bu iddiaların getirilen yasağı meşrulaştırmak için  söylendiğini düşünüyoruz diyen Bolat, “Eğer uyuşturucu satışı varsa bu işportacıların sorunu değil sizin göreviniz gelir o suçu temizlersiniz. Bizler sadece ekmeğimizi kazanmaya çalışan  kadınıyla erkeğiyle yaşlısıyla genciyle öğrencisiyle ek iş yapanıyla halktan insanlarız.”dedi.

    Bolat, konuşmasını şu şekilde sürdürdü:

    Kaldırıldığı yasaklandığı noktada şunu söylüyoruz: Sosyal belediyecilik anlayışı veya  sosyal demokrasiyi savunan bir zihniyetten bahsediyorsanız  bu insanları bir gecede ortada bırakamazsınız. Geçimini tezgahtan kazanan, bütün planlamalarını bunun üzerine yapan yüzlerce insandan bahsediyoruz.”

    “TEZGAHLARIMIZ VE BİZ İŞPORTACILAR MEŞRUYUZ”

    Geçmişte de işportacılığın yasaklandığı ve büyük mücadeleler ile sokakların kazanıldığını belirten Bolat, “Bize polis, zabıta, belediye, valilik yasa dışısınız diyor. Evet biz yasa dışıyız bunun farkındayız. Ama meşruyuz. Meşruyum şu demek, dün gece ve ondan önceki gece tezgah açıyordum. Ben 15 yıldır açıyorum. İzin alma gereği duymadan açıyoruz. Çünkü artık  meşrulaşmış ve sembolleşmişiz, halk bizi  kanıksamış. Gece pazarı insanlar için farklı bir dil arz ediyor.  İnsanlar pazara  sadece alışveriş yapmaya gelmiyor. İki saatliğine  kurulan pazarla  birlikte Kızılay merkezi canlanıyor, insanlar o canlılığını görmek için de geliyor” dedi.

    Tezgahlarını kimin yasaklandığının bir öneminin olmadığını söyleyen Bolat, “Bize nasıl bir çözüm sundukları önemli.  Tezgâhlarımız için vergi vermiyoruz diye haksız kazanç sağladığımızı söylüyorlar.  Kışın tezgâhların başında ayaklarımız buz tutarak bekliyor, o sokakların serserisi ve sarhoşuyla uğraşıyoruz. Gece geç saatlere kadar oralarda kalıyoruz, ter döküp emek harcıyoruz. Çalmıyor çırpmıyoruz, hırsız olmamak için dilenci olmamak için emeğimizle  yapıyoruz.  O yüzden haksız kazanç elde etmiyoruz. Bizi mağdur etmek aç bırakmak bizleri yoksullaştırmak bir çözüm değildir.  Bu yapılanlar umudu yok etmektir” dedi.

    “ÜLKENİN ŞARTLARINDAN DOLAYI SESİMİZİ DUYURAMIYORUZ”

    Ülkenin şartlarından dolayı basın açıklaması yapamadıklarını da söyleyen Bolat, “Biz bir şey yapacağız bizi dövecekler ki basın bizimle öyle ilgilenecek. O noktaya gelene kadar kimse ilgilenmiyor. Biz de o yüzden kendi sesimizi duyurmaya çalıştık. Biz ne yapabiliriz bu sorunu nasıl çözebiliriz sorusuyla yan yana geldik. İhtiyaçlarımızı nasıl giderir, belediyeye hangi taleplerimizle gitmemiz gerekir bunu konuştuk” ifadelerini kullandı.

    Kendilerine “Sokak emekçileri inisiyatifi” adını verdiklerini söyleyen Bolat şöyle devam etti:

    “Biz bir örgüt veya dernek değil işimizi tekrar isteyen insanlarız. Yasak gerekçelerinde esnafın da bizlerden şikâyetçi olduğu iddia edildi. Biz esnafları tek tek gezip 200’e yakın kaşeli imza topladığımızda bu iddianın gerçek olmadığını gördük. Bu süreçte halktan da imzalar topladık.  Sosyal medyadan sesimizi duyurmaya çalıştık. Belediye yetkilileriyle birkaç defa görüşme yaptık. Ama bize söyledikleri, ‘valilik kararıyla ilgili bir durum. işporta bitmiştir, bizim yapabileceğimiz bir şey yok’ cevabıydı.”

    “FATURALARIMIZI ÖDEYEMİYORUZ”

    Haklarını aramak istediklerinde korkutulduklarını söyleyen Kemal Bolat, “Tezgâhınızı açarsanız malınıza el konulur. Sesinizi yükseltirseniz gözaltına alınırsınız.’ Peki biz ne yapacağız? İşportacılık dışında hiçbir iş yapamayan bu insanlar ne yapacak? Faturalarını ödeyemeyen insanlar var aramızda, mağduriyetimizin giderilmesini istiyoruz. Eğer bizden işgaliye bedeli istiyorlarsa bunu da karşılamaya hazırız. Sokakları geri istiyoruz. Unutulmamalıdır ki; sokaklar sokak lambalarıyla aydınlanmaz; sokaklar o sokakları kullanan orada yaşayan o sokağın kültürü ve çeşitliliğiyle aydınlanır.”

    Dilan KUTLU/ANKARA

  • Büyük KHK Buluşması’na Ankara Valiliği’nden yasak

    Büyük KHK Buluşması’na Ankara Valiliği’nden yasak

    PİRHA-Ankara Valiliği, KHK ile ihraç edilenlerin 5-6 Ekim’de Ankara’da ‘KHK’liler Büyük Buluşması’ adı altında yapmak istediği toplantıyı yasakladı.

    Kanun Hükmünde Kararnameler ile ihraç edilen kamu çalışanlarının 5-6 Ekim’de Ankara Yılmaz Güney Sahnesi’nde düzenleyecekleri “KHK’liler Büyük Buluşması” valilik tarafından yasaklandı.

    Yılmaz Güney Sahnesi sorumlusuna tebliğ edilen yasak kararında, “Düzenlenmek istenilen etkinlik 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu kapsamında, Valiliğimizin 02.10.2019 tarihli ve 58604142.6736.(15151)-2019-20258 sayılı yazısı ile yasaklanmıştır” denildi.

    KHK’LİLERE HDP’DEN DAVET

    Valiliğin yasak kararına tepki gösteren HDP, KHK’lileri genel merkez binasına davet etti. Yapılan yazılı açıklamada, “OHAL hukukunun devam ettiğinin açık bir kanıtı olan Ankara Valiliği’nin “Birlikte Daha Güçlüyüz” etkinliğini yasaklama kararını tanımadığımızı deklare eder, 5-6 Ekim’de bir araya gelmek isteyen konuşmacı ve katılımcı tüm dostlarımızı etkinliği gerçekleştirmek için HDP Genel Merkezi’ne davet ediyoruz” denildi.

  • Ankara Valiliği Sabahat Akkiraz konserini iptal etti

    Ankara Valiliği Sabahat Akkiraz konserini iptal etti

    Türk Halk Müziği sanatçısı Sabahat Akkiraz’ın 22 Eylül’de Ankara’da Vedat Dalokay Parkı’nda vermesi planlanan konseri Ankara Valiliği tarafından güvenlik gerekçesiyle iptal edildi.

    Türk Halk Müziği sanatçısı Sabahat Akkiraz’ın 22 Eylül’de Ankara’da Vedat Dalokay Parkı’nda vermesi planlanan konseri Ankara Valiliği tarafından güvenlik gerekçesiyle iptal edildi.

    Batıkent Kültür Festivali kapsamında Lâl Gazel, Ahu Sağlam, Metanu ve Sabahat Akkiraz katılımıyla gerçekleşecek konser valilik engellemesiyle karşılaştı. Vali Yardımcısı Kemal Karadağ imzasıyla tebliğ edilen cevapta, “Söz konusu konser etkinliğinin düzenlenmesi, kamu esenliği ve kamu güvenliği bakımından uygun görülmemiştir” denildi.

    AKKİRAZ: KİMSE TÜRKÜLERİMİZİ SUSTURAMAZ

    Sabahat Akkiraz, iptal kararı üzerine Twitter’dan “Pazar günü Ankara Batıkent’te gerçekleştireceğimiz konserimiz Ankara Valiliği tarafından ‘güvenlik’ gerekçesi ile yasaklandı. Başkent’te, ülkemizin göbeğinde bu bahane ile konser yasaklamak çok kırıcı. Suçumuz Türkü söylemek birilerine göre. Kimse türkülerimizi susturamaz” ifadelerini kullandı. (HABER MERKEZİ)

  • Mahkeme, Ankara Valiliği’nin LGBTİ+ film gösterim yasağını iptal etti

    Mahkeme, Ankara Valiliği’nin LGBTİ+ film gösterim yasağını iptal etti

    Ankara Valiliği’nin “toplumsal hassasiyetler” gerekçesiyle yasakladığı “Türkiye’den LGBTİ+ Kısa Filmler Seçkisi” etkinliğine ilişkin kararı mahkemece iptal edildi.

    Ankara Valiliği, Ankara Barosu’nun 29 Mayıs 2018’de “Homur Homur, İz, Yeniden Doğuş, Solo, Mahallede LGBTİ+ Olmak, Hükmü Yok, Kurneqiz, Mikado” filmlerinden oluşan LGBTİ+ kısa film seçkisi gösterimini “toplumsal hassasiyetler” gerekçesiyle yasaklamıştı.

    Yasağın ardından Ankara Barosu, Ankara 13. İdare Mahkemesi’ne kararın iptali için dava açtı.

    Ankara Barosu açtığı davada Ankara Valiliği’nin yasak kararının gerekçelerini somut olarak ortaya koymadığını ve devletin görevinin barışçıl bir şekilde filmleri izleyecek kişileri korumak olduğunu vurgulayarak yasak kararının hukuka aykırı olduğunu belirtti.

    “BİRKAÇ VATANDAŞIN RAHATSIZLIĞI…”

    KaosGL’nin haberine göre, Ankara 13. İdare Mahkemesi, Ankara Valiliği’nin savunma dilekçesinde yer alan “terör örgütlerinin karşıt görüşlü gruplara yönelik eylem arayışı içinde olduğuna yönelik istihbari bilgilerin göz önünde bulundurulduğu” iddiasını inceledi.

    İncelemenin sonucu mahkemenin 26 Mart tarihli ara kararında, “birkaç vatandaş tarafından söz konusu filmlerin gösteriminden duyulan ahlaki rahatsızlığın belirtildiği ve hatta bu şikâyetlerden birinin Malatya’da oturan bir vatandaştan geldiği anlaşılmıştır” denildi.

    “DEMOKRATİK TOPLUMUN GEREKLERİNE AYKIRI”

    Ara kararın ardından Ankara 13. İdare Mahkemesi dava dosyasını inceleyerek 7 Mayıs Salı günü oybirliği ile verdiği kararda Ankara Valiliği’nin savunmasında ileri sürdüğü “terör örgütlerinin karşıt görüşteki gruplara karşı eylem hazırlığı içinde bulunduğuna yönelik elde edilen istihbari bilgiler”in olmadığını ayrıca, “birkaç vatandaşın rahatsızlık belirten şikâyeti” üzerine verilen yasak kararının demokratik toplumun gereklerine aykırı olduğuna hükmetti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Ankara Katliamı’nda bakanlık ve valilik tazminata mahkum edildi

    Ankara Katliamı’nda bakanlık ve valilik tazminata mahkum edildi

    İçişleri Bakanlığı ve Ankara Valiliği, Ankara katliamında hayatını kaybeden Mesut Mak’ın ailesine tazminat ödemeye mahkum edildi.

    10 Ekim 2015’te KESK, DİSK, TMMOB ve TTB öncülüğündeki ‘Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’nde IŞİD saldırısı sonucu hayatını kaybeden Mesut Mak’ın ailesinin İçişleri Bakanlığı ve Ankara Valiliğine açtığı dava karar bağlandı.

    Kararı açıklayan Avukat Barış Yıldırım “10 Ekim Ankara Gar Kaliamı’nda hayatını kaybeden Mesut MAK’ın anne-babası ile kardeşleri adına açtığımız davada Ankara İdare Mahkemesi İçişleri Bakanlığı ile Ankara Valiliği’ni tazminata mahkûm etti…” ifadelerini kullandı.

    Ankara 12’inci İdare Mahkemesi, sosyal risk ilkesi uyarınca terör eylemini engellemedikleri gerekçesiyle Bakanlık ve Valiliğin Mak’ın ailesine 400 bin lira manevi tazminat ödemesini kararlaştırdı.

    Türkiye tarihinin en kanlı intihar saldırısıyla ilgili davada alınan karar tepki toplamıştı. Mahkeme heyeti, dokuz sanığa ‘anayasal düzeni ihlal’ suçundan birer kez, ‘kasten öldürme’ suçundan da 100’er kez olmak üzere toplam 101’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası vermişti. (HABER MERKEZİ)

  • Eğitim-Sen’li öğretmen Bilgisel: Valiliğin ısrarı ile görevimden men edildim-VİDEO

    Eğitim-Sen’li öğretmen Bilgisel: Valiliğin ısrarı ile görevimden men edildim-VİDEO

    PİRHA – 17 yıllık öğretmen Müjgan Bilgisel, sendikal çalışmaları gerekçesiyle meslekten men edildi. Bilgisel, ikinci kez Milli Eğitim Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu’na sevk edilmesine ve kurulun devlet memurluğundan çıkartılmaya herhangi bir gerekçe oluşturulmadığına dair vermiş oluğu karara ve dosyanın kapanmış olmasına rağmen Ankara Valiliği’nin ısrarı ile öğretmenlikten men edildi. Bilgisel, meslekten men edilme sürecini PİRHA’ya anlattı.

    17 yıllık öğretmen Müjgan Bilgisel, görevinden men edilmesine ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    Eğitim-Sen üyesi aynı zamanda Eğitim-Sen Sincan 4 No’lu Şube’de yönetimde olan Bilgisel, 22 Mart 2018 tarihi itibariyle Milli Eğitim Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu kararıyla görevden men edildi. Bilgisel, bu sürecin buraya kadar gelmesinde çok ciddi anlamda hukuksuzluklar ve yönetmeliğe aykırı durumlar söz konusu olduğunu belirterek şunları aktardı:

    “2013 yılında Cemal Yüksel İlkokulu’nda göreve başladım. Daha sonra 2013’den 2016 1. Dönemine kadar okulda hem idare hem öğretmen arkadaşlar hem de alt birimde çalışan arkadaşlar tarafından mesleğimle ilgili olarak örnek öğretmen olarak gösteriliyordum. Aynı zamanda görev yaptığım okulda sendika temsilcisiydim. Gerek sendikal örgütlülük gerekse de eylem ve etkinliklerin çalışmalarını yapardım.

    2016’nın 2. yarısında nedense birden bire okul idaresi tarafından sendika çalışmalarım gerekçe gösterilerek hedef haline getirildim. 2. dönem zümre toplantısında yönetmelik ortada durduğu halde yönetmeliğe aykırı bir şekilde sendikal faaliyetlerimden dolayı hedef gösterildim, saldırıya maruz kaldım. Daha sonra sendika panosunun boşaltılması söz konusu oldu. Bunun üzerinden sendika yöneticileri idareyle görüşmek için okulumuza geldiler.”

    “DİSİPLİN KURULU, VALİLİĞİN ISRARI İLE GÖREVİMDEN MEN ETTİ”

    Bilgisel, sonrasında yaşanan gelişmeleri şöyle anlattı:

    “Sonrasında ise okul müdürümüz okuldaki bütün öğretmenleri öğretmenler odasına toplayarak beni hedef gösterdi. Sendikal çalışmalarımı başka bir şeyle ilişkilendirdi. Elinde hiçbir somut veri ve delil olmadığı halde kendi düşünceleri üzerinden böyle bir uygulamaya maruz kaldım.

    2016 Şubat ayında İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne şikayet edildim. Bu soruşturma kapsamında yaklaşık 36 kişiden bakanlık müfettişlerince ifadeleri alındı, 11 arkadaşım aleyhime 25 arkadaşım da lehime ifade verdiler. O dönem bilgi edinme yasası gereği mevcut dosya elimizde. Dosya müfettişlerce zorlama bir şekilde Yüksek Disiplin Kurulu’na sevk edildi. MEB Yüksek Disiplin Kurulu’nda görüşüldü ve görüşülme sonucunda devlet memurluğundan çıkartılmaya herhangi bir gerekçe oluşturulmadığından dolayı lehime karar verdi.

    “CEZA VERİLMEDİ”

    Dosya, disiplin kurulundan gelir ve orada alt cezalar verilir. Ama herhangi bir ceza verilmedi. Ne uyarı ne kınama, ne aylıktan kesme, ne de kademe terfi durdurma  hiçbiri verilmedi. Bu dosyanın üzerinden yaklaşık 6 ay gibi bir zaman geçtikten sonra yeniden bana tebliğ edildi. Yeniden YDK’ye sevk edildiğine dair. Kim tarafından? Valilik tarafından. Dosyanın yeniden görülmesi istendi. Görüşülme sonucunda tekrar lehime karar verildi. Dosya tekrar kapanmış oldu.

    Ve sürpriz bir şekilde yeniden 5 buçuk ay gibi zamandan sonra herhangi bir soruşturma, herhangi yeni bir delil, yokken 3. defa valiliğin ısrarı ile aynı dosya tekrar YDK’ye sevk edildi. Bu defa lehime değil aleyhime karar verilerek valiliğin ısrarı ile devlet memurluğundan men edildim.”

    “HUKUKSUZLUK NET OLMASINA RAĞMEN YDK ONAYLIYOR”

    Öğretmen Bilgisel, “Bu dosyanın ayrıca şöyle bir özelliği de var: 2016 Şubat ayından başlatılan bir soruşturma ve bu karar 2018 Mart ayında veriliyor. Zaten doğallığında zaman aşımına uğrayan bir dosya olmasına rağmen böyle bir karara imza attılar. Hukuksuzluk somut ve net olmasına rağmen YDK tarafından onaylanıyor” dedi ve şöyle devam etti:

    “Bu süreçte KHK’larla bir çok arkadaşımız haksız ve hukuksuz bir şekilde ihraç edildi. Ve bir komisyona havale edildi. Komisyonun bu dosyaları ne zaman görüşeceği belli değil, arkadaşlarımız o dosyalarda neler var nelerle suçlanıyorlar hiçbir bilgileri hiçbir fikirleri yok. Ama benim dosyam gözler önünde. Hepimizin ulaşabildiği ve okuyabildiği, gördüğü net, somut bir şekilde hukuksuz bir şekilde karara imza atmış oldular.”

    “HUKUK MÜCADELEMİZ DEVAM EDECEK”

    Sendikal çalışmalarının bütün bunlara neden olduğunu ifade eden Bilgisel, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Sendikal çalışmaların hepsi yasal etkinlikler, valiliğin ısrarı ile oluyor. Ama katıldığımız ve yaptığımız eylem ve etkinlikler valiliğin iznine tabi olan eylemler. Hem izin vermiş olduğu eylemlerden dolayı diyor ki suç işlemişsiniz, devlet memuru olamazsınız. Ve bu karara imza atıyorlar.

    Hukuk yollarına başvuracağız. Umuyoruz ve diliyoruz ki hukukla işleyen bir süreçte bu somut durumu hukuksuzluğu görüp lehimize karar çıksın. Böyle bir beklentimiz var. Bu anlamda hukuk mücadelemiz, eylem ve etkinliklerimiz devam edecek çünkü hepsi yasal eylem ve etkinliklerdir. Ben bunu akıl tutulması olarak değerlendiriyorum. Kendilerince insanları bu şekilde mağdur etmek, hayatın dışına itmeye çalışmak bu da ayrı bir sorundur. Bir an önce bu haksızlığın ve hukuksuzluğun sona ermesi, OHAL’in vermiş olduğu bu yetkileri kötüye kullanmak doğru bir şey değil. Bu anlamda mücadelemiz demokratik ve meşru boyutu ile devam edecek bütün arkadaşlarımız geri dönecek ve kazanan biz olacağız.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • ‘Devletin Alevilere güvenlik uyarısı baskı aracı haline geliyor’-VİDEO

    ‘Devletin Alevilere güvenlik uyarısı baskı aracı haline geliyor’-VİDEO

    PİRHA – Ankara Valiliği’nin talimatıyla Alevi dernekleri temsilcilerine “Alevi örgütlerine her an tahrik olabilir, dikkat” uyarısının yapıldığı toplantıya ilişkin PİRHA’ya konuşan DAD Ankara Şube Eşbaşkanı Murat Işık, “Eğer bir güvenlik kaygısı var ise bunu devlet tez elden gidermelidir. Yoksa Aleviler üzerinde bir baskı aracı olarak kullanılacağı anlamına geliyor. Bunu kabul etmeyiz” dedi.   

    Ankara’da valilik talimatıyla “Alevi örgütlerine her an olabilir, dikkat” uyarısı yapılan toplantıyı, Demokratik Alevi Derneği Ankara Şube Eşbaşkanı Murat Işık, PİRHA’ya değerlendirdi.

    Işık, “Bir süredir Ankara’da valilik, güvenlik adı altında toplantılar yapmaktadır. Bir süre önce bize de toplantı çağrısı Çankaya Kaymakamlığı tarafından yapılmıştı. Bu toplantıya biz icabet ettik. Dolayısıyla burada en temel konulardan birisi Türkiye’de olası saldırılar,  Alevilere yönelik olası şiddete karşı dikkatli olunması gerektiği ile ilgili bir konuşma yapılmıştı” dedi.

    “GÜVENLİK KAYGISINI GİDERECEK OLAN DEVLETTİR”

    Bir güvenlik kaygısı varsa bu güvenlik kaygısını giderecek olanın devlet olduğunu, devletin kamusal alanda faaliyet yürüten kurum ve kuruluşların güvenliğini, bireylerin güvenliğini, onların can ve mal güvenliğini sağlamakla yükümlü olduğunu belirten Işık, şunları kaydetti:

    “Dolaysıyla bu yükümlülüğü kendisinin yerine getirmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bizim kendimize bir güvenlik birimi kurma gibi bir durumumuz yok ya da özel güvenliğimizi sağlayacak bir durumumuz yok. Biz inancımızı geleceğe taşımak için faaliyet yürütüyoruz.”

    “ALEVİLER ÜZERİNDE BASKI ARACI”

    “Devletin sokağımızı evimizi kurumlarımızı korumakla görevli olduğunu söyleyebiliriz” diye konuşan Işık, “Eğer bir güvenlik kaygısı var ise bunu devlet tez elden gidermelidir. Yoksa Aleviler üzerinde bir baskı aracı olarak kullanılacağı anlamına geliyor. Sürekli üzerimizde bir güvenlik tehdidi vardır denilmesi bu anlama gelir, bunu biz doğru bulmuyoruz. Kabul etmiyoruz” diye konuştu.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Av. Doğan Erkan: OHAL’de işçilerin örgütlenme hakkı ihlal ediliyor-VİDEO

    Av. Doğan Erkan: OHAL’de işçilerin örgütlenme hakkı ihlal ediliyor-VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları haftası dolayısıyla verilen konferans sonrası PİRHA’ya konuşan Avukat Doğan Erkan, OHAL döneminde işçilerin örgütlenme ve grev hakkı ihlal ediliyor” dedi. 

    Haberin Videosu

    İnsan hakları haftası dolayısıyla gerçekleştirilen insan hakları konferansı çıkışında PİRHA mikrofonuna konuşan Nakliyat -İş Sendikası Avukatı Doğan Erkan, konferans sırasında Ankara valiliğinin eylem yasaklarına karşı açtıkları davanın kararının geldiğini ifade etti. Erkan, mesajda “Mahkeme kararında, ‘Terör örgütlerinin saldırı istihbaratlarına karşı toplantı, gösteri, basın açıklaması bütün bunların yasaklanması hukuka uygun’ olduğunu söylüyordu” dedi.

    “İdare mahkemesi, mit argümanları ve mit gerekçeleriyle, temel insan hakkını askıya almasını hukuka uygun bulabildi” diyen Erkan, “İşte bizim OHAL dediğimiz devlet bu. OHAL devletin argümanları artık bu hukuksal argümanlar değil, OHAL devletinin argümanları artık güvenlik argümanları, terör hukuku argümanları ve milli istihbarat kurumu argümanları” ifadelerini kullandı.

    “İŞÇİLERİN ÖRGÜTLEME HAKKI İHLAL EDİLİYOR”

    Türkiye’de OHAL’i de aşan OHAL’in olduğunu vurgulayan Erkan, OHAL’de bile askıya alınamayacak olan 4 temel hakkın askıya alındığını gördüklerini ifade etti.

    OHAL’de işçilerin örgütlenme hakkının ihlal edildiğini söyleyen Erkan, şöyle devam etti:

    “Bir çok hak ihlali yapıldığı gibi işçilerin örgütlenme hakkı, işçilerin grev hakkını da ihlal ediliyor. Nitekim geçtiğimiz Perşembe günü Çankaya belediyesi işçileri Nakliyat İş Sendikası’nda örgütlendikleri için ve toplu sözleşmede anlaşamayıp toplu sözleşme hakkını kullandıkları için işten atıldılar.
    Eylem yapmak istedikleri Çankaya Belediyesi içinde ve önünde o bölgenin Ankara Valisi’nin OHAL yasakları kapsamından hareketle biber gazıyla atıldılar. Yani bir OHAL yasağı işçilerin örgütlenme hakkını, gösteri hakkını, toplu sözleşme ve grev hakkını ihlal edebiliyor ve biber gazının kullanış biçimi itibariyle işkence yasağını ihlal edebiliyor.”

    “İŞÇİ SINIFI OHAL YASAKLARINA RAĞMEN EYLEMLERİNİ SÜRDÜRÜYOR”

    Bu yasakların sürdürülebilir olmadığını ve işçi sınıfının bunu yapacağına inandıklarını söyleyen Hukukçu Doğan Erkan, “İşçi sınıfı bugün Ankara OHAL Valiliği’nin OHAL yasaklarını fiilen aşmakta ve bir direniş alanı yaratabilmekte. Bu direniş alanları büyüyecek, işçi sınıfı bu OHAL’i ortadan kaldıracak, buna inanıyorum” şeklinde konuştu.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Ankara Valiliği’nden bir ay eylem yasağı kararı

    Ankara Valiliği’nden bir ay eylem yasağı kararı

    Ankara Valiliği OHAL yasaklarına bir yenisini daha ekledi. Valilik, kentte Ağustos ayı boyunca eylem ve gösterileri “güvenlik” gerekçesiyle yasakladı.

    Daha önce OHAL KHK’si ile işlerinden atıldıktan sonra açlık grevine başlayan ve eylemlerini cezaevinde de sürdüren eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’ya destek eylemlerinin yapıldığı Ankara Kızılay’da süresiz eylem yasağı getiren valilik bu kez yasağı tüm kente yayarak Ağustos ayı boyunca eylem ve etkinlikleri yasakladı.

    Valilik kararına gerekçe olarak açlık grevindeki eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’ya destek eylemlerini gösterdi.

    Valiliğin açıklamasında “Destek vermek ve tutuklanmalarını protesto etmek amacıyla, 24 saat esasına göre ilimiz muhtelif yerlerinde, parklarında açlık grevi, oturma eylemi düzenleneceğine dair istihbarat alınmıştır” ifadeleri yer aldı.

    Ankara Valiliği’nden yapılan açıklama şöyle:

    “OHAL kapsamında çıkarılan KHK’lar ile görevlerinden ihraç edilen, işe geri dönme talebiyle açlık grevi yaptıkları sırada gözaltına alınan ve tutuklanan DHKP-C Kamu Emekçileri Cephesi (KEC) mensubu Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’ya destek vermek ve tutuklanmalarını protesto etmek amacıyla, 24 saat esasına göre ilimiz muhtelif yerlerinde, parklarında açlık grevi, oturma eylemi düzenleneceğine dair istihbarat alınmıştır.

    Bu tür eylemlerin, mevsim şartları da göz önünde bulundurulduğunda hava sıcaklığından dolayı vatandaşların parkları yoğun olarak tercih etmesinden dolayı çevreye rahatsızlık verebileceği, DEAŞ terör örgütü ve benzeri örgütlerin, katılımcılar ve vatandaşlara yönelik olarak eylem yapabileceği, böylelikle kamu güvenliğini tehlikeye düşürebileceği değerlendirilmektedir.

    Bu nedenlerle Ankara genelinde park, bahçe ve umuma açık alanlarda, 2017 Ağustos ayı boyunca açlık grevi, oturma eylemi, anma toplantısı, konser ve bu gibi toplu etkinlikler; 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11/c maddesine göre ilimiz sınırları içerisinde huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının, tasarrufa müteallik emniyet kamu esenliğinin sağlanması amacıyla, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 17. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu’nun 11/m maddesi hükümleri doğrultusunda yasaklanmıştır.

    Yukarıda belirtilen emir ve yasaklara uymayanlar hakkında, fiilleri ile ilgili olarak kanunlarda özel bir hüküm bulunmadığı takdirde, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 17. ile 28. maddeleri, 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu’nun 11/m ile 25/b maddeleri, 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11/c ile 66. madde hükümleri, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu gereğince yasal işlem yapılacaktır.”

  • ABF Genel Sekreteri Metin: Cemevlerinde incelemeler yapıldı, rapor hazırlanacak-video

    ABF Genel Sekreteri Metin: Cemevlerinde incelemeler yapıldı, rapor hazırlanacak-video

    PİRHA- IŞİD’in saldıracağı iddiasıyla geçtiğimiz haftalar Ankara Valiliğinde yapılan cemevlerine güvenlik konulu toplantıda kurulan komisyonda görev alan ABF Genel Sekreteri Müslüm Metin, cemevlerinde incelemeler yapıldığını söyledi. Metin, bu konuda hazırlanan raporların kamuoyuyla paylaşılacağını ifade etti. Son günlerde Alevilerin ifadeye çağrılmalarının, toplantıların Sivas ve Çorum katliamaları tarihine denk getirilmesinin düşündürücü olduğunu belirten Metin, “Acaba kamuoyuna verilmek istenen bir mesaj mı var” diye sordu. 

    Haberin Videosu

    Cemevlerine IŞİD çetelerinin saldırısı olabilir iddiasıyla Ankara Valisi Ercan Topaca’nın Alevi kurum başkanlarıyla görüşmesinin ardından kurulan komisyon içinde Aleviler adına bulunan  ABF Genel Sekreteri Müslüm Metin, konuya ilişkin PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.

    Valilikte yapılan güvenlik toplantısı sonrası cemevlerinde incelemeler yapıldığını belirten Metin, “İncelemeler sonrası raporlar hazırlanacak. Biz de bu raporları kamuoyuyla, müsahip kurumlarımızla paylaşacağız” dedi.

    “KAMUOYUNA VERİLMEK İSTENEN BİR MESAJ MI VAR?”

    Toplantının zamanlamasının 2 Temmuz Sivas ve sonrasında Çorum Katliam tarihlerine denk getirilmesinin düşündürücü olduğunu belirten Müslüm Metin, şu kaygılarını dile getirdi:

    “Her sene aynı tarihte bir takım olayların çıkması bizi biraz düşünmeye sevk ediyor. Buna bağlantılı olarak 2016 yılında Maraş’la ilgili basın açıklamasının 2017 yılında yine aynı tarihe denk düşürülerek gündeme gelmesi ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ankara şube başkanlarının birer birer ifadelerinin alınması yine bu bağlamda düşündürücü bir olay. Biz şunu merak ediyoruz. Kamuoyununa verilmek istenen bir mesaj mı var. Ya da bizim bilmediğimiz kamuoyunda tartışılamayan göremediğimiz bir durum mu var? Anlamakta zorluk çekiyoruz.”

    “BARIŞI SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    “Bizler her zaman için barışı savunduk. Savunmaya devam edeceğiz” diyen Metin, “Bizim hiç kimseyle, hiçbir kurumla,  bir sorunumuz yok. Sadece bizim bu günlerde ihtiyacımız olan birlikte yaşam, birlikte paylaşım, barış içinde bir ortam özlemimiz var” şeklinde konuştu.

    “2 TEMMUZ’DA SİVAS’TA, 3 TEMMUZ’DA DA ÇORUMDA KATLİAMALRI LANETLEYECEĞİZ”

    ABF Genel Sekreteri Müslüm Metin, 2 Temmuz’da Sivas’ta, 3 Temmuzda Çorum’da hem katliamı lanetleyeceğiz, hem  barışı haykıracağız” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Aydın Deniz: Devlet IŞİD tehdidi adı altında kendisine biat etmemizi istiyor-VİDEO

    Aydın Deniz: Devlet IŞİD tehdidi adı altında kendisine biat etmemizi istiyor-VİDEO

    PİRHA-Ankara Valiliği’nin akşam hava karardıktan sonra ateş yakmayı, türkü söylemeyi, halay çekmeyi ve slogan atmayı yasaklanmasını Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı ve ABF MYK Üyesi Aydın Deniz PİRHA’ya değerlendirdi.

    HABERİN VİDEOSU

    Ankara Valiliği, IŞİD’in sivil toplum kuruluşlarını hedef alacağı iddiasıyla Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı ve Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanlarıyla bir görüşme yapmıştı.

    Bu görüşme Alevi toplumunda çeşitli tepki ve tartışmalara yol açmıştı. Bir tepki de Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği başkanı Aydın Deniz’den geldi.

    “DEVLET BU YOLLA BİAT ETMEMİZİ İSTİYOR”

    Pir Haber Ajansı’na konuşan Deniz “Ankara toplantısından çıkan sonuç şu: Bugüne kadar kendi besledikleri IŞİD çetelerinin hücre evlerini yeri geldiğinde uyandırabiliyorlar. İnsanları korku salmak adına ya da biat ettirmek adına ‘bakın böyle bir tehlike var. Bu tehlikeden biz haberdarız siz de haberdar olun. Sizi koruyacak biziz, bize biat edin ortak çalışma yapalım mantığı’ var” tespitinde bulundu.

    “DEVLET TARAFINDAN ALGI OPERASYONU YAPILIYOR”

    Biz inanç topluluğuyuz. Cemevlerimiz ibadethanelerimiz ve inanç merkezlerimizin güvenliğiyle ilgili yükümlülük devletindir diyen Deniz “Verdiğimiz vergilerle sorumluluk onlarındır. Alevi hareketi burada IŞİD tehlikesi ya da farklı El kaide ya da diğerlerinin tehditlerine boyun eğmeyecek zaten. Daha önce Antep’te aynısı oldu biliyorsunuz. Dolayısıyla orada bir devlet tarafından algı operasyonu yapılıyor. O toplantıda yapılan konuşmalar Alevi başkanların duruşu aslında çok geride değil ama sonuç olarak şöyle bir gündem suni bir konu olarak önümüze sunuldu” değerlendirmesinde bulundu.

    “KENDİ YETİŞTİRDİKLERİ ‘ÖFKELİ ÇOCUKLAR’LA TEHDİT EDİYORLAR”

    Deniz son olarak şunları belirti “Ama bunun tamamen alt yapısı kendi yetiştirdikleri, kendi büyüttükleri öfkeli çocukları istedikleri zaman ısıtıp masa üstüne koyup Alevilere ve diğer inanç topluluklarına hedef gösterip algı operasyonu yapmakla kullanıyorlar. Alevi hareketinin zaten bununla ilgili bir korkusu yoktur. Biz ikrar verme, ikrarından dönme anlayışıyla hareket ettiğimiz için eğer ibadethanede öleceksek de bizim için çok büyük şereftir. Tıpkı Uğur Kurt gibi.”

  • Alevi Dedesi Öztürk: Valiliğin kararı Aleviliğinizi aşikar yaşamayın tehtididir-VİDEO

    Alevi Dedesi Öztürk: Valiliğin kararı Aleviliğinizi aşikar yaşamayın tehtididir-VİDEO

    PİRHA-Ankara Valiliği’nin IŞİD tehtidine karşı cemevlerine güvenlik önlemi alınması kararına Alevilerin eleştirileri sürüyor. Güvenç Abdal Ocağı dedelerinden Sefa Öztürk bu kararın Aleviliğinizi aşikar yaşamayın dercesine bir tehdit olduğunu belirtti.

    Güvenç Abdal Ocağı dedelerinden Sefa Öztürk Ankara Valiliği’nin cemevlerine güvenlik önlem alınması kararına tepki gösterdi. Öztürk bu kararın Alevileri baskılamak, tehdit altına almak, bir nevi onlara geri adım attırmak ve birarada gösteri yapmalarını, ibadet etmelerini, toplantı yapmalarını geriye doğru püskürtmek amacıyla yapıldığını düşündüğünü belirtti.

    “ALEVİLERİN IŞİD’E KARŞI YAPTIĞI EYLEMLER ONLARI PSİKOLOJİK OLARAK GERDİ”

    “Bireyi korumak devletin işidir” diyen Öztürk, Alevilerin kendini korumakla ilgili bir güvenlik gücü hatta devletin böyle bir şey söylemesinin dahi bu katliamlardan haberdar olduğunu ve katilleri tanıdığı anlamına geldiğini vurguladı.

    Bu konunun ısıtılıp ısıtılıp Alevilerin önüne konulmasını çok manidar bulduğunu ifade eden Öztürk, uzun zamandır Alevilerin IŞİD’e karşı yaptıkları eylemlerin ve açıklamaların psikolojik olarak onları gerdiğini kaydetti.

    “ALEVİLERİN BURNU DAHİ KANADIĞINDA SORUMLUSU DEVLETTİR”

    Sefa Öztürk Dede, Alevilerin ne pahasına olursa olsun ibadetlerinden, düşüncelerinden ve ideolojilerinden vazgeçmeyeceklerinin altını çizerek, “Alevilerin burnu dahi kanadığında sorumlusu bu devlettir. Yani ‘IŞİD’tir, şudur budur’ diyerek terör örgütlerine Alevileri hedef haline getirmeleri hoş bir durum değil, hatta manidardır diye düşünüyorum” dedi. (S.A)

  • Köse: Aşure günlerini yasaklayanların türküleri yasaklaması sürpriz olmadı-VİDEO

    Köse: Aşure günlerini yasaklayanların türküleri yasaklaması sürpriz olmadı-VİDEO

    PİRHA- Ankara Valiliği’nin kent genelinde “güneş battıktan sonra” ateş yakılıp  türkü söylenmesini, halay çekilip slogan atılmasını yasaklamasına tepkiler devam ediyor. PİRHA’ ya konuşan KESK Eş Genel Başkanı Şaziye Köse “Aşure günlerini dahi yasaklayan bir zihniyetin bu kararı sürpriz olmadı” dedi.

    HABERİN VİDEOSU

    Ankara Valiliği’nin 26.05.2017 tarihinde Olağanüstü Hal (OHAL) gerekçe gösterilerek akşam hava karardıktan sonra ateş yakmanın, türkü söylemenin, halay çekmek ve slogan atmanın yasaklanmasına ilişkin kararını değerlendiren KESK Eş Genel Başkanı Şaziye Köse “Ankara valiliğinin aldığı karar bizim için sürpriz bir karar değil. Çünkü hepimiz biliyoruz ki aslında  OHAL ile birlikte, hatta daha öncesi 10 Ekim Katliamı’nın hemen akabinde Ankara Valiliği’nin sık sık yasaklama kararları ile yüz yüze kaldık. Hata toplumun tüm dinamikleri de bu yasaklama kararlarından etkilendi. Aşure günleri dahi yasaklandı” dedi.

    Bunun çeşitli biçimlerde mücadelesini de yürüttük. Alınan son kararı süreklilik haline getirilmiş OHAL’in sonuçları olarak değerlendirebiliriz. Çünkü  Cumhurbaşkanı Erdoğan işverenlere yaptığı konuşmada ‘size ne ki, bu yasağın size hiçbir zararı yok’ demişti, değerlendirmesinde bulunan Köse “Evet, biz bunun farkındayız. Yasak aslında haklı talepleriyle sokakta olan ve çeşitli biçimde taleplerde bulunan işçi hareketinin bütün bölümlerini ilgilendiriyor. Bu yasaklar bunun için alınıyor. Çünkü dikkat ederseniz 16 Nisandan hemen sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın partili cumhurbaşkanı olmasından sonra, ilk icraatlarından biri cam işçilerinin grevinin yasaklanması oldu. Ankara’daki bu yasakları da bu anlamda bağlantılı olarak düşünmeliyiz” dedi.

    “MÜCADELEMİZDEN GERİ ADIM ATMAYACAĞIZ”

    Geri adım atmayacaklarını belirten Köse “Evet, ister bireysel, ister örgütsel olsun sürdürülen halklı mücadeleyi toplumun gözünden kaçırmak bunun kamuoyuna yansımalarını engellemek haksızlıklarını, hukuksuzluklarını ve fiili olarak kendileri de haksız olduklarını bilmelerine rağmen fiili olarak uyguladıkları bu hak gasplarının ortaya dökülmesinden imtina ediyorlar. Evet, Yüksel caddesindeki eylemlerin bununla bire bir bağlantısı var. KESK’in Cumartesi eylemlerinin bununla bağlantısı var. Biliyorsunuz oda hafta sonunda yasaklandı çeşitli tehdit ve çeşitli nedenlerle.

    Şimdi ne demektir hava karardıktan sonra şarkı söylememek, türkü söylememek bu işin artık hangi boyutlara vardırıldığının ve bundan sonra nelerle yüz yüze olacağımızın da göstergesidir. Haksız bir karardır. KESK olarak uzunca bir süredir yasaklama kararları ile yüz yüzeyiz. Ama bu bizim mücadeleden geri adım atacağımızı, imtina edeceğimizi göstermeyecektir” ifadelerini kullandı.

    “YASAKLAR SORUNLARI ORTADAN KALDIRMAZ”

    Yasakların kendi karşıtını doğurduğunu belirten Eş Başkan Köse “Çünkü biz OHAL’in ve Ankara Valiliği’nin yasakları döneminde de birçok eylem gerçekleştirdik. Toplumun özgürlük, eşitlik, emeğin halkları son süreçte yüz yüze kaldığımız bu haksız işten atmaları vs yasaklamalarla ortadan kaldıramazsınız. Ancak yasaklarla değil, Ankara Valiliği de buna dâhildir. Yasaklarla değil, her tarafı insanlar için güvenli hale getirerek, insanların haklı talepleri için stant kurmalarını, eylem yapmalarını yasaklayarak değil, bunun önünü açarak ve bu konularda adım atarak.

    Bu haklı taleplere cevap vererek yerinde ve anlamlı cevaplar vererek adım atmalılar. Çünkü yasaklar her zaman kendi karşıtını doğurmuştur. Bir konuda ne kadar çok insanların üzerine gelirseniz o kadar farklı mecralara akar olaylar zaten bunun örneklerini de yaşadık” tespitinde bulundu.

    “HAKSIZLIKLARIN ÜSTÜNÜ ÖRTMEK İÇİN YASAK GETİRİYORLAR”

    Tutuklanıp cezaevine konulan Semih Özakça ve Nuriye Gülmen’in durumlarına da dikkat çeken Köse  son olarak şunları belirtt “Yani 2 insan kendi bedenini ölüme terk etti. Son derece haklı bir taleple, yani ‘işimi geri istiyorum’ talebi ile bu noktada çeşitli eylemler geliştirdiler. Aslında Ankara’da peş peşe gerçekleşen katliamların önünü kesemeyen Ankara Valiliği ve emniyet güçleri, tekil insanları avlama peşinde dolaşıyor. Neden? Bunun bir tanecik nedeni var. Bunu hepimiz biliyoruz. Haklıyız ve haklı taleplerimizin kamuoyuyla paylaşılmasını engellemektir. Haksızlıklara devam etmek için, hukuksuzluklara, kuralsızlığa devam etmek için bunu yapıyorlar.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Kenanoğlu: AKP iktidarının IŞİD konusunda ne kadar tedbir aldığını sormak durumundayız!

    Kenanoğlu: AKP iktidarının IŞİD konusunda ne kadar tedbir aldığını sormak durumundayız!

    PİRHA- Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Kurucu Başkanı Ali Kenanoğlu, Evrensel gazetesindeki köşesinde “Alevilere Nasrettin Hoca tedbiri” başlığıyla kaleme aldığı yazısında, IŞİD saldırısı olabileceği iddiasıyla Ankara Valiliğinin Alevi kurum başkanlarıyla görüşmesini eleştirdi. Kenanoğlu, “Alevilerin IŞİD’in hedefinde olması öyle şaşılacak bir şey değildir. Üstelik de Aleviler Türkiye’de sadece IŞİD’in hedefinde değil silahlı eylem yapan tüm İslami örgütlerin hedefindedir” dedi. Kenanoğlu, “Ankara Valisi Alevi kurumlarına “tedbir” alın uyarısı yaparken biz de AKP iktidarının IŞİD konusunda ne kadar tedbir aldığını sormak ve sorgulamak durumundayız” ifadesini kullandı. 

    Ankara Valiliğnin, IŞİD’in geçtiğimiz pazar günü Dikmen’de sivil toplum kuruluşlarını hedef alan saldırı hazırlığında olduğunun tespit edilmesinin ardından geçtiğimiz günlerde Alevi kurumlarının başkanlarıyla görüşmesinin yankıları sürüyor. Valilik görüşmeye katılan Alevi kurum başkanlarına IŞİD’li militanların cebinden Dikmen’de bulunan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfına ait krokiler çıktığını ve Alevi kurumlarının hedef olduğunu söylemişti.

    “ALEVİLER TÜM SİLAHLI İSLAMİ ÖRGÜTLERİN HEDEFİNDE”

    Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Kurucu Başkanı Ali Kenanoğlu, Evrensel gazetesindeki köşesinde “Alevilere Nasrettin Hoca tedbiri” başlığıyla kaleme aldığı yazısında “Alevilerin IŞİD’in hedefinde olması öyle şaşılacak bir şey değildir. Üstelik de Aleviler Türkiye’de sadece IŞİD’in hedefinde değil silahlı eylem yapan tüm İslami örgütlerin hedefindedir” dedi.

    “Ankara Valisi Alevi kurumlarına “tedbir” alın uyarısı yaparken biz de AKP iktidarının IŞİD konusunda ne kadar tedbir aldığını sormak ve sorgulamak durumundayız” diyen Kenanoğlu, ” Zira IŞİD’in yaptığı 10 Ekim Ankara Katliamı’nın davaya yansıyan detayları ortaya çıktıkça IŞİD’e karşı tedbir alması gerekenin en başta Ankara Valiliği olduğunu görebiliyoruz” diye yazdı.

    Kenanoğlu, “Aleviler sadece IŞİD tarafından mı tehdit altında ya da sadece İslami terör örgütlerinin mi tehdidi altında? Bu sorunun cevabını geçmişten günümüze Türkiye Cumhuriyetinin tarihine baktığımızda anlarız. Alevilerin de vergileriyle istihdam edilen Türkiye Cumhuriyetinin güvenlik güçlerinin de zaman zaman Alevilere tehdit oluşturduğunu görebiliyoruz” ifadesini kullandı.

    Ali Kenanoğlu yazısında şunları dile getirdi:

    Gezi direnişinin 4. yıl dönümünde olduğumuz şu günlerin, devletin polisi tarafından katledilen Alevi gençlerinin de ölüm yıldönümleri olduğunu biliyoruz. Gezi direnişi esnasında katledilen Alevi gençlerin katili olan polislere ne oldu, hepsi görevi başında elinde silah Alevileri IŞİD’e karşı korumak için(!) görev yapıyorlar.

    Okmeydanı Cemevinin avlusunda katledilen Uğur Kurt’un katili ne durumda; katil olduğu mahkeme kararıyla da tescil edilen Polis Sezgin Korkmaz’a Uğur Kurt’u öldürmekten dolayı 12 bin lira para cezası verildi. Katil polis bu karara itiraz ederek 12 bin lirayı çok buldu. Bu duruma tepki gösteren Anne Güllünaz Kurt ise “12 bin lirayı da ben ödeyeyim de boynuna madalya olarak taksınlar” dedi. 

    Uğur Kurt olayı başta olmak üzere geriye doğru tüm Alevi katliamlarında yaşananların sonucunda bizzat devletin katilleri koruyup kolladığı görülmektedir.

    Yine 2 Temmuz 1993’te Sivas Madımak Otelinde 35 kişinin yakılarak katledilmesine ilişkin geçtiğimiz hafta görülen davada, mahkemenin yurt dışında yaşayan iki sanık hakkında yeniden iade talebinin Adalet Bakanlığına bağlı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünce reddedildiğini öğrendik. Adalet Bakanlığına bağlı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünün idari birim yetkisini aşarak mahkemeye ‘Zaman aşımını değerlendirin, bu kişiler hakkında davayı düşürün’ uyarısında bulunması Alevilerin katillerinin nasıl korunup kollandığını da ortaya koymaktadır.

    Maraş Katliamı davası, Dersim Katliamı sonuçlarının halen dahi ortadan kaldırılmaması, Gazi Katliamı ve sonuçları bize hep aynı şeyi söylemektedir. Hükümetin Alevileri IŞİD tehdidine karşı uyarması Nasrettin Hoca’nın dört tarafı açık ama kapısının kilitli olduğu türbesi gibidir. 

    Alevilerin kendini koruması topyekün olarak T.C. hükümetlerinin değişmeyen ve bir devlet politikası olarak uygulanan bu politikalarına karşı demokrasi cephesinde güçlü bir şekilde yerini almasıyla olacaktır. 

    Dört tarafımız sarılmış durumdayken, ülkede Alevi olmanın işinden gücünden olmak için yeterli olduğu bir dönemde kapıyı kilitlemek kendimizi kandırmaktan başka bir şey değildir. Alevilerin sorunu artık cemevi, din dersi, diyanet gibi sorunlar değildir. Alevilerin sorunu artık aş, iş sorunudur, hayatta kalma sorunudur. Bu sorunu aşmanın yöntemi de topyekün bu OHAL Türkiyesi’ne itirazı yükseltmekten geçmekte, demokrasi güçleriyle mücadeleyi arttırmaktan geçmektedir.

    Yazının tamamını buradan okuyabilirsiniz.

    https://www.evrensel.net/yazi/79206/alevilere-nasrettin-hoca-tedbiri

     

  • Mamak DAD ve PSAKD Başkanları: Valiliğin yasakları, dayatılan bir fermandır-VİDEO

    Mamak DAD ve PSAKD Başkanları: Valiliğin yasakları, dayatılan bir fermandır-VİDEO

    PİRHA-Ankara Valiliği’nin akşam saatlerinde halay çekme, ateş yakmak ve türkü söylemeye yönelik yasak kararını Demokratik Alevi Dernekleri Mamak Şube Eş Başkanı Hasan Altun ile Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Mamak Şube Başkanı Mustafa Demirtaş değerlendirdi. Alevi kurum başkanları konuşmalarında, yasağın kabul edilemez olduğunu vurguladı. 

    HABERİN VİDEOSU

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Mamak Şubesi Eş Başkanı Hasan Altun, AKP iktidarının 16 Nisan referandum seçimlerinden sonra tüm toplumsal kesimlerin bir araya gelmesinin ve 1 Mayıs’ın geçen yıllara göre daha kitlesel geçmesinin bu yasak kararların alınmasında etkili olduğunu söyledi. Altun, “Valiliğin bu açıklaması tek kelime dile başta Aleviler olmak üzere tüm toplumsal kesimleri baskı altına alarak korku salmaktır” dedi.

    Altun, eğitimciler Özakça ve Gülmen’in başlattığı ‘işimi geri istiyorum’ talepleri, açlık grevlerinin 76. gününde tutuklanmalarını, şişe cam işçilerinin geri adım atmadığı grev kararını, Metal- İş Sendikası’nın iş yerlerinde başlattığı grevleri hatırlatarak, yasakların, hak almaya yönelik sokaktaki tüm kesimlere valiliğin dayattığı bir ferman olduğunu ifade etti.

    Rakka’da IŞİD’e karşı savaşırken yaşamını yitiren gezi direnişinin yıldönümü arifesinde bu direnişin simgelerinden kırmızı fularlı kadın Ayşe Deniz Karacagil’i da anan Altun, Pir Sultan Abdal’dan bir dörtlük ile “Devri daim olsun diyoruz” dedi.

    “SİVAS ANMASINDA TÜRKÜLERİMİZİ DE SÖYLEYECEĞİZ, SLOGANIMIZI DA ATACAĞIZ”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Mamak Şube Başkanı Mustafa Demirtaş da, Ankara Valiliği’nin bu yasak kararının kabul edilemez olduğunu söyledi.

    “İnsan haklarına, gösteri ve yürüyüş haklarına aykırı” diyen Demirtaş sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Önümüzdeki süreçte Sivas Madımak Katliamı’nın gerçekleştiği 2 Temmuz’da katledilenlerin anması var. Pir Sultan dernekleri olarak her yerde diğer kitle örgütleriyle bu anmaları yürütüyoruz. Eylem ve etkinliklerle ve genelde de akşamları olabiliyor. Şimdi biz bu karara rağmen Ankara’da olan bütün şubelerimiz Sivas Madımak katliamı protestoları yapacağız. Orada şarkılarımızı da söyleyeceğiz sloganlarımızı da atacağız. Madımak otelinde yanan canlarımızı da anacağız. Biz bunu kabul etmiyoruz.”

    “GEREKİRSE SİVİL İTAATSİZLİK HAKKIMIZI KULLANACAĞIZ” 

    Valinin almış olduğu bu karara karşı gerekirse sivil itaatsizlik hakkını kullanacaklarını söyleyen Demirtaş, tüm bu kararların nedeninin ise OHAL olduğunu vurguladı. Demirtaş, “Memlekette OHAL’ i gerektiren ne şartlar var? OHAL’le meclis devre dışı bırakılmış, milletin iradesi yok sayılmış ve bakanlar kurulunun kararı ile milli güvenlik kurulunda toplanması ile alınan kararlar OHAL yasasına göre uygulanıyor” diyerek OHAL’in kaldırılması gerektiğini yineledi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Ankara’da türkü yasağına Tüm Bel-Sen’den tepki: Gelecekte mizah konusu olacak-VİDEO

    Ankara’da türkü yasağına Tüm Bel-Sen’den tepki: Gelecekte mizah konusu olacak-VİDEO

    PİRHA-Ankara Valiliği’nin akşam güneş battıktan sonra ateş yakmayı, türkü söylemeyi, halay çekmeyi ve slogan atmayı yasaklamasını Tüm Bel-Sen Genel Başkanı Erdal Bozkurt ve Tüm Bel-Sen Ankara 2 Nol’u Şube Sekreteri İsmail Kaygusuz PİRHA’ya değerlendirdi.

    HABERİN VİDEOSU

    Tüm Bel-Sen Genel Başkanı Erdal Bozkurt, günlerdir Ankara’nın sokaklarının ve kamuya açık olan alanlarının vatandaşa ve halka kapalı hale getirildiğini söyledi.

    “Bu hukuksuzluğa kaç gündür tepkilerimizi dile getirip haykırıyoruz. Ancak bugün yeni bir şeyle daha karşılaştık” diyen Bozkurt, “Oysaki bu ülkede yıllarca türkülerin yasaklandığını ve yakıldığını biliriz biz. Bunlara karşı tepkimizi dün nasıl koyduysak, bugün aynı tepkiyi göstereceğiz” ifadelerini kullandı.

    ISLIKLARLARIMIZLA PROTESTO ETMELİYİZ”

    Bu yasak kararını kınayan Bozkurt, şu çağrıda bulundu:
    “Eğer türkü söylememizi yasaklıyorsanız, alkışlarımızı yasaklıyorsanız; tüm Ankara’ya çağrımdır: Islık çalarak, ıslıklarımızla OHAL’de bunu protesto edebilmeliyiz.”

    “GELECEKTE MİZAH UNSURU OLACAK” 

    Tüm Bel-Sen Ankara 2 No’lu Şube Sekreteri İsmail Kaygusuz da, valinin bu açıklamasının gelecekte bir mizah unsuru olacağını söyledi.

    Kaygusuz, “Böyle bir tutum, akşamüstü şarkı söylemek gerçekten komedi ve inanılır gibi değil. İnanılır anlaşılır ve pratikte de mümkün değil. Çözüm yasaklarda değil bu ülkenin bir gerçekliği var. Artık bu toplum tıkanma noktasına geldi ve anti-demokratik uygulamalar tamamen bir patlama zemini oluşturdu. Bu ülkede, bu tür yasaklar daha kötü patlamalara yol açacaktır. Bu uygulamalardan vazgeçilmesini istiyoruz. Ülkemizin normal demokratik teamüllere ve uygulamalar içerisinde olmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA