Etiket: antalya şubesi

  • Yol emektarı araştırmacı yazar Ali Aksüt için Antalya’da dayanışma etkinliği yapıldı-VİDEO

    Yol emektarı araştırmacı yazar Ali Aksüt için Antalya’da dayanışma etkinliği yapıldı-VİDEO

    PİRHA- Kalp krizi sonrası kısmi felç geçirerek tedavi sürecine giren araştırmacı yazar Ali Aksüt, toplumsal birlikteliğin en somut örneklerinden birine özne oldu. Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Antalya Şubesi Zeytinköy Cemevi’nde düzenlenen dayanışma etkinliği, Aksüt’ün sadece bir yazar değil aynı zamanda toplumun farklı kesimlerini bir araya getiren birleştirici bir güç olduğunu bir kez daha kanıtladı.

    “KELİMELERE SIĞMAYAN BİR ÖMÜR”

    AKD Antalya Şubesi Kültür Sanat Gençlik Sorumlusu Cansu Tekbaş Gürben’in sunumuyla başlayan etkinlikte duygusal anlar yaşandı. Açılış konuşmasını yapan AKD Zeytinköy Cemevi Başkanı Kazım Uçarcan, Ali Aksüt’ün toplum için ifade ettiği anlamın büyüklüğüne vurgu yaparak şunları söyledi:

    “Ali Aksüt’ü bir iki saat ya da birkaç kelimeyle anlatabilmek mümkün değil. Ali abim, bu toplumu birleştirmede büyük bir misyon üstlenmiş ve bunu yaşamıyla kanıtlamış bir değerimizdir. Bütün çabası, tüm kalem oynatışı toplumsal birliktelikten ve dayanışmadan yanaydı. Bizleri her zaman o birleştirici yola sokmaya çalıştı. Bugün burada olmamız ona duyduğumuz minnetin küçük bir nişanesidir.”

    “HAKKA YÜRÜMEDEN ÖNCE GÖRSÜN İSTEDİK”

    Etkinliğin en dikkat çekici vurgusu, toplumdaki “gittikten sonra değer bilme” geleneğine karşı yapılan anlamlı çıkış oldu. Uçarcan, bu buluşmanın asıl amacını şu sözlerle ifade etti:

    “Genellikle değerli insanlarımızı Hakka yürüdükten aramızdan göçüp gittikten sonra anmak için dayanışma yaparız. Fakat biz bu yıl bir ilki başarmak istedik. Çok şükür Ali abimiz hala aramızda. O henüz hayattayken; kendi değerini, toplumdaki karşılığını ve ona duyulan bu kadirşinaslığı kendi gözleriyle görsün istedik. Yaşadığı bu zorlu süreçte, bu dayanışmanın ona en büyük gıda olan moral ve motivasyonu sağlayacağına inanıyoruz.”

    BİRLİK RUHUYLA ÖRÜLEN BİR GECE

    Ali Aksüt’ün hayatı boyunca herkese bir şekilde dokunmuş olmasının meyveleri, salonu dolduran kalabalıkla kendini gösterdi. Yöre derneklerinden Alevi kurumlarına kadar çok geniş bir yelpazeden destek aldıklarını belirten Uçarcan, “Ali ağabey, kendi dayanışması için bile bizleri birleştirmeyi başardı. Bu öneriyle yola çıktığımızda tüm kurumlarımız büyük bir duyarlılık gösterdi,” diyerek toplumsal sahiplenmeye dikkat çekti.

    DEYİŞLER VE NEFESLERLE VEFA

    Antalya’da örgütlü bulunan Alevi kurum temsilcilerinin ve yöre dernek başkanlarının selamlama konuşmalarının ardından, araştırmacı yazarın yaşam öyküsünü ve toplumsal mücadelesini anlatan bir slayt gösterisi izlendi. Katılımcıların zaman zaman duygulandığı gecenin finali ise müzikle yapıldı.

    Sanatçıların hep bir ağızdan seslendirdiği deyişler, nefesler ve şarkılar, Ali Aksüt’ün savunduğu o büyük toplumsal barış ve dayanışma ideali için yankılandı. Gece, Aksüt’e gönderilen şifa dilekleri ve birliktelik mesajlarıyla sona erdi.

    PİRHA/ANTALYA

  • Karancı: Ülkede depremleri yaşıyoruz gelecekte de yaşamaya devam edeceğiz!-VİDEO

    Karancı: Ülkede depremleri yaşıyoruz gelecekte de yaşamaya devam edeceğiz!-VİDEO

    PİRHA-Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şubesi’nde deprem paneli düzenlendi. Antalya’nın deprem riski olan bir yer olduğunu vurgulayan Jeofizik Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Karancı,yapı denetimlerinin standartlara uygun yapılmasının önemine dikkat çekti.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şubesi Konuksever Cemevi konferans salonunda “Türkiye’de deprem ve İyileşme Konferansı” başlıklı panel düzenledi. Moderatörlüğünü Hakan Türker’in yaptığı panele konuşmacı olarak Jeofizik Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Karancı, Jeoloji Mühendisi Dr. Fatih Uçar, İnşaat Mühendisi Ali Erman Aydın, Maksat Arama Kurtarma Derneği Başkanı Alp Özal, Oyuncu Yazar Arif Negegenç, Keman Virtüözü Çağlar Özaydın, Sanatçı Gitarist Sinan Biçer katıldı.

    “2025 YILINDA TÜRKİYE’DE YAKLAŞIK 56 BİN DEPREM MEYDANA GELDİ”

    Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğunu belirten Jeofizik Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Karancı, “Depremle ilgi bir rakam vereyim. 2025 yılında bir yılda ülkemizde yaklaşık 56 bin tane deprem oldu. Bu saatte 6 depreme, günde ise 146 depreme işaret ediyor. Ülkemiz aktif bir tektonik deprem üzerinde yer alıyor. Dolayısıyla bizim bu tarz sarsıntıları almamız beklediğimiz bir durumdur. Dünya milyonlarca yıldır bu depremleri üretmeye devam ediyor. Günümüzde de bu depremleri yaşıyoruz. Gelecekte de yaşamaya devam edeceğiz” dedi.

    “DÜNYA MİLYONLARCA YILDIR DEPREM ÜRETMEYE DEVAM EDİYOR”

    Türkiye’de bildikleri fay hatlarının kuzeyden güneye doğru uzandığını belirten Jeoloji Mühendisi Dr. Fatih Uçar da,” Güneyde Maraş depreminin de sebebi olan bir güneydoğu hattı olduğu bunların küçük faylar olarak kendini gösteriyor. Araziye çıktığımızda yeni bir fay tespit edebiliriz. Orada hiç deprem olmamış da olabilir. Sessiz fay dediğimiz daha önce bilinmeyen bir şekilde deprem üretmemiş, ya da çok çok öncesinde üretmiş bir anlamda hani bir kış uykusuna yatmış bir hayvan gibi bile düşünebiliriz” diye konuştu.

    Enerji birikimini ölçebildiklerini ancak kesin sonuca varamadıklarını vurgulayan Uçar, “Bir enerjinin birikiminin olduğu fayda yakın bir zamanda ciddi bir şekilde bir deprem örneği kapasitesine sahip olabilir, maalesef bunu 99 depreminde gördük ve hayat kaybı olan bütün depremlerde biz bunları yaşadık” dedi.

    “DEPREMLERDE BİNALARIN BİRÇOĞUNUN YIKILMASININ SEBEBİ YAPI DENETİMİN YETERİNCE DENETLENMEMESİDİR”

    Türkiye’de aynı alan içinde bazı binaların ayakta kalması birçoğunun yıkılmasının sorusuna Jeoloji ve geo-teknik mühendisliğine gereken önemi doğru olarak vermediklerinden kaynaklı olduğunu ifade eden İnşaat Mühendisi Ali Erman Aydın, “İnşaat mühendisliği kısmında birincisi biz kendi yönetmeliklerimizi doğru şekilde yazdık ve uyguladık ancak geo-teknik kısmında eksik kaldık. İkincisi denetimsizlik. Yapı denetim sistemleri Türkiye’ye geldikten sonra daha iyi uygulanmaya başladı. Ama o da eksik başladı. Daha sonra, daha doğru şekilde yapı denetim sistemi işte sahadan gelen verilerle güncellenmeye başladı. Bu şekilde denetimsizlikle alakalı bir sıkıntımız vardı onların da üstesinden gelmeye çalıştık” ifadelerine yer verdi.

    “MAKSAT KURTARMA!”

    Depreme farklı afetlere karşı anında gönüllü gruplar olduğunu belirten Maksat Arama Kurtarma Derneği Başkanı Alp Özal ise şunları belirtti:

    “Biz aynı zamanda STK’larız. Bu bağlamda da ilk bölgeye müdahalede ilk dokunan insanlarız. Bu bir gönüllülük işi. Buraya insanlar gönüllülük üzerine geliyor. Burada herhangi bir kişi sınıf ayrımı yok veya etnik çevre ayrımı yok. Bizim amacımız zaten ismimiz de o Maksat kurtarma. İnsanlara dokunmak, kayıp olsun, deprem olsun. İnsanlar afet deyince sadece deprem akıllarına geliyor. Arama kurtarma sadece depremde hizmet vermez. Bir kedi, bir hayvan ağaçta mahsur kalır, ona yardımcı oluruz. Bir insan heyelan tehlikesi yaşar, ona yardımcı oluruz. Kayıp vatandaş vardır, ona yardımcı oluruz. Trafikte aldığımız ilk yardım eğitimleri sayesinde kazalı araçlara müdahale, yetki sınırlarımız dahilinde müdahale oluruz.”

    Bunların hepsinin AFAD aktivasyonu sayesinde olduğunu belirten Özal,” Bunlar aldığınız eğitimler neticesinde oluyor ve sahaya son düzenlemelerden sonra eğitimsiz hiç kimse alınmayacak. Uluslararası arama turu içerisinde eğitimsiz insanların da sahaya çıkması engelleniyor. Akredite insanlar da sahaya çıktığında daha başarılı oluyorlar” diye belirtti

    Keman Virtüözü Çağlar Özaydın ve Sanatçı Gitarist Sinan Biçer’in seslendirdiği şarkıların ardından Yıkım adlı kısa film gösterimiyle etkinlik tamamlandı.

    PİRHA/ANTALYA

     

  • Sebahat Tuncel, Antalya’da Alevilerle bir araya geldi!-VİDEO

    Sebahat Tuncel, Antalya’da Alevilerle bir araya geldi!-VİDEO

    PİRHA- Siyasetçi Sebahat Tuncel, DEM Parti Antlaya İl Örgütü yöneticileriyle birlikte Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şubesi/Konuksever Cemevi’ni ziyaret etti. Ziyarette Barış Süreci ve Alevilerin sorunları konuşuldu.

    Kadınların yoğunlukta olduğu buluşmada, İran’a yönelik saldırı ve Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde gelinen aşama konuşuldu.

    Sebahat Tuncer yaptığı konuşmada, “Kendimize güveniyoruz, mücadele ediyoruz ve tüm yaşananlarda rağmen ayaktayız. Ülkede yaşananlara bakıldığında mevcut tablo kötü. Ama bu zamanda önemli olan Hüseyin’in yürüyüş dediğimiz yürüyüşü gerçekleştirebilmek, ya da Pir Sultan’ın yaptığı öncülüğü yapabilmektir” dedi.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan ise okullarda verilen eğitime değinerek, “Bunun içinde bizler tekçi, asimilasyoncu oluşuma karşı birlik ve beraberlik içinde bir mücadele ortaya koymamız gerekiyor” diye konuştu.

    PİRHA/ANTALYA

     

  • HBVAKV Antalya Şubesi ‘Dayanışma Kahvaltısı’ düzenledi! -VİDEO

    HBVAKV Antalya Şubesi ‘Dayanışma Kahvaltısı’ düzenledi! -VİDEO

    PİRHA-Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şubesi, dayanışma kahvaltısı düzenledi. Cemevinde gerçekleştirilen kahvaltıya Alevi kurumlarının başkan ve yönetim kurulu üyeleri, siyasi parti temsilcileri ile çok sayıda yurttaş katıldı.

    Etkinlikte konuşan HBVAKV Antalya  Şube Başkanı Nurettin Erdoğan eğitim alanında yaşanan dini dayatmalara Ortadoğuda ve ülkede yaşanan hukuksuzluklara dikkat çekti.

    “AYNI SOFRANIN ETRAFINDA BULUŞMANIN HUZURUNU YAŞIYORUZ”

    Cemevinde aynı sofranın etrafında buluşmanın, lokmayı paylaşmanın, muhabbeti büyütmenin huzurunu yaşadıklarını belirten HBVAKBV Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, “Bizler, yolu sevgi olanın, dili barış olanın, kapısı insana açık olanın yolcularıyız. Bu Yol, Pirimiz Hacı Bektaş Veli’nin “İncinsen de incitme” öğretisinin Yol’udur. Bu Yol; ayrıştırmanın değil, birleştirmenin, ötekileştirmenin değil, kardeş bilmenin yoludur” dedi.

    İnsanı merkeze koyan bir anlayışı savunduklarını ifade eden Erdoğan, “Çünkü biliyoruz ki; inanç, vicdan ve yaşam biçimi bireyin öz alanıdır. Devletin görevi, bütün yurttaşlara eşit mesafede durmak; kimsenin inancını, kimliğini ya da yaşam tarzını diğerine üstün kılmamaktır” diye belirtti.

    “OKULLARDA RAMAZAN ADI ALTINDAKİ DİNİ DAYATMA KABUL EDİLEMEZ”

    Son dönemde eğitim alanında yaşanan uygulamalara değinen Erdoğan,  “Özellikle Millî Eğitim Bakanlığı eliyle okullarda tek tip bir dini anlayışın dayatıldığı yönündeki kaygıları artırmaktadır. Eğitim kurumları, çocuklarımızın özgür düşünceyi, bilimi ve birlikte yaşam kültürünü öğrendiği yerler olmalıdır. Okullar; herhangi bir inancın değil, ortak aklın, bilimin ve laikliğin yuvasıdır. Çünkü biz biliyoruz ki, farklılıklarımızı koruyarak birlikte yaşamak bu ülkenin en büyük zenginliktir. Bizim inancımızda rıza vardır, zorunluluk yoktur. Bizim yolumuzda ikrar vardır, dayatma yoktur. İnanç, ancak özgür iradeyle anlam kazanır” dedi.

    “YANI BAŞIMIZDA KATLEDİLEN CANLARIMIZIN KATLEDİLMESİNİNİ GÖRMEZLİKTEN GELEMEYİZ”

    Suriyedeki gelişmelere de dikkat çeken Erdoğan, şunları dile getirdi:

    “Yanı başımızda  yüreğimizi yakan bir başka acıyı da görmezden gelemeyiz. Komşu coğrafyada, Suriye’de yaşanan çatışmalar ve katliamlar, masum canların hayatını karartmaya devam ediyor. Nerede olursa olsun, bir insanın yaşam hakkının elinden alınması, bütün insanlığın vicdanında açılmış bir yaradır. Bizler, dili, dini, kimliği ne olursa olsun mazlumun yanında durmayı insanlık borcu sayarız.

    Dünyada ve ortadoğuda barışa her zamankinden daha fazla barışa ihtiyaç var. Yürütülen barış arayışlarının ve diyalog süreçlerinin olumlu sonuçlanması; yalnızca ülkemize değil, tüm coğrafyaya ve insanlığa nefes aldıracaktır. Çünkü barış; ekonomiden kültüre, eğitimden toplumsal huzura kadar her alanda iyileştirici bir güçtür. Bizler, anaların gözyaşının dinmesini, gençlerin umutla yarına bakmasını, farklı kimliklerin korkmadan yan yana yaşayabilmesini savunuyoruz.

    72 MILLETE BIR NAZARDA NAZARDA BAKAN İNANCIN İNSANLARIYIZ

    Bugün burada paylaştığımız bu kahvaltı, sadece bir araya gelmek değildir. Bu sofra; birliktir, dayanışmadır, birbirine omuz vermektir. Bu sofra; karanlığa karşı yaktığımız bir çıra, umudu büyütme iradesidir. Bizler biliyoruz ki, birlik olursak güçlü oluruz. Birbirimizi anlarsak çoğalırız. Sevgi dilini büyütürsek, hiçbir ayrılık bizi bölemez.

    Anadolu’nun mayası hoşgörüdür. Bu toprakların harcı kardeşliktir ve bizler, bu kadim kültürün emanetçileriyiz. Buradan bir kez daha ifade ediyoruz: Eşit yurttaşlık istiyoruz. Laik, bilimsel ve özgür eğitimi savunuyoruz. İnançların değil, insanların yarıştırılmadığı bir ülke hayal ediyoruz. Barışın egemen olduğu bir coğrafya özlemini dile getiriyoruz.

    Geliniz, lokmamız bir, yolumuz bir, niyetimiz bir olsun. Geliniz, ayrılığı değil birliği, korkuyu değil umudu büyütelim. Geliniz, Pirimizin dediği gibi: “Bir olalım, iri olalım, diri olalım.”

    Dayanışma etkinlği okunan deyişlerle sona erdi.

    PİRHA/ANTALYA

  • Alevi Kültür Dernekleri Antalya Şubesi’nden yoksul çocuklar için eğitim protokolü!-VİDEO

    Alevi Kültür Dernekleri Antalya Şubesi’nden yoksul çocuklar için eğitim protokolü!-VİDEO

    PİRHA- Alevi Kültür Dernekleri Antalya Şube Başkanı Kazım Uçarcan, ekonomik imkânsızlıklar nedeniyle eğitimden kopma riski yaşayan çocuklar için Tasarı Kurs Rehberlik Akademisi ile tüm branşları kapsayan yüzde 30 indirimli bir protokol imzalandığını açıkladı.

    Alevi Kültür Dernekleri Antalya Şube Başkanı Kazım Uçarcan, ekonomik imkânsızlıklar nedeniyle eğitim hakkına erişemeyen çocuklar için yürüttükleri çalışmalar kapsamında, Tasarı Kurs Rehberlik Akademisi ile bütün branşları kapsayan yüzde 30 indirimli bir protokol imzaladıklarını açıkladı.

    Protokole ilişkin PİRHA’ya konuşan Uçarcan, fırsat eşitsizliğinin yalnızca Alevi çocuklarını değil, genel olarak tüm yoksul çocukları etkilediğini vurguladı. Uçarcan, “Bu durum çocuklar için ciddi bir handikap. Alevi Kültür Dernekleri olarak, gerçekten okumak isteyip de okuyamayan öğrencilere nasıl katkı sunabiliriz sorusuyla yola çıktık. Bu çalışma da bu arayışın bir sonucu” dedi.

    20 ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİSİNE BURS

    Eğitime yönelik desteklerinin sadece kurs protokolüyle sınırlı olmadığını belirten Uçarcan, 15 Kasım’da düzenledikleri yemek etkinliğiyle yaklaşık 20 üniversite öğrencisine burs verebilecek bir bütçe oluşturduklarını ifade etti. Bu çalışmanın kendileri açısından moral ve motivasyon kaynağı olduğunu dile getiren Uçarcan, “Bunu başarmak bize güç verdi. Yeni projeler üretme konusunda hem yönetici arkadaşlarımız hem de gençlerimiz açısından cesaretlendirici oldu” diye konuştu.

    “EĞİTİM BİR HAKTIR”

    Durumu iyi olmayan çocuklar için eğitim kurumlarıyla sürekli temas halinde olduklarını söyleyen Uçarcan, Tasarı Kurs Rehberlik Akademisi ile yapılan protokolün bu yaklaşımın somut bir örneği olduğunu belirtti. Uçarcan, “Yoksul halk çocuklarının okuması çok önemli. Çünkü eğitim bir haktır. Aleviler olarak paralı eğitime karşıyız ancak mevcut koşullar bizi böyle çözümler üretmeye zorluyor. Burada vicdanen sorumluluk alıyoruz; yakınımızdaki insanların eksiklerine dokunabilmek istiyoruz” dedi.

    YENİ PROTOKOLLER YOLDA

    Tasarı Kurs Rehberlik Akademisi sahibi Şenol Hoca’ya teşekkür eden Uçarcan, ilerleyen süreçte farklı alanlarda da benzer protokoller imzalamak için çalışacaklarını söyledi. “Üyelerimizle dayanışmayı güçlendirmek, toplumu örgütlemek ve toplumla birlikte örgütlenebilmek için bu tür alanlara dokunmak önemli. Bu anlaşmaların bizi toplumla daha fazla kaynaştıracağına ve daha örgütlü hale getireceğine inanıyoruz” ifadelerini kullandı.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Uçarcan: Antalya’da tüm toplumsal kesimlerle ortak muhalefeti örgütlemenin çabası içerisindeyiz-VİDEO

    Uçarcan: Antalya’da tüm toplumsal kesimlerle ortak muhalefeti örgütlemenin çabası içerisindeyiz-VİDEO

    PİRHA- AKD Antalya Şube Başkanı Kazım Uçarcan, şube olarak iki boyutlu bir çalışma yürüttüklerini belirterek, “Örgütten uzaklaşan, küskün, dargın olan canların sorunlarını çözüp çalışmalara katmayı planlıyoruz. Aynı zamanda eğitim ağırlıklı akademik çalışmalar yürüteceğiz. Tüm kesimlerle birlikte de toplumsal muhalefeti örgütlemenin çabası içerisinde olacağız” dedi.

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Antalya Şube Başkanı Kazım Uçarcan, çalışmalarına ve gerçekleştirecekleri faaliyetlere ilişkin konuştu.

    “ANTALYADA TÜM KESİMLERLE İLİŞKİLENEREK TOPLUMSAL MUHALEFETİ ÖRGÜTLEYECEĞİZ”

    Alevi kurumlarında bir şekliyle kırılıp veya farklı nedenlerle ayrılanları yeniden örgüte kazandırmanın derdinde olduklarını belirten Uçarcan, “Bu canların hepsiyle görüşme içerisindeyiz. Sonra da öteki toplumsal kesimlerle yeniden bir toplumsal muhalefet örgütlenmenin çabası içerisinde olacağız. Bu görüşmelerimizi ve programlarımızı bu temele dayandırarak yapıyoruz. Öteki toplumsal kesimlerle bir yerde buluşmak zorundayız” dedi.

    “AKADEMİK DÜZEYDE ÇALIŞMALAR YAPMAYI DÜŞÜNÜYORUZ”

    Şube yönetimini devraldıktan sonra şubelerine akademisyenlerin gelip gitmeye başladığını ifade eden Uçarcan,”Burada kültürel faaliyetler anlamında semah, halk müziği korosu, bağlama kursu için üniversitede bir öğretim üyesi arkadaşımız bizimle ilişkilendi. Akademik düzeyde bir şeyler yapmaya çalışacağız” şeklinde dile getirdi.

    “ANTALYANIN BÜTÜNÜNDE ALEVİ KURUMLARINA KÜSÜP AYRILANLARI YENİDEN KAZANMANIN ÇABASI İÇİNDE OLACAĞIZ”

    Şube olarak iki boyutlu bir çalışma yürüteceklerini vurgulayan Uçarcan, şunları aktardı:

    “Nasıl örgütleyebiliriz? Alevilerin Antalya’daki, Türkiye’deki ve Avrupa’daki duruşuna nasıl bir ayna tutabiliriz? Bunun çabası içindeyiz ve bütün mesaimizi bu bağlamda harcıyoruz. Geçmişe dönük böyle kırgınlıkları, dargınlıkları ortadan kaldırabilmek için yoğun bir çalışma içinde olacağız. Yani bu konuda önderlik yapacağız. Bütün bu çalışmalarımızı denetleyen bir mekanizma kuracağız.

    “ABF BAŞKAN YARDIMCISI GÖREVİNİ YÜRÜTEN KİŞİNİN AKP’DEN ENCÜMEN ADAYI OLMASI KABUL EDİLEMEZ”

    ABF Başkan Yardımcısının AKP’ aday olmasının sorgulaması gerektiğini belirten Alevi Kültür Dernekleri Antalya Şube Başkanı Kazım Uçarcan, konuşmasının devamında şunları belirtti:

    “Bir insanın Alevi Federasyon başkanı olarak Türkiye’yi bırak dünyayı radarına alacak. Basında Alevi Bektaşi Federasyonu AKP’yi destekliyor diye haber çıktı. Bu yapılanları bu yaşananları incelemeleri ve bakmaları gerekiyor. Bunlar bizim açımızdan çok önemli süreçler. Yani biz kimseyi yargılamıyor, kimseyi ötekileştirmiyor ama ince eleyip sık dokuyoruz. Gerçekten bu görevi layıkıyla yerine getirebilecek insanlarla hareket ediyoruz. Bu bizim yolumuz açısından çok çok önemli.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

  • ‘Alevi Kadınlara Yönelik Ayrımcılığa Karşı İşbirliği’ çalıştayı yapıldı-VİDEO

    ‘Alevi Kadınlara Yönelik Ayrımcılığa Karşı İşbirliği’ çalıştayı yapıldı-VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Şubesi tarafından yapılan “Alevi Kadınlara Yönelik Ayrımcılığa Karşı İşbirliği” çalıştayında başta Alevi kadınlar olmak üzere, toplumda eşitsizliğe maruz bırakılan tüm kadınların sorunları konuşuldu. Çalıştayda kadınlara yönelik yapılan saldırılara karşı mücadele vurgusu yapıldı.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Şubesi tarafından yapılan “Alevi Kadınlara Yönelik Ayrımcılığa Karşı İşbirliği” çalıştayı yapıldı.

    Antalya Muratpaşa ilçesinde Bulvar Oteli’nde yapılan çalıştaya, Antalya Barosu, Veli-Der Antalya Şubesi, Konyaaltı Alevi-Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği, Antalya Tahtacılar Derneği, Abdal Musa Kültür ve Yaşatma Derneği, Alevi Kültür Derneği Antalya Şubesi, Halkevleri, DEM Parti, Türkiye İşçi Partisi, Emek Partisi, CHP Muratpaşa ilçe yönetimi katıldı.

    Yapılan çalıştayın açılış konuşmasını Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Şube Başkanı Hasibe Akpınar yaparak, “Bizim amacımız ülkemizde Alevilerin, Kürtlerin, engellilerin, LBGTİ+’ların, mültecilerin yaşadığı ayrımcılıkla mücadele etmek. Alevi kadınlar olarak uğradığımız hak ihlallerinden bahsetmek istiyoruz. Bunlarla ilgili gerekli çalışmaları yaparak, ulusal ve uluslararası başvuruları yapacağız” dedi.

    “KADIN HAKLARINA YÖNELİK SALDIRILAR ARTIYOR”

    Çalıştaya katılan kurum temsilcileri tek tek söz alarak kadınların yaşadığı sorunlara ve çözüm önerilerine ilişkin konuştu.

    Antalya Barosu’ndan Avukat Gamze Eroğlu, kadınların yıllarca büyük mücadelelerle elde ettikleri hakların, siyasi erk tarafından kademe kademe çeşitli saldırılarla ellerinden alınmaya çalışıldığını belirtti. Eroğlu, “Son zamanlarda medeni kanunla ilgili yapılması planlanan değişiklikler üzerinden kadınların nafaka hakkına saldırılıyor. Son derece tehlikeli bulduğumuz arabuluculuk kurumu ile aileler arasındaki sorunların çözüleceği ortaya atılıyor. Ancak aile savunuculuğunun uygulama biçimi kadınlar içinde şiddet olan evliliklere mahkûm edileceği çok açık. Kadın onlarca olumsuz faktörün baskısıyla ve hepsinden önemlisi çocuklarıyla birlikte beş parasız ortada kalma riski yüzünden boşanma sürecini kolay kolay başlatmıyor. Bu gibi uygulamalarla kadınların boşanmaya karar vermeleri daha da zorlaşacak” diye konuştu.

    EMEP Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Elif Bilentaş, kadınların karşı karşıya olduğu saldırı ve baskılara karşı topyekün bir mücadele gerekliliğine işaret etti.

    DEM Parti Antalya Büyükşehir Belediye Eş Başkan Adayı Nesibe Bahadır, “Farklı kimliklere farklı inançlara her zaman saygı gösteren ve bu mücadeleyi destekleyen yerde olmalıyız ki bu sistemi değiştirebilelim. İktidarın iki yüzlü bir politika yürüttüğünü görüyoruz. Dolayısıyla kadın politikasından tutun da inanç politikasında kadar ikiyüzlü politika yürütüldüğünü görüyoruz” sözlerini kullandı.

    “ALEVİLER ÜZERİNDEN TOPLUMSAL BASKI OLUŞTURULUYOR”

    Türkiye İşçi Partisi Antalya Muratpaşa Belediye Başkan Adayı Ayfer Güneşhanlı ise “Alevilik sorunu üzerinden devletin alacağı radikal kararlar önemli. Ama baktığımızda toplumlararası bir uçurum açıldı ve Aleviler üzerinden toplum baskısı yaratılıyor. Bunun da bilinçli yapılan bir siyaset olduğu çok açık” diye konuştu.

    “ÇOK DERİN BİR EŞİTSİZLİK YAŞIYORUZ”

    Hatice Demir Aksoy da “Sanki ayrımcılık, eşitsizlik, kapitalist sistemle gelmiş gibi algılanır. Oysa ki bütün ayrımcılıklar kapitalist sistem için üretim aracılığıyla gelir. Yani bu sistemden önceki sistemlerin yaptığı ayrımcılıkları kapitalist sistem kendi özelinde değerlendirip daha da derinleştirip kendi çıkarına göre doğru kullanıyor. O nedenle yaşadığımız bütün ayrımcılıklar sadece kapitalist sistemler değil, ondan önceki sistemlerden doğan ayrılıklarla birlikte mücadele ediyoruz ve de çok derin bir eşitsizlik yaşıyoruz” dedi.

    Pandemi döneminde çalıştığı nar bahçesinin servis aracında maske takmadığı gerekçesiyle araç içerisinde patronun eşi tarafından saldırıya uğrayan ve sol gözünü kaybeden Altın Erdoğan, şunları söyledi:

    3 senedir hukuk mücadelemiz devam ediyor. Şu an ceza davasını kazandım ama dava İstinaf Mahkemesi’ne gitti. Üzerinden 10 ay geçmesine rağmen henüz bir sonuç çıkmadı. Şu an maddi manevi, tazminat davası açıldı. Mücadelem devam ediyor.”

    PSAKD Antalya Şube Üyesi Ayşe Panuş ise kadınların temsil kademelerinde yer almasının önünde bir çok engelin bulunduğunu ancak tüm bu engellerle mücadele etmek gerektiğinin altını çizdi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Eğitim Sen Antalya Şubesi: Eğitim sistemindeki sorunlar hala çözüm bekliyor

    Eğitim Sen Antalya Şubesi: Eğitim sistemindeki sorunlar hala çözüm bekliyor

    PİRHA- Eğitim Sen Antalya Şubesi, 2021/2022 eğitim öğretim yılının ilk yarısına ilişkin hazırladıkları raporu yayınladı. Kamuoyuyla paylaşılan raporda, son 6 ayda eğitim emekçilerinin, öğrencilerin ve eğitim sisteminde ki sorunlara dikkat çekilerek çözüm önerileri sunuldu. 

    Eğitim Sen Antalya Şubesi 2021-2022 eğitim-öğretim yılının ilk yarısına ilişkin hazırladıkları raporu kamuoyuyla paylaştı. Kamuoyuyla paylaşılan raporda, son 6 ayda eğitim emekçilerinin, öğrencilerin ve eğitim sisteminde ki sorunlara dikkat çekilerek çözüm önerileri sunuldu.

    Raporda, geçtiğimiz dönem 1 milyon 171 bin 891 öğretmen ve açık öğretim öğrencileri dâhil olmak üzere 17 milyon 436 bin 532 öğrenci ile eğitim ve öğretime devam edildiği bilgisi paylaşıldı.

    “EĞİTİM SİSTEMİNİN BELLİ BAŞLI SORUNLARI VARLIĞINI SÜRDÜRÜYOR”

    İki yıla yakın süredir devam eden Covid-19 salgını koşullarının eğitim öğretime olumsuz etkilerinin bütün ağırlığıyla sürmekte olduğu belirtilen raporda; ” Bununla birlikte eğitimin niteliğinde yaşanan gerilemenin sürmesi, son yıllarda belirgin şekilde artan eğitimde ticarileşme ve eğitimi dinselleştirme uygulamaları, okulların fiziki altyapı ve donanım eksikliklerinin sürmesi, kalabalık sınıflar sorunu, ikili öğretim, taşımalı eğitim, çocuk ve gençlerin dini cemaat ve vakıfların kreşlerine ve yurtlarına yönlendirilmesi, çocuklara yönelik taciz ve istismar vakalarının artması, mülakata dayalı sözleşmeli öğretmenlik ve ücretli öğretmenlik uygulamasının sürmesi, ataması yapılmayan öğretmenler sorunu vb. gibi çok sayıda sorun eğitim sisteminin belli başlı sorunları olarak geçtiğimiz öğretim yılında da varlığını sürdürmüştür” denildi.

    “EĞİTİME ERİŞİM KONUSUNDA CİDDİ SORUNLAR YAŞANIYOR”

    Eğitimde yaşanan ve yapısal hale gelen sorunların, ekonomiden sonra halkın en öncelikli gündemi olmayı sürdürdüğü ifade edilen rapora şu cümleler yer aldı:

    “Çocuklar eğitim hakkından eşit koşullarda yararlanamamakta, çocuk yaşta evlenmenin önüne geçen adımlar atılmamaktadır. Yoksul, emekçi ailelerin çocukları başta olmak üzere kız çocukları ve kırsal kesimde yaşayan çocuklar açısından eğitime erişim konusunda ciddi sorunlar yaşanmaktadır.

    Türkiye’de çeşitli nedenlerle eğitime erişimde, kız çocukları, mülteci çocuklar, anadili farklı olan çocuklar, engelli çocuklar ve geçici koruma altındaki çocukların dezavantajları günden güne artarak devam etmektedir. Türkiye’de milyonlarca çocuk ve gencin eğitim hakkından eşit koşullarda yararlanmasını engelleyen, Covid-19 salgını koşullarında gerekli önlemleri almayarak milyonlarca çocuk ve gencimizin eğitime erişim hakkını ihlal eden uygulamaların ısrarla uygulanması dikkat çekicidir.”

    “YÜZ YÜZE EĞİTİME GEÇİŞ SÜRECİNDE GEREKLİ ÖNLEMLER ALINMAMIŞTIR”

    6 Eylül 2021’de okulların açılması ve yüz yüze eğitime başlanmasının öncesi ve sonrasında Covid-19 salgınının etkilerinin en aza indirilmesi için gerekli önlemlerin alınmadığı vurgulanan raporda; “Bu süre zarfında sendikamızın tüm çağrılarına rağmen okullara ek bütçe sağlanmamış, fiziki altyapı sorunları giderilmemiş, ders saatleri salgın koşullarına göre düzenlenmemiş, derslik sayısı ihtiyaç oranında arttırılmamış, öğretmen ve yardımcı hizmetli istihdamındaki eksiklikler giderilmemiştir. Sınıfların düzenli olarak havalandırılması, okul içinde ortak kullanım alanlarının temizliği, bahçe ve açık alan düzenlemelerinin yapılması, öğrenci giriş çıkışlarının düzenlenmesi ve sınıf mevcutlarının azaltılması konusunda ciddi yetersizlikler gözlenmiştir. Nüfus yoğunluğu fazla olan bölgelerde kalabalık sınıf sorunu sürerken, seyreltilmiş eğitim uygulamaları hayata geçirilmemiştir” ifadeleri kullanıldı.

    “MEB VE YATIRIM BÜTÇESİ ZORUNLU İHTİYAÇLARI KARŞILAMAKTAN UZAKTIR”

    Eğitime ayrılan bütçenin yetersizliğine de değinilen raporda şu bilgiler paylaşıldı:

    “2022 Eğitim bütçesinin, eğitim sisteminin, öğrencilerin ve eğitim ve bilim emekçilerinin yaşadığı sorunlara çözüm üretmekten uzak bir yaklaşımla hazırlanmıştır. Ülkenin içinde bulunduğu salgın koşullarını dikkate almayan, okullarda, üniversitelerde ve diğer eğitim kurumlarında yaşanan eşitsizlikleri ve en temel ihtiyaçları görmezden gelen ve sadece zorunlu harcamaların dikkate alındığı bir bütçedir.

    2022 MEB bütçesi 189 milyar 11 milyon lira; yükseköğretim bütçesi ise 57 milyar 740 milyon lira olarak belirlenmiştir. Eğitim bütçesinin her yıl oransal olarak arttığı söylense de MEB bütçesinin milli gelire oranı yüzde 2,6’dan yüzde 2,4’e; yükseköğretim bütçesinin milli gelire oranı ise yüzde 0,8’den, yüzde 0,73’e gerilemiştir.

    Covid-19 salgını 2021 bütçesinde olduğu gibi, 2022 yılında da MEB tarafından görmezden gelinmiştir. MEB bütçesinde eğitimde giderek artan eşitsizlikleri azaltacak ve eğitime erişim sorununa çözüm üretecek bir politika yoktur.”

    “EĞİTİMDE DİYANET-DİNİ VAKIF VE DERNEKLERİN KUŞATMASI SÜRMEKTEDİR” 

    Eğitimde dinci vakıf ve derneklerin çok fazla etkili olduğuna dikkat çekilen raporda; “MEB’in merkezi olarak Diyanet İşleri Başkanlığı, yerellerde ise il müftülükleri başta olmak üzere, büyük çoğunluğu dini cemaatlerin uzantısı olan kimi vakıf ve derneklerle çeşitli konularda imzaladığı iş birliği protokolleri, okullarımızın dini grupların temel faaliyet alanları haline getirilmesine neden olmuştur. Bu uygulamayla, dini vakıf ve derneklerin devlet okullarında başta ‘değerler eğitimi’ olmak üzere, tamamına yakını dini içerikli çeşitli konularda ders ve seminer verebilmesi, kendi yayınlarını dağıtabilmesi gibi faaliyetlerin yolu açılmıştır. Geçmişte yapılan yanlış adımlar sürdürülmekte, dini cemaatler eğitim sistemine dâhil edilerek ‘paralel’ eğitim uygulamaları hayata geçirilmektedir.

    MEB’e bağlı il ve ilçe müdürlükleri ile çok sayıda okulda eğitim yöneticileri öğrencileri dini içerikli dersleri seçmeleri yönünde yönlendirmeye çalışmakta, hatta fiilen zorlamaktadır.

    “20. MİLLİ EĞİTİM ŞURASI ÇOCUKLARIN SAĞLIKLI GELİŞİMİNE AYKIRI KARARLAR ALMIŞTIR”

    Siyasi iktidarın yıllardır bilinçli ve programlı bir şekilde hayata geçirmeye çalıştığı ‘dindar nesil yetiştirme’ stratejisinin son hedefi 4-6 yaş grubunda yer alan çocuklarımız olmuştur. “Cumhurbaşkanı himayesinde” Saray’da yapılan 20. Milli Eğitim Şurası’nda, Okul Öncesi İhtisas Komisyonu’nda kabul edilmeyen okul öncesi eğitime din eğitimi eklenmesi yönündeki tavsiye kararı, 46 eğitimcinin şerh koymasına rağmen oy çokluğuyla kabul edilmiştir. Pedagoji bilimine aykırı olan, çocukların fiziksel ve zihinsel gelişimi üzerinde telafi edilmesi mümkün olmayan zararlara yol açacak olan bu tavsiye kararını kabul etmek ve onaylamak mümkün değildir.

    MEB’in görevi iktidarın dindar nesil yetiştirme hedefini gerçekleştirmek için çalışmak değildir. MEB’in görevi, çocukları ve gençleri insanlığın ortak evrensel değerleri doğrultusunda yetiştirmek, çocukların üstün yararını gözeten, çocuk ve gençlerin kendini gerçekleştirebilmesi ve eleştirel düşünce becerisini kazanabilmesine olanak sağlayacak somut adımlar atmak olmalıdır. Laik bir ülkede devletin, zorunlu din dersi uygulamasıyla bireylerin kişisel inanç alanına girmesi doğru değildir. Bu noktada en hassas yaş grubu gelişim çağının başında olan okul öncesi eğitim çağındaki çocuklardır. Eğitim Sen olarak çocukların sağlıklı gelişimini olumsuz etkileyen her türlü adım karşısında olduğu gibi, bu tür kararlar ve uygulamalara karşı da tüm gücümüzle mücadele edeceğimizin bilinmesini istiyoruz” denildi.

    “HAKLARIMIZI VE TALEPLERİMİZİ İÇERMEYEN BİR MESLEK KANUNU İSTEMİYORUZ”

    Eğitim emekçilerinin sorunlarının ve çözüm önerilerinin sıralandığı raporda son olarak şu ifadeler aktarıldı:

    “Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), bugüne kadar eğitim sisteminde yaşanan her sorunda olduğu gibi, eğitim emekçilerinin ekonomik, sosyal, mesleki ve özlük sorunlarına tamamen piyasacı ve rekabetçi bir mantıkla yaklaşmıştır. Bu yaklaşımın son örneği, muhataplarının bilgisi dışında, kapalı kapılar ardında hazırlanan ve 31 Aralık 2021’de TBMM’ye sunulan Öğretmenlik Meslek Kanunu tasarısıdır. TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu’ndan geçirilerek TBMM Genel Kurulu’na getirilen tasarı yasalaşmıştır.

    Bu kanun öğretmenlerin haklarını geliştirme yerine kısıtlamaların, öğretmenler arasında rekabetin ve eşitsizliğin yaşanacağı bir yasadır. Özel okul ve kurslarda öğretmenlik yapan meslektaşlarımızın ekonomik ve sosyal hakları ile ücret ve çalışma koşulları hakkında hiçbir düzenleme yer almamıştır. Yapılan düzenleme bir meslek kanunu niteliği taşımamaktadır.

    “HUKUKSUZ KHK İHRAÇLARI SORUNU HALA ÇÖZÜM BEKLEMEKTEDİR”

    OHAL sürecinde ihraç edilen kamu emekçileri çok ciddi zorluklarla karşı karşıya kalmış, aralarında eğitimci ve akademisyenlerin de olduğu 60’ı aşkın KHK’li yaşadıkları haksızlığa dayanamayarak intihar etmiştir. KHK ihraçları ile eğitim ve bilim emekçilerinin sadece işleri ellerinden alınmamış, uzun uğraşlar sonucunda kazandıkları mesleklerini yapmaları engellenmiş, kendilerinin ve ailelerinin yaşamları adeta kâbusa dönüştürülerek, eğitim ve bilim emekçileri açlığa mahkûm edilmiştir.

    Barış akademisyenleri Anayasa Mahkemesi’nin kararının ardından yargılandıkları mahkemelerde beraat ettikleri halde, OHAL Komisyonu’nu akademisyenlerin başvurularına ‘ret’ kararı vererek suç işlemiştir.

    Türkiye’nin hukuk sistemi içinde mevzuatça belirlenmiş bir yargı mercii olmayan OHAL Komisyonu derhal lağvedilmeli, haklarında herhangi bir yargı kararı bulunmayan, hukuken suç olmayan gerekçelerle ihraç edilen tüm kamu görevlileri bütün haklarıyla birlikte derhal görevlerine iade edilmelidir.

    “EĞİTİMDE GÜVENCESİZ İSTİHDAM VE ATAMALARDA MÜLAKAT ISRARINA SON VERİLMELİDİR”

    Geçtiğimiz yıllarda sözleşmeli öğretmenlik mülakat sınavında sorulan sorular üzerinden ortaya atılan iddialar, mülakat uygulamasının siyasi kadrolaşma amacıyla nasıl kullanıldığını açıkça göstermiştir. Geçtiğimiz kasım ayında 15 bin sözleşmeli öğretmen alımında yapılan sözlü mülakat sonuçları açıklandığında yazılı sınavdan yüksek puan almasına rağmen çok sayıda öğretmenin düşük sözlü sınav puanı verilerek elendiği görülmüştür. Mülakat sonucunda elenenler arasında kendi alanında doktora yapan ve KPSS’de birinci olan bir meslektaşımız da bulunmaktadır.

    Türkiye’de mülakat sınavına dayalı tüm uygulamaların ‘siyasal kadrolaşmanın önünü açarak sayısız haksızlığa neden olduğu, aldıkları puanlara bakılmaksızın iktidarın dünya görüşüne uygun olanlar sürekli başarılı olurken, iktidarın dünya görüşüne yakın olmayanların taraflı ve kasıtlı değerlendirmeler sonucunda elendiği çok iyi bilinmektedir.

    Kamu hizmetlerinin sürekliliği, düzenliliği ve halka daha nitelikli olarak sunulması için eğitimde her türlü güvencesiz istihdam uygulamasından derhal vazgeçilmeli, ataması yapılmayan öğretmenler sorunu kalıcı olarak çözülerek herkese kadrolu ve güvenceli istihdam sağlanmalıdır.

    2021-2022 Eğitim Öğretim Yılı birinci döneminde yereldeki uygulamalar geneldeki uygulamalardan farklı olmamıştır. Okullarda yardımcı personel eksiklikleri, kantin ücretlerinin yüksekliği, hijyen sorunu, son dönemde karantinaya alınan sınıf sayılarındaki artış, vaka sayılarındaki artış, sınıfların seyreltilmemiş olması, ikili eğitim yapılan okullarda çok erken saatlerde ve geç saatlerde ders giriş ve çıkış saatlerinin olması, öğretmenlere yüklenen angarya görevler gibi pek çok konu yerelde yaşadığımız sorunlardandı.

    Eğitim sisteminde yaşanan sorunların ülkedeki ekonomik, toplumsal ve siyasal alanda yaşanan gelişmelerden ayrı ve bağımsız olmadığı açıktır. Eğitim sen, her geçen gün daha fazla piyasa ilişkileri içine çekilen, okul öncesinden üniversiteye kadar bilimin ve laikliğin değil, milliyetçiliğin, ayrımcılığın ve inanç sömürüsünün referans alındığı bir eğitim sisteminde kamusal, bilimsel, demokratik, laik ve anadilinde eğitim hakkı için mücadelesini kesintisiz sürdürmeye kararlıdır.”

    PİRHA/ANTALYA