Etiket: arap aleviler

  • Şeyh Zülfikar Çiftçi: Suriye’de Aleviler büyük bir insanlık krizi yaşıyor- VİDEO

    Şeyh Zülfikar Çiftçi: Suriye’de Aleviler büyük bir insanlık krizi yaşıyor- VİDEO

    PİRHA- Samandağ Alevi Değerleri Derneği Başkanı Şeyh Zülfikar Çiftçi, Suriye’de Alevilere dönük katliam ve saldırılara dikkat çekerek; Alevi toplumunun açlık, güvensizlik ve sistematik ayrımcılık nedeniyle büyük bir insani kriz yaşadığını belirtti. Çiftçi, uluslararası kurumlara “Acil müdahale edin” çağrısı yaptı.

    Suriye’de yıllardır süren iç savaş, HTŞ ’nin ülkede iktidarı ele geçirmesinden sonra farklı bir aşamaya geçti. HTŞ ’nin çeşitli etnik ve dini topluluklara yönelik gerçekleştirdiği katliamlar halkların geleceğini tehdit etmeye devam ediyor.

    Samandağ Alevi Değerleri Derneği Başkanı Şeyh Zülfikar Çiftçi, ajansımıza yaptığı değerlendirmede, Suriye’de özellikle Alevi nüfusun yoğun yaşadığı bölgelerde 7 Mart olaylarının ardından şiddetin tırmandığını, kaçırmaların, kadın ve çocuklara yönelik saldırıların hala sürdüğünü aktararak, bölgenin “toplumsal bir facianın eşiğinde” olduğunu ifade etti. Çiftçi, yaşananların artık yalnızca bir Alevi meselesi olmaktan çıkıp ciddi bir insanlık krizine dönüştüğünü belirterek, uluslararası toplumun sorumluluk alması gerektiğini söyledi.

    “KAÇIRMALAR VE SALDIRILAR DEVAM EDİYOR”

    Çiftçi, bölgede hakim olan yönetim boşluğu nedeniyle sivillerin hedef haline getirildiğini, özellikle kadınlar ve çocuklara dönük kaçırma vakalarının sürdüğünü ifade ederek şunları dile getirdi:

    “7 Mart olaylarından sonra saldırılar pik noktası yapmıştı o tarihlerde. Oralarda katliamlardan sonra ferdi anlamda bölgesel anlamda yine kaçırmalar, kadın kaçırmalar, çocukları kaçırmalar devam ediyor. Bunun yanında tarlasında, bahçesinde çalışan ya da bir yerden bir yere giden insanları gördükleri zaman avlıyorlar. Yani Alevi olduklarını bilmeleri onlara yetiyor. Alevi olduklarını bildikleri zaman özellikle üniversiteli kadınları, üniversiteye okula giderken gelirken çocukları hala kaçırmaya devam ediyorlar. Maalesef yönetim de bunları izliyor.”

    “ALEVİ HALKI AÇLIKLA TERBİYE EDİLİYOR”

    Çiftçi, Alevi toplumunun ekonomik olarak da hedef alındığını, memurluktan atmalar ve maaş kesintileriyle halkın geçim kaynaklarının tamamen tıkandığını belirtti. Çiftçi, “Sadece öldürmeler ile kısıtlı değil. İnsanlarımızı orada memurluktan attılar. Emeklilerin maaşlarını kestiler. Memurların işine son verdiler. Dolayısıyla orada sadece aylıkla geçinen insanların çok büyük zorluk içine girmesine neden olundu. İnsanlar açlıkla boğuşuyor. Çocuklarına ekmek götüremiyorlar, okula gönderemiyorlar. Kış ayları geliyor, bir palto bile alamıyorlar. Oradaki yetkililer bizimkileri muhatap kabul etmiyor. Şikayetleri kale almıyorlar. Alevi toplumu hem yoksulluk hem güvensizlik nedeniyle yaşamsal bir krizin içinde” diye konuştu.

    “BİNLERCE CANIMIZ KATLEDİLDİ”

    Yaşananların yalnızca yerel bir sorun olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Çiftçi, uluslararası topluma sorumluluk çağrısı yaparak, “Biz Türkiye’den, diğer devletlerden ve Birleşmiş Milletler’den konuya eğilmelerini, oradaki barışı ve huzuru tesis etmeleri yönünde adım atmalarını istiyoruz. Çünkü bu bir insanlık sorunu. İnsanları açlıkla terbiye etmeye çalışıyorlar. İstenseydi ilk etapta oraya baskı uygulanırdı, bunların önüne geçilebilirdi. Ama yapılmadı ya da sınırlı yapıldı. Dolayısıyla çok etkisini görmedik. Orada binlerce canımız maalesef katledildi” ifadelerini kullandı.

    “YENİ BİR YÖNETİM OLMADAN GÜVENLİK MÜMKÜN DEĞİL”

    Suriye’de hala ciddi bir yönetimsel boşluk olduğunu, bunun Alevi bölgelerini daha da savunmasız hale getirdiğini dile getiren Çiftçi, Alevilerin mevcut yönetim içinde temsil edilemediğini sözlerine ekledi.

    Şeyh Zülfikar Çiftçi, güvenliğin ancak kapsayıcı bir siyasi yapıyla sağlanabileceğini belirterek şunları söyledi:

    “Kaçırmalar ve öldürmeler devam ediyor. Alevilere dönük daha önceden kalma bir kin duygusu var. Alevi bölgesinde herhangi bir ülkenin ya da Birleşmiş Milletler’in güvenlik sağlaması gerekiyor. Bu yapılmadıkça katliamlar, kaçırmalar, tecavüzler devam edecek. Mevcut yönetimin Alevilere bakış açısı belli, Aleviler açısından bu yönetimde temsiliyet çok zor. Birleşik bir Suriye hükümeti kurulursa, tüm azınlıkların temsil edildiği bir yapı oluşursa ve şimdi baştaki yönetici de giderse belki bir güven ortamı sağlanabilir. Ama şu ortamda bunun mümkün olabileceğini öngörmüyorum maalesef.”

    Fatoş SARIKAYA- Cem EKİNCİ/ HATAY

  • ‘Kürtler ve Aleviler aynı büyük barış hikayesinin iki parçasıdır’-VİDEO

    ‘Kürtler ve Aleviler aynı büyük barış hikayesinin iki parçasıdır’-VİDEO

    PİRHA- “Barış hepimize lazım: Süreç ve Arap Aleviler” başlıklı panelde konuşan Alevi inanç önderleri, Kürtler adalet arayışı ve Alevilerin eşit yurttaşlık sorununun barış sürecinde ortaklaştığını vurgulayarak, “Kürt meselesinde adalet arayışıyla Alevi toplumunun eşit yurttaşlık talebi aynı büyük barış hikayesinin iki parçasıdır. Birinde eksik bırakılan her şey ötekinde derinleşir” dediler.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP), Emek Partisi (EMEP) ve Sosyalist Demokrasi Platformu (SODAP) tarafından düzenlenen “Barış hepimize lazım: Süreç ve Arap Aleviler” başlıklı panelin ikinci oturumu, Hatay’ın Defne ilçesine bağlı Harbiye Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneğinde (HASYAD) yapıldı.

    Doç. Dr. Şule Can’ın yönettiği oturumda; Antakya Ehl-i Beyt Kültür ve Dayanışma Vakfı (EHDAV) Genel Başkanı Ali Yeral, İmam Ali Kültür Derneği Başkanı İbrahim Kanatlı, Samandağ Alevi Değerleri Derneği Başkanı Zülfükar Çiftçi ve gazeteci-yazar Musa Özuğurlu konuşmacı olarak yer aldı. Panelde, bölgenin kadim halklarından Arap Alevilerin barış sürecindeki yeri, kimlik mücadelesi ve yaşadıkları güncel sorunlar ele alındı. Katılımcılar, Arap Alevi toplumunun tarihsel barış perspektifini değerlendirirken, bölgedeki gelişmelerin toplumsal barış üzerindeki etkilerini de tartıştı.

    “TARİH BOYUNCA EN BÜYÜK FATURAYI BİZ ALEVİLER ÖDEDİK”

    Panelde ilk olarak sunumu Ali Yeral yaptı. İmam Ali’nin Malik Eşter’e gönderdiği mektuptan alıntıyla başlayan Yeral, adalet ve merhamet çağrısının tüm insanlık için geçerli olduğunu vurguladı. “Biz bütün dünyaya ya din kardeşimiz ya da insan kardeşimiz gözüyle bakıyoruz” diyen Yeral, her koşulda barıştan yana olduklarını belirtti. Barış sürecine dair kamuoyunda oluşan “neden şimdi?” sorusuna dikkat çeken Yeral, devlet yetkililerinden açık ve samimi bir açıklama talep etti. Yeral, geçmişte “bebek katili”, “cani” gibi ifadelerle hedef alınan isimlerin bugün “sayın” şeklinde anılmasını eleştirerek şu soruyu yöneltti:“Niye bu kadar yılı beklediniz? Altmış bin insanımızın, askerimizin, polisimizin, memurumuzun ölümünü mü beklediniz? Ne değişti dünden bugüne?”

    Alevilerin tarih boyunca uğradığı dışlanmayı hatırlatan Yeral, bu durumun dile getirilmesinden dahi rahatsızlık duyan kesimler olduğunu ifade etti. Sakife döneminden itibaren başlayan ayrımcılığın Emevi, Abbasi, Selçuklu ve Osmanlı dönemleriyle birlikte devam ettiğini belirten Yeral, Cumhuriyet dönemindeki Dersim, Maraş, Çorum, Sivas, Gazi gibi katliamları da hatırlattı.Bugün hâlâ Suriye’de ve bölgenin farklı yerlerinde Alevilere yönelik saldırıların sürdüğünü belirten Yeral, “Tarih boyunca en büyük faturayı biz Aleviler ödedik” dedi. Yeral, “selefi/tekfirci” yapılanmaların Alevilere yönelik şiddeti meşrulaştırmak için tarih boyunca verilen fetvaları hatırlatarak, Irak ve Suriye’de kadınların cariye pazarlarında satıldığı dönemi anımsattı. Bu anlayışın İslam’ın barış mesajıyla çeliştiğini söyleyen Yeral, “Bu melun Emevi fetvaları devam ettiği sürece İslam dünyası da Aleviler de rahat edemez” ifadelerini kullandı.

    “EN BÜYÜK TEPKİ ONURLU SÜNNİLERDEN GELMELİ”

    Yeral, radikal unsurların İslam’ı dünyada “kan, terör ve şiddet dini” gibi bir algının içine sürüklediğini belirterek, en büyük tepkinin onurlu Sünnilerden gelmesi gerektiğini söyleyerek, “Camilere saldıran, kabirleri yıkan, kadınlara tecavüz eden, çocukları katleden bu mahlukat Sünni değildir. Sünniliğe ve İslam’a en büyük zararı onlar veriyor” diye konuştu. Yeral, bu noktada Sünni toplumunun daha yüksek bir sesle “Bu biz değiliz” demesi gerektiğini ifade etti. Konuşmasının sonunda Suriye’deki radikal grupların liderleriyle yürütülen temaslara da tepki gösteren Yeral, İdlib merkezli yapılara verilen uluslararası desteği eleştirdi. Türkiye’de kamuoyunun yakından bildiği, iki Türk askerini yakarak öldüren DAİŞ kökenli yapıların pasifize edilmeden meşruiyet kazandığını savunan Yeral, şu soruyu yöneltti: “Bir takım elbise giyen terör lideri nasıl devlet muhatabı oluyor? Dünya buna nasıl göz yumuyor?”

    “ALEVİ TOPLUMU TARİH BOYUNCA BARIŞTAN YANA TUTUM SERGİLEDİ”

    Yeral’ın ardından söz alan Samandağ Alevi Değerleri Derneği Başkanı Zülfükar Çiftçi, Alevi toplumu olarak tarih boyunca barıştan yana bir duruş sergilediklerini belirtti. Çiftçi, barışın toplumsal olarak tüm kesimleri kapsaması gerektiğini, her topluluğun kendi kültürel kimliğini özgürce sürdürebileceği demokratik bir ortamın sağlanmasının önemini vurguladı. Çiftçi, “Kürtler Kürtçelerini, Araplar Arapçalarını öğrenebilmeli. Zazası, Ermenisi, Süryanisi, Ezidisi her toplum kendi dilini ve kültürünü baskısız yaşayabilmelidir. Toplumda kardeşleşme ancak bu şekilde sağlanabilir” dedi. Çiftçi ayrıca, bölgedeki emperyalist güçlerin müdahalelerine karşı halkların kendi özgün mücadelelerini sürdürmesi gerektiğini söyledi.

    Çifçi, Alevilerin örgütlenme eksikliği üzerinde duran temsilci, dernek ve federasyonların daha güçlü ve kapsayıcı çatılar altında birleşmesi gerektiğini de belirtti. Barışın inanç birliği üzerinden değil, bireysel özgürlükler, adalet ve eşit haklar temelinde sağlanması gerektiğini vurgulayan Çiftçi “Azınlıkların tümü, başta Kürtler olmak üzere, eşit vatandaşlık hakkı çerçevesinde kanunlar önünde olduğu gibi pratikte de eşit haklara sahip olmalıdır” ifadelerini kullandı.

    “TOPLUM HAFIZASININ ONARILMASI GEREKİYOR”

    Çiftçi ‘nun ardından İmam Ali Kültür Derneği Başkanı İbrahim Kanatlı, konuştu. Kanatlı, Türkiye’deki toplumsal adalet ve barış sorunlarına dikkat çekti. Kanatlı, Kürt meselesinin sadece siyasi değil, insanlık, adalet ve eşit yurttaşlık sınavı olduğunu vurgulayarak, “Kürtler bu ülkenin en ağır bedellerini ödeyen halklardan biri oldu. Dilleri yasaklandı, evleri boşaltıldı, gençleri hayatın çetin yüklerini taşıdı” dedi. Kanatlı, barışın sadece silahların susması olmadığını, insanların birbirini duyabilmesiyle başlayacağını belirterek, eşit yurttaşlık ve kültürel hakların sağlanmasının önemine işaret ederek, “Kürt meselesinde adalet arayışıyla Alevi toplumunun eşit yurttaşlık talebi aynı büyük barış hikayesinin iki parçasıdır. Birinde eksik bırakılan her şey ötekinde derinleşir” diye konuştu.Alevi toplumu üzerine de değerlendirmelerde bulunan Kanatlı, Alevilerin devlet yönetiminde yeterince temsil edilmediğini, dini hizmetlerde ve bütçe dağılımlarında ayrımcılığa uğradığını vurguladı. Kanatlı, “Artık Alevilerin de kendi inanç önderlerine ve ibadet alanlarına eşit kamusal destek almasının zamanı gelmedi mi?” diye sordu. Kanatlı, toplumsal barışın sadece siyasi iradeye bağlı olmadığını, toplum hafızasının onarılmasını da gerektirdiğini belirterek, “Zulmün karşısında adalet, kırgınlığın karşısında merhamet, düşmanlığın karşısında barış esastır” ifadelerini kullandı.

    “SİYASET DUYGUSALLIKLA DEĞİL SOMUT ZORUNLULUKLARLA YÜRÜR”

    Musa Özuğurlu ise, bölgesel ve uluslararası gelişmelerin Türkiye’deki barış süreciyle doğrudan bağlantılı olduğunu vurgulayarak, “Mesele sadece siyasal değil; küresel kapitalizmin bölgeyi yeniden şekillendirme çabalarının yansımalarını da içeriyor” dedi. Önceki oturumlarında yapılan tespitlerin önemine değinen Özuğurlu, Türkiye’de devletin tarih boyunca etnik ve inanç temelli sorunlara yaklaşımının çok iyi bilindiğini ifade etti. Özuğurlu, son dönemde yaşanan gelişmelerin hem devleti hem de siyasal aktörleri yeni bir sürece zorladığını belirterek, “Devlet Bahçeli’nin Tuncer Bakırhan’ın elini sıkmasıyla sembolleşen yeni bir aşama var. Siyaset duygusallıkla değil, somut zorunluluklarla yürür. Tarih de böyledir.”Özuğurlu, geçmiş acıların elbette unutulamayacağını ama sürecin ilerleyebilmesi için geleceğe odaklanılması gerektiğini savundu.

    Türkiye’deki barış tartışmalarının yalnızca iki aktör üzerinden okunmasının eksik bir yaklaşım olduğunu belirten Özuğurlu, ülkenin çok sayıda yapısal sorunla aynı anda karşı karşıya olduğunu söyledi. “Peki biz Aleviler nerede duruyoruz?” diye soran Özuğurlu, Alevi toplumunun bölgesel gelişmelere dair stratejik bir perspektif oluşturmakta eksik kaldığını dile getirdi. Suriye’de özellikle Alevilere yönelik saldırılar sırasında Türkiye’deki Alevi toplumunun önemli bir duyarlılık gösterdiğini söyleyen Özuğurlu, bu reflekslerin değerli olduğunu ancak örgütlü bir güce dönüşmediğini belirterek, “Suriye’deki katliamlar bize bir şey öğretti: Hazırlıksızdık. Kürt hareketi onlarca yıl süren mücadeleyle bir muhatap haline geldi. Biz ise küçük dernek çekişmeleriyle zaman kaybettik.”

    Özuğurlu, Alevi toplumunun hem ulusal hem uluslararası düzeyde daha güçlü örgütlenmesi gerektiğini vurguladı. Birleşmiş Milletler’de etnik ve kültürel toplulukların dahi temsil edildiğini hatırlatan Özuğurlu, “Dünyanın dört yanında Aleviler ortak bir organizasyonda buluşmalı. Birleşmiş Milletler nezdinde temsil edilmek hayal değil. Güçlü olursak caydırıcı

    Konuşmasının sonunda barışın ancak güçlü toplumsal aktörlerle mümkün olabileceğini belirten Özuğurlu, Alevilerin bölgesel ve küresel dinamikleri iyi okuyarak ortak bir strateji geliştirmesinin hayati olduğunu söyleyerek, “Barışı istiyorsanız savaşa hazır olun derler. Bu, güç sahibi olmanın caydırıcılığıdır. Birlik olmadan ne caydırıcı olabiliriz ne de haklarımızı savunabiliriz.”

    Panel aranın ardında soru ve cevap bölümü ile son buldu.

    PİRHA/HATAY

  • Arap Aleviler birlik için harekete geçti: Kurumsal çatı örgütlenmesi şart!- VİDEO

    Arap Aleviler birlik için harekete geçti: Kurumsal çatı örgütlenmesi şart!- VİDEO

    PİRHA- AHAD DER Başkanı Hamit Karaoğullarından ile Akdeniz Eğitim Kültür Vakfı Başkanı Kenan İskender, Alevilere yönelik saldırılar ve Adana-Mersin-Hatay ekseninde kurulması hedeflenen Alevi çatı örgütlenmesi üzerine ortak değerlendirmelerde bulundu. Hamit Karaoğullarından, çatı örgütün kurumsallaşmasının önemini vurgularken; Kenan İskender ise demografik tasfiye tehlikesine dikkat çekip kültürel koruma ve toplumsal dayanışmanın gerekliliğini öne çıkardı.

    Suriye’de Alevilere dönük kaçırma, yerinden etme gibi saldırılar devam ederken, Çukurova’da yaşayan Arap Aleviler arasında ‘birlik’ tartışması büyüdü.

    Adana’da bir araya gelen kanaat önderi, sivil toplum temsilcileri, Arap Aleviler arasında örgütlenmeyi güçlendirmek amacıyla beş kişilik bir çağrı heyeti oluşturuldu. Adana, Mersin ve Hatay’da kurum temsilcileri öncülüğünde kurulan heyet, Arap Alevi dernekleriyle görüşerek ortak bir birlik yapısının temel ilkelerini belirleme görevini üstlendi.

    Arap Halkı Alevileri Dayanışma Derneği (AHAD DER) Başkanı Hamit Karaoğullarından ve Akdeniz Eğitim Kültür Vakfı Başkanı Kenan İskender, Suriye’de Alevilere yönelik süregelen saldırılara, demografik tasfiye tehlikesine ve Türkiye’de Adana–Mersin–Hatay ekseninde kurulması planlanan Alevi çatı örgütlenmesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Karaoğullarından, laik ve kurumsal bir örgütlenmenin önemini vurgularken; İskender, kültürel hafızanın ve ortak kimliğin korunmasının gerekliliğini dile getirdi.

    “SURİYE’DE ALEVİLER HALA ZOR DURUMDA”

    Hamit Karaoğullarından, Suriye’de özellikle cihatçı yapıların askeri açıdan güçlendiğini vurgulayarak, Alevilerin hala tehlike altında olduğuna işaret etti. Saldırıların hala kapalı bir şekilde yürütüldüğünü dile getiren Karaoğullarından, “Topraklara el konma özellikle Humus kırsalı ve merkezinde, Suriye’nin kuzeyinde, Lazkiye’nin kuzeyinde yoğunlaştı. Lazkiye bölgesinde yaşayan Alevilerin, kuzey kırsalındaki halkın arazilerine el koyuyor, halk zor durumda. Bu saldırılar kapalı şekilde yürütülüyor. Direnen çok sayıda kişi cezaevlerine konuyor. Bu durum Suriye’nin mevcut yönetimiyle geleceğinin çok karanlık olduğunu gösteriyor” dedi.

    “DEMOGRAFİK TASFİYE PLANLI BİR PROJE”

    Alevilere yönelik saldırıların sadece mezhepsel değil, aynı zamanda siyasi bir temizlik planının parçası olduğuna dikkat çeken Kenan İskender ise, “Suriye meselesi sadece Alevilerle ilgili değil; Arap nüfusunun oradan temizlenmesi ve demografik yapının değiştirilmesi yönünde bir proje olduğu ve bunun planlı bir biçimde uygulanmak istendiği açık. Lazkiye, Tartus ve diğer sahil kentlerindeki Alevi nüfusunun hedef alındığı anlaşılıyor. Bize göre emperyalist ve siyonist yapılanmalar, Alevilerin inançlarını, ahlaki yapılarını ve kültürlerini bildikleri için bölgeden Alevilerin temizlenmesi gerektiğine inanıyorlar. Çünkü Aleviler ne parayla ne dine dayandırılarak kolayca kandırılamaz; onları ancak hakla, hukukla ve doğrulukla ikna etmek mümkün olur” ifadelerini kullandı.

    “HEDEF KURUMSAL BİR ÇATI OLUŞTURMAK”

    Suriye’de Alevilere dönük katliamlar ve saldırıların ardından güçlü bir örgütlenmenin şart olduğunu ifade eden Hamit Karaoğullarından; Adana, Mersin ve Hatay merkezli bir çatı örgütlenmenin hedeflendiğini belirtti. Bu kurumsal örgütlenmede inanç önderlerinin başta olmaması gerektiğini belirten Karaoğullarından, “Amacımız Adana, Mersin ve Hatay’da ciddi bir çatı örgütü oluşturmak. Bu çatı örgüt kurumsal anlamda işlevsel hale gelecek; sonrasında diğer Alevilerle yol almaya dönüşecek. Geçmiş yıllarda örgütlenme çalışmaları oldu ama Arap Alevileri konusunda inanç ve kültür açısından bazı ayrışmalar yaşandı. Bu durum toplumu inanç üzerinden bir araya getirecek çalışmaların kurumsallaşmasını engelledi” diye konuştu.

    Karaoğullarından, inanç önderleri ve siyasilerin doğrudan yönetimde olmaması gerektiğini savunarak, “Laikliği bu sisteme getirme hedefimiz var. İnanç ve kültür birbirinden bağımsız, ayrı yapılar şeklinde örgütlenecek; inanç kendi örgütlenmesini sağlam biçimde yapacak. Kültürel çalışmalarda bizim öncülüğümüzde, tüm katılımcı kurumların söz sahibi olacağı bir meclis oluşturulacak. Alevilik hem felsefi hem de evrensel bir kavramdır; bu nedenle inanca mensup tüm canları, Alevi çatısı altında veya dışında, örgütlemeyi hedefliyoruz. Yolumuzu birleştireceğiz, diğer halklarla kol kola umut dolu günlere birlikte yürüyeceğiz” dedi.

    “KÜLTÜR, DİL VE HAFIZA CANLANDIRILMALI”

    Avukat Kenan İskender ise örgütlenmenin kültürel boyutuna dikkat çekerek, şunları dile getirdi:

    “Toplumun kültürlerinin yaşatılması, unutulmaya yüz tutmuş bazı geleneklerin yeniden canlandırılması, dilimizin yaşatılması gibi çalışmalar ön planda olacak. Toplumu toplum yapan şiirler, tekerlemeler ve ölüm-yaşam ritüelleri gibi kültürel unsurlar ön plana çıkarılacak. STK olarak gerçek manada gönüllü insanların yer aldığı bir örgütlenme sürecinde, bu çalışmalara karşı ciddi bir muhalefet beklemiyoruz. Eğer şehir, dil veya kültür bize aitse bunların korunması gerektiğine inanıyoruz. İnsanların barışa ve ortak yaşama ikna edilmesi için farklı yöntemler olabilir. Kurumsal örgütlenme sağlandığı sürece daha iyi günler göreceğimize ve öldürülmelerin azalacağına inanıyoruz.”

    Fatoş SARIKAYA/ ADANA

  • Sabahat Aslan: Enerji savaşlarının bedelini Arap Aleviler ödüyor- VİDEO

    Sabahat Aslan: Enerji savaşlarının bedelini Arap Aleviler ödüyor- VİDEO

    PİRHA- Arap Alevi Kültür Derneği Başkanı Sabahat Aslan, Suriye’de Arap Alevilerin hedef alındığını belirterek, hem mezhepsel saldırılara hem de asimilasyona karşı örgütlenme çağrısı yaptı. Aslan, “Aleviler Suriye’nin geleceğinde söz sahibi olmalı” dedi.

    Arap Alevi Kültür Derneği Başkanı Sabahat Aslan, PİRHA’ya yaptığı açıklamada Suriye’de Arap Alevilerin hedef alındığını belirterek, bu durumun uzun süredir devam eden mezhepsel düşmanlıkların ve siyasi planların sonucu olduğunu ifade etti. Aslan, Suriye’de yaşanan saldırıların insanlık dramına dönüştüğünü, Türkiye’deki ve uluslararası kurumların bu konuda sorumluluk alması gerektiğini dile getirdi.

    “ENERJİ KAYNAKLARI ÜZERİNDEN MEZHEPSEL SAVAŞ”

    Sabahat Aslan, Suriye’de Arap Alevilerin yoğun yaşadığı bölgelerin aynı zamanda enerji ve maden rezervleri açısından zengin olduğunu belirterek, bu durumun dış güçlerin bölgeye yönelik politikalarını şekillendirdiğini söyledi. Aslan, “Artık petrol rezervleri tükenmek üzere. Mevcut rezervler ve maden varlıkları pay ediliyor. Bu paylaşım sırasında sıra Alevilere geldi. Arap Alevilerin yoğun yaşadığı bölgeler bu anlamda çok bakir ve zengin. Bu yüzden de ne yazık ki soykırım uygulanıyor. Bu kaynaklara sahip olmak isteyen ülkeler mezhebi kullanıyor, mezhepsel anlamda bir savaş yaratıyor” diye konuştu.

    Aslan, bu mezhepsel çatışmaların enerji politikalarının bir aracı haline geldiğini vurgulayarak şöyle devam etti:
    “Bu savaşın sonucunda bir topluluğa veya bir inanca zarar vererek oradaki kaynaklara sahip çıkılıyor. Tarihten günümüze kadar aşırı dinci grupların Alevilere yönelik bir intikam duygusu var. Bu duyguyla hareket edilerek Suriye’de şu anda Alevilere yönelik bir kıyım sürdürülüyor.”

    “ARAP ALEVİLER İÇİN ÖRGÜTLENME YAŞAMSAL BİR GEREKLİLİK”

    Aslan, Suriye’de Arap Alevilerin örgütsüzlüğü nedeniyle savunmasız kaldığını belirterek, “Suriye’de Arap Aleviler özellikle çok örgütsüz. Örgütlü olmadıkları için katliama uğradılar. Arap Alevi örgütlerinin bir araya gelmesi gerekiyor. Bu birlik bir çatı örgütü mü olur, federasyon mu olur, meclis mi olur; önemli olan yasal bir yapı altında toplanmak” dedi.

    Türkiye’deki Alevi kurumlarının yıllardır barış, kardeşlik ve hoşgörü temelli bir örgütlülük sürdürdüğünü hatırlatan Aslan, aynı dayanışma anlayışının Arap Aleviler için de örnek olması gerektiğini vurguladı:

    “Biz Türkiye’de bütün Aleviler olarak sevgiyi, barışı, hoşgörüyü ördük. Arap Alevileri olarak da aynı felsefeyle yaşadık. Şimdi kültürümüzü yaşatmak, asimilasyona karşı durmak ve Suriye’deki kardeşlerimizle dayanışma içinde olmak için çatı altında örgütlenmek istiyoruz.”

    Arap Alevilerin kültürel kimliklerini koruyamadığını, en temel sorunlardan birinin dil kaybı olduğunu da sözlerine ekleyen Aslan, “Mevcut politikalar hepimizi asimile ediyor. Arap Aleviler artık kültürlerini yaşayamıyor, dillerini konuşamıyor. En önemlisi, ana dilimiz olan Arapçayı konuşamıyor çocuklarımız. Bu nedenle Arapça’yı yeniden canlandırmak ve kültürümüzü yaşatmak zorundayız” şeklinde konuştu

    “ALEVİLER SURİYE’NİN GELECEĞİNDE SÖZ SAHİBİ OLMALI”

    Aslan, Suriye’de yaklaşık dört milyon Arap Alevinin yaşadığına işaret ederek, bu topluluğun ülkenin geleceğinde önemli bir rol oynayabileceğini dile getirdi. Ancak bunun için örgütlü bir yapıya ve uluslararası destek mekanizmalarına ihtiyaç olduğunu ifade etti:

    “Aleviler orada örgütlenirse Suriye’nin geleceğinde söz sahibi olurlar. Orada çok birikimli toplum liderleri var. Ama maalesef mevcut kıyım politikalarından dolayı harekete geçemiyorlar. Uluslararası örgütler, Avrupa Birliği ülkeleri eğer Suriye’nin mevcut hükümetinin kulağını çekerse, bu kıyım durur ve orada Aleviler örgütlenir, yönetimde söz sahibi olurlar. Bizim bundan sonraki hedefimiz, Avrupa’daki kurumlarla iş birliği yaparak bu kıyımların durdurulması ve Arap Alevilerin yeniden güçlenmesine destek olmak olacak.”

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

     

  • Evvel Temmuz’un 25. yılına çağrı: Bu kent bizim, bu gelecek bizim!- VİDEO

    Evvel Temmuz’un 25. yılına çağrı: Bu kent bizim, bu gelecek bizim!- VİDEO

    PİRHA-Bu yıl 25’incisi düzenlenecek olan Evvel Temmuz Festivali’ne çağrı yapan Samandağ Kalkındırma Derneği ile Akdeniz Kültür ve Dayanışma Derneği, “Bu festival sadece bir kültür etkinliği değil; kültürümüze ve dilimize sahip çıkma kararlılığının, barışa, dayanışmaya ve adalete olan inancımızın bir göstergesidir” dedi.

    Bu yıl 25’incisi düzenlenecek olan Evvel Temmuz Festivali için Samandağ Kalkındırma Derneği ve Akdeniz Kültür ve Dayanışma Derneği ortak bir basın açıklaması yaptı. Eda Eskin tarafından okunan açıklamada, festivalin çeyrek asırlık geçmişine, dayanışma ruhuna ve mevcut çevresel, sosyal tehditlere dikkat çekildi.

    Açıklamada, Evvel Temmuz’un sadece bir kültür etkinliği değil, birlikte yaşama iradesinin ve halkların kardeşliğine olan inancın bir sembolü olduğu vurgulandı. Arap Aleviler, Hristiyanlar, Sünniler, Ermeniler gibi farklı inanç ve etnik kimliklere sahip halkların tarihsel birlikteliğine işaret edilerek, bu festivalin bu kadim geleneği yaşatmak adına önemli bir rol oynadığı belirtildi.

    “YASAKTAN FESTİVALE, BASKIDAN BİRLİKTELİĞE”

    12 Eylül askeri darbesiyle bastırılmak istenen kimliklerin ve bayramların, 25 yıldır halkın iradesiyle yeniden canlandırıldığına dikkat çeken Eda Eskin, festivalin bu yıl bir kez daha baskılara inat, birlik ve dayanışma içinde kutlanacağını söyledi.

    Eskin, festival çağrısının yanı sıra bölgede yaşanan çevre tahribatına da değindi. Deprem sonrası artan kamulaştırma uygulamaları, rezerv alan ilanları, doğal sit alanı adı altında yapılan müdahalelerle halkın tapulu arazilerinin değersizleştirildiği ve tarım alanlarının yok edildiği dile getirdi.

    Eskin, bölgeye kurulan beton santralleri, taş ocakları ve denetimsiz iş makineleri nedeniyle doğanın her geçen gün daha fazla tahrip edildiğini, halkın yaşam alanlarının tehdit altında olduğunu sözlerine ekledi.

    “BARIŞA DAİR GÜÇLÜ BİR MESAJ”

    Suriye savaşının da bölgedeki halklara büyük yük yüklediğini belirten Eskin, parçalanan komşuluk ilişkilerine ve sınırların ayırmaya çalıştığı halkların ortak kaderine dikkat çekti. Bu nedenle Evvel Temmuz’un, sadece bir festival değil, barışa, kardeşliğe ve ortak yaşama dair güçlü bir mesaj olduğunu vurguladı.

    Açıklamanın sonunda, “Bu kent bizim, bu kültür bizim, bu gelecek bizim!” sloganıyla tüm halklara ve dostlara çağrıda bulunan Eskin, 25. Evvel Temmuz Festivali’nde bir araya gelme davetini yineledi.

    PİRHA/ HATAY

  • Arap Alevileri, Garip Dede Dergahı’nda Hrisi etkinliğinde buluştu-VİDEO

    Arap Alevileri, Garip Dede Dergahı’nda Hrisi etkinliğinde buluştu-VİDEO

    PİRHA – İstanbul’da yaşayan Antakyalılar, Geleneksel Hasne (Hrisi) etkinliğinde bir araya geldi.

    Antakya, Samandağ, İskenderun İlçeleri Kültür Yardımlaşma Dayanışma ve Çevre Gönüllüleri Derneği (ASİ-DER), Garip Dede Dergahı’nda bahar şenliği düzenledi.

    2003 yılından bu yana İstanbul’da yapılan etkinlik, bu yıl ilk kez Garip Dede Dergahı’nda organize edildi.

    “SURİYE’DE ALEVİ SOYKIRIMI VAR”

    Antakyalıların yoğun ilgi gösterdiği festivalin açılış konuşmasını yapan ASİ-DER Başkanı Tevfik Usluoğlu, Hrisi’nin yedi bin yıllık gelenek olduğunu vurguladı. Usluoğlu, bir arada olmanın önemine değinerek şu konuşmayı yaptı:

    “Bugün Suriye’de Alevi soykırımı var. Onun için vicdanı olan herkesin, duyarlı olması ve sürece itiraz etmesi gerekiyor. Alevi meselesi sadece Suriye’den ibaret değildir. Alevi meselesi demokrasi sorunudur. Ülkemizde yaşama hakkının garanti altına alınması ve geleceğe uzanması için tüm duyarlı insanların, insan hakları örgütlerinin devreye girmesi kaçınılmazdır. Suriye’de kadınlar kaçırılıyor, tecavüz ediliyor, çocuklar öldürülüyor. Onun için hepimiz, insan olarak bu sürece itiraz etmeliyiz.

    Bugün birlikte üretmeye, birlikte söz kurmaya adayız, onun için bir arada olmalıyız. Bu dönemde su bile çürüdü ama biz çürümeyeceğiz. Geleceğe onurumuzla, kimliğimizle, kadim Antakya’nın ruhuyla ulaşacağız.”

    “BU ÜLKEDE SEVGİNİN EGEMEN OLMASI LAZIM”

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat da program dahilinde kısa bir konuşma yaptı. Fırat, “Bu coğrafyada çok acılar çekildi ve şu an dahi yine katliamlara maruz kalıyoruz. Özellikle HTŞ’liler tarafından yapılan katliamlara dikkat çekmek istiyorum.

    Alevi örgütlerimizle birlikte kısa süre içerisinde orada, Suriye’de olmayı planlıyoruz. Türkiye’de şu an bir barış süreci yürüyor. Kimileri ‘çözüm süreci, müzakere süreci’ de diyor. Artık bu ülkede sevginin egemen olması lazım. İnsanların bu topraklarda artık kimliklerini özgür bir şekilde yaşayabileceği koşulların yaratılması lazım. Hep beraber el ele verebilirsek, birbirimizin Hızır’ı olursak her şeyin üstesinden gelebiliriz. Hızır lokmalarınızı kabul eylesin, dertlere şifa olsun” ifadelerini kullandı.

    Antakyalı sanatçı Hilmi Yarayıcı da katılımcıları selamlayarak kısa bir konuşma yaptı. Yarayıcı, “Bu kültür kadim bir kültür. Dolayısıyla bu kültürü yaşatmak gerçekten önemli. Benim müziğim ve mücadelemin altyapısını hazırlayan sizlersiniz. Bu yüzden Antakya’da yaşadığım, çocukluğumdan bu yana o değerleri sahiplenmenin gururunu yaşadım. Bugün de hepinize bu yarattığınız değerler için çok teşekkür ediyorum” diye belirtti.

    Yapılan konuşmalar ardından, hazırlığı yaklaşık bir gün süren ‘Hrisi’ isimli geleneksel yemeğin dağıtımı yapıldı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Arap Alevi canlarımıza yönelik soykırımı durdurmak için alanlara inelim’

    ‘Arap Alevi canlarımıza yönelik soykırımı durdurmak için alanlara inelim’

     PİRHA- Suriye’de HTŞ eliyle Alevilere dönük gerçekleştirilen katliamı kınayan Demokratik Alevi Federasyonu ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, Arap Alevilere yönelik soykırımı durdurmak ve ortaya koydukları öz savunma direnişini desteklemek herkesi ses çıkarmaya çağırdı.

    Suriye geçici hükümetinin ülkenin kıyı kentlerinde Alevilere dönük saldırılarında katliamlar gerçekleştiriliyor.

    Katliamlara ilişkin yazılı açıklama yapan Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), küresel güçlerin el birliğiyle iktidara taşıdığı HTŞ’nin Alevilere yönelik katliamlarına dikkat çekerek, “Suriye’nin DAİŞ- IŞID’ci HTŞ çeteleri tarafından ele geçirilmesinden bugüne Aleviler, sistemli bir kırıma tabii tutularak katlediliyorlar. “Rejim kalıntıları” denilerek HTŞ ve türevi çeteler tarafından yapılan Alevi katliamlarına karşı dünyanın her tarafında tepkiler yükseldi. Ancak bu tepkiler katilleri durdurmaya yetmedi. Cihadist katillerin dünyanın gözü önünde yaptıkları hazırlıkları sonucu iki günden beri Suriyeli Arap Alevilerine karşı kapsamlı bir saldırı başlatılmıştır. Alevilerin yaşadığı bölgeler HTŞ, SMO ve DAİŞ çeteleri tarafından saldırı altına alınmıştır. Yakın zamanda Ezidilere yapıldığı gibi, göz göre göre ve dünyanın gözlerinin önünde bir halka soykırım uygulanmaktadır. HTŞ ve SMO’nun doğrudan Alevilere yönelik başlattığı bu soykırım saldırıları, tam olarak Alevileri yok etme, Akdeniz’e açılan koridoru Türkçü Sünni zihniyete peşkeş çekme amaçlı saldırılardır” diye belirtti.

    “TARİHİ ALEVİLİ DÜŞMANLIĞI İLE YOK ETMEYİ AMAÇLAYAN SALDIRILAR”

    “Saldırganların içinde Türk cihadistlerin varlığı ve tarihi Alevi düşmanlığı birlikte düşünüldüğünde bu saldırıların, bir bütün olarak bu coğrafyada Aleviliği yok etmeyi amaçladığı açıktır” denilen açıklamada şunlar kaydedildi:

    “Her şeyden önce insan olduğumuz için bu soykırıma karşı çıkmak ve bu soykırımı engellemek zorundayız. Ayrıca Aleviler olarak bütün gücümüzle bu soykırıma karşı çıkmalı ve engellemenin yolunu bulmalıyız. Yezidler, bizlere bir kez daha Kerbela, bir kez daha Dersim, bir kez daha Maras, bir kez daha Çorum, Madımak yaşatmak istiyorlar. Buna izin verecek miyiz? Milyonlarca Aleviler olarak, bu durumda tarihimize ve geleceğimize nasıl hesap verebiliriz? Değerli canlar, hepimiz biliyoruz ki bu olup bitenlere karşı çıkamazsak ve önleyemezsek hiç birimizin geleceği gibi bu coğrafyada Alevilik te kalmayacaktır.”

    “ALEVİLERİN ÖZ SAVUNMA DİRENİŞİNİ SAHİPLENELİM”

    Suriye’de Alevilerin saldırılara karşı ortaya çıkardığı öz savunma direnişi sahiplenmek adına herkesi alanlara çıkmaya çağıran açıklamanın sonunda ise, “Suriyeli Alevi canlarımız, zalimlerin ve Yezitlerin bu saldırılarına, tarihlerinden olduğu gibi, bugün de teslim olmamış, boyun eğmemişlerdir. HTŞ ve türevlerinin geliştirdiği bu son saldırılarda ise örgütlü bir öz savunma direnişiyle cevap verdikleri için cihadistler çılgına dönmüşlerdir. DAİŞ’çi çetelerin saldırılarını şiddetle ve nefretle kınarken, Suriyeli Arap Alevi halkının, anaların, bacıların, gencecik insanların ortaya koydukları bu öz savunma direnişini de selamlıyor ve destekliyoruz. Bizler bugün Arap Alevi canlarımıza yönelik bu soykırımı durdurmak ve ortaya koydukları öz savunma direnişini desteklemek için alanlara inmeli, Suriyeli kardeşlerimize olan desteğimizi daha somut olarak ortaya koymalıyız. Arap Alevi soykırımını durduralım! Alevilerin öz savunma direnişini büyütelim” diye vurgulandı.

    PİRHA/ALMANYA

  • ‘Alevifobik fay hattı kaşınıyor; Suriye özelinde Alevilerin korkutulması kartını masaya sürdüler’

    ‘Alevifobik fay hattı kaşınıyor; Suriye özelinde Alevilerin korkutulması kartını masaya sürdüler’

    PİRHA- ‘Siyasal Alevilik’ söylemiyle Alevifobik fay hatlarının kaşındığı ve Alevilerin demokratik mücadelesinin suç gösterilmeye çalışıldığını belirten Dr. Serpil Deniz Şahin, yaşanan durumu ‘Alevileri traşlayarak dikensiz gül bahçesi yaratılması’ olarak yorumladı. Dr. Serpil Deniz Şahin, “Bence bu alanda siyasi Alevilik değil tam tersi Alevilerin kendi siyasetini üretememenin ve bunları cesurca savunamamanın yarattığı bir politik boşluk var. Elbette ki bu  büyük kuşatma sadece Alevilerin mücadeleyle geri püskürtülecek bir noktada değil. Dünya bunu da engellemez ve seyirci kalırsa bölgemiz ve insanlık yeni katliamlarla, yeni utançlarla karşılaşacak demektir” diye konuştu.

    Suriye’de Beşar Esad yönetiminin devrilmesinin ardından ülkedeki kontrolü ele geçiren Hey’etu Tahrîri’ş-Şâm (HTŞ) şeriatçı örgütün Alevi, Hristiyan, Ezidi gibi farklı inançlara mensup halklara düşmanlığı ve saldırı girişimleri büyük endişe yaratıyor.

    Dr. Serpil Deniz Şahin ile Suriye’de yaşanan değişime, azınlıklara yönelik baskılar, Alevilere yönelik katliamlar ve Suriye özelinde Türkiye’de Alevi nefretinin yeniden harlanmasına giden süreci konuştuk.

    “PELİKAN GÖRÜNTÜLERİNDEN ÇOK İYİ BİLİYORUZ”

    PİRHA: Suriye’de rejimde bir “değişim” yaşandı. Uluslararası güçlerin de müdahalesi ve alan açmasıyla ismine çokça ‘demokrasi’ denilen bu değişimi nasıl okuyorsunuz?

    Dr. Serpil Deniz Şahin: ‘Savaşta ilk gerçekler ölür’ sözünden hareketle, gerçeklerin eğilip bükülüp, yalanların gerçekmiş gibi algılatıldığı post truth bir çağı yaşıyoruz. Bu bakış açısıyla Ortadoğu’da yaşananları Suriye’de 13 yıl sonra Esat rejimi çökmüş, yerine dinci bir başkası almıştır” demekle açıklamak orda yaşanan trajediler açısından yetersiz olacaktır. Her ne kadar medya tüm dezenformasyon yöntemlerini kullanarak  halkın sevinç çığlıklarıyla diktatörün gidişinin kutladığını, HTŞ adlı 18 örgütün birleştiği çatı örgütü olan radikal İslamcıların Hristiyanlar başta  olmak üzere tüm farklı etnik kimlik ve inancı rahat ettireceği özgürlük ve demokrasinin geldiğine bizi inandırmaya çalışsa da biz onları Irak savaşında binlerce insan ölürken pelikan görüntülerinden çok iyi tanıyoruz. Özgürlük, demokrasi, eşitlik ,barış kavramlarının içini boşaltıp kullananlar bunları tüm insanlığa kazandırmak için canlarıyla kanlarıyla mücadele edenlerin cesetleri ve deneyimleri üzerinde tepinmekte bir sakınca görmüyorlar.

    “ŞAM YAŞANABİLİR EN GÜVENLİ 7 KENT İDİ İSE, ŞİMDİ NEDEN DEMOKRASİ HAVARİSİ KESİLDİLER”

    Arap Baharı diyerek Mısır’da ilk önce başlayan laik kalkışmayı boğup Müslüman kardeşlere oradan Sisi’ye ,Libya’yı köle pazarına çevirenler, Irakta nükleer silah yalanıyla işgal eden emperyalistler, 2001 yılında Afganistan’ı işgale gittiğinde, bunun gerekçelerinden biri de kadınlara yapılan zulümdü. Ama alacaklarını aldıktan sonra 2021 yılında aynı Taliban’a iktidarı, dolayısıyla kadınları bırakarak çekilmekte bir sakınca görmediler. İngiltere kraliçesinin ender ağırladığı konuklardan olan Esat çifti, Papanın ziyaret ettiği azınlıkların güven içinde yaşayabileceği Ortadoğu ülkesi diye ilan edilen Suriye, Fransızların nişan verdiği, Şam’ın en güvenilir yaşayabilen 7 kent ilan edilmişken, RTE’ nin kardeşim dediği Beşar Esat nasıl oldu da bir diktatör ilan edildi ve buna üzülen hassas dünya egemenleri burada yaşayan halkların acılarına kayıtsız kalmayıp, onlar adına özgürlük ve demokrasi havarisi kesilebildi.

    “ELLERİNDEN SIZAN KANI GİZLEMEK İÇİN BEYAZ ELDİVEN GİYERLER”

    Ünlü bir sözdeki gibi burjuvazi ellerinden sızan kanı gizlemek için her zaman beyaz eldiven giyer. Evet bu emperyal çökmenin, çullanmanın sebeplerine baktığımızda birinci öncelik ekonomik olup, Suriye’nin jeopolitik durumu, ikincisi de diğer Arap ülkelerin aksine Filistin meselesinde anayasasına ‘Siyonizm karşıtı’ olmayı yazacak kadar samimi desteği denilebilir. 2000 yıllarında ABD dış işleri tarafından Golan Tepeleri’nin işgalini sorun yapmaması ve Filistin davasına verdiği destekten vazgeçmesi konusunda tehdit edilmiş sonrasına da Ortadoğu’nun haritasının değişeceği ifade edilerek çalışmalara başlanmıştı. Diktatörlük rejiminden halkı kurtarmaya soyunan sermayenin gerçek niyeti sömürü iştahından başka bir şey değildir . El Kaide, IŞİD, Taliban ve benzerleri gibi HTŞ’nin de (Heyet Tahriri el Şam) CIA eliyle kurulup yönlendirilen bir örgüt olduğundan kuşku duymamak gerekiyor.

    “RADİKAL ÇETELER BÖLGEYE DAVET EDİLEREK ‘GÖREVE’ HAZIRLANDI”

    13 yıldır aralıksız devam eden savaşta Suriye’nin selefi çetelerin adeta üssü haline getirilmesinde amaç nedir?

    Tüm dünyadaki Suriye’yi iç savaşa sürüklemek için Kanlı Arap Baharı’nın başlangıcında beri dünyanın dört bir yanından gelen selefi radikal çeteciler  ve uzantıları bu bölgeye davet edilmiş  HTŞ, Türkiye’nin yanı başındaki İdlib’de Türkiye’nin gözetim ve hatta himayesi altında konuşlandırılmış, ABD tarafından silahlandırılmış, eğitilmiş ve emperyal çıkarlar uğruna her şey önceden çalışılıp “görev”e hazırlanmış Selefi/cihatçı bir örgüt olduğunu kesindir. Bugünde emperyalistlerin güdümünde her gün cinayet işliyorlar, düşman belledikleri herkese işkence yapıyorlar ve toplumda terör estiriyorlar. HTŞ’ye destek verenler bu katliamlar karşısında üç maymunu oynuyor. 22 yıldır Türkiye’yi devlet ve toplum olarak İslamlaştırmaya çalışan AKP Şam’daki İslamcı iktidarın varlığıyla güçleneceğini ve bununla bölgesel politikalarında başarı sağlayabileceğini düşünüyor. İç savaşın başlangıcından beri binlerce insanın ölümüne sürgününe sebep olan AKP-MHP iktidarı BOP’de eş-başkan olarak Türkiye’yi Ortadoğu bataklığının içine sürüklemişti ve şimdi de bataklığı yayma peşinde. Halklar ve özgürlükler açısından açık bir hapishaneye dönüşen ülkemizde şimdi  karanlık zifiriye dönüşebilir. ABD, İsrail ve işbirlikçileri Arapları, Türkleri, Kürtleri, Persleri, Sünnileri, Şiileri, Alevileri, Ezidileri, Süryanileri, Çerkezleri, Hristiyanları ve yüzlerce yıldır birlikte yaşayan herkesi birbirine kırdırmak istiyorlar.

    “COLANİ VE IŞİD ARTIKLARININ ROJAVA VE ŞENGAL’DEKİ KATLİAMLARINDAN SÖZ EDİLMİYOR”

    Colani’nin IŞİD’in Musul yöneticisi olduğu 2007’de Şengal ve Til Ezer’de yüzlerce Ezidinin ölümünden sorumlu olduğunu biliniyor. Uluslararası emperyalist güçlerin bu tutumunu neye bağlıyorsunuz?

    Colani ve yanındaki El Kaide, El Nusra, IŞİD artığı katillerin Rojava ve Şengal’de faili oldukları tecavüzlerden, kadın ticaretinden, kestikleri insan kafalarından söz edilmiyor şimdilerde. Sömürgeci ve kapitalist devletleri ilgilendiren zulüm, işkence, hak ihlalleri değil, bunların kimin adına yapıldığıdır. 8 günde Halep 12 günde Şam ele geçirildi diye mutlu olanlar 13 yıl çekilen acılardan ölümlerden bir habermiş gibi, HTŞ gibi ve liderinde başına ödül konan bir örgüte ülkenin kaderini teslim etmekte bir sakınca görmediler. Onların çıkarları söz konusu olduğunda katil Colani’den “devrim lideri” yaratırlar, eğer onların çıkarına ters ise o zaman da dünün kahramanları bugünün “insanlık düşmanı caniler” olarak bir çırpıda ilan edilirler. Ama merak etmeyin ona kravat taktırdılar ve uluslararası hukuku bir komediye çevirirler.

    “PLANA KARŞI DİRENEBİLECEK GÜÇLER SOYKIRIM YÖNTEMİYLE ETKİSİZLEŞTİRİLDİ”

    Bu yalanlarla mızrağın çuvala girmeyeceği açık. ABD’yi yönetenler azalan hegemonyalarını tekrar kazanmak için, yükselen “yumuşak güç” Çin’e, Çin-Rusya’ya karşı izlenecek stratejide önündeki engellerden İran ve Suriye’nin etkisizleştirilmesine yönelik satranç tahtası olarak da Doğu Akdeniz’i de içine alan Büyük Ortadoğu’yu seçtikleri anlaşılıyor. Bu plana karşı direnebilecek tüm güçler en acımasız soykırım ve suikast yöntemleriyle etkisizleştirildi. Birkaç ay içinde İsrail’in saldırıları sonucu ölen Filistinlilerin sayısı 50 bin; Suriye’deki iç çatışmaların bilançosu 500 bin. 90’lardan günümüze bölgede savaş, iç çatışma, terör ve katliamlarda ölen insan 2 milyonun üzerinde olmuş ne gam. Bu durum bölge halkları açısından büyük bir travmadır; yüzbinlerce insanın ölümü, sakatlanması, acısı yanında ülkelerin yıkımını büyük bir trajedi.

    “EN BÜYÜK PAYI, OSMANCILIĞA SOYUNAN SARAY REJİMİ ALMAK İSTİYOR”

    ABD ise savaşma hevesinden bir şey kaybetmeyerek Çin’le Pasifik’te kapışmadan önce, enerji ve su kaynakları, enerji ve ticaret yolları, Çin’in Kuşak Yol tasarımı vb. nedenlerle kritik önem taşıyan Büyük Ortadoğu’daki egemenliğini pekiştirmek üzere İsrail’in koçbaşlığını yaptığı büyük bir operasyonla tüm engelleri domino taşları gibi birer birer devirerek, en son Suriye’deki rejimi çökerterek İran kapısına dayandılar. Bu enkazdan demokrasi ve özgürlük çıkarmak şapkadan tavşan çıkarmaktan daha zor. Bu karanlık, kaotik, kanlı gidiş, herhangi bir ölçüyle insani ve ahlaki olmadığı gibi, teorik ve pratik olarak sürdürülebilir de değil radikal İslamcıların yürüttüğü vekalet savaşının asıl kazananları ABD ve İsrail olsa da buradan çıkan enerjinin cihatçı çetelere vereceği cesaretle en büyük yararı sağlamaya çalışan yeni Osmancılığa soyunan ve emperyal kapışmada pay almaya çalışan saray rejimi olacaktır.

    “ALEVİLERİ TEKRAR İÇ SİYASET MALZEMESİ YAPMA HEVESİNDELER”

    Bu durumda Alevileri ne bekliyor?

    Bu durum başta Aleviler olmak üzere bizleri çok yakından ilgilendiriyor. Bu gelişimle baskılanacak olanın tüm demokrasi özgürlük barış taleplerimiz olacağı tecrübeyle sabittir. Türkiye yürüteceği her politikada faturayı Alevilere, tüm emekçilere, sol sosyaliste, Kürtlere ve ötekilere çıkarılacaktır. Dünya sermayesiyle eklemlenen burjuvazi Erdoğan’ı bir kez daha seçtirerek Cumhur İttifakı’nı kalıcılaştırarak emek düşmanı politikalarını sürdürmek istiyor. Cumhur ittifakının önemli sınıf dayanağı Erdoğan-Bahçeli devletinin büyük ve artık küresel karakter kazanmış sermayeye yeni yatırım, sermaye ihraç alanları açma vaat ve kapasiteyle Suriye’deki bu yıkıma ellerini ovuşturarak bakıyor. Tekelci sermayenin emperyal hevesleriyle Erdoğan-Bahçeli ikilisinin Osmanlıcılık-Turancılık hevesleri örtüşüyor. Buna engel olabileceği düşündüğü Alevileri tekrar iç siyaset malzemesi yapma hevesindeler.

    “ALEVİFOBİK FAY HATTI KAŞINIYOR; PSİKOLOJİK HEGEMONYA YARATILIYOR”

    Suriye’de Alevilere yönelik saldırılarla Alevilerin bütününe verilmek istenen mesaj nedir?

    “Ak-Troller” aracılığıyla “Siyasal Alevilik” veya “Alevicilik” 2024’ün son haftası devreye sokulan aslında bir nabız yoklama ve alt yapı oluşturma çabası olarak değerlendirmek gerekir. BAAS rejiminin Alevi zulmü anlamına geldiği uydurması hakareti, aşağılama, tehdidi var. Bu güne kadar tüm sağ söylemler ülkenin bekası için bir düşman yaratmayı hep başarmışlardır. Bunun izlerini cumhuriyet kurucu paradigmasında da görürüz. Bu korkusu sebebiyle farklılıkları peşinen düşman ilan ederek tek bayrak, tek ırk ve Sünni erkek egemenlik üzerine inşa etti. Bu korkuyla yok edilmesi gereken düşmanlar sırasıyla gayri Müslimler, sonrasında Aleviler, sol sosyalistler, Kürtler potansiyel düşman oldular. Yönetememe krizlerini kapatmak için şimdi sınır dışından medet umuyorlar. Suriye’deki olaylar çarpıtılıp yeni düşmanlar yaratılacak ve böylelikle cihatçı radikal İslam’ın zafer naralarının sarhoşluğuyla Aleviler bir anda ‘siyasal Aleviler’ diye lanse edilip Alevifobik fay hatları kaşınarak “katli vacip” kılınmak için bir psikolojik hegemonya yaratılmaya çalışılıyor.

    “YAVUZ RESİMLERİ, EBU SUUD PAYLAŞIMLARI ZİHNİYETLERİNİ ORTAYA KOYUYOR”

    Suriye üzerinden Türkiye’de Alevi nefretinin yeniden harlanmasını nasıl okuyorsunuz?

    Gericilerin Alevilik düşmanlığı ne yeni ne şaşırtıcı. Ak-trollerin Alevifobik söylemleriyle “Siyasal Aleviler” diyerek yürütülen bu  kampanyayı böyle değerlendirmek gerekir. Nasıl ki 1970’lerde sermaye düzeninin kurtuluşunu 12 Eylül’de yaptığı faşist darbede  sol sosyalist yapıların taban bulduğu  Alevileri traşlayarak dikensiz gül bahçesi yaratıp iktidarı siyasal İslamcılara sunarak bulmuşsa, Türkiye’de  egemenlerde Suriye’de radikal İslam zafer sarhoşluğuyla Osmanlıcılık ve Turancılık tezleriyle yoğrulmuş zengin olma hayalindeki politik enerjiyi, yeni bir gerici atılım için yakıt yapacak pratikler isteyeceklerdir. Yavuz’un resimleriyle, İmam Gazali’nin burjuvazinin Batıniler için yazdıkları ve Ebu Suud’tan paylaşımlar yapmak AKP zihniyetini ortaya koymak için yeterlidir. Onlar gibi inanmayan ve yaşamayanların öldürülmesi, kadınlarının köle olarak alınması, mallarına el konulması Irak ve Suriye de IŞİD-El Kaide bağlantılı guruplardan deneyimlenmesi ve Şam düşerken Ortadoğu’daki direnç hattını zayıflaması bu zihniyetin cesaretlenmesi sonucu doğuracaktır. Bu yüzden emperyalizmli-Osmanlıcı yayılmacılığın egemenlik alanını genişletilmesi ve bu zihniyetin hakim kılınmaması için en önemli mücadele dinamikleri olan Aleviler bu yüzden hedef tahtasına konmuştur.

    “ŞİDDETİN DOZU YİNE AKP TAKTİĞİYLE YOLDA KARARLAŞTIRILACAK”

    Ortadoğu’ya özgü savaşarak barışmaya çalışıyor. HTŞ özgürlük savaşçısı, Şam’ın düşmesini de halk zaferi diye lanse edip Esat rejimini bir Alevi devleti gibi gösterip ülkede de yaşayan Alevileri kirli oyununa alet etmeye çalışıyor. Düşman ilan etmekte çok mahir olan RTE, Kılıçdaroğlu’nun mezhebini ima edip Esat’la Rusya’da görüşme ısrarlarını yapanlar onlar değilmişçesine Baas rejimi son destekçisi diye CHP’yi gösterip Alevileri de bir anda destekçi ilan edip seçimde yaptığı gibi dezanformasyonla  açıkça yalan üretmekten çekinmiyor. Artan ekonomik sıkıntılar sebebiyle üretemediği rızayı İsrail hükümeti gibi sınır dışında arayarak Suriye savaşından medet umarak iç siyasetin malzemesi yapmaya kendi kodlarında bulunan Alevifobik dili kullanarak başladı. Böylece Türkiye’de sol, sosyalist emekçiler, İslami yapıya direnen laikler, kadınları sindirmeye Alevi düşmanı söylemlerle başladı. Aba altından sopa göstererek sindirmek için uygulanacak şiddetin dozunu yine AKP taktiğiyle yolda kararlaştırılacak. AKP medyası çoktan Lübnan ve Suriye’de işgalci ilan ettiği İran’ın bölgeden tasfiyesini kutluyor. “Sırada İran var” sözü İsrail’den çok Türk medyasında söylenir oldu. Esat’la görüşmek için uğraşırken Şam’ın düşmesinin şaşkınlığını çabuk atlatıp rol kapmaya kararlı görünüyorlar. Şiilik arasında bir gri alan tarif edip Türkiye’de İran’a karşı mezhepçi temelleri siyasal Alevilik söylemiyle kaşımayı düşünüyor.

    “SAĞ, ALEVİLERİN KORKUTULMASI KARTINI MASAYA SÜREREK ADIM ATTI”

    Bir taraftan yeni bir paradigma yaratıyoruz denilerek İslam bayrağı altında sömürgeciliğe öykünüp Kürtlerle barışmaya çalışılıp bir taraftan da kurdukları Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı aracılığıyla da kendi Alevisini yaratıp asimilasyonda hız kesmiyor. Külliyeye çağırdığı bazı dedeleri tüm Alevilerin sözcüsü gibi gösterip ‘Alisiz Aleviler’ diyerek bölüp parçalamaya çalıştığı demokratik Alevi hareketinin etki alanını küçültmeye çalışıyor. Böylelikle bu örgütlenmeyi marjinalleştirip zapturap altına almayı planlıyor. Gerek Türkiye gerekse Avrupa ve tüm dünyada Alevilerin öncülüğünde başlatılan Arap Alevilerin baskı ve katliama uğradığıyla ilgili eylem ve etkinlikleri etkisizleştirmek için siyasal Alevilik söylemleri üretiyor. Bu tabloda sağ, Alevilerin “korkutulması” kartını masaya sürerek, kendi payına yerinde bir adım atmış oldu. Ancak bunun yanlarına kâr kalacağını ancak bir trol kafası düşünebilir. Aslında  bu yöntem yalnızca Erdoğan’ın ya da Türk devletinin değil, bütün kapitalist devletlerin ahlakı budur. Gerçeği ters yüz eden bir kavram ile karşı karşıyayız, çünkü; siyasal İslam diye bilinen akım dinin yani İslam’ın siyasete alet edilmesi üzerinden ortaya çıkmışken, “Siyasal Alevi” kavramını kullananların içeriği tamamen Alevilerin demokratik mücadelesini suç olarak gösterip katline ferman çıkarmaya yöneliktir.

    Aleviler; eşit yurttaşlık, laiklik, zorunlu din dersi karşıtlığı, savaş karşıtlığı üzerinden yaptığı çağrılar, siyasidir. İnsan hakları ve evrensel ilkeler temelinde kişi hak ve hürriyetine dair verilen mücadeledir. Aslında Aleviler üzerinden cumhuriyetin 100 yılını geriye bıraktığı bu bir dönemde onun kazanımları olan ne varsa ona saldırmaya, laikliğin kalmış olan kırıntılarını bile ortadan kaldırmaya çalıştığınızı biliyoruz. Çünki neo-liberal politikaların hayat bulduğu emperyalist bir sömürü ağının örülmesi ancak İslami değerler kisvesi altında maskelenebilir.

    “ALEVİLERİN KENDİ SİYASETİNİ ÜRETEMEMESİNİN YARATTIĞI BİR BOŞLUK VAR”

    Sanal medya üzerinden Alevilerin hedef gösterilmesi akabinde gelişen yeni kıyım kaygılarına dair neler söylenebilir?

    72 millete bir nazarda bakan toplum hafızasında katliam kıyım ve acılara rağmen  özgürlük ve demokrasi ve kardeşçe yaşamak ısrarından vazgeçmeyen Aleviler Suriye’deki Alevilerin katliam riskinden kaygılı olması gayet insanidir. Uluslararası ortamda kamuoyu oluşturmak için ilk günden beri elinden gelen çağrılarla ortak bir karşı duruş sergilemeye çalışıyorlar. Buna rağmen ortadaki tablo Alevinin Aleviden başka dostu yok dercesine cılızdır. Bu arada yaratmak istenen korku imparatorluğunda Alevi örgütleri daha görünür olup tüm Alevi topluluğuna yalnız olmadıklarını hissettirmeliler. Bence bu alanda siyasi Alevilik değil tam tersi Alevilerin kendi siyasetini üretememenin ve bunları cesurca savunamamanın yarattığı bir politik boşluk var. Elbette ki bu  büyük kuşatma sadece Alevilerin mücadeleyle geri püskürtülecek bir noktada değil. Dünya bunu da engellemez ve seyirci kalırsa bölgemiz ve insanlık yeni katliamlarla, yeni utançlarla karşılaşacak demektir. Özellikle Alevi ibadet mekânları ve yerleşim alanlarına yönelik saldırılar, işkence ve baskın görüntüleri, HTŞ’nin, gerçekte Alevi düşmanı mezhepçi bir bağnazlıkla davrandığını ve Esat’a duyduğu nefretin bedelini Suriye’nin masum Alevi halkına ödetmek istediğini gösteriyor. Kürtler ve Dürziler gibi kendilerini savunacak durumda olmamaları ve Hıristiyanlar gibi Batılı desteklerden yoksun olmaları da Alevileri saldırıya daha açık ve savunmasız hale getiriyor, dolayısıyla kitlesel bir kırım riski ile karşı karşıya bırakıyor. Biz Alevilerinde buna sessiz kalması beklenemez.

    “SİYASETİ KENDİ TEKELLERİNDE GÖRÜP DEMOKRATİK ORTAMDA ZEHİRLİYORLAR”

    Siyasetin zenginlerin oyuncağı olma alışkanlığı yaygınlaşır. Belki daha önemlisi, savaşlar, bireysel şiddet, doğal felaketler ve artık akıl vicdan kaldırmaz kötülükler karşısında insanın kendisini yalnız, çaresiz ve edilgen hissetmesidir. Neoliberalizim yurttaşlık bilincinden yoksun insanı piyasa aparatı halinde edilgen bir yere sürükledi. İşte bu korkulara inat bölgemizde modern sömürgecilikle kirli oyunlar tezgahlayanları kurtuluşçu bir felsefe etrafında umut ilkesini öne çıkaracak bir siyaseti önümüze koymamız gerekiyor. Çağın gerçekliğini kavrayan, yeniden yorumlayan, bununla yetinmeyip pratiğe dönüştüren sınıf siyaseti için, kolektif bir yeniden üretme etkinliği gerekiyor. Tutulacak en önemli halkalardan biri bu gizil gücü ortaya çıkararak dünyanın tekrar değişeceğine inanan sınıf bilinciyle, umut ilkesiyle yeniden bağlanmayla başlanabilir. İşte burada tarihte büyük bir değişim ve dönüşüm aracı olan Alevilerin mücadele deneyiminin zenginlikleri ve sol sosyalistlerle birlikte üretme pratikleri tekrar taban bulunmaması için siyasi Alevilik söylemleri üretiliyor. Gezi’deki gibi halkın gizil gücünün örgütlenmesinden korkan egemenler işi sıkı tutup siyaseti kendi tekellerinde görüp demokratik ortamda zehirliyorlar.

    “ÖRGÜTLENMEYİ BİNALARDAN ÇIKARARAK HAYATA GEÇİRMENİN YOLLARI ARANMALI”

    Suriye üzerinden Alevi nefreti ve yine Suriye özelinde yeni bir katliam tehdidine karşı nasıl bir yol izlenmeli? 

    O sebeple işe tüm ülkelerin anayasasında yer almış olan bizimde 1961 anayasasına koyduğumuz sonra 82 anayasasında  defalarca değiştirip unutmaya yüz tutan anayasada var olan direnme hakkımızı tekrar hatırlayarak başlayabiliriz. Hukuk olmayan haklarımız yasalardan önce gelir diyerek yaşama hakkımızı tehdit eden her uygulamaya direnme hakkımız olmalı ve Gezi gibi deneyimlerin ışığında  bunu ivedilikle değerlendirmeliyiz. Biz Aleviler Suriye deneyiminden yola çıkarak katliamlar kıyımlara karşı nasıl bir mücadele yürütülmeli, öz savunma nedir, nasıl yapılır şeklinde örgütlerde konuşmalı ve örgütlenmeyi kurumlardan binalardan çıkarıp hayata geçirmenin yollarını aramalıyız.

    Alevi dostlarını artırarak yüzyıllardır süregelen Alevifobik söylemleri kırmak için çalışmalar yürütmeliyiz. Tarihimizden biliyoruz savaş zenginlerin çıkarttığı, emekçi halkların, yoksulların, kadınların çocukların ödediği çok ağır bir bedeldir. Herkesin kimliğiyle eşit yaşayacağı ve sömürülmeyeceği gerçek bir demokrasi inşası dışında kurtuluş imkânı olmadığını görmeliyiz. Aksi takdirde kitlesel ölümlerin ve göçmenleşmenin yanı sıra, mevcut yoksullaşma ve adaletsizliğin daha da artacağı sonsuz bir kaos, bugüne kadar olduğu gibi kaderimiz olmaya devam edecek.”

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

  • ‘Bu sene Arap Alevileri için var olma yılı olacak’- VİDEO

    ‘Bu sene Arap Alevileri için var olma yılı olacak’- VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Milletvekili Perihan Koca ve TÖP Sözcüler Kurulu üyesi Pelin Kahinoğlu, Arap Alevileri için yeni yılın yıkım, savaş ve yoksulluk kıskacında başladığını belirtti. Koca ve Kahinoğlu, Arap Alevileri için bu senenin var olma ve yaşam mücadelesinin yılı olacağını ifade ettiler.

    Arap Alevilerin kutladığı Ras-el Seni, Rumi-(Şemsi) miladi takvime göre ayın birine denk gelen 14 Ocak’ta kutlanıyor ve bu kutlamalar birkaç gün sürüyor. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mersin Milletvekili Perihan Koca ve Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) Sözcüler Kurulu üyesi Pelin Kahinoğlu, Ortadoğu’da yaşayan diğer halklar ve inançlarda da yansımasını bulduğu Ras-el Seni bayramına dair PİRHA’ya konuştu.

    “ARAP ALEVİLERİ RAS-EL SENİ’Yİ KATLİAMIN GÖLGESİNDE KARŞILIYOR”

    Arap Alevilerin bu yıl Ras-el Seni bayramını Suriye’de yaşanan katliam ve şiddet olaylarıyla karşıladığına dikkat çeken Perihan Koca, Arap Aleviler açısından yeni bir mücadele döneminin başladığını kaydetti.

    Perihan Koca, “Bu yıl Arap Alevileri yeni yılı başka bir atmosferde, üçüncü dünya savaşının basıncının hissedildiği bir atmosferde kutluyor. Suriye’de yaşananların yanında bir de Türkiye’de ‘Siyasal Alevilik’ söylemi etrafında Alevilere yönelik bir nefret politikası körüklenmeye çalışılıyor. Alevilere yönelik bu nefret politikalarına geçit vermemek adına bir birleşik mücadele yürütülmesi gerekiyor. Bu duygularla Arap Alevilerin yeni yılını kutluyorum ve birleşik mücadelemizi daim etmemizi, güçlendirmemizi diliyorum” sözlerini kullandı.

    “ARAP ALEVİLERİ SAVAŞ VE YOKSULLUK KISKACINDA”

    Pelin Kahinoğlu, yeni yılın Arap Aleviler için yıkım, savaş ve yoksulluk kıskacında başladığını belirterek, “İki yıldır Antakya’da depremin enkazları insanların hayatlarını derinden etkilemeye devam ediyor. Öte yandan Suriye’de cihatçı selefi HTŞ yönetimi, iktidarı devraldığından bu yana Arap Alevilerin işkenceyle onursuzluğa mahkum edilmeye çalışıldığı bir süreç söz konusu. Fazlaca Alevinin göç ettiği, şiddete uğradığı haberlerini alıyoruz. İşte yeni yıl Arap Alevileri için yıkım, yoksulluk ve savaşın tam ortasında başladı” dedi.

    Tüm bunların Arap Alevileri için birlik, dayanışma ve mücadele yılının başlangıcı anlamına geldiğini söyleyen Kahinoğlu, “Nasıl ki deprem sürecinde halk kendi yaralarını kendi sardıysa şimdi de Suriye’de yaşanan şiddete karşı dayanışma sağlanıyor. Aynı zamanda Türkiye’de ‘Siyasal Alevilik’ söylemiyle artan nefret tehdidine karşı da mücadele ağları büyütülüyor. Bu yeni yıl Arap Alevileri için bir var olma, yaşam mücadelesinin yılı olacak. Dünden bugüne Arap Aleviler birlik, mücadele, dayanışma zeminini örgütleyerek yoksulluk-savaş kıskacına karşı kendi yaşam hakkını savunacak” diye konuştu.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • Arap Alevilerden DEM Parti’ye ziyaret-VİDEO

    Arap Alevilerden DEM Parti’ye ziyaret-VİDEO

    PİRHA – Alevi kanaat önderleri, DEM Parti Meclis grubunu ziyaret etti. Ziyarette, Suriye’de yaşayan Alevilerin karşı karşıya olduğu katliam ve tehditler konuşuldu.

    Suriye’de Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) örgütünün Esad yönetimini devirmesi ardından Alevilerin de tedirginliği arttı.

    Suriye nüfusunun yaklaşık yüzde 13’ünü oluşturan Aleviler, ülkenin daha çok sahil kesiminde yaşam sürmekteydi. Şam’ın düşmesi ardından HTŞ’liler, başta Lazkiye olmak üzere birçok kentte Alevilerin yaşam alanlarını adeta gasp etti.

    Suriye’deki Alevilere ait inanç merkezlerine yönelik saldırılar da tepkilere neden oluyor.

    Hüseyin bin Hamdan el Hasibi’nin türbesinin yakılıp, görevli beş sivilin öldürülmesi sonrasında bölgedeki korku daha da arttı. Arap Alevileri Humus, Hama, Tartus ve Lazkiye’de bu ölümlere karşı protesto düzenledi ancak HTŞ, yapılan protestolara da silahla karşılık verdi.

    Hataylı Arap Alevi kanaat önderleri, DEM Parti Meclis grubunu ziyaret ederek Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile görüştü. Görüşmede Suriyeli Alevilerin karşı karşıya olduğu saldırı ve tehditler konusu ele alındığı belirtildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Perihan Koca: Suriye’de Arap Alevilere yönelik katliamlara ses çıkarılsın- VİDEO

    Perihan Koca: Suriye’de Arap Alevilere yönelik katliamlara ses çıkarılsın- VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca, Suriye’deki Alevi katliamını Meclis’te gündeme getirerek “Suriye’de bir ay içinde işlenen 100’ün üzerinde suçta katledilen insan sayısı şu an itibarıyla 187 ve 187 kişinin büyük çoğunluğu Alevilerden oluşuyor. Alevi katliamlarını durdurmak için TBMM’yi ses vermeye davet ediyorum” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mersin Milletvekili Perihan Koca, Meclis Genel Kurulu’nda Suriye’de yaşanan Alevi katliamlarına dair konuştu.

    Koca, şunları söyledi:

    “Suriye halklarına istikrarsızlık ve kaos dayatılıyor. Suriye’de 8 Aralık sonrası göreve getirilen geçici hükümet Suriye’deki halklara yönelik şiddeti her geçen gün arttırıyor. Arap Alevi halkına yönelik yoğun bir baskı ve katliamlar gerçekleşiyor. Bir ay içinde işlenen 100’ün üzerinde suçta katledilen insan sayısı şu an itibarıyla 187 ve 187 kişinin büyük çoğunluğu Alevilerden oluşuyor. İki  gün önce aralarında uzlaşma girişimi başkanı da olan üç Alevi din insanı Tartus-Şam yolu üzerinde katledildi. Alevi katliamlarını durdurmak için Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni ses vermeye davet ediyorum. Suriye’nin geleceğine Suriye halkları karar vermelidir.”

    PİRHA/ ANKARA

  • Adana PSAKD Başkanı Mürşit Pur: Suriye halklarının yanında olmalıyız- VİDEO

    Adana PSAKD Başkanı Mürşit Pur: Suriye halklarının yanında olmalıyız- VİDEO

    PİRHA-  Adana PSAKD Başkanı Mürşit Pur, Suriye’deki Arap Alevilerin sıkıntılı bir süreç yaşadığını belirterek, “HTŞ her ne kadar olumlu mesajlar verse de sıkıntılı bir örgüt. Çok sağlıklı bir gidişatlarının olduğunu düşünmüyorum bu nedenle Suriye halklarının yanında olmalıyız” diye konuştu.

    8 Aralık’ta Beşar Esad yönetiminin devrilmesinin ardından ülkedeki kontrolü ele geçiren Selefi grupların Alevi, Hristiyan, Ezidi gibi farklı inançlara mensup halklara yönelik tehdit oluşturacağı yönünde kaygı yaşanıyor.

    “ALEVİLERİN TALEPLERİ HAYATA GEÇİRİLMELİ”

    Tüm dünyanın gözünü çevirdiği Suriye’de olası bir katliamın yaşanmaması için başta Alevi örgütleri olmak üzere toplumun birçok kesiminden çağrılar yükseliyor.

    Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan  Adana Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Mürşit Pur Suriye’deki sıkıntılı sürece işaret ederek, iç huzurun sağlanması gerektiğini ifade etti.

    Pur, “Suriye’de sıkıntılı bir süreç yaşıyoruz. Alevilerin yalnızca Suriye’de değil Türkiye’de de sorunları, kaygıları var. Bizim isteğimiz Alevilerin taleplerini hayata geçirmeleri. Can alıcı noktalar var, Suriye’de de sorun bu aşamaya doğru gidiyor artık” dedi.

    “HTŞ’NİN SAĞLIKLI BİR GİDİŞATI YOK”

    Selefi grup HTŞ’nin çizmeye çalıştığı “olumlu” imaja rağmen güven duymadığını belirten Pur, “Suriye’de tüm halkların eşit yaşamasından yanayız. Arap Aleviler, Hristiyanlar, Kürtler, Ermeniler var. HTŞ her ne kadar olumlu mesajlar verse de sıkıntılı bir örgüt. Çok sağlıklı bir gidişatlarının olduğunu düşünmüyorum. Bu nedenle Suriye halklarının yanında olmalıyız” diye konuştu.

    Mürşit Pur, tüm tehditlere karşı Suriyedeki Alevilerle dayanışma gösterilmesi ve birlikte mücadele edilmesi yönünde çağrıda bulundu.

    Fatoş SARIKAYA- Kamber YILDIZ/ ADANA

    İLGİLİ HABERLER

    HTŞ güçleri tarafından Alevilerin üzerine ateş açıldı-VİDEO
    Mutluhan: Suriye gibi bir ülkede şeriat tutmaz; Hristiyan’a, Aleviye şeriatı dayatamazsınız!-VİDEO

  • Tüm insanlığa çağrı: Alevilere ve diğer azınlıklara yönelik soykırım girişimlerine son verilmeli!’-VİDEO

    Tüm insanlığa çağrı: Alevilere ve diğer azınlıklara yönelik soykırım girişimlerine son verilmeli!’-VİDEO

    PİRHA- Avrupa’dan ve Türkiye’den çok sayıda Alevi örgütü ve isimler, Hatay’da ortak bir basın açıklaması yaparak Suriye’deki gelişmelerden kaygı duyduklarını açıkladı. Açıklamada, “Hatay halkı olarak Suriye’deki gelişmelerden kaygılıyız. Büyük Orta Doğu Projesi ve büyük İsrail hayalleri Orta Doğu coğrafyasında etnik ve mezhepsel çatışmaları körüklemeye devam ediyor. Alevi halkına ve diğer azınlıklara yönelik soykırım girişimlerine son verilmelidir. Tüm insanlığı ortak sorumluluk almaya davet ediyoruz” denildi. 

    Selefi/cihatçı saldırgan grupların Suriye’de yönetimi ele geçirmesinin ardından endişeler yükseliyor.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Tüm Öğretmenler Birliği Sendikası, Ehlibeyt Kültür ve Dayanışma Vakfı Genel Merkezi, Avrupa Arap Alevileri Konfederasyonu Genel Merkezi, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Merkezi, Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Vakıfları Federasyonu Genel Merkezi, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi, Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Merkezi, İmam Ali Derneği, Samandağ Alevi Kültürünü Araştırma Derneği, Türkiye Alevi Federasyonu Genel Merkezi, Defne Halk Temsilcileri Meclisi, Defne Değişim Hareketi, Garip dede Dergahı Vakfı, Hatay Milletvekili Servet Mullaoğlu, İstanbul Milletvekili Celal Fırat ve bir çok ismin içinde yer aldığı kurum ve kişilerin imzasının olduğu ortak basın açıklaması yapıldı.

    “Hatay halkı olarak Suriye’deki gelişmelerden kaygılıyız” ifadesiyle başlayan açıklamada “Çünkü emperyalizmin ve siyonizmin hayata geçirmek istediği Büyük Orta Doğu Projesi ve büyük İsrail hayalleri Orta Doğu coğrafyasında etnik ve mezhepsel çatışmaları körüklemeye devam ediyor. 2010 yılından bu yana Arap Baharı ile başlatılan süreç acı, kan ve gözyaşı getirmiştir. 8 Aralık’da HTŞ öncülüğünde Şam’ın ele geçirilmesiyle başlayan süreç bölgede yeni kaygıları beraberinde getirmiştir. Özellikle Alevi toplumu ile diğer azınlıklar üzerindeki tehditler bizleri derinden üzmekte ve kaygılandırmaktadır” ifadeleri kullanıldı.

    “TÜM İNSANLIĞI ORTAK SORUMLULUK ALMAYA DAVET EDİYORUZ”

    “Alevi halkına ve diğer azınlıklara yönelik soykırım girişimlerine son verilmelidir” denilen açıklamaya şöyle devam edildi:

    “Alevi inancı veya başka inançların bir rejimin uygulamaları üzerinden hedef alınmasını asla kabul etmiyoruz. Suriye’deki radikal selefiler dışındaki kesimler katledilme korkusu yaşıyor. Evlerinden sürülme korkusu yaşıyorlar. Gelen haberler bizleri büyük kaygılara sürüklüyor. Şimdiye kadar azınlık haklarının güvenliğine dair bir teminat verilmemesi, selefi örgütlerin varlığını sürdürmesi, uluslararası güçlerin çıkar oyunları kaygılarımızı daha da artırmaktadır. Suriye topraklarının işgal edilmesi, bombalanması Orta Doğu’daki barış umutlarını ciddi şekilde tehdit etmektedir. Bu tehlikeli gelişmeler Türkiye’yi de doğrudan etkileyecektir.

    Alevi halkına ve diğer azınlıklara yönelik soykırım girişimlerine son verilmelidir. Barışın yeniden tesisi için uluslararası toplum sorumluluk almalıdır. Tüm insanlığı ortak sorumluluk almaya davet ediyoruz.”

    PİRHA/HATAY

     

  • Alevi Topluluklar Konferansı’nda Alevi süreklerinin inanç ritüelleri konuşuldu-VİDEO

    Alevi Topluluklar Konferansı’nda Alevi süreklerinin inanç ritüelleri konuşuldu-VİDEO

    PİRHA-“2024 Yılı GADEV Alevi Akademisi Aleviler/Alevilik Saha Araştırma Konferansları”, ‘Alevi Topluluklar Konferansı’ konu başlığıyla Garip Dede Cemevi’nde başladı. Konferansta Tahtacılar, Abdallar, Çepniler ve Arap Alevilerin inanç ritüelleri ve yaşadıkları sorunlara ilişkin konuşmalar yapıldı.

    “2024 Yılı GADEV Alevi Akademisi Aleviler/Alevilik Saha Araştırma Konferansları”, Prof. Dr. Şükrü Aslan koordinatörlüğünde, ‘Alevi Topluluklar Konferansı’ konu başlığıyla Garip Dede Cemevi’nde başladı.

    Prof. Dr. Şükrü Aslan moderatörlüğünde gerçekleştirilen Alevi Topluluklar Konferansında Doç. Dr. Volkan Ertit, ‘Arap Alevilerin Dönüşen Dinsel Yaşamları’ , ‘Prof. Dr. Ayten Kaplan, ‘Tahtacı Aleviler’ , Elmas Aruz, ‘Dünden Bugüne Anadolu Abdalları’, Dr. Mustafa Aslan, ‘Sosyo-Kültürel tarihin izinde Çepni Alevileri: Gaziantep Çepnileri Örnekleri’ konularına ilişkin konuşma gerçekleştirdi.

    “TAHTACILAR, İNANCA DAYALI SOSYO-KÜLTÜREL BİR SİSTEM GELİŞTİRMİŞLER”

    ‘Tahtacı Aleviler’ konusu üzerine sunum yapan Prof. Dr. Ayten Kaplan, “Alevi inancında yolun bir sürek bin bir. Babam dar cemini ailemiz için uyguluyordu. Babam inancımızı bize gösterdiği için biz birbirimize küskün olmuyorduk. Birlikteliğin, kucaklaşmanın, birbirimize saygının ne olduğunu gördük. Tahtacıların iki ocakları var bunlar İzmir’de Yanyatır Ocağı diğeri de Aydın’da Hacı Emir Ocağı var. Ben doktora tezimi yazarken ben o kültürün içinden gelmeme rağmen bazı bilgilerin saklandığını hissettim. Tahtacılar inanca dayalı sosyo-kültürel bir sistem geliştirmişler. Alevilikten farklı noktası ise musahiplik Tahtacılar da sadece yol kardeşliği musahiplikle sınırlı değildir. Dar cemleri keşke devam etseydi, Aleviler mahkemelere gitmezdi kendi aralarında sorunları çözerdi. Ülkedeki adalet olmadığı için yeniden halk mahkemelerini kurmamız lazım” diye belirti.

    “ÇEPNİLER OSMANLI’NIN POLİTİKALARIYLA SÜNNİLEŞTİ”

    Çepniler’in Anadolu’da az bilinen Alevilerden olduğunu belirten Dr. Mustafa Aslan, “Çepniler ne yazık ki Osmanlı’nın politikalarıyla birlikte Sünnileşti. Günümüzde köylerde yaşayan Çepniler olmakla birlikte yaş aralığı yaşlılar oluşturmaktadır. Çepniler göçebe yaşam sürdükleri için genelde hayvancılıkla uğraşmışlardır. Çepnilerin iki ocağı Dede Garkın Ocağı ve İmam Musa-i Kazım Ocağı var” dedi.

    “ARAP ALEVİLİK ESKİSİ GİBİ YAŞANMAYACAK”

    ‘Sekülerlik’ kavramının topluma ait bir tanımlama olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Volkan Ertit, “Sekülerleşme bir toplumsal döngünün ismi. Sekülerleşme modernleşme demektir. 1950’lerden sonra Arap Alevilerde daha modern bir gündelik yaşam sürüyorlar. Arap Alevilerinde musahiplikte olduğu gibi amcalık kurumunda inanç öğretiliyor. Arap Alevisi olacağınız süreç bu ritüelle başlar, bu ritüel 9 ay sürer. 9 ayın sonunda o kişi artık amcasının evinin bir üyesi olur. Amcalık kurumunda günümüz şartlarında bazı değişiklikler oluştu. Eğer modernleşme süreci bu süreçte devam ederse geleneksel Arap Alevilik eskisi gibi yaşanmayabilir” diye belirtti.

    “ABDALLARI AYAKTA TUTAN ŞEY İNANÇ”

    Abdal Alevilerin en çok dışlananlardan olduğunu ifade eden Elmas Aruz, “Abdallar, kendilerini ve inanç ritüellerini dışarıya yansıtmıyorlardı, kendilerini gizliyorlardı. 5 yıldır Abdal Alevilerin temel sorunlarını görünür kılmaya çalışıyorum. Alevi inancı içerisinde Abdal Alevilerin yeri yok çünkü her sene Hacı Bektaş’ta yaşadıkları ortada. Çok hızlı bir şekilde kültürün dejenere olduğunu söyleyebiliriz. O yüzden geleneksel kültürel taşıyıcılarının kayıt altına alınması gerekiyor. Abdal Aleviler, inanç ritüellerine bakıldığında Tahtacı Alevilerle benzerlikleri var. Yaşadıkları olumsuzlukları dışarıya yansıtmıyorlar, kendi aralarında sorunları çözüyorlar. Hacı Bektaş’a gitmek Abdallar için çok önemli. Abdallarda musahiplik halen devam ettiriliyor. Abdalların en büyük sıkıntısı ise cemevlerinin olmaması. Diğer cemevlerine gitmeyi de dışlandıkları için tercih etmiyorlar. Kentlerde büyük bir ev bulup ibadetlerini öyle yürütüyorlar. Abdalları ayakta tutan tek şey inanç. Türkiye’deki Abdalların en büyük sorunları hor görülme. Abdalların en büyük talepleri Hacı Bektaş’taki sorunlarının çözülmesini istiyor, Aleviler içerisinde en çok ötekileştirilenler arasında” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:
    -‘Alevi Topluluklar Konferansı’ Garip Dede Cemevi’nde başladı-VİDEO

  • SYKP Eş Genel Başkanı Yüce: Gadir Hum Bayramı resmi tatil ilan edilsin

    SYKP Eş Genel Başkanı Yüce: Gadir Hum Bayramı resmi tatil ilan edilsin

    PİRHA-Gadir Hum Bayramı kutlamalarına başlandı. Arap Alevilerinin en kutsal bayramlarından biri olan Gadir Hum Bayramı’na dair PİRHA’ya konuşan SYKP Eş Genel Başkanı Canan Yüce, “Özellikle Ortadoğu coğrafyasında bütün kültürlerin, dillerin, özgürce yaşatılabildiği, barışın egemen olduğu bir ortama, bir mücadeleye vesile olmasını temenni ediyorum. Aynı zamanda Arap Alevileri için önemli olan bu bayram gününün resmî tatil ilan edilmesini talep ediyoruz” dedi.

    Arap Aleviler, Gadir Hum Bayramı’nın kutlamalarına başlandı. Her yıl Zilhicce ayının 18’inci gününe denk gelen Gadir Hum Bayramı, Arap Alevilerinin en kutsal bayramlarından biri olarak kutlanıyor. Kurban Bayramı’nın sonraki haftasına denk gelen günde kutlanan bayramın hazırlıkları bir gün öncesinden Hırısi kazanların kurulmasıyla başlıyor. Gece boyu kazanlarda Hırısi kaynarken, Arap Aleviler sabahın ilk ışıklarında ibadet yerleri olan mescitlerde dua ediyorlar.

    Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Eş Genel Başkanı Canan Yüce, Gadir Hum Bayramı’na ilişkin PİRHA’ya yaptığı açıklamada, bugünün kominal geleneklerin ve kültürün yaşatıldığı, kazanların ortak kaynatıldığı, ortak pişirildiği, lokmaların birlikte yenildiği bir gün olduğunu belirterek, Arap Alevileri açısından önemini koruyan bu bayram gününün resmi tatil ilan edilmesi gerektiğini ifade etti.

    “BUGÜNÜN RESMİ TATİL İLAN EDİLMESİNİ İSTİYORUZ”

    Uzun yıllardır kamuoyu önünde Arap Alevilerinin Gadir Hum Bayramı ile ilgili taleplerini dile getirdiklerini belirten Yüce şunları aktardı:

    “Biz Arap Alevilerinin bugün hem en büyük ve önemli bayramlarımızdan birisi hem de kültürümüzü, dayanışmamızı, büyüttüğümüz günlerden bir tanesi. Kuşaktan kuşağa, dilden dile de böyle aktarılıyor. Uzun yıllardır Arap Alevileri olarak bunu gizli kutladık. Gizlice kurbanlarımızı kestik ve gizlice törenlerimizi yaptık. Biz Arap Aleviler olarak hem bunu daha açık bir şekilde yaşamak yaşatmak istiyoruz, hem de bugünün bizim açımızdan resmî tatil ilan edilmesini istiyoruz.

    Bugün bir yandan kominal geleneklerimizin, kültürümüzün yaşatıldığı, kazanların ortak kaynatıldığı, ortak pişirildiği, lokmaların birlikte yenildiği, yani birlikteliğin, dayanışmanın büyütüldüğü bir yandan da eşitliğin, kardeşliğin, barışın mesajlarının verildiği bir gün. Bu anlamda bugün Arap Alevileri açısından önemini koruyan bir bayram hala.”

    “BAYRAMIMIZI TÜM MECRALARDA AÇIKÇA KUTLAMAK İSTİYORUZ”

    “Özellikle Ortadoğu coğrafyasında bütün kültürlerin, dillerin, özgürce yaşatılabildiği, barışın egemen olduğu bir ortama, bir mücadeleye vesile olmasını temenni ediyorum” diyen Yüce, “Aynı zamanda Arap Alevileri için önemli olan bu bayram gününün resmî tatil ilan edilmesini talep ediyoruz. Arap Alevilerinin de varlığının ve kültürlerinin yok olmaması, yaşatılması için bu bayramın hem bütün mecralarda açıkça kutlanabilmesi için ortam yaratılması gerektiğini düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

    SYKP) Eş Genel Başkanı Canan Yüce, “Arap Aleviler olarak daha çok dayanışma, daha çok kardeşlik, daha çok eşitlik ve çok özgürlük istiyoruz bu coğrafyada. Bu yüzden de bu günlerimizin ayrıca buna vesile olması için mücadele etmeye devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

    Cebrail ARSLAN/PİRHA

     

     

  • DAD, Arap Alevilerin Ras-el Seni Bayramı’nı kutladı

    DAD, Arap Alevilerin Ras-el Seni Bayramı’nı kutladı

    PİRHA- DAD Genel Merkezi Arap Alevilerin yeni yılı kutlaması olan Ras-el Seni Bayramı’nı kutladı.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD)  Genel Merkezi Arap Alevilerin yeni yıl kutlaması olan ve miladi takvime göre 14 0cak’ta kutlanan Ras-el Seni Rumi-(Şemsi) Bayramı’nı kutladı.

    Ras-el Seni Bayramı’nın halklar ve inançlara hoşgörü, saygı ve kardeşliğin vesile olmasının dilendiği kutlama mesajında şöyle denildi:

    “Ortadoğu ve Mezopotamya halklarının tarihî aynı zamanda zalimin zulmüne karşı hakikat ve özgürlük yürüyüşünün tarihidir. Hz.Musa Firavun’ a karşı bu yürüyüşü devam ettirmiştir. Ras- el Sani ,hz.Musa’nın halkını, kendisine ikrar verenleri  Firavunun elinde kurtardığı günün adıdır. Arap Halkı Alevi canlarımızın bu bayramı miladı takvime göre ayın birine denk gelen 14 Ocak ‘ta kutlanır.  Yol bir sürek bin bir hakikatinden hareketle bizim için de kutsaldır. Hoşgörü, saygı, sevgi, kardeşliğin olduğu, savaşların olmadığı  barışa vesile olması dileğiyle Ras- el Seni bayramını kutlarız. Farklılıklar zenginliğimizdir diyerek birliktelik, aşk ile.”

    (HABER MERKEZİ)

  • SYKP Eş Genel Başkanı Yüce: Ras-el Seni Ortadoğu halklarına kutlu olsun-VİDEO

    SYKP Eş Genel Başkanı Yüce: Ras-el Seni Ortadoğu halklarına kutlu olsun-VİDEO

    PİRHA- Arap Aleviler, Ras-el Seni bayramını kutluyor. SYKP Eş Genel Başkanı Canan Yüce, “Savaşın yükseltildiği ve gözyaşının çok dökülmeye başlandığı bir ortamda bizim inançsal ve kültürel değerlerimize, her şeye rağmen dayanışma, kardeşlik ve birlikte yaşam demek için daha çok sahip çıkıldığını düşünüyorum” dedi.

    Haberin videosu

    Arap Alevilerin yoğunlukta yaşadığı kentlerde Ras-el Seni bayramı kutlanıyor. Ortadoğu’da yaşayan diğer halklar ve inançlarda da yansımasını bulduğu Ras-el Seni bayramına dair PİRHA’ya açıklamalarda bulunan SYKP Eş Genel Başkanı Canan Yüce, yeni bir yıla merhaba anlamını taşıyan Ras-el Seni bayramının Miladi takvime göre ayın 14’üne denk gelen günde kutlandığını söyledi.

    “BİRLİKTE YAŞAMA UMUDU DA İŞLETİLİYOR”

    Yüce Ras-el Seni bayramında neler yapıldığını şöyle anlattı:

    “Günler öncesinden yemekler yapılır, içli köfte ise olmazsa olmazımızdır. Zingo dediğimiz yağlı ekmek yapılır, sofralar kurulur. Aslında Ortadoğu’daki hakların bu kadar baskı ve asimilasyon politikasına karşı başka bir direnme yöntemi yani kültürünü dilini gelenek ve göreneklerini yaşattığı, tekrardan dayanışmayı büyüttüğü gün olarak görebilir. Yaşadığımız coğrafyada, gittikçe halkların kendi kültürlerini yaşayamadığı, baskı altına alındığı, savaşların yükseldiği bir ortamda böyle günler daha çok anlam kazanıyor. Çünkü her evde aynı yemekler pişiriliyor aynı yemekler yeniyor. Aynı zamanda başka kültürlerle de bu ortaklaşıyor. Mesela Samandağ’da Arap Alevileri ile Hristiyanlar aynı gün yapıyor bu bayramı. Birlikte yemeklerini yiyorlar. Bu başka şehirlerde başka kültürlerin de bunu birlikte yaptığını aslında görebiliyoruz. Kürt coğrafyasında Süryanilerin Kürtlerin aynı anda benzer bayramı yaptıklarını görebiliyoruz. Tam da bu kadar savaşın yükseltildiği ve gözyaşının çok dökülmeye başlandığı, gittikçe toplumun birbirinden ayrıldığı bir ortamda bizim bu dini değerlerimiz ve kültürümüzde her şeye rağmen dayanışma, her şeye rağmen kardeşlik, her şeye rağmen birlikte yaşam demek için daha çok sahip çıkıldığını düşünüyorum. Antakya coğrafyası aynı zamanda bütün kültürlerin bir arada olduğu bir yer. Mesela bu yılbaşından bir hafta sonra Kıddes dediğimiz bir bayramımız daha var.  Bunu da Hristiyanlarla birlikte kutluyoruz. Bu da bir hafta boyunca kutlanan bir bayram. Yine aynı yemekler yapılıyor, aynı şekilde paylaşılıyor, birbirlerine hediye alınıyor, gurbette olanlar o günlerde gelip aile ile birlikte olurlar. Bugünlerde genç kuşaklar yaşlı kuşaklarla buluşup hem hikayelerini paylaşıyor hem de tarihini kültürünü bir kez daha hatırlatmış oluyor. Bu yüzden de Ortadoğu’da yaşayan bütün halkların ve inançların aynı zamanda birlikte yaşama umudunun da bugünlerde işletildiğini görebiliriz.”

    Canan Yüce, bütün Ortadoğu halklarının Ras-el Seni bayramını kutlarken, “Barışın, kardeşliğin büyüdüğü özgürlüklerin tesis edildiği bir coğrafya olması ümidiyle nice senelere” dedi.

    RAS-EL SENİ BAYRAMI NEDİR?  

    Hz. Musa’nın halkını firavunun elinden kurtardığı gün olarak kabul edilir. Nusayrilerin, Ras-es Seni’den 6 gün sonra kutladığı Ğidil Kiddes bayramı ise Hz. İsa’nın vaftiz edildiği gün olarak sayılır. Geleneklere göre bu bayramda çocuğu olmayan karı-kocalar akarsuya dalıp çıkar. Bu gelenek uzun yıllar devam ettikten sonra günümüzde unutulmaya yüz tutmuştur.

    Diren KESER/MERSİN

  • ‘Alevilikte ibadet korku üzerine değil sevgi üzerine kuruludur’- VİDEO

    ‘Alevilikte ibadet korku üzerine değil sevgi üzerine kuruludur’- VİDEO

    PİRHA- HDK Halklar ve İnançlar Komiyonu’nun düzenlediği “Halklar ve İnançlar Kendini Anlatıyor” program dizisinin bugün ikincisi gerçekleştirildi. Arap Alevilerinin kendini anlattığı programda konuşan araştırmacı yazar ve sosyolog Tevfik Usluoğlu, “Alevilerde din yaşamdır; gericilik, katletme kültürü üzerine kurulu değildir. Alevilikte cihat ilimle, nefisle ve malla olur, kılıçla cihat olmaz” dedi. 

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Halklar ve İnançlar Komisyonu’nun düzenlediği “Halklar ve İnançlar Kendini Anlatıyor” program dizisinin ikincisi gerçekleştirildi. Programda Arap Alevileri kendini anlattı. Konuşmacılar Musa Özuğurlu Arap ‘Alevilerinde Hz. Ali ve Ehl-i Beyt’in önemi’ , Ahmet Kara ‘Hatay Alevi toplumunun özgünlüğü’, Tevfik Usluoğlu ise ‘Tarihsel, kimliksel, inançsal boyutlarıyla Arap Alevileri’ konularını işledi.

    Moderatörlüğünü HDK Halklar ve İnançlar Komisyonu Üyesi Meryem Fehime Oruç’un yaptığı programa Demokratik Alevi Derneği (DAD) Eşbaşkanı Selda Güneş, DAD yöneticilerinden Bülent Felekoğlu, DAD Eyüp Şube Eşbaşkanı Nergiz Güzel ve HDK bileşenleri katıldı.

    Programda ilk sözü alan gazeteci Musa Özuğurlu, ‘Arap Alevilerinde Hz. Ali ve Ehl-i Beyt’in önemi’ konusunu anlattı.
    Arap Alevilerinin peygambere uyduklarını belirten Özuğurlu, İslamın içinde sayılması için önce bir Allah inancının olması ve peygambere inanması gerektiğini ve sonradan ayrışmaların çıktığını ifade etti.

    “İNSANLARIN ALEVİ OLUP OLMADIĞINI BELİRLEYEN ALİ’YE OLAN YAKINLIĞIDIR”

    “Neden Arap Aleviliği diyoruz?” noktasında Anadolu Aleviliği ile Arap Aleviliği arasında anlayışlarda ve ritüellerde farklılıklar olduğunu kaydeden Özuğurlu, Arap Alevilerinin Allah’ın birliğine ve peygamberin son peygamber olduğuna inandıklarını söyledi. Ayrımın Hz. Ali ile başladığını dile getiren Özuğurlu, “Arap Alevilerine göre insanların Alevi olup olmadığını belirleyen Ali’ye olan yakınlığıdır” dedi.

    “ARAP ALEVİLERİ İSLAMIN MERKEZİNDE”

    Arap Alevilerinin kendilerini İslam’ın merkezinde gördüklerini dile getiren Özuğurlu, Hz. Muhammed’in Hz. Ali’nin çocukluğundan beri onu vasi atadığını aktardı. Sünni kesimin Ali’ye bir görev verilmediğini ifade ettiğini ancak bir başka kesimin de bunun tam tersini söylediğini aslında Muhammed’in ölmeden önce Ali’yi halife atadığını söylediğini belirten Özuğurlu, Muhammed’in ölümünden sonra iki emanet bıraktığını ve bunların Kuran ve ehlibeyti olduğunu ancak Sünni kesimin bunu ‘Kuran ve sünnetim’ olarak çarpıttığını, Şia kesiminse daha çok Kuran ve ehlibeyti sahiplendiğini kaydetti.

    Alevilerin Hz. Ali’nin yolundan gittiğini ve Ali’nin Arapçanın gramerini yazdığını dile getiren Özuğurlu, Hz. Ali’nin peygamberin ve Kuran’ın bütün ilmine hakim olduğunu bu yüzden Arap Alevilerinin Ali’nin yolundan gittiğini belirtti.

    “BÜTÜN DİNLERİN BATINİ TARAFI VARDIR”

    Alevilerin yüzyıllar boyunca katliamlara uğramalarına rağmen yine de inançlarını ve dillerini korumayı başardıklarını dile getiren Özuğurlu, “Bütün dinlerin gizli tarafları vardır. Ancak bir şeyin gizli olmasıyla yanlış olması ayrı şeylerdir. Bütün dinlerin batıni tarafı vardır ve Alevilerin de batıni tarafı vardır. Felsefi bir tutum olarak insanı en üstün tuttukları için Aleviler Ali’yi merkeze koyarlar” dedi.

    Arap Alevilerinin Kur’an’ı, peygamberi ve Hz. Ali ile ehlibeyti temel aldıklarını ve kendilerini asıl İslam olarak adlandırdıklarını ifade eden Özuğurlu, Arap Alevilerinde ramazan orucu ve namazın var olduğunu dile getirdi.
    Alevilerin kutsal kitaplara ve kişilere eşit derecede kutsiyet atfettiklerini ifade eden Özuğurlu, Arap Aleviliği içinde “Alevilik İslam’ın içi midir, dışı mıdır?” tartışmasının olmadığını kaydetti.

    “GENÇLERDE KAYMA VAR”

    Antakya Kültürünü Tanıtma ve Yaşatma Derneği Başkanı Ahmet Kara, Hatay Alevi toplumunun özgünlüğü konusunu anlattı. Asimilasyona vurgu yapan Kara, Arap Alevilerinin inançlarını çocuklarına çocuklukta öğretmeleri gerektiğini belirtti. Arap Alevi toplumunun kültürünün unutulmaması için Antakya Kültürünü Tanıtma ve Yaşatma Derneği’ni kurduklarını söyleyen Kara, Hatay’da 72 milletin yaşadığı bir Alevi kültürü olduğunu aktardı. Çocukluktan beri Alevi kültürünün iyi verilmediği için gençlerde bir kayma olduğuna işaret eden Kara, resmi kurumların sadece Sünni kesime göre kararlar aldıklarını ve bu yüzden de Alevi inancının yok sayıldığı ve bir adım ileriye gitmediğini ifade etti.

    “ALEVİ KÜLTÜRÜ ÜZERİNDE DAHA ÇOK DURULMALI”

    Hatay’da işlenen suç oranlarının Türkiye genelindeki istatistiklerde düşük olduğunu söyleyen Kara, Hatay’ın 72 milletin var olduğu, insan merkezli evrensel değerlere sahip laik insanların çok olduğu ve kimsenin kimseye karışmadığı güzide bir kent olduğunu dile getirdi. Kara, git gide asimile olan Alevi kültürü üzerinde daha çok durulması gerektiğini de ekledi.

    “ARAP ALEVİLER DİĞER  SÜREKLERDEN KOPUK DEĞİL”

    Kara’nın arkasından söz alan araştırmacı yazar ve sosyolog Tevfik Usluoğlu tarihsel, kimliksel ve inançsal boyutlarıyla Arap Alevileri konusunu işledi.

    Alevi kelimesinin “Ali’ye bağlı olanlar” anlamına geldiğini söyleyen Usluoğlu, kimliksel olarak Arap Alevilerinin Arap oldukları bilgisini verdi. Alevi kelimesinin tarihteki kullanımlarından örnekler veren Usluoğlu, Alevlerin ilk yazılı kaynaklarından biri olan İmam Muhammed Bakır’ın kitabında da Alevi kelimesinin geçtiğini ve bunun 699 yılına tekabül ettiğini belirtti.

    Usluoğlu, Arap Alevilerinin Suriye Humus, Lazkiye, Tartus, Hama, Şam ve Lazkiye, Türkiye’de Adana Mersin, Hatay Filistin Ürdün’de, Lübnan’da, Mısır’da, Irak’ta Arna ve Sincar bölgelerinde, İran, Pakistan, Hindistan, Avustralya Sidney, Melbörn, Şili, Arjantin, ABD Pensilvanya ve Kanada da yaşamakta olduğu dikkat çekti.

    Usluoğlu, Arap Alevilerinin diğer Alevi süreklerinden kopuk olmadığını ve yol bir sürek bin bir düsturuyla süreklerin birbirine bağlı olduklarını kaydetti.

    “ÖZGÜN BİR UYGARLIĞIN ORTAYA ÇIKIŞI GADİR HUM”

    Peygamberin son haccı yani veda haccı olan Gadir Hum’da Ali’nin yolunu tutarak onu vasisi ilan etmesiyle birlikte Aleviliğin ortaya çıktığını ve orada Ali taraftarlarının oluştuğunu belirten Usluoğlu, dinlerin birbirinin devam olduğunu kaydetti. Usluoğlu, Alevilere göre tarihte özgün bir uygarlığın ortaya çıkmasının Gadir Hum’da gerçekleştiğini dile getirdi.

    “ALEVİLİKTE İBADET SEVGİ ÜZERİNE KURULUDUR”

    “Din insan için vardır, insan din için yoktur. Din insanın hizmeti için indirilmiştir” diyen Usluoğlu, Kuranın ilk ayeti olan ‘oku’ kelimesinin insanların sürekli okuyup araştırması gerektiğini vurguladığını ve Alevilerin bunu esas aldıklarını ifade etti. Usluoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Alevilerde din yaşamdır, gericilik, katletme kültürü üzerine kurulu değildir, bu din değildir. Alevilikte cihat ilimle, nefisle ve malla olur, kılıçla cihat olmaz. Zahir, batın meselesi tüm dinlerde vardır. Aleviliğin ibadet algısı ilaha duyulan sevgi üzerine kuruludur, korku üzerinde değil. Alevilik tüm peygamberlere eşit yaklaşır. Arap Alevilerinde İsa’nın havariler bayramı kutlaır 14 Temmuz’da. Farısi kökenli olan Newruzi bayramlar Alevilerde de kutlanır. Birisi Hz. Ali’nin doğumudur. Tecelli, Mihrican bayramları da kutlanır. Arap Aleviliğinde tüm insanlık hazinesi birleştirilerek bir dini ve kültürel algı oluşturulmuştur.”

    Alevilerin merkezi iktidarlara olan tavırlarından dolayı tarih boyunca sürekli katliamlara uğradıklarını hatırlatan Usluoğlu, “Suriye’de kadınlar Fatiha okunarak katledildi. Bunu tarih boyunca yaşanan Alevi katliamlarından da biliyoruz” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Tiyatrocu Aylin Yüksel: Arap Alevilerde de kadın ikinci planda-VİDEO

    Tiyatrocu Aylin Yüksel: Arap Alevilerde de kadın ikinci planda-VİDEO

    PİRHA – Arap Alevisi Aylin Yüksel, asimilasyona uğrayan dilini korumak için Arapça tiyatro yapıyor. Çalışmalarını anlatan Yüksel, Arap Alevilerde de dinin etkisiyle kadının ikinci planda olduğuna vurgu yaptı. 

    Türkiye’de inançlara, kültürlere ve dillere karşı asimilasyon her geçen gün artarak devam ediyor. Arap Alevisi ve tiyatrocu Aylin Yüksel, Arap Alevilere yönelik asimilasyon politikalarını değerlendirdi.

    Arkeloji mezunu ancak işsiz olan Aylin Yüksel, uzun süredir Arapça tiyatro yapıyor. Ana dillerine yönelik asimilasyonun önüne geçmek için tiyatrolarını Arapça yaptıklarını kaydeden Yüksel, “Yaşadığımız bölgede çoğunluk itibari ile asimilasyona uğramış durumda dilimiz. Bu noktada özellikle tiyatromuzu Arapça yapıyoruz. Eğitim Türkçe, kendi dilimizi de çok konuşamıyoruz. Asimilasyon bu noktada çok fazla” diyor.

    Yüksel, “Çoğu ülkenin yapmaya çalıştığı şey bu. Daha çok o insanları kendi özgünlüklerinden yok edip, bir bütün oluşturma, renkleri yok etme adına çalışmalar bunlar. Bizim de orada daha çok kendi kimliğimizi yok edip daha çok bütünleşmemiz adına tek dil, tek cinsiyet, tek ırk adına yaptıkları bir çalışmadır” ifadelerini kullandı.

    Arap Alevilerde de kadının daha demokrat ama ikinci konumda olduğunu söyleyen Aylin Yüksel, “Toplumsal olarak baktığımızda kadınların eğitimden, toplumsal cinsiyetten ve  yargılardan, algılardan dolayı ikinci konumda olduğunu görüyoruz. Buna yönelik çalışmalar yapılıyor” diye konuştu.

    Yüksel, Mor Dayanışma ile kadın çalışması yürüttüklerini de vurguladı.

    “KADINLAR GÖRÜNÜRDE YOKLAR”

    Tiyatroda cinsiyetçi söylemlerden arındırılmış, kadınların daha hayatın içinde olduğu çalışmalar yürüttüklerinin ve kadın bilincini ortaya koymaya çalıştıklarının altını çizen Aylin Yüksel,  konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Toplumsal hayata baktığımızda aslında kadınlar her yerde. Ama görünürde yoklar. Temsil anlamda baktığımızda yoklar. Ama işi yürüten olarak çoğu noktada kadınları görüyoruz. Hayatın içinde de her noktadalar aslında. Ama var olan ata erkil sistem ve dini yapılardan dolayı kadınlar ikinci planda.”

    “ARAP ALEVİLERDE İNANCI ERKEKLER SÜRDÜRÜYOR”  

    Arap Alevilerde inancı daha çok erkeklerin sürdürdüğünü belirten Yüksel, “Ergenlik dönemine gelen erkek dini inancı öğrenmek için dini bilen kişinin yanına gidip öğreniyor. Kadınlar bu noktada onu bilmiyor. Kadınlar dini noktada biraz daha geri planda” dedi.

    Ehliddar Kültür Merkezi’nin çalışmalarını da değerlendiren Yüksel, ana dillerinde tiyatro yapmak çalışma için yürüttükleri, bunu da asimilasyona karşı yaptıklarını kaydetti.

    Yüksel, “Kendi dilimizi, kültürümüzü yaşatmak, farklı renklerin bir arada olması çok önemli. Bunlar bizim kimliğimiz. Kendi kimliğimizi yaşatmak önemli. Biz bu noktada kendi dilimizi yaşatmak ve tabi ki cinsiyetçi söylemlerden arınarak yaşatmaktan yanayız” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/İZMİR

  •  ‘Arap Aleviler Şiileştirilmeye çalışılıyor; bu insanlık suçudur’-VİDEO

     ‘Arap Aleviler Şiileştirilmeye çalışılıyor; bu insanlık suçudur’-VİDEO

    PİRHA – Arap Alevilerinin Şiileştirilerek asimile edilmeye çalışıldığının altını çizen Arap Alevi ve tiyatrocu Hasan Özgün, “Asimilasyona karşı duruyoruz çünkü asimilasyon bir insanlık suçudur. İster Sünnileştirme ister Şiileştirme ister Türkleştirme bu bir insanlık suçudur” diye konuştu.  

    Arap Alevilere yönelik artarak devam eden asimilasyon politikalarını PİRHA’ya değerlendiren  Ehliddar Kültür Merkezi’nin Genel Sanat Koordinatörü ve tiyatrocu Hasan Özgün, 1990’lı yıllardan bu yana kimliklerini, kültürlerini ve inanç yapılarını asimilasyona karşı yaşatma mücadelesi verdiklerini söyledi.

    Türkiye’de asimilasyon meselesinin bir rejim meselesi olduğunu ve Cumhuriyet öncesine dayanan bir mesele olduğunu vurgulayan Özgün, bütün Alevilerin yaşadığı handikapları Arap Alevilerin de yaşadığının altını çizerek, “Sünnileştirme, inkar politikaları, nefret söylemiyle aşağılama ve ötekileştirme politikalarının hepsine bizler de Anadoludaki bütün Aleviler gibi maruz kalıyoruz” dedi.

    “ANA DİLİNİ KAYBEDEN TOPLUM BÜTÜN KÜLTÜRÜNÜ KAYBEDER”

    Türkleştirme ve inanç olarak da Sünnileştirme politikası ile bir asimilasyonun var olduğunu kaydeden Özgün, ana dile yönelik asimilasyonun olduğunu belirterek şöyle konuştu:

    “Ana dilin konuşulması yakın bir tarihe kadar düğünlerde 90’lı yılların başlarına kadar yasaktı, Arapça şarkılar söylemek yasaktı. Ben Arapça tiyatro yaptığım için, okulda Arapça konuştuğum için sayısız kez gözaltına alındım. Buna karşı da en başta ana dilimizi merkeze alarak bir çalışma yürütüyoruz. Çünkü dilini kaybeden bir toplum aslında bütün kültürel değerlerini kaybediyor. Bizim ritüellerimiz ana dilimizde gerçekleşiyor. Sözlü tarih geleneği üzerine kurulu bir toplumdur Arap Aleviler. Bu sözlü tarih geleneğinin bütün zenginlikleri, üretimleri bütün figürleri Arapça üzerine ve doğu Akdeniz Arapçası (Lhçede Sah) sahil lehçesi ile yaşatılmıştır.

    “ASİMİLASYON BİR İNSANLIK SUÇUDUR”

    Şimdi bu yeni nesil tarafından konuşulmuyor. Şu an son halkada ve bu halkanın kopmaması için uğraşıyoruz. Tabi ki burada dikkat ettiğimiz bir nokta var. Asimilasyona karşı duruyoruz çünkü asimilasyon bir insanlık suçudur. Ama aynı zamanda milliyetçilikle de mücadele ediyoruz. Çünkü milliyetçilik halkların zehiridir. Biz halkların kardeşliğine inanan insanlarız. Aleviliğin felsefesinde özünde bu vardır. Halkların zenginliğinin bir zincir gibi olduğunu düşünüyoruz ve bu zincirin Arap Alevi halkası eksik.  Biz bu halkayı bu zincire bağlamak için bu halkayı yaratıyoruz. Bu halkanın anlamlanması ancak bu zincirin içinde var olmasına bağlıdır. Halkların kardeşliği zemininde kendimizi, kendi kimliğimizle ana dilimizle, inancımızla ifade etmek istiyoruz.”

    Tiyatrocu Hasan Özgün, Arapça dilinin okullarda ders olarak verilmesi için yürütülen kampanyalar destek olmaları çağrısında bulunarak, “Arapça diyoruz. Dilini unutan tarihini de aslını da kökünü de her şeyini de unutur” dedi.

    Hasan Özgün’ün değerlendirdiği diğer bir konu ise son dönemlerde sıkça karşılaşılan Şiileştirme politikası. Arap Alevilerin karşı karşıya kaldığı başka bir asimilasyon politikasının olduğunu kaydeden Özgün, Türkiye’de şu ana kadar Sünnileştirme şeklinde bir asimilasyonla karşı karşıya kaldıklarını ancak Suriye’de emperyalist işgal ile beraber Şiileştirme projesinin geliştiğini belirterek, “Biz Aleviyiz, Arap Alevisiyiz. Biz Şii değiliz. Şii dostlarımızın inancına ve kültürel yapısına son derece saygı duyuyoruz. Ama nasıl ki biz kimseyi asimile etmeye çalışmıyorsak bizi Sünnileştirmeye ve Şiileştirmeye çalışanlara karşı çok net duruyoruz” ifadelerini kullandı.

    “HALKLARIN DEĞERLERİNE SAHİP ÇIKMAK GEREKİYOR”

    Arap Alevilere yönelik asimilasyon politikasının açıktan yürütülmediğine dikkat çeken tiyatrocu Hasan Özgün, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Hayır, bizimle kardeşlik hukuku üzerinden bağ kurmak isteyen herkesin öncelikle bizi kendi özgünlüğümüzle, kimliğimizle, yüzlerce yıldır taşıdığımız ritüellerimizle kabul etmesi gerekiyor. Bizi bu değerlerimizle kabul etmeyen ve küresel ya da bölgesel bir takım güçlere yedekleme amaçlı yürütülen bütün asimilasyon politikaları halkçı zeminde değildir. Bunun karşısındadır. Bunun da anlamsız bir şey olduğunu düşünüyoruz. İnsani değerlerle uymayan bir şey olduğunu düşünüyoruz. Bütün halkların biriktirdiği değerler vardır. Bunlar zenginliktir bunlara sahip çıkmak gerekiyor. Bunları tekleştirmek, aynılaştırmak, sindirmek bir kültürü ya da bir inancın boyunduruğuna sokmak faşizan bir yaklaşımdır. Arap Alevilerini Şiileştirme politikası çok açıktan yürütülmüyor.

    Yani ‘Siz yüz yıllardır Emevi saltanatı, Emevi zihniyetinin hegemonyası altında yaşadınız. Ve aslında onlar sizi asimile etti, aslında inancınızın özü budur diyerek’ tabi ki ABD emperyalizmini, siyonizmin bölgedeki politikaları ve hamleleri karşısında özellikle bölgedeki İran vb güçlerin karşı duruşu var. O duruş üzerinden bir propaganda yürütülmeye çalışılıyor. Tamam biz de anti emperyalistiz, ABD’nin politikalarına karşıyız. Biz bunlara karşı iken bunlara karşı olan aynı cephede olan insanlarla kültürel ve inançsal anlamda aynılaşmak zorunda değiliz.

    “YILLARCA BİZE ETİ TÜRKLER DEDİLER”

    Biz başta insan olduğumuz için bu işgale karşıyız. Bu karşı olma durumumuzu da Alevi kimliğimizde güçlendiriyoruz. Argümanlar daha çok bunlar üzerinden gerçekleşiyor. Bunun Sünnileştirme politikasıyla şöyle benzerliği var: Yıllarca bize de ‘eti Türkleri’ dediler. Arapların yanında yaşaya yaşaya asimle olan ve aslında gerçek kültürel inançsal özlerine çağrılması gereken insanlar olarak bakıldı bize. Şimdi de aynı şey öbür taraftan gerçekleştiriliyor.”

    Tiyatrocu Hasan Özgün, asimilasyonun kime ve hangi inanca yapıldığının fark etmeyeceğini, sonuç itibari ile asimilasyonun bir insanlık suçu olduğunu kaydetti.

    PİRHA/İZMİR