Etiket: ape musa

  • Kürt aydını Musa Anter’in katledilişinin üzerinden 33 yıl geçti

    Kürt aydını Musa Anter’in katledilişinin üzerinden 33 yıl geçti

    PİRHA- Kürt aydını, gazeteci-yazar Musa Anter’in (Apê Musa), aramızdan ayrılışının üzerinden 33 yıl geçti. Anter, 20 Eylül 1992 yılında bir Kültür-Sanat Festivali’ne katılmak için geldiği Diyarbakır’da JİTEM elemanları tarafından Seyrantepe Semtinde katledildi. Cinayetle ilgili başlatılan soruşturma ve kovuşturmada zamanaşımı gerekçesiyle düşürüldü. 

    20 Eylül 1992 yılında Diyarbakır’da gerçekleşen Kültür-Sanat Festivali’ne katılarak kitaplarını imzalayan Musa Anter, akşam saatlerinde Seyrantepe Mahallesi’nde uğradığı silahlı saldırı sonucu 72 yaşında hayatını kaybetmişti. Cinayetin üzerinden 33 yıl geçti, ancak bugüne kadar failler tek tek, isim isim bilinmesine rağmen yakalanmadı.

    Hayatı cezaevi ve sürgünlerle geçen Musa Anter, 1920 yılında Mardin’in Nusaybin ilçesine bağlı Ziwinge  (Eskimağara) köyünde dünyaya geldi. 1944 yılında Ayşe Hale ile evlenen Ape Musa, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki eğitimi yarım bıraktı.

    KÜRT DİLİNE KATKILARI

    Üniversiteden ayrıldıktan sonra Şark Postası ve Dicle Kaynağı’nda yazmaya başlayan Anter, İleri Yurt gazetesindeki Kürtçe şiiri “Qimil/Kımıl” sebebiyle 1959 yılında tutuklandı, idamla yargılandı. 1960 darbesinden sonra serbest kalan Anter, cezaevinden çıktıktan sonra Deng, Barış Dünyası ve Yön dergilerinde yazdı. Ape Musa, çeşitli tariflerde Dicle-Fırat, Azadiya Welat, Yeni Ülke, Özgür Gündem, Rewşen ve Tewlo’da yazdı. Bununla birlikte yedi kitap ve bir de Kürtçe-Türkçe Sözlük yayımladı.

    11 YIL CEZAEVİNDE GEÇTİ

    Daha sonra Türkiye İşçi Partisi’nde (TİP) aktif siyasete atılan Anter, 1965 seçimlerinde Mardin’den aday oldu. Ancak son anda gerçekleşen aday değişikliği yüzünden bağımsız olarak seçimlere giren Anter, 12 Mart 1971’de tekrar tutuklandı ve Seyrantepe Askeri Cezaevi’nde 3 yıl kaldı. 12 Eylül 1980’de ise “Kürtçülük” propagandası yapmaktan tutuklanıp Nusaybin Cezaevine konulan ve 1 yıl sonra tahliye edilen Anter’in, toplamda 11 yılı cezaevinde geçti.

    JİTEM TETİKÇİSİ CİNAYETİ İTİRAF ETTİ

    Kürt aydını Anter, 20 Eylül 1992 yılında bir Kültür-Sanat Festivali’ne katılmak için geldiği Diyarbakır’da JİTEM elemanları tarafından Seyrantepe Semtinde katledildi. Cinayetle ilgili başlatılan soruşturma ve kovuşturmada bugüne kadar bir gelişme sağlanamazken, JİTEM tetikçisi Abdulkadir Aygan 2004 yılında Apê Musa cinayetine ilişkin itiraflarda bulundu. Apê Musa cinayetini JİTEM’in planladığını itiraf eden Aygan, JİTEM kurucusu Binbaşı Ahmet Cem Ersever, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım, JİTEM elemanları Mustafa Deniz, Savaş Gevrekçi, Ali Ozansoy, itirafçı Cemil Işık (Hogir) ve Hamit Yıldırım’ın cinayetten sorumlu olduğunu söyledi.

    TÜRKİYE MAHKUM EDİLDİ

    Anter Ailesi, aradan geçen yıllara rağmen sonuç alınamayan cinayetin soruşturmasını 2000’de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdı. Mahkeme ön kabulden sonra 2005’te tarafları uzlaştırmak istedi ve aileye 15 bin Euro önerdi. Aile maddi tazminat yerine ihlal kararı çıkmasını istedi ve öneriyi reddetti. AİHM 19 Aralık 2006’da Musa Anter’in yaşam hakkının ihlal edildiği ve cinayet hakkında yeterli soruşturma yürütülmediği için, ailesinin mahkemeye “etkin başvuru hakkının elinden aldığı” gerekçesiyle Türkiye’yi 28 bin 500 Euro ödemeye mahkum etti.

    2013’TE DAVA AÇILDI

    Cinayet uzun süre “faili meçhul” kaldıktan sonra 29 Haziran 2012’de tetikçi zanlısı Hamit Yıldırım Şırnak’ta yakalandı. Yıldırım’ın 2 Temmuz 2012’de tutuklanmasıyla dava zamanaşımından kurtulmuş ve soruşturma sonucu hazırlanan 25 Haziran 2013 tarihli iddianame, 5 Temmuz 2013’te Diyarbakır 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

    JİTEM DAVASI İLE BİRLEŞTİRİLDİ

    Musa Anter davası 23 Aralık 2014 tarihinde JİTEM Ana Davası ile birleştirilerek, 16 Ocak 2015 tarihinde “güvenlik” gerekçesiyle Diyarbakır 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nden Ankara 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşındı. Ankara 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi, birleştirme kararına itiraz etti, ancak itirazı değerlendiren Yargıtay 5’inci Ceza Dairesi’nin 29 Ocak 2016 tarihli kararıyla iki davanın birleşmesi kesinleşti.

    Musa Anter cinayeti ile ilgili tanık ifadelerine ve delillere rağmen davada tek tutuklu sanık olan Hamit Yıldırım serbest bıraktı. Cinayette adı geçenlerden Cem Ersever ve Mustafa Deniz öldürülürken, Abdulkadir Aygan, İsveç’te yaşıyor, Yeşil’in akıbeti ise bilinmiyor.

    DAVA SÜRECİ

    1999 yılında düzenlenen iddianamelerle 11 sanığın ve 2005 tarihli iddianameyle yargılanan 5 sanığın yargılandığı JİTEM örgütüne ilişkin davalar 2010 yılında birleştirildi ve dava “JİTEM Ana Davası” olarak anılmaya başlandı.

    Bu sırada gazeteci yazar Musa Anter’in 20 Eylül 1992’de öldürülmesiyle ilgili 1992 yılında açılan soruşturma kapsamında, eski JİTEM tetikçisi Abdülkadir Aygan’ın fail olarak işaret ettiği Hamit Yıldırım 29 Haziran 2012’de gözaltına alındı.

    Hamit Yıldırım’ın 2 Temmuz 2012’de tutuklanmasıyla dava zamanaşımından kurtuldu ve soruşturma sonucu hazırlanan 25 Haziran 2013 tarihli iddianame 5 Temmuz 2013’te Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmedi.

    Musa Anter Davası 23 Aralık 2014 tarihinde JİTEM Ana Davası ile birleştirildi ve 16 Ocak 2015 tarihinde “güvenlik gerekçesiyle” Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nden Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’ne nakledildi. Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi, birleştirme kararına itiraz etti ancak, itirazı değerlendiren Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 29 Ocak 2016 tarihli kararıyla iki davanın birleşmesi kesinleşti.

    JİTEM Ana Davası ile 1993 yılında “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım tarafından öldürülen Ayten Öztürk davasıyla birleştirilen davanın karar duruşması, 21 Eylül 2022’de Ankara 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Anter Davası, JİTEM Ana Davası’nda tefrik edilerek, zamanaşımından düşürülmesine karar verildi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Apê Musa ödüllerinin kazananları belirlendi

    Apê Musa ödüllerinin kazananları belirlendi

    PİRHA-31’inci Musa Anter ve Özgür Basın Şehitleri Gazetecilik Ödülleri’nin sahipleri belli oldu.

    Özgür Basın’ın bilge ismi Musa Anter’in (Apê Musa) 20 Eylül 1992’de Diyarbakır’da JİTEM tarafından katledilmesinin ardından gazetecilik alanında verilmeye başlanan 31’inci Musa Anter ve Özgür Basın Şehitleri Gazetecilik Ödülleri’nin sahipleri belli oldu.

    Yarışma, “Türkçe Haber”, “Video Haber”, “Kürtçe Haber”, “Fotoğraf (Haber Fotoğrafı)”, “Karikatür” ve Gurbetelli Ersöz anısına “Kadın Haberciliği” olmak üzere altı ayrı dalda düzenlendi. Ödüller, 22 Eylül’de Şişli Cemil Candaş Kent Kültür Merkezi’nde Saat: 18:30’da düzenlenecek törenle sahiplerine verilecek.

    TÜRKÇE HABER

    “Türkçe Haber” dalında başvurusu alınan toplamda 33 eserden 26’sı “Türkçe Haber” olurken, 7’si ise “Video Haber” dalında oldu. Banu Güven, Faruk Bildirici, Candan Yıldız, Ali Duran Topuz, Nezahat Doğan, Mehmet Ali Çelebi’den oluşan “Türkçe Haber” Jürisi’nin değerlendirmeleri sonucu “Türkçe Haber” dalında T24’ten Cengiz Anıl Bölükbaş “İliç’te göçüğe giden yol: Siyanür sızdırdı, ruhsatı iptal edilmedi, vergi borcu silindi, kârlarını katladı” haberi oy çokluğuyla ödüle layık görüldü.

    JİNNEWS’E JÜRİ ÖZEL ÖDÜLÜ

    Banu Güven, Faruk Bildirici, Candan Yıldız, Ali Duran Topuz, Nezahat Doğan, Mehmet Ali Çelebi’den oluşan jüri, “Video Haber” dalında ise ödüle layık haber bulamazken, JINNEWS’ten Dilan Babat’ın çektiği “Konuş Sen Nerelisin?” görüntüsüne “Jüri Özel Ödülü” verdi. Jüri ödülle ilgili “Video Haber kategorisinde ödüle değer haber bulunamamakla birlikte Dilan Babat’ın ‘Şirnex’e taşınan askerler oy verme sırasında’ başlıklı haberi, o dönemde gündemi etkileyen son derece çarpıcı görüntü ile desteklenmiş olması nedeniyle Jüri Özel Ödülü’ne değer bulunmuştur. Genç meslektaşımızı kutlarız” değerlendirmesi yaptı.

    Türkçe Haber Jürisi Cengiz Anıl Bölükbaş’ın haberiyle ilgili de, “Siyanürlü altın madenciliğinin yapıldığı İliç (Licik)’te ‘Göçüğe giden yol’ haberi, büyük bir felaket karşısında gazetecilik refleksinin anında harekete geçmesinin ne denli hayati önemde olduğunu gösteriyor. Göçüğün meydana gelmesinden sadece altı saat sonra o güne kadarki süreç, iktidara yakın şirkete ruhsat ayrıcalığı, siyanür sızıntısının örtbas edilmesi, bakanlığın ÇED raporunda toprak kayması riskinin yok sayılması gibi göçüğe davetiye çıkaran tüm gelişmeler satırlara dökülmüştü. Okurlara bilgi vermenin yanı sıra felaketi izleyen, olay yerine koşan tüm gazeteciler için de yol haritası oluşturdu Bölükbaş’ın bu haberi” dedi.

    FOTOĞRAF DALINDA BİRİNCİLİK MEZOPOTAMYA AJANSI’NA

    Jüri üyeleri Ramazan Öztürk, Beritan Canözer, Salih Yeşil, Özcan Yaman ve Murat Baykara’dan oluşan “Fotoğraf” dalı jürisi, bu yıl oy birliğiyle Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Müjdat Can’ın fotoğrafını birincilik ödülüne layık gördü.

    “Fotoğraf” kategorisinde yarışmaya 16 eser gönderildiği belirtilen jüri açıklamasında, “Müjdat Can’ın 20 Haziran 2024’te Diyarbakır’da çıkan ve altı köyü etkileyen yangın sırasında, yangında yaralanan hayvanların durumunu gösteren fotoğrafı öne çıktı” denildi.

    Değerlendirme şu şekilde: “Bu fotoğraf, insanların doğayı nasıl tahrip ettiğini ve aynı zamanda diğer canlıları en acımasız şekilde nasıl yok ettiğimizi güçlü bir şekilde gözler önüne sermekteydi. Yangınların çıkarılması ya da gerekli önlemlerin alınmaması sonucunda, doğaya ve masum hayvanlara ölümün en zalim ve adaletsiz biçimi yaşatılıyor. Müjdat Can’ın bu karesi, hem hayvanların yaşadığı büyük dramı hem de insanlığın doğaya karşı yıkıcı etkilerini en çarpıcı şekilde belgelemektedir.”

    KÜRTÇE HABER DALI

    Ramazan Ölçen, Nergîz îsmail, Bişar Turgut, Hatice Kamer, Münevver Karademir’den oluşan juri üyeleri “Kürtçe Haber” dalında; Hawar Haber Ajansı’ndan (ANHA) Silava Ebdulrehman Mihemed Emîn “Çîrokek sûdwergir a ziman û têkoşîna azadiyê” başlıklı haberi ile Özel jüri ödülüne layık gördü.

    GURBETELLİ ERSÖZ KADIN HABERCİLİĞİ

    Dilek Arjin Öncel, Bircan Değirmenci, Derya Ceylan, Elif Ekin Saltık, Gülfem Karataş’tan oluşan “Kadın Haberciliği” jüri üyeleri bu dalda, kadın işçi muhabiri Rahime Karvar’ın tarım işçisi kadınların yaşadıklarına odaklanan haber dizisini ödüle layık gördü.

    Jüri tarafından ödüle dair yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı:

    “Bizler Musa Anter ve Özgür Basın Şehitleri Gazetecilik Yarışması’nın Gurbetelli Ersöz Kadın Haberciliği jürisi olarak her bir haberin çok önemli olduğunu belirtmek isteriz. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin derinleştiği bu süreçte kadın ve çocukların yaşadıklarına odaklanan haberler, hak odaklı haberciliğin önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Kadınların katledildiği ve çocuklara yönelik cinsel suçların arttığı şu dönemde her haberin konusu da ihlal olarak karşımıza çıkıyor. 8 haberin konusu da kadınlara ve çocuklara yönelik ihlallerdi. Her bir arkadaşın emeğine sağlık. Rahime Karvar’ın tarım işçisi kadınların yaşadıklarına odaklanan haber dizisini ödüle layık gördük. Rahime Karvar’ın ‘Bizi hayvanlardan ve çuvallardan farklı görmüyorlar!’, ‘Vallahi bu erkekler her şeye karışıyor: Evdeki eve tarladaki tarlaya karışıyor!’, ‘Erkekler güvencesiz ve düşük ücretli tarla işlerini kadınların üzerine yıkıyor’ şeklinde hazırlanan haber dizisi, hem fotoğrafları hem de tüm ayrıntıları ile kadınların yaşamlarına odaklanmasıyla emek sömürüsünü gözler önüne seriyor. Kadınların hikayesinin derinlemesine işlenmiş olması, mevsimlik tarım işçilerinin genel olarak yaşadıklarına ışık tutuyor.”

    KARİKATÜR DALI

    Kemal Gökhan Gürses, Ronî Batte, Erceren’den oluşan “Karikatür” jürisi yarışmada birinciliğe değer bir eser bulmazken, Halil İbrahim Çoban’a Mansiyon (teşvik)  ödülü verdi.

    Jüri tarafından yapılan açıklamada, “Şiddetin egemenliğindeki dünyanın her köşesinde savunmasız ve barış yanlısı görüşlerin otokratik rejimlerin hedefi haline gelmesini eleştiren Halil İbrahim Çoban bu çalışmasıyla mansiyon ödülüne değer görülmüştür” dedi.

    ONUR ÖDÜLÜ KATLEDİLEN GAZETECİLER ANISINA

    Her yıl verilen Onur Ödülü bu yıl ise; direnen gazeteciler şahsında Federe Kürdistan’da 23 Ağustos’ta Türkiye’ye ait SİHA saldırısı ile katledilen gazeteciler Gulistan Tara ile Hero Bahaddîn anısına verilmesine karar verildi.

    Ayrıca İran’da idam cezasına çarptırılan kadın hakları savunucusu ve Kürt gazeteci Pexşan Ezîzî’yi de Onur Ödülü layık görüldü.

    (MA)

  • 30. Musa Anter Gazetecilik ödülleri sahiplerini buldu – VİDEO

    30. Musa Anter Gazetecilik ödülleri sahiplerini buldu – VİDEO

    PİRHA- 30. Musa Anter ve Özgür Basın Şehitleri Gazetecilik Ödülleri, İstanbul’da yapılan tören ile sahiplerini buldu.

    Yeni Yaşam Gazetesi tarafından bu yıl 30’uncusu düzenlenen Musa Anter ve Özgür Basın Şehitleri Gazetecilik Ödülleri, Kadıköy Belediyesi Evlendirme Dairesi’nde gerçekleştirilen tören ile sahiplerini buldu. Bu yıl yarışmada, “Türkçe Haber”, “Kürtçe Haber”, “Fotoğraf (haber fotoğrafı)”, “Karikatür” ve Gurbetelli Ersöz anısına “Kadın Haberciliği” olmak üzere beş ayrı dalda ödül verildi.

    Ödül törenine Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eş Sözcüsü Serdar Altan, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü ve Yeni Yaşam Gazetesi’nin İmtiyaz Sahibi olan Cengiz Çiçek, HDK Eş Sözcüsü Esengül Demir, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Sırrı Süreyya Önder ve Ayşegül Doğan, Çiçek Otlu, Emekçi Hareket Partisi (EHP) Genel Başkanı Hakan Öztürk, İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Başkanı Eren Keskin, Cumartesi Anneleri/İnsanları, Özgür Basın Şehitleri Aileleri ile Barış Anneleri, Musa Anter’in oğlu gazeteci ve yazar Dicle Anter ve Demokratik Alevi Derneği temsilcileri katıldı.

    Etkinliğin düzenlendiği salona katledilen Kürt bilgesi Musa Anter ile Gurbetelli Ersöz ve 1990’lı yıllardan günümüze kadar katledilen özgür basın emekçilerinin fotoğraflarının yer aldığı “Gerçekler karanlıkta kalmayacak” yazılı pankart asıldı.

    İNADINA İSYAN İNADINA GÜLMEK

    Ödül töreni HDK Eş Sözcüsü ve Yeni Yaşam Gazetesi’nin İmtiyaz Sahibi Cengiz Çiçek’in açılış konuşması ile başladı. Çiçek, özgür basın üzerinde yürütülen gözaltı ve tutuklama gibi saldırılara dikkat çekerek “Özgür Basın isyanın ve hakikatin sesidir” dedi.

    Cengiz Çiçek, herkesi özgür basın ile dayanışmaya çağırarak, tutuklu bulunan gazetecileri de selamladı. Çiçek, Merdan Yanardağ’ın tecrit konusunda hakikati dile getirmesinden ötürü tutuklandığını hatırlatarak, “Özgür basın, aynı zamanda hakikatin yanında olmamız gerektiğini söylüyor. Özgür basın, aynı zamanda İmralı tecridine karşı 3 maymunu oynayanlara karşı teşhir edici ve onları mahkum edici bir ol oynuyor. Bu vesileyle Kürt halkının özgürlük mücadelesinde yılmaz neferi oldu” dedi.

    Çiçek, sözlerini “İnadına isyan, inadına gülmek” diyerek tamamladı.

    “ZULMÜN OLDUĞU YERDE DİRENİŞ VARDIR”

    Yeni Yaşam gazetesi Jin Dergisi editörü Hicran Ürün, özgür basın geleneğinin bombalamalara ve tutuklamalara rağmen mücadele yürüten bir gelenekten geldiğini anımsattı. Ürün, “Basına yönelik saldırı devam ediyor ama bir söz var ‘zulmün olduğu yerde direniş vardır’ diye özgür basın bunun somut olmuş hali. Özgür Basın, gücünü emekçilerden, kadınlardan, Kürt halkında, Alevilerden, özgürlük için bedel ödeyen herkesten alıyor” dedi.

    “ÖZGÜR BASIN KÜRTLER İÇİN ÇOK ZOR BİR ALAN”

    Ape Musa’nın gazeteci oğlu Dicle Anter, konuşmasında “Özgür Basın Kürtler için çok zor bir alan. Eski günlerde, teknolojinin henüz gelişmediği dönemlerde babam bütün işleri kalemiyle yapardı. Bugün teknoloji sayesinde herkes gazeteci adeta. Bundan kaynaklı özgür basının tüm baskılara rağmen sesi kesilmiyor” dedi.

    “GERÇEKLERİ YAZMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Gecede Dicle Fırat Gazeteciler Derneği’nin (DFG) tutuklu Eşbaşkanı Dicle Müftüoğlu’nun, ödül törenine gönderdiği mesaj da okundu. Türkiye cezaevlerinde 59 tutuklu gazetecinin olduğunu hatırlatan Müftüoğlu, mesajında şu ifadelere yer verdi:

    “Cumhuriyet, 100’üncü yılını, ‘Sivil anayasa, demokratikleşme, Avrupa Birliği’ne tam üyelik’ gibi söylemler eşliğinde geride bırakırken, Türkiye cezaevlerinde bugün hala 59 gazeteci bulunuyor. Kürt halkının bilgesi, bizlerin Apê Musa’sı katledilerek bir çınar yok edilmek istendi. Yok sayılan bir halkın hakikat mücadelesiydi. Özgür Basın Apê Musa’dan gücünü, inadını kuşanarak bu kalemi hiç bırakmadı. Bombalamalar, katletmeler, gözaltı ve tutuklamalar Kürt gazetecileri, hakikat mücadelesinden alıkoymadı. Bizler Apê Musa’nın kalemi olup gerçekleri yazdık ve yazmaya devam edeceğiz. Apê Musa’nın katillerini aklayarak bu cinayete sahip çıkan iktidar, bizleri de hapsederek hakikati perdelemek istiyor. Ancak 31. Yıldönümünde bir kez daha mücadelesine bağlı olduğumuzu haykırdığımız Musa Anter’i anıyoruz. Hapsedilsek de Apê Musa’ların, Nagehan Akarsel’lerin, Deniz Fırat’ların, Cengiz Altun’ların kalemini yerde bırakmayacağız.”

    GAZETECİ GÖK’E ‘TÜRKÇE HABER’ DALINDA ÖDÜL 

    Faruk Bildirici, Ali Duran Topuz, Banu Güven, Candan Yıldız, Nezahat Doğan, Mehmet Ali Çelebi’den oluşan Türkçe Haber Jürisi; Mezopotamya Ajansı’nın tutuklu editörü Abdurrahman Gök’ün “Jin jiyan azadî”yi dünyaya yayan “Rojhilat ve İran’dayım: Yeni bir İran umudu” haberine verdi.

    Abdurrahman Gök adına ödülü Mezopotamya Ajansı Editörü Diren Yurtsever aldı. Gök, tutukluluğu sebebiyle ödül gecesi için şu mesajı paylaştı:

    “Apê Musa’nın, Gurbetelli Ersözlerin, özgür basın şehitlerinin direniş ve mücadele inadını arkalarında bıraktıkları miras ile öğrenen ve miskali zerre kadar bile olsa onlara layık olmaya çalışan, cezaevinde ya da dışarıdaki gazeteciler olarak halkın haber alma hakkını tereddütsüz savunmaya devam edeceğiz. Sesi, soluğu kesilenlerin sesi, soluğu olmak, tüm çabamız. Bu uğurda canlarıyla bedel ödeyenlerin yanında bizlerin yaşadıklarının sözü bile edilmemeli belki. Ama yine de dayanışma adına hepimizin hepimize ihtiyacı var. Bu zulümlerin üstesinden en çok böyle gelebiliriz, dayanışmayla. Cezaevinden sizlerle bu mesajı paylaşıyor olabilirim ancak yüreğim orada.

    Mahsa Jîna Emînî’nin 13 Eylül 2022’de Tahran’da polisler tarafından öldürülmesinden sonra tüm İran’a yayılan eylemleri takip etmek için gittiğim İran ve Rojhelat kentlerinde yaptığım haber dizisini ödüle layık gören jüri üyelerine teşekkür ediyorum. Bu ödülü, özgürlüklerinden yoksun bırakılmak pahasına Jîna’nın ölümünü kamuoyuna duyuran İranlı kadın gazeteciler Nilufer Hamedi ve Elahe Mohammadi ‘ye, benim gibi tutuklu olan gazeteci arkadaşlarım Sedat Yılmaz, Dicle Müftüoğlu, Mehmet Şah Oruç, Fırat Can Arslan, Hamdullah Bayram, Remzi Akkaya ve Merdan Yanardağ şahsında bütün tutuklu gazetecilere adıyorum. Tutuklandığım ilk günden beri dayanışmalarını esirgemeyen herkese teşekkür ediyorum. Jîna Emînî’nin umut yaratan kocaman gözlerine selam olsun! Özgürlüğünden yoksun bırakılma riskine rağmen hiç bir şekilde vicdanından ödün vermeyenlere selam olsun!”

    KÜRTÇE HABER ÖDÜLÜ

    Suna Tunç, Hatice Kamer, Rizoyê Xerzî, Remezan Ölçen, Leyla Ayaz’ın yer aldığı Kürtçe Haber Jürisi, Ferid Demirel’i bianet’te yayınlanan “Fermandarê rêxistina Ahrar’uş Şarkkiyeyê ji Zanîngeha Artûklûyê derçûye” başlıklı haberiyle birincilik ödülüne layık buldu.

    FOTOĞRAF ÖDÜLÜ

    Ramazan Öztürk, Özcan Yaman, Murat Baykara, Beritan Canözer, Çetin Altun’un yer aldığı Fotoğraf Jürisi, Ardıl Batmaz’ın “Devletin Eli” başlıklı fotoğrafıyla birincilik ödülüne layık gördü. Fotoğraf jürisi ayrıca, Sedat Suna ile Efekan Akyüz’e de Jüri Özel Ödülü verilmesine karar verdi.

    KARİKATÜR ÖDÜLÜ ERHAN YAŞAR’A

    Murat İpek, Musa Keklik, Aşkın Ayrancıoğlu’nun yer aldığı Karikatür Jürisi, Erhan Yaşar Babalık’ı karikatür dalında birinciliğe layık buldu. Karikatür Jürisi yarıca, Muammer Kotbaş’a ise Jüri Özel Ödülü ile vermeyi kararlaştırdı.

    MEBYA-DER’E ONUR ÖDÜLÜ

    Medeniyetler Beşiğinde Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma Dayanışma Birlik ve Kültür Derneği (MEBYA-DER), devlet tarafından katledilenlere ilişkin faaliyetleri dolayısıyla Onur Ödülü’ne layık görüldü.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Apê Musa katledilişinin 31’inci yılında anıldı: Küçük generallerin kalemini taşıyor

    Apê Musa katledilişinin 31’inci yılında anıldı: Küçük generallerin kalemini taşıyor

    MKGP VE DFG öncülüğünde çok sayıda özgür basın emekçisi, yazar ve gazeteci Musa Anter’i (Apê Musa), katledilişinin 31’inci yılında andı. 

    Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu (MKGP) ve Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) öncülüğünde, Kürt yazar ve gazeteci Musa Anter’in (Apê Musa), JİTEM tetikçileri tarafından katledilişinin 31’inci yıl dönümünde anma düzenlendi.

    Diyarbakır’da 20 Eylül 1992’de Seyrantepe Semti Cumhuriyet Mahallesi 442’nci Sokak’ta Musa Anter’in katledildiği yerde yapılan anmaya,  Musa Anter’in oğlu Dicle Anter, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) milletvekilleri Ceylan Akça ve Mehmet Kamaç, Yeni Yaşam Gazetesi yazarı ve gazeteci Hüseyin Aykol, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Yeşil Sol Parti, İnsan Hakları Derneği (İHD) ve sivil toplum örgütü temsilcileri katıldı.

    ROZA METİNA: KALEMİNİ BIRAKMAYACAĞIZ

    Bir dakikalık saygı duruşuyla başlayan anmada ilk olarak MKGP Sözcüsü Roza Metina söz aldı. Metina, şunları söyledi:

    “Bugün burada Apê Mûsa’nın kaleminin ve direnişinin önünde eğiliyoruz. Mûsa Anter mücadelesinden vazgeçmedi. Gerçekleri yazmaktan, söylemekten ve bugüne kadar eksilmeyen gazeteciliği günümüze kadar ulaştırdı. Hepimiz biliyoruz ki Apê Mûsa’nın dosyası zaman aşımına uğradı. Bugün bu devletin yetkilileri diyor ki; bu devlet hukuk devletidir eğer onun dosyası zaman aşımına uğradıysa bu devletin hukuk devleti olduğunu söyleyemeyiz. Musa Anter kalemiyle büyük bir direniş gösterdi. Biz de onun küçük generalleri olarak onun davasını takip edeceğiz. Biz her zaman onun kaleminin arkasında sıra tutacağız ve biz bütün zorluklara, zorbalıklara rağmen kalemimizi bırakmayacağız. Her zaman bu kutlu gazetecilik mesleğini devam ettireceğiz, çünkü bu büyük mirası bize bıraktı. Bizler bu gelenek devam etsin diye buradayız. Saygıyla Ape Musa’yı anıyoruz.”

    HÜSEYİN AYKOL: VAZGEÇMEDİK, DEVAM EDİYORUZ

    Ardından konuşan Gazeteci Hüseyin Aykol, mücadeleyi Musa Anter’in bıraktığı yerden alarak yükselttiklerini belirterek, “Sevgili Apê Musa yine huzurundayız. Geçen yıl bugün de yine buradaydık. Sana rapor sunmuştum bu nedenle geçmişe fazla takılmayacağım. Senin burada alçakça katledildiğinden bu yana biz gazete çıkarttık. 30 tane Kürtçe gazete çıkarttık, onlar da yetmedi yerel televizyonumuz oldu, hala devam eden dünyaya haber yayan televizyonlar var. Bizler işimize devam ediyoruz, fakat seni vurarak burada alçakça katletmekle bizi korkutup dağıtacaklarını ve bu işlerden vazgeçeceğimizi sandılar. Vazgeçmedik, devam ediyoruz o elinde tuttuğun bayrağı en yükseklere çıkarmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

    DİCLE ANTER: KÜÇÜK GENERALLER KALEMİNİ TAŞIYOR

    Musa Anter’in oğlu Dicle Anter ise babasının katledilişi üzerine hatırlatma yaparak, “Babamın bir sözü var, vasiyeti şöyle; ‘Kürt gençleri beni mezarımda rahat uyutsunlar’ Bugün de görüyoruz ki kalemini kırdılar, ama bugün Apê Musa’nın küçük generalleri o kalemi tamir ederek eline aldılar ve devam ettiler, o kalem hiçbir zaman da kırılmayacak. O büyük çınarın dallarına çok cefakâr gazeteciler katıldı. Baba rahat uyu, çünkü küçük generallerin kalemini taşıyor” sözlerini kullandı.

    YEŞİL SOL PARTİ VEKİLİ KAMAÇ: APÊ MUSA DİRENİŞİN İSMİDİR

    Yeşil Sol Parti Amed milletvekili Mehmet Kamaç ise yüz yıllardır Kürtlerin katliamla yüz yüze kaldığını ve bugün burada Apê Musa’yı andıklarını dile getirdi. Kamaç, “Apê Musa’yı katlederek, bu basını bitirebileceklerini düşündüler. Apê Musa Kürt halkının Apê Musa’sıdır, asla unutulmayacak. Direnişin ismidir. 31 yıl önce Apê Musa burada katledildi, ama biz biliyoruz ki geçen yıl yargısal olarak bir kere daha katledildi” dedi.

    Konuşmaların ardından, “Özgür basın susturulamaz” ve “Şehit namirin” sloganları ve zılgıtlar eşliğinde Musa Anter’in katledildiği sokağa doğru yürüyüş gerçekleştirildi.

    Anma, Musa Anter’in katledildiği yere bırakılan karanfillerle sona erdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Apê Musa’nın katledilmesinin üzerinden 31 yıl geçti

    Apê Musa’nın katledilmesinin üzerinden 31 yıl geçti

    PİRHA-Kürt aydını, gazeteci-yazar Musa Anter’in (Apê Musa), aramızdan ayrılışının üzerinden 31 yıl geçti.

    20 Eylül 1992 yılında Diyarbakır’da gerçekleşen Kültür-Sanat Festivali’ne katılarak kitaplarını imzalayan Musa Anter, akşam saatlerinde Seyrantepe Mahallesi’nde uğradığı silahlı saldırı sonucu 72 yaşında hayatını kaybetmişti. Cinayetin üzerinden 31 yıl geçti, ancak bugüne kadar failler tek tek, isim isim bilinmesine rağmen yakalanmadı.

    Hayatı cezaevi ve sürgünlerle geçen Musa Anter, 1920 yılında Mardin’in Nusaybin ilçesine bağlı Ziwinge  (Eskimağara) köyünde dünyaya geldi. 1944 yılında Ayşe Hale ile evlenen Ape Musa, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki eğitimi yarım bıraktı.

    KÜRT DİLİNE KATKILARI

    Üniversiteden ayrıldıktan sonra Şark Postası ve Dicle Kaynağı’nda yazmaya başlayan Anter, İleri Yurt gazetesindeki Kürtçe şiiri “Qimil/Kımıl” sebebiyle 1959 yılında tutuklandı, idamla yargılandı. 1960 darbesinden sonra serbest kalan Anter, cezaevinden çıktıktan sonra Deng, Barış Dünyası ve Yön dergilerinde yazdı. Ape Musa, çeşitli tariflerde Dicle-Fırat, Azadiya Welat, Yeni Ülke, Özgür Gündem, Rewşen ve Tewlo’da yazdı. Bununla birlikte yedi kitap ve bir de Kürtçe-Türkçe Sözlük yayımladı.

    11 YILI CEZAEVİNDE GEÇTİ

    Daha sonra Türkiye İşçi Partisi’nde (TİP) aktif siyasete atılan Anter, 1965 seçimlerinde Mardin’den aday oldu. Ancak son anda gerçekleşen aday değişikliği yüzünden bağımsız olarak seçimlere giren Anter, 12 Mart 1971’de tekrar tutuklandı ve Seyrantepe Askeri Cezaevi’nde 3 yıl kaldı. 12 Eylül 1980’de ise “Kürtçülük” propagandası yapmaktan tutuklanıp Nusaybin Cezaevine konulan ve 1 yıl sonra tahliye edilen Anter’in, toplamda 11 yılı cezaevinde geçti.

    JİTEM TETİKÇİSİ CİNAYETİ ANLATTI

    Kürt bilgesi Anter, 20 Eylül 1992 yılında bir Kültür-Sanat Festivali’ne katılmak için geldiği Diyarbakır’da JİTEM elemanları tarafından Seyrantepe Semtinde katledildi. Cinayetle ilgili başlatılan soruşturma ve kovuşturmada bugüne kadar bir gelişme sağlanamazken, JİTEM tetikçisi Abdulkadir Aygan 2004 yılında Apê Musa cinayetine ilişkin itiraflarda bulundu. Apê Musa cinayetini JİTEM’in planladığını itiraf eden Aygan, JİTEM kurucusu Binbaşı Ahmet Cem Ersever, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım, JİTEM elemanları Mustafa Deniz, Savaş Gevrekçi, Ali Ozansoy, itirafçı Cemil Işık (Hogir) ve Hamit Yıldırım’ın cinayetten sorumlu olduğunu söyledi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Buldan: AKP-MHP ikilisinin tahayyül ettiği yüzyılda Kürtler, Aleviler, ezilenler yok-VİDEO

    Buldan: AKP-MHP ikilisinin tahayyül ettiği yüzyılda Kürtler, Aleviler, ezilenler yok-VİDEO

    PİRHA – HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Meclis grup toplantısındaki konuşmasında AKP’nin açıklamış olduğu ‘Yeni yüzyıl’ propagandasını eleştirdi. Buldan, “Gelecek yüzyılın sahibi faşizme karşı onurlu direnişin sahipleridir. Kürtlerdir, Alevilerdir, Ermenilerdir, Süryanilerdir, bu kadim topraklarda yaşayan ve yok sayılan, dışlanan tüm halklardır” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, haftalık Meclis grup toplantısında konuştu.

    Cumhuriyetin 99’uncu yıl dönümünde “inkâra dayalı tekçilik sisteminin” devam ettiğini söyleyen Pervin Buldan “Yönetimler değişse de zihniyet hiçbir dönem değişmedi” dedi. Buldan, “Kuruluşundaki âdemi merkeziyetçilik ve demokrasi fikrinin terk edilerek, yerine Kürtler ve Aleviler başta olmak üzere tüm farklılıkların ret ve inkârına dayalı tekçilik sisteminin devreye sokulmasıyla yaşanan yüz yıllık bir yıkım sürecinden söz ediyoruz. Yönetimler değişse de zihniyet hiçbir dönem değişmedi, üstelik bu dönemde aynı zihniyetin devam ettiğini görüyoruz ve toplum olarak bunu ağır bir biçimde yaşamaya devam ediyoruz. Şark Islahat Planı’nın, Umumi Müfettişliğin yerini kayyım gaspı aldı. 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat, 2 Mart darbe mantığının yerini AKP-MHP ittifakının HDP’ye yönelik 4 Kasım ve 19 Ağustos kayyım darbeleri aldı. Kürtçe anadil hala yasak. Vesayet sistemi el değiştirdi ama kendisi hiçbir zaman değişmedi. Bugün Saray ve yargı vesayeti olarak devam ettirilmektedir” ifadelerini kullandı.

    “ŞEBNEM HOCANIN DURDUĞU YER HAKİKATİN TAM YANIDIR”

    Pervin Buldan, TTB Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın tutuklanma kararını da kınayarak şunları söyledi:

    “Hakikatin üzerini örtebilmek için her gün baskı ve şiddet politikasına, yalan propagandasına yöneliyorlar. Şebnem Hocayı tutukladılar hakikati cesaretle dile getirdiği için. Şebnem Hocanın durduğu yer tam da hakikatin yanıdır, demokrasinin yanıdır, barışın ve birlikte yaşamın yanıdır. Kısacası savaş karşıtlığının yanıdır. Demokrasiden ve toplumsal barıştan yana olan herkesin duracağı yer de Şebnem Hocamızın yanıdır. Buradan kendisine selam ve sevgilerimizi gönderiyor ve kucaklıyorum.

    “TUTUKLANAN GAZETECİLER DEMOKRASİNİN ONURUDUR”

    Yine tam da bu süreçte Mezopotamya Ajansı ve Jin News çalışanı gazetecileri, kadın muhabirler ağırlıklı olmak üzere tutukladılar. Hakikati yazdıkları için. Bu tutuklama, halkın haber alma özgürlüğüne doğrudan bir saldırıdır. Bu ülkenin ihtiyacı, hakikatin gereğini yerine getiren gerçek gazetecilerdir, Saray’ın talimatının gereğini yerine getiren bağımlı kalemler değil. Tutuklanan gazeteciler özgür basının onurudur, demokrasinin onurudur. Buradan hepsine kucak dolusu selam ve sevgilerimi gönderiyorum. Sizin değerli kaleminiz tarihin onurlu sayfasını yazmaya devam edecektir. Kaleminize kelepçe vuranlar ise tarihin karanlık sayfasında anılmaya devam edecektir. Ve bugün görüyoruz ki, Apê Musa’yı katleden zihniyetin fikriyatı iktidardadır. Ama bu zihniyet de bilsin ki, Musa Anterlerin, Mehmet Sincarların, Vedat Aydınların fikriyatı ve mücadele mirası da bizim haritamızdır, rehberimizdir. Onlar, baş eğmedi, geri adım atmadı. Biz de asla geri adım atmayacağız. Zulmünüz karşısında asla boyun eğmeyeceğiz!

    “YENİ YÜZYILDA RET VE İNKARI DEVAM ETTİRMEK İSTİYORLAR”

    Şebnem Hocanın ve özgür basın çalışanlarının tutuklanması tam da Cumhuriyetin 99’uncu kuruluş yıl dönümüne denk getirildi. Bu bir tesadüf değil. Verilen mesaj çok açık ve net; ret ve inkâra devam edeceklerinin sinyalini veriyorlar. Yani bir yüzyıl daha böyle sürdürmek istiyorlar. Ama bunu bir takım demokrasi söylemleriyle ambalajlayarak topluma sunuyorlar.

    AKP Genel Başkanı ‘Türkiye yüzyılı’ adı altında seçim propagandası içeren bir konuşma yaptı. Hukukun üstünlüğünden, çoğulculuktan, hakkaniyetten; inkâr ve kutuplaştırma yerine kucaklama, nefret yerine sevgi siyasetinden söz etti. Sormak istiyoruz; acaba bu söylediklerine kendisi inanıyor mu gerçekten? Mesela herkesi eşit vatandaş olarak görüyor mu? Mesela hukuka inanıyor mu? Hukukun üstünlüğüne inanıyor mu? İnkârı bitirmek mi istiyorsunuz, buyurun hemen tecridi sonlandırarak buradan başlayabilirsiniz. Madem özgürlüklerden yanasınız, haksız hukuksuz tutuklanan ve rehin alınan binlerce insanın özgürlüğünden başlayalım. Hakkaniyetten ve çoğulculuktan yanaysanız, buyurun önce tekçiliğe bir son verin. Tüm ayrımcılıkları kaldıralım, tüm kimlik ve inançlar arasındaki eşitliği sağlayalım. Var mısınız?

    Bunları söylerken, gazeteciler cezaevinde tutuklu kalmaya devam ediyor. Binlerce siyasetçi, seçilmiş cezaevinde rehin. Yaptıklarınız ortada, zihniyetiniz meydanda. Sizin zihniyetiniz geçen yüzyılın zihniyetidir.

    “İKTİDARIN YÜZYILINDA KÜRTLER, ALEVİLER, EMEKÇİLER, KADINLAR YOK”

    Yeni yüzyıldan söz edenlerin önce yüzünün olması gerekir! Kırmadık, dökmedik, tahrip etmedik bir şey bırakmadılar. Kendine ve yandaşlarına yeni bir yüzyıl hayali kuruyorlar, buna da 85 milyonu inandırmaya çalışıyor. Buradan söylüyorum: AKP-MHP ikilisinin tahayyül ettiği yüzyılda Kürtler, Aleviler, inanç ve kimlikler, ezilenler, yoksullar, kadınlar, gençler, emekçiler yok; demokrasi, özgürlük, adalet ve toplumsal barış yok.

    Acı ve yıkımdan başka bir şey getirmediniz. Şimdi kalkmış ‘ikinci yüzyıl’ diye 85 milyonu kandırmaya çalışıyorsunuz. Bir yüzyıl daha böyle devam etmeyecek, buradan topluma söz veriyoruz. Çünkü ne toplum eski toplumdur ne Kürtler eski Kürtlerdir ne bu coğrafya eski coğrafyadır ne de dünya eski dünyadır. Bu gidişat değişecek ama Türkiye halklarının mücadelesi ile değişecek. İkinci yüzyılın aktörü siz değilsiniz, Türkiye halkları olacak. Asıl kurucu ve belirleyici güç halklardır. Gelecek yüzyılın sahibi faşizme karşı onurlu direnişin sahipleridir. Kürtlerdir, Alevilerdir, Ermenilerdir, Süryanilerdir, bu kadim topraklarda yaşayan ve yok sayılan, dışlanan tüm halklardır. Kadınlardır, gençlerdir, emekçilerdir, ezilenlerdir.

    “ROJAVA’DA ORTAK DEMOKRATİK BİR YAŞAM ŞEKİLLENİYOR”

    Bakın Rojava’da halkların demokratik birliği ve dayanışması büyük demokratik kazanımları beraberinde getirdi. Orada ortak bir demokratik gelecek şekilleniyor. Bu gün aynı zamanda 1 Kasım Dünya Kobanî Günü. Buradan tüm direnen Rojava halklarını, ‘Jin, Jiyan, Azadi’ diyen tüm kadınları selamlıyor ve 1 Kasım Kobanî Gününü kutluyorum. Bu dayanışma ruhu tüm halkların mücadelesine ışık tutmaya devam edecektir. Yine Jina Emini için İran başta olmak üzere dünyanın birçok yerinde büyüyen kadın direnişi, kadınların ve halkların kendi geleceğini belirleyecek temel güç olduğunu bizlere göstermektedir.”

    “DİYALOG VE MÜZAKERE YENİ BİR YÜZYILI TAÇLANDIRIR”

    “Buradan bir kez daha vurguluyorum; içinde Kürt sorununun çözümünün olmadığı bir yüzyıl geriye gitmekten asla kurtulamaz. O yüzden ileriye gitmenin yolu bu meseleyi demokratik siyasetle, diyalog ve müzakereyle çözüme kavuşturmaktan geçer. Çatışmacı siyaset ve ağır tecrit geriye götürür hem de yüz yıl geriye. Diyalog ve müzakere ise yeni bir yüzyılı taçlandırır. Demokrasi güçleriyle, özgürlük talep eden kadın mücadelesiyle, onurlu ve adil bir yaşam isteyen emekçilerle ve adalet talep eden milyonlarla bunu başarma konusunda sonuna kadar kararlı olduğumuzu belirtmek isterim. Ama önce bu çözümsüzlük zihniyetini göndererek işe başlayacağız. HDP işte bu onurlu mücadele koalisyonundan, yüzyıllık soruna karşı yüzyıllık yeni bir yaşam tasavvurundan güç almaktadır.

    Demokratik cumhuriyet için büyük koalisyonu tam da oluşturma zamanıdır. Faşizmin ve sömürünün hegemonyasına karşı güçlü demokrasi hamlesini hep birlikte gerçekleştirme zamanıdır. Ne mevcut talan düzeni, ne de bunun restore edilmiş yamalı hali. Bunların hiçbiri halklarımızın ihtiyacını asla karşılamaz. İçi demokrasiyle, barışla, adaletle, eşitlikle, hak temelli yeni bir toplumsal sözleşmeyle, güçlü yerel demokrasiyle, sivil, demokratik yeni bir anayasayla başta anadil hakkı olmak üzere evrensel eşit yurttaşlık haklarının tanınmasıyla doldurulan yeni bir demokratik sistemden, eşitlikçi yeni bir düzenden söz ediyoruz.”

    “EŞİT YURTTAŞLIK ÜLKESİNİ İNŞA EDECEĞİZ”

    Emekçiler, ezilenler, yoksullar, işsizler için bir sömürü cehennemine dönüşen bu sistemden mutlaka kurtulacağız. Yeni bir çalışma yaşamını hep birlikte inşa edeceğiz. Kadınlar için tehdit olan sokakları özgürleştirecek, onların şiddete karşı savunmasının yasal dayanaklarını güçlendireceğiz. Gençlerin sadece geleceklerini değil bugünlerini de mutlu ve umutlu yapmak en önemli önceliğimiz. Onlarla omuz omuza bunu inşa edeceğiz. Gençlere sözümüz olsun. Başta Aleviler olmak üzere tüm inanç gruplarının haklarının anayasal güvenceye kavuşturulduğu eşit yurttaşlık ülkesini inşa edeceğiz. Doğa katliamlarına, ranta, talana karşı yaşam alanlarımızı koruduğumuz bir ülkede yaşamak hepimizin hakkı. Bunu birlikte başaracağız.”

    “HDP’NİN AÇTIĞI ÜÇÜNCÜ YOLDA BİRLEŞELİM”

    Buradan tüm topluma çağrıyı sorumluluk olarak yerine getirmek istiyorum. Gelin hep birlikte bu ortak ilke ve hedeflerde gücümüzü birleştirelim. Birlikte yürüyelim. Zoru birlikte başaralım. Ülkeyi gerçek bir demokratik cumhuriyet ortamına hep birlikte taşıyalım. Bir dönemi kapatalım ve yeni aydınlık bir dönemi hep birlikte başlatalım. Çok sesli bu ülkenin çok renkli kimlikleri ve halkları olarak tekçiliği tarihe gömelim. Ve dünde kalmak istemeyen, dünü bir daha yaşamak istemeyen, yeni bir geleceğe adım atmak isteyen her bir yurttaşımıza diyorum ki; yeni, güzel ve umut dolu bir yarını, yarınları hep birlikte oluşturabiliriz. Gelin HDP’nin açtığı Üçüncü Yolda birleşelim. HDP’de güç birliğini en kısa zamanda oluşturalım. Yarınların birliğini, umudun birliğini HDP’yle sağlayalım. Hepimizin yolu açık olsun. Hızır hepimizin yoldaşı olsun. Allah yardımcımız olsun.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Sancar’dan zaman aşımı tepkisi: Apê Musa’nın sesini de mirasını da yaşatacağız!-VİDEO

    Sancar’dan zaman aşımı tepkisi: Apê Musa’nın sesini de mirasını da yaşatacağız!-VİDEO

    PİRHA- Musa Anter davasının zaman aşımına uğratılmasına tepki gösteren HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, cezasızlığın Türkiye’nin devlet politikası olduğunu söyledi. Sancar, “Davaların peşini bırakmayacağız. Apê Musa’nın sesini de mirasını da yaşatacağız” dedi. Sancar’ın açıklamasına Alevi kurum başkanları da katılarak destek verdi. 

    Diyarbakır’da 20 Eylül 1992’de öldürülen Kürt aydın, gazeteci ve yazar Musa Anter’in katledilmesine dair açılan davanın 37’nci duruşması, yasal zaman aşımı süresinin dolmasından bir gün sonra Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
    Mahkeme heyeti, 20 Eylül itibariyle yasal zaman aşımı süresinin dolduğunu gerekçe göstererek Anter davasının zaman aşımına uğramasına karar verdi.

    Kararın ardından adliyenin A Kapısı’nda HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, Musa Anter’in oğlu Dicle Anter ile Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu üyeleri, milletvekilleri açıklama yaptı.

    Sancar, “Zaman aşımı dolayısıyla dava düşürüldü. Aslında mahkeme zaman aşımı kararı vermek zorunda değildi. Çünkü bu cinayet sıradan bir eylem olarak görülemezdi. Bu, devlet içinde örgütlenmiş, siyasi bir kararla planlamış cinayetler serisinin önemlilerinden biriydi. İnsanlığa karşı suç kapsamında kabul edilmesi gerekiyordu. Evrensel hukuk böyle emrediyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları içtihatları da böyle bir karar vermeyi emrediyordu. Ama mahkeme bunlara uymadı, 30 yıllık sürenin dolduğunu belirterek davayı düşürdü” dedi.

    Sancar, bugün yargının içinde bulunduğu bir durumun başka bir karara imkan vermesini beklemenin fazlasıyla iyimserlik ve nahiflik olacağının altını çizen Sancar, “Uzun süredir cezasızlık politikasının bütün benzer davalarda zamanaşımı bahanesiyle hayata geçirildiğine tanık oluyoruz. Cezasızlık bu ülkede derin bir devlet politikasıdır, siyasal kültürün ihtiyaç duyulduğunda devreye sokulan sabit bir unsurudur. Cezasızlık devlet suçlarının, devletle bağlantılı suçların devlet içindeki örgütlenmeler tarafından işlenen suçların örtülmesinin bir yöntemidir” diye konuştu.

    “DAVALARIN PEŞİNİ BIRAKMAYACAĞIZ”

    Sancar şöyle devam etti:

    “AKP ve MHP iktidarı da kendisinden önceki dönemlerin bu kültürünü sahiplenmiş bu politikasını kararlı bir şekilde hayata geçirmeye devam etmektedir. Bugün bu davalar, Musa Anter Davası ve bundan önce başka davalar bu şekilde düşürüldüyse bunda iktidarın cezasızlık politikasını en ileri boyutlara taşıması belirleyici rol oynamaktır. Bu iktidar başka alanlarda da cezasızlık politikasının yayılmasını sağlamıştır, uygulamalarıyla politikalarıyla bu ülkede ve toplumda bir suç imparatorluğunun ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bizler bu davaların peşini bırakmayacağız. Cezasızlık politikası bir tahakküm ve sindirme aracıdır. İktidardakilerin ve devlet içindeki güçlerin muhalefeti ve toplumu sindirme politikasının etkili bir yöntemidir. Bu iktidar da bu yöntemi her alanda hayata geçirmeye devam ediyor.

    “DAVANIN 30 YILDA BİTİRİLMEMESİ POLİTİKTİR”

    Musa Anter Davası’nda bütün gerçekler ortadadır, itiraflar en üst düzeyde devlet görevlileri tarafından yapılmıştır. Meclis araştırma komisyonunda yapılan çalışmalar rapora dönüşmüş ve orada da bütün bağlantılar bu cinayetin işlenmesine giden süreçlerin bu cinayetin işlenmesinde rol alanlar açıkça yazılmıştır yer almıştır. Bütün bu gerçeklere rağmen her şey çıplak bir şekilde ortada olmasına rağmen davanın 30 yılda bitirilmemiş olması hukuki gerekçelerle asla açıklanamaz. Tam tersine politik bir tercih, son derece net bir yansımasıdır. Bu davaların bu şekilde düşürülmesi hakikat ve adalet mücadelesine elbette engel olmayacaktır. İktidar hakikat peşinde koşanların, adalet isteyenlerin sesini kısmak için her yönteme başvurmaktadır. Bugün İstanbul’da Cumartesi Anneleri’nin maruz kaldığı saldırı da yine aynı zihniyetin ve politikanın ürünüdür. Cumartesi Anneleri de failli meçhuller ve kayıplar konusunda hakikat ve adalet mücadelesini kararlılıkla sürdürdükleri için her türlü engellemeye baskıya ve şiddete maruz kalmaktadırlar.

    “MUTLAKA YÜZLEŞMEK ZORUNDA KALACAKLAR”

    Hakikat mücadelesinin bitmeyeceğini adalet arayışının büyüyerek devam edeceğini buradan herkese duyuruyoruz. Bu dosyalar bugün kapatılmış olabilir, yargısal süreçlerin bundan sonraki aşamalarında da farklı kararların bu şartlar altında beklemek de  iyimserlik olabilir, ama bu şartlar değişecektir. Bu suç imparatorluğunu cezasızlık politikasıyla büyüten rejim değişecektir, bu suçlarda yer alan devlet içindeki çeteler onların siyasi hamileri ve işbirlikçileri onların suçlarının örtülmesinde rol oynayan her kademedeki görevliler bu rejim değiştiğinde adalet mücadelesinin sonuçlarıyla mutlaka yüzleşmek zorunda kalacaklardır. Adalet arayışı aynı zamanda bu suç rejiminin cezasızlık politikasını her yere ve alana yayan bu iktidar zihniyetinin son bulmasını da hedeflemektedir. Adalet mücadelesi aynı zamanda gerçekten bir adaleti sağlama ve bütün bu devletçi örgütlenmelerin çeteleşmenin işlediği korkunç suçların hakikatin ortaya çıkmasında yeni bir başlangıç yapma hedefini de içermektedir.

    “APE MUSA’NIN SESİNİ DE MİRASINI DA YAŞATACAĞIZ” 

    Bu ülke demokrasi için, adalet için ve hakikat için yeni bir bir başlangıç mücadelesini yürütenlerin başarı hikayesini yakın zamanda mutlaka görecektir. Bu sayfayı bütün demokrasi güçleri birlikte açacaktır. Yeni bir inşayı mutlaka başaracaktır. Apê Musa’nın katledilmesi davasının bu şekilde sonuçlanması Apê Musa’nın sesinin bizlere ve bizden sonraki kuşaklara hakikati ve mücadeleyi telkin eden bizlere bunu görev olarak yükleyen duruşunu mirasını ve sesini sahiplenmeyi de emretmektedir. Apê Musa’nın sesini de mirasını da yaşatacağız. Hakikati ve adalet mücadelesinde onun bize bıraktığı bu değerler yol gösterici olacaktır. Adalet mücadelesi sürüyor. Daha da büyüterek bu mücadeleyi yürütme mecburiyetimiz açıktır. Bu konuda hiç kimsenin görevini, sorumluluğunu savsaklama sorumluluktan kaçma hakkını lüksü yoktur. En geniş adalet, hakikat, demokrasi mücadelesini ortaklığını kurma mecburiyetimiz vardır. Bunu da başaracağımıza inanıyoruz.”

    PİRHA/ ANKARA

     

  • HDP, Göktepe’yi andı: Bu ülke gazetecileri de tetikçileri de asla unutmayacak

    HDP, Göktepe’yi andı: Bu ülke gazetecileri de tetikçileri de asla unutmayacak

    PİRHA- Halkların Demokratik Partisi (HDP), haber takibi sırasında polisler tarafından gözaltına alınıp, ardından katledilen Evrensel Gazetesi muhabiri Metin Göktepe’yi katledilişinin 26’ncı yılında andı.

    Halkların Demokratik Partisi, haber takibi sırasında İstanbul Ümraniye’de polisler tarafından gözaltına alınarak katledilen Evrensel Gazetesi muhabiri Metin Göktepe’yi katledilişinin 26’ncı yılında andı.

    “HAKİKATTE ISRAR EDEN ÖZGÜR BASIN EMEKÇİLERİNİ SELAMLIYORUZ”

    Basın Yayın ve Propaganda Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel, konuya ilişkin yazılı açıklama yaparak şu ifadelere yer verdi:

    “Metin ve bu topraklarda katledilen yüzlerce gazeteci şahsında aslında hakikat, özgür basın ilkeleri ve gazetecilik katledilmek istendi. Hakikate düşmanlık besleyerek ve yalanlara dayalı bir dünya kurarak varlığını sürdürmeye çalışan bütün iktidarlar, her zaman ve ilk olarak gerçek gazetecileri hedef aldı. Maalesef Metin’in katledilmesi ne ilkti ne de son oldu.

    Türkiye’de gazeteciler dün de susturulmaya ve iktidar politikalarının aparatı haline getirilmeye çalışıyordu bugün de. Ancak özgür basına ve gazetecilik ilkelerine bağlı olan gazetecilere yönelik saldırılar konusunda AKP, kendisinden önceki bütün yönetimlere rahmet okutuyor! Türkiye basına yönelik saldırılarda tarihinin en karanlık dönemlerinden birini yaşıyor. Bir taraftan mesleğinin hakkını vermeye çalışan gazeteciler katlediliyor, tutuklanıyor, tehditler ve davalarla yıldırılmaya çalışılıyor; diğer taraftan ortalığa gazeteci kılığında tetikçiler salınıyor. Tek gayeleri iktidarın yolsuzluklarını ve suçlarını temize çıkarmak, meşrulaştırmak olan yandaş gazeteciler, adeta bir SADAT birimi gibi muhalefete saldırıyor.

    Bütün bu saldırılara rağmen Türkiye’deki özgür basın geleneği ve bu geleneğin mirasçısı olan gazeteciler, Metin gibi, Apê Musa gibi gerçekleri halka ulaştırmaktan geri durmuyor, bunun için her türlü bedeli göze alarak kalemlerini özgürlük ve insanlık için kullanmaya devam ediyor.

    Metin Göktepe, Gurbetelli Ersöz, Hrant Dink ve Apê Musa başta olmak üzere gerçekleri halka ulaştırmak için yaşamını feda eden özgür basın şehitlerini bir kez daha anıyor, onların bıraktığı mirası devralarak gazetecilikte ve hakikatte ısrar eden bütün özgür basın emekçilerini selamlıyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Apê Musa’nın katledilmesinin üzerinden 27 yıl geçti

    Apê Musa’nın katledilmesinin üzerinden 27 yıl geçti

    Kürt aydını, gazeteci-yazar Musa Anter’in (Apê Musa), aramızdan ayrılışının üzerinden 27 yıl geçti.

    20 Eylül 1992 yılında Diyarbakır’da gerçekleşen Kültür-Sanat Festivali’ne katılarak kitaplarını imzalayan Musa Anter, akşam saatlerinde Seyrantepe Mahallesi’nde uğradığı silahlı saldırı sonucu 72 yaşında hayatını kaybetmişti. Cinayetin üzerinden 27 yıl geçti, ancak bugüne kadar failler tek tek, isim isim bilinmesine rağmen yakalanmadı.

    Hayatı cezaevi ve sürgünlerle geçen Musa Anter, 1920 yılında Mardin’in Nusaybin ilçesine bağlı Ziwinge  (Eskimağara) köyünde dünyaya geldi. 1944 yılında Ayşe Hale ile evlenen Ape Musa, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki eğitimi yarım bıraktı.

    KÜRT DİLİNE KATKILARI

    Üniversiteden ayrıldıktan sonra Şark Postası ve Dicle Kaynağı’nda yazmaya başlayan Anter, İleri Yurt gazetesindeki Kürtçe şiiri “Qimil/Kımıl” sebebiyle 1959 yılında tutuklandı, idamla yargılandı. 1960 darbesinden sonra serbest kalan Anter, cezaevinden çıktıktan sonra Deng, Barış Dünyası ve Yön dergilerinde yazdı. Ape Musa, çeşitli tariflerde Dicle-Fırat, Azadiya Welat, Yeni Ülke, Özgür Gündem, Rewşen ve Tewlo’da yazdı. Bununla birlikte yedi kitap ve bir de Kürtçe-Türkçe Sözlük yayımladı.

    11 YILI CEZAEVİNDE GEÇTİ

    Daha sonra Türkiye İşçi Partisi’nde (TİP) aktif siyasete atılan Anter, 1965 seçimlerinde Mardin’den aday oldu. Ancak son anda gerçekleşen aday değişikliği yüzünden bağımsız olarak seçimlere giren Anter, 12 Mart 1971’de tekrar tutuklandı ve Seyrantepe Askeri Cezaevi’nde 3 yıl kaldı. 12 Eylül 1980’de ise “Kürtçülük” propagandası yapmaktan tutuklanıp Nusaybin Cezaevine konulan ve 1 yıl sonra tahliye edilen Anter’in, toplamda 11 yılı cezaevinde geçti.

    JİTEM TETİKÇİSİ CİNAYETİ ANLATTI

    Kürt bilgesi Anter, 20 Eylül 1992 yılında bir Kültür-Sanat Festivali’ne katılmak için geldiği Diyarbakır’da JİTEM elemanları tarafından Seyrantepe Semtinde katledildi. Cinayetle ilgili başlatılan soruşturma ve kovuşturmada bugüne kadar bir gelişme sağlanamazken, JİTEM tetikçisi Abdulkadir Aygan 2004 yılında Apê Musa cinayetine ilişkin itiraflarda bulundu. Apê Musa cinayetini JİTEM’in planladığını itiraf eden Aygan, JİTEM kurucusu Binbaşı Ahmet Cem Ersever, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım, JİTEM elemanları Mustafa Deniz, Savaş Gevrekçi, Ali Ozansoy, itirafçı Cemil Işık (Hogir) ve Hamit Yıldırım’ın cinayetten sorumlu olduğunu söyledi.

    TÜRKİYE MAHKUM EDİLDİ

    Anter Ailesi, aradan geçen yıllara rağmen sonuç alınamayan cinayetin soruşturmasını 2000’de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdı. Mahkeme ön kabulden sonra 2005’te tarafları uzlaştırmak istedi ve aileye 15 bin Euro önerdi. Aile maddi tazminat yerine ihlal kararı çıkmasını istedi ve öneriyi reddetti. AİHM 19 Aralık 2006’da Musa Anter’in yaşam hakkının ihlal edildiği ve cinayet hakkında yeterli soruşturma yürütülmediği için, ailesinin mahkemeye “etkin başvuru hakkının elinden aldığı” gerekçesiyle Türkiye’yi 28 bin 500 Euro ödemeye mahkum etti.

    2013’TE DAVA AÇILDI

    Cinayet uzun süre “faili meçhul” kaldıktan sonra 29 Haziran 2012’de tetikçi zanlısı Hamit Yıldırım Şırnak’ta yakalandı. Yıldırım’ın 2 Temmuz 2012’de tutuklanmasıyla dava zamanaşımından kurtulmuş ve soruşturma sonucu hazırlanan 25 Haziran 2013 tarihli iddianame, 5 Temmuz 2013’te Diyarbakır 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

    JİTEM DAVASI İLE BİRLEŞTİRİLDİ

    Musa Anter davası 23 Aralık 2014 tarihinde JİTEM Ana Davası ile birleştirilerek, 16 Ocak 2015 tarihinde “güvenlik” gerekçesiyle Diyarbakır 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nden Ankara 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşındı.  Ankara 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi, birleştirme kararına itiraz etti, ancak itirazı değerlendiren Yargıtay 5’inci Ceza Dairesi’nin 29 Ocak 2016 tarihli kararıyla iki davanın birleşmesi kesinleşti. Birleştirilen iki dava Ankara 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye devam ediyor.

    DAVA 14 KASIM’DA GÖRÜLECEK

    Musa Anter cinayeti ile ilgili tanık ifadelerine ve delillere rağmen davada tek tutuklu sanık olan Hamit Yıldırım serbest bıraktı. Cinayette adı geçenlerden Cem Ersever ve Mustafa Deniz öldürülürken, Abdulkadir Aygan, İsveç’te yaşıyor, Yeşil’in akıbeti ise bilinmiyor. 11 Temmuz 2018 günü görülen Anter cinayetinin son duruşmasında Yeşil’in yaşadığını belirten Genelkurmay Başkanlığı İstihbarat Daire Eski Başkanı İsmail Hakkı Pekin’in dinlenmesine karar verilerek dava 14 Kasım’a ertelendi. Cinayet davası bu şekilde cezasızlıkla devam ederse zaman aşımına uğrayacak.

    APÊ MUSA’NIN KALEMİ YERDE KALMADI

    Kürt PEN Eşbaşkanı Sami Tan, 27 yıl önce Musa Anter’in katledilmesinden sonra Welat Gazetesi’nde çalışmaya başladığını ve Anter’in ölümünden sonra gazetedeki köşesinin sürekli Kürt yazarlar tarafından doldurulduğunu belirterek, yine Apê Mûsa’nın kurduğu İstanbul Kürt Enstitüsü’nün kapatıldığı güne kadar emeğinin sürdürüldüğünü ifade etti. Tan, “Apê Musa’nın kalemi yerde kalmadı” diyerek mirasının devam ettiğini söyledi.

    “ÇALIŞMALAR DİRİLEŞTİ MİLYONLARA ULAŞTI”

    Karanlık güçlerin Apê Musa’yı katlederek verdiği mücadelenin önünü geçeceklerini sandıklarını dile getiren Tan, “Apê Musa, Gazeteci Hüseyin Deniz yine karanlık güçler tarafından öldürüldüğünde ‘Senin kalemini ben kaldırıyorum ve yazmaya devam ediyorum’ demişti. Bu sözü çok önemliydi. Ardından Apê Mûsa katledildiğinde onun izinde çalışmaları sürdüren generalleri ve öğrencileri kalemini yerde bırakmadılar. O çalışmalar o kalemle bugünlere dek sürüyor. Tabi hem Kürt basını alanında hem de Kürt dili ve entelektüeli alanından bu sürdü. O çalışmalar dirileşti ve milyonlara ulaşmıştır” ifadesinde bulundu.

    Apê Musa’nın “Biz eksiden sıfır noktasına bu çalışmaları getirene kadar neler çektiğimizi bir bilseniz” şeklindeki sözünü hatırlatan Tan, “Kürt medyası ve Kürt dili için ağır koşullarda başlatılan o çalışmalar çok güçlü oldu ve temeli sağlam atıldı. Haftalık bir Kürtçe yayın yapan gazete ile başlatıldı, ancak bugün onlarca özgür Kürt medyasının kurum ve kuruluşları var. Bu kurumlar tüm Kürdistan ve Avrupa’ya yayıldı. Bu çalışmalar sayesinde Kürt statüsünün ve bilinçlendirmesine vesile olmuştur” diye konuştu.

    “ÇOK YÖNLÜ BİR AYDINDI”

    Anter’in öldürüldüğü karanlık sürece de değinen Tan, “Çok sıcak bir savaş dönemi vardı. Katliam ve savaş kararlarına karşı çok büyük serhildanlar da vardı. Yani eğer bugünlerde milyonlar Newroz alanlarında toplanıyorsa kendiliğinden olan bir şey değildir. O günlerde tohumu atılan ruhun verdiği güçle milyonlarız” dedi. Basın alanında öldürülen gazetecilere rağmen, yakılan gazete bürolarına rağmen özgür Kürt basınının geri adım atmadığını söyleyen Tan, Anter’in ve katledilen diğer gazetecilerin kaleminin yerde bırakılmadığını belirtti.

    Anter’in çok yönlü bir aydın olduğunu söyleyen Tan, şunları söyledi: “Sadece mücadele çalışmasıyla değil aynı zamanda çok espritüel bir şahsiyeti vardı. Gönümüzde bile bazı esprileri toplumda kullanılıyor. Yazıları çok önemliydi. Her bir yazısında bir ders alacak kadar önemli vurgulamalar vardı. Toplum keyifle Apê Musa’yı okurdu. Özellikle gençler onun gazetece çıkan yazısını beklerdi. Çok sıcak ilişkiler kurardı insanlarla. Aynı zamanda o bir hukukçuydu da diyebiliriz. Çünkü Kürtlere uygulanan tüm hukuksuzluğa dikkat çekmiş. Çok net ve kararlı duruşuyla hepimize örnek olmuştur.”

    “O SES HER GÜN BÜYÜYOR”

    Özgür Gazeteciler İnisiyatifi (ÖGİ) Sözcüsü Hakkı Boltan da Anter’in çalışma yürüttüğü dönemin karanlık bir dönem olduğunu, ancak cesurca sözlerini esirgemeyen Apê Musa’nın ve yoldaşlarının özgür basının sesi olduklarını belirtti. Anter’in “Êdî bes e” sesinin hala yankılandığını dile getiren Boltan, “O ses her gün büyüdü. Bizim özgür basın geleneğinde tutum belirleyen arkadaşlar her gün sokakta katledilmelerine rağmen bu ses hiç gerilemedi. Her gün yükseldi, gürleşerek yayıldı. Bunun başlıca temsilci Apê Musa’ydı. Tabi korktular. Her gün büyüyen bu sese karşı katlederek sesini bastıracaklarını düşündüler. Ama Apê Musa’yı katlettiklerinden sonra bu ses daha da büyüdü. Apê Musa daha da büyüdü. Ape Musa büyüdükçe, onu katledenler ise küçüldü. Saklanmak zorunda kaldılar. O kadar büyük bir suça bulaşmışlardı ki, artık kendilerini göstermekten korkuyorlar. O günden bu güne, hem yazarlığı, hem de özgür basın geleneğini yan yana koyduğumuzda bugün görüyoruz, korkunun ecele faydası yoktur. Herkes bu anlamda Apê Musa’ya daha çok ihtiyaç olduğunu hissederek, onu daha fazla temsil etme adına tavır almış durumda” diye konuştu.

    (Kaynak: MA)