PİRHA- Antalya Kadın Platformu, 12. Yargı Paketi’ne ilişkin yaptığı açıklamada nafaka hakkının sınırlandırılmasına, çocuklara yönelik cezalandırıcı düzenlemelere ve LGBTİ+’ları hedef alabilecek uygulamalara tepki gösterdi. Platform adına açıklamayı okuyan Yazgülü Tunca, “Kadınlar, LGBTİ+’lar ve çocuklara karşı ayrımcılık içeren bu nefret yasası paketinizi geçirmeyeceğiz” dedi.
Antalya Kadın Platformu, kamuoyunda tartışılan 12. Yargı Paketi’ne ilişkin Beack Parkında yapılan basın açıklamasında, kadınların, çocukların ve LGBTİ+ bireylerin haklarına yönelik olası hak kayıplarına dikkat çekti. Platform adına açıklamayı okuyan Özlem Yavuz, nafaka hakkının sosyal adaletin bir gereği olduğunu belirterek, çocukların cezalandırılması yerine korunması gerektiğini ve LGBTİ+ haklarının insan hakları kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
“Nafaka haktır, gasp edilemez” diyen Yavuz, iktidarın yıllardır gündemde tuttuğu yoksulluk nafakasındaki “süresiz” ibaresini kaldırmaya yönelik girişimlerin kadınların ekonomik ve sosyal gerçekliğini görmezden geldiğini ifade etti.
“NAFAKA ÖMÜR BOYU MAAŞ DEĞİL”
Nafakanın boşanma sonrası yoksulluğa düşecek olan tarafın yaşamını sürdürebilmesi için tanınmış hukuki bir güvence olduğunu belirten Yavuz, kadınların önemli bir bölümünün düşük ücretli ve güvencesiz işlerde çalıştığını ya da bakım emeği nedeniyle çalışma yaşamının dışında kaldığını hatırlattı.
Nafakanın süreyle sınırlandırılmasının binlerce kadın ve çocuğu yoksulluğa sürükleme riski taşıdığını kaydeden Yavuz, “Sorun nafakanın süresi değil; kadınların eşit istihdama erişememesi, bakım yükünün adaletsiz paylaşılması ve sosyal devlet mekanizmalarının yetersizliğidir. Kadınları koruyan hukuki güvenceleri budamak yerine, kadınları ekonomik olarak güçlendirecek politikalar geliştirilmelidir” dedi.
“ÇOCUKLAR KORUNMASI GEREKEN HAK SAHİPLERİDİR”
Açıklamada, yargı paketinde suça sürüklenen çocuklara ilişkin düzenlemeler de eleştirildi. Çocuk adalet sisteminin temel ilkelerinin koruma, rehabilitasyon ve topluma yeniden kazandırma olduğunu belirten Yavuz, cezalandırıcı yaklaşımın çocukların yararına olmadığını söyledi.
Suça sürüklenen çocukların çoğu zaman yoksulluk, eşitsizlik, eğitim hakkına erişememe ve sosyal politikaların yetersizliğinin mağduru olduğunu ifade eden Yavuz, “Gerçek bir çocuk adalet sistemi cezayı değil eğitimi, intikamı değil onarımı esas almalıdır. Devletin görevi çocukları cezalandırmak değil, onları suça iten koşulları ortadan kaldırmaktır” diye konuştu.
“LGBTİ+ HAKLARI İNSAN HAKLARIDIR”
Platform açıklamasında, yargı paketinde yer alan ve “hayasız hareketler” suçuna ilişkin düzenlemelerin LGBTİ+ bireyleri hedef alabilecek şekilde uygulanabileceği yönündeki kaygılara da dikkat çekildi.
Ceza hukukunun açık, öngörülebilir ve keyfi uygulamalara kapalı olması gerektiğini belirten Yavuz, yoruma açık kavramların genişletilmesinin ifade özgürlüğü, özel hayatın korunması ve ayrımcılık yasağı açısından ciddi riskler taşıdığını söyledi.
Hiçbir yurttaşın kimliği, yönelimi ya da yaşam biçimi nedeniyle hedef gösterilmemesi gerektiğini vurgulayan Yavuz, “Hukukun görevi çoğulculuğu ve eşit yurttaşlık ilkesini korumaktır. Toplumsal barışın yolu farklılıkların suç gibi gösterilmesinden değil, herkesin temel hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınmasından geçmektedir” ifadelerini kullandı.
Açıklamanın sonunda 12. Yargı Paketi’ne karşı mücadele çağrısı yapan Antalya Kadın Platformu, “12. Yargı Paketi’nin taşıdığı riskleri görüyoruz. Kabul etmiyoruz. Kadınlar, LGBTİ+’lar ve çocuklara karşı ayrımcılık içeren bu nefret yasası paketinizi geçirmeyeceğiz” mesajını verdi.
Kadın hikayelerinin anlatımının ardından etkinlik sonlandırıldı.
PİRHA-Antalya Kadın Platformu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’nde sokaklara çıkarak erkek-devlet şiddetine, iş cinayetlerine ve ekonomik eşitsizliğe karşı sesini yükseltti.
Antalya Kadın Platformu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’nde düzenlediği yürüyüş ve basın açıklamasıyla kadınların hayatlarına, haklarına ve özgürlüklerine yönelik saldırılara dikkat çekti.
Basın açıklamasının Türkçesini Halkevleri’nden Gülcan Şahin, Kürtçesini ise DEM Parti Eş Sözcüsü Derya Polat okudu. Etkinlikte kadınlar, “Kadınlar Sokağa Özgürleşmeye”, “Susmuyoruz, Korkmuyoruz, İtaat Etmiyoruz” sloganlarıyla alanı doldurdu.
“AİLE YILI DEĞİL DİRENİŞ YILI”
Gülcan Şahin, 25 Kasım’ın tarihsel kökenine dikkat çekerek, 1960’ta Dominik Cumhuriyeti’nde faşist diktatör Trujillo’ya karşı mücadele eden Mirabal Kardeşler’in, erkek-devlet şiddetine karşı direnen kadınların özgürlük mücadelesinde simge olduğunu vurguladı. “Her 25 Kasım’da Kelebekler’in kanat çırpışını direngenliğimizle, inadımızla, isyanımızla sokaklara taşıyoruz” dedi.
Şahin, iktidarın 2025’i aile yılı ilan etmesine tepki göstererek, aile adı altında kadınların karşı karşıya kaldığı yoksulluk ve erkek şiddetini eleştirdi. “Kutsallaştırdığınız aile şiddetin üstünü örtmüyor. Kadınlar en çok en yakınındaki erkekler tarafından öldürülüyor” ifadelerini kullandı.
“DİYANETE DEĞİL KADINLARA BÜTÇE”
2025 bütçesinde kadınlara ayrılan payın günlük 38 kuruş olduğunu hatırlatan Şahin, karşılaştırmalı olarak diyanete ayrılan bütçeyi eleştirdi: “Diyanete 130 milyar, kadınlara ise günde 38 kuruş. Devletin bütçesini tarikat ve cemaatlere peşkeş çekiyorlar. Diyanet elini bedenimden çek!”
Basın açıklamasında ekonomik sömürü ve iş cinayetlerine de dikkat çekildi. Şahin, Kocaeli Dilovası’nda 6 kişi, 2’si çocuk, kadın işçinin yaşamını yitirdiğini hatırlatarak, “Yaşananlar tesadüf değil, iş kazası değil; iş cinayetidir. Haklarımızdan, hayatlarımızdan vazgeçmiyoruz” dedi.
“ÖZ SAVUNMA HAKTIR YARGILANAMAZ”
Şahin, kadınlar, erkek şiddetine karşı öz savunma hakkını savunurken, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması ve 6284 sayılı yasanın etkin uygulanmamasına dikkat çekti. Şahin, faillerin cezasız kalmasının kadın cinayetlerini beslediğini vurguladı.
Açıklama, kadınların örgütlü mücadele ve dayanışma vurgusuyla sona erdi: “İstanbul Sözleşmesi’nden eşit iş, eşit ücret talebimizden, güvenceli iş, güvenli gelecek, barış içinde yaşama, laiklik, eşitlik ve özgürlük mücadelemizden vazgeçmiyoruz. Yaşasın kadın dayanışması! Yaşasın örgütlü mücadelemiz!”
Kadınlar açıklamanın ardından sloganlarla etkinliği sonlandırdı.
PİRHA- Antalya’da meydanlara çıkan kadınlar, “8 Mart’ta da demokrasi, eşitlik, barış ve özgürlük talebimizi yükseltiyor, 2025 yılını “aile yılı” değil “kadın yılı” ilan ediyoruz” dediler.
Antalya’da kadınlar 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında Antalya Aydın Kanza Parkı’nda biraraya geldi. Kadınlar buradan Cumhuriyet Meydanı’na yürüyüş gerçekleştirdi. Saygı duruşuyla başlayan mitinge Kürtçe ve Türkçe basın metni okudu.
Antalya Kadın Platformu tarafından yapılan açıklamayı Eğitim Sen Antalya Şube Kadın Sekreteri Özlem Yavuz okudu.
Kadınlar olarak, her 8 Mart’ta emek sömürüsüne, savaşlara, yoksulluğa, eşitsizliklere, adaletsizliğe ve kadınları yok sayanlara karşı sözünü dile getirdiklerini ve meydanları doldurduklarını söyleyen Yavuz, “AKP’nin, yerlilik ve millilikle kuşatılmış tek tip aile anlayışı dayatan geleneksel cinsiyet rollerini ve eril tahakkümü pekiştiren düzenlemelerine, “aile yılı” adı altında kadınları birey olarak tanımayan, emeğini ve kimliğini görünmez kılmaya çalışmasına, çocuk, yaşlı, hasta, engelli bakımının sosyal devletin sorumluluğu olduğunu unutup tüm bunların kadına yüklenmesine, “Kadınların iş ve aile yaşamını uyumlulaştırması “adı altında güvencesiz, kısmi, uzaktan, esnek çalışmayı esas alan istihdam politikalarıyla, ekonomik bağımsızlıklarının kısıtlamasının hedeflemesine; Şiddete maruz kaldığımızda “aile birliği”ni koruma bahanesiyle sessiz kalmamızın beklenmesine karşı çıkıyoruz. . Esnek ve güvencesiz istihdam değil güvenceli istihdam, güvenli iş yerleri istiyoruz” dedi.
“AİLE YILI DEĞİL KADIN YILI İLAN EDİYORUZ”
Yavuz, kayyumlarla yerel yönetimler bünyesindeki cinsiyet eşitliği temelli kurullar ve merkezlerin işlevsizleştirildiğini ifade ederek, “Buna karşı ses yükseltmekse suç sayılıyor. Sağ muhafazakâr otoriterliğin yükseldiği dünya düzeninde ırkçıların, aşırı sağın oylarının arttığı, bazı ülkelerde hükümet ortağı olduğu Batı’nın, Ortadoğu’yu dilediklerince şekillendirme girişimlerinin bölgeyi daha da istikrarsızlaştıracağını görüyoruz. Tüm bunlara karşı bu 8 Mart’ta da demokrasi, eşitlik, barış ve özgürlük talebimizi yükseltiyor, 2025 yılını “aile yılı” değil“ kadın yılı” ilan ediyoruz. Savaş politikalarına son verilsin! Kaynaklar eğitime, sağlığa ve kadın istihdamına aktarılsın! ifade ve örgütlenme özgürlüğünün önündeki tüm engeller kaldırılsın! diyoruz” diye konuştu.
“EŞİTSİZLİĞE KARŞI BİRLEŞELİM”
Kadınların aileleri içinde, evde, sokakta ve işyerlerinde güvende olması için İstanbul Sözleşmesi’ne dönülmesi çağrısında bulunan Yavuz, şunları ifade etti:
“İşyerinde şiddet ve tacizin önlenmesini düzenleyen ILO’nun 190 Sayılı Sözleşmesi’ne taraf olunsun ve sözleşmeyle ilgili düzenlemeler yapılarak uygulamaya konulsun, ev işçilerinin insana yakışır çalışma teminatı İLO C189 Sayılı Sözleşme imzalansın diyoruz. Kadın emeğini görünmez kılan, kadınları yoksullaştıran, güvencesizleştiren ve yaşam hakkını elinden alan, otoriter politikalarınızı kabul etmiyoruz. Kadınların uğradıkları eşitsizlik, ayrımcılık ve sömürüye karşı seslerini daha fazla yükseltebilmeleri, taleplerini alanlarda dillendirebilmeleri için 8 Mart’ın Türkiye’de tüm kadınlar için resmî tatil ilan edilmesini talep ediyoruz. Geçmişten bugüne mücadele ederek, örgütlenerek, direnerek ve dayanışarak dünyayı değiştiriyoruz: Bizi evle, savaşla, yoksullukla ve baskıyla kuşatmaya çalışan erkek egemen sistemin getirdiği eşitsizliğe, baskıya ve bizi susturmaya, haklarımızı gasp etmeye çalışanlara karşı birleşelim, mücadeleyi büyütelim. Kadınlar örgütlendiğinde, birlikte mücadele verdiğinde dünya değişir!”
PİRHA- Antalya Kadın Platformu, kadın tutuklularla dayanışmak için basın açıklaması yaptı ve ardından hasta kadın tutuklulara kart gönderdi. Yapılan açıklamada, “Anayasal haklarını kullanmak, iktidarı ve politikalarını eleştirmek, yaşam alanlarını savunmak, emeğine sahip çıkmak, üniversite yönetimlerine itiraz etmek, adalet talep etmek suç değildir” denildi.
Antalya Kadın Platformu, kadın tutuklularla dayanışmak için Antalya Güllük PTT binası önünde bir basın açıklaması yaptı. Açıklamayı DEM Parti Aktivisti Songül Şartlı okudu. Açıklamanın ardından kadın tutuklulara kartpostal gönderildi.
“HİÇ BİRİMİZ İYİ DEĞİLİZ, İYİ OLMAYACAĞIZ”
AKP-MHP iktidarının tüm halkı derin yoksulluğa mahkum ederek yönetme yetisini yitirmişken, halkı yargı ve kolluk gücüyle sindirmeye, korku iklimi yaratmaya çalıştığı belirtilen açıklamada, “Her gün şafak operasyonları ile ya halk iradesine darbe vuran kayyım haberleri ya da içi boş gerekçelerle toplu gözaltılarla uyanır olduk. Hiç birimiz iyi değiliz, iyi olmayacağız. Anayasal haklarını kullanmak, iktidarı ve politikalarını eleştirmek, yaşam alanlarını savunmak, emeğine sahip çıkmak, üniversite yönetimlerine itiraz etmek, adalet talep etmek suç değildir” denildi.
Akp iktidara geldiğinde 50 bin olan tutuklu sayısının bugün 400 bine yükseldiği ve son 6 ayda 50 bin kişinin tutuklandığına vurgu yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Artık evlerimizi de birer cezaevine dönüştüren kararlarınıza alışmıyoruz, alışmayacağız! Tüm muhalif kesimleri kadınları, gençleri, işçi ve emekçileri gazetecileri, sanatçı ve aydınları rehin alma politikasına sessiz kalmayacağız!
2025 yılını “Aile Yılı” ilan eden iktidarın çantasından Medeni Kanun ve Türk Ceza Kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin taslak ortaya çıktı. Buna göre “biyolojik cinsiyet” ifadesi Ceza Kanununa eklenecek. Kamusal alanda LGBTI +ifade biçimleri cezalandırılacak, cinsiyet uyum sürecine ilişkin yasal prosedürler zorlaştırılacak.
Bu düzenlemeleri kabul etmiyoruz, Hayatlarımızdan ve Haklarımızdan Vazgeçmiyoruz!
Cezaevlerinde çıplak aramalara, hasta tutsakların tedavileri engellemesine, tahliyelerin keyfi disiplin cezaları ile engellemesine sessiz kalamayacağız. Kadın dayanışmasını yükseltmeye ve her türlü anti demokratik uygulamaya karşı durmaya devam edeceğiz.”
PİRHA- Antalya Kadın Platformu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne dair eylem ve etkinlik programını açıkladı. Tüm kadınlara alanlara çıkma çağrısı yapıldı.
Antalya Kadın Platformu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü ile ilgili Eğitim Sen Antalya Şubesi’nde basın toplantısı gerçekleştirdi. Basın metnini platformu adına Nigar Duru okudu.
Şiddetin, tüm dünyada insanlık sorunu olarak var olmaya devam ettiğini vurgulayan Duru, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nün tarihçesini aktardı.
OECD 2022 yılı verilerine göre dünyada her 3 kadından 1, Türkiye’de ise her 10 kadından 4’ünün ömründe en az bir kez erkek şiddetine maruz kaldığını belirten Duru, “Ülkemizde son yıllarda kadına karşı şiddet, çocuk katliamları ve istismarları olağan üstü artmış, kadın cinayetleri ‘cins kırım’ boyutuna ulaşmıştır” dedi.
Nigar Duru, 6284 sayılı yasanın uygulanmadığını veya eksik uygulandığına işaret ederek, şunları söyledi:
“Sorumluları biliyoruz. Sorumlular; Patriyarkal sistem, erkek yargı, emek düşmanı, cinsiyetçi, ayrımcı sistem ve yürütücüsü AKP hükümetidir.
25 Kasım’da, erkek devlet şiddetine karşı, failleri koruma yargıla demek için, erkek adalet değil gerçek adalet için alanlarda, sokaklardayız. Siyasi bir darbeyle seçilmiş başkanların yerine kayyum atayan iktidarın ,ilk yaptığı kadın kazanımlarını yok etmek oluyor. İrademe dokunma, kayyuma hayır! LGBTİ+’lar nefret söylemleriyle hedef haline getirildi. Üzerlerinde baskı ve şiddet daha da arttı. Sorumlusu siyasal İslamcı, tarikatlardan beslenen bu sistemdir.”
AKP’nin neoliberal ekonomi politikalarının yarattığı ekonomik ve sosyal krizin kadın yoksulluğunu ve cinsiyet eşitsizliğini daha da derinleştirdiğini dile getiren Duru, “Kadın işsizliği olağanüstü arttı. Toplumsal cinsiyet rollerinden dolayı kadınların üslendikleri bakım emeği ve ev içi emeği yok sayılmaya devam ediyor. AKP kadın düşmanlığından, ayrımcılıktan ve gericilikten beslenerek iktidarını devam ettirmektedir. Çocuk istismarlarına sessiz kalan Diyanet, kadın bedeni üzerinden politika yaparak cinsiyet eşitsizliğini derinleştirmektedir” diye konuştu.
“900 BİNE YAKIN ÇOCUK EĞİTİM-ÖĞRETİMDEN UZAK”
İktidarın, eğitim sistemini, bilimsellik ve laiklikten uzaklaştırdığını, Diyanet eliyle de tarikatlarla ÇEDES gibi çeşitli protokoller yapıldığının altını çizen Duru, 900 bine yakın çocuğun eğitim-öğretimden uzakta olduğunu söyledi.
“Yaşamımız, haklarımız, eşitlik ve hayallerimiz için alanlardayız” diyen Duru, Antalya’da yapacakları eylem ve etkinlikleri şöyle sıraladı:
“-18 Kasım 2024 saat 13.30’da Güllük PTT mahpus kadınlara kart atma,
-19 Kasım 2024 saat 12.30’da Dr. Aynur Dağdemir için Antalya Tabip Odası önünde basın açıklaması,
-23 Kasım 2024 saat 14.00’de AKS’de yoksulluk ve eşitsizlik paneli,
-24 Kasım 2024 saat 14.00’de Aydın Kanzadan Cumhuriyet Meydanı’na yürüyüş,
-25 Kasım 2024 saat 16.00’da Kışlahan önünde ‘Kadınlar Konuşuyor’ konseptli etkinlik,
-25 Kasım 2024 saat 18.00’de Attalos Meydanı’nda basın açıklaması.”
PİRHA- Antalya Kadın Platformu, 25 Kasım’da erkek şiddetine karşı meydanları dolduracaklarını duyurdu.
Antalya Kadın Platformu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü öncesinde bugün bir basın açıklaması yaptı.
Platform adına basın açıklamasını okuyan Simay Pertev, erkek devlet şiddetine karşı 25 Kasım’da alanlarda olacaklarını ifade etti.
Kadınlar olarak eşit, özgür bir dünyada yaşamak istediklerini belirten Pertev, şu açıklamayı yaptı:
“Dominik Cumhuriyetin’nde diktatöre karşı direnirken öldürülen Mirabel kardeşlerin mücadelesi bügün dünyanın dört bir yanında kadınların öfkesinde yaşıyor.
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele gününde omuz omuza vererek tüm direngenliğimizle sokakları, kampüsleri, meydanları dolduruyoruz.
Yıllardır süren savaşlar, yıkımlar Kürt illerindeki özel savaş politikaları en çok kadınları ve çocukları etkiliyor. Bu yıkımın sebebinin emperyalist güç savaşlarından kaynaklandığını biliyoruz. Bu savaşta ezilen, katledilen hatta soykırıma uğrayan her zaman halklar oluyor. Filistin’de, Rojava’da, Afganistan’da, İran’da dünyanın dört bir yanında faşizme ve diktatöre karşı direnen tüm kadınlara selam olsun.
Aile ve sosyal hizmetler politikalar bakanlığı, akıllara durgunluk verecek bir karara daha imza atarak ışid tarafından kaçırılan ezidi kadını ışidlilere teslim etmiş, bir insanlık suçuna ortak olmuştur. 2014 yılında Şengal ve çevresinde 3 bin 548 ezidi kürt kadın ışid tarafından kaçırılmıştır. Bunun dışında göçmen kadınlar hergün ırkçılığa maruz kalıyor, sınır dışı edilme korkusu yaşıyor, sosyal ve ekonomik eşitsizliğe mahkum ediliyor, emeği sömürülüyor güvencesiz koşullarda yaşamaya itiliyor. Biz kadınlar emperyalist güçler arasındaki savaş politikalarına karşı bulunduğumuz her alanda mücadelemizi büyütmeye devam edeceğiz.
Gözaltında kaybolan yakınlarını aramanın suç sayıldığı bu düzende Cumartesi Annelerinin haklı mücadelesinin yanındayız. Hrant Dink’i öldüren Ogün Samast tahliye edilirken azami tutukluluk süresi dolmasına rağmen Gülten Kışanak hala tutsak durumdadır. Hasta kadın tutsaklara özgürlük, gezi tutsaklarına özgürlük demekten vazgeçmeyeceğiz.
“EŞİT VE ÖZGÜR BİR DÜNYA’DA YAŞAMAK İSTİYOUZ”
Bizler, erkek egemen sistemin yapmak istediklerini geçmişten yaşadıklarımızdan biliyoruz, bunun için ne sizin dayattığınız kirli düzene ne de makbul kadın tanımınıza itaat ederiz. İktidarın nefret söylerimleri, yargının erkek aklı esas alması biz kadınları ve LGBTİ+ ları hedef almakta ve her an bir ölüm, tecavüz, tutuklama ya da gözaltılar ile karşı karşıya bırakmaktadır. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması, 6284’ün etkin uygulanmaması, anayasa ve medeni kanun tartışmalarının gündeme getirilmesi ve tüm kararların tek adamın dilinin ucunda olması ülkeyi demokrasiden, özgürlükten ve güvenilir bir yer olmaktan her geçen gün daha da uzaklaştırıyor.
Kadınları koruyacak politikalar oluşturulması gerekirken ‘kadının beyanı esas alınarak, şiddet faili erkeklere verilen uzaklaştırma kararlarının aileleleri parçaladığı ve eşcinsel evlilikleri yasal teminata alarak türk aile yapısını bozduğu’ gerekçesiyle, kadınların yaşam güvencesi olan İstanbul Sözleşmesinden bir gecede çekilme kararı alındı. Kadın mücadelesi var olduğu sürece ‘İstanbul Sözleşmesi bizim, İstanbul Sözleşmesi yaşatır’ demekten vazgeçmeyeceğiz. Biz kadınlar erkek adalet değil gerçek adalet istiyoruz.
Şiddetin, kadın katliamının, tecavüz ve tacizlerin artarak sürdüğü, kadına karşı tüm şiddet biçimlerinin sıradanlaştırıldığı, LGBTİ+ların sistematik olarak hedef gösterildiği, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yaşamın her alanında her geçen gün artarak yeniden üretildiğini görüyoruz.
Faşist iktidarlarla yönetilen tüm ülkelerdeki kazanılmış haklara yönelik saldırılar kadınlar üzerindeki beden politikaları Türkiye ile çok fazla benzerlik göstermektedir. Türkiye’de diyanetle meşrulaştırılan kadın düşmanlığı bizlere göstermekteki faşizmin kadın düşmanlığı dinci gericilikten beslenmektedir. Çocuk istismarlarına karşı sessiz kalan diyanet sistematik olarak kadın bedeni üzerinden erkekliği yeniden üretmektedir. Kadınların yaşamlarına karşı yapılan müdahaleyi asla kabul etmiyoruz.
Ücretli emek alanına baktığımızda ise ya kadınlar üzerlerine yıkılan bakım emeği yüzünden ücretli emek alanına hiç dahil olamıyor ya da evdeki sorumlulukları öncelikli görüldüğünden güvencesiz kısmi zamanlı işlerde, ev eksenli işlerde katbekat sömürüye uğruyor. Toplumsal cinsiyet rollerinden kaynaklı hasta ve yaşlı bakımı, çocuk bakımı ve temizlik gibi toplumsal yeniden üretim işleri kadınlarla özdeşleştirilip değersiz görülmesinden bu işlere biçilen ücretler düşük, güvencesiz oluyor ve bu alanlarda kadınların ücretli emeği de sömürülüyor.
Eğitimin tüm kademelerinde toplumsal cinsiyet eşitliğinin adının bile geçmemesi için, müfredatlara,mevzuatlara yapılan müdahalelerle çocuk istismarı, çocuk yaşta evlilikler artmaya devam ediyor. Çalışma yaşamında cinsiyet eşitsizliği derinleştirilirken kadınlara dönük mobbing ve ayrımcılık artıyor. Kadınları kamusal alanın dışına iten politikalar uygulanmaya devam ediyor.
Eğitim hakkı gasp edilen gençler için endişeliyiz! Yurtlardan bir gece vakti kovulan kadın öğrenciler için endişeliyiz! Gelecek ve geçim kaygısı yaşayan, umutsuzluk içinde hayatları çalınan intihara sürüklenen gençlerimiz için ÖFKELİYİZ! Yurtlarda önlem alınmadığı için göz göre göre ölümlerine sebep olanlara karşı ÖFKELİYİZ!
ÇEDES protokolü adı altında laiklikten uzak dinci gerici politikalarınızı dayatmaya çalıştığınız uygulamaları kabul etmiyoruz. Okullara manevi danışman,imam,vaiz,din görevlilerinin atanmasını önlemek için mücadele etmeye devam edeceğiz. Ne çocukların ne de kadınların hayatı sizin kirli politikalarınıza malzemedir.
“TARİKATLAR TALEP EDİYOR, İSTANBUL SÖZLEŞMESİ FESHEDİLİYOR”
Tarikatlar talep ediyor, İstanbul Sözleşmesi feshediliyor. Bir grup erkek mağdur baba ilan ediliyor nafaka hakkımız gasp edilmeye çalışılıyor. Hedef tahtasına konular sanatçılar, gazeteciler tutuklanıyor. Kadınların sedece aile olduğunda, o şiddet dolu ailelerin içine hapsolduğunda var sayıldığı, LGBTİ+ların varlığının dahi yok sayıldığı bu dayatma düzenini kabul etmiyoruz. Bu faşizmin altında yaşamaya ve direnmeye çalışıyoruz. Bu ülkede hukuk toplumun belirli bir kesimine karşı düşmanca işletiliyor.
Başta kadınlara, LGBTİ+lara ve mualif tüm kesimlere karşı.
Ülke tarihinin en büyük ekonomik krizlerinden birini yaşıyoruz. Neoliberal ekonomi politikalarının sonuna geliyoruz. Gidişat bizlere gösteriyor ki 21 yıllık AKP iktidarı halkı yoksulluğa, açlığa mahkum etmiştir. Hayat pahalılığı karşısında her geçen gün ezilen biz kadınlar krizin faturasını ödemekten yorulduk. Yoksulluk bu denli derinleşmişken çocukların bir öğün ücretsiz sağlıklı yemek hakkını okullardan kaldırdınız. Kadınlar zaten gittikçe daha fazla yoksullaşmışken, açlık sınırında yaşamak zorunda kalırken deprem bu durumu iyice gün yüzüne çıkardı. Yüz binlerce insanın göçük altında kurtarılmayı beklediği saatler-günler boyunca “Devlet nerede?”sorusunu soran insanlar halkın kendi dayanışması ile bu felaketi aşmaya çalıştı. Buradan tekrar soruyoruz ödediğimiz deprem vergileri nerede? Böylesi bir felakette halka çadır satanlar, sermayeye rant sağlamak için hayatlarımızı hiçe sayanlar bizi ya selde ya da depremde öldürüyor.
Hayatlarımıza, kazanılmış haklarımıza, bizleri yoksulluğa, sefalete mahkum edenlere, bizleri evlere mahkum etmeye çalışanlara ve erkek devlet şiddetine karşı tüm isyanımızla bu 25 Kasım’da da alanlarda olacağız. Kadının isminden dahi rahatsız olup, kadın kelimesini bakanlıktan kaldıranlara karşı tüm öfkemizle meydanları dolduracağız. Kadın Yaşam Özgürlük /Jin Jiyan Azadi / Mara Haya Hurriya.”
PİRHA- Antalya Kadın Platformu üyeleri 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla yaptıkları açıklamada, “Kadınların hukuksal haklarının gasp edildiği, kadını sadece aile ile tanımlayan, onu toplumsal alandan dışlayan gerici- ataerkil politikaların dayatıldığı, kadını güçsüzleştiren ve erkek şiddetine karşı savunmasız bırakmayı amaçlayan bu baskıcı ve çürümüş AKP-MHP iktidar bloğuna karşı kadın mücadelemizi yükselteceğimizin sözünü veriyoruz” dedi.
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde saat 17.30’da Kışla önünde toplanan Antalya Kadın platformu üyeleri, sloganlar eşliğinde Attalos heykeline yürüdü.
Burada yapılan basın açıklamasında Antalya Kadın Platform adına açıklamayı Emine Narkaya yaptı.
“İNSANI VE DOĞAYI HİÇE SAYAN POLİTİKALAR YÜZÜNDEN BİNLERCE İNSAN ÖLDÜ”
Narkaya yaptığı açıklamada şunları dile getirdi:
“Kadınlarının dayanışma ve mücadeleyi örgütledikleri renkleriyle, sözleriyle eylemleriyle bir araya geldiği isyanını eyleme dönüştürdüğü 8 Mart hazırlıklarımızın devam ettiği tarihlerde 6 Şubat günü 11 ili kapsayan, 20 Şubat günü Samandağ merkezli depremler yaşadık. Kapitalist ataerkinin rantı önceleyen insanı ve doğayı hiçe sayan politikaları on binlerce yaşamı sevdiklerinden bizlerden kopardı. Siyasi iktidarın doğal felaket diyerek kendi sorumluluğunu görmezden gelen tüm sorumluluğu doğaya atan, kader ile açıklayan tutumuna karşı bizler yaşanan kayıpların kapitalizmin doğa ve insan düşmanı politikalarının bir sonucu olduğunu bu haliyle sürdürülebilir olmadığını söylüyoruz ve söylemeye devam edeceğiz.
“ÇOK ÖFKELİYİZ”
Merkez üstü Pazarcık ve Elbistan olan ve tüm ülkeyi derinden etkileyen yıkıcı iki depremin ardından, öncelikli etkilenen illerde bulunanlar başta olmak üzere, zor günler yaşamaktayız. 11 ili kapsayan ve yaklaşık 16 milyon insanı etkileyen depremlerin sonucunda, on binlerce insan hayatını kaybetti, milyonlarca insan evsiz kaldı ve geriye kalan milyonlarca insanın ruhsal durumlarında ise ağır travmalar bıraktı. Bu yıl, Kadınların Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma günü olan 8 Mart’a, etkilerinin hala sürdüğü ve uzun yıllar da sürmeye devam edeceği bu depremin ağırlığıyla, ataerkil kapitalist ülke düzeninin hayatlarımıza her anlamda kast ettiği, yaşamlarımızın iktidar ve sermaye nezdinde hiçbir şey ifade etmediği bilinci ve öfkesiyle giriyoruz!
“OHAL’İ KABUL ETMİYORUZ”
Depremden sonra ilk yapılan bölgede OHAL ilan edilmesi olmuştur. OHAL kararıyla halkın AKP Hükümetine yönelik tepkisinin görünmemesi, gerçeklerin kamuoyu önünde sergilenmemesi, medya organlarının yayınlarına yasak getirilerek sansürcü bir zihniyetin egemen olması istenmektedir. Ayrıca güvenlik gerekçesi bahane edilerek OHAL ilan ediyorsunuz, meraları ve ormanları yerleşim yeri haline dönüştürmeye, depremi yaşamış yakınlarını kaybetmiş, devlet kurumlarına karşı güveni tahrip olmuş milyonlarca insanı rant kapısı olarak görmeye devam ediyorsunuz. İktidar bu uygulamalarıyla olağanüstü hali ülkenin bütününe yayma çabası içeresindedir. Bu yaklaşımı asla kabul etmeyeceğimizi bir kez daha vurguluyoruz.
“MÜCADELEMİZİ YÜKSELTECEĞİMİZİN SÖZÜNÜ VERİYORUZ”
Savaşın, yoksulluğun, cinsiyet eşitsizliğinin ve muhafaza politikaların sonucu neredeyse her gün bir kadının katledildiği, LGBTİ bireylerin her türlü şiddete maruz bırakıldığı, haklarını savunanların cezaevlerinde rehin tutulduğu, kadın emeğinin rekabetçi, güvencesiz, esnek ekonomi politikaları dayatılarak sömürüldüğü, kadınların hukuksal haklarının gasp edildiği, kadını sadece aile ile tanımlayan, onu toplumsal alandan dışlayan gerici- ataerkil politikaların dayatıldığı, kadını güçsüzleştiren ve erkek şiddetine karşı savunmasız bırakmayı amaçlayan bu baskıcı ve çürümüş AKP-MHP iktidar bloğuna karşı kadın mücadelemizi yükselteceğimizin sözünü veriyoruz.”
Daha sonra aynı metni Kürtçe olarak Berivan Aydın okudu. PİRHA/ANTALYA
PİRHA- Antalya Kadın Platformu, 25 Kasım etkinlikleri kapsamında yaptıkları yürüyüşün ardından, “Ne size ne kadın düşmanı politikalarınıza itaat etmiyoruz” açıklamasında bulundu.
Antalya Kadın Platformu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü etkinlikleri kapsamında Aydın Kanza Parkı’nda bir araya gelerek, Cumhuriyet Meydanı’na yürüyüş gerçekleştirdi. “Jin, jiyan, azadî” sloganı eşliğinde yürüyen kadınlar, sık sık “Gelsin baba, gelsin koca, gelsin devlet, gelsin cop; inadına isyan inadına isyan inadına özgürlük”, “Susmuyoruz, korkmuyoruz itaat etmiyoruz”, “Dünya yerinden oynar, kadınlar özgür olsa”, “Yaşasın örgütlü mücadelemiz”, “Kadın, yaşam, özgürlük” ve “İstanbul Sözleşmesi bizim vazgeçmiyoruz” sloganları attı.
Basın metninin Türkçesini Songül Şarklı, Kürtçe metnini ise Berivan Aydın okudu.
“ERİL YARGI CİNAYETLERİN ORTAĞIDIR”
Şarklı, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının iptali talebini reddeden eril yargının şiddetin, istismarın ve cinayetlerin suç ortağı olduğunu belirterek, “Ülkemizde kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz ve kadın cinayetleri; İktidar, Diyanet İşleri Başkanlığı ve vakıf cemaat gibi gerici odakların eril düşünceleri ile her yıl katlanarak artıyor. İktidarın kadın düşmanı politikaları, devletin şiddeti önleyecek mekanizmaları harekete geçirmemesi, erkek egemen yargı kararları, kriz ve pandemi’nin kadın emeği sömürüsü açısından fırsata dönüştürülmesi ve artan yoksulluk sonucu kadınlar evde, işte, sokakta, kampüste her yerde şiddetin türlü biçimlerine maruz kalıyor. Şiddetin, kadın katliamının, tecavüz ve tacizlerin artarak sürdüğü, kadına karşı tüm şiddet biçimlerinin sıradanlaştırıldığı, LGBTİ+’ların sistematik olarak hedef gösterildiği, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yaşamın her alanında yeniden üretildiği bir ortamda, istanbul sözleşmenin kaldırılmasına karşı iptal istemini reddetmek tüm bu suçlara zemin hazırlamak demektir. Danıştay kararı alenen erkek egemen sistemin tüm mekanizmaları ile korunacağının beyanıdır” dedi.
“İTAAT ETMİYORUZ”
Yaşam hakkını savunmaktan asla vazgeçmeyeceklerini belirten Şarklı, dünyanın her yerinde kadınların alanlarda olduğunu dile getirdi. Şarklı, şiddetin ve yoksulluğun olmadığı eşit ve adil bir yaşam istediklerinin altını çizerek, “Katillerin, tecavüzcülerin sırtını sıvazlayanlara sözümüz var; sokakta, evde, okulda, işyerinde her yerdeyiz. Ne size ne kadın düşmanı politikalarınıza itaat etmiyoruz” dedi.
PİRHA-25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü dolayısıyla açıklama yapan Antalya Kadın Platformu, “İstanbul Sözleşmesi’nin bir gece yarısı kararıyla iptal edilmesi şiddet faillerini cesaretlendirirken, mücadeleyle elde edilen tüm kazanımları ortadan kaldırmak için iktidar adeta biz kadınlara savaş ilan etmiş durumda” denildi.
Tüm dünyada başta kadınlar olmak üzere birçok kesim 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde alanlarda olacak.
Antalya Kadın Platformu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’ne ilişkin basın açıklaması yaptı.
Eğitim-Sen Antalya Şubesi’nde yapılan açıklamayı, platform adına Eğitim Sen Antalya Şubesi Örgütlenme SekreteriÇiğdem Altıntaş Peker okudu.
“İKTİDAR KADINLARA SAVAŞ İLAN ETMİŞ DURUMDA”
Geçen yıl 25 Kasım’dan bugüne erkek şiddetinin hız kesmeden devam ettiğini belirten Peker, “Kadın cinayetleri münferit değil, politiktir demek için alanlarda olacağız. İstanbul Sözleşmesi’nin bir gece yarısı kararıyla iptal edilmesi şiddet faillerini cesaretlendirirken, mücadeleyle elde edilen tüm kazanımları ortadan kaldırmak için iktidar adeta biz kadınlara savaş ilan etmiş durumda. Her ay onlarca kadın koruma kararına rağmen katledilirken, 6284 sayılı yasa uygulanmıyor, hatta yasanın sağladığı haklar kısıtlanmaya çalışılıyor. Erkek yargı her fırsatta kadın katillerine iyi hal ve haksız tahrik indirimi için gerekçe bulmaktan geri durmuyor. Erkek adalet değil, gerçek adalet demek için 25 Kasım’da alanlardayız” dedi.
“MÜCADELEYİ DAHA DA YÜKSELTECEĞİZ”
İşsizlik, yoksulluk ve krizin yarattığı ekonomik şiddeti en ağır biçimde kadınların yaşadığını söyleyen Peker, “Ekonomik krizin derinleştiği, işsizliğin arttığı koşullarında kadınlar olarak daha da yoksullaştık, yoksunlaştık. Türkiye OECD ülkeleri içerisinde istihdamda cinsiyet açığının en yüksek olduğu ülkelerden biri. Kadınlar olarak cinsiyet eşitsizliğine ve yoksulluğa karşı mücadele ederken bir yandan da göçmen kadınların bu kötü çalışma ve yaşam koşullarına ek olarak karşılaştıkları ırkçı, ayrımcı politikalara, sınır dışı edilme kaygısıyla daha fazla mobing ve tacize maruz kalmalarına karşı dayanışmayı örüyoruz. 25 Kasım Uluslararası Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele ve Dayanışma Günü yaklaşırken elbette erkek egemen düzeninin politikalarını söylem ve uygulamalarını teşhir edecek, tacizin, mobbingin, şiddetin tüm biçimlerine karşı evde, sokakta, işyerlerimizde mücadeleyi daha da yükselteceğiz” diye konuştu.
PİRHA–Antalya’da kadınlar Mahsa Amini için eylem gerçekleştirdi. Eylemde, “İran çok uzağımızda değil” denerek Türkiye’de de gerici, dinci grupların kadınları hedef aldığı söylendi.
Antalya Kadın Platformu “Mahsa için, özgürlüğümüz için, laiklik için hayatlarımız için, her yerde diktatörlüğe karşı direnmeye devam edeceğiz” şiarıyla basın açıklaması gerçekleştirdi.
Attalos Meydanı’nda yapılan basın açıklaması metnini Antalya Kadın Platformu adına Halkevleri’nden Kadriye Bayraktar okudu. Basın açıklamasının tamamı şu şekilde:
“MAHSA, POLİS TARAFINDAN KATLEDİLDİ”
“22 yaşındaki Kürt kadın Mahsa Amini, İran’da molla rejimi tarafında yönetilen ve “Ahlak Polisi” diye bilinen irşat devriyeleri tarafından başörtüsünü düzgün takmadığı gerekçesiyle işkenceyle tutuklandı. Polis karakoluna götürülen Mahsa, aynı gece hastaneye kaldırıldı ve oradan da ölüm haberi geldi. Yani Mahsa Amini polis tarafından katledildi.
Dünya’nın her yerinde erkek egemen sisteme ve devlet şiddetine karşı mücadele eden kadınlar, Mahsa Amini’nin katledilmesi üzerine başta İran olmak üzere sokaklara döküldü. Faşist İran rejimini ve kadınların yaşam tarzlarına müdahale eden ahlak polisi gibi kurumları protesto eden gösteriler, yürüyüşler yapılmaya devam ediyor. Kadınlar toplu halde başörtülerini çıkararak, ateşe vererek mücadelelerini yeni bir boyuta taşıyor. İran rejimi ise Kürt halkının yoğun yaşadığı bölgeler başta olmak üzere halkın üzerine ateş açmaya, saldırmaya devam ediyor.
“MAHSA’NIN KATLEDİLMESİ DİNCİ VE KADIN DÜŞMANI POLİTİKALARIN SONUCUDUR”
Biz Türkiye’den, yaşadığımız topraklardan İranlı kadınların öfkesini ve acısını derinden hissediyoruz. Onların isyanını kendi isyanımız olarak görüyoruz. İran’da, Türkiye’de ve Dünya’nın her yerinde hakları için, özgürlüğü için, hayatları için direnen milyonlarca kadın benzer kadın düşmanlığı ve benzer rejimler karşısında direnmeye devam ediyor. Dinci faşist İran rejiminin dayatmalarına karşı kadınların açtığı bayrak bütün toplumun elinde artık. Halk şeriat dayatmalarına karşı direniyor, sokaklarda diktatörün yıkılması için mücadele ediyor.
Mahsa’nın katledilmesi İran’da 43 yıldır süren dinci ve kadın düşmanı politikaların sonucudur. İran’da 1979’dan bu yana kadınlara başörtüsü dayatılıyor. Kadınlar tutuklanıyor. LGBTİ+ların cinsel, duygusal, romantik ilişkilenmeleri suç sayılıyor. İran bizden uzakta değil. Yanı başımızda. Bu topraklarda LGBTİ+ların varlığına karşı düşmanlık geçtiğimiz haftalarda devlet desteğiyle sokağa döküldü. Valilik izniyle, RTÜK’ün reklam desteğiyle İslamcı gerici bir güruh nefret söylemleriyle yürüyüş yaptı.
Bu ülkede hakkını aramaya çalışanlara sokaklar yasak, bir kişi daha eksilmemek için meydanlara çıkan kadınlara karşı polis şiddeti, işkence ve taciz var. Ama şeriat propagandası, ırkçılık, nefret söylemi devletin izniyle büyütülüyor. İşte bu yüzden İran çok uzağımızda değil diyoruz.
Tarikatlar talep ediyor, İstanbul Sözleşmesi feshediliyor. Bir grup erkek kendini mağdur baba ilan ediyor, nafaka hakkımız gasp edilmeye çalışılıyor. Konserler yasaklanıyor, sanatçılar, gazeteciler tutuklanıyor. Kadınların sadece aile olduğunda var sayıldığı, LGBTİ+ların varlığının yok sayıldığı bir dayatmanın, bir faşizmin altında her şeye rağmen yaşamaya çalışıyoruz. Bu ülkede hukuk toplumun belirli kesimlerine karşı, kadınlara ve LGBTİ+lara karşı düşman hukukuyla işliyor.
Bizler de Türkiye’den İranlı kadınların sesini yükseltiyoruz. Mahsa Amini’nin katili İran Molla rejimidir. Mahsa’nın katili erkek egemen sistemdir. Mahsa’nın ve İranlı kadınların mücadelesi hepimizin mücadelesidir. Son olarak İran’da Türkiye’de ve tüm dünyada Mahsa için, özgürlüğümüz için, laiklik için hayatlarımız için, her yerde diktatörlüğe karşı direnmeye devam edeceğiz.”
PİRHA- Mersin ve Antalya’da İran rejimi tarafından katledilen Mahsa Amini için sokağa çıkan kadınlar, “Mahsa Amini’nin katili Molla rejimidir. Dinci faşizme karşı mücadele eden İranlı kadınlar yalnız değildir” dedi.
Jîna Mahsa Amini, İran İslam Cumhuriyeti’nin rejimin sözde ‘ahlak polisi’ tarafından başörtüsünü düzgün takmadığı gerekçesiyle başkent Tahran’da 14 Eylül’de işkenceyle gözaltına alındı. Polis karakoluna götürülen Mahsa, aynı gece kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi.
İran’da katliamı protesto gösterileri onlarca kentte devam ediyor. İran rejim güçleri tarafından katledilenlerin sayısı 8’e ulaşırken, gösteriler sonrası internet erişimi kesildi. Türkiye’de de kadınlar öncülünde eylemler yapıldı.
ANTALYA
Antalya Kadın Platformu, Attalos Heykeli önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın açıklamasına HDP İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay ve çok sayıda İranlı yurttaş katıldı. Basın metnini Kadın Platformu adına Türkiye İşçi Partisi (TİP) Antalya il örgütünden Leyla Çelebi okudu.
“BİR KADIN DAHA DEVLET TERÖRÜ İLE HAYATINI KAYBETTİ”
Molla rejimiyle yönetilen İran’da, 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin, polis tarafından katledildiğini belirten Leyla Çelebi, “Mahsa Amini’nin katledilmesine karşı başta İran olmak üzere birçok ülkede kadınların isyanı sokaklara taştı. Yıllarca şeriata, faşizme karşı laikliği savunan, haklarımızdan ve özgürlüklerimizden vazgeçmeyeceğimizi her defasında dile getiren Türkiyeli kadınlar olarak, İranlı kadınların zulme karşı çıkardığı bu sesi duyuyor ve seslerimizi birleştirmek istiyoruz. Çünkü biliyoruz ki kadın dayanışması sınır tanımaz” dedi.
Leyla Çelebi, “Mahsa’nın görünen saçına tahammül edemeyenler, İran’da 43 yıldır baskıcı, dinci, kadın düşmanı ve nefret politikaları üreten ve yönetenlerin olduğunu vurgulayarak, “Mahsa Amini şahsında katledilen kadınlar isyanımızdır. İran’da ve dünyada erkek devletin kadınların bedenleri üzerindeki tahakkümüne karşı dünyanın tüm kadınları olarak susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz” diyerek konuşmasını tamamladı.
Eylemde söz alan HDP İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay da yaptığı konuşmada, “Saçının bir teli göründüğü için katledilmesi sadece İran’daki kadınların değil, bütün dünya kadınlarının büyük bir acısı oldu. Kadınların nasıl yaşayacağına, kadınların ne giyeceğine, hiç kimse karışamaz, biz kendimiz karar veririz. Biz kadınlar başımızı örteceğimize örtmeyeceğimize biz karar veririz. Türkiye’de de kadın cinayetlerinin politik olduğunu her gün haykırıyoruz. Bütün dünyada kadınlara yönelik bu saldırılar politiktir. Tabi bu saldırılar karşısında dünyada bütün kadınlar enternasyonal bir bilinç yükseltiyorlar. Biz hep beraber haykırıyoruz kadınların özgürlüğü için hep beraber mücadele ediyoruz, hep birlikte özgür oluncaya kadar” ifadelerine yer verdi.
MERSİN
“ÖZGÜR BİR DÜNYAYI HEP BİRLİKTE İNŞA EDECEĞİZ”
Mersin’de de kadınlar Pozcu’da bir araya geldi. Farsça, Türkçe ve Kürtçe dövizlerin açıldığı ve “Jin, Jiyan, Azadi” sloganlarının atıldığı eylemde Mersin Kadın Platformu adına açıklamayı okuyan Çiğdem Serin, “İranlı kadınlar başta olmak üzere tüm dünyada kadınlar artık yeter diyor! İran halkları, dünya halkları yeter diyor” diye belirtti.
“Mahsa şahsında katledilen tüm kadınlara sözümüz, ahlaksızlık sizin görünen saç tellerinizde değil, İran’dan tüm dünyaya erkek egemen iktidarların zihniyetindedir” diyen Çiğdem Serin, “Buradan bir kez daha belirtiyoruz; Mahsa’nın direnişi ve mücadelesi bizlerin de mücadelesidir! Bu mücadeleyi halkların isyanı ve direnişiyle ile birleştirerek özgür bir dünyayı hep birlikte inşa edeceğiz” ifadelerini kullandı.
Açıklamanın ardından kadınlar saçlarını keserek, “Jin, Jiyan, Azadi” sloganı attı.
PİRHA-Antalya’da Kadın Platformu’nun çağrısıyla ‘Feminist Gece Yürüyüşü’ için bir araya gelen kadınlar, Üç Kapılar’da toplandı. Kadınların yürüyüş yapmasını engelleyen polisler biber gazlarıyla kadınlara müdahale etti. Polisin müdahalesi sonucu 30 kişi gözaltına alındı.
Antalya’da Kadın Platformu’nun çağrısıyla ‘Feminist Gece Yürüyüşü’ için bir araya gelen kadınlar, Üç Kapılar’da toplandı. Kadınların yürüyüş yapmasını engelleyen polisler biber gazlarıyla kadınlara müdahale etti.
Polisin biber gazı kullanması sonucunda yaralanan bir öğretmen hastaneye kaldırıldı. Eşitlik, özgürlük ve adalet talep eden kadınlar, basın açıklamalarını polislerin önlerini barikatlarla kesip müdahalede bulunduğu Üç Kapılar’da okudu.
Kadınlar yaptıkları açıklamanın ardından gözaltılara karşı bir süre oturma eylemi yaptı. Oturma eylemi sonrası ara sokaklara giren kadınlar, ‘Faşizme karşı omuz omuza’ sloganlarını atarak polis saldırısını protesto etti. Eylemde bir kadının, ‘Katilleri koruyorsunuz’ demesine polis amiri, ‘Tabi koruyoruz’ şeklinde karşılık verdi.
Polisin müdahalesi sonucunda BES Antalya Şube Başkanı Devrim Mol ve 30 kişinin gözaltına alındığı öğrenildi.