Etiket: Anlara

  • Tülay Hatimoğulları: Barış konusunda en net parti biziz!-VİDEO

    Tülay Hatimoğulları: Barış konusunda en net parti biziz!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti PM toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın “Partinizin süreç konusunda net olması gerekiyor” sözlerine cevap vererek, “Barış konusunda pırıl pırıl bir netliğe sahibiz biz. Bizden daha net bir parti yoktur barış konusunda. Bunun için çok ağır bedeller ödedik, ödemeye de devam ediyoruz. Kendimizi bu konuda anlatmayı da kendimize zul addederiz” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Parti Meclisi (PM) toplantısı DEM Parti Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan başkanlığında toplandı.

    PM toplantısının açılış konuşmasını yapan Tülay Hatimoğulları, güncel gelişmelere dair konuştu.

    Tülay Hatimoğulları, şunları ifade etti:

    “Çoklu krizlere karşı çoklu mücadele hattı ve yol haritasını bu toplantıda şekillendirileceğiz. Gazze, Rusya-Ukrayna, Somali ve Suriye’de süren savaşların ardından çatışmaların İran’a kaymasının Ortadoğu’da yeni bir jeopolitik kırılmaya yol açtı. 28 Şubat’ta başlayan İran, İsrail, ABD savaşı şimdilik bir ateşkesle görüşmelerin başladığı bir evreye geçmiş durumda. Ateşkes ilan edildiği halde hâlâ Lübnan bombalanıyor. Bu görüşmeler bombaların gölgesinde gerçekleşecek. Bizler de bir kez daha diyoruz ki ilan edilen ateşkes geçici değil, kalıcı olmalıdır. Yani savaş değil, kalıcı bir barışın tesis edilmesi için somut adımlar atılmalıdır. Ortadoğu’nun ihtiyacı taktiksel bir barış değil, stratejik bir barıştır. Stratejik barışın boyutu aynı zamanda iç barışın sağlanmasıyla daha da güçlenecektir.

    İRAN İÇ SİYASETE DE BARIŞ İLAN ETMELİDİR!

    Savaştan çıkarılacak en önemli ders, toplumsal barışı tesis edecek demokratik bir İran’ın kurulmasıdır. İran yönetimi kendi halkıyla barışmak zorundadır. Ateşkesi fırsat bilerek yüzlerce kişiyi gözaltına alan rejim, tarihteki hataları yapmaktan vazgeçmelidir. Demokratik zeminde hakları için, özgürlükleri için, adalet için mücadele edenlerin avına çıkmamalı rejim. İdam kararlarını uygulamamalı ve bundan vazgeçmelidir. İran iç siyasete de barış ilan etmelidir. Emperyalizmin saldırılarına karşı kenetlenen İran halklarının değerini bilmeli ve taleplerine kulak vermelidir. Savaştan çıkarılacak en önemli ders, toplumsal barışı tesis edecek demokratik bir İran’ın kurulmasıdır.

    EKOLOJİK YIKIMA KARŞI DİRENİŞÇİLERİN YANINDAYIZ

    Şu bir gerçek ki Türkiye’de bu savaşın yansımalarından kaynaklı, ülkedeki zaten uzun yıllardır mevcut olan ekonomik kriz, derinleşen açlık ve yoksulluk daha da derinleşmiş durumda. Ve bugün Türkiye’de 3E krizi vardır: ekonomik, ekolojik ve enerji krizi. Sermaye uğruna doğanın talanı en acımasız şekilde hayata geçirilmiş durumdadır. Varto’da, Çorum’da, Karlıova’da, Karadeniz’de Türkiye coğrafi haritasının hangi köşesine elinizi uzatsanız orada çok büyük bir ekolojik yıkımla karşılaşırsınız. Ama bir o kadar da direnişle karşılaşıyoruz. Bizler DEM Parti olarak yerellerdeki bu güçlü direnişleri ve direnişçileri bir kez daha selamlıyoruz.

    İkizköylülerin sembol isimlerinden Esra Işık tutuklandı. Doğayı, kendisini, yaşamını ve bütün canlıların yaşamını korumak için mücadele eden Esra Işık’ın derhal serbest bırakılması gerekmektedir.

    BİR KRİZ, ENERJİ KRİZİDİR

    Esnaftan sanayiciye kadar hayatın her alanının zorlaştığı, ticaretin ve üretimin neredeyse sekteye uğrayacağı bir genel enerji krizi var. Türkiye’de de bir o kadar ciddi enerji krizi var. Hem “petrol bulduk” dediler, hem “doğalgaz bulduk” dediler; bunun propagandasını yaptılar. Bakın şimdi, bu savaştan kaynaklı petrol fiyatlarının tavan yaptığı, uçtuğu bir evrede, hani bulduğunuz gaz, hani bulduğunuz petrol? Onlar neden devreye girmiyor? Neden bu konuda mesela İspanya’yı örnek almıyorsunuz? Bugün Türkiye’de benzin fiyatı 62-64 bandını aşmış durumda. Açlık, yoksulluk, geçinememe, barınamama ve pahalılık yurttaşı boğmuş durumdadır. Ekonomik kriz nedeniyle yurttaş artık nefes alamaz bir hale gelmiştir. Türkiye’de İran savaşını bahane ederek yaşanan ekonomik krize kılıf bulmaya çalışan bir iktidar gerçeği var. Grup toplantılarımızda daha önce ifade ettik; İran savaşı sulhla sonuçlansa bile Türkiye ekonomisine kalıcı olumsuzluklar söz konusu olur.

    Bu zararları azaltmak için iktidar, muhalefetin önerilerini görmeli, duymalıdır. Yakıttaki KDV ve ÖTV acilen ve tamamen kaldırılmalıdır. Temel gıdadaki bütün vergi yükü kaldırılmalı; sosyal denge kapsamında her haneye, asgari ücret sınırına kadar doğalgaz, elektrik ve su ücretsiz bir şekilde verilmelidir.

    Geçiş için bir çerçeve yasa ihtiyacından bahsediyoruz. Şu anda Türkiye’nin temel gündemlerinden biri bu. Bu yasaya ekmek ve su kadar ihtiyacımız var. Bu yasayı herhangi bir şarta bağlamaya kalkmak bir akıl tutulmasıdır. Demokratik siyaset yapma isteğinin tespiti barış hakkının teyidi olur mu? Bunu kamuoyunun bilgisi ve vicdanına sunuyoruz. Dün Cumhurbaşkanı Yardımcısı, bir konuşmasında bizi eleştirmiş. Demiş ki: Partinizin süreç konusunda net olması gerekiyor. Biz net olmalıymışız bu süreç konusunda. Demokrasinin gelişmesi, DEM Parti’nin kamu kurumları ve devlete ödev yükleme üslubundan vazgeçmesi gerekiyormuş. Bunu DEM Parti’ye söylüyor. Biz de buradan Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısına şunları ifade ediyoruz: Barış konusunda pırıl pırıl bir netliğe sahibiz biz. Bizden daha net bir parti yoktur barış konusunda. Bunun için çok ağır bedeller ödedik, ödemeye de devam ediyoruz. Kendimizi bu konuda anlatmayı da kendimize zul addederiz.

    Sürecin başarıya ulaşması için bizler gece gündüz çalışıyoruz. Daha fazla çalışmamız gerektiğinin altını da her fırsatta çiziyoruz. Yasa yapma yeterliliği sizde, iktidardadır. Zamana yayan sizsiniz. Bunu size hatırlatınca zorunuza gitmesin. Demokrasi şarta bağlanamaz, pazarlık konusu da yapılamaz. Kürt sorunu olmasa da, bu ülkede bugün bir süreçten bahsediyor olmasak da, bu ülkenin bir demokrasi sorunu vardır. Cumhuriyet bu topraklarda demokratikleşmemiştir. DEM Parti olarak demokratik bir cumhuriyetin inşası için mücadele hattımızı bu temellerden kurduğumuzun altını defalarca çizdik, programımızda da net bir şekilde mevcuttur.

    Demokratik ülkelerde muhalefet, talepleri için siyaset üretir, mücadele eder ve ülkeyi yönetenler muhalefetin önerilerine kulak verir. Biz bunları ifade ettiğimizde, demokratikleşmeyle ilgili taleplerimizi sıraladığımızda karşılaştığımız bu yanıtlar gerçekten trajikomiktir. En meşru, en demokratik dayanağı arkamıza alarak; anayasa, AİHM kararı, seçme ve seçilme hakkı başta olmak üzere bizler bu dayanaklar üzerinden taleplerimizi her fırsatta ve her yerde ifade ettik ve ifade etmeye de devam edeceğiz. Bu sizin zorunuza gitmemeli. Sizin göreviniz bu talepleri yerine getirmektir.

    Sevgili arkadaşlar, dün Kadın Meclisimiz toplandı. Bizler kadın olarak dün şunları konuştuk: Bir yandan kendi özgün gündemlerimizi, bir yandan dünyada ve Ortadoğu’da devam eden savaşları, özel olarak İran’ı ve Rojava’yı değerlendirdik. Aynı şekilde Türkiye’de devam eden süreçte kadınların rolü ve misyonunun daha güçlü bir şekilde nasıl olabileceğini konuştuk. Yine kadın yoksulluğunu, görünmeyen emeği ve güvencesiz çalışma koşullarını değerlendirdik. Biz kadınlar için ve toplumun tamamı için çok yakıcı olan kadın cinayetlerini konuştuk, daha etkin bir mücadeleyi nasıl hayata geçirebileceğimizi değerlendirdik. Bakın, sadece Mart ayında 29 kadın erkekler tarafından katledilmiş, 22 kadın şüpheli ölüm şeklinde katledilmiş. Böyle bir katliamla karşı karşıyayız.

    Kadın cinayetlerini durdurmak için daha güçlü bir mücadele hattını örmeliyiz. Kadın örgütlülüğü ve dayanışmasını daha çok genişletmek ve derinleştirmek gibi bir görev ve sorumluluğumuz olduğunu değerlendirdik. Coğrafyamızda artan savaş ve şiddete karşı, Ortadoğu başta olmak üzere uluslararası kadın dayanışma ağlarını nasıl daha fazla geliştirebileceğimizi değerlendirdik. İran’da seslerinin duyulması engellenen kadınların sesi olacağımızı tespit ettik. İran’da tutuklu bulunan Kürt kadınları, özgürlük mücadelesi verirken tutuklanan bütün farklı halklardan ve inançlardan kadınlar için verilmiş olan idam kararları ve bütün yargı kararları geri çekilmelidir. Kadınlar serbest bırakılmalıdır. Bizler, “Jin, jiyan, azadî” felsefesinin başta Ortadoğu coğrafyası olmak üzere bütün dünyada varlığını genişletmesi ve kalıcılaştırılması için yol haritamızda daha güçlü mücadele olanaklarını değerlendirdik.

    Bakın şöyle düşünün; Pazartesi sabahı uyanmışız, kayyımlar el çektirilmiş, seçilmişler görevlerine iade edilmiş. Bu, Türkiye’ye büyük bir nefes aldırmaz mı? Alır. AYM ve AİHM kararlarına dayanarak sevgili Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve bütün Kobanê davası tutukluları, aynı şekilde sevgili Can Atalay ve bütün Gezi davası tutukluları serbest bırakılırsa 86 milyon böyle bir mutluluğu yaşamaz mı? Yaşar. Tutuksuz yargılama olsa, İmamoğlu görevi başına dönse, barış sürecine, demokrasiye ve geleceğe ne kadar büyük bir güven oluşturur, bunu hiç düşündünüz mü? Bizler bu adımların atılmasının toplumda yaratacağı huzur ve mutluluğun farkındayız. Bizler bu adımların atılmasının Barış ve Demokratik Toplum Sürecine sunacağı katkının ne kadar önemli olduğunun farkındayız. Bütün damarları tıkanmış olan demokrasiye bir dirhem nefes aldırmak için somut adımlar atılmalı ve biz bunun mücadelesini de sonuna kadar yürüteceğiz. Bu farkındalıkla hareket ediyoruz. Mücadelemizi demokrasinin tıkanan damarlarını açmaya odaklamış durumdayız.

    Biz Kürt meselesi başta olmak üzere Türkiye’nin bütün sorunlarını çözmeye adayız. Kendimize inanıyoruz ve ülkenin, toplumun deneyimlerine, birikimlerine de son derece inanıyoruz. Onun içindir ki partisi, kimliği, inancı ne olursa olsun ezilen kim varsa bizler onun yanında duruyoruz. Üniversite öğrencileri türban hakkını savunurken bizler onların yanındaydık. KHK’lilerin hakları için onların yanındaydık. ODTÜ’lüler, Boğaziçili gençler kendi hakları için mücadele ederken bizler onların yanındaydık. Bundan sonra da yanlarında olmaya devam edeceğiz.

    Uygur Türkü zulme uğradığında, Çin ile ticaret yapıyoruz, acaba sorun yaşar mıyız kaygısı gütmeden Uygur Türklerinin de haklarını savunduk, savunmaya devam edeceğiz. Bizler üçüncü yolun kurucuları olarak ezilenlerin ve sömürülenlerin partisiyiz. Ezilen herkesin tek umudu ve tek adresiyiz. Bu yüzden, süreç başladı, yargı adaletsizliğine, haksızlıklara sessiz kalalım gibi bir yaklaşım ya da yolsuzluklara, ahlaksızlıklara, anti-demokratik uygulamalara, ilkesizliklere izleyici kalalım gibi bir yaklaşımımız asla olmadı. Öyle bir yaklaşıma tenezzül etmedik.

    Kimin yaptığına bakmadan yanlışa yanlış, doğruya doğru dedik. Çünkü bizi bağlayan makamlar ve anlık gelişmeler değil, ilkelerdir. Bizi bağlayan, bu ülkenin kalıcı bir demokrasiye kavuşması, demokratik bir cumhuriyetin inşası için atılacak adımlardır. Bu sebeple devletler ve iktidarlar bekle-gör politikasına tevessül edebilirler ama bizler DEM Parti olarak bekle-gör tutumuna kendimizi kaptırmıyoruz, kaptırmayacağız. Barış da demokrasi de bize altın tepsiyle sunulmayacak. Bunun en çok farkında olan bizleriz. Çünkü bizler mücadele partisiyiz. Ne kazandıysak emekle, dişimizle, tırnağımızla mücadele ede ede kazandık. Ve bizler bu sürecin yine mücadeleyle, örgütlenerek, kurucu olarak inşa ederek başaracağımızın da farkındayız. Biz barışı nasıl sağlayabiliriz biliyor musunuz? İktidarı barışa ikna edecek, zorlayacak ve barışı geniş bir şekilde toplumsallaştırmayı başardığımızda, örgütlediğimizde, barışın kurucu öğeleri ve unsurlarını arttırdığımızda, iktidar ve iktidarlar o zaman barışı tesis etmek durumunda kalırlar.

    İşte barışı milyonlara mal etmenin, tek ses olmanın, milyonlarla yüreğimizin barış, adalet ve özgürlük için atmasına imkân sağlayan bir gün var önümüzde: 1 Mayıs. 1 Mayıs, ezilenlerin ortak direniş günüdür. Hazırlıklarımız başladı ve tarihsel olan bu günün anlam ve önemine uygun bir biçimde her yerde katılım sağlayacağız. Her bir arkadaşımız, PM toplantımızın hemen akabinde 1 Mayıs alanlarını en güçlü şekilde doldurmak, en güçlü şekilde mesajlarımızı kitlelere ulaştırmak için hep birlikte çalışmalara koyuluyoruz. 1 Mayıs, işçinin ve emekçinin olduğu kadar kadınların ve LGBTİ+’ların da günüdür. Emekçinin, çiftçinin olduğu kadar Kürt’ündür, Alevi’nindir, gençlerindir. 2026 yılı 1 Mayısı’na her zamankinden daha büyük bir inanç ve güçle sarılacağız. 8 Mart ve Newroz ruhuyla 1 Mayıs alanlarını dolduracağız. ‘Ekmek, barış ve adalet’ şiarıyla Türkiye’nin dört bir yanında meydanlarda olacağız.”

    PİRHA/ANKARA

  • 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’na dair önemli gelişme!

    10 Ekim Ankara Gar Katliamı’na dair önemli gelişme!

    PİRHA- Antep Bölge İdare Mahkemesi, 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’na dair 3 polise ilişkin soruşturulmasına izin verilmemesi kararını kaldırdı. Kararı olumlu gören 10 Ekim Barış Derneği, kararın diğer davaları da etkileyeceğine dikkat çekti.

    Antep Bölge İdare Mahkemesi’nden 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’na dair önemli bir karar çıktı. 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nda ihmali olduğu iddia edilen 3 polisin soruşturulmasına izin vermeyen Antep Valiliği’nin bu kararını kaldırdı.

    10 Ekim Barış Derneği, mahkemenin kararına dair yazılı açıklama yaptı. 10 Ekim Ankara Garı Katliamının üzerinden 10 yıl geçtiği hatırlatılan açıklamada, “Katliamın ilk gününden bu yana böyle bir katliamın kamu görevlilerinin bilgisi ve dahli olmadan yapılamayacağını dile getirdik. Bu süre zarfında mahkemeden soruşturma açılması taleplerimiz her defasında istedik. Ne yazık ki, mahkeme 10 senedir bu taleplerimizi görmezden geldi reddetti. Valilikler kamu görevlileri için soruşturma izni vermeyi reddetti. Bu valilik makamlarından birisi de Gaziantep Valiliğidir” denildi.

    Katliamda kullanılan bombanın yapımında kullanılan gübrenin satışının ihbar edilmesine rağmen buna yönelik soruşturma yapmayan ve bu ihbarı görmezden gelen 3 güvenlik görevlisi için soruşturma izni verilmediğinin aktarıldığı açıklamanın devamında şunlar dile getirildi:

    “Konu idare mahkemesine taşındı ve nihayet dün Gaziantep Bölge İdare Mahkemesinin kararıyla Valiliğin soruşturma izni vermeme kararı kaldırıldı. Böylelikle 3 güvenlik görevlisinin soruşturulması, yargılanmasının önü açıldı. Bu karar sadece 10 Ekim Ankara Garı Katliamı davasını değil, bütün benzeri katliam davalarını etkileyecek bir karardır. Bu karar 10 Ekim Ankara Garı Katliamı ailelerinin, yaralılarının, avukatlarının ısrarlı, inatçı çabalarının bir sonucudur. Bu davayı asla bırakmayacağız. Gerçek failler, azmettirenler, göz yumanlar ortaya çıkıncaya kadar adalet mücadelesine devam edeceğiz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • EYT’liler Tandoğan’da: Sadaka değil hakkımızı istiyoruz

    EYT’liler Tandoğan’da: Sadaka değil hakkımızı istiyoruz

    EYT’lilerin haklarını talep etmek amacıyla Tandoğan Meydanı’nda düzenledikleri mitingde konuşan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, “Hakkımız olanı istiyoruz, kimseden sadaka istemiyoruz” diyerek mücadele edeceklerini söyledi. 

    Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT), hükümetin adım atması için Tandoğan Meydanı’nda miting düzenledi. Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) ve siyasi partilerin destek verdiği mitingde, “Emeklilik hakkımız söke söke alırız”, “Direne direne kazanacağız” sloganları atıldı. Meydan emekçilerin “EYT” yazılı siyah balonlarla doldu. Emekçiler, emeklilik haklarına ilişkin düzenleme yapılması talebiyle imza kampanyası da başlattı. Toplanan imzalar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a iletilecek.

    “EMEKLİLİK BİR YÜK DEĞİL BİR HAKTIR”

    DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, bu topraklarda hak, eşitlik, adalet, demokrasi mücadelesi verdiklerini belirterek,“Bu mücadele ülkemizin geleceğinin mücadelesidir. Bıkmadan usanmadan bu mücadeleyi birlikte büyütüyoruz. DİSK olarak EYT’liler ile omuz omuzayız. Emeklilik bir yük değil temel bir haktır. Hakkımız olanı istiyoruz, kimseden sadaka istemiyoruz.  Devletin ve devleti yöneten hükümetlerin görevi ve sorumluluğudur. Ülkeyi yönetenleri EYT’lilerin hakkını sağlamak adına adım atmaya çağırıyoruz. Emeklilik hakkımıza, kıdem tazminatına, çocuklarımızın geleceği için memleketimize sahip çıkacağız” dedi.

    “BİRLİKTE MÜCADELE EDECEĞİZ”

    Daha sonra konuşan KESK Eşbaşkanı Mehmet Bozgeyik ise EYT’lilerin sorunlarını çözmek için mecliste grubu bulunan siyasi partiler ile temasa geçeceklerini ifade etti. Bozgeyik, “Bir an öce Emeklilikte yaşa takılan arkadaşlarımızın yaşadığı sorunların giderilmesi için hep birlikte mücadele edeceğiz. Ve bir kez daha yürütmüş olduğunuz hak, adalet, hukuk ve eşitlik mücadelesinde insanca yaşam mücadelesinde sizler ile birlikte konfederasyonum KESK olarak dayanışma içerisinde olacağız” dedi.

    YAVAŞ: PİRİMLERİ YATIRACAĞIZ

    Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş da EYT’lilerin eylemine destek verdi. 31 Mart seçimleri öncesi EYT’lilerin sigorta primlerine ilişkin söz verdiğini hatırlatan Yavaş, “Seçim öncesi, EYT’lilerin herhangi bir mağduriyeti, Ankara Büyükşehir’den bir talebi olduğunda, ‘nasıl 150 bin kişiye sosyal yardım yapıyorsak onlara da yardım etmek boynumuzun borcudur’ demiştik. Hala Belediye Meclisi’nde soru soruyorlar. Bu sorunun muhatabı Meclis’tir. Sizlere söz verip de bunu yapmayanlardır. 31. 12. 2019’dan itibaren sigorta primleriniz yatırılmazsa Ankara’da yaşayanların genel sağlık sigorta pirimin biz yatıracağız. Ayrıca gerek eğitim gerek başka konularda yardım isteyen olursa da kapımız sona kadar açık. TBMM inşallah bu sese kulak verir” dedi.

  • 58. Geleneksel Divriği Pilav ve Kültür Şenliği 15 Eylül’de

    58. Geleneksel Divriği Pilav ve Kültür Şenliği 15 Eylül’de

    PİRHA – 58. Geleneksel Divriği Pilav ve Kültür Şenliği, 15 Eylül’de Ankara’da yapılacak. 

    Divriğililer 15 Eylül Pazar günü Ankara’da buluşuyor. Ankara Divriği Kültür Derneği’nin 58. Pilav ve Kültür Şenliği 15 Eylül Pazar günü Ankara’da yapılacak.

    58. Pilav ve Kültür Şenliği, geçtiğimiz aylarda hayatını kaybeden, Kale Endüstri Holding Onursal Başkanı Divriği’li Sadık Özgür’e atfedildi. (HABER MERKEZİ)