Etiket: antalya şube sekreteri

  • PSAKD’li Eren: Örgütlerimiz gerici zihniyete karşı köylerde ilişki ağını geliştirmeli!-VİDEO

    PSAKD’li Eren: Örgütlerimiz gerici zihniyete karşı köylerde ilişki ağını geliştirmeli!-VİDEO

    PİRHA- Alevi toplumunda büyük tartışmalara neden olan ‘Dedeler Zirvesi’ne sert tepki gösteren Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Şube Sekreteri Atakan Eren, “Bu noktaya nasıl gelindi? Bu insanlar neden buraya gitti?” sorusunun çok önemli olduğuna dikkat çekerek, “Örgütlerimizin İç Anadolu’da, Karadeniz’de, Doğu Anadolu’daki köylerde mümkün olduğunca ilişki ağını geliştirmeleri, toplantılar yapmaları, insanları bu gerici zihniyetin baskısından kurtarmaları ve örgütlemeleri gerekiyor” dedi.

    Tunceli Valiliği ve Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığının ortaklaşa düzenlediği ‘Dedeler Zirvesi’, Alevi kurumları ve ocak mensupları tarafından tepkiyle karşılandı. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Şube Sekreteri Atakan Eren, 4 Mayıs’ta simgesel bir günde özellikle Dersim’de iktidarın kurduğu bir alternatif Alevi örgütünün etkinliğine katılmasının nedenlerini ortaya çıkarmak gerektiğini ifade etti.

    “MUHASEBESİNİ YAPMAK ZORUNDAYIZ”

    Dersim’de ‘Dedeler Zirvesi’ni yapılmasını Alevi hareketinin ilk önce kendi içinde bir muhasebe yapması gerektiğini vurgulayan Atakan Eren, “Çünkü bu konuda insanları birey olarak yargılamaktan çok bir mantığın yargılanması gerekiyor” dedi.

    “Bu noktaya nasıl gelindi? Bu insanlar neden buraya gitti?” sorusunun çok önemli olduğuna dikkat çeken Eren, “Yani tabii ki bu insanları düşkün ilan etmek benim ya da bir başkasının görevi değil. Bu Alevi örgütlerinin, Alevi geleneğinin, Alevi Yol’unun görevidir. Bu noktada karar verebilecek insanlar da bellidir. Ama örgütlerimizin ilk önce kendi içinde bunun bir muhasebesini yapmalı. Biz bu noktaya nasıl geldik? Bu insanlar neden 4 Mayıs’ta simgesel bir günde, özellikle Dersim’de iktidarın etkinliğine katıldılar?” diye belirtti.

    ALEVİ KURUMLARI BİR AN ÖNCE DEDELERE YÖNELİK EĞİTİM ÇALIŞMASI BAŞLATMALI”

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın, Alevileri asimile etmenin bir parçası olarak kurulduğunu belirten Eren, Alevi örgütlerinin bu konu ile ilgili bir çalışma yapması gerektiğini vurgulayarak, “Özellikle inanç kurullarının bu konuyla ilgili ilgili bir çalışma yapması gerekiyor. Cemevlerinde görev yapan dedelerin ya da diğer arkadaşlarımızın sıkı bir eğitimden geçilmesi gerekiyor” dedi.

    “DEDELER ZİRVESİNE KATILANLARIN TESPİT EDİLMESİ GEREKİYOR”

    4 Mayıs’ta Dersimde yapılan Dedeler Zirvesine katılan dedelerin kimler olduğunun tespit edilmesi gerektiğini dile getiren Eren, “Evet bu insanlar oraya gitmişler, bir toplantıya katılmışlar. Bu insanlar kim? Bu insanlar neden o toplantıya gitti? Bu insanların tarihsel süreci neydi? Bu insanlar ne istiyor? Bunun araştırılması, bunun kamuoyuna açıklanması gerekiyor. Sadece eleştirmek yetmiyor. Sadece bu insanlara Yol düşkünü demek yeterli bir çözüm değil” şeklinde ifade etti.

    “ALEVİ KURUMLARI ZAMAN KAYBETMEDEN ALANA DÖNÜK ÇALIŞMALAR YÜRÜTMELİ”

    Alevi kurumlarının alana inmek zorunda olduğunu vurgulayan Eren, “Kendi örgütlerinin içine dönmek zorundalar. Kendi iç eğitimlerini tamamlamak zorundalar. Biz maalesef bunları yapamıyoruz. Şu anda örgütlerimiz sosyal medyadan bildiri yayınlamakta, basın açıklaması yayınlamakta. Onun dışında bir şey yapamıyoruz. Yani bu doğru bir yöntem ve doğru bir metot değil” diye belirtti.

    “HALKI BİLİNÇLENDİRMEK İÇİN ALEVİ KURUMLARINA BÜYÜK GÖREVLER DÜŞÜYOR”

    PSAKD Antalya Şube Sekreteri Atakan Eren, konuşmasının devamında şunları belirtti:

    “Örgütlerimizin İç Anadolu’da, Karadeniz’de, Doğu Anadolu’daki köylerde mümkün olduğunca ilişki ağını geliştirmeleri, buralara insanları göndermeleri, toplantılar yapmaları, insanları bu gerici zihniyetin baskısından kurtarmaları ve örgütlemeleri gerekiyor.

    Bu noktada direnç göstermek zorundayız ve herkese görev düşüyor. Federasyondaki tüm örgütlere, tüm Alevilere, tüm devrimci, demokratlara görev düşüyor.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Zeynel Can: Dedeler Zirvesi’nin 4 Mayıs’ta Dersim’de yapılması tesadüf değildir! -VİDEO

    Zeynel Can: Dedeler Zirvesi’nin 4 Mayıs’ta Dersim’de yapılması tesadüf değildir! -VİDEO

    PİRHA- Tunceli Valiliği ve Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın ortaklaşa düzenlediği ‘Dedeler Zirvesi’ne tepki gösteren Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, “Devlet kendi tekelinde, kendi kontrolünde bir Alevi yapılanmasını inşa etmek istiyor” dedi.

    Alevi toplumunun “Alevi Diyaneti” olarak tarif ettiği Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Dersim Tertelesi’nin yıldönümünde Tunceli Valiliği ile birlikte 130 dedenin katılımıyla ‘Dedeler Zirvesi’ gerçekleştirdi.

    Yapılan bu tartışmalı toplantıya ilişkin PİRHA’ya açıklamalarda bulunan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, “Aleviliği sönümlendirmeye ve ortadan kaldırmaya yönelik girişimlerdir” diye belirtti.

    “DEVLET DERSİM TERTELESİ’NİN YILDÖNÜMÜNDE DEDELER ZİRVESİ YAPARAK ALEVİLERE MESAJ VERMEK İSTİYOR”

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından 4 Mayıs’a Dersim’de yapılan toplantının simgesel bir anlam ifade ettiğini belirten Can, bunun tesadüf olmadığının altını çizdi.

    “DERSİM’DE YAPILMAK İSTENEN TOPLANTI BİR ALEVİ DİYANETİ YARATMA GİRİŞİMİDİR”

    Dedelerle ilgili yapılan toplantının bir ‘Alevi Diyaneti’ yapılanmasına yönelik projenin bir adımı olduğunu vurgulayan Can, “Özellikle devletin çizgisindeki dernek ve vakıflar yeterli etkiyi yaratamayınca devlet doğrudan sahaya indi ve müdahale etti. Bugünkü yaşanan durum budur” dedi.

    “ALEVİ KÜLTÜR VE CEMEVİ BAŞKANLIĞI DEDELERİ MAAŞLA ELE GEÇİRMEYE ÇALIŞIYOR”

    Devletin 5-6 yıl öncesinden sahadan topladığı verilerle Kültür Bakanlığı üzerinden bir Alevi yapılanması inşa etmeye başlandığını belirten Can, “Bunun üzerinden Kültür Bakanlığına bağlı Alevi Kültür ve Cemevi Başkanlığını kurdu. Topladıkları veriler üzerinden kurumları gezdiler ve içlerinde kendileriyle iş birliği yapabilecek unsurları belirlediler. Son toplantıda da, dedelere ‘Siz artık bu işi maaşlı olarak yapacaksınız’ dediler” diye konuştu.

    “DEVLET ALEVİLİĞİ ORTADAN KALDIRMAK İSTİYOR”

    Aleviliğin Pir-Talip ilişkine dayanan bir inanç olduğunun altını çizen Can, “Alevilik inancında dedelere maaş yoktur, hakkulah vardır. Bu dedenin görevidir ve dedenin inancına olan borcudur. Bir karşılık değildir. Dolayısıyla da buradan aslında Diyanet’e benzer bir yapılanma, devletin kontrolünde bir Alevi yapılanması yapılmak isteniyor” şeklinde ifade etti.

    Yapılmak isteneni Aleviliğin tarihsel doğa tanrıcı felsefesine yönelik bir taarruz girişimi olarak değerlendiren Can, “Aleviliği aslında sönümlendirme ve ortadan kaldırmaya yönelik bir girişimdir. Çünkü Alevilik bağımsızlığını kaybettiği anda bütün bu bahsettiğimiz özellikleri de kaybedecektir” diye belirtti.

    “DEVLETTEN MAAŞ ALAN DEDELER CEMEVLERİNDE BİR CAMİ HOCASI GİBİ VAAZ VERECEKTİR”

    Devlet tarafından görevlendirilmiş bir dedenin toplumdan rızalık almasına gerek kalmayacağına da dikkat çeken Zeynel Can, konuşmasının devamında şunları belirtti:

    “Aslında bir yerde o inancın adı Alevilik olarak dahi kalsa bunu zamanla içi boşaltılmış olacak. Yani işi bu şekilde bir atanmış dedeyle devlet tarafından kurulmuş cemevi içindeki Aleviliğin geleceği yol budur. Devletin aslında doğrudan kendi uzantılarının yapamadığını, dedenin kendisinin yapmasına yönelik ciddi bir hamlesidir.

    Bunu tabii boşa çıkarmak anlamında da bizim yapacaklarımız ve yapmamız gerekenler vardır. Üst düzeydeki kurum başkanları, yetkililer bir araya gelerek konuşmaları, değerlendirmeleri ve buna göre politikalar ve stratejiler belirlemesi gerekir.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Atakan Eren: Şiddet sarmalının önüne emek ve demokrasi güçleri geçebilir -VİDEO

    Atakan Eren: Şiddet sarmalının önüne emek ve demokrasi güçleri geçebilir -VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Şube Sekreteri Atakan Eren, okullarda ve yaşamın her alanında artarak devam eden şiddet olaylarına ilişkin PİRHA’ya açıklamalarda bulundu. Eren, eğitim sistemindeki çöküşe, popüler kültürün ve medyanın şiddeti körüklemesine dikkat çekerek bu sarmaldan çıkışın ancak emek ve demokrasi güçlerinin mücadelesiyle mümkün olacağını vurguladı.

    Okullarda ve yaşamın her alanında tırmanan şiddet olaylarını değerlendiren PSAKD Antalya Şube Sekreteri Atakan Eren, eğitimde yaşanan şiddetin kökenlerinin çok eskilere dayandığını belirterek özellikle 12 Eylül darbesinden sonra geliştirilen sürece bakmak gerektiğini ifade etti. Türkiye’deki mevcut sistemi ve toplumsal yapıyı eleştiren Eren, şiddetin artık hayatın her alanına yayıldığını dile getirdi.

    “TÜRKİYE’DE ŞİDDET SADECE OKULDA DEĞİL YAŞAMIN HER ALANINDA SÖZ KONUSU”

    Bu ülkede okulların ticarethaneye dönüştüğü dönemleri yaşadıklarını belirten Eren, şunları söyledi:

    “Eğitimin kaliteli olmadığı okulların ticarethaneye dönüştüğü dönemleri yaşadık ve hala da yaşıyoruz. Şiddet konusuna gelince şiddet artık Türkiye’de toplumsal bir metafor olarak var. Türkiye’de sadece okulda değil her yerde ailede sokakta, üniversitede hastanelerde, iş yerlerinde  her yerde var.”

    Sistemin şiddeti körüklediğini belirten Eren, sözlerine şöyle devam etti:

    “Sistem bunu pompalıyor. Eğitim dibe vurmuş durumda insanlara verebileceği hiçbir şey de kalmadı. Çünkü her şey paralı eğitime dönüştürüldü. Türkiye’deki eğitim sisteminin çökmesi ve Türkiye’de popüler kültürün insanları hızlı bir şekilde şiddete yöneltmesi ve tüm televizyonlarda, yayın organlarında, sosyal medyada her gün şiddet haberleri, şiddet olayları var. Dizileri izlediğiniz zaman herkes mafya, herkesin belinde silah.  Bu noktada da bu genç insanların bundan etkilenmemesi mümkün değil.”

    “HAKKINI ARAYAN HERKES GÖZALTINA ALINIP TUTUKLANIYOR”

    Türkiye’de hakkını arayan insanları gözaltına alıp tutuklayan bir anlayışın var olduğunu belirten Atakan Eren, konuşmasının devamında şu vurguları yaptı:

    “Bu ülkede silahla gezen, insanları tehdit eden, silahlı bir hayat kurmaya çalışan insanları özendiren bir sistem var.  Bu noktada da şiddetin olması çok normaldir. Bunu değiştirecek olan da insanlardır. Bu sistemi ancak emek ve demokrasi güçleri değiştirebilir. Başka türlü bu şiddet sarmalının önüne geçmenin pek mümkünatı yok.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Zeynel Can: Eğitim politikası sağlıklı nesiller yetiştirmekten uzak-VİDEO

    Zeynel Can: Eğitim politikası sağlıklı nesiller yetiştirmekten uzak-VİDEO

    PİRHA – Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, Siverek ve Maraş’taki okullarda artan şiddet olaylarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Türkiye’de Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana sürdürülebilir bir eğitim politikasının oluşturulamadığını savunan Can, mevcut sistemin sağlıklı nesiller yetiştirme amacından saptığını belirtti.

    “EĞİTİM SORUNU CUMHURİYETTEN BUGÜNE ÇÖZÜLEMEDİ”

    Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren eğitim meselesinin temel bir sorun olarak tartışıldığını ifade eden Zeynel Can, Köy Enstitüleri ile başlayan sürecin devamında eğitim enstitülerinin kapatılması ve imam hatiplerin açılması eksenindeki tartışmaların, eğitimin niteliğini zedelediğini vurguladı. Can, “Bu tartışmalar nedeniyle, ülkenin geleceğine yönelik sağlıklı nesiller yetiştirecek tutarlı bir eğitim politikası bir türlü oluşturulamamıştır,” dedi.

    “EĞİTİMİN DİNSELLEŞMESİ VE SADAKA KÜLTÜRÜ”

    Son dönemde eğitimde kolaycılığa kaçıldığını belirten Can, iktidarın eğitim politikalarını şu sözlerle eleştirdi: “Eğitimi dinselleştirerek ve yoksulluğu besleyerek toplumu sadaka kültürüyle idare etmek istiyorlar. Bir sosyal hukuk devleti, insanların temel ihtiyaçlarını karşılayamadığında toplumu oyalayacak araçlara başvurur. Televizyonlardaki mafya dizileri ve dedikodu programları bu siyasetin bir parçasıdır. Yoğun dinsel eğitim ve derin yoksulluk, insanları yardıma muhtaç hale getirmeyi hedeflemektedir.”

    “YOKSULLUK EN ÇOK ÇOCUKLARI VURUYOR”

    Ekonomik sıkıntıların bedelini en ağır çocukların ödediğini ifade eden Can, yetersiz beslenmenin zihinsel sağlığı, zihinsel sağlığın bozulmasının ise eğitimi ve geleceği doğrudan olumsuz etkilediğini söyledi. Gençlerin kendilerini ifade edebilecekleri bir meslek edinememeleri durumunda yasa dışı yollara sürüklendiğine dikkat çeken Can, “Çocukların çeteleşme süreci, sokaklarda akranlarına şiddet uygulayarak başlıyor,” uyarısında bulundu.

    “YENİ ROL MODELLER: MAFYA VE ÇETE LİDERLERİ”

    Geçmişte çocukların öğretmen, doktor veya avukat olmayı hayal ettiğini ancak günümüzde bu modellerin yerini mafya figürlerinin aldığını belirten Can, şunları ekledi: “Televizyon dizileri aracılığıyla mafya babaları toplumun gözünde meşrulaştırılıyor. Jean-Jacques Rousseau’nun ‘Bana bir çocuk verin, ondan ister alim ister zalim yapayım’ sözünde olduğu gibi, çocuğun nasıl işlendiği hayati önemdedir. Siverek ve Maraş’ta yaşanan trajik olaylar bunun sonucudur. Maraş’taki örnekte aile profili yüksek olmasına rağmen ilgisiz bırakılan veya yanlış yönlendirilen çocukların nasıl suça sürüklendiğini görüyoruz.”

    “ÇÖZÜM SOSYAL HUKUK DEVLETİNDE”

    Eğitim ve toplumdaki bu olumsuz gidişatı durdurmanın tek yolunun sosyal devlet ilkelerine dönmek olduğunu vurgulayan Zeynel Can konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

    “Ailenin imkanlarının yetmediği noktada devlet; çocuğun beslenmesini, eğitimini ve meslek edinimini üstlenmelidir. Çocuklara çağdaş, etik ve evrensel insani değerler verilmelidir. Bugün ‘saldım bayıra Mevla’m kayıra’ mantığıyla hareket ediliyor. Okullarda siyasi şovlar yapılması veya çocukların mezarlıklara götürülmesi doğru değildir. İnsanların maneviyata ihtiyacı vardır ancak bu öncelikle ailede sevgiyle verilir. Yoğunlaştırılmış dini veya milliyetçi eğitim yerine, evrensel değerlere odaklanılmalıdır.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Zeynel Can: Yaşam alanlarımız küresel sermayeye açılıyor -VİDEO

    Zeynel Can: Yaşam alanlarımız küresel sermayeye açılıyor -VİDEO

    PİRHA- Yıllardır jeotermal HES ve maden arama projeleriyle insanların yerleşik yaşam alanları doğa ve hayvancılığın yok edilmek istendiğini vurgulayan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can,Bu böyle gitmeyecek. Türkiye’de bu potansiyelin var olduğuna inanıyorum “dedi.

    Muş’un Varto ilçesinde Xwarik (Çallıdere) köyü sınırları içerisinde başlatılacak ve 16 Kürt-Alevi köyünü etkileyecek jeotermal enerji santraline (JES) Muş Valiliği İl Komisyon Başkanlığı onay verdi. Halkın tepkisi ise sürüyor.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, Türkiye’de çevre meselesinin artık yakıcı ve birinci gündem maddelerinden biri haline geldiğini belirterek, yaşananların küresel sermayenin doğa üzerindeki baskısının bir yansıması olduğunu ifade etti.

    Varto’nun Çalıdere köyünde gündeme gelen jeotermal tesis girişiminin, köy muhtarının tebligatı imzalamamasıyla açığa çıktığını belirten Can, bu süreçte köylülerden gizlenerek yürütülen bir kamulaştırma planının ortaya çıkarıldığını söyledi. Can, meralara ve köy arazilerine el konulmak istendiğini vurguladı.

    JEOTERMAL, HES VE MADEN PROJELERİ YAŞAMI HEDEF ALIYOR”

    Bu girişimlerin tekil olmadığını, Türkiye’nin dört bir yanında benzer uygulamaların sistematik biçimde devreye sokulduğunu belirten Can, Muğla Akbelen’deki maden ruhsatlarından Karadeniz’deki HES projelerine, Erzincan İliç’te yaşanan maden faciasından siyanürlü altın arama faaliyetlerine kadar uzanan geniş bir tabloya dikkat çekti.

    Küresel ölçekte doğal kaynakların paylaşımı üzerinden yürütülen politikaların Türkiye’ye de yansıdığını vurgulayan Can, uluslararası sermayenin doğrudan kaynaklar üzerinden pazarlık yürüttüğünü belirtti.

    YAŞAM ALANLARIMIZ İSTİLA EDİLİYOR”

    Yaşanan süreci yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda ekolojik ve kültürel bir yıkım olarak tanımlayan Can, “Burada söz konusu olan şey basit bir yatırım değil, doğrudan bir habitatın, yani yaşam alanının istilasıdır. Yüzyıllardır süregelen bir yaşam kültürü, birikim ve doğayla kurulan denge yok sayılıyor. İnsanlar o topraklarda yaşıyor, hayvanlar, bitkiler, su kaynakları bir bütün oluşturuyor. Bu bütün parçalanmak isteniyor” diye konuştu.

    “NEOLİBERAL POLİTİKALAR DOĞAYI HEDEF HALİNE GETİRDİ”

    Türkiye’de uygulanan neoliberal politikaların bu sürecin temelini oluşturduğunu belirten Can, çevresel etki değerlendirme (ÇED) süreçlerinin işlevsiz hale getirildiğini söyledi. Eskiden uzun ve çok aşamalı incelemelerden geçen projelerin artık hızla onaylandığını ifade eden Can, “Bugün geldiğimiz noktada en gerekli durumlarda bile ‘ÇED gerekli değildir’ kararları verilebiliyor. Hukuksal süreçler devre dışı bırakılıyor, mahkeme kararları dahi zaman zaman yok sayılıyor” dedi.

    Bu durumun yalnızca çevreyi değil, aynı zamanda hukuk sistemini de zayıflattığını belirten Can, Türkiye’de doğanın sistematik bir şekilde tahrip edildiğini ve bunun siyasal tercihlerle doğrudan bağlantılı olduğunu dile getirdi.

    “TOPLUMSAL DİRENİŞ KAÇINILMAZ”

    HBVAKV Antalya Şube Başkanı Veysel Can yaşananlara karşı geliştirilen bireysel direnişlerin dahi büyük önem taşıdığını vurguladı. Bu direnişlerin birleşerek toplumsal bir muhalefete dönüşmesi gerektiğini ifade eden Can, “Bugün bir köyde, bir ormanda verilen mücadele küçük görülebilir ama bunların toplamı büyük bir toplumsal bilinç yaratır. Bu bilinç de demokratik bir değişimin önünü açar” dedi.

    Mevcut iktidarın neoliberal politikaları kararlılıkla sürdürdüğünü belirten Can, bugün engellenen bir projenin yarın başka bir bölgede yeniden gündeme getirildiğine dikkat çekerek, çevre mücadelesinin süreklilik gerektirdiğini ifade etti.

    “ÇEVRECİLERE YÖNELİK BASKI ARTIYOR”

    Çevre mücadelesi veren yurttaşlara yönelik baskıların giderek arttığını belirten Can, doğasını korumaya çalışan insanların gözdağı verilerek susturulmak istendiğini söyledi. Ancak tüm bu baskılara rağmen toplumda güçlü bir çevre bilincinin oluştuğunu ifade eden Can, örgütlü mücadelenin bu süreci tersine çevirebilecek potansiyele sahip olduğunu belirtti.

    Can, “Bu böyle gitmeyecek. Türkiye’nin demokratik birikimi ve toplumsal direnci bu süreci aşacak güce sahiptir” diyerek sözlerini tamamladı.

     Cebrail ARSLAN/ANTALYA 

     

     

     

     

     

     

     

     

     

  • PSAKD’li Eren: Asimilasyon devam ederken, Alevi örgütleri belli alanlara sıkışmış durumda-VİDEO

    PSAKD’li Eren: Asimilasyon devam ederken, Alevi örgütleri belli alanlara sıkışmış durumda-VİDEO

    PİRHA- Alevi köylerine ilişkin asimilasyon politikalarının devam ettiğine dikkat çeken PSAKD Antalya Şube Sekreteri Atakan Eren,” Bu köylerle ilgili örgütlerimizin elinde ne bir rapor ne bir belge ne de bu işle uğraşan bir komisyon var” diyerek tepki gösterdi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Şube Sekreteri Atakan Eren Alevilere yönelik asimilasyon politikalarını PİRHA’ya değerlendirdi.

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın yayınladığı Ramazan genelgesi ile ilgili eğitim örgütlerinin sendikalar ve derneklerin gerekli tepkileri gösterdiklerini belirten Eren, “Tabii ki bunun çok önceki bir süreci var. Türkiye’de zorlu din dersinin başlamasıyla beraber zaten laikliğe ve bilimsel eğitime en büyük darbe vuruldu” dedi.

    “ZORUNLU DİN DERSLERİNE KARŞI AÇILAN DAVALAR BELİRLİ İNSANLAR ÜZERİNDE YÜRÜDÜ”

    Dönem dönem zorunlu din derslerine karşı gerekli mücadelelerin verildiğini belirten Eren, “Türkiye’de zorunlu din dersine karşı dilekçeler konusunda Türkiye’deki Alevi federasyonuna bağlı olan ya da bağımsız olan örgütlerin sadece yöneticilerini hesaplasak binlerce insan etmesine rağmen, dava açanlar açısından bakıldığında maalesef Türkiye’de biz bu davaya sahip çıkamadık” dedi.

    Zorunlu din derslerine karşı açılan davaların sadece belirli insanların başvurusuyla yürütülmeye çalışıldığını belirten Eren, “Onun dışında çok fazla bir dava açılmadı. Dava açılıp kazanılan davalarımız olmasına rağmen var olanı da savunamadık.  AİHM ve Türkiye’de kazandığımız davalar vardı. Aynı şekilde Antalya’da kazandığımız bir dava vardı ama bu sınırlı sayıda insanla yürütülebildi” diye belirtti.

    Son Ramazan genelgesinin yayınlanmasının dinin kurumsallaştığının işareti olduğunu ifade etti.

    “ALEVİ ÖRGÜTLERİ BELLİ ALANLARA SIKIŞMIŞ DURUMDA”

    Alevi hareketine yönelik eleştiriler de sunan Eren, “Maalesef örgütlerimiz belli alanlara sıkışmış durumdalar. Bugün Türkiye’de hangi ocaklar var, hangi köyler Alevi, kaç tane Alevi köyü var. Alevi köylerinin sorunları nedir? Ne tür sıkıntılar yaşıyor? Alevi örgütleri maalesef bu sorular hakkında bilgi sahibi değiller” dedi.

    Alevi köylerine ilişkin asimilasyon politikalarının devam ettiğine dikkat çeken Eren,” Bu köylerle ilgili örgütlerimizin elinde ne bir rapor var ne bir belge ne de bu işle uğraşan bir komisyonu var” diyerek tepki gösterdi.

    Alevi kurumlarının Anadolu’da ve Anadolu dışındaki dergâhları ve ocakları bir bir gezmesi gerektiğini vurgulayan Eren, “Bu insanların dertlerini dinlemesi gerekiyor. Sorun sadece asimilasyon da değil. Bu insanların çok başka sorunları da var. Bugün Alevi köylerinin yol sorunu var, elektrik sorunu var, eğitim sorunu var, sağlık sorunu var” diye belirtti.

    “ALEVİ KURUMLARININ İÇ ÇATIŞMALARDAN ÇIKMASI GEREKİYOR”

    “Alevi kurumlarının iç çekişmelerden, iç çatışmalardan, iç politikanın yoğun gündeminden bir an önce sıyrılıp kendi gündemlerine dönmesi gerekir” diyen Eren, “Politikadan uzak kalalım demiyoruz. Politikadan uzak kalma şansımız yok zaten. Ama örgütlerimizin bir an önce hızlı bir şekilde toparlanması, bu işe adapte olması gerekiyor. Bunlar yapılmadığında Alevi hareketi ve Alevi toplumunu sorunlarının daha da çoğalacağını, bundan kaynaklı asimilasyonun da çok fazla hızlanacağını düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.

    Cebrail ARLAN/ANTALYA

     

  • Zeynel Can: Siyasal iktidar camisiz köy bırakmak istemiyor! -VİDEO

    Zeynel Can: Siyasal iktidar camisiz köy bırakmak istemiyor! -VİDEO

    PİRHA – İzmir’in Urla ilçesine bağlı Alevi köyü olan Bademler Köyüne İlçe Müftülüğü tarafından cami yapılma girişimini iktidarın camisiz köy bırakmak istememesi olarak yorumlayan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, “Bu bir dayatmadır, asimilasyondur. Bundan vazgeçilmesi gerekir” dedi.

    Sanatsal faaliyetleriyle tanınan İzmir’in Urla ilçesindeki Alevi köyü Bademler’de cami yapılması için kaymakamlığa başvuru yapıldı. Cami talebinin, köye yakın zaman öncesinde dışarıdan göç eden Folkart Sitesi sakinleri tarafından yapıldığı iddia edildi.

    Bademler köyüne cami yapımına ilişkin konuşan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, Alevi köylerine ısrarla talep edilmediği halde cami yapılmasını ibadet özgürlüğüne, insan haklarına aykırı bir uygulama olarak yorumladı.

    “SİYASAL İKTİDAR CAMİSİZ KÖY BIRAKMAK İSTEMİYOR

    İktidarın camisiz köy bırakmama gibi bir hedefi olduğunu belirten Zeynel Can, “En başında da özellikle Alevi köyleri geliyor. Niye? Oraya biz bir camiyi dikelim ve ondan sonrası gelir. Bu bir asimilasyonun başlangıcıdır.

    “DİYANET’İN HIZI ŞAŞIRTICI!”

    Türkiye Cumhuriyeti kuruldu kuralı ne zamandan beri bir kişinin iki kişinin herhangi bir konudaki talebine bu kadar hassasiyet göstermesini hayretle karşıladıklarını belirten Can, “Doğrusu biraz şaşırtıcı bir olay. İşte onlarca yıldır susuz, elektriksiz olan bir sürü köyümüz olmasına karşın, ne hikmetse iki kişinin imzasıyla bir cami talebi bulunduğunda Diyanet, Müftülük hazır ve nazır. Hemen oraya bir cami kondurmak için çok hızlı davranıyor” diyerek tepki gösterdi.

    “BU BİR DAYATMADIR”

    Alevi köyüne cami yapılmaısnı asimilasyon politikasının devamı olarak değerlendiren Can,şunları ifade etti:

    “Tarihte tamamının Alevi olduğu, birtakım yerleşkelerin, köylerin, kasabaların süreç içinde tamamen Şunnileştiğini asimile olduğunu görüyoruz. Yakın tarihte dahi bildiğimiz yerler var. Dolayısıyla bu siyaset bu doğrultuda devam ediyor.

    İhtiyaç olan yerlere cami yapılsın ve zaten de yapılıyor. Bir sorun yok. Köy kanununda, mahalle kanununda yasada bu mevcut. Gerek dini okullar, imam hatipler, gerek camilerin ihtiyaç fazlası sürekli yapılıyor olması Türkiye’yi daha mı çok Müslümanlaştırır? Veya onların anladığı anlamda İslamlaştırır mı? Bunu da anlamış değilim.

    Bir sürü bu tür şeyler fazlalığı, çok göze sokmaların aslında olumsuz etki yapacağı da bilinen bir şeydir. Ama burada ısrar etmelerinde çok anlamıyorum. Alevi köylerine ısrarla talep edilmediği halde cami yapılması her şeyle bir kere insanların ibadet özgürlüğüne, insan haklarına aykırı bir şeydir. Bu bir dayatmadır, asimilasyondur. Bundan vazgeçilmesi gerekir.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

    İLGİLİ HABERLER

    >Yüzde 95’i Alevi olan köye cami yapma girişimi!

  • Can: Suriye’de Alevilerle beraber aydınlanmacı, seküler hayatı benimsemiş Sünnilerde tehlikede! -VİEDO

    Can: Suriye’de Alevilerle beraber aydınlanmacı, seküler hayatı benimsemiş Sünnilerde tehlikede! -VİEDO

    PİRHA- Suriye’de Türkiye ve ABD muradının Suudi rejimine benzer bir rejim yaratmak olduğunu savunan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Başkanı Zeynel Can, Alevilerle beraber aydınlanmacı, seküler hayatı benimsemiş Sünnilerin de gelinen noktada durumunun tehlikede olduğunu vurguladı.

    Suriye’deki gelişmelere ilişkin PİRHA’ya açıklamada bulunan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, dünyanın gelinen noktada değişimlere gebe olduğunu ABD’nin ise giderek yaşlanmış emperyalist bir ülke olarak çöküş sürecini yaşadığı tespitinde bulundu.

    COLANİNİN KENDİ REJİMİNİ SAĞLAMA ALMA ARAYIŞI TEKLİ BİR SURİYE DEĞİL İKİLİ BİR SURİYEYİ YARATACAK”

    Suriye’de Türkiye ve ABD muradının Suudi rejimine benzer bir rejim yaratmak olduğunu belirten Zeynel Can, “Ancak Suriye’de özellikle, PYD ‘nin son tahlilde kendinin de tamamen tasfiyesi olacağını görmesiyle ortaya koyduğu direniş orada bir orta yol bulma anlamında sonuçlandı” dedi.

    Colani’nin Suriye’de kendi iktidarını sağlama alma yönündeki hamlesinin tutmadığına dikkat çeken Can, “Gelinen süreç bugün açısından bir bütün Suriye’den ziyade ikili bir Suriye’ye dönüştürdü, dönüştürecek gibime geliyor” diye belirtti.

    Zeynel Can, Alevilerle beraber aydınlanmacı, seküler hayatı benimsemiş Sünnilerin de gelinen noktada durumunun tehlikede olduğunu vurguladı.

    “SURİYE’DE SUUDİ ARABİSTAN TİPİ BİR REJİM YARATMAK İSTİYOR”   

    Sömürünün en kolay yolunun Suudi Arabistan tipi bir rejim kurmak olduğunun altınıı çizen Can, “Zaten Tom Barak’ın buna yönelik açıklamalarında “Demokrasi burada lüks kaçar’ mealinden bir şeyler söylemişti. ABD için Orta Doğu’da önemli olan tekli rejimdir. Çünkü tekli rejimler kendilerine bağlı sorumlu bir uşak onların tarzına çok uyuyor” diye belirtti.

    Tarihe hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı gerçeğinin defalarca ispatlandığını belirten Can, “Belki istenen sıçrama yapılmamış olsa da insanlarda bir direnme, bir hak elde etme bilincinin mayalandığını ve bunun önümüzdeki süreçlerde demokratik direnişleri de aşarak radikal direnişlere dönüşebileceğini tahmin ediyorum. Yani ısınan dünya onu da gösteriyor. Belki 5 yıl sonra, belki 10 yıl sonra bunlar yaşanacak Dünya ve insanlık tarihinde, 5- 20 veya 50 yıl kısa sürelerdir” şeklinde ifade etti.

    “ALEVİLER SURİYE’DE SELEFİ GÜÇLERİN HEDEFİNE KONMUŞ DURUMDA”

    Suriye’de Alevilerin hedefe konduğunu belirten Can, “Çünkü bu Selefi, Sünni inanç açısından yüzyıllardır gelen bir kuraldır. Kendi iç cephesini sağlama almak için gayrimüslimler, Aleviler, Ezidi’ler, Keldani’ler, Dürzi’ler üzerinden bir şeytanlaştırmayla, rejimi sağlama alma girişimleri olmasına rağmen bunlar yeterli kalmayacaktır” dedi.

    Suriye’ye bir bütün bakıldığında gerek yaşam tarzları açısından gerekse de demokratik haklar ve paylaşım talep etmelerinin çok önemli olduğuna işaret eden Can, “Dolayısıyla burada Alevilerin de içinde olduğu geniş bir muhalif halk cephesinin oluşacağını düşünüyorum. Bu konuda ümitliyim. Mesela İslamcı cepheye yönelik ciddi bir tepki var. Bu mevcut rejimin oluşmasından rahatsızlıklarını ifade ettiler” şeklinde ifade etti.

    Colani’nin Suriye’de başa geçmesine razı gelmeyenlerin hain ilan edildiğini belirten Zeynel Can, konuşmasının devamında şunları belirtti:

    Şu an Suriye’de o grubun yoğun bir saldırısı ve teyakkuzu altında. Burada ciddi bir militan tayfası da var. Kendi içlerinde her an bir suikastçı çıkabilir ya da herhangi bir bölgede bir istikrarsızlık patlak verebilir. Bu anlamda da bir sıkıntı var.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Zeynel Can: Suriye’de selefi imha planı devrede, hedef tüm halklar!-VİDEO

    Zeynel Can: Suriye’de selefi imha planı devrede, hedef tüm halklar!-VİDEO

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, Suriye’de HTŞ ve selefi grupların Dürzi, Alevi ve Kürtlere yönelik saldırılarının sistematik bir imha politikasına dönüştüğünü belirterek, “Bu yapıların hedefi yalnızca Kürtler değil, tüm halklar ve inançlardır” dedi.

    Suriye’de son dönemde yaşanan gelişmelerin giderek daha karmaşık ve tehlikeli bir boyut kazandığını belirten Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, Halep’te Kürt, Süryani ve Alevi mahallelerine yönelik saldırıların tesadüf olmadığını vurguladı.

    Suriye Geçici Hükümeti’ne bağlı paramiliter grupların Halep’teki Kürt ve Süryani mahallelerine dönük saldırılarında yüzlerce yurttaşın katledildiğini, yüzlerce gencin ise ailelerinden koparılarak gözaltına alındığını belirten Can, yaşananların açık bir mezhepçi ve etnik saldırı olduğunu ifade etti.

    “BU YAPILAR KİMSEYE YAŞAM HAKKI TANIMIYOR”

    Suriye’de herkesi kapsayan bir mutabakat söylemine rağmen sahadaki pratiğin bunun tam tersini gösterdiğini dile getiren Zeynel Can, şu değerlendirmede bulundu:

    “İdeolojik özü ve geçmişi itibariyle İŞİD ve El Kaide’den türemiş yapılar, ayaklarını yere sağlam bastıkça birleştirici değil, kendilerinden başka kimseye yaşam hakkı tanımayan bir anlayışla hareket ediyor. Önce Dürzilere, ardından Alevilere ve şimdi de Kürtlere yönelmeleri bunun açık göstergesidir.”

    “DESTEK GÖRDÜKÇE İMHAYA YÖNELİYORLAR”

    HTŞ ve benzeri selefi yapıların arkasında uluslararası destek hissettikçe daha pervasız davrandığını belirten Can, bu yapıların bastırma ve imha anlayışıyla hareket ettiğini söyledi:

    “Özellikle emperyalist güçlerden, ABD’den aldıkları desteğin arttığını düşünüyorlar. Kürtlerle yapılan uzlaşmalardan daha şimdiden geri adım atmaları, kendilerini güçlü hissettiklerinin göstergesidir.”

    Halep’te Şeyh Maksut, Eşrefiye ve Maksudiye mahallelerine dönük saldırıların sivilleri hedef aldığını vurgulayan Can, Türkiye’den gelen açıklamaların da bu saldırılara cesaret verdiğini ifade etti:

    “Buralar bir garnizon ya da askeri üs değil, insanların yaşadığı mahallelerdir. Kürtlerin çoğunlukta olması nedeniyle bu mahallelere askeri taarruz yapılması dehşet vericidir. Güya Suriye’de birlik sağlanacaktı.”

    “YARIN HEDEF LAİK VE SEKÜLER ARAPLAR OLACAK”

    Selefi yapıların saldırılarının yalnızca belli halklarla sınırlı kalmayacağını belirten Can, şu uyarıda bulundu:

    “Hristiyanlara şimdilik dokunulmuyor; bu Batı’nın desteğiyle ilgilidir. Ama yarın ne olacağı belli değil. Bu ideolojik yapı güvenilmezdir. Aleviler, Dürziler, Kürtler derken sıranın laik ve seküler Araplara geleceği açıktır.”

    Kürtlerin Suriye’de elde ettikleri kazanımları korumasının hayati önemde olduğunu vurgulayan Can, güvence altına alınmamış hiçbir anlaşmanın anlamı olmadığını söyledi:

    “Bu yapının sözüne güvenilerek yapılan anlaşmalar suya yazılmış yazı gibidir. Kürtlerin direnişi, Aleviler başta olmak üzere tüm halkların geleceğini belirleyecektir.”

    “SDG’NİN SİLAH BIRAKMASI TOPLU İMHA ANLAMINA GELİR”

    SDG’nin silah bırakarak Suriye ordusuna entegre edilmesinin felaketle sonuçlanacağını ifade eden Can, şu ifadeleri kullandı:

    “Hangi orduya entegre olacaklar? El Kaide ve İŞİD’den türemiş bir yapıya. Böyle bir entegrasyon Kürt halkının topyekûn imhası anlamına gelir. En doğru yol, kendi varlığını koruyarak sürece dahil olmaktır.”

    Türkiye’de yaşayan Aleviler ve Kürtlerin bu ülkenin yurttaşları olduğunu hatırlatan Can, devletin dengeleyici ve koruyucu bir politika izlemesi gerektiğini belirtti:

    “Hükümetin ideolojik yapısı ne olursa olsun, Alevileri ve Kürtleri koruyan bir tavır almak zorundadır. Bu bizim yurttaşlık hakkımızdır.”

    “‘MÜSLÜMANLAR KATLEDİLİYORDU’ SÖYLEMİ BİLGİ KİRLİLİĞİDİR”

    AKP Başkan Yardımcısı Efkan Ala’nın açıklamalarına da değinen Can, bu söylemlerin gerçeği yansıtmadığını ifade etti:

    “Suriye’de bir Alevi yönetimi yoktu. Baas rejimi Arap milliyetçiliğine dayanan seküler bir yapıydı. Beşar Esad’ın Alevi olması belirleyici değildi. Bugün ileri sürülen iddialar tamamen bilgi kirliliğine dayanmaktadır.”

    Selefi ideolojiyle Suriye’de barış ve birliğin mümkün olmadığını vurgulayan Can, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Bu anlayış ülkeyi iç kaosa ve savaşa sürükler. Kürtlerin, tüm halkların ve inançların güvencede olacağı bir anlaşmada ısrar etmesi en doğru yaklaşımdır. Türkiye’nin de uzun vadeli barış ve huzur için bu yönde tutum alması gerekir.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

  • Zeynel Can: Suriye’de bütün halkların geleceğini güvenceye alan bir modele ihtiyaç var!-VİDEO

    Zeynel Can: Suriye’de bütün halkların geleceğini güvenceye alan bir modele ihtiyaç var!-VİDEO

    PİRHA-Alevilerin Suriye’de toplumun önemli bir parçası olduğunu hatırlatan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, selefi anlayıştan gelen Colani’nin Suriye’ye barış, demokrasi, refah getirmek gibi bir derdi olmadığınının altını çizerek, “Suriye’de bütün halkların geleceğini güvenceye alan bir federatif yapı veya özerk yapı mutlaka sağlanmalıdır” dedi.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, Suriye’de Alevilere yönelik katliama dair PİRHA’ya konuştu.

    “SURİYE’DE KISA SÜREDE YAŞANAN SORUNLAR AŞILMAZSA ÇOK KÖTÜ GÜNLER YAŞANABİLİR”

    Zeynel Can, 6 aylık zaman dilimi içerisinde Suriye’de bulunan bütün halkların ve inanç topluluklarının haklarının kazanımları sağlanamasa çok kötü sürecin yaşanabileceği tespitinde bulundu.

    Tom Barak’ın son basın toplantısı sonrası sözlerini hatırlatan Can, “Demokrasi federasyon bunlar sizler için fantezi artık. Çoklu yönetim federasyon sonuç vermedi monarşi yönetimi dışında buna müsaade etmeyiz yaklaşımı oldukça çarpıcı ve ilginç bir yaklaşım” şeklinde ifade etti.

    “SURİYE’DE İKİNCİ BİR SUUDİ REJİMİ İNŞA EDİLMEK İSTENİYOR”

    Suriye’de Colani Türkiye ve Amerika’nın da desteğiyle tekli bir yönetime giderse Suriye’de yeni bir Suudi rejimi inşa edilmiş olacağını belirten Can, “Onun bir paraleli bir kopyası olacak. İlk önce çok baskıcı olmazlar. İşte tırnak içinde herkese haklarını verileceğini, canlarının mallarının güvencede olduğunu beyan ederler ama yönetimlerini güçlendirdikten sonra ideolojik olarak kendi damgalarını vururlar. Bu damga da çok kanlı bir damga olur” diye konuştu.

    “SELEFİ HTŞ REJİMİNİN SURİYE’DE BARIŞ VE DEMOKRASİ DİYE BİR DERDİ YOK

    Selefi anlayıştan gelen Colani’nin Suriye’ye barış, demokrasi, refah getirmek gibi bir derdi olmadığınının altını çizen Can, “Tabii emperyalistler buradaki sorunları kendileri istedikleri gibi çözecekler. Zaten dünya büyük bir kapışmayla birlikte Çin, Rusya, Amerika ve Hindistan bir sürü gücün de dahil olduğu bir dünya savaşına doğru gidiyor. Tabii klasik anlamda bir dünya savaşı olur mu olmaz mı? O ayrı bir şey ama buradaki mesele aslında herkesin kendi lehine buraları bir iç cephe anlamında sağlamlaştırma yönüne gidiyor” saptamasında bulundu.

    Gelinen noktada Suriye’de Dürziler, Aleviler ve Kürtleri aşan bir durumun söz konusu olduğunu belirten Can, “İleride Colani’nin tek adam rejimi hayata geçirilince imha edilecek olanların burada direnç göstermesi lazım. Suriye’de bütün halkların geleceğini güvenceye alan bir federatif yapı veya özerk yapı mutlaka sağlanmalıdır. Amerika’nın istediği o tekçi çözüm aslında halkların ileriki dönemde felaketi anlamına gelecektir” diye belirtti.

    Alevilerin Dışişleri Bakanlığı’ndan içerisinde kendilerinin de olacağı bir gözlemci heyetin Suriye’ye gönderilmesine ilişkin başvurunun hala kabul edilmediğini hatırlatan Can, “Hükümetin buna çok onay vereceğini zannetmiyorum ama kamuoyu yaratmak açısından bu zorlanmalıdır. Neden? Çünkü bu konuda Türkiye aslında Colani’nin arkasında çok sağlam duruyor. Kendi hükümetimiz açısından ideolojisi ne olursa olsun bu üzücü bir durum” şeklinde ifade etti.

    “İKTİDAR SURİYE’DE ALEVİLERE YAPILAN SOYKIRIM KARŞISINDA SAĞIR ROLÜ OYNUYOR

    Türkiye’nin Suriye’deki istikrarsızlıktan kendi çıkarlarına yönelik bir yapılanma isteyebileceğini belirten Can, “Sonuçta bu ülkede yaşayan ve bu ülkenin vatandaşları olan Aleviler kendi inancından olan insanların da bir zulme tabi tutulmaması, güvenceye alınması noktasında kendi hükümetlerinden samimi ve açık çaba sarf etmesini istemesi kadar doğal bir şey olamaz” diye belirtti.

    “SURİYE’DE YAŞANAN KATLİAMI ULUSLARARASI DÜZEYDE SESLENDİRMEYE DEVAM EDİLMELİ”

    Suriye’deki sorunun uluslararası düzeyde seslendirilmeye devam edilmesi gerektiğini söyleyen Can, “Bugün Aleviler topun ağzında gözüküyor ama Aleviler halledildikten sonra halledilmesi gerekenler sırası bellidir. Kürtler, Hristiyanlar, Dürziler kurban edilecek. Bu çok net gözüküyor” diye konuştu.

    6 aylık zaman dilimi içerisinde Suriye’de bütün halklar ve inanç topluluklarının haklarının kazanımları sağlanamasa çok kötü sürecin yaşanabileceği öngörüsünde bulunan HBVAKV Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, konuşmasının devamında şunları belirtti:

    “Suriye’deki yapılanma 6 ay içinde oldu oldu olmadıysa bu artık bir güç kendini kabul ettirdikten sonra hani bir mengenin sıkıştırması gibidir. Artık o mengene ağzına aldığı her şeyi imha edecektir. Çaresi yoktur. O yüzden o mengene kendi gücünü toparlayıp kıskaca almadan önce onun önüne bir çomak sokulmalı ve engellenmeli.

    Bugün Tom Barak’ın İsrail, Türkiye, Suriye üzerinde bir mekik dokunması, Palmira’daki katliama rağmen Colani’nin arkasında sağlam durmaları Kürtlerin de Alevilerin de aleyhine işleyen bir durumdur. Ama burada bir garanti sağlanamazsa burada barışın sağlanamayacağını da Amerika’ya çok net tavır konarak gösterilmeli ve Türkiye’nin de bunu kabul ederek orada ortak bir çözümü Coloniye’de dayatmalılar.

    Sonuçta bu şekliyle bir uzlaşmanın ileriye dönük gerçek anlamda bir barışın da sağlanması anlamına gelir. Yoksa öbür türlü diğer diktatörlerin kendi ülkelerinde yaptığı gibi iktidarlarını pekiştirdikten sonra ara ara yaptıkları katliamları, zulümleri hep görüp yaşayacağız. Sonuç buna gidecek.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Atakan Eren: Alevi köylerinde sistematik asimilasyon yürütülüyor örgütler sahaya inmeli-VİDEO

    Atakan Eren: Alevi köylerinde sistematik asimilasyon yürütülüyor örgütler sahaya inmeli-VİDEO

    PİRHA – Dersim’in Nazımiye ilçesine bağlı Hakis’te cami yapımına yönelik girişim Alevi kurumlarının tepkisine neden oldu. PSAKD Antalya Şube Sekreteri Atakan Eren, bu adımı “Yavuz Sultan Selim döneminden beri uygulanan asimilasyon politikasının güncel bir versiyonu” olarak nitelendirdi.

    Hakis’te planlanan cami projesine ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulunan PSAKD Antalya Şube Sekreteri Atakan Eren, Alevi köylerine camii yapma projelerinin yeni olmadığını, Yavuz Sultan Selim döneminden bu yana uygulanan eski bir yöntem olduğunu belirterek, bu politikanın bugün mevcut sistem tarafından tekrar hayata geçirildiğini ifade etti.

    Eren, Alevi köylerinde asimilasyona karşı güçlü ve sürekli bir çaba yürütülmesi gerektiğini vurgulayarak, “Yoksa Ankara, Antalya, İstanbul’da yapılan basın açıklamalarıyla bu asimilasyonun önüne geçmek mümkün değil” dedi.

    “ASİMİLASYON SADECE DERSİM’DE DEĞİL TÜRKİYE’NİN BİRÇOK BÖLGESİNDE SÜRÜYOR”

    Son yıllarda asimilasyon politikalarının yoğunlaştığını belirten Eren, uygulamaların tek bir bölgeyle sınırlı olmadığını ifade etti:

    “Sadece Dersim’de değil, Sivas’ta, Erzincan’da, İç Anadolu’da ya da Ege’de, Akdeniz’de birçok yerde bu tip sıkıntılar yaşanıyor. 12 Eylül darbesinden sonra zaten özellikle Alevi köylerine cami yapmak gibi bir programı vardı sistemin. Bunu çok fazla hayata geçiremedi. Camiler yaptı ama çok fazla ilgi görmedi.”

    Tarihsel bir devamlılığa işaret eden Eren, bugünkü adımların köklerinin Yavuz Sultan Selim dönemine dayandığını hatırlattı:

    “Yavuz Selim, Çaldıran Savaşı’ndan sonra katletmenin dışında asimilasyon politikası yürütmüştü. Bu politikada da merkezden Alevi köylerine imam atanmasına kadar geniş bir yelpaze vardı. Bu asimilasyon politikasını bugün sistem tekrar hayata geçirdi.”

    “SÖZDE ALEVİ ÖRGÜTLERİ MANTAR GİBİ ÇOĞALIYOR”

    12 Eylül’den bu yana farklı metotlarla süren bu politikanın artık kurumsal yollarla genişletildiğini vurgulayan Eren, “Alevi Din Hizmetleri Başkanlığı” adıyla bilinen yapının rolüne dikkat çekti:

    “Sadece cami yaptırarak değil, Alevi Din Hizmetleri Başkanlığı diye bilinen bu kurumun aracılığıyla yapıyor. Son aylarda mantar gibi Alevî örgütleri kurulmaya başladı. İşin garibi ise bu sözde Alevî örgütleri, Alevî din hizmetlerinin aracılığıyla valiliklerle görüşüp kendilerine cemevi yerleri arıyorlar.”

    Eren, isimleri çeşitlenen bu derneklerin devlet eliyle desteklendiğini, ancak Aleviliğe hizmet etmek gibi bir amaç taşımadıklarını söyledi.

    Asimilasyonun en görünür biçimlerinden birinin cenaze hizmetlerinde yaşandığını belirten Eren, devletin yaklaşımını şöyle aktardı:

    “Müftülükler Alevi köylerine yazı göndererek, ‘Cenaze hizmetlerinizde din görevlisi gönderelim, İslam’a uygun olarak cenazeleriniz kaldırılsın, size yardımcı olalım’ gibi bir yaklaşım var.”

    “ALEVİ ÖRGÜTLERİ YETERLİ TEPKİ VEREMİYOR DAĞINIK YAPI GÜÇ KAYBETTİRİYOR”

    Köylerde yürütülen baskının boyutunu anlatan Eren, mescit yaptırma dayatmasının yeni bir yöntem olarak devrede olduğunu ifade etti:

    “Alevi köylerinde muhtarları zorlayarak, ‘Mescit yapmazsanız buraya hizmet gelmez, hizmet alamazsınız. Mescit yaparsanız en azından görevliler mescitte namazınızı kılarlar; sizin kılmanız gerekmiyor’ gibi alttan alta yürütülen kapsamlı bir asimilasyon politikası yürütülüyor.”

    Eren, Alevi örgütlerinin mevcut tabloyu değiştirecek bir güç birliği ortaya koyamadığını da belirtti:

    “Alevi örgütleri dağınık bir görüntü sergiliyor. Özellikle örgütler içindeki iç çatışmalar maalesef örgütlerimizin geleceğini de tehlikeye atıyor. Bu tavır da sadece basın açıklamasıyla, merkezi illerde yapılan basın açıklamasıyla olacak bir şey değil.”

    “ABF DÜNYANIN EN BÜYÜK ÖRGÜTLÜ GÜCÜ AMA SAHAYA İNMİYOR”

    Alevi Bektaşi Federasyonu’nun büyüklüğüne rağmen etkili bir mücadele yürütemediğini söyleyen Eren, örgütlerin sahaya inmesi gerektiğini belirtti:

    “Pir Sultan Derneği’nin ve Alevi Kültür Derneği’nin 70-80’i bulan şube sayılarıyla 200’e yakın şube söz konusu. Buna diğer yapılar da katıldığında dünya kadar Alevi örgütü var. Bu Alevi örgütlerinin asimilasyonla ilgili köylerde sahaya inmesi gerekiyor. Alevi köylerinin gezilmesi, muhtarlarla konuşulması, bilinçlendirme çalışmalarının yapılması gerekiyor.”

    “CENAZE ERKANINDA YAŞANAN SORUNLAR ÇÖZÜLÜRSE ASİMİLASYON TERSİNE DÖNER”

    Anadolu’daki Alevi köylerinde cenaze erkânı üzerinden yoğun baskılar yaşandığını hatırlatan Eren, çözümün aktif sahada çalışma olduğunu vurguladı:

    “Bu sorunun çözülmesi bile oradaki asimilasyon politikalarının ters tepmesi anlamına gelir. Federasyonumuzun ve örgütlerimizin sahaya inip ekiplerini kurup bu köylerde gerekirse bir yıl boyunca gezip bu programı hayata geçirmek zorundalar. Özellikle cenaze erkânında sıkıntı yaşayan köylere yoğun ilgi gösterilmeli ve bunun için bir bütçe oluşturulmalıdır.”

    Eren, aksi halde büyükşehirlerde yapılan açıklamaların etkisiz kalacağını belirterek sözlerini şöyle tamamladı:

    “Bu köylerde asimilasyona karşı yoğun bir çaba yürütülmek zorunda. Yoksa Ankara, Antalya, İstanbul ya da diğer büyükşehirlerde yapılan basın açıklamalarıyla bu asimilasyonun önüne geçmenin mümkünatı yok.”

    Cebrail ARSLAN /ANTALYA

  • Antalya’da 25 Kasım buluşması: PSAKD Kadın Platformu’yla alanlarda!-VİDEO

    Antalya’da 25 Kasım buluşması: PSAKD Kadın Platformu’yla alanlarda!-VİDEO

    PİRHA – Antalya’da kadınlar, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü kapsamında sokağa çıkıyor. Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD) Antalya Şube Kadın Sekreteri Hatice Demir Aksoy, Antalya Kadın Platformu bileşenleriyle birlikte 25 Kasım saat 18.00’de Kapalı Yol Halk Bankası önünden toplanarak Attalos Meydanı’na yürüyüş gerçekleştireceklerini ve ardından basın açıklaması yaparak taleplerini haykıracaklarını belirtti.

    Aksoy, 25 Kasım’ın, 1960 yılında Dominik Cumhuriyeti’nde Mirabel Kardeşler’in diktatörlük tarafından katledilmesine karşı verilen mücadelenin ardından, kadın örgütlerinin çabasıyla 1999’da Birleşmiş Milletler tarafından “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü” olarak kabul edildiğini hatırlattı.

    Bu kapsamda PSAKD Antalya Şubesi olarak etkinlikler düzenlediklerini söyleyen Aksoy, derneklerinde kadın üyeler ve kadın meclisi ile birlikte “Bu Kalabalığa Bak” filmini izlediklerini ifade etti. Filmin belgesel niteliğinde olduğunu belirten Aksoy, “Özellikle 6284 sayılı yasa ve İstanbul Sözleşmesini anlatan bir film. Son derece keyifli ve güzel bir gün oldu” dedi.

    Demir, “Antalya Kadın Platformu çerçevesinde 25 kasım salı günü saat 18.00’de Kapalı Yol Halk Bankası önünde toplanıp Attalos meydanına yürüyüş gerçekleştireceğiz” diyerek tüm kadınları dayanışmaya çağırdı.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Can: Türkiye’de Kürt sorunun çözümünde Suriye temel kilit noktasıdır!-VİDEO

    Can: Türkiye’de Kürt sorunun çözümünde Suriye temel kilit noktasıdır!-VİDEO

    PİRHA-Barış sürecine dair değerlendirmede bulunan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, Türkiye’de Kürt sorunun çözümünün temel kilit noktasının Suriye’deki gelişmeler olduğunu belirterek, “Suriye’deki görüşmeler başarıyla tamamlanırsa bunun Türkiye’deki Kürt sorununun demokratik ve barışçıl temelde çözümüne büyük katkı  sağlayacaktır” dedi.

    Öcalan’ın 27 Şubat’taki çağrısının ardından başlayan Barış ve Demokratik Toplum Süreci, PKK’nin kendini fesetmesi ve törenle silah yakması sonrası komisyon çalışmaları da hız kazandı.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne ilişkin PİRHA’ ya konuştu.

    Kürt sorunun demokratik çözümü bağlamında Meclis’te kurulan, “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” toplanmaya devam ederken, yasal ve hukuksal düzenlemelerin yapılması beklentisi dile getiriliyor.

    Barış müzakerelerin başlaması ile birlikte gelinen nokta itibariyle süreç ağır aksak da olsa yürüdüğünü belirten Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, “TBMM oluşturulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu ile çalışmaların devam ediyor bu yürütülen çalışmalar olumlu çalışmalar. Yürüyebildiği kadar yürümeli ve olumlu bir sonuca varmalı” dedi.

    “MÜZAKERE SÜRECİ İÇİN MECLİSTE KURULAN KOMİSYONDA HERKESİN GÖRÜŞÜNÜ DİLE GETİRMESİ ÇOK ÖNEMLİ”

    Barış sürecinin Türkiye’de yaşayan her kesim için çok yerinde hayırlı bir iş olacağını ifade eden Can, “Gelinen nokta itibarıyla tabii komisyonun kuruluş şekline ilişkin demokratik miydi antidemokratik miydi tartışmaları bir tarafa sonunda nitelikli bir çoğunlukla karar alınacağına dair bir mutabakata varıldı. En azından sayıdan çok herkesin bu konudaki görüşünü dile getirmesi, ses vermesi önemlidir. Çünkü karşılıklı olarak çok ciddi dramatik anlamda yaşanmışlıklar var. Dolayısıyla da üflenerek yenmesi gereken bir yoğurt meselesi önümüzde. Hala İYİ Parti’nin sert muhalefet etmesi oradan kendince bir siyaset devşirmeye çalışması, Erbakan’ın oğlunun İmralı’ya gidilip görüşülürse komisyondan çekilebiliriz yaklaşımlarının çok olumsuz şeyler” diye belirtti.

    “TÜRKİYE’DE KÜRT SORUNUN ÇÖZÜMÜNÜN KİLİT NOKTASI SURİYE”

    Türkiye’de Kürt sorunun çözümünün kilit noktasının Suriye’deki gelişmeler olacağına dikkat çeken Can, “AKP-MHP’nin Suriye’de Kürtlerin elde ettiği kazanımları bir tarafa bırakarak Colani’nin yönetimine tabi olması isteniyor. Bu hem Kürtler açısından hem oradaki azınlıklar açısından bir felaket olur” dedi.

    “SİYASAL İSLAMCI İDEOLOJİ DÜNYANIN HİÇBİR YERİNDE DEMOKRASİ GELİŞTİREMEZ

    Siyasal İslamcı ideolojinin bugüne kadar dünyanın hiçbir yerinde demokrasi üretmediğini vurgulayan Can, “İslami yapılar azınlıklara ve diğer halklara karşı herhangi bir demokratik tahammül, bir yaklaşım göstermediğini, onları hatta yok saydığını ve o anlamda asimile etmeyi bir tarafa bırak doğrudan kıyımlara, katliamlara gittiği dünyada örnekleriyle doludur. SDG’nin orada kendini sağlama alması aynı zamanda diğer azınlıkların da kendini daha çok güvende hissetmesi önemlidir.  Çünkü SDG sonuç olarak laik, seküler ve daha solda bir hareket” dedi.

    Suriye’de Ezidilerin, Keldanilerin, Alevilerin, Dürzilerin ve diğer kesimlerin kendini ifade edebileceği demokratik bir şemsiye altında yer almalarının hayati olduğunu söyleyen Can, “Gelecekleri açısından oldukça önemli. Çünkü hüviyetini kazanabilir ve oradaki uzlaşmanın da tam da bu noktada olması lazım” şeklinde konuştu.

    “SDG’NİN SURİYE’DE ADEMİ MERKEZİYETÇİ YAKLAŞIMI VE BAKIŞ AÇISI ÇOK ÇOK ÖNEMLİ”

    SDG’nin ademi merkeziyetçi yaklaşımı ve anlayışının çok önemli olduğunun altını çizen Can, “Birçok sorunun çözümünde yani bölgesel yapıların orada bürokraside, askeri yapılanmada inisiyatif alması anlaşmasının hakkaniyetli, doğru geleceği de orada barışı tesis edecek bir anlayış olduğunu düşünüyorum. Suriye’de siyasi gücü eline almış HTŞ ve diğer İslami güçlerin var olan sorunları çözemeyecektir. Biz Alevilerin tarihsel pratiği bunlarla doludur. Kürtler açısından da durum böyledir. Dolayısıyla da buradan bir ders almış olduklarını ve bu konuda geri adım atmayacaklarını düşünüyorum. Suriye’de yapılacak anlaşmada her kesimin kendini garantiye alma yaklaşımının anlaşılmayacak yanı yok. Anlaşmanın uluslararası anlamda da bir boyutu olacağı için onun da o kesimlerinin de belli bir onayının olması gerekecek gibi gözüküyor. Çok sıkıntılı bir süreç ama bu süreç aslında başarıyla çözülürse bu Türkiye’deki Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümüne de katkı sunacaktır” dedi.

    “MÜZAKERE SÜRECİNDE MHP DAHA TUTARLI”

    Barış talebinin AKP ve MHP’nin tabanından gelen bir istek olmadığının altını çizen Can, “Tepeden inme bir şekilde Devlet Bahçeli’nin bir açıklamasıyla üst yapıdan doğrudan gelen bir talimatla başlayan bir süreçti. Sayın Cumhurbaşkanı bir süre ihtiyatlı yaklaştı, mesafeli durdu. Burada Sayın Devlet Bahçeli’nin bastırmasıyla bu iş böyle olacak, olmalı anlamında bir sürece girildi. Önemli olan onların niyetinin bu çözümden yana olmuş olmasıdır. İrade o yöndeyse aşağıdakilerin herhangi bir öneri yapıp yapmamaları çok önemli değil. O irade tecelli edecek o çözüme ulaşacaktır” diye konuştu.

    “YENİ MÜZAKERE SÜRECİ 2013-2014 SÜRECİNDEN ÇOK FARKLI GELİŞİYOR”

    Yeni gelişen barış ve müzakere sürecinin ilk yapılan barış sürecine göre tersinden başladığına işaret eden Zeynel Can, “Her iki taraf üzerinden bir anlaşma olduğunu düşünüyorum. Şu anda da o minval üzere gidiyor. Yani çözüme doğru giden süreç hangi minval üzere gidiyorsa gitsin olumludur, doğrudur. Bu coğrafyalarda yaşayan halkların çıkarınadır” ifadelerine yer verdi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Eren: Eşit yurttaşlık taleplerinin yerine getirilmesinin sürece önemli bir ivme kazandıracaktır-VİDEO

    Eren: Eşit yurttaşlık taleplerinin yerine getirilmesinin sürece önemli bir ivme kazandıracaktır-VİDEO

    PİRHA- Müzakere sürecine ilişkin değerlendirmede bulunan PSAKD Antalya Şube Sekreteri Atakan Eren, Türkiye’de barış sürecinin sağlanabilmesi için öncelikle belli adımların atılması gerektiğine vurgu yaparak, eşit yurttaşlık ve demokratik taleplerin yerine getirilmesinin çözüm sürecine önemli bir ivme kazandıracağının altını çizdi.

    Barış sürecine ilişkin Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Şube Sekreteri Atakan Eren PİRHA’ya açıklamada bulundu.

    “MHP SORUNA KÜRT SORUNU OLARAK DEĞİL, SADECE TERÖR SORUNU OLARAK BAKIYOR”

    2 Ekim’de MHP lideri Bahçeli tarafından başlatılan sürecin kendileri ve toplum açısından oldukça şaşırtıcı olduğunu belirten PSAKD Şube Sekreteri Atakan Eren, 2012-2015 yıllarında yürütülen barış sürecinin sekteye uğratıldı. Sonrasında da büyük gözaltılar ve tutuklamalar yaşandı. Toplumun her kesimi bu noktada bu gözaltı ve tutuklamalardan nasibini aldı. Bundan dolayı bu çözüm süreci hakkında tabii toplumda ikircikli düşünceler var” diye belirtti.

    “TALEPLER YERİNE GETİRİLSİN”

    Çözüm sürecine dair tarafların kamuoyunu yeterince bilgilendirmediğini aktaran Eren, “Süreçle ilgili aslında biz de çok fazla bir şey diyemiyoruz. Biz Türkiye’de barışın olmasını toplumsal barışın sağlanmasını her zaman savunan bir örgütüz. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği olarak toplumsal barışın sağlanabilmesi için de insanların taleplerinin değerlendirilmesi ve yerine getirilmesi gerekiyor” dedi.

    Türkiye’de barış sürecinin sağlanabilmesi için öncelikle belli adımların atılması gerektiğine vurgu yapan Eren, “Öncelikle çözüm sürecinde eşit yurttaşlık talebi sağlanmadan, ülkede bağımsız bir yargı sistemi oluşturulmadan, adaletin görevini yerine getirmesinin önündeki engeller kaldırılmadan çok sağlıklı olamayacağını düşünüyoruz” şeklinde konuştu.

    “DEMOKRATİK TALEPLERİN DİNLENMESİ BİR AN ÖNCE YERİNE GETİRİLMESİ GEREKİYOR”

    Atakan Eren, eşit yurttaşlık ve demokratik taleplerin dinlenmesi ve yerine getirilmesinin çözüm sürecine önemli bir ivme kazandıracağının altını çizdi.

    “BARIŞ SÜRECİNDE BELLİ KOŞULLARIN VE TALEPLERİN ÖNE SÜRÜLMESİ DOĞAL VE NORMAL OLAN BİR DURUMDUR”

    Barış sürecinde karşılıklı belli koşulların öne sürülmesinin normal olduğunu belirten Eren, şunları ifade etti:

    “Çünkü çözüm süreçleri böyle başlar ve barış böyle inşa edilir. Talepler değerlendirilir, ondan sonra kamuoyuna açıklanır ve kamyonun desteği alınır. Tabii ki kamuoyu desteği alınırken de önce toplumun içinde sıkıntı yaratan sorunların çözülmesi gerekiyor.

    Bugün çözüm süreci deniliyor ama hala ülkemizde belediye başkanları gözaltına alınıyor, cezaevine atılıyor, belediyelere kayyum atanıyor, hatta partilere atanacağı yönünde söylentiler ortada dolaşıyor. Bu tür şeylerin çözüm süreci olmaması gerekiyor. Çünkü bu çözüm sürecine zarar veren, o süreci zedeleyen, toplumun bütününün gözünde de sürecin önemini ve umudunu kaybettiren bir tavırdır.

    Umarız süreç bir şekilde ilerler. Türkiye’nin ihtiyacı olan demokratikleşme süreci sağlanabilir. Demokratikleşme süreci sağlandıktan sonrada çözüm sürecinin hızlı bir şekilde ilerleyeceğini ve özellikle yanı başımızda kaynayan Ortadoğu gibi bir tehlike varken ülkenin biraz daha huzurlu güveli olacağını düşünüyoruz.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Eren: İmamoğlu’nu toplumun gözünde düşürmek için tutukladılar! -VİDEO

    Eren: İmamoğlu’nu toplumun gözünde düşürmek için tutukladılar! -VİDEO

    PİRHA- İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun yolsuzluk soruşturması kapsamında tutuklanmasına tepki gösteren PSAKD Antalya Şube Sekreteri Atakan Eren, iktidarın İmamoğlu’nu toplumun gözünde değersizleştirmek için tutuklandığını ifade etti.

    İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın “‘suç örgütü yöneticisi olmak” ve “yolsuzluk” suçundan başlattığı soruşturma kapsamında tutuklandı.

    İmamoğlu’nun tutuklanmasına tepkiler yükselmeye devam ediyor. PSAKD Antalya Şube Sekreteri Atakan Eren, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasına ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

    “GİZLİ TANIKLARA DAYANARAK İNSANLARIN TUTUKLANMASI KABUL EDİLEMEZ”

    Milyonlarca insanın oyunu almış bir insanın gizli tanıklara dayanarak gözaltına alınıp tutuklanmasının kabul edilebilir bir durum olmadığını belirten Eren, “Gizli tanıkların kim olduğu da belli değil. Tutuklanmasını doğru bulmuyoruz, çünkü hukukçular dosyalarda tutuklanmayı gerektirecek bir bilgi bir belge yok diyorlar” diye belirtti.

    İmamoğlu’nun tutuklanmasını siyasi bir karar olarak değerlendiren Eren, “Hukuki bir karar olarak görmüyoruz. Burada yapılmak istenen siyasi bir rakibi toplumun gözünde değersizleştirmek, muhalefet yapmasını engellemektir. Biz bu işin mantığını böyle görüyoruz” dedi.

    “YAŞANAN HUKUKSUZLUĞA KARŞI TOPLUMDA CİDDİ BİR TEPKİ OLUŞTU”

    Yapılan bu hukuksuzluğa karşı ciddi bir toplumsal tepki oluştuğunu dile getiren Eren, “Toplumsal tepkinin bu kararın değiştirmesini umuyoruz. İnsanların adalete olan güveninin sarsılmaması gerekir. Adalete olan güvenin sarsıldığı zaman insanlar bu noktada mutsuz olurlar. Ülke mutsuz olur, coğrafya mutsuz olur. Onun için bütün ülkeyi etkileyebilecek yanlış bir karar. O karardan hızlı bir şekilde dönülmesi ve İmamoğlu’nun serbest kalması gerekiyor. Gelinen bu noktada diğer siyasi partilerin ve kurumların, bu hukuksuzluğun giderilmesi için itiraz etmeleri gerekir” şeklinde konuştu.

    “KENT UZLAŞISI İÇİNDE YER ALANLARIN TAMAMI YASAL OLARAK KURULMUŞ SİYASİ YAPILARDIR”

    ‘Kent Uzlaşısı’nın içerisinde bulunan partilerin, derneklerin yasal olarak kurulduğuna dikkat çeken Eren, “Partilerle bu derneklerle ‘Kent Uzlaşısı’ da kurabilir, ortak etkinlik ve eylemde yapabilir. İktidar partisinin yapması doğru, CHP’nin yapması yanlış gibi bir durumu doğru değil” diye ifade etti.

    “İMAMOĞLUNA KARŞI YAPILAN HUKUKSUZLUĞA BİR AN ÖNCE SON VERİLMELİDİR”

    Bu tutuklama işleminin hukuka aykırı, adaleti sarsan bir uygulama olduğunun altını çizen Eren, “Adalet duygusunu sarsan, Türkiye’de huzuru ve güveni bozan kararlar ve eylemlerdir. Bunlara pirim verilmemesi gerekiyor. Yargı sisteminin bu noktada tarafsızlığının hızlı bir şekilde göstermesi gerekiyor. Tarafsız bir yargıya insanlar güvenebilir ancak. Bu kararı doğru bulmuyor, bir an önce bu karardan dönülmesini istiyoruz.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Can: Kürt sorunu çözülmesi hem Kürtlerin hem Alevilerin hayrına olacaktır-VİDEO

    Can: Kürt sorunu çözülmesi hem Kürtlerin hem Alevilerin hayrına olacaktır-VİDEO

    PİRHA- Müzakere sürecine dair değerlendirmede bulunan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, Kürt sorunun yıllardır çözülemediğini ve kangrenleşen bir sorun haline geldiğini belirterek, “Çözüm sürecinin olumlu noktalanmasının hem Kürtlerin hem Alevilerin hayrına olacaktır” dedi.

    PKK Lideri Abdullah Öcalan’la yapılan görüşmelerin ardından yeni bir çözüm süreci tartışmaları sürüyor. Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, sürece dair PİRHA’ya konuştu.

    Siyasetin gündeminde Kürt sorununun hep bir temel mesele olarak var olduğunu belirten Zeynel Can, “Çünkü gözümüzü açtık hep bu sorun. Hayatının sonbaharını yaşayan biri olarak hala konuşulan, hala kangrenleşmiş ve bir türlü çözülemeyen bir sorun” dedi.

    “BU ÜLKEDE KÜRT SORUNU ÇÖZÜLMEDİĞİ SÜRECE BİR GÜN YÜZÜ GÖREMEYECEK”

    Bu ülkede Kürt sorunu çözülmeden gün yüzü görülemeyeceğinin altını çizen Can, Kürt sorununu temelden çözmek ve halletmek bu ülke siyasetçisinin ve söz sahibi olanların birincil görevi olması gerektiğini vurguladı.

    Zeynel Can, Kürt sorununun çözülmesini istemeyen birinci derecede emperyalistlerin olduğunu dile getirerek, “Çünkü boynunda böylesi büyük yük asılı bir ülkenin dışarıya karşı güçlü olması, huzurlu olması, kalkınma içinde olmasını müreffeh olması mümkün değil. Ülkeler arası rekabet ve güç dengelerinden kaynaklı eşitliğe, kardeşliğe dayanan sınıfsız, sömürüsüz bir dünya olmadığı için üstte kalanın alttakini ezdiği bir dünya sistemi içinde yaşadığımız için herkes kendinden zayıf olanı güçsüz olanı tercih ediyor” şeklinde konuştu.

    Çatışmalardan kaynaklı acıların yaşandığını söyleyen Can, “Müzakere sürecine karşı tepkiler olacaktır. Ancak bunun giderilmesi de süreci yürütenlerin görevidir. Nasıl ki bu olayar olduğunda siyaset ve rant elde etmek adına bunlar sürekli kışkırtılıyorsa aynı şekilde çözüm istenirse bunların önünde de geçilebilir” dedi.

    “SURİYE VE ÜLKEDEKİ GELİŞMELERE BAKILDIĞINDA MÜZAKERE SÜRECİNDEN PEK UMUTLU DEĞİLİM”

    Suriye’deki gelişmelerle beraber ülke içerisinde müzakere süreci ve buna paralel gelişmelere bir bütün baktığında umutlu olmadığını belirten Can, “Bugünkü baş aktör konumundaki sayın Cumhurbaşkanı bu işe sanki ayak sürüyor gibi. Cumhurbaşkanının tavrına karşılık DEM Parti’nin sorunun çözülmesini istiyor. Bunu oldukça samimi buluyorum. Israrla çözümden yana her türlü olumsuzluklara karşın olumlu bir tavır içinde” şeklinde dile getirdi.

    Devlet Bahçeli’den beklenmedik bir şekilde bir tavrın gelmesini hayra yorduğunu ifade eden Can, çünkü Kürt sorununun temelden çözülmesi gerektiğine inandığını söyledi.

    “KÜRT SORUNU ÇÖZÜLÜRSE HEM İÇERDE HEM DIŞARDA ÇOK CİDDİ ETKİ YARATIR”

    İmralı’dan Öcalan’ı vereceği mesajın kendi geçmişi ile müktesebatıyla ters düşecek şekilde bir mesaj olamayacağına dikkat çeken HBVAKV Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, konuşmasının devamında şunları kaydetti:

    “Sonuçta temsil ettiği kesime ve onların haklarına yönelik o doğrultuda mesajlar verecektir. Önemli olan Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinin de ortak noktada buluşacak bir çözüm ortamına gelmeleri ve bu noktada buluşmaları. Bu ülkede yaşayan herkesin hayrına olacaktır. Çözüm sürecinin olumlu noktalanmasının hem Kürtlerin hem Alevilerin hayrına olacaktır. Dışardaki ve ülkedeki gerçek dinamikleri harekete geçirme yönünde barış yönünde, kalkınma yönünde ve yaraları hep beraber sarma yönünde önemli etkisi olacaktır.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

  • Can: ÇEDES kapsamında yapılan tüm protokollere karşı sokağa çıkılmalı-VİDEO

    Can: ÇEDES kapsamında yapılan tüm protokollere karşı sokağa çıkılmalı-VİDEO

    PİRHA- HBVAKV Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, Millî Eğitim Bakanlığı ile Ülkü Ocakları arasında protokol imzalanmasına tepki gösterdi. Gerici bir eğitime karşı çıkmanın bireysel olarak aşılacak bir mesele olmadığını belirten Can, “Tüm demokrasi güçlerinin bir araya gelerek sokağa çıkmalı, seslerini güçlü ve gür bir şekilde parlamentoya yansıtması gerekir” dedi.

    Millî Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Merkezi, Ülkü Ocakları ile “yaygın eğitim faaliyetleri kapsamında genel, mesleki ve teknik kurslar düzenlenmesi” için protokol imzaladı.

    HBVAKV Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, Millî Eğitim Bakanlığı ile Ülkü Ocakları arasında protokol imzalanmasına ilişkin, PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.

    ÇEDES KAPSAMINDA YAPILAN ANLAŞMALARIN SON BULMASI İKTİDAR DEĞİŞİKLİĞİNDEN GEÇİYOR”

    ÇEDES projesi kapsamında MEB’in tarikatlarla vb. yapılarla yapılan sözleşmelere ve yaşanan sorunlara karşı demokratik mücadeleyi kesintisiz hale getirilmesi gerektiğine vurgu yapan Can, “AKP iktidarı iktidarda kaldığı sürece gücü ve cüreti oranında kendi siyasetini dönüştürecektir” ifadesini kullandı.

    “SON DÖNEMLERDE EĞİTİMDEKİ GERİCİLEŞMEYE HIZ VERİLDİ”

    Eğitimde dinselleşmenin gittikçe dozunun artırıldığını belirten Can, “Bu dinsel dönüştürme ile beraber eğitimi de dinselleştirerek ve dozunu daha da artırarak özellikle kültürel dönüşümü sağlamak için yeni nesiller yetiştirme anlamında bir amaç güdüyorlar” dedi.

    MEB ile Ülkü Ocakları Vakfı arasında yapılan protokole dikkat çeken Can, sağlıklı nesiller yetiştirmede dindar ve milliyetçi bir eğitimin her iki yönden de sağlıklı olmadığını dile getirerek, “Alevi çocuklarının burada dinci ve şoven eğitime maruz kalmalarının ötesinde hangi kesimden olursa olsun bir neslin çocuklarını camiye, mezarlıklara eğitim götürülmesi, aklının ermeden çok yoğun bir dinsel dogmatik olarak yönlendirilmeye tabi tutulmaları her şeyden önce toplumun gelecekteki sağlığı açısından sıkıntılı bir durumdur” diye belirtti.

    Çocuklara evrensel değerler kapsamında eğitim verilmesi gerektiğinin altını çizen Can, “Barış, eşit paylaşım, insan haklarını tanımak üzerine çocuğu eğitmek gerekir. Artık bunun önemini birçok kesim kavramış durumda” şeklinde ifade etti.

    Çocukların zihnine yazılmış ve kalıplaşmış olan fikir ve düşünceler bir alışkanlık olarak içselleştirilmiş bir biçimde hep devam ettiğini ifade eden Can, “Bundan kaynaklı kreşe giden çocuklara ağır bir dinsel eğitim veriliyor. Bunun üzerinden gidiyorlar. Tabii burada en büyük payı da seküler ve Alevi ailelerin çocukları alıyor. Çünkü evde başka bir yaşam tarzını ve eğitimini alırlarken okulda tam tersine bir bombardımanla karşı karşıya kalıyorlar. Dolayısıyla çocukların o taze beyinleri iki arada bir derede kalmış gibi aslında zihinsel ve ruhsal saldırıya da uğramış oluyorlar” şeklinde ifade etti.

    “GERİCİ EĞİTİM HEM ÇOCUKLARIN HEM DE AİLELERİN RUH SAĞLIĞINI BOZUYOR”

    Okullarda devletin verdiği eğitimin çağdaş eğitimle ters düşmemesi gerektiğini söyleyen Can, “Bütün dünyadaki demokratik ülkelerde özellikle ailelerin ve toplumun değerleri ve laiklik çok temel bir değer olarak dikkate alınır. Avrupa’da eğitimin bizdeki karşılığı tam bir tersine bir dönüş şeklinde olduğu çok açık bir gerçekliktir” dedi.

    “GERİCİLİĞE KARŞI TÜM DEMOKRASİ GÜÇLERİ SESLERİNİ YÜKSELTMELİ”

    HBVAKV Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, konuşmasının devamında şunları kaydetti:

    “Ülkemizde laikliğe sahip çıkılması gerekirken iğdiş ediliyor olması geleceği karartmaya dönük bir tavır. Bu nasıl aşılır bunun üzerinden herkes elinden geleni yapmalı. Bu bireysel olarak aşılacak bir mesele  değil. Ülkede bulunan tüm sivil toplum ve demokratik kitle örgütleri ve demokrasi güçleri  bir araya gelerek seslerini yükseltmeli ve bu sesin oldukça gür çıkması lazım. Demokratik bir şekilde sokağa, parlamentoya yansıması lazım.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • ‘Maddi teklifleri reddettik; biz Alevi köyleriyle iletişim sağlamalıyız’-VİDEO

    ‘Maddi teklifleri reddettik; biz Alevi köyleriyle iletişim sağlamalıyız’-VİDEO

    PİRHA-Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Antalya Şube Sekreteri Cemal Tuna, Alevi Diyaneti olarak adlandırılan Cemevi Başkanlığı aracılığıyla Alevileri bölme hamlesine tepki gösterdi. AKP’nin Alevi köylerini dolaşarak dedelere maaş teklif etmesinin kabul edilemeyeceğini belirten Tuna, “Bizim devletten bir beklentimiz yok. Biz taleplerimizin yerine getirilmesini istiyoruz” dedi.

    Türkiye’de Alevi inancının ve ibadethanesinin hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve bu gibi nefret suçlarının önüne geçilmesi için gerekli hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış olan kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması gibi temel talepleri var. Ancak bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, mahkeme kararları bile tanınmıyor.

    Neredeyse tüm Alevi örgütleri, Alevi Diyaneti olarak adlandırdıkları Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı‘na ve üstelik de Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulmasına büyük tepki gösterdiler.

    İki yıldır yüzlerce cemevini dolaşarak liste tutan, Aleviliği bir inanç olarak görmeyen ve kültürel bir öğeye indirgeyen AKP hükümeti, şimdi ise bir ekip oluşturup Alevi köylerini, cemevlerini ve dernekleri dolaşarak maaşlı dedeler, elemanlar arıyor.

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Antalya Şube Sekreteri Cemal Tuna, Alevi Diyaneti olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı‘nın maaşlı dedeler bulma arayışını ve Alevileri bölme girişimlerini PİRHA’ya değerlendirdi.

    “CEMEVİ BAŞKANLIĞINDAN İKİ KİŞİ MAAŞ TEKLİFİNDE BULUNDU”

    AKP hükümeti güdümündeki Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ndan gelen iki kişinin kendilerine maddi yardım teklifinde bulunduklarını kaydeden Cemal Tuna, “Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ndan sorumlu bir kadın arkadaş geldi. Geçen hafta cemevimizi ziyaret ettiler. Cemevlerinin Kültür Bakanlığı’na bağlanması, dedelere, zakirlere, görevli çalışanlara maaş bağlanması ya da burada yapılacak herhangi bir tadilat, tamirat ve herhangi bir işle ilgili masrafın Kültür Bakanlığı tarafından yapılması şeklinde bizden bir talepte bulunuldu. Kendilerine kurumsal olarak Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Merkezi’ne bağlı olduğumuzu, ona bağlı çalışmalar yürüttüğümüzü ve inançsal yönüyle de bunları devletten talep etmemizin mümkün olmadığını söyledik” diye konuştu.

    “GELEN HEYETE TALEPLERİMİZİ İLETTİM”

    Tuna, gelen bu heyete Alevi toplumunun eşit yurttaş olma, cemevlerinin yasal statüye kavuşması ve dergahlarının iade edilmesi konusunda eleştiriler yönelttiğini ve maaş talepleri olmadığını ilettiğini ifade ederek, şunları kaydetti:

    “Cemevinde hizmet yürütenlere devletten maaş bağlanması, elektrik su gibi giderlerin devlet tarafından ödenmesinden ziyade bizim temel taleplerimiz var. Devlet bize destek verecekse öncelikle bizim taleplerimizi dinleyip yerine getirsin, dedim. Cemevleri ibadethanemizdir, cemlerimiz ibadetimizdir. Bu yasal bir statüye kavuşturulmalı. Eşit yurttaşlık istiyoruz. Neden biz ikinci sınıf muamelesi görüyoruz? 35 canımızın yandığı Sivas’ta Madımak otelinin utanç müzesi olmasını istiyoruz. Çok zor bir şey değil. Ama neden yapılmıyor? Zorunlu din derslerinin kaldırmasını istiyoruz. Neden dayatma yapılıyor? Bizim çocuklarımız neden Sünni inanca göre yetiştiriliyor? Alevilerin inançsal kurumlarının, dergâhlarının tarafımıza iade edilmesini istiyoruz. Bizim bu dergâhlarımız neden elimizden alınıyor? Onlara niye biz biat edelim? Bütün bunları o iki kişiye söyledim ve devletten böyle maaş gibi beklentimiz olmadığını ilettim.”

    “DAHA ÇOK BAĞIMSIZ CEMEVLERİYLE İLİŞKİ KURUYORLAR”

    Kendilerini ocakzade olarak nitelendiren AKP heyetinin, özelde köy dernekleri ve köy cemevlerini dolaşarak maddi ihtiyaç temelinde ilişki kurmak istediklerini kaydeden Tuna, bağımsız cemevlerini daha kolay etkilemek için köylerde çalışma yürüttüklerini kaydetti.

    “Bizim genel merkezimiz ve şubelerimiz var; sürekli diyalog içerisindeyiz” diyen Tuna, “Biz önce görüş alışverişinde bulunup öyle karar veriyoruz. Ama köy dernekleri ve köylerdeki cemevleri öyle değil. İlk önce oralardan ilişkilenerek insanları asimile etmeye çalışıyorlar. Tabii bilinçli köylerimiz buna tepki gösteriyorlar” ifadelerini kullandı.

    “TÜM KÖYLERLE İLETİŞİM SAĞLAYACAK BİR ÇALIŞMA LAZIM”

    Alevi kurumlarının köyleri dolaşarak bu hamleyi deşifre etmesi gerektiğini vurgulayan Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Antalya Şube Sekreteri Cemal Tuna, “Biz her şeyi genel merkeze bağlıyoruz ama aslında bu tür çalışmaları bizim genel merkeze önermemiz lazım. Genel merkezin de böyle bir çalışmayı yapabilmesi için bu konuda destek vermemiz ve bizim de önerilerde bulunmamız lazım. Türkiye’de 96 tane şubemiz var. Her şubeyle belki iletişim sağlayamamış olabilir. Zaman zaman bölge toplantıları yapıyoruz. Önümüzdeki hafta da İzmir’de bizim bir bölge toplantımız olacak. 1-2 Eylül tarihindeki o toplantıda bu konuları dile getireceğiz. Türkiye’de Alevilik nereye gidiyor? Aleviler olarak ne konumdayız? Devlete karşı ne yapmamız gerektiğini, bu konuları özellikle dile getireceğiz” şeklinde konuştu.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

    İLGİLİ HABERLER:

    1-‘İnce bir Sünnilik yaparak Alevileri asimile etmek amaçlanıyor’- VİDEO
    2-‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, toplumumuza ‘Alevisiz Aleviliği’ vaat etmektedir’
    3-‘AKP üzerimizde at oynatıyor; bizi yok etmeye çalışan zihniyetle beraber olmayın’-VİDEO
    5-‘AKP, Cemevi Başkanlığı’yla sinsice bir çalışma yapıyor, Alevileri avlamaya çalışıyor’-VİDEO
    6-‘Cemevi Başkanlığı’nda görev kabul edenler inancına ihanet içindedir’-VİDEO
    7-Baba Demir: Alevi kurumları birlikte hareket etmeli-VİDEO
    8-Pir Mustafa Mısır: Ulularımız hiç biat etmedi, lokmanın peşine düşmedi!
    9-‘AKP hükümetinin dedelere maaş projesi soykırım politikasıdır’-VİDEO