Etiket: arap

  • Avrupa Arap Alevileri Federasyonu’ndan Humus tepkisi!

    Avrupa Arap Alevileri Federasyonu’ndan Humus tepkisi!

    PİRHA- Humus’ta Alevi sivillere yönelik saldırılara tepki gösteren Avrupa Arap Alevileri Federasyonu, “Bugün Humus’ta yaşananlar karşısında uluslararası toplumun süregelen sessizliği artık hiçbir şekilde mazur görülemez. Bu sessizlik ahlaki bir çöküş, hukuki bir sorumluluk ihlali ve siyasi bir tercihtir. Alevi sivillere yönelik bu saldırılar, uluslararası hukuka göre insanlığa karşı suç teşkil etmektedir. Uluslararası toplumun bu suça karşı sorumluluğu vardır” dedi.

    Avrupa Arap Alevileri Federasyonu (AAAF), Humus’ta Alevi ve Hristiyanlara dönük saldırılara dair açıklama yaptı.

    Humus’ta Alevi sivillere yönelik saldırıların yeniden artmasını, Suriye’de uzun yıllardır sistematik biçimde yürütülen Alevi karşıtı nefret kampanyasının ve mezhepsel şiddetin açık bir devamı olarak değerlendirilen açıklamada, “Son 48 saat içinde Humus’un özellikle Hamah, Karam ve al-Qussur mahalleleri hedef alınmış; evler ateşe verilmiş, siviller kaçırılmış, öldürülmüş ve yaralanmıştır. Bu saldırılar sivil silahlı gruplar ve mezhepçi milisler tarafından organize edilmiş ve yürütülmüştür. Bu olaylar münferit değil; örgütlü, planlı ve kimlik temelli bir şiddet dalgasının parçasıdır” denildi.

    “SESSİZLİK SİYASİ VE STRATEJİK BİR TERCİHTİR”

    AAAF’nin açıklamasının devamında şunlar dile getirildi:

    “Bugün Humus’ta yaşananlar karşısında uluslararası toplumun süregelen sessizliği artık hiçbir şekilde mazur görülemez. Bu sessizlik ahlaki bir çöküş, hukuki bir sorumluluk ihlali ve siyasi bir tercihtir. On yılı aşkın süredir Suriye’nin farklı bölgelerinde Alevilere yönelik gerçekleşen saldırılar, kaçırmalar, işkenceler, toplu infazlar ve zorla yerinden etmeler uluslararası hukuk literatüründe açıkça tanımlanmıştır: bunlar ağır insan hakları ihlalleridir, suçtur ve cezasız bırakılamaz. Ancak devletler, uluslararası kurumlar ve bölgesel aktörler bu suçların belgelenmesine ve defalarca dile getirilmesine rağmen kayda değer hiçbir adım atmamıştır.

    Bu nedenle açıkça soruyoruz: Amaç nedir? Alevi halkı yok sayılmak mı istenmektedir? Bu kadim topluluk “Kızılderililer” gibi kültürel, demografik ve tarihsel bir silinmenin hedefi midir? Hayatta kalanların bir gün etnografik müzelerde “Kaybolmuş Halklar” olarak sergilenmesini mi bekliyorsunuz? Eğer amaç bu değilse, uluslararası toplumun bugünkü suskunluğunu başka nasıl açıklayacağız? Avrupa’nın İnsan Hakları Kurumları neden bu saldırıları gündemine almıyor? Büyük güçler neden mezhepsel kimliğe dayalı sistematik şiddeti görmezden gelmeye devam ediyor? Neden hiçbir koruyucu mekanizma işletilmiyor?

    Biz, bu soruların cevabını artık “ihmal” veya “bilgisizlik” olarak görmüyoruz. Bu sessizlik siyasi ve stratejik bir tercihtir ve bunun sonuçları ağırdır. Avrupa Arap Alevileri Federasyonu olarak, Humus’ta gerçekleşen bu elim ve vahim saldırıları nefretle kınıyoruz. Alevi sivillere yönelik bu saldırılar, uluslararası hukuka göre insanlığa karşı suç teşkil etmektedir. Uluslararası toplumun bu suça karşı sorumluluğu vardır.”

    KURUMLARA HAREKETE GEÇ ÇAĞRISI

    AAAF, yaptığı açıklamada, taleplerini şöyle sıraladı:

    “-Birleşmiş Milletler, Humus’taki saldırılara ilişkin acilen bağımsız ve yetkili bir soruşturma mekanizması kurmalı; failler ve yönlendiriciler isim isim kayda alınmalıdır.

    -Avrupa Birliği, Alevi toplumunu “yüksek risk altındaki savunmasız topluluklar” kategorisine dahil etmeli ve koruma programlarını derhâl devreye sokmalıdır.

    -Uluslararası insan hakları kuruluşları, saldırıları görünür kılmalı; mağdurların tanıklıklarını sistematik biçimde doğrulayıp raporlamalıdır.

    -Bölgede etkin güçler, mezhepsel şiddeti teşvik eden ve organize eden yapılara karşı net, açık ve yaptırıma dayalı bir politika benimsemek zorundadır.”

    “SUSMAYACAĞIZ”

    Alevi toplumunun yaşananlara karşı suskun kalmayacağını belirten AAAF, “Bu halk yok olmayı beklemeyecek; kendi varlığını, kültürünü ve insan onurunu savunacaktır. Bugün Humus’ta yakılan her ev, sadece bir bina değil; bir halkın hafızasının, bir annenin geleceğinin, bir çocuğun umudunun yakılmasıdır. Bu yangını görmezden gelen herkes, tarihin ve hukukun karşısında hesap vermek zorunda kalacaktır. Bu saldırıları durdurmak, yalnızca Alevilerin değil; insanlık onurunu savunduğunu iddia eden herkesin sınavıdır” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/ALMANYA

  • SYKP’den gözaltı operasyonlarına tepki: İşte bu birleşik mücadeleden korkuyorlar!-VİDEO

    SYKP’den gözaltı operasyonlarına tepki: İşte bu birleşik mücadeleden korkuyorlar!-VİDEO

    PİRHA – Sosyalist Yeniden Kurtuluş Partisi’nden (SYKP) İstanbul merkezli yapılan gözaltı operasyonuna tepki geldi. SYKP Eş Genel Başkanı Mertcan Titiz, yaptığı açıklamada “İktidar, HDK’yi var eden güçlerle hesaplaşmak ve ‘ortak yaşam için ortak mücadele’ çağrısı yapanları cezalandırmak istemektedir” diye konuştu.

    İstanbul merkezli 10 ilde gerçekleşen ev baskınlarıyla gazeteciler Ercüment Akdeniz ile Yıldız Tar, sanatçı Pınar Aydınlar, DBP, DEM Parti, Devrimci Parti, EMEP, ESP, HDK, SYKP, Yeşil Sol Parti üyesi çok sayıda kişi gözaltına alındı.

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklamada, Halkların Demokratik Kongresi’ne yönelik yürütülen soruşturma kapsamında 60 kişi hakkında gözaltı kararı verildiği, İstanbul merkezli operasyonda 10 ilde en az 52 kişinin gözaltına alındığı bildirildi. Dosyada gizlilik kararı bulunurken, gözaltındakilerin avukatlarıyla görüşmesinin de 24 saat boyunca kısıtlandığı bilgisi verildi.

    “İKTİDARLARINI KAYBETMEKTEN KORKUYORLAR”

    Sol sosyalist partiler ile gazeteci ve sanatçıların da gözaltına alınmasına ilişkin SYKP Eş Genel Başkanı Mertcan Titiz, açıklama yaptı. Parti Genel Merkezinde yapılan basın açıklamasında Titiz, ‘Ortak yaşam için ortak mücadele’ çağrısı yapanları cezalandırmak istemekteler” diyerek şu sözlere yer verdi:

    “AKP-MHP faşist bloğu, bu sabah toplumsal muhalefete yönelik saldırılarının yeni bir halkasını gerçekleştirerek aralarında yoldaşlarımızın da bulunduğu onlarca demokratik yaşam savunucusunu gözaltına aldı. Bu saldırılar faşist iktidar bloğunun toplum nezdinde hiçbir meşruiyetinin kalmadığının açık bir göstergesidir. İktidarın, topluma baskı, yoksulluk ve çatışma dışında vaat edeceği hiçbir şey kalmamıştır. İşçiler, emekçiler, farklı inanç ve kimlikler, kadınlar, LGBTİ+’lar ve gençler, bu karanlık iklime karşı itirazlarını yükseltiyor. Türkiye’nin dört bir yanında fabrikalarda ve sokaklarda AKP-MHP faşizminin boyunduruğuna karşı duruyorlar. Bugün emekçilerin özgürleşmesi, demokratik bir toplumun inşası ve eşitlik mücadelesi için toplumun farklı kesimlerinden yükselen sesler ortak bir mücadele anlayışında birleşmektedir. İşte bu birleşik mücadele, faşist bloğun korkularını büyütmektedir. Evet, iktidarlarını kaybetmekten korkuyorlar. Çünkü atadıkları kayyumlar ile halkın iradesini gasp etmekte, hukuku ayaklar altına almaktadırlar. Korkuyorlar, çünkü bugüne kadar emekçi hakların yaşamlarından çalarak ayakta kaldılar. Ve evet korkuyorlar, çünkü eşitsizlik ve geleceksizlik kıskacında sıkışan kesimler yaşamlarını geri istiyor.

    Tüm bu mücadeleleri ortak bir çatı altında yürütmek için 2011 yılında Türkiye’de sosyalistler, demokratlar, Kürtler, Aleviler, Ermeniler, Araplar, kadınlar, gençler ve LGBTİ+’lar hep birlikte Halkların Demokratik Kongresi’ni kurdu. Bugünkü operasyon ve gözaltılar açıkça göstermektedir ki iktidar, HDK’yi var eden güçlerle hesaplaşmak ve ‘ortak yaşam için ortak mücadele’ çağrısı yapanları cezalandırmak istemektedir. Ortaya atılan suçlamalar düzmece ve mesnetsizdir. Bu AKP-MHP faşist bloğunun toplumsal mücadele güçlerine yönelik ilk komplosu değildir. Ancak geçmişteki komplo davalarında nasıl boyun eğmediysek bu kumpası da ortak mücadele ile boşa düşüreceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Hatimoğulları: Bunların hırsızlıkları bitmiyor!

    Hatimoğulları: Bunların hırsızlıkları bitmiyor!

    PİRHA – DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Mardin’de yaptığı konuşmada belediyeye ait taşınmazların kayyum yönetimi tarafından devredilmesini eleştirdi. “Bunların hırsızlıkları bitmiyor” diyen Hatimoğulları, Savur ilçesine ciddi oranda oy kaydırıldığını da açıkladı.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, seçim çalışmaları kapsamında Mardin’deydi. Savur ve Midyat’ta gerçekleştirilen halk buluşmalarına katılan Hatimoğulları, Süryani Federasyonu ve esnafı da ziyaret etti.

    “DUYGU SÖMÜRÜSÜ YAPIYOR”

    Midyat’taki halk buluşmasında konuşan Hatimoğulları, AKP-MHP Hükümetinin ayrımcı politika izlediğini belirterek şunları söyledi:

    “Keşke Türkiye’de her yerde halklar buradaki gibi barış ve kardeşlik içinde yaşayabilse. Ama ne yazık ki mevcut devlet anlayışı ve şimdiki iktidar buna müsaade etmiyor. AKP iktidarı, küçük ortağıyla beraber her an ve her yerde ırkçılığı, toplumsal kutuplaşmayı ve ayrışmayı geliştiriyor. Halkların birbiriyle sorunu yoktur. Kürt’ün Türk ile Türk’ün Kürt ile Süryani’nin Arap ile hiçbir sorunu yoktur. Ama onlar halkları birbirine kırdıran, ırkçı, ayrımcı bir politika izliyorlar. Buradan, Mardin’den, kardeşlik kentinden bütün Türkiye’ye sesleniyoruz: Halklar kardeştir, kardeş olmaya devam edecektir.

    Çeyrek asırdır bu ülkeye çöreklenen AKP iktidarı ve ortakları şimdi sahalara çıkıp demokrasi dersi veriyor. Dün Erdoğan, ‘Ben siyaseti bırakacağım, sizden son bir kez oy istiyorum’ demiş. Erdoğan 2009’dan beri ‘Ben siyaseti, görevimi tamamladım’ diyor ama 4 kez daha seçimlere girdi. Yalancının mumu yatsıya kadar yanar. AKP’nin ampulü zaten patlamak üzere ve onu da biz hep beraber patlatacağız. Zaten Erdoğan Anayasa’ya aykırı bir şekilde aday oldu. Tartışmalı bir adaylıkla şu an cumhurbaşkanlığını yürüten bu zat, “Son kez sizden oy istiyorum” diyerek duygu sömürüsü yapıyor.

    “İNSANLAR AÇLIK VE YOKSULLUKLA İMTİHAN EDİLİYOR”

    Halkta ağır yoksulluk, geçinememe ve aş bulamama hali o kadar derinleşmiş ki adeta bir dokunuyoruz, bin ah işitiyoruz. İnsanlar açlıkla ve yoksullukla imtihan ediliyor bu iktidar tarafından. 50 milyona yakın bir nüfus bu ülkede açlık ve yoksulluk sınırında yaşıyor. Bakın İşsizlik Fonu diye bir şey var. Bu fon ne için olur? İşsiz kalan insanlara geçinebilecekleri asgari bir ücreti vermek için. Ama bunlar İşsizlik Fonunu bile yandaşlarına yedirdiler. Derler ya ak akçe kara gün içindir. Ne yazık ki bizim kara gün için ayrılan akçemize AKP kondu. Hakkımızı helal etmiyoruz. Toplum bu kadar ağır yoksullukla ve işsizlikle karşı karşıya iken, insanlar bir kilo eti evine götüremezken, bu iktidar İHA ve SİHA’lara para yatırıyor. Niçin bu paraları yatırıyor? Rojava’daki kardeşlerimizi katletmek için, Türkiye’deki halklara zulmetmek için. Biz bir kez daha diyoruz ki silaha, mermiye, İHA ve SİHA’ya değil halka ve yoksula bütçe! Bizlere, açlara ve yoksullara sabır telaki edenlere de şunu söylüyoruz: Bize ya sabır ya savaş dayatmasında bulunamazsınız. Biz ‘savaşa hayır, barış hemen şimdi’ diyoruz.

    “İLK İŞ, KADIN DAİRE BAŞKANLIKLARIMIZI KURACAĞIZ”

    Eş Başkan Adaylarımız Sevgili Hüda Erdem Aslan, Hikmet Duman. Midyat onlara teslim. Onlar 31 Mart seçimlerinde Midyat’ın Eş Başkanları olarak Midyat’a en güzel hizmetleri getirecekler. Mardin Büyükşehir Belediyesi biliyorsunuz bizdeydi ve kayyım atandı. Eş Başkan Adaylarımız Sevgili Devrim Demir ile Ahmet Türk abimiz çok kıymetli iki isim. Projelerimizi bu dönem tek tek hayata geçireceğiz. Kayyım geldikten sonra kapatılan çok sayıda kadın kurumu var. Eş başkanlık sistemi bizim için çok önemli ve bedeli ne olursa olsun asla vazgeçmeyeceğimiz çizgimizdir. Biz kadınlar, eş başkanlarımızla beraber belediyelerimizde ilk iş olarak kadın daire başkanlıklarımızı kuracağız. Aynı zamanda kadın danışma merkezleri, kadınlara meslek edindirme kursları, kadınların ürettiklerini satabilecekleri pazarları yaratmak dün olduğu gibi bugün de ilk işimiz olacak. Ve burada biz kadınlara çok büyük görevler düşüyor, “Jin, Jiyan, Azadî” sloganını yükseltme görevi düşüyor.

    “BUNLARIN HIRSIZLIKLARI BİTMİYOR”

    Şimdi bahsedeceğim konu çok önemli ve bunu bütün Türkiye kamuoyu duysun istiyoruz. Mardin’in taşınmazlarını devretmişler. Bu bilgilere yeni yeni sahip oluyoruz. Malmet Kadın Merkezi’ni, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na devretmişler. Sanat Akademisi’ni, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devretmişler. Gençlik Merkezi’ni Gençlik ve Spor Bakanlığı’na devretmişler. Kamor Tesislerindeki düğün salonunu, tiyatro sinema salonunu ve park ve dinlenme alanlarını Milli Emlak’a devretmişler. Bunların hırsızlıkları bitmiyor, müflis tüccar gibi adeta taşınmazları devretmişler. Müflis tüccar gibiler. Bir daha iktidara gelemeyeceklerini biliyorlar ya, kayyım atayamayacaklarını biliyorlar ya, şimdi ne çalarsak ne devredersek kardır diyorlar. Bu hırsızları 31 Mart seçimlerinde gönderecek miyiz? Kayyımcı anlayış sadece bahsini ettiğimiz hırsızlıkları yapmıyor. Bakın önümüzdeki seçimleri çalmaya çalışacaklar. Bunun için çalışma yürüttüklerini çok iyi biliyoruz. Nedir yürüttükleri çalışma? Başka yerlerden oy kaydırıyorlar buralara. Örneğin Savur’a ciddi bir oy kaydırmışlar. Ama biz örgütlü bir halkız ve onların bu oyunlarına asla baş eğmeyiz. Ve onların bu oyunlarını tek tek boşa düşüreceğiz. Bunun için sizden istirhamımız hep beraber bunun çalışmasını yürütmek. Sizden ricamız hangi kentte olursa olsunlar eş dost akrabalarınızı aramanız ve oy kullanmalarını sağlamanız. Türkiye’nin hangi kentinde olursa olsunlar, en yakın DEM Parti ilçe binasına gidip isimlerini yazdırsınlar. Biz onların buraya gelip oy kullanmalarını sağlayacağız.

    Değerli arkadaşlar; AKP’ye verilen her oyda aynı zamanda MHP çıkmaktadır, ırkçılık ve milliyetçilik çıkmaktadır. Buna halklar bahçesi olan Mardin asla izin vermeyecektir, yürekten inanıyoruz. Kürtleri düşman olarak görenlere; halkları, dilleri ve kültürleri düşman olarak görenlere verecek tek bir oyumuz yok. Sözlerimi tamamlarken cezaevinde bulunan arkadaşlarımızın selamlarını getirdim size. Amed’in gururu Sevgili Gültan Kışanak şimdi Ankara Büyükşehir Belediye Eş Başkan Adayımız. Onun selam ve sevgilerini getirdim size. Figen Yüksekdağ’ın, Sebahat Tuncel’in, Leyla Güven’in, Selahattin Demirtaş’ın selam ve sevgilerini getirdim size. Adalet nöbeti tutan beyaz tülbentli onurlu analarımızın selamını getirdim sizlere. 31 Mart akşamı DEM Parti’nin Mardin’de büyük zaferini kutlamak üzere yolumuz açık olsun. Serkeftin.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Gökhan Yaralı, 8 yıldır vücudunda şarapnel parçalarıyla yaşıyor: Çocuklarımız için gitmiştik-VİDEO

    Gökhan Yaralı, 8 yıldır vücudunda şarapnel parçalarıyla yaşıyor: Çocuklarımız için gitmiştik-VİDEO

    PİRHA – Ankara’da IŞİD çeteleri tarafından yapılan 10 Ekim Gar Katliamı yaralılarından Gökhan Yaralı, yapılması planlanan anma törenine dair konuştu. Yaralı, kamu idaresinin tutumunu eleştirerek, “Orası bir kurban mezbahanesi olsaydı ve o kadar kan aksaydı, onun bile üzerinden bu kadar rahat geçilmezdi. Her şeyden önce orada ölenlerin, biber gazı yemeden anılabilmelerini isterim” dedi.

    Ankara’da 10 Ekim 2015’te yaşanan katliam cumhuriyet tarihinin en kanlı saldırısı olarak kayıtlara geçti. 44 şehirden Ankara’ya gelen insanlar katliam sebebiyle yaralandı veya hayatını kaybetti.

    “Barış, kardeşlik ve demokrasi” talebiyle Ankara’da yapılacak miting için gar önüne gelenler, 10:04’te iki IŞİD’linin patlattığı bomba sonucu adeta bir savaş meydanının ortasında kaldı. O an hayatta kalabilenler, polisin sıktığı biber gazı ile adeta ikinci bir şok yaşadı.

    5 Haziran Diyarbakır ve 20 Temmuz Suruç Katliamı’nın ardından 10 Ekim Ankara Katliamı ile ülke adeta bir kaos ortamına dönüştü. “3 kardeş katliam” diye adlandırılan silsile adeta göz göre göre çok sayıda insanın yaşamını kaybetmesine sebep oldu.

    “BU YAŞAM İNSANI YORUYOR”

    103 kişinin yaşamını yitirdiği Ankara Gar Katliamı’ndan yaralı kurtulan Gökhan Yaralı, 8. yılın ardından yaşadıklarını PİRHA’ya anlattı.

    Patlamadan sonra %94 engelli kaldığını belirten Gökhan Yaralı, duyma kaybıyla birlikle bir bacağını da bu saldırıda yitirdi. Tedavi sürecinin halen devam ettiğini belirten Yaralı, “Kasıktan bacağın koptuğu yere kadar atardamarım yok. Atardamar olmadığı için aynı zamanda kalp ve tansiyon hastasıyım. Artık yorulduğum için hastaneye de çok sık gidemiyorum ama mecburen iki üç ayda bir gitmem gerekiyor. Mecburen artık tedavim aksıyor. Çünkü bu yaşam insanı yoruyor. Bir de Türkiye’de hastaneye gitmek zulüm. Ya paran olacak özel hastaneye gideceksin ya da diğer türlü çok zor. İlk 2 yıl bizlerden ‘Gazi’ statüsü ile özel hastaneler muayene farkı almıyordu, sonrasında onu da kaldırdılar” diye belirtti.

    8 YILDIR BEDENİNDE ÇOK SAYIDA ŞARAPNEL BULUNUYOR

    Gökhan Yaralı, 10 Ekim’deki patlama sebebiyle vücudunun birçok yerinde şarapnel parçalarının olduğunu da söyledi. Engelleri sebebiyle yaşantısının tümüyle değiştiğine vurgu yapan Yaralı, “Vücudumda şarapnel olduğu için yürümekte çok büyük zorluk yaşıyorum. Kıkırdak yapısı olmadığı için sürekli kollojen kullanıyorum. Ağrılarım sebebiyle sürekli ağrı kesici ilaçlar alıyorum. 150 metre üzerinde bir yürüyüş yapınca ciddi zorluklar yaşıyorum artık. İstediğim yere gidemiyorum” dedi.

    “O EMNİYET MENSUBUNUN BOMBAYI PATLATANLARDAN FARKI NE?”

    Gökhan Yaralı, katliama dair yürütülen dava sürecini de değerlendirdi. Duruşmalara giderken yaşadığı hissiyatı paylaşan Yaralı, şöyle devam etti:

    “Talepler belli, hakemin reddedeceği belli, aranan iki üç kişi var, onların aranmasına devam yönünde hep aynı kararlar çıkıyor. Biliyoruz ki Sivas Katliamı gibi zaman aşımı kararı verilip düşürülecek. Katliam davaları için bu gelenek haline geldi. Hrant Dink olayı da bir katliamdır. Failler, ihmaller, yargılananlar hep belli. Bu davalar Türkiye tarihinde genel olarak zaman aşımına gidiyor. Bu tür katliamların her birinde bir kamu eksiği muhakkak var. Bir şekilde bu kamu görevlilerinin cezalarını çekmesi gerekir ki bunun temel sebebi şu; ondan sonraki olacak olaylarda bu görevlilerin, görevlerini daha dikkatle yapabilmeleri; yani Sivas’ta gözler önünde, canlı yayında insanlar yandı. Peki kaç kamu görevlisi ceza aldı? Orada eğer 2 kamu görevlisi ceza alsaydı bugün bunlar olur muydu? İhmaller insanların yanlarına kar kalırsa bu ‘ihmaller’ devam eder. Yani bir emniyet mensubu çıkıp ‘Evet biz ihbar aldık ama bildirmedik. Çünkü sürekli ihbar alıyoruz’ diyebiliyor. İnsanlar, çocuklar öldü… Emniyetin temel görevi ihbarı bildirmek değil mi? Böyle bir ihmalkarlık olur mu? Bunu yapanın bombayı patlatanlardan farkı ne?”

    “DEMİR OLSAM ÇÜRÜRDÜM, TOPRAK OLDUM DAYANDIM”

    Her yıl 10 Ekim’de yapılmak istenen anma programına dair de konuşan Gökhan Yaralı, kolluk güçlerinin yasaklama kararını da eleştirdi. Katliamın yapıldığı yere halen anıt dikilmediğinin de altını çizen Yaralı, şunları söyledi:

    “103 insanın hayatını kaybettiği, 500 civarında insanın yaralandığı, anlık savaş meydanından daha kanlı bir olay yeri… Katliamın yapıldığı yere dair bir önceki belediyeden, validen anıt yapılması yönünde karar çıkıyor ancak halen orada hiçbir şey yok. Orası bir kurban mezbahanesi olsaydı ve o kadar kan aksaydı, onun bile üzerinden bu kadar rahat geçilmezdi. Yaşar Kemal’in bir sözü var ‘Demir olsam çürürdüm, toprak oldum dayandım’ diye. İnsanın yüreği yanıyor; arkadaşların, dostların, çocuklar o alanda paramparça oldular. Hayatını kaybedenlere karşı saygı duymak bu kadar mı zor? Bu insanlar para pul istemediler; emek, demokrasi, barış mitingi için geldiler. Orada Türkler, Kürtler, Ermeniler, Lazlar, Çerkezler, Aleviler, Sünniler ölmedi; bu toplumda ne kadar mozaik varsa her birinden insan öldü veya yaralandı. Orada işçi de memur da vardı. Yani Türkiye’nin her rengi oradaydı. Yozgatlı da, Rizeli de Diyarbakırlı da, Vanlı da Edirneli de vardı. Türkiye’de hangi mitingde bu kadar rengi toparlayabilirsin? Her birinin kanı oraya karıştı. Ben şu an o insanların arzularının karşılık bulmasını isterim. Emeğe saygı duyulmasını, demokrasiye kavuşmayı isterim. Her şeyden önce orada ölenlerin, biber gazı yemeden anılabilmelerini isterim. 2 saatliğine trafiği kapatmak çok mu zor? İnsanlar gelir, ağıtını yakar, çocuğunun en son düştüğü yere karanfilini bırakır ve gider. Bu kadar mı zor?”

    “ÇOCUKLARIMIZA DAHA GÜZEL DÜNYA BIRAKMAK İÇİN…”

    10 Ekim’de yapılacak anmaya dair de çağrı yapan Gökhan Yaralı, “O gün o alana giden on binlerin talebi evrenseldi. Her birinin yerine getirilmesini isterim. O meydanın adını ‘Demokrasi Meydanı’ koymakla olmuyor, taleplerin karşılık görmesi lazım. Çünkü biz o meydana gelirken Türkiye’nin konjonktürü de çok değişikti; öncesinde Diyarbakır’da, Suruç’ta katliamlar oldu ve Ankara ile İstanbul’da da olacağı söyleniyordu. Ben de dahil insanlar oraya giderken böyle bir patlamanın olabileceğini düşündük ve kendi aramıza ‘Gitmeli miyiz?’ diye sorguladık. En son şuna karar verdik ‘Evet Diyarbakır’da, Suruç’ta katliamlar oldu. Ankara’da da bu terör örgütünün eylem yapma ihtimali vardı ama ‘çocuklarımıza daha güzel dünya bırakmak için gerekirse gideceğiz, gitmeliyiz’ dedik” ifadelerini kullandı.

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • FEDA: Müdahaleyi geciktiren devlet büyük kayıplara neden olmuştur

    FEDA: Müdahaleyi geciktiren devlet büyük kayıplara neden olmuştur

    PİRHA – Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) 10 ili etkileyen ağır depreme ilişkin devletin yaklaşımını eleştirerek, Devlet başından beri deprem bölgesinde bulunmamış, depremin yaşandığı ilk dört günden sonra kısmi görünse de bu kez İŞİD’çi, ırkçı slogan ve tekbirlerle vatandaşları ayrıştırmıştır” ifadelerini kullandı.

    Depremin üzerinden bir hafta geçse de yaşanan mağduriyet gün geçtikçe artıyor. Enkazlardaki arama kurtarma çalışmalarının henüz tam anlamıyla yapılmadığına dikkat çeken FEDA, devletin, deprem bölgesine dönük politikalarını eleştirdi.

    “Bu katıksız düşmanlığı, vahşi ve barbarlığı yüzyıldır halkalarımıza yaşatan nahak zihniyet, insanların cesetlerini sokaklara terk etmiş, acıyı yaşayan canlarımıza insanlık dışı muamelelerle yaklaşmış, cenazelerin motosiklet ve kamyonetler üzerinden taşınmasından utanç duymamıştır” denilen açıklamada ırkçılık yapıldığı vurgusu da öne çıktı.

    “IRKÇI ZİHNİYETİ ŞİDDETLE KINIYORUZ”

    FEDA’nın yazılı açıklamasında, hiçbir insani ve dini görevin yerine getirilmeden cenazelerin gömüldüğü ifade edilerek şöyle devam edildi:

    “Türkiye ve Kürdistan’da büyük bir felaket ve travma yaşanıyor. Deprem bölgesi, Kürt, Arap Alevi coğrafyasıdır. İktidar bu nedenle yapılması gerekenler yerine, Kürt, Arap, Alevi kırımına seyirci kalmış, Alevi katliamına dönüşmesinde taraf olmuştur.

    Depreme müdahale etmeyi kasıtlı olarak geciktiren devlet, halklarımızın karlı kış günlerinde enkaz altında soğukta daha çok acı çekmesine, büyük kayıplara neden olmuştur.

    İnsanlık dışı bu ırkçı zihniyeti reddediyor şiddetle kınıyoruz. Savaşa trilyon dolarları harcayan bu faşist zihniyet, canlarımıza kefeni çok görüyor, Hakk’a yürüyen canlarımızın pirüpak gitmesine müsaade etmiyor, geride kalan bebek ve çocukları kaçırmaktadır. Saraylarında, sırça köşklerinde her türlü olanak ve imkanı kendilerine hak gören bu nahak zihniyet, insanlarımızın tüm değerleriyle oynamakta, her türlü insani görevi yerine getirmekten bilinçlice kaçınmaktadır. Devletin enkaz altındakilerini hem çok erken, hem de en özenli şekilde çıkartması beklenirdi. Bu devlet olmanın zorunluluğudur. Aynı şekilde hayatını kaybeden insanlarımızın cenazelerini, ailelerinin bilgisi ve onayı ve gerekli dini ve insani görevleri asgari düzeyde yerine getirerek defnetmesi de temel görevidir. Bütün bunları ve daha fazlasını yapmak için devlet halklardan vergi almaktadır.

    Devlet başından beri deprem bölgesinde bulunmamış, depremin yaşandığı ilk dört günden sonra kısmi görünse de bu kez İŞİD’çi, ırkçı slogan ve tekbirlerle vatandaşları ayrıştırmış, Türkçü- Sünni İslam’ı topluma dayatmıştır. Bu faşist sloganların genellikle Kürt- Arap Alevi halkımızın yaşadığı alanlarda atılmış olması ise manidardır.

    FEDA olarak devletin Alevi ve Kürt halkının hassasiyetleriyle oynamasını, bu türden ırkçı ve gerici yaklaşımlarını şiddetle kınıyoruz. Bu tutumu, Kürt, Arap, Alevi halkının hem inancına hem kimliğine yönelik bir saldırı olarak görüyor ve reddediyoruz.”

     “HALKIMIZIN YANINDA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Açıklamanın devamında birlik ve beraberlik mesajı veren FEDA, “Bütün dergahlarımız, pirlerimiz ve analarımızla görev ve sorumluluklarımızı yerine getirmede dün olduğu gibi bugün de, yarın da hep halkımızın yanında olmaya devam edeceğiz. Halklarımızla nefes alacak, halklarımızın dertleriyle dertleneceğiz. Kimse ne halklarımızı yalnız görsün, ne de yapabileceklerimizi hafife alsın. Biz halkların bilinci, iradesi ve hafızasıyız. Halklarımızın özgür geleceği ve Alevi inanç hakikatini yaşatma mücadelesinde daha da kararlıyız.

    Bu vesileyle bir kez daha FEDA olarak tüm halklarımızın acısını paylaşıyor, başı sağolsun diyoruz. Hayatını kaybedenlerin devirleri daim olsun diyor, yaralılara acil şifalar diliyoruz.

    Toprak canlarımızı incitmesin” ifadelerini kullandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Büyük Alevi Kurultayı sonuç bildirgesi: Kültür Bakanlığı’na da torba yasaya da sığmayız!-VİDEO

    Büyük Alevi Kurultayı sonuç bildirgesi: Kültür Bakanlığı’na da torba yasaya da sığmayız!-VİDEO

    PİRHA -Yedi Alevi çatı örgütünün imzası ile Büyük Alevi Kurultayı’nın sonuç bildirgesi kamuoyuna duyuruldu. Verilen ortak mesajda “Eşit yurttaşlık” vurgusu yapılırken “Asimilasyon ve yok etme politikalarına karşı, Seyit Nesimi’nin dediği gibi iki cihana sığmayan bizler, Kültür Bakanlığına da torba yasaya da sığmayız” denildi. Bildirgede talepler sıralandı. 

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ile Demokratik Alevi Dernekleri’nin (DAD) “Laik ve demokratik Türkiye için“şiarıyla düzenledikleri ‘Büyük Alevi Kurultayı’ İstanbul Yenikapı Gösteri Merkezi’nde yapıldı.

    AKP-MHP hükümetinin cemevlerini Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesine alan kararına karşı binlerce Alevi yurttaş, İstanbul Yenikapı’da bir kez daha itirazlarını dile getirdi.

    Büyük Alevi Kurultayı’ndaki konuşmacıların ortak mesajı “Aleviliğin, siyasal iktidarlar tarafınca yönlendirilemeyeceği ve inancın resmi olarak tanınması” yönünde oldu.

    Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Dernekleri Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Demokratik Alevi Derneği imzası ile okunan sonuç bildirgesinde “Eşit Yurttaşlık” vurgusu yer aldı.

    “BİZ ALEVİLER, HALKLARI EŞİT VE KARDEŞ GÖRÜRÜZ”

    Dilek Odabaş tarafından okunan sonuç bildirgesinde, “Biz Aleviler bu tarihsel süreçte, karşı karşıya kaldığımız bütün kıyım ve saldırılara rağmen aydınlıktan yana durmaktan asla geri durmadık” denilerek şu ifadelere yer verildi:

    “Yaşadığımız çağda çok büyük sosyal, teknolojik, ekonomik ve siyasal gelişmeler yaşanmaktadır. Ancak bu gelişmelerin her zaman iyi yönde olduğunu söylemek mümkün değildir. Haksızlıklar, sömürü, açlık, sefalet, savaş ve doğanın tahribatı her gün daha da artmaktadır. Farklı kültürel ve toplumsal cinsiyet kimlikleri, farklı etno-dinsel ve yaşam tarzları devamlı baskı altında tutulmaya devam edilmektedir.

    Ülkemizde de bu sorunların fazlasıyla yaşandığına tanık olmaktayız. Türkiye’de tekçi, Türk-İslam sentezci uygulamalar hayatın her alanında kendini hissettirmekte ve iktidarın kurduğu sosyal ve politik baskı mekanizmalarıyla daha da kurumsallaştırılmaktadır. Zorunlu din derslerini kaldırmak bir yana eğitim daha da dinselleştirilmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı hayatımızın her alanına müdahale eden ‘fetva’larına devam etmektedir. Cemaat ve tarikatların önü açılarak yoksul halk yığınları kimliksizleştirilmekte ve her türlü istismara açık bırakılarak kullanılmaktadır. Kız çocukları ‘evlilik’ adı altında sistemli cinsel istismara maruz bırakılmakta ve sorumlular cezasız kalmaktadır. Toplumsal yaşam, başta kadınlar olmak üzere her türlü şiddete ve cinayete açık hale getirilmektedir. Gelir dağılımındaki adaletsizlik ile toplumun büyük bir kesimi her gün daha da yoksullaştırılmaktadır. Başta Kürt sorunu olmak üzere red, inkâr ve çatışmalar yüzünden insanlarımız hayatını kaybetmeye devam etmektedir. Baskı ve asimilasyon politikaları sonucunda halklar, inançlar ve kültürler mozaiği olan bu topraklar gittikçe çoraklaşmaktadır. Temel insan hakları yok sayılmakta, yeni yasaklamalar ve keyfi uygulamalarla ülkemiz bir hapishaneye dönüştürülmüştür.

    Laiklik, demokrasi, temel insan hakları, ifade özgürlüğü ve eşit yurttaşlık konularında ülkemiz her gün biraz daha kötüye gitmekte, mevcut anayasa bile uygulanamaz hale getirilmektedir.

    Rızalık toplumuna inanan bizler için, bu ülkede yaşayan, ayrımsız herkesin temel insan haklarından yararlanmasını ve eşit yurttaşlık temelinde bütün kimliklerin kendilerini özgürce ifade edebilecekleri laik ve demokratik bir anayasa, bizim açımızdan kaçınılmaz bir zaruriyettir.

    Yetmiş iki millete bir nazarla bakan biz Aleviler, halkları eşit ve kardeş görürüz. Her Alevi bilir ki Kürt de Ermeni de Laz da Rum da Arap da ve devletin inkâr ettiği her kimlik bizim açımızdan tartışmaya açılamayacak bir hakikattir. Bizim gözümüz halklar arasına sınır çizen devletin gözü değil, ermişin, dervişin, abdalın, seyidin, pirin, mürşidin, talibin ve cümle canların gözüdür.

    Geçmişe baktığımızda, herkes gibi biz de kıyımlardan geçmiş, asimilasyona uğramış ve inancını gizlice yaşamak zorunda kalmış bir topluluğuz. Bu gerçekliğin farkında olarak, toplumsal yüzleşme kaçınılmaz bir gerekliliktir.

    Ocaklarımızın bin yılı aşkın süredir, bin bir emekle bu günlere taşıdığı Alevilik, kentleş-meyle birlikte vakıf, dernek ve Cemevlerimizin kurulmasıyla yeni bir boyut kazanmış, daha görünür olmuş ve hak temelli mücadelesini geliştirmiştir. Bütün bunlar emekle ve tırnakla kazınarak elde edilmiştir. Devlet Alevilerin bu gelişme sürecine kayıtsız kalamamıştır. Bu sebeple, çalıştaylar düzenleyerek ve farklı biçimlerde ilişkiler kurarak sorunları çözmek yerine, yeni sorunlar yaratarak toplumu yanıltma yolunu seçmiştir.”

    “GERÇEK SORUNLARININ ÜSTÜ ÖRTÜLMEYE ÇALIŞILMAKTA, ASİMİLASYON POLİTİKASI SÜRÜYOR”

    Alevilerin içinde kendi Alevisini yaratma çabalarını sürdürmüş, tarihsel belleğinde olumsuz yer bulan tarihsel kişilikler öne çıkarılmıştır. Başta okullar olmak üzere kamu kurumları ve hayatın her alanında iktidar eliyle ayrımcılık hız kesmeden devam etmiş, ayrımcı uygulamalar ve nefret söylemleri bizzat iktidarın en yetkilileri tarafından ifade edilmiştir.

    İktidar, Diyanet İşleri Başkanlığı ve diğer kamu kurumlarının eliyle asimilasyon politikalarına hız kesmeden devam etmektedir.

    Son dönemde Alevilere yönelik çalışmalar hızlandırılarak birçok yeni uygulama hayata geçirilmiştir. İçişleri Bakanlığı eliyle Alevi toplumunun içinde çalışmalar yapılmakta ve Alevilerin sorunları maddi sorunlara indirgenerek Alevilerin gerçek sorunlarının üstü örtülmeye çalışılmaktadır. Alevilerin gerçek sorunları, doğrudan negatif ayrımcı esaslara ve siyasal rejimin ihtiyaçlarına göre yapılandırılmış ve kronik hale gelen sorunlardır.  Cumhurbaşkanı Erdoğan, Şahkulu Sultan Dergahı’nda yine her zaman yaptığı gibi Alevilerin kendi öz örgütlerini yok sayarak, çevresinde toplayabildiği kimi göstermelik, muhataplarıyla, sanki tüm Alevi toplumu ve örgütleri kendi arkasındaymış gibi, bir fotoğrafın önünde Alevilere sözüm ona müjde adı altında sözde demokratik bir reform paketini açıklamıştır.

    “KARARNAMELERİN ALEVİ TOPLUMUNDA KARŞILIĞI YOKTUR”

    Mecliste geçirilen torba yasa ve resmi gazetede ilan edilen Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ne demokratiktir, ne de müjdedir. Aksine bunlar Aleviliğin şimdiye kadar devlet gücüyle soluksuz bırakılmasının yeni bir aşamasıdır. Ancak, Alevi, toplumunda bunun bir karşılığı yoktur, beyhude bir çabadır.

    Bir inanç olarak, Aleviliği tüm yönleriyle kabul etmek yerine, Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı bir ‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ kurarak bizi hem inkâr etmekte hem de bir kültürel bir öğeye indirgeme çabası içine girmektedirler.

    Aynı zamanda Alevilerin sorunlarını, 17/18 Eylül 2022 ‘deki Hacı Bektaş deklarasyonunda ifade ettiğimiz üzere, Cemevlerinin elektrik, su sorunu, imar sorunu, dedelerimize ulufe diye dağıtılacak maaş sorununa indirgemektedirler.

    Bir taraftan da bizzat Cumhurbaşkanı ve devlet yetkilileri Aleviliği kendilerine göre tanım-lama çabalarına devam etmekte, Alevileri kendi içinde, İslam içi İslam dışı, Ali’li Ali’siz diyerek, hedef tahtasına koyma, kutuplaştırma ve bölme girişimleri yürütmektedirler.”

    “NE İSTEDİĞİMİZ DAHA İYİ BİLİNSİN DİYE…”

    “Anayasada Türkiye’nin laik, demokratik bir hukuk devleti olduğu belirtilmektedir. Ancak bütün uygulamalar laikliğin olmadığını göstermektedir. Biz Alevilerin, haklarını talep ederken Diyanet İşleri Başkanlığı’nın karşısında bir Alevi Diyaneti talep etmiyoruz. İstediğimiz laikliktir. Devletin tüm inançlardan elini çekmesi, laikliğe aykırı olan kurumların kapatılarak gerekli yasal ve anayasal düzenlemelerin yeniden yapılması ve toplumsal ilişkilerin dinsel temalardan arındırılması gerekmektedir.

    İnsanlığın büyük ilerlemeler kaydederek geldiği bu çağda, yaşadığımız ülkede geriye dönüp baktığımızda, yok sayılmayı ve büyük acılarla karşı karşıya bırakılmayı görüyoruz. Ancak biz Aleviler, nasıl bir ülkede yaşamak istediğimizi geçmişimizden aldığımız mirasla, tüm farklı toplumsal kesimlerle birlikte eşit, özgür, laik, demokratik ve hakça bölüşümün olduğu bir ülkede yaşama isteğidir.

    Bugüne kadar, Alevi toplumunun meşru kurumları, farklı zamanlarda ve değişik zeminlerde, kendi içinde, akademik çevrelerle, devletin ve iktidarın yetkili organlarıyla, siyasi partilerle, sivil demokratik çevreler ve kurumlarıyla defalarca, kongreler, sempozyumlar, çalıştaylar, toplantılar, görüşmeler gibi çok sayıda çalışmalar yaparak ne istediklerini çok açık ve net bir şekilde ortaya koymuştur. Ne istediğimiz daha iyi bilinsin diye, defalarca açıklamalar, mitingler, yürüyüşler ve benzeri etkinlikler gerçekleştirdik. Bu çalışmalarımızın büyük bir bölümünü tüm kurumlar ya birlikte gerçekleştirdik ya da her birimiz farklı platformlarda ama aynı şeyleri ortaya koyarak gerçekleştirdik. İşte, bu sonuç bildirgesiyle ortaya koyduğumuz talepler, bütün bu çalışmaların birikimi olarak ortaya çıkmıştır. Zaten, herkesçe bilindiğini düşündüğümüz haklarımızı ve taleplerimizi bir kez daha açıkça ifade etmiş oluyoruz.”

    TALEPLER

    “Alevi toplumumuzun meşru kurumlarının, ocaklarının, süreklerinin ve cümle canlarımızın bu kurultayda ortaya koydukları temel talepleri bir kez daha kamuoyuna ilan ediyoruz:

    1) Cemevlerinin ibadethane statüsünün kabul edilerek, bu statünün gerektirdiği tüm hakların tanınması, el konulmuş dergahlarımızın ve mekanlarımızın geri iade edilmesi ve aleyhimize düzenlenmiş olan yasal düzenlemelerin geri çekilmesi,

    2) Toplumun tüm kesimlerine bir deli gömleği gibi giydirilen, zorunlu din derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılması, toplumun tümüyle çağın gerisine savrulmasına neden olan eğitimin dinselleştirilmesinden vazgeçilmesi,

    3) Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, toplumun tümünü domine etmeye yönelik girişimlerden bir an önce elini çekerek, temel siyasal sorunlarımız konusunda bir referans mercii olmaktan uzaklaştırılması ve nihayet tasfiyesine dönük adımların atılmaya başlanması,

    4) Gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması, başta Aleviler olmak üzere ötekileştirilen tüm kesimler aleyhine sürdürülen negatif ayrımcılığa derhal son verilmesi,

    5) Madımak’ın utanç müzesi yapılması,

    6) Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve bu gibi nefret suçlarının önüne geçilmesi için gerekli hukuki tedbirlerin alınması,

    7) Alevilere karşı yapılmış olan kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi,

    8) Kutsal mekanlarımıza ve coğrafyamıza yönelik yağma, talan ve el koyma girişimlerine son verilmesi,

    9) Alevi yerleşim yerlerinin isimlerinin değiştirilmesinden vazgeçilmesi ve değiştirilen yerlerin isimlerinin iade edilmesi,

    10) Alevi inancında özel yeri olan günlerin resmi tatil edilmesi,

    11) Kamusal yayıncılığın ayrımcılıktan arındırılması,

    Ve uzun sözün özü, EŞİT YURTTAŞLIĞI da içeren yeni bir anayasanın yapılması, taleplerini bir kez daha buradan ilan ediyoruz.

    Kurultayımız, eşitsizliklerin derinleştiği, demokrasinin ve temel insan haklarının rafa kaldırıldığı, laiklikten giderek uzaklaşıldığı, ayrımcılık ve şiddetin arttığı, politik gerilimlerin yükseldiği ve Alevilerin daha da ağır sorunlar yaşadığı bir dönemde yapıldığından daha da önem kazanmaktadır. Biz Aleviler geçmişte olduğu gibi bugün de birlikte yaşamanın sorumluluğunu bilerek yeniden yaşanabilecek bir ülke özlemini gerçekleştirmek için üzerimize düşen sorumluluğu son bir evimiz kalsa dahi yerine getirmekte kararlıyız. Ülkemizin geleceğinin konuşulduğu bugünlerde biz Aleviler, herkesin kendisini temsil ettiği demokratik parlamenter sistemden yana olduğumuzu bu kurultayda beyan ediyoruz.

    Bu kurultayda bir araya gelen bizler, laik, eşit ve özgür bir yaşamın sadece Alevilerin ihtiyacı değil, bu ülkede yaşayan herkesin ihtiyacı olduğunun bilincindeyiz. O yüzden ne isti-yorsak, herkes için istiyoruz. Ne yapacaksak hep birlikte yapacağız.

    Tekrar söylüyoruz, asimilasyon ve yok etme politikalarına karşı, Seyit Nesimi’nin dediği gibi iki cihana sığmayan bizler, Kültür Bakanlığına da torba yasaya da sığmayız.

    Aleviler Vardır, Alevilik Haktır.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Aleviler, kimliklerine sahip çıkmalı, dışlananların, emekçilerin, kadınların yanında olmalı’

    ‘Aleviler, kimliklerine sahip çıkmalı, dışlananların, emekçilerin, kadınların yanında olmalı’

    PİRHA – Avukat İbrahim Sinemillioğlu, AKP’nin Alevilerin yaşadığı sorunları çözebilecek kabiliyetten yoksun olduğunu belirterek, “AKP’nin Alevi sorununu çözme konusundaki samimiyetinin en güzel ölçüsü, bugüne kadar iktidar eliyle yapılan 10’a yakın Alevi çalıştayıdır. Hepsinde çözüm için parlak sözler söylenmiş, cemevlerini ‘cümbüş evi’ olarak nitelendiren düşünce tarzı değişmemiştir” dedi.

    AKP Hükümeti tarafından önce cemevlerine dağıtılan paralar, yardımlar, ihtiyaç ziyaretleri ve ardından ibadethanelere yönelik saldırılar yeni bir sürecin de başlangıcı oldu.

    İçişleri ile Kültür ve Turizm Bakanlıklarının koordinasyonunda “Milli Birlik ve Beraberlik Çalışması” kapsamında 58 ildeki 1585 cemevi ziyaret edilip çok sayıda talebin yerine getirildiği öne sürülmüştü.

    “AKP yeni bir açılım süreci mi başlatıyor?” sorusu tartışıla dururken, yakın süreç içerisinde beş cemevine saldırı yapılması, Hüseyin Gazi Cemevi bahçesindeki dilek ağacının yakılması toplumun tedirginliğini de arttırdı.

    Alevi kurumları, AKP iktidarının saldırılara karşı sessiz kalıp, özellikle kurumları dışlayıp, bağımsız cemevleri üzerinden Alevilere yönelmesini eleştiriyle karşıladı. Yeni eğitim yılının açılmasıyla birlikte Alevi toplumunun en çok itiraz ettiği sorunlardan biri olan ‘zorunlu din dersleri’ de iktidar tarafından yine görmezden gelindi.

    Tüm bu saldırı politikalarına karşı PİRHA olarak “Aleviler ne yapmalı?” başlığını tartışmaya sunduk. Eğitimciler, hukukçular, akademisyenler ve toplumun birçok kesiminden yurttaşlardan asimilasyonun mevcut işleyişini ve “Nasıl karşı durulmalı?” sorusunun cevabını aldık.

    “ORTAÇAĞ ÜRÜNÜ EĞİTİM SİSTEMİYLE DEMOKRASİ OLMAZ”

    Son gelişmelere dair görüşlerine başvurduğumuz isimlerden biri Avukat İbrahim Sinemillioğlu oldu. Hukukçu Sinemillioğlu, yeni eğitim-öğretim yılının toplumun hassasiyetleri göz önüne alınmadan açıldığına vurgu yaptı. Toplumun bilimsel eğitim talebine karşılık zorunlu din dersi uygulamasını yorumlayan Sinemillioğlu, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Yalnız yeni eğitim yılında değil, Cumhuriyetin kuruluşundun sonra kurulan ve laik devlet yapılanmasına tamamen aykırı bir biçimde düzenlenen Diyanet İşleri örgütü yanı sıra ırkçı ve tekçi bir anlayışa hizmet eden Milli Eğitim teşkilatı yalnızca Alevilerin değil, diğer tüm grupların hassasiyetlerini göz ardı etmiştir. Ne ana dil eğitimiyle milyonlarca Kürt’ün, Çerkes’in, Laz’ın, Gürcü’nün, Boşnak’ın, Arap’ın dili var, farz edilmiş; gayrımüslim azınlıklara ise ancak Lozan Antlaşmasıyla tanınan haklar çerçevesinde olanaklar tanınmıştır. O alanda bile Süryanilerin ve özellikle Hatay-Mersin ekseninde yaşayan Hristiyan Arapların varlığı bile hatırlanamamıştır.

    ‘Toplumun hassasiyeti’ deyimi ile Türkiye’nin hakim zümresi olarak kendilerini ülkenin tek ve gerçek sahibi olarak farz eden Türk-İslam sentezinin sahipleri olan ve İslamı sadece Sünni/Hanefi mezhebiyle özdeşleştiren kesimin hassasiyetleri anlaşılmaktadır. Ramazan’da açıkta yemek yemek toplumun hassasiyetine aykırıdır ama Muharrem’de pekala yenir ve toplumsal hassasiyet diye bir şey olmaz. Açıkta her dilden şarkı söylenir ama Kürtçe toplumun hassasiyetlerine aykırıdır, hatta dayak, işkence, gözaltı ve ölüme bile sebep olabilir.

    Ana dili eğtimini nazara almayan ve adına ‘Milli’ sıfatı eklenen, tek etniğe dayalı 4+4+4 gibi ucube bir eğitim sistemi, felsefeyi okutmayan, din dersinin matematik, fizik, kimyadan önemli olduğunu iddia eden, Evrim Teorisini müfredattan çıkaran Ortaçağ ürünü bir eğitim sistemiyle ne demokrasi olur, ne kalkınma olur, ne de çağdaş ülkeler arasında yer alınabilir.

    Daha önce sadece belli sınıflarda okutulan din dersleri, 12 Eylül darbesiyle birlikte zorunlu hale getirilmekle kalmadı, Anayasaya da konularak kaldırılması zorlaştırıldı. Anayasada yer almasına rağmen Anayasaya aykırı olarak Hristiyan ve Museviler için bu zorunluluk gevşetilmesine rağmen Aleviler için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararına karşı bile bu zorunluluk devam edegeldi. Memlekette açılan binlerce imam hatip lisesi olmasına, maddi olanaklar bakımından bu liselere ayrılan tahsisatın diğer liselerin çok çok üstünde olmasına rağmen eğitim yerlerde sürünmekte, imam hatip liseleri, üniversite girişlerinde diğer liselere göre çok geride kalmaktadır. Çünkü bu toplumda üzülerek belirtelim ki ‘dininiz varsa bilimin de ahlakın da olmaması önemli değil’ düşüncesi revaçtadır.”

    “ULUSLARARASI HUKUK HİÇE SAYILIYOR”

    İbrahim Sinemillioğlu, zorunlu din derslerinin hukuki boyutunu da yorumladı. AİHM-Eylem Zengin kararlarını ele alan Sinemillioğlu, siyasal iktidarın “hukuk tanımadığını” vurgulayarak şunları söyledi:

    “Hukuki boyutu bakımından da din dersinin zorunlu olması zaten mümkün değil. Anayasanın 90. Maddesi’ne göre Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden usulüne uygun olarak geçmiş bir uluslararası antlaşma, tüm kanunların üzerindedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararından sonra din derslerinin yalnız Aleviler için değil, ülkede yaşayan herkes için zorunlu olmaktan çıkarılması gerekmektedir. Ama biz işimize geleni uygularız, ‘gerekirse tazminatını öderiz’. Eylem Zengin davasında AİHM kararının uygulanmaması, Uluslararası Hukukun hiçe sayılması olmayacak da uygulanması mı olacak?”

    “MUHALEFETİN SESSİZLİĞİ GELECEĞE DAİR UMUTLARA GÖLGE DÜŞÜRMEKTE”

    Alevi toplumunun zorunlu din derslerinin kaldırılması konusundaki çabası da Sinemillioğlu’nun değerlendirmeleri arasındaydı. Din dayatmasının kaldırılması konusunda toplumun tüm kesimlerinin sorumluluk alması gerektiğini ifade eden Av. Sinemilliolu “Toplumun ve Alevi kurumlarının zorunlu din derslerinin kaldırılması yolundaki talepleri ve bu konudaki çabaları elbette saygıdeğerdir. Seçimlerin yaklaştığı bu dönemde yeni ve sağlıklı bir demokratik düzen kurma çalışmalarını sürdüren, muhalefeti teşkil eden altılı masa mensuplarının bu çabalara sahip çıkacaklarına yukarıda değindiğimiz ‘toplumsal hassasiyet’ ve oy kaygısıyla sessiz kalmaları da geleceğe dair umutlara gölge düşürmektedir” dedi.

    “YILMADAN MÜCADELE ETMELİ”

    İbrahim Sinemillioğlu, “Zorunlu din dersleri konusunda hukuken yeni bir girişim mümkün mü? Sizce ne yapılmalı?” sorusuna ise şu cümlelerle cevap verdi:

    “Hukuk, durağan değil, yaşayan bir kurumdur. Her olay karşısında daha yeni, daha farklı bir çözüm yolu bulabilir. Aynı hukuk normuna rağmen dün doğru bulunan bir karar zamanın ve toplumun değişimine paralel olarak bugün yanlış çıkabilir, farklı bir çözüme ulaşabilir. Dün uygulanmayan ve yürürlükten düşmüş bir karar gene rahatlıkla alınabileceğine göre yılmadan mücadele etmeli, biri uygulanmamışsa ikincisi için uğraşmalı. Elbette her hak ihlali karşısında hukuk yollarına başvurulmalıdır.”

    “KURUMLARA YAPILAN SALDIRILAR SİSTEMLİ BİR HAL ALMAKTA”

    Av. İbrahim Sinemillioğlu, Alevi kurumları ve yöneticilerine yapılan saldırıları da değerlendirdi. Sinemillioğlu, oluşan şiddet furyasının sebebi olarak hükümet politikalarını işaret ederek şunları kaydetti:

    “Türkiye’de 1950’den sonraki demokrasi denemesinde demokrasinin tek taraflı ve rövanşist bir biçimde uygulanmasının sonucu olan 27 Mayıs 1960 darbesi sonunda hazırlanan 1961 Anayasası’nın getirdiği, solu ve Kürtleri dışarıda bırakan, görece rahatlamayı ve sendikal hareketlerin güçlenmesini hazmedemeyen kapitalizmin kışkırtmaları sonucu çıkan 1971 darbesi. 24 Ocak kararları ve 12 Eylül darbesi, toplumu kamplara ayırdı, ekonomik başarısızlıklar iç ve dış düşmanlara yüklendi. İç düşman olarak da Aleviler, Kürtler, Komünistler gösterildi. İnsanlar polis fezlekelerinden ‘K’ harfinin sayılarıyla kodlaştırıldı. Fezlekede adı geçen birinin adı önündeki ‘KKKK’ harfleri, o kişinin Kürt, Kızılbaş, Komünist, Kadın olduğunu gösteriyordu. Maraş, Malatya, Çorum ve benzeri olaylar bu ayrıştırmanın ve düşmanlaştırmanın sonucudur. Alevi kurum ve yöneticilerine yapılan saldırılar sistemli bir hal almakta ve seçime doğru bu olayların daha da artabileceği akla gelmektedir.

    Bu olaylara karşı yalnızca Alevilerin kişisel ve kurumsal olarak değil, başta Altılı Masa mensupları, tüm demokratik kurumların, sendikaların, mesleki ve sivil toplum kuruluşlarının, baroların karşı çıkması gerekir.”

    “CEMEVLERİNİ ‘CÜMBÜŞ EVİ’ OLARAK NİTELENDİREN DÜŞÜNCE DEĞİŞMEMİŞTİR”

    Yaşanan saldırıların ardından AKP’nin, Alevi sorununa yaklaşım tarzı da İbrahim Sinemillioğlu’nun eleştirileri arasındaydı. “AKP’nin, Alevi sorununu çözebilecek kabiliyeti var mı?” sorusuna Sinemillioğlu, “AKP’nin Alevi sorununu çözme konusundaki samimiyetinin en güzel ölçüsü, bu güne kadar iktidar eliyle yapılan 10’a yakın Alevi çalıştayıdır. Hepsinde çözüm için parlak sözler söylenmiş, cemevlerini “cümbüş evi” olarak nitelendiren düşünce tarzı değişmemiştir” sözleriyle yanıt verdi.

    “ALEVİ, ALLAH’I İÇİMİZDEKİ SONSUZLUK OLARAK DEĞERLENDİRİR”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, ‘Alevilik’ tanımlaması da toplumun çokça eleştirdiği bir diğer konu oldu. AKP hükümeti, yaptıkları ile “Alevilerin oylarına mı oynanıyor yoksa Aleviliğin özüne mi?” sorusu da tartışılıyor. Av. İbrahim Sinemillioğlu ise “Sayın Erdoğan’ın Alevilik tanımının Alevilikle pek ilgisini görmedim” diyerek şu yorumu yaptı:

    “Sayın Erdoğan Aleviliği, yalnızca Ali sevgisiyle açıklayan, Ortodoks İslam’dan farksız görmektedir. Halbuki Aleviliğin hayata, ölüme, insana, doğaya bakışı çok farklıdır ve derin bir felsefi içeriğe sahiptir. Ali sevgisi Alevilikte farklıdır. Alevi, Alevinin savaşlarıyla değil, Nahcul Belaga’daki düşünceleriyle sever Ali’yi. Alevi, Allah’ı soyut bir kavram olarak değil, içimizdeki sonsuzluk, vicdan olarak değerlendirir. Oy, elbette her şeye kadirdir.”

    “ALEVİ GİBİ DAVRANMALI”

    “Aleviler ne yapmalı?” sorumuzu da yanıtlayan Av. İbrahim Sinemillioğlu, “Aleviler, her türlü baskıya, şiddete, horlamaya, ve ötekileştirmeye rağmen kimliklerine sahip çıkmalı” dedi. Sinemillioğlu, Alevilerin, tüm insan hakları ihlallerine karşı mücadele vermesi gerektiğini belirterek sözlerini şöyle sonlandırdı:

    “Empati yapmalı, Kürtlere, Romanlara, dışlanan ve horlanan kesimlere sahip çıkarak onların da sorunlarını kendi sorunları olarak görmeli ve onların yanında yer almalı.

    Emekçi sınıfların haklarının korunmasında, kadın kimliğine karşı işlenen suçlarda kendilerini asli muhatap saymalı. Doğa tahribatına, çevrenin kirletilmesine, yağmalanmasına ‘Dur’ diyenlerin ön safında yer almalı.

    Kime karşı olursa olsun, insan hakları alanında yapılan her türlü ihlalin karşısına dikilmeli. Cemevine yapılan saldırıya olduğu gibi başörtüsü takana müdahale edenin karşısında aynı kararlılıkla durmalı. Hasılı bir Alevi gibi davranmalı.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

     

  • Erçe: Hacıbektaş’ta yapılacak toplantı en geniş çaplı Alevi birlikteliği olacak

    Erçe: Hacıbektaş’ta yapılacak toplantı en geniş çaplı Alevi birlikteliği olacak

    PİRHA –Hacıbektaş ilçesinde 17-18 Eylül’de yapılacak toplantıya dair konuşan PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, şu ana kadar ki en geniş çaplı toplantı olacağını belirterek, Alevi toplumunda oluşan birlikteliğe vurgu yaptı. Erçe, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yakın zamanda Alevilere dair açıklama yapacağını öğrendiklerini belirterek, “İktidara ve iktidar adaylarına Alevi dünyasının tek ses olarak yanıt vermesi önemli bir durum” dedi.

    Yedi çağırıcı Alevi kurumu olan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE), Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin (PSAKD) organize ettiği “Aleviler bugünü ve geleceği tartışıyor” şiarıyla düzenlenen büyük toplantı 17-18 Eylül’de saat 10.00’da Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde başlayacak. Davetliler arasında akademisyenler, yöre dernekleri, yazarlar, hukukçular ve daha birçok kesimden yurttaş yer alıyor.

    Alevi örgütleri tarafından ‘Tarihi toplantı’ olarak adlandırılan programda AKP’nin Aleviler ile ilgili son hamlesi değerlendirilecek. Toplantıda ayrıca “Cumhuriyetin birinci yüz yılında neler yaşadık? İkinci yüz yılından ne bekliyoruz?” soruları da tartışılacak.

    “TOPLANTI SONRASINDA BÖLGE GEZİLERİNİ PLANLADIK”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, yapılacak toplantının içeriğine dair PİRHA’ya bilgi paylaştı. “Daha öncesinde ‘17 Eylül’e kadar tüm yöre ve Alevi kurumlarını Hacıbektaş’a dahil edeceğiz’ demiştik. Alevi ve yöre derneklerini tek tek aradık ve davet ettik” diyen Erçe, geniş katılım beklediklerini söyledi. Cuma Erçe, Hacıbektaş’ta yapılacak etkinlikten sonra çalışmalarını bölgelere taşımayı düşündüklerini belirterek şu bilgileri paylaştı:

    “Bölge toplantıları yaparak, bölgelerden henüz buraya katılmamış ve bu gelişmeleri henüz bilmeyen tüm kurumları bilgilendirmek amaçlı bölgelere gidebileceğimizi söylemiştim. O planımız dahilinde duruyor. Bu toplantıyı öne çekmiş olmamızın sebebi ise Tayyip Erdoğan’ın önümüzdeki günlerde bir açıklama yapma beklentisinden kaynaklandı. Biz daha toplanamadan Tayyip Erdoğan çıkıp bir plan dahilinde bir programını açıklayacağı haberleri ulaştı. ‘Bunun acaba önünü kesebilir miyiz?’ düşüncesi ile önce toplantıyı sonrasında ise bölge gezilerini planladık.”

    “BAĞIMSIZ CEMEVLERİNDEN DE DAVET ETTİKLERİMİZ OLDU”

    Cuma Erçe, toplantıya katılım konusunda ayrım gözetmeksizin tüm örgütleri davet ettiklerini vurgulayarak, “Yöre dernekleri, federasyonlar; Vartolular, Kangal Dernekleri Federasyonu, Sivaslılar, Tokatlılar, Yozgatlılar, Karslılar; yani aklınıza gelecek bütün federasyonlara da haber verdik. Katılımlar temsili düzeyde olacak. Ayrıca Arap Alevilerinden temsilen çağırdığımız isimler de oldu. Yine Abdallar derneğini, bunların haricinde akademisyen arkadaşlarımızı, yazarlarımızı ve Alevi örgütleri içerisinde geçmişte katkı sunmuş, değer biçtiğimiz dostlarımızdan çağırdıklarımız da oldu. Federasyonumuzun eski genel başkanlarını da davet ettik. Onun dışında Avrupa Alevi Konfederasyonu ve tüm bileşenlerini, Alevi Dernekleri Federasyonu’nun tüm bileşenlerini, Alevi Vakıflar Federasyonunun tüm bileşenlerini, Alevi Bektaşi Federasyonunun tüm bileşenlerini, Pir Sultan Abdal ve Alevi Kültür Derneği’nin tüm şubelerini, disiplin ve denetleme kurulu üyelerini, basından YOL TV, CAN TV, PİRHA gibi kurumları davet ettik. Şu haliyle hem Avrupa hem de Türkiye’deki tüm federasyonların bileşenlerini, ayrıca federasyon dışında kalmış olan bağımsız cemevlerinden de davet ettiklerimiz oldu” dedi.

    “ALEVİ CAMİASI BU BİRLİKTELİKTEN MEMNUN”

    PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, yapılacak toplantının bu zamana kadarki en geniş çaplı Alevi birlikteliği olacağını ifade ederek şöyle devam etti:

    “Benim bilgim, nazarım dahilinde bir ilk. Daha önceden böyle bir program oldu mu bilemiyorum ama benim nazarımda bu ilk. Geçmişi tarıyorum, böyle tümüyle ortaklaşılan bir toplantı olmamıştı diye biliyorum.

    Yapılan tabii ki heyecan verici bir durum. Asıl heyecanı kamuoyundaki karşılığı olacaktır. Yani şunu hissediyoruz; özellikle Alevi camiası bu birliktelikten ötürü fotoğraf vermekten son derece memnun. O açıdan olumlu görüşler de alıyoruz. Eskiden beri özlenilen ‘Gelin canlar bir olalım’ felsefemizin karşılığı olduğunu düşünüyorum. Yani bu açıdan değerli bir çalışma. Özellikle yönetenlere, iktidara ve sadece iktidarı da değil, iktidar adaylarına da Alevi dünyasının tek ses olarak yanıt vermesi önemli bir durum. Bir küçük ayrıntı da şu; biz orada konuşmaya değil dinlemeye gideceğiz. Yani federasyonlar, genel merkezler orada toplantının başlangıcında konuşarak toplantıyı boğan değil, tam tersine dinleyen, düşünen, geleceğe yön vermeye çalışan bir pozisyonda olacak. Asıl yayınlayacağımız sonuç bildirgesi kıymeti oluşturuyor. O da sonrasında kamuoyu ile paylaşılacaktır.”

    EREN GÜVEN/ANKARA

  • DAD Ankara Şubesi: Barışa vesile olması dileğiyle Ğadir-Hum bayramını kutlarız

    DAD Ankara Şubesi: Barışa vesile olması dileğiyle Ğadir-Hum bayramını kutlarız

    PİRHA – Ana Fatma Cemevi Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şubesi, Arap Alevilerinin bayramı Ğadir Hum’u kutladı.

    Ana Fatma Cemevi DAD Ankara Şubesi, Arap Aleviler için haksızlıkların ve zulmün hatırlatılması anlamını taşıyan Ğadir-Hum Bayramını kutladı.

    Yazılı açıklama paylaşan Ana Fatma Cemevi DAD Ankara Şubesi şu ifadelere yer verdi:

    “Ğadir-Hum (Xadri-Hum) Bayramımız kutlu olsun.

    Ğadir-Hum (Xadri Hum) Halkların kendine özgü kutsal değerleri ve günleri vardır. Arap halkı Alevileri için Ğadir-Hum (Xadri Hum) bayramı en kutsal gündür. İnançta kutsal olan, aynı zamanda toplumsal olandır, iktidar karşıtıdır.

    Hz. Muhammet tarafından Veda hacı dönüşü Seri Yezdan, Ebu Turap sıfatlarının sahibi İmam Ali’nin Veli, vasi ve Halife ilan edildiği gündür. Arap Halkı Alevilerinin en büyük bayramıdır.

    Yol bir sürek bin bir hakikatinde hareketle bizim içinde kutsaldır. Hoşgörü, saygı, sevgi, kardeşlik ve savaşların olmadığı, barışa vesile olması dileğiyle Ğadir-Hum (Xadri Hum) bayramını kutlarız. Sonsuz çeşitlilik içinde birliktelik aşk-ı ile.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Polisin, sarı, kırmızı, yeşil tahammülsüzlüğü sınır tanımıyor-VİDEO

    Polisin, sarı, kırmızı, yeşil tahammülsüzlüğü sınır tanımıyor-VİDEO

    PİRHA-Ankara’da ırkçı saldırıların odağı haline gelip, zorla tabelası indirilen Afrika Mutfağı lokantası SAAB Restoran’ın yeniden asılan sarı, kırmızı, yeşil renkli tabelası, polis müdahalesi sonrası beyaza döndü.

     

    Ankara’da ırkçı saldırıların odağı haline gelip, zorla tabelası indirilen Afrika Mutfağı lokantası SAAB Restoran’ın tabelası, polis müdahalesine rağmen düzenlenen bir törenle tekrar yerine takıldı. Törene katılan yurttaşlar “Irkçılığa ve ayrımcılığa geçit vermeyeceğiz!” dedi.

    Açılış törenine polisler yine müdahale ederken, kafenin renkli tabelasında yer alan sarı, kırmızı, yeşil renklerin kaldırılması şartıyla açılabileceğini söyledi.

    Açılışa katılan DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu polislerin uygulamasına itiraz edip “Irkçılık yapıyorsunuz” dedi. Kolluk amiri ise, milletvekili Yeneroğlu’na parmak sallayıp “Ahlaksız” dedi.

    Dün gece saatlerinde yurttaşların hazırladığı ve sarı, kırmızı, yeşil renklerle hazırlanan tabela kaldırılıp, beyaz tabela konuldu. Yeneroğlu gece saatlerinde kafe adının yazdığı kısmın da beyaza boyandığını gösteren fotoğrafı, “Yine zorbalık kazandı” diyerek paylaştı.

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

  • ‘İktidar, mültecileri kendisi için kullanışlı siyasi bir argümana dönüştürdü!’

    ‘İktidar, mültecileri kendisi için kullanışlı siyasi bir argümana dönüştürdü!’

    PİRHA- İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Plan ve Bütçe Komisyonu’nda mülteciler üzerine konuştu. Mültecilerin ucuz iş gücü olarak asgari ücretin altında güvencesiz çalıştırıldıklarını söyleyen Kenanoğlu, mültecilerin, iktidar tarafından siyasi bir argümana dönüştürüldüğünü ifade etti.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Plan ve Bütçe Komisyonu’nda mülteciler üzerine konuştu. Kenanoğlu, mültecilerin ucuz iş gücü olarak asgari ücret miktarı altında güvencesiz çalıştırıldıklarına dikkat çekerek mültecilerin ayrıca iktidar tarafından hem içe hem de dışa yönelik bir tehdit unsuru olarak görüldüğünü belirtti. Kenanoğlu, mülteci sorununun siyasi bir argümana dönüştürüldüğünü de ifade etti.

    “SIĞINMACILAR ÇOK KULLANIŞLI BİR APARAT HALİNE DÖNÜŞTÜRÜLDÜ”

    Milletvekili Ali Kenanoğlu, Suriyeli sığınmacıların emeklerinin sömürüldüğünü vurgulayarak şu konuşmayı yaptı:

    “İktidarınız tarafından aslında sığınmacılar çok kullanışlı bir aparat haline dönüştürüldü. Bunlar birçok açıdan çok işinize yarıyor. Bir defa Avrupa Birliğine karşı bir tehdit unsuru olarak elinizde tutuyorsunuz ve ‘Kafamız kızarsa açarız kapıları’ cümlesini kullanmaktan da çekinmiyorsunuz. Diğer taraftan, içeride de kimi muhalif gruplara karşı bir tehdit unsuru olarak da, zaman zaman sizin tarafınızdan dile getirilmese de, sizinle birlikte hareket ettiği bilinen, kimi çevreler tarafından dile getirilerek yine içeriye yönelik tehdit unsuru olarak da kullanılıyor.

    Diğer taraftan, sosyokültürel yapıyla ilgili oynamalar istendiğinde de bu yöntemlere başvuruluyor ama esas konumuzu ya da burayı ilgilendiren ucuz iş gücü olarak kullanılması… Çünkü bu insanların büyük çoğunluğu asgari ücretin yarısı veyahut da yarısından daha az miktarlara çalıştırıyorlar. AKP’nin Genel Başkan Yardımcısı Özhaseki’nin de söylemiş olduğu çok belirgin bir söz vardır ‘Kimi şehirlerde mülteciler olmasa sanayi çöker, ayakta tutan mülteciler’ diye ifade etmiştir. Bu, toplumsal bir çatışmaya da yol açıyor. Çünkü Türkiye’deki gençler de işlerinin elinden alındığını düşünüyorlar ki öyle oluyor ve ondan sonra da içerideki bu iş bulamayan, işsiz gençlere yönelik de ‘İş beğenmiyor bunlar’ yöntemi geliştiriliyor.

    Ucuz iş gücü ve sığınmacı politikasını aparat olarak kullanmaktan vazgeçilmesi gerekiyor. Zaman zaman da bunları kimi milliyetçi grupların gazını almada da kullanıyorsunuz. Yaşadık işte Ankara’da, Altındağ’da bu yıl yaşandı daha; Suriyelilere yönelik kontrollü bir saldırı gerçekleştirildi. Yani, bütün videoları izlediğiniz zaman bu saldırının aslında kontrollü bir saldırı olduğunu, müsaade edilmiş bir saldırı olduğunu, güvenlik güçlerinin gözünün önünde yapılmış olduğunu… Orada bir olay olmuş, suçlu olan var, evet, doğru ama bu suçluya yönelik uygulama topyekûn Suriyelilere saldırmak üzerine kurulu değildir ama orada Suriyelilerin dükkânlarına ve hiç olayla alakası olmayan ya da hiçbir şekilde suçu olmayan insanların evlerine yönelik saldırılara da yol açtı.

    Bu açıdan, son derece çirkin bir siyasi argüman hâline dönüştürülmüş durumda mülteciler ve esasında Türkiye’deki mülteci düşmanlığının alt sebebine baktığınız zaman insanların işlerinin elinden alınması olarak gözüküyor yani hakikaten o insanlar yüzünden çünkü sanayici bunları tercih ediyor. Yani, bilmiyorum, atölyeleri dolaşanlarınız mutlaka vardır, biz milletvekili olarak dolaşıyoruz; girdiğiniz zaman sanayilerdeki atölyelere hakikaten hep mülteci dolu yani Türkçe konuşan kimseyi bulamazsınız, çoğunluğu Suriyeli, Afgan ya da benzeri ülkelerden gelen insanlardan oluşuyor. Bu, tabii, terk edilmesi gereken bir politika ama maalesef ki sanayimiz şu anda ucuz iş gücü ve mülteci politikalarıyla doldurulmuş durumda.

    Sayenizde Suriyelilere hakaret ederek, onlara zulmederek, onlara yönelik zulüm politikaları uygulayarak prim yapan ve bu politikalardan popüler olan belediye başkanları ve siyasiler ortaya çıktı. Bu da sizin ürününüz olarak ortada duruyor.”

    PİRHA/ANKARA

  • Mersin’de ırkçı saldırı-VİDEO

    Mersin’de ırkçı saldırı-VİDEO

    PİRHA- Federal Kürdistan Bölgesi’nin Başkenti Hewlêr kentinden Mersin’e gelen aile, ırkçı bir grubun taşlı ve coplu saldırısına uğradı. Saldırıda biri ağır, 2 kişi yaralanırken, görgü tanıkları ise ölümle tehdit edildi.

    https://youtu.be/eGYF7d0N30A

    Not: Video içeriği yaş doğrulaması gerektirmektedir

    Federe Kürdistan Bölgesi’nin başkenti Hewlêr’den Mersin’e gelen Kürt aile, ırkçı bir grubun taşlı ve coplu saldırısına uğradı.

    Mersin’in Bozyazı ilçesine bağlı Gözsüzce Sırtlan mevkiinde seyir halindeki araç saldırganlar tarafından önü kesilerek durduruldu.

    3 kişinin saldırısına uğrayan aileden, biri öldüresiye dövüldü. Yoldan geçenler tarafından araya girilmeye çalışılsa da, saldırganlar şiddetini arttırarak, ırkçı söylemlerde bulunup, görgü tanıklarını tanıklık yapmaları halinde öldürecekleri tehdidinde bulundular.

    Çevredekiler tarafından jandarma ve ambulansa haber verilirken, saldırı sonrasında olay yerinden uzaklaştı.

    Hewlêr’den Mersin’e gelen Muştaq Mahmud Kerim ile ailesine M.F.O., M.B.S. ve S.O.’nun gözaltına alındı. Saldırganlar, emniyet ifadelerinde, trafik kazası nedeniyle kavga ettiklerini savundu. Saldırganların adliyeye sevk edilmesi bekleniyor.

    Olayın sosyal medyaya yansımasının ardından tepkiler yükselirken, Diyarbakır Barosu’na bağlı heyetin Mersin’e doğru yola çıktığı belirtildi.

    PİRHA/MERSİN

     

  • SYKP Eş Genel Başkanı Yüce: Ras-el Seni Ortadoğu halklarına kutlu olsun-VİDEO

    SYKP Eş Genel Başkanı Yüce: Ras-el Seni Ortadoğu halklarına kutlu olsun-VİDEO

    PİRHA- Arap Aleviler, Ras-el Seni bayramını kutluyor. SYKP Eş Genel Başkanı Canan Yüce, “Savaşın yükseltildiği ve gözyaşının çok dökülmeye başlandığı bir ortamda bizim inançsal ve kültürel değerlerimize, her şeye rağmen dayanışma, kardeşlik ve birlikte yaşam demek için daha çok sahip çıkıldığını düşünüyorum” dedi.

    Haberin videosu

    Arap Alevilerin yoğunlukta yaşadığı kentlerde Ras-el Seni bayramı kutlanıyor. Ortadoğu’da yaşayan diğer halklar ve inançlarda da yansımasını bulduğu Ras-el Seni bayramına dair PİRHA’ya açıklamalarda bulunan SYKP Eş Genel Başkanı Canan Yüce, yeni bir yıla merhaba anlamını taşıyan Ras-el Seni bayramının Miladi takvime göre ayın 14’üne denk gelen günde kutlandığını söyledi.

    “BİRLİKTE YAŞAMA UMUDU DA İŞLETİLİYOR”

    Yüce Ras-el Seni bayramında neler yapıldığını şöyle anlattı:

    “Günler öncesinden yemekler yapılır, içli köfte ise olmazsa olmazımızdır. Zingo dediğimiz yağlı ekmek yapılır, sofralar kurulur. Aslında Ortadoğu’daki hakların bu kadar baskı ve asimilasyon politikasına karşı başka bir direnme yöntemi yani kültürünü dilini gelenek ve göreneklerini yaşattığı, tekrardan dayanışmayı büyüttüğü gün olarak görebilir. Yaşadığımız coğrafyada, gittikçe halkların kendi kültürlerini yaşayamadığı, baskı altına alındığı, savaşların yükseldiği bir ortamda böyle günler daha çok anlam kazanıyor. Çünkü her evde aynı yemekler pişiriliyor aynı yemekler yeniyor. Aynı zamanda başka kültürlerle de bu ortaklaşıyor. Mesela Samandağ’da Arap Alevileri ile Hristiyanlar aynı gün yapıyor bu bayramı. Birlikte yemeklerini yiyorlar. Bu başka şehirlerde başka kültürlerin de bunu birlikte yaptığını aslında görebiliyoruz. Kürt coğrafyasında Süryanilerin Kürtlerin aynı anda benzer bayramı yaptıklarını görebiliyoruz. Tam da bu kadar savaşın yükseltildiği ve gözyaşının çok dökülmeye başlandığı, gittikçe toplumun birbirinden ayrıldığı bir ortamda bizim bu dini değerlerimiz ve kültürümüzde her şeye rağmen dayanışma, her şeye rağmen kardeşlik, her şeye rağmen birlikte yaşam demek için daha çok sahip çıkıldığını düşünüyorum. Antakya coğrafyası aynı zamanda bütün kültürlerin bir arada olduğu bir yer. Mesela bu yılbaşından bir hafta sonra Kıddes dediğimiz bir bayramımız daha var.  Bunu da Hristiyanlarla birlikte kutluyoruz. Bu da bir hafta boyunca kutlanan bir bayram. Yine aynı yemekler yapılıyor, aynı şekilde paylaşılıyor, birbirlerine hediye alınıyor, gurbette olanlar o günlerde gelip aile ile birlikte olurlar. Bugünlerde genç kuşaklar yaşlı kuşaklarla buluşup hem hikayelerini paylaşıyor hem de tarihini kültürünü bir kez daha hatırlatmış oluyor. Bu yüzden de Ortadoğu’da yaşayan bütün halkların ve inançların aynı zamanda birlikte yaşama umudunun da bugünlerde işletildiğini görebiliriz.”

    Canan Yüce, bütün Ortadoğu halklarının Ras-el Seni bayramını kutlarken, “Barışın, kardeşliğin büyüdüğü özgürlüklerin tesis edildiği bir coğrafya olması ümidiyle nice senelere” dedi.

    RAS-EL SENİ BAYRAMI NEDİR?  

    Hz. Musa’nın halkını firavunun elinden kurtardığı gün olarak kabul edilir. Nusayrilerin, Ras-es Seni’den 6 gün sonra kutladığı Ğidil Kiddes bayramı ise Hz. İsa’nın vaftiz edildiği gün olarak sayılır. Geleneklere göre bu bayramda çocuğu olmayan karı-kocalar akarsuya dalıp çıkar. Bu gelenek uzun yıllar devam ettikten sonra günümüzde unutulmaya yüz tutmuştur.

    Diren KESER/MERSİN

  • Arap Alevi gençler: Kültürlere karşı yozlaştırma politikası yürütülüyor-VİDEO

    Arap Alevi gençler: Kültürlere karşı yozlaştırma politikası yürütülüyor-VİDEO

    PİRHA – İzmir’de üniversite okuyan Arap Alevi gençler, kültürlerini ve inançlarını yaşatmak için Arap Alevi Gençlik Meclisi’nde örgütlenip çeşitli etkinliklerle bir araya geliyorlar. Gençler, kültürlere karşı bir yozlaştırma politikasının olduğunu belirterek kendi dillerine sahip çıkma çağrısında bulundular. 

    Hatay Antakya’dan İzmir’e gelip üniversite okuyan Arap Alevi gençler düzenledikleri çeşitli etkinliklerle kültürlerini ve inançlarını yaşatmaya çalışıyor.

    İzmir’de hukuk bölümü öğrencisi Salih Cömert, Türkiye’de her farklı kimliğe yönelik baskıların olduğunu ve o baskıyı Arap Alevilerin de yaşadığını söyledi.

    Cömert, ailelerinin kendilerine, ‘Aman Arap Alevisi olduğunuzu söylemeyin, Antakyalı olduğunuzu bile söylemeyin’ şeklinde ifadeler kullandıklarını belirtti.

    “ARAP ALEVİ OLDUĞU İÇİN ASKERDE CİDDİ BASKILARA MARUZ KALANLAR VAR”

    İzmir’in kozmopolitik bir kent olduğunu o sebeple çok fazla baskıya maruz kalmadıklarını ancak başka kentlerde tepkiyle karşılaştıklarını söyleyen Cömert, şöyle devam etti:

    “Burada çok yaşamadık. Ama buranın dışına çıktığımızda ve Arap Aleviyiz dediğimizde ‘O ne ki; burası Türkiye’ diyorlar. Arap Alevilerde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak gibi bir sıkıntı yok. Herkes vatandaşlık kimliği altında istediği şeyi yaşamak istiyor. Çevremde bunun sıkıntısını yaşayan var. Özellikle askerde ve üniversitelerde ciddi baskılara maruz kalındığını biliyoruz. Sırf ben Türk Alevisiyim deyip kendilerini kurtaran öğrencileri biliyorum.”

    “DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE FARKLI İNANÇLARA BİR GAREZ VAR”

    Arap Alevisi Salih Cömert, konuştukları dilin de asimile olduğunun altını çizdi. Çömert, asimilasyonu şöyle ifade etti:

    “İçine Türkçe ifadeler giriyor ya da cümleye Türkçe başlayıp Arapça bitirme gibi bir ortam var. Memleketimde olduğum zaman kendimi rahat hissedebiliyorum çünkü herkes bizim gibi. Ama dışarıya çıktığın zaman derdini anlatamama gibi bir sorunla karşı karşıya kalıyorsun. Kaldı ki bizim kuşakta anlıyorum ama konuşamıyorum vurgusu çok fazla. Kendi aramızdaki arkadaşlarla sınırlı sayıda birileriyle konuşabiliriz. Ama genelde büyüklerle konuşuyorum.

    Genel dünya üzerinden baktığımız zaman  küresel bir sermayeden ve yaşam modelinden bahsedebiliriz. Bunun da en güzel uygulanış biçimi tek tip olabilir. Örneğin bir AVM’ye gittiğinde herkes aynı şeyi  giyiyor, herkes aynı şeyi yiyor. Dışarı çıktığında neden herkes aynı dili konuşmasın öyle bir zihniyet olduğunu düşünüyorum.”

    “DÜZENLEDİĞİMİZ ETKİNLİKLERLE KÜLTÜRÜMÜZÜ YAŞATMAYA ÇALIŞIYORUZ”

    Çömert, dünyada ve Türkiye’de farklı dillere, farklı kültürlere, farklı inançlara bir tepki olduğunu belirtti.

    Diğer taraftan Arap Alevi Meclisi’ni de değerlendiren Cömert, “Arap Alevi Meclisi’nin kökeni gezi eylemine dayanır. Ondan sonra üniversitelerde örgütlendik. Kendi kültürümüzü yaşatmak adına etkinlikler düzenlemeye çalışıyoruz. Bugünkü etkinliğimizin adı Hafle. Hafle Arapça’da toplantı demek. Eskiden köy meydanlarında bütün komşuların toplandığı ve kolektif imece usulü eğlencelerin, kermeslerin düzenlendiği bir etkinliktir. Burada yaşatmaya çalışıyoruz.”

    Salih Çömert, büyüklere çağrıda bulunarak dillerinin kaybolmaması ve unutulmaması için, “Küçüklere yani yetişen yeni nesile  Arapça’yı öğretin” çağrısında bulundu. Çömert, gençlere de çağrıda bulunarak, memleketlerinin dışına çıktıklarında kendi toplumlarına yabancılaşmamaları gerektiğini belirtti.

    “İKTİDARIN SÖYLEMİ HALKLARI KUTUPLAŞTIRIYOR”

    İzmir’de Adalet Meslek Yüksek Okulu’nda okuyan Umut Can Oruç da genel olarak kendilerinden olmayan Kürtlere, Araplara ve Alevilere yönelik bir ön yargının olduğuna dikkat çekerek bu kutuplaştırmayı şu an ki iktidarın yaptığını belirtti.

    Arap Alevilerin yaşadığı yerlerdeki sorunları anlatan Oruç, “Yaşadığımız yerde gençlerde şöyle bir durum var. Bizim ailelerimiz Türkçe’mizin bozulmaması için çocuk yaşta bize Arapça öğretmiyorlar. ‘Okula gidince zorluk çekecek, biz Arapça öğretmeyelim’ diyorlar. Ondan kaynaklı şimdiki nesilde Samandağ da da Hatay’da da Arap Alevilerin yoğun yaşadığı bölgede de böyle bir sıkıntı var. Yeni nesiller Arapçayı bilmiyor” diye konuştu.

    Büyükşehirlere geldiklerinde Arapça dilinin ve kültürünün yok olduğunu, sonraki nesillerin dili konuşamayacaklarının farkına vardıklarını söyleyen Oruç, bunu önlemek için de Arapça atölyeleri açıp Arapça dersler verdiklerini söyledi.

    ALEVİ OLDUKLARI ANLAŞILMASIN DİYE ÇOCUKLARA ALİ İSMİ VERİLMİYOR

    Oluç, kültürlerinin yaşatmak için etkinlikler düzenlediklerini belirterek şöyle devam etti:

    “Onun dışında bizim dini bayramlarımız var. Ras-el seni gibi bayramlar var. O bayramları burada gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Hafle gibi etkinlikleri düzenliyoruz. Bizim gençlerin buralara geldiğinde yozlaştığını hissetmesi, dışlandığını, ötekileştirildiğini hissetmesinden kaynaklı biz Samandağlı ya da Antakyalı gördüğümüzde samimiyet hissediyoruz. Böyle insanlarla karşılaştığımız zaman toplanmak örgütlenmek istiyoruz. Beraber olmak istiyoruz, beraber dolaşmak istiyoruz. Mesela  Ali ismi. Diyorlar ki çocuğuna Ali ismini koyma üniversiteye gidince sorun yaşar. Alevi olduğunu anlarlar onu dışlarlar. Aynı zamanda büyükşehire gittiklerinde şiveyi fark ettiklerinde çocuğunun dışlanmasından korktukları içinde öğretmemiş olabilirler.”

    “NENEMDEN TÜRKÜLERİMİZİ ÖĞRENEMEDİM BÜYÜK EKSİKLİK”

    Oluç, asimilasyonun son halkası haline geldiklerini belirterek, “Nesillerarası bir süreç işliyor. Mesela Türkçe’yi bilmiyordu ben nenemle konuşamıyordum. İletişime geçemezdik, kültürümüzü aktaramazdı, tekerlemelerimizi, şarkılarımızı bilemiyorum. Bu benim için büyük bir eksiklik. Onun acısını hissediyorum. Keşke Arapça’yı bilseydim. Biraz da yeni neslin eksikliğinden kaynaklı olan bir durum” değerlendirmesinde bulundu.

    Umut Can Oluç, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Buraya geldiğimde böyle bir örgütlemenin olduğunu gördüm ve katıldım. Yaşadığımız yerde de bir yozlaştırma süreci var. Sadece üniversiteye geldiğimizde ya da büyükşehire geldiğimizde oluşan bir şey değil. Şu an yöneticilerimizin söylediği tel bir şey var. Tek bayrak, tek din, tek millet diye söylemleri var. O söylemler, bu politikanın nasıl yapıldığını ve ne için yapıldığını da gösteriyor. Tek millet haline gelme isteği var. Kendi açılarından değerlendirdiklerinde de renklerin çoğunluğunun olması; Ermenisiyle, Kürtleriyle, Arabıyla hep birlikte daha güçlü bir ülke olacağımızı düşünmeleri gerektiğini söyleyebilirim. Keşke öyle düşünseler ama öyle düşünmüyorlar. Cumhuriyetin kuruluşundan beri Alevi tekkelerinin kapatılmasıyla, Arapça, Kürtçe dillerinin yasaklanmasıyla okullarda Arapça ya da Türkçe konuşan çocukların öğretmenler tarafından şiddete uğratılmasıyla böyle bir yozlaştırma politikası görüldü.”

    PİRHA/İZMİR

     

     

  • Arap Alevilerin inanç merkezi Hz. Hızır Türbesi

    Arap Alevilerin inanç merkezi Hz. Hızır Türbesi

    Samandağ sahilinde yer alan Hz. Hızır Türbesi, Arap Alevi yurttaşların en önemli inanç merkezleri arasında yer alıyor.

    Hatay’ın Samandağ ilçesinin sahilinde yer alan Hz. Hızır Türbesi, Arap Alevi yurttaşların önemli inanç merkezlerinden biri. Arap Alevileri için kutsal yerler arasında olan Hz. Hızır Türbesi, Hz. Hızır ile Hz. Musa’nın buluştuğu yer olarak kabul edilir.

    Arap Alevilerin ibadethanesi olan türbeye gelen yurttaşlar para bırakıp, bez bağlarken kimileri ise çivi ya da nal çakarak boncuk takıyor. Türbenin etrafında araçlarla 3 tur atan yurttaşlar, bu sırada dua ediyor. Ziyaretçilerin yoğun ilgi gösterdiği türbeden kimi yurttaşlar da hastalıkları için şifa arıyor. (Kaynak: MA)

  • Ğadir-Hum Bayramı hazırlıkları başladı-VİDEO

    Ğadir-Hum Bayramı hazırlıkları başladı-VİDEO

    PİRHA- Arap Aleviler için hem toplumsal hem de inançsal öneme sahip olan Ğadir-Hum Bayramı kutlamaları başlıyor. Kutlamalar çerçevesinde, Arap Alevileri kitlesel olarak Hirisi kazanlarını kuruyor. Bu gelenek bolluk ve bereketin yanı sıra, dik duruşun sembolü olarak ta görülüyor. Kutlamalarda ayrıca, kötülükleri kovdukları inancı ile tütsüler yakılıyor.  

     

     

    Arap Alevilerin yoğunlukta yaşadığı coğrafyalarda Ğadir-Hum Bayramı’nın hazırlıkları tamamlanmak üzere. Kutlamalardan bir gün önce başlanan hazırlıkların başında “Hirisi” geliyor. Bazı yerlerde onlarca kazanın kurulduğu ve birgün boyunca yapımı süren Hirisi, bolluk ve bereketin yanı sıra dik duruşun da sembolü olarak görülüyor. Ğadir-Hum Bayramı vesilesiyle birçok merkezde yapılacak etkinlikler ile onbinlerce yurttaş bir araya gelip bayramlaşacak.

    HDP: ĞADİR-İ HUM’DA RESMİ TATİL İLAN EDİLMESİ TALEBİNİ DESTEKLİYORUZ

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Serpil Kemalbay yayınladığı mesajla Arap Alevilerinin Ğadir-i Hum bayramını kutladı. Yayınlanan mesajda şunlar ifade edildi:

    “Arap Alevi halkımızın yüzyıllardır kutladığı bu kutsal günde kardeşlik ve dayanışmanın değerini her zamankinden fazla hissediyoruz. Bayramın, özelde Türkiye genelde ise Ortadoğu’da halklar arasında düşmanlık ve ayrımcılık geliştirilmek istendiği bu dönemde barış içinde, eşit ve birlikte yaşama hakikat ve iradesinin gerçekleştirilmesine vesile olmasını diliyoruz. Ğadir-i Hum bayramını en içten dileklerimizle kutluyor, Arap Alevi halkımızın bu kutsal günün resmi tatil ilan edilmesi talebini desteklediğimizi bir kez daha ifade ediyoruz.”

    ĞADİR-İ HUM’UN ANLAMI

    Ğadir-Hum Arap Aleviler için hafızaların tazelenerek, yapılan haksızlıkların ve zulmün hatırlatılması anlamını taşıyor. Anlatılar ve tarihsel verilere göre Hazreti Muhammet, Hac ve Umre ziyaretini yapmak üzere Hicret’in 10. yılında tüm sahabeleri ile birlikte Mekke’ye hacca gider. Hac dönüşünde Ğadir-Hum denilen bölgeye ulaştıklarında kendisine vahiy gelir. Hazreti Muhammet’e gelen vahiyde “Ey Resul! Rabb’inden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah, seni insanlardan koruyacaktır. Doğrusu Allah, kâfirler topluluğuna rehberlik etmez!” ayeti indirildiği kabul edilir. Bunun üzerine, Hazreti Muhammet’in yanındaki sahabeleri toplayarak, Kur-an’dan “Ey iman sahipleri! Bugün sizin için dininizi tamamladım. Üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı seçtim. Allah’a itaat edin, Resul’e ve sizin içinizden olan iş ve yönetim sahiplerine de itaat edin” ayeti ile sahabelerine hitap eder.

    Hazreti Muhammet’in söz konusu ayeti okumasından sonra sahabelerin “Biz kime itaat edeceğiz?” diye sordukları ve Hazreti Muhammet’in de Hz. Ali’nin elini tutup havaya kaldırıp “Ali’nin kanı kanımdandır, canı canımdandır, teni tenimdendir, ruhu ruhumdandır, Ali ile biz bir nurun ikiye bölünmüş parçalarıyız. Ben kimin Mevla’sı isem, Ali de onun Mevla’sıdır” dediği ve Hazreti Ali’yi kendisinin halifesi olarak tayin ettiğine inanılır.

    BASKI VE ZULÜM POLİTİKALARINA KARŞI DİRENİŞİN SİMGESİ OLDU

    Hazreti Muhammet’in ölümünün ardından, Hazreti Ali’nin halifeliğinin gündeme geldiği ancak halifeliğin Hazreti Ebu Bekir tarafından gasp edildiğini savunan bazı sahabeler, halifeliğin Ali’nin hakkı olduğunda ısrarlarını sürdürürler. Hazreti Ali’nin halife olmasının ardından ise İslam âleminde Hazreti Ali’ye dönük haksızlık yapıldığı ve bu haksızlığa karşı direniş gösterilmesi gerektiğine inanan sahabeler için Ğadir-i Hum hem bir bayram hem de egemenlere karşı direnişin başlangıç zamanı olarak kabul edilir. Ğadir-i Hum Arap Aleviler arasında günümüze kadar her yıl kutlanır.

    Diren Keser/MERSİN