Etiket: arap alevileri

  • Arap Alevileri, Dışişleri Bakanlığı ile yaptıkları görüşmeyi PİRHA’ya anlattı: Rapor sunduk!

    Arap Alevileri, Dışişleri Bakanlığı ile yaptıkları görüşmeyi PİRHA’ya anlattı: Rapor sunduk!

    PİRHA- Arap Alevileri, Dışişleri Bakanlığı ile Suriye’deki Alevilerin durumunu görüştü. Görüşmeye ilişkin bilgiler veren Samandağ AKAD Başkanı Şeyh Ender Dağ, bakanlığa taleplerini ileterek yaşanan olaylara ilişkin rapor sunduklarını belirtti.

    Arap Alevileri, Dışişleri Bakanlığı ile genelde Suriye’yi özelde de oradaki Alevilerin durumunu görüştü. Bir buçuk saatlik görüşmeye; Ehl-ibeyt Kültür Dayanışma Vakfı (EHDAV) Başkanı Ali Yeral, Adana Alevi Kültürünü Araştırma Derneği (AKAD) Başkanı Gültekin Cavlak, Samandağ AKAD Başkanı Şeyh Ender Dağ katıldı.

    Suriye’de azınlıklara uygulanan baskı, zulüm, intikam ve katliamları içeren geniş bir dosyayı bakanlığa sundular.

    ARAP ALEVİLER TALEPLERİNİ SIRALADI

    Kurumlar adına yapılan yazılı açıklamada şu taleplerin bakanlığa sunulduğu aktarıldı:

    “Her şeyden önce, Suriye’deki başta Alevi akrabalarımızın olmak üzere, tüm kesimlerin can, namus, mal ve inanç özgürlüğünün acilen güvence altına alınması. Mezhep, ırk ve ideolojilere göre bölünmüş küçücük bölgeler şeklinde değil de vatan bütünlüğünü korumuş tam bir Suriye Devletinin kurulması. Suriye’deki tüm farklı din, mezhep ve ırkların nüfusları oranınca temsil edileceği bir hükümetin, en yakın bir zamanda demokratik ve şeffaf bir seçimle başa gelmesi. İslami vahdeti baltalayan, Emevi / Selefi görüşünde olmayan başta Alevi akrabalarımız olmak üzere, her kesimi dışlayan mezhepçi, kafatasçı ve tekfirci tüm söylemlerin yazılı – sözlü ortamlar ile Cuma minberlerinden acilen kaldırılması ve türbe ile kutsal mekanların bombalanmasından vazgeçilmesi. Kan akmasın diye hiçbir direnç göstermeyen ve silahlarıyla beraber teslim olan, on binlerce masum Suriyeli Alevi / Şii askerlerinin hapis ve işkencelerine son verilip serbest bırakılmaları. Yokluk, ölüm ve katliamdan kaçıp Türkiye’deki akrabalarının yanına gelmek isteyen kadın, çocuk, hasta, din adamı ve ihtiyarlar için Yayladağı sınır kapısının açılması ve güvenli bir koridorun oluşturulması. İş ile memuriyetten atılıp maaşları kesilen ve ölüm korkusundan dışarı çıkıp çalışamayan milyonlarca Alevi akrabamızın, açlık ve yokluk ihtiyaçlarını giderecek ayni ve nakdi büyük yardım kampanyası düzenlememiz için gerekli kolaylığın sağlanması.”

    “YAŞANAN OLAYLARLA İLGİLİ AYRINTILARI İÇEREN BİR DOSYA VERDİK”

    Dışişleri Bakanlığı ile yapılan görüşmeye ilişkin PİRHA’ya konuşan Samandağ AKAD Başkanı Şeyh Ender Dağ, görüşmede Suriye’de yaşanan olaylarla ilgili bilgilendirmeler yapıldığını belirterek, “Oradaki akrabalarımızın bize aktarmış olduğu bilgilerden bahsedildi, Türkiye’den beklentileri anlatıldı. Türkiye’den terör şebekelerine uyarı yapılması, müdahale edilmesi beklentisi anlatıldı. Orada yaşanan olaylarla ilgili az çok bilgiler verdik, HTŞ biz yaşanan olaylara karşıyız dese de sonuç itibariyle ona bağlı olan örgütlerin bu katliamları, bu saldırıları yaptıklarını da anlattık. Yaşanmış olan olaylarla ilgili ayrıntıları içeren bir dosya verdik” dedi.

    “HTŞ KATLETMESE AÇLIKTAN ÖLECEKLER”

    Dağ, Alevilerin HTŞ’nin katliamlarının yanı sıra açlık ile de sınandığını belirterek, “Suriye’deki Alevilerin bize ilettikleri talepler var, onları ilettik. Öncelikle bir an önce insani yardım yapılmalı. Suriye’de Alevi cemaatinin yaşadığı bölgelerde büyük bir açlık sorunu var çünkü 700 binden fazla insan işten atıldı, Alevi oldukları için, maaşları ödenmiyor. Tüm gelir kaynakları zaten aldıkları maaş idi, ekonomik kriz nedeniyle paranın değeri yoktu ellerindeki de gitti. HTŞ katletmese açlıktan ölecekler. İnsani yardım malzemesi göndermek istediğimizi bu konuda Türkiye’nin de bize gerekli izinleri vermesini istedik. Kendileri de bize Valiliğin bu konuda gerekli izinleri vermesi gerektiğini, gerekirse yazılı bir talepte bulunmamızı aktardılar” diye konuştu.

    “BAKANLIK SURİYE’DE YAŞANANLARI TASVİP ETMEDİĞİNİ SÖYLEDİ”

    Görüşmenin olumlu geçtiğinin altını çizen Dağ, “Orada aldığımız sözler, bizimle ilgilenmeleri, konuştuğumuz her şeyi not almalı çok önemliydi ama ne kadar etki edecek bilmiyoruz. Bu yaşanan olayları tasvip etmediklerini söylediler, engellemek için gerekli baskıyı yaptıkları söylediler. Kutsallara ve Alevilere yönelik katliamların bir an önce durdurulmasını talep ettik. Orada bir sürü yaşlı kadın, çoluk çocuk var. Hiçbir güvenceleri yok. Burada akrabaları var, akrabaları onları misafir etmek istiyor. Onların buraya geçiş yapabilmeleri için izinler verilmesini istedik” diye ifade etti.

    Buse Nehir DEMİR/ANKARA

     

  • Suriye’de yapılan Alevi katliamları raporlaştırıldı: Soykırım gerçeği yaşanmakta!

    Suriye’de yapılan Alevi katliamları raporlaştırıldı: Soykırım gerçeği yaşanmakta!

    PİRHA – Avrupa Arap Alevileri Federasyonu (AAAF), Suriye’deki Alevilerin durumuna dair rapor yayımladı. Uluslararası kamuoyuna çağrı yapan AAAF, “Esad rejiminin çöküşü ve devlet yapılarının dağılmasından sonra, Alevilerin yok edilmesini hedefleyen sistematik bir zulüm atmosferi oluşmuştur” diye belirtti.

    AAAF, Hayat Tahrir eş-Şam (HTŞ) örgütünün, Suriye’de iktidarı ele geçirmesi sonrası yaşananları raporlaştırdı. Aralık 2024 – Ocak 2025 tarihlerini kapsayan raporda “Alarm verici insani kriz” vurgusu yapıldı.

    Uluslararası toplumu ve ilgili kurumları, duyarlı olmaya çağıran AAAF, “Mevcut koşullar, özellikle Alevileri hedef alan soykırım niteliğindeki eylemler ve planlı katliamlarla şekillenmiş olup, acil önlemler alınmasını zorunlu kılmaktadır” diye belirtti.

    “ALEVİLER VAROLUŞSAL BİR TEHDİT İLE KARŞI KARŞIYADIR”

    Suriye’deki Alevi toplumunun, “insani felaketin eşiğinde” olduğunu belirten AAAF, raporda şu ifadelere yer verdi:

    “Saygıdeğer hükümet yetkilileri, siyasi partilerin temsilcileri, insan hakları örgütleri, gazeteciler, medya kuruluşları, uluslararası insan hakları uzmanları, bilim insanları, dini ve kültürel kurumlar ile uluslararası kamuoyu; yüzyıllardır Suriye’nin tarihi ve kültürüyle ayrılmaz bir bağa sahip bir halk olarak Aleviler, bugün yalnızca fiziksel varlıklarını değil, aynı zamanda kültürel ve dini kimliklerini yok etmeyi amaçlayan varoluşsal bir tehdit ile karşı karşıyadır.

    Esad rejiminin çöküşü ve devlet yapılarının dağılmasından sonra, Alevilerin yok edilmesini hedefleyen sistematik bir zulüm atmosferi oluşmuştur. Burada bahsedilen, etnik ve dini temizlik amacı taşıyan, bilinçli bir stratejidir ve bu strateji eşi benzeri görülmemiş bir şiddet dalgasıyla kendini göstermektedir. Silahlı gruplar ve milisler, toplu katliamlar, toplu tutuklamalar ve hedefli infazlar yoluyla toplumu parçalamayı amaçlamaktadır. Dini mekanlar kutsallığını yitirmekte, köyler yerle bir edilmekte ve masum siviller – erkekler, kadınlar ve çocuklar – insanlığa karşı işlenmiş vahşet olarak nitelendirilebilecek suçların kurbanı olmaktadır.

    Elimize ulaşan raporlar sarsıcıdır: Çocuklarının infazını izlemeye zorlanan anneler. Doğaçlama yapılmış gözaltı kamplarında kaybolan ve geri dönüş ümidi olmayan aileler. Saatler içinde yok edilen köyler. Bu zulmün taktiği açıktır: Korku yoluyla yıkım, terör yoluyla yok etme.

    Bu endişe verici gelişmeler uluslararası toplumu kayıtsız bırakmamalıdır. Aleviler yalnızca bir insani kriz değil, aynı zamanda soykırım gerçeği yaşamaktadır ve bunu ne görmezden gelebiliriz ne de küçümseyebiliriz. Uluslararası toplum, bu insanlara yardım etme konusunda ahlaki ve hukuki bir sorumluluğa sahiptir.

    Bu rapor yalnızca bir acı belgesi değildir. Aynı zamanda bir haykırış, insanlık ve uluslararası hukukun ilkelerini savunan herkese bir çağrıdır. Alevi toplumunun yaşamını ve onurunu korumak için somut adımlar atmak bizim görevimizdir. Bu vahşetlerin failleri adalete teslim edilmeli, şiddet durdurulmalı ve tehdit altındaki bu toplumun güvenliği sağlanmalıdır.

    Tarih, bu anlarda nasıl hareket ettiğimizle bizi yargılayacaktır. Alevilerin en karanlık anlarında kendilerini yalnız hissetmelerine izin vermeyelim. Şimdi insanlık, adalet ve yaşam için cesurca hareket etme zamanıdır.”

    SURİYE’DEKİ ALEVİ KATLİAMLARININ DETAYLARI!

    Raporda, Suriye iç savaşında Alevilere karşı işlenen suçlar da sıralandı. HTŞ ve seleflerin, işlediği suçlara değinen AAAF, 2011 yılı ardından işlenen suçlara dair şu bilgileri paylaştı:

    “Bugün Alevi toplumu, HTŞ’nin hakimiyetini pekiştirmesiyle korkunç bir boyuta ulaşan varoluşsal bir tehditle karşı karşıyadır. Bu suçlar, münferit şiddet eylemleri değil, yıllardır sistematik olarak uygulanan, stratejik ve hedefli bir etnik-dini temizlik kampanyasının parçasıdır.

    Aşağıdaki kronoloji, HTŞ ve selefleri tarafından Alevi toplumuna karşı işlenen en ağır suçları gözler önüne sermekte ve bu tehdidin günümüze kadar devam ettiğini ortaya koymaktadır. Aynı zamanda, uluslararası toplumun derhal harekete geçerek daha fazla katliamı veya olası bir soykırımı önlemesi gerektiğini vurgulamaktadır.

    ▪ Akrab Katliamı (11 Aralık 2012):

    Hama vilayetinde yer alan karışık nüfuslu Akrab kasabasında, çoğu Alevi olmak üzere 125 ila 300 kişi öldürüldü veya yaralandı. Olayın detayları ve failleri tartışmalı olsa da birçok rapor muhalif güçlere işaret etmektedir. (HTŞ’nin selefi olan Jabhat al-Nusra’nın olası katılımı)

    ▪ Lazkiye Bölgesindeki Alevi Köylerine Saldırılar (Ağustos 2013):

    İslamcı isyancılar, aralarında Jabhat al-Nusra’nın da bulunduğu gruplarla Lazkiye bölgesindeki birçok Alevi köyüne saldırdı. Bu saldırılarda en az 190 sivil öldürüldü ve çok sayıda kadın ve çocuk kaçırıldı. (Jabhat al-Nusra, bugün HTŞ)

    ▪ Maan Katliamı (9 Şubat 2014):

    İslamcı Jund el-Aksa grubu, Hama vilayetindeki Alevi köyü Maan’a saldırdı ve aralarında kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere en az 21 sivili öldürdü. Ayrıca 20 hükümet yanlısı milis öldürüldü. (Jund el-Aksa, HTŞ ile doğrudan bağlantısı yoktur ancak Jabhat al-Nusra ile iş birliği yapmıştır)

    ▪ İştebrak Katliamı (25 Nisan 2015):

    Cisr el-Şuğur’un isyancılar tarafından ele geçirilmesinin ardından Jabhat al-Nusra militanları, Alevi köyü İştebrak’a girdi. Burada çoğu vahşice olmak üzere 200’den fazla Alevi öldürüldü. (Jabhat al-Nusra, bugün HTŞ)

    ▪ Zara’a’ya Saldırı (12 Mayıs 2016):

    Jabhat al-Nusra ve Ahrar el-Şam liderliğindeki isyancılar, Hama vilayetindeki Alevi köyü Zara’a’ya saldırdı. En az 19 sivil öldürüldü ve aralarında kadınlar ve çocukların da bulunduğu 70 kişi kaçırıldı. (Jabhat al-Nusra, bugün HTŞ)

    ▪ Ceble ve Tartus’ta Bombalı Saldırılar (23 Mayıs 2016):

    Çoğunluğu Alevi olan Ceble ve Tartus şehirlerinde gerçekleşen bir dizi bombalı saldırıda en az 184 kişi hayatını kaybetti. Saldırılar, DEAŞ’a (IŞİD) atfedilmiştir. (IŞİD`in, daha sonra bazı üyeleri HTŞ’ye katılmıştır)

    “VAHŞİ BİR STRATEJİ”

    AAAF raporunda “İnsanlığa Karşı Suçlar” başlığı da yer aldı. Alevilerin, Suriye’de yıllardır sistematik şiddet ve baskının hedefi olduğu vurgusu yapılan raporda şu bilgiler paylaşıldı:

    “Bu suçlar yalnızca fiziksel varlıklarını tehdit etmekle kalmayıp, aynı zamanda kültürel ve dini kimliklerini yok etmeyi amaçlamaktadır. Aşağıdaki özet, Aralık 2024 ile Ocak 2025 (Son durum: 9 Ocak 2025) arasında bu savunmasız topluluğa karşı işlenen belgelenmiş insanlığa karşı suçları derlemekte ve yaşanan acının ve adaletsizliğin çarpıcı boyutlarını gözler önüne sermektedir.

    Alevi toplumuna yönelik katliamlar ne yazık ki, zulümlerinin acımasız bir simgesi haline gelmiştir. Birçok vakada, tüm köyler baskına uğramış, sakinleri toplu şekilde katledilmiş ve yerleşimler tamamen yok edilmiştir – fiziksel ve psikolojik yok etme amacı güden vahşi bir strateji.

    HUMUS KATLİAMI

    Humus’ta gerçekleşen en sarsıcı olaylardan biri, 5 Ocak 2025’e kadar 90’dan fazla kişinin hayatını kaybettiği katliamdır. Ölenler arasında birçok kadın ve çocuk bulunmaktaydı. Ağır savaş teçhizatına sahip silahlı gruplar, yalnızca ateşli silahlar kullanmakla kalmamış, aynı zamanda patlayıcılar ve yangın silahlarıyla kurbanları en acımasız yöntemlerle işkence ederek yok etmişlerdir. Toplu aileler evlerinde mahsur bırakılmış ve canlı canlı yakılmış, saldırganlar hiç kimsenin kaçamamasını sağlamak için sistematik bir şekilde hareket etmiştir.

    Görgü tanıkları, saldırının planlı bir şekilde gerçekleştirildiğini bildirmiştir: İlk olarak kaçış yolları kapatılmış, ardından evler patlayıcılarla yıkılmış ve hayatta kalanlar ateşli silahlar ve alev makineleriyle hedef alınmıştır. Saldırganlar, erkek, kadın ya da çocuk arasında ayrım yapmamış; topluluğun tamamen yok edilmesi, bariz bir şekilde nihai hedef olarak belirlenmiştir.

    HAMA BÖLGESİNDEKİ ALEVİ KÖYLERİNE YAPILAN SALDIRI

    7 Aralık 2024’te, silahlı gruplar Hama bölgesindeki birkaç Alevi köyüne büyük ölçekli bir saldırı gerçekleştirerek, Rabiah ve Zaghbah da dahil olmak üzere birçok köyü hedef aldı. Kaçmak için zaman bulamayan çok sayıda köylü, acımasızca yakalanıp işkenceye tabi tutuldu ve en vahşi biçimde öldürüldü. Tanıkların ifadelerine göre, bu cinayetler sistematik bir şekilde işlenmişti. Yüzlerce ev yakıldı ve Alevi toplumu, bu bölgeleri kalıcı olarak terk etmek zorunda kaldı. Bu trajik olaylar, etnik ve dini temele dayalı bir sürgün stratejisinin açık bir göstergesidir.

    8 Ocak 2025’te, Lazkiye ilinin Ain Sharqia köyünde, aralarında bir çocuğun da bulunduğu üç Alevi çiftçi, yeni Suriye yönetimiyle ittifak kurmuş yabancı İslamcı militanlar tarafından öldürüldü. Tüm mağdurlar aynı aileden olup, saldırı sırasında tarlalarında çalışıyorlardı.

    TOPLU GÖZALTILAR, İŞKENCE VE HEDEFLİ CİNAYETLER

    Aralık 2024’ten itibaren şiddetin zirve yaptığına vurgu yapan AAAF, Suriye raporunda şu bilgileri paylaştı:

    “Aralık 2024 ile Ocak 2025 arasında zulmün özellikle şiddetlendiği bildirilmiştir. Homs şehrinde, nüfusunun yaklaşık %15’inin Alevi olduğu bölgede, HTŞ ve diğer silahlı gruplar tarafından yaklaşık 3.000 genç Alevi erkeğinin kaçırılıp gizli hapishanelere sürüklendiği iddia edilmektedir. Bu erkeklerin çoğu, görgü tanıklarına göre, ağır işkenceler sırasında veya sonrasında öldürülmüştür.

    İşkence protokollerinde akıl almaz zulümlere dair bilgiler bulunmaktadır: Elektrik şokları, tırnakların sökülmesi, kemiklerin kırılması ve diğer insanlık dışı yöntemler. Bazı hayatta kalanlar, yeterli yiyecek ve su verilmeden sorgulandıklarını da belirtmişlerdir. Bu suçlar sadece şiddet eylemleri değil – aynı zamanda etnik ve dini temizlik için kasıtlı bir araçtır.

    Amaç, Alevi topluluğunu fiziksel, psikolojik ve kültürel olarak yok etmektir. Süregeldiği belirtilen katliamlar, toplu tutuklamalar, işkenceler ve hedefli öldürmeler, bu etnik-dini zulmün gerçek boyutlarını ortaya koymaktadır.”

    DİNİ VE KÜLTÜREL ALANLARIN YIKIMI

    Raporda, Suriye’deki Alevilere yönelik kutsal mekanlar ve kültürel alanların da sistematik olarak yok edildiğine değinildi. Raporda devamla şu ifadeler yer aldı:

    “Bu saldırılar, Alevileri sadece fiziksel olarak sürmeyi değil, aynı zamanda kimliklerini ve tarihlerini silmeyi amaçlamaktadır. Dini alanlar sadece inanç yerleri değil, aynı zamanda Alevi kültürü ve kimliğinin temel taşlarıdır. Bu yerlerin kaybı, maddi zararın ötesinde derin bir manevi ve kültürel yaradır.

    Özellikle yıkıcı bir olay, Kasım 2024 sonunda gerçekleşti; Halep’teki Al-Khasibi Türbesi, Alevilerin en kutsal dini merkezlerinden biri, Hay’at Tahrir al-Sham (HTS) ile ideolojik olarak bağlantılı olan, islamist-cihatçı bir grup tarafından baskın yapıldı. Saldırganlar, türbeyi ateşe verdiler ve kutsal binaları korumaya çalışan beş silahsız gönüllü bekçiyi öldürdüler. Bu korkunç suç, sosyal medyada yayılarak Alevilerin dini sembollerini halka açık şekilde kirletmeye ve toplumu aşağılamaya yönelik bir mesaj olarak kullanıldı.

    Lazkiye bölgesinde, Alevi kültürünün tarihi kalesi olan bölgede de çok sayıda dini ve kültürel alan tahrip edildi. Bunlar arasında türbeler, tarihi kütüphaneler ve Alevilerin kimliği ve yüzyıllara dayanan gelenekleri için merkezi öneme sahip diğer yapılar yer alıyordu.”

    BARIŞÇIL PROTESTOLARA KARŞI ŞİDDET

    28 Aralık 2024 tarihinde, Homs, Lazkiye ve Tartus gibi birçok şehirde Aleviler, topluluklarına yönelik işlenen şiddet eylemlerine karşı protesto etmek için eylemlere başladı. Protestolara yönelik cinayetler de raporda sıralandı. “Silahlı grupların tepkisi acımasız ve zalimce oldu” denilen raporda şöyle devam edildi:

    “Lazkiye ve Homs’ta şiddet özellikle büyük bir ölçekte tırmandı. Görgü tanıkları, protestoculara yönelik keskin nişancı ateşi ve ağır mühimmat kullanılarak gerçekleştirilen doğrudan saldırılardan söz etti. Bu şiddet olaylarında 30’dan fazla protestocu hayatını kaybetti, çok sayıda kişi ağır yaralandı. Gözaltına alınan protestocuların birçoğu ağır işkencelere maruz kaldı ve bazıları bu kötü muamele sonucu herhangi bir yargı sürecine ulaşamadan hayatını kaybetti.

    Şiddet sahneleri yalnızca yerel ölçekte yıkıcı olmakla kalmadı, aynı zamanda uluslararası alanda da yankı uyandırdı. Sosyal medyada ve uluslararası haberlerde yayılan videolar ve raporlar, bu vahşetin boyutunu gözler önüne serdi. Bu görüntüler, yalnızca ölümcül şiddeti değil, aynı zamanda adalet ve duyulma umuduyla mücadele eden bir topluluğun sistematik baskı altına alınmasını da belgeledi.”

    CEZAEVLERİNDE İŞKENCE VE KÖTÜ MUAMELE

    Silahlı gruplar ve milisler tarafından Alevi mahkûmlara yönelik sistematik işkence yapıldığı da vurgulandı. Raporun devamında şu bilgilere yer verildi:

    “Gizli cezaevlerinde tutulan kadın ve erkekler, insanlıklarını tamamen yok etmeyi amaçlayan vahşi kötü muamelelere maruz kalmaktadır. Sayısız görgü tanığı ifadesi ve video kaydı, Alevilerin tutulduğu cezaevlerindeki insanlık dışı koşulları belgelemektedir. Mahkûmlar, diğer tutukluların önünde soyunmaya zorlanarak aşağılanmış, bu uygulamalar sadece fiziksel şiddet aracı olarak değil, aynı zamanda kurbanları psikolojik olarak çökertmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Özellikle utanç verici olan bir diğer rapor, mahkûmların hayvan sesleri çıkarmaya zorlanarak aşağılayıcı cezalara maruz kaldıklarını ortaya koymaktadır – bu, insanlıktan çıkarma amacını güden korkunç bir zulmün derinliklerini göstermektedir.”

    ALEVİ KADINLARA DÖNÜK SALDIRILAR!

    AAAF raporunda “Alevi Kadınlara Yönelik Şiddet” başlığı da yer aldı. Alevi kadınların, yalnızca fiziksel saldırılara maruz kalmadığına değinilerek şu bilgiler paylaşıldı:

    “Alevi kadınlar birçok durumda savaş şiddetinin bir “ganimeti” olarak istismar edilmekte ve bu durum fiziksel acıyı psikolojik yıkımla birleştiren acımasız bir araç olarak kullanılmaktadır.

    Bu saldırılar sırasında kadınlar sistematik olarak tecavüze uğramakta, köleleştirilmekte ve çoğu zaman saldırganlarının önünde soyunmaya zorlanmaktadır. Bu tür cinsel aşağılamalar, yalnızca bireysel baskı aracı olarak kullanılmamakta, aynı zamanda Alevi toplumunun psikolojik istikrarını ve kültürel kimliğini yok etmeyi amaçlayan daha geniş bir stratejinin parçası olmaktadır.

    Bu şiddetin en sarsıcı örneklerinden biri Lazkiye bölgesinde yaşanmıştır. Milisler, hedefli baskınlar sırasında Alevi kadınları ve kız çocuklarını kaçırarak istismar etmişlerdir. Bu saldırılar, savaşın tesadüfi bir yan ürünü olmaktan çok uzaktır; toplumu psikolojik olarak yıkmak ve kurbanları kamuoyunda aşağılamak için bilinçli bir şekilde kullanılan yöntemlerdir. Bu durum, saldırıların sembolik etkisini daha da artırmaktadır.

    HTŞ (Heyet Tahrir el-Şam) gibi milislerin kontrolü altındaki bölgelerde, cinsel şiddet Alevi kimliğini yok etmek için kasıtlı bir şekilde kullanılmaktadır. Kadınlar ve kız çocukları burada sadece siviller olarak saldırıya uğramamakta, aynı zamanda topluluklarının birer sembolü olarak istismar edilmektedir. Onların maruz kaldığı bu şiddet, Alevi toplumunun tamamını psikolojik, kültürel ve sosyal açıdan aşağılamayı ve istikrarsızlaştırmayı amaçlamaktadır.

    KATLİAMLARIN ÖNLENMESİ İÇİN YAPILMASI GEREKENLER!

    Raporda soykırımın önlenmesi için acil müdahale yapılması gerektiğinin altı çizildi. Birleşmiş Milletler ve diğer ilgili uluslararası kuruluşların, Alevilerin varlığını korumak için ivedilikle önlem alması gerektiğine değinilerek şöyle devam edildi:

    Barış Misyonları: Alevi nüfusun kendi bölgelerinde korunmasını sağlamak için barış güçlerinin konuşlandırılması.

    Koruma Güçleri: Katliam, işkence ve zorla yerinden etme eylemlerinden sorumlu silahlı gruplara karşı müdahale edecek özel güçlerin oluşturulması.

    Güvenli Bölgeler: Alevilerin zulümden korunabileceği, temel ihtiyaçlarına erişim sağlayabileceği güvenli alanların oluşturulması.

    Dünya toplumu sessiz kalmaya devam ederek bu topluluğun yok edilmesine göz yummamalıdır.

    Temel Yardımlar Sağlamalı: Tıbbi yardım, gıda ve diğer yaşamsal ihtiyaçları karşılayarak hayatta kalmalarını sağlamalıdır.

    Uluslararası Yardımı Kolaylaştırmalı: İnsan haklarını korumak ve Alevilerin temel haklarını güvence altına almak için bir destek kanalı işlevi görmelidir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • İstanbul’da Ras Es Seni buluşması yapılacak!

    İstanbul’da Ras Es Seni buluşması yapılacak!

    PİRHA – Asi- Der Yönetim Kurulu, 5 Ocak’ta İstanbul’da yapılacak Ras Es Seni / Kuzelle buluşması için katılım çağrısı yaptı.

    Antakya Samandağ İskenderun İlçeleri Kültür Yardımlaşma Dayanışma ve Çevre Gönüllüleri  Derneği (ASİ-DER) 5 Ocak Pazar, saat 17:30’da Bakırköy Figaro Salonu’nda yapılacak buluşma için çağrı yaptı.

    Müzik dinletileri, konuşmalar ve yemeğin sunulacağı programa dair yapılan çağrıda “Dayanışma yaşatır” vurgusu yapıldı. Açıklamanın devamında “Afetler, bölgemizde gelişen tehlikeli süreçler karşısında etkin ve güçlü olmamız için; 7000 yıllık geleneğimiz olan ‘Kuzelle’ etkinliğimizde, birliğimizde biriniz daha biz olabilmesi için, umut ile inanç ile yürek ile buluşalım” denildi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Avrupa Arap Alevileri Federasyonu’ndan çağrı: Suriye’de Alevi soykırımı ihtimaline karşı harekete geçilsin

    Avrupa Arap Alevileri Federasyonu’ndan çağrı: Suriye’de Alevi soykırımı ihtimaline karşı harekete geçilsin

    PİRHA- Avrupa Arap Alevileri Federasyonu, Suriye’de yaşayan Arap Alevileri başta olmak üzere etnik ve dini toplulukların tehlike altında olduğunu belirterek, dünya kamuoyuna duyarlılık çağrısı yaptı. Federasyon, “Suriye’nin birliğini ve çeşitliliğini koruyacak çözümler bulunması hayati önem taşımaktadır. Özellikle muhtemel bir Alevi soykırımına karşı herkesi dayanışmayı güçlendirmeye ve harekete geçmeye çağırıyoruz” dedi. 

    Avrupa Arap Alevileri Federasyonu, Suriye’de tehdit altında olan Alevilere ilişkin yazılı bir açıklama yayınladı.

    Suriye’de yıllardır süregelen savaş ve şiddetin, İslamcı cihat örgütü HTŞ’nin ülkede iktidarı ele geçirmesinden sonra yeni ve tehlikeli bir aşamaya ulaştığının belirtildiği açıklamada, Suriye’nin çeşitli etnik ve dini topluluklarının geleceğini tehdit ettiğine vurgu yapıldı.

    “ARAP ALEVİLERİN KORUNMASI GEREK”

    Arap Alevileri, Kürtler, Ezidiler, Süryaniler, Dürziler, İsmaililer, Ermeniler ile diğer Hristiyanlar, seküler bir yaşam tarzını benimsemiş çevrelerin kaderlerine terk edildiğinin kaydedildiği açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Suriye’de istisnasız tüm dini ve etnik toplulukların korunması için çalışmalar yürütmek ve bu hususta özel olarak Arap Alevilerinin korunmasına önem vermek gerekmektedir. Bazı kesimlerin haksız bir şekilde Arap Alevilerini önceki rejimle ilişkilendirip, rejimin hatalarından sorumlu tutma çabaları, onları intikam ve misilleme eylemlerine açık hale getirmektedir.

    Yeni iktidar, intikam alınmaması ve azınlık haklarının korunması çağrısında bulunmuş, Arap Alevi topluluğunun ileri gelenleri ve kanaat önderleri de bu çağrıyı memnuniyetle karşılamıştır. Kanaat önderleri, yeni iktidara yönelik olarak yeni bir sayfa açılması, sürgün edilenlerin güvenli bir şekilde evlerine dönmelerine izin verilmesi ve genel bir af çıkarılması çağrısında bulunmuşlardır. Ayrıca, tüm Suriye halklarının haklarını ve çeşitliliğini garanti altına alan bir devletin inşası için yeni iktidarla iş birliğine hazır olduklarını belirtmişlerdir. Bizler de bu tutumu destekliyoruz.

    “SURİYE’DE BARIŞ VE HUZUR SAĞLANSIN”

    Avrupa Arap Alevileri Federasyonu olarak, Suriye’deki tüm halkların güvenliğini, barış ve huzur içinde bir arada yaşamasını ve evrensel hak ve özgürlüklere dayalı bir siyasal-hukuksal yapının tesisini talep ediyoruz. Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi, ülkenin birliğini ve çeşitliliğini koruyacak çözümler bulunması hayati önem taşımaktadır. Bu doğrultuda, yeni iktidarın intikam almama çağrısını destekliyor ve bu sözlerin yerine getirilmesini yakından takip ediyoruz. Avrupa’daki uluslararası ve ulusal kuruluşları, sivil toplum örgütlerini, siyasi partileri ve insan hakları savunucularını, bu insanlık dramına ve özellikle muhtemel bir Alevi soykırımına karşı duyarlı olmaya, dayanışmayı güçlendirmeye ve harekete geçmeye çağırıyoruz.

    Avrupa Arap Alevileri Federasyonu olarak, dileğimizin savaşın ve ülkedeki kaosun bir an önce son bulması ve bölgedeki tüm halkların barışçıl bir ortamda yaşaması olduğunu açıkça beyan ediyor ve bu yönde çaba harcamaya devam edeceğimizi duyuruyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Arap Aleviler Ras-el Seni bayramını kutluyor

    Arap Aleviler Ras-el Seni bayramını kutluyor

    PİRHA- Arap Alevileri, Ras-el Seni’yi geleneksel olarak yüzyıllardır kutlamaya devam ediyor. Arap Alevileri için büyük bir öneme sahip olan Ras-el Seni, 13 Ocak’ı 14 Ocak’a bağlayan gece ve ertesi gün kutlanıyor.

    Arap Alevilerin kutladığı Ras-el Seni, Rumi-(Şemsi) miladi takvime göre ayın birine denk gelen 14 Ocak’ta kutlanıyor.

    Antakya, Adana, Mersin ağırlıklı olmak üzere nüfuslarının Türkiye sınırları içinde 2 milyona yakın olduğu tahmin edilen Arap Aleviler kültürlerinin önemli bir parçası olan Ras el-Seni’yi (yılbaşı) 13 Ocak’ı 14 Ocak’a bağlayan gece ve ertesi gün kutluyor.

    Baskı, inkar ve imha politikaları nedeniyle, Anadolu ve Mezopotamya halkları dini ritüellerini, kültür ve geleneklerini özgürce gerçekleştirememesi gerçeğinden Arap Aleviler de payını alıyor.

    Her şeye rağmen Arap Aleviler bugün de bayramlaşmaktan, manevi olarak da olsa kucaklaşmaktan, yardımlaşmadan vazgeçmiyorlar. Umutla, inatla ve tüm hüzne, kedere rağmen neşesini yitirmeden Ras el-Seni kutlamalarını devam ettiriyorlar.

    OKULLAR TATİL, KUTLAMALAR GERÇEKLEŞİYOR

    Arap Alevileri arasında Ras-el Seni geleneksel olarak bir dini bayram şeklinde kutlanır. 14 Ocak sabahı küçükler büyüklerin elini öper, büyükler küçüklere hediyeler (aydiye), harçlık vb verir; bir araya gelinip eğlenilir; bugüne özgü yapılan kıbbi (bir tür içli köfte), zılibi (zeytinyağında kızartılmış ekmek) gibi yemekler yenir.

    Ras-es Seni Hz. Musa’nın halkını firavunun elinden kurtardığı gün olarak kabul edilir. Nusayrilerin, Ras-es Seni’den 6 gün sonra kutladığı Ğidil Kiddes bayramı ise Hz. İsa’nın vaftiz edildiği gün olarak sayılır. Geleneklere göre bu bayramda çocuğu olmayan eşler akarsuya dalıp çıkar. Bu gelenek uzun yıllar devam ettikten sonra günümüzde unutulmaya yüz tutmuştur.

    Nüfusunun büyük bir bölümü Arap Alevilerden oluşan Hatay’ın Samandağ da 14 Ocak’ta okulların gayri resmi tatil olduğu tek ilçe.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Barışa vesile olması dileğiyle Ras-El Seni bayramını kutlarız’

    ‘Barışa vesile olması dileğiyle Ras-El Seni bayramını kutlarız’

    PİRHA- Ana Fatma Cemevi Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şubesi, yaptığı açıklama ile Arap Alevi kültürüne özgü bir gelenek olan Ras-El Seni Bayramını kutladı.

    Ana Fatma Cemevi DAD Ankara Şubesi, Rumi takvimin başlangıcına denk gelen 14 Ocak dolayısı ile Arap Alevilerinin inanışı olan ‘Ras-el Seni’ yani; yeni yıl bayramını kutladı.

    Yazılı yapılan açıklamada “Ras-El Seni bayramımız kutlu olsun” denilerek şu ifadelere yer verildi:

    “Halkların kendine özgü kutsal değerleri ve günleri vardır. Arap halkı Alevileri için Ras-el Seni bayramı en kutsal gündür. İnançta kutsal olan, aynı zamanda toplumsal olandır, İktidar karşıtıdır.

    Ras-El Seni, Hz. Musa’nın halkını, firavunun elinden kurtardığı gün olarak kabul edilir. Arap Alevilerinin kutladığı Ras-El Seni Rumi-(Şemsi) miladi takvime göre ayın birine denk gelen 14 Ocak’ta kutlanır.

    Yol bir sürek bin bir hakikatinde hareketle bizim için de kutsaldır. Hoşgörü, saygı, sevgi, kardeşlik ve savaşların olmadığı, barışa vesile olması dileğiyle Ras-El Seni bayramını kutlarız. Sonsuz çeşitlilik içinde birliktelik aşk-ı ile.”

    PİRHA/ANKARA 

  • Hatimoğulları: 8. yılında Reyhanlı katliamını unutmadık, unutmayacağız!

    Hatimoğulları: 8. yılında Reyhanlı katliamını unutmadık, unutmayacağız!

    PİRHA-HDP’li Tülay Hatimoğulları, Reyhanlı Katliamı’nın 8. yıldönümünde “Bu acıyı unutmadık ve unutmayacağız” açıklaması yaptı.

    Halklar ve İnançlar Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Tülay Hatimoğulları, 8. yıldönümünde 53 kişinin katledildiği Reyhanlı Katliamı’nı kınadı.

    “SÜNNİ-ALEVİ ÇATIŞMASI HEDEFLENDİ”

    Yazılı bir açıklama yapan Hatimoğulları, “53 canın katledildiği, 155 kişinin yaralandığı bu acıyı unutmadık ve unutmayacağız” diyerek şu ifadeleri kullandı:

    “AKP iktidarının dış siyasette izlediği savaş politikasının bölge halklarına ödettiği bedellerden biri Reyhanlı Katliamı oldu. Adeta senaryosu sahneye konulmuş bir katliam yaşandı. Bölgede yaşayan halklar birbirine düşürülmeye çalışıldı. Katliamın Arap Alevileri tarafından gerçekleştirildiği havuz medyaya servis edilirken; dönemin Başbakanı Erdoğan ‘53 Sünni vatandaşımız katledildi’ diyebildi! Sünni-Alevi çatışması hedeflenerek, bunun Suriye savaşının bir parçası haline getirilmek istendiği ortadaydı. Bu provokasyona en iyi yanıtı; Hatay’da yaşayan tüm halklar ve inanç temsilcileri, sivil toplum kuruluşları, demokratik kitle örgütleri halklarla birlikte ortak duyarlılık içinde verdi.

    El Nusra ve IŞİD’in Türkiye sınırları içinde gerçekleştirdiği katliamlar Reyhanlı katliamıyla sınırlı değildi. Suruç, Ankara Gar katliamı, Antep katliamı… Ülke adeta kan gölüne döndü. İktidarın bu karanlık örgütlerle işbirliği Türkiye’de ve bölgede halklara çok büyük acılar yaşattı. Bu katliamlara kamu görevlilerinin/MİT’in sağladığı destek mahkeme tutanaklarında mevcut olduğu halde azmettiriciler, siyasi sorumlular halen yargılanmadı. Halklar ve inançları birbirine düşürmeye yönelik yapılan bu katliamların failleri ve  katliamların nasıl planlandığı ortaya çıkartılmadı.

    Halklara derin acılar yaşatan çatışmalı, karanlık politikalara karşı bizler ‘barış ve kardeşlik’ şiarını ve dayanışmayı yükseltmeliyiz. HDP olarak Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun barışı, halkların kardeşliği ve eşitliği için mücadelemizi sürdüreceğiz. Savaş, şiddet, çatışma yorgunu olan coğrafyamız bunu fazlasıyla hak etti.”

    PİRHA/ANKARA

  • Kahraman: İnanç olarak uzaktan yakından Şiilik ile alakamız yok (1) -VİDEO

    Kahraman: İnanç olarak uzaktan yakından Şiilik ile alakamız yok (1) -VİDEO

    PİRHA-Alevi Araştırma ve Eğitim Enstitüsü’nün yol muhabbetinde konuşan akademisyen Yılmaz Kahraman, ‘Alevilik ve Kızılbaşlık’ üzerine yaptığı konuşmada, “Alevilik 12.000 sene önce yoktu. Alevilik 100-170 senedir var. Çünkü ondan önce ismi değişikti” diyen Kahraman, Alevilerin Kızılbaşların torunu olduğunu, Şii inancıyla ise hiçbir bağının bulunmadığını söyledi.

    Alevi Araştırma ve Eğitim Enstitüsü’nün yol muhabbetinde konuşan Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun önceki dönem (AABF) Eğitim Sorumlusu Akademisyen Yılmaz Kahraman, ‘Alevilik ve Kızılbaşlık’ üzerine çevrimiçi yapılan ‘Yol Muhabbeti’ başlıklı eğitim seminerinde konuştu.

    İran ve Irak’ta ‘Alevilik ve Kızılbaşlık’ üzerine alan çalışmaları ile de tanınan Kahraman, toplum olarak “kimi ezberleri bazen bozmamız gerekiyor” diyerek inanç üzerinde bilimsel çalışmanın önemine vurgu yaptı.

    “ALEVİ İSMİNİ BİZE OSMANLI VERDİ”

    Yılmaz Kahraman, ‘Alevi’ isminin Osmanlılar tarafından türetildiğini belirterek “İnancımızda, Aleviliğin tarifesinde; Ali’ci, Ali taraftarı, Ali’nin hareketinden olan, Ali’nin torunları olan ya da biyolojik torunları olmasa bile Ali’nin tarafı olan grup… Bu anlamda yorumlar çok tabi. Bazen Alevilerin isimlerinin ışıktan, nurdan geldiğine inanan arkadaşlar var, böyle değil. Biz ile Ali’yi birleştirmek için bize bu ismi Osmanlı vermiş. Osmanlı devleti ‘Alevi’ ismini sadece isimle birlikte değil, Aleviliği dizayn etmek için bize bu adı veriyor” yorumunu yaptı.

    “ALEVİLİĞİ ANLAMAK İÇİN KIZILBAŞLIĞI ANLAMAMIZ GEREK”

    Akademisyen Yılmaz Kahraman, “Alevilik 12.000 sene önce yoktu. Alevilik daha 100-170 senedir var” diyerek geçmişte farklı bir ismin kullanıldığını belirtti. Alevilerin, Kızılbaşların torunu olduğunu vurgulayan Kahraman, araştırmalarına dair şu bilgileri paylaştı:

    “Alevilikle Kızılbaşlık arasında farklılıklar var. Bunu iyi anlamamız lazım ki geriye dönük bir tarih silsilesi, bir çizgi, bir ip ortaya çıkar. Ancak o şekilde biz tarihimizi anlayabiliriz. Alevilerin sürdürdüğü gelenekler 12.000 yıl öncesine kadar dayanıyor ama hepsi değil.

    Sonradan gelenekler de var ama bizim Aleviliği anlamamız için Kızılbaşlığı anlamamız gerekiyor. Kızılbaşlık da çok eski bir inanç değil. Bundan neredeyse 500 sene önce ortaya çıkan bir inanış. Daha önceki geleneklerin ritüelleri, düşünceleri, felsefesini kendi içinde yoğurmuş ama onu yeniden dizayn etmiş ve böylelikle Kızılbaş olarak ortaya çıkmış. Kızılbaşlardan daha önce onların ataları, Babailer olarak adlandırılan bir grup…

    Kızılbaşlık çok eski bir inanç, çok eski bir kültür, çok eski bir grup değil. Kızılbaşlar 16. yüzyılda meydana gelen ya da daha doğrusu eski gelenekleri içinde barındıran ama 16. yüzyılda ‘Kızılbaşlık’ ismi ile ortaya çıkan bir durum.

    Kızılbaşlığı anlamamız için 500 sene öncesine gitmeliyiz. 500 sene öncesinde neler oldu? Özellikle Şah İsmail Hatayi’nin hayatını anlamamız lazım. Şah İsmail Hatayi kim? Nerede, hangi dönemde doğdu ve o dönemde neler oldu? Sadece inanç yönünden değil, o dönemin siyaseti, o dönemin beylikleri, o dönemin savaşları, o dönemin karşı karşıya gelen grupları ne yaptılar ki Kızılbaşlık kendini tekrardan bir organizasyon, bir inanç olarak gösterdi?”

    “UZAKTAN YAKINDAN ŞİİLİKLE ALAKAMIZ YOK”

    Akademisyen Yılmaz Kahraman, Aleviliğin hiçbir şekilde Şii inancıyla ilişkili olmadığını belirterek şöyle devam etti:

    Ali dediğimizde aklımıza hemen egemen olan Şia inancı geliyor. Şia deyince de İran akla geliyor. Ben İran’ı örnek olarak aldım. Azerbaycan’da da Türkiye’de de Şiiler var ama İran’da devlet dini olduğu için burada İran’dan bahsediyorum.

    İran, Ali taraftarı olduğu için bizde de şöyle bir algı oluşur; acaba biz de mi onlardanız? Sanki bu Ali taraftarları Mekke’de Medine’de Arap yarımadasında duramadılar, oradan İran’a kaçtılar ve İran’da Acemlerle karışarak daha değişik versiyonları olan Şii çıktı. Bu doğru değil. Biz inanç olarak uzaktan yakından Şiilikle hiçbir alakamız yok. Onlar her ne kadar ‘Aleviyiz’ diyorlarsa da 12 imamı, İmam Hüseyin’i zikrediyorlarsa da Şiilerin inancı bizimkinden çok çok farklı. Bunu sadece onlar camiye gidiyorlarsa biz cemevine gidiyoruz, onlar namaz kılıyorsa biz semah dönüyoruz diye anlamamak gerekiyor.

    Şiilerin yaratılış hikâyesi, mitolojileri, tanrı anlayışı, kitapları çok başka. Onların kadına bakış açısı çok değişik. Her konuda Şiiler bizden farklı. Yani Ali taraftarı olmamız sadece küçük ortaklıklarımız ama mesele inanca, teolojiye gelince biz onlardan çok farklıyız.”

    “ARAP ALEVİLİĞİ İLE ŞİİLİK ÇOK FARKLI İNANÇLAR”

    Yılmaz Kahraman’ın üzerinde durduğu bir diğer konu ise Arap Aleviliği ile Nusayrilik kavramı oldu. İki inancın birbirinden çok farklı temelleri olduğunu söyleyen Kahraman şöyle devam etti:

    “Suriye’de yaşayanlara ‘Arap Alevisi’ denilir. Bu isim orada yaşayanlara dışardan verilmiştir. Onlar kendisini ‘Arap Alevisi’ olarak adlandırmıyor. Kendilerini adlandırmaları çok başka. Tabi bunu bilimsel anlattığımızda şuna dikkat etmemiz gerekiyor; bir grup kendisini nasıl adlandırıyor, bir grup dışarıdan nasıl adlandırılıyor? Bunlar çok farklı oldular. Mesela ‘Arap Alevisi’ dediğimiz inanç grubuna dışarıdan bazen ‘Nusayri’ deniliyor. Arap Alevileri bu kavramı kabul etmiyorlar. ‘Evet, bizim âlimlerimizden biri Muhammet İbin Nusayir. Ama biz onun yolunda değiliz. O sadece bizim âlimimiz’ diyerek algılıyorlar.

    Onların kendilerini adlandırmaları da çok daha değişik. İlk etapta sanki Şiiliğin değişik bir versiyonuymuş gibi algılanıyorlar ama bu da doğru değil.

    Arap Aleviliği, Şiilik çok çok farklı şeyler. Arap Alevilerinin inancı gizlidir. Hiç kimseye açıklamazlar. Erkek çocuklar 13-14 yaşına geldiklerinde bu inancı o gençlere veren rehber amcalarından Arap Aleviliğinin sırlarını öğreniyorlar. Bunlar bu merasimde, bu seremonide kırk kere yemin ediyorlar ki bu bilgileri, bu sırlarını hiç kimseyle paylaşmayacaklarına dair tekrar tekrar yemin ediyorlar.

    Bu seremoni, bu ayinle ilgili sadece erkeklerle yapılıyor. Kadınlara bu sır verilmiyor. Neden? Çünkü Arap Alevilerin inancına göre kadınların ruhu yok. Bu sırrı kesinlikle ne eşlerine, ne kızlarına, ne de annelerine açarlar, dışarıda arkadaşlarıyla hiç konuşmazlar. Onlar ibadetlerini gizli yapıyor. İbadete sadece erkekler alınıyor, kadınlar dışarıda olan bir odada beklerler, dışarıda beklerler ancak ibadetten sonra kadın erkek birlikte sofraya oturabilirler. Ayrışan yanlarımız nerede, ya da biri aslında ‘Siz Müslümansınız’ dediğinde neden Müslüman değiliz? Aynı şey Arap Alevileri için de geçerli.”

    PİRHA/ANKARA

  • Mersin’de Gadir Hum bayramı kutlandı-VİDEO

    Mersin’de Gadir Hum bayramı kutlandı-VİDEO

    PİRHA-Arap Alevilere özgü Gadir Hum bayramı binlerce kişinin katılımıyla Mersin’de coşkuyla kutlandı.

    Haberin videosu

    Merkezi Mersin’de bulunan aralarında Arap Alevilerin yoğun olduğu Kilikya Nehir Sosyal Dayanışma ve Kültür Derneği, Gadir Hum bayramını kutladı.

    Açılış duasını Şeyh Ali Yıldız yaptı. Deyişlerle devam eden programın ardından kısa bir konuşma yapan Toroslar Cemevi Başkanı Hüseyin Değerli, “Alevilerin Hz. Ali’ye duydukları sevgiyi saygıyı kelimelerle ifade etmek kadar zor bir şey yoktur. Aleviler sevgisinden kederinden Nevruzda, cemde kendini Hz. Ali ile birleştirir. Dar ağaçlarına meydan okuyan Pir Sultan Abdal’ın, derisi yüzülerek öldürülen Hallac-ı Mansur’un, 12 imamların yolundadır Aleviler. Aleviler her geçen yüzyılda kendini yenilemektedir. Ülkemizde birlik beraberliğini istiyoruz. Dış güçler ülkemizden elini çekmeli, ülkemize sahip çıkmalıyız. Fırsatçılara, fesatçılara izin vermeyelim. Türk’ü, Kürt’ü, Alevi’si, Laz’ı Çerkez’i gelin hepimiz bir olalım.” diye konuştu.

    Ardından söz alan Kilikya Nehir Sosyal Dayanışma ve Kültür Derneği Genel Başkanı Ahmet Verde, yeni binalarının açılışında emeği geçenlere ve destek sunanlara teşekkür etti. Verde, “Bizler sadece Hz. Ali’nin yolundan gitmekle değil Ali’nin doğrularıyla hareket edeceğiz. Hz. Ali’nin düşmanıyla da mücadelemizi sürdüreceğiz. Bayramlarımızın olması bir arada dayanışma içinde olmamız içindir. İnancımızı kültürümüzü tanıyalım ve tanıtalım.

    Program, Arap Alevilere özgü olarak hrisi yemeği dağıtımı devam etti.

    PİRHA/MERSİN

  • ‘Halklar ve İnançlar Kendini Anlatıyor’ program dizisinde söz Arap Alevilerde

    ‘Halklar ve İnançlar Kendini Anlatıyor’ program dizisinde söz Arap Alevilerde

    PİRHA- HDK Halklar ve İnançlar Komisyonu’nun “Halklar ve İnançlar Kendini Anlatıyor” ismiyle başlattığı program dizisinin ikincisinde Arap Alevileri kendini anlatacak. Program 19 Mayıs Pazar günü saat 15.00’te HDK Genel Merkezi’nde gerçekleştirilecek. 

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Halklar ve İnançlar Komisyonu “Haklar ve İnançlar Kendini Anlatıyor” ismiyle program dizisi başlattı. Geçtiğimiz hafta ilki gerçekleştirilen programda Aleviler  kendini anlatmıştı. İkinci programda da Arap Alevileri kendilerini anlatacak.

    Gazeteci Musa Özuğurlu’nun Arap Alevilerinde Hz. Ali ve Ehl-i Beyt’in önemini dile getireceği programda Ahmet Kara Hatay Alevi toplumunun özgünlüğüne yer verirken Tevfik Usluoğlu tarihsel, kimliksel, inançsal boyutlarıyla Arap Alevilerini anlatacak.

    Program 19 Mayıs Pazar günü saat 15.00’te HDK Genel Merkezi’nde gerçekleştirilecek. (HABER MERKEZİ)