Etiket: arapça

  • Mersin’de anadilinde şarkılar seslendirildi!-VİDEO

    Mersin’de anadilinde şarkılar seslendirildi!-VİDEO

    PİRHA- Mersin’de 21 Şubat Dünya Anadili Günü vesilesiyle çok dilli etkinlik düzenlendi.

    Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) 1999 yılında aldığı kararla 21 Şubat gününü, “Uluslararası Anadili Günü” olarak kabul etti. “21 Şubat Dünya Anadili Günü” ilk kez 2000 yılında, dünya çapında çok dilli yaşamı ve kültürel çeşitliliği desteklemek amacıyla kutlanmaya başlandı.

    UNESCO verilerine göre, dünyada 5 bini yerli dili olmak üzere 7 binden fazla dil konuşulmaktadır. UNESCO’nun Dünya Tehlike Altındaki Diller Atlasına göre Türkiye’de 18 dil yok olmuş veya yok olma tehlikesi altındadır.

    Mersin’de çok dilli etkinlik düzenlendi. Sanatolia Kültür Merkezi’nde düzenlenen 21 Şubat Dünya Anadili Günü etkinliğine çok sayıda demokratik kitle örgütü temsilcisi ve yurttaş katıldı.

    Yazar Adil Okay ana dilin önemine vurgu yaparken, sanatçılar Serdar Keskin, Mücahit Göker, Çiğdem Akdemir, Rüya Şah ve Sanatolia sanatçılarının seslendirdiği Türkçe, Kürtçe, Arapça ve Ermenice şarkılarla halay çekilirken, Jana Med İnanç ve Lokman Şaman şiir okundu.

    PİRHA/MERSİN

  • Ender Dağ: İnancımızı doğru yaşayabilmemiz anadilimizi yaşatmakla mümkündür!-VİDEO

    Ender Dağ: İnancımızı doğru yaşayabilmemiz anadilimizi yaşatmakla mümkündür!-VİDEO

    PİRHA – Samandağ Alevi Kültür ve Araştırma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ender Dağ, 21 Şubat Dünya Anadili Günü sebebiyle açıklama yaptı. Video mesajında ana dilin önemine değinen Dağ “inancımızı doğru ve anlaşılır bir şekilde yaşayabilmemiz anadilimizi yaşatmakla mümkündür” dedi.

    UNESCO tarafından 17 Kasım 1999’da ‘21 Şubat’ Uluslararası Anadili Günü olarak kabul edildi.

    Samandağ Alevi Kültür ve Araştırma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ender Dağ da 21 Şubat Dünya Anadili Günü vesilesiyle video mesaj paylaştı.

    “Dünya Anadil Günü bütün halklara kutlu olsun” diyen Ender Dağ, Türkiye’de yaşayan Arap Aleviler için ana dilinin önemine dikkat çekti. Ender Dağ, inançlara ait yazılı kaynakları, orijinal dilinde okumak gerektiğini belirterek “Bunun da tek yolu ana dilin yaşatılmasıyla mümkündür” dedi.

    “İNANCIMIZI DOĞRU YAŞAYABİLMEMİZ ANADİLİMİZİ YAŞATMAKLA MÜMKÜNDÜR”

    25 Yıldır ücretsiz anadili kurs verdiklerini de söyleyen Ender Dağ, ana dilin yaşatılması için mücadelelerinin süreceğini aktardı:

    “Anadilimiz olan Arapça bizim için çok önemli çünkü bütün dini ibadetlerimizi Arapça olarak yapmaktayız. İnancımızın tüm yazılı kaynakları başta Kur’an-ı Kerim olmak üzere Arapça’dır. Bu nedenle inancımızı doğru ve anlaşılır bir şekilde yaşayabilmemiz anadilimizi yaşatmakla mümkündür. Ana dilinin unutulması Arap kökenli alimler için inancın kaybolması anlamına gelir. Çünkü bizde ibadet, okuduğunu anlamaktan, araştırmak ve sorgulamaktan gelir. Okuduğumuzu anlamaz isek, sorgulamaz, araştırmazsak sadece taklit etmiş oluruz. Bilgiye dayalı bir inancı orijinal kaynağından öğrenip yaşatmak gerekmektedir. Taklit şeklinde bir inanç doğru olmadığı gibi kaybolmaya da mahkumdur.”

    PİRHA/HATAY

  • ‘Anadilin kullanılması önündeki engeller kaldırılsın’-VİDEO

    ‘Anadilin kullanılması önündeki engeller kaldırılsın’-VİDEO

    PİRHA- Mersin’de bir araya gelen demokratik kitle örgütleri, 21 Şubat Dünya Anadili Günü’ne dair yaptıkları açıklamada, anadilin kullanılmasının önündeki engellerin kaldırılması çağrısında bulundu.

    Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) 1999 yılında aldığı kararla 21 Şubat gününü, “Uluslararası Anadili Günü” olarak kabul etti. “21 Şubat Dünya Anadili Günü” ilk kez 2000 yılında, dünya çapında  çok dilli yaşamı ve kültürel çeşitliliği desteklemek amacıyla kutlanmaya başlandı.

    UNESCO verilerine göre, dünyada 5 bini yerli dili olmak üzere 7 binden fazla dil konuşulmaktadır. UNESCO’nun Dünya Tehlike Altındaki Diller Atlasına göre Türkiye’de 18 dil yok olmuş veya yok olma tehlikesi altındadır.

    Mersin’de bir araya gelen demokratik kitle örgütleri, 21 Şubat Dünya Anadili Günü’ne dair Özgür Çocuk Parkı’nda basın açıklaması yaprı.

    Açıklamanın Kürtçesini Şükran Aktaş, Türkçesini ise Nurgül Elveren okudu.

    “ANADİL ANAYASAL BİR HAKTIR”

    Yapılan açıklamada,şunlar ifade edildi:

    “Anadilinde eğitim taleplerinin önündeki en büyük engel, dünyada hâkim olan “ulus devlet” anlayışının kendisidir. Ulus devletler; asimilasyoncu, tekçi ve yasaklayıcı bir tutumla resmi dil dışındaki dillerin reddiyesi üzerine inşa edilmiştir. Türkiye’de çok sayıda dil olmasına rağmen, Türkçe dışındaki bazı diller 2012 yılında çıkarılan seçmeli dersler genelgesi kapsamında, 5. sınıftan başlamak üzere seçmeli ders olarak okutulabilmektedir. Bir çocuğun ilkokul 5. sınıfa kadar ailesinden öğrendiği dilden kopması ve resmi dili öğrenerek bilime, sanata, kültüre ve eğitime erişmeye zorlanması; hem çocuk haklarının ihlali hem de pedagojik olarak çocuğun ruhsal, sosyal ve duygusal dünyasının parçalanması anlamına gelmekte, “çocuğun yüksek yararı” ilkesiyle bağdaşmamaktadır.

    Kürt meselesinin çözümü ve toplumsal barışın sağlanmasında, anadilinde eğitim hakkı kilit bir öneme sahiptir. Bu bağlamda Kürt dili ile lehçelerinde eğitim hakkının anayasal ve yasal güvenceye kavuşturulması, meselenin çözümüne çok büyük bir katkı sunacaktır. Bir yılı aşkın süredir devam eden “süreç”, devlet tarafından farklı biçimlerde tanımlanıyor olsa da Kürtlerde haklı beklentilere yol açmıştır. Bu beklentilerin en önemlisi ise ana dilde eğitim hakkının tanınması meselesidir. Türkiye Cumhuriyeti, Kürt meselesinin çözümüne yönelik sorumluğunun gereği olarak ana dilde eğitim hakkı konusunda gerekli anayasal ve yasal düzenlemeleri hızlıca hayata geçirmeye çağırıyoruz.”

    “ANADİLİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER KALDIRILSIN”

    İHD Eş Genel Başkan Yardımcısı Hakkı Demir, Batmanlılar Dernek Başkanı İhsan Taş, Emek Demokrasi Platformu Dönem Sözcüsü İsmail Oğuz ve Barış Anneleri İnsiyatifi Dönem Sözcüsü Emine Eren yaptıkları konuşmada, anadilin kullanılması önündeki engelin kaldırılması çağrısında bulundu.

    PİRHA/MERSİN

     

  • Cahit Gümüş Dede: Cenaze erkanlarında Arapça duaya karşıyız; deyişler söylenmeli-VİDEO

    Cahit Gümüş Dede: Cenaze erkanlarında Arapça duaya karşıyız; deyişler söylenmeli-VİDEO

    PİRHA-Pir Sultan Aptal Kültür Derneği Ortaca Şubesi Yönetim Kurulu üyesi Cahit Gümüş Dede, cenaze erkanlarında Arapça dua okunmasını eleştirerek “Anlamadığım bir şeye ‘Allah, Allah’ demem. Bizde cenaze erkanı Türkçe yürütülür” dedi.

    Pir Sultan Aptal Kültür Derneği Ortaca Şubesi Yönetim Kurulu üyesi Cahit Gümüş, Hakka uğurlama erkanına dair konuştu.

    Seyit Ali Sultan Ocağı’na mensup olan Cahit Gümüş Dede, cenaze erkanlarını Türkçe ve deyişler söyleyerek yürüttüklerini belirtti.

    Cahit Gümüş Dede, Ortaca Cemevinde isteğe bağlı olarak diğer inançlardan olan canların da cenaze hizmetlerini yaptıklarını belirterek “72 millete aynı nazardan baktığımız için kimsenin cenazesine ayrı bakmıyoruz” dedi.

    “TEK BİR CENAZE ERKANI OLMASI GEREKİYOR”

    Cahit Gümüş Dede, cenaze erkanlarında deyiş çalınıp söylenmesine karşı gelenleri de eleştirerek, bu yönlü hizmetlerin Alevi geleneğinde yer aldığını vurguladı. “Bizim bildiğimiz; sazımız bizim telli kuranımızdır” diyen Cahit Dede, cenaze erkanlarında farklı yöntemlerin olmaması gerektiğine de vurgu yaparak sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Türkiye’deki Alevi toplumu, farklı dernekler, vakıflar, herkes kendi kafasına göre bir şeyler yapmaya çalışıyor. Hâlbuki tek bir çatı altında toplanılması gerek. Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nda ayrı, PSAKD’de ayrı bir cenaze erkanı olmaması gerekiyor.

    Engin Nurşani’nin cenaze erkanını bazı dedeler ‘Eski köye yeni adet mi getiriyorsunuz’ şeklinde eleştirdiler. İkincisi, çok güzel bir cenaze erkanı oldu ama benim tanımadığım hoca mı dede mi bilmiyorum, Sünni erkanına göre Arapça okunmasını ben doğru bulmadım. Anlamadığım bir şeye ‘Allah, Allah’ demem. Bizde cenaze erkanı Türkçe yürütülür. Mahsuni Şerif demişti ki “Ey Arapça okuyanlar, Allah Türkçe bilmiyor mu?’ Biz anlamadığımız bir şeye niye ‘Allah, Allah’ diyelim. Ne anlıyoruz biz bundan?”

    “ARAPÇA DUA OKUNMASINA KARŞIYIZ”

    Cahit Gümüş Dede, Fethiye ve Marmaris bölgelerindeki cenaze erkanları için de hizmet yaptığını anlatarak “Ne dediği bilinmeyen bir şekilde Arapça okunmasına karşıyız. Bizler deyişler söyleyerek cenaze erkanımızı yürütüyoruz” dedi. Cahit Dede, Yunus Emre’nin şu şiiri ile konuşmasına son verdi:

    Bu dünyadan gider olduk

    Kalanlara selam olsun

    Bizim için hayır dua

    Kılanlara selam olsun

     

    Biz gidiyoruz kalan kalsın

    Yurdumuza konan konsun

    Ahiret hakkı helal olsun,

    Diyenlere selam olsun

    Cebrail ARSLAN/Ortaca-MUĞLA

  • Bu cemevinde takkeli, cüppeli, fatiha suresi ile Hakk’a uğurlama oluyor!

    Bu cemevinde takkeli, cüppeli, fatiha suresi ile Hakk’a uğurlama oluyor!

    PİRHA-İstanbul Kartal Cemevindeki cenaze erkanlarında İslami gelenekler kullanılıyor. Takke ve cübbe giyinen hoca, Fatiha suresini okuyor, Sünni-Şii geleneğine göre uğurlamayı yapıyor. Tabutların üzerine de yeşil renkte Arapça yazıların olduğu örtü seriliyor. Son olarak Aşık Ali Doğan’ın cenaze erkanında uygulandı. Kartal Cemevi Başkanı Selami Sarıtaş, uygulamaların doğru olduğunu savunup, “Allaha inanmayanlarla neyi tartışacaksın?” diyerek eleştiri yapan Alevileri, pirleri suçladı. 

    Alevi Yol önderleri, cenaze erkanlarında İslami (Sünni-Şii) geleneklerin etkili olmasını eleştirirken, bir benzer gelişme de 9 Mayıs’ta Alevi Vakıfları Federasyonu’na bağlı İstanbul Kartal Cemevinde yaşandı. Hakk’a uğurlanan Aşık Ali Doğan’ın cenaze erkanında takke ve cüppe giyinen kişi, Alevi inancına ait gülbenkler okumadı.

    Aşık Ali Doğan’ın tabutunun üzerine ayrıca Arapça yazıların olduğu bir örtünün serilmesi ve kalabalık içerisinde kadınların yer almaması da akıllarda soru işareti yarattı.

    İSLAMİYETİN SİMGESİ YEŞİL RENK ALEVİLİKTE DE GEÇERLİ Mİ?

    İstanbul’da bir derneğe, federasyona bağlı olmayan Kartal Cemevinden kaldırılan cenazelerde tabutun üzerindeki yeşil renkli örtüde yazan “Her can ölümü tadacaktır” yazısı da Alevi öğretisiyle ters düşen bir diğer konu oldu. Yol önderleri, her ne kadar “Alevilikte ölüm yoktur, devri daim olmak vardır” dese de İstanbul Kartal Cemevi Vakfı Başkanı Selami Sarıtaş, kendi cemevlerinde düzenlenen erkanların usulen doğru olduğunu savundu. “Tabutun üzerine örtü örtmek geleneğimizde vardır” diyen Sarıtaş, şu açıklamayı yaptı:

    “Bizim tabutların üzerine örttüğümüz örtüde ‘Herkes ölümü tadacaktır’ tarzında bir yazı mevcut. Bu tamamen bizim geleneğimizin içerisinde olan bir yazı. Bazı durumlarda Arapça da olabilir. Bunun sebebi; cenazeleri zaman zaman mezarlıklar Müdürlüğü’nden alıyoruz, onlar da bu örtüler mevcut oluyor ama Türkçe yazıların olduğu örtülerimiz de yer alıyor. Tabutun üzerinde Arapça yazılan ‘Her can ölümü tadacaktır’ demenin yanlış bir tarafı yoktur. Bu nasihat anlamında bir şey.”

    ALEVİLİTE TAKKE VE CÜPPE TARTIŞMASI!

    Selami Sarıtaş, cenaze erkanını yürüten kişinin, onu toplumdan ayrıştıracak bir kıyafete sahip olması gerektiğini de söyleyerek, “Nasıl ki hakim ve savcılarda bir cübbe varsa cenaze erkanını yürütecek bir kişinin üzerinde de bir kıyafet, cübbe giyinmesi normaldir. Köylerde bu yapılmıyordu ama şehirlerde yapılıyor” dedi.

    İstanbul Kartal Cemevi Vakfı Başkanı Selami Sarıtaş, cenazeyi kaldıran kişilerin, başlarına taktıkları takkenin neden tartışma konusu olduğunu da belirterek şu açıklamayı yaptı:

    “Engin Nurşani’nin cenazesinden sonra diğer cemevi başkanları ile kendi aramızda konuştuk. Bu bizim Hüseyin-i Tacı dediğimiz, 12 dilimli Hacıbektaş geleneğinden gelen bir taçtır. Cenaze erkanı yürüten kişi, bunu takıyor. Bunu Hacıbektaş da takmıştır. Bunu gidip Sünni hocaların taktığı şeyle aynı kefeye koyup değerlendirmek doğru değil. Bu tacı, cübbeyi eleştirmek doğru değil. Bütün cemevlerinde söz konusu tacın kullanılması doğru olur.”

    CENAZE ERKANINDA FATİHA OKUNUR MU?

    Selami Sarıtaş’ın tartışma yaratan bir diğer söylemi ise cenaze erkanlarında okunan dualar oldu. “Bizler tabi ki Fatiha okutuyoruz” diyen Sarıtaş “Ama bunu Türkçe gerçekleştiriyoruz. ‘Esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın adıyla’ diye” ifadelerini kullandı.

    Cenaze erkanlarında dedenin haricinde bir hocanın da yer almasından rahatsızlık duymayacağını söyleyen Sarıtaş, sözlerine şu cümlelerle devam etti:

    “Allaha inanmayan bir insanla neyi tartışacaksın? ‘Alevilik İslam’ın içinde’ ya da ‘dışında’ diyen çok küçük bir marjinal grup var. ‘Hak, Muhammed, Ali’ demeden hangi cem başlamıştır? Ama tabi ki eğer bir cemevinde varsa dede tercih edilsin. Ama dedenin olmaması halinde bu işi yine dedelerden eğitim almış kişinin de yürütmesi mümkündür.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • DAD üyeleri çektikleri görüntüler ile anadilleri sahiplenmeye çağırdı- VİDEO

    DAD üyeleri çektikleri görüntüler ile anadilleri sahiplenmeye çağırdı- VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) üyeleri 21 Şubat Anadil Günü’nde anadilleri üzerindeki yasakçı uygulamalara karşı sosyal medya üzerinden yayınladıkları görüntüler ile mücadele çağrısında bulundu.

    Yok olmayla yüz yüze kalan anadiller üzerindeki yasakçı uygulamalara karşı mücadeleyi yükseltme ve anadili konuşarak sahiplenme çağrısında bulunan Demokratik Alevi Dernekleri farklı dillerde mesajlar yayınlayarak duyarlılık yarattı.

    21 Şubat Dünya Anadili Günü’nü kutlayan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) üyeleri çektikleri videolar ile anadiller, inançlar ve kültürler üzerindeki yasakçı ve baskıcı politikalar son bulması çağrımızı yineleyerek, anadillere sahip çıkmaya çağırdı.

    #Demokratikalevidernekleri, #ZoneMuwaXoQeseyke etiketi ile Türkçe, Kurmanci, Kırmancki, Ermenice ve Arapça olarak yayınlanan mesajlar sosyal medyada yoğun ilgi gördü.

    (HABER MERKEZİ)

  • Hatimoğulları’ndan MEB’e: Arapça neden ‘Yabancı Dil’ olarak kabul edilmiştir?

    Hatimoğulları’ndan MEB’e: Arapça neden ‘Yabancı Dil’ olarak kabul edilmiştir?

    PİRHA- HDP Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları, Arapça’nın yabancı dil olarak seçmeli ders kapsamına alınmasını Meclis gündemine taşıdı. Hatimoğulları, Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’a “Arapça dili neden ‘Yabancı Dil’ olarak kabul edilmiştir?” diye sordu. 

    Milli Eğitim Bakanlığı tarafından okullara gönderilen yazı dikkatleri çekti. Bu yazıya göre müfredatta ‘Yabancı Dil’ kapsamında seçmeli ders olarak yer alan Arapça’nın okul müdürlüklerinin imkan ve şartları kapsamında, kendileri tarafından hazırlanıp  Bakanlıkça onaylanacak öğretim programları doğrultusunda okutulabileceği belirtiliyor.

    Ortaokul 5, 6, 7 ve 8. sınıfların müfredatında ‘Yaşayan Diller, Lehçeler’ ve ‘Yabancı Dil’ olarak seçmeli dersler yer alıyor. Milli Eğitim Bakanlığı Temel Eğitim Genel Müdürlüğü tarafından “2020-2021 Eğitim Öğretim Yılında Okutulacak Seçmeli Dersler” başlığı altında Bakan Yardımcısı Mustafa Safran imzası ile 18 Aralık 2019 tarihinde gönderilen yazıda ifade edildiği şekliyle; ülkemizde var olan yaşayan diller ve lehçeleri gelecek kuşaklara aktarabilmek ve bu alanda toplumun da ihtiyaçlarını karşılayabilmek amacıyla 2012-2013 eğitim öğretim yılından seçmeli olarak uygulanmaya başlanan…” olarak anlatılmaktadır. ‘
    Yabancı Dil’ kapsamında  yer alan Arapça dersinin; okul müdürlüklerinin imkan ve şartlarında , kendileri tarafından hazırlanıp Bakanlıkça onaylanacak öğretim programları doğrultusunda okutulabileceği belirtiliyor.

    Konuyu “18 Aralık Dünya Arapça Günü” vesilesi ile; HDP Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları, Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’a ilettiği soru önergesi ile Meclise taşıdı.

    Hatimoğulları, Bakan Selçuk’a şu soruları yöneltti:

    1. Arapça dili neden ‘Yabancı Dil’ olarak kabul edilmiştir? Türkiyeli ve anadili Arapça olan
    yurttaşlar ‘yabancı’ olarak mı görülmektedir?

    2. Tam da Dünya Arapça Günü’nde okullara, 2020-2021 eğitim öğretim yılı için gönderilen
    yazıda Arapça’nın ‘yabancı dil’ statüsü ile müfredatta yer bulması kötü bir tesadüftür.
    Yıllardır müfredatta yabancı dil seçmeli dersi olarak sunulan Arapça dilinin ülkemizde
    yaşayan diller olarak görülmesi için Bakanlığınız tarafından çalışmalar yapılacak mıdır?

    3. “Yabancı Dil’ kapsamında yer alan Arapça dersinin; okul müdürlüklerinin imkan ve şartları
    kapsamında, kendileri tarafından hazırlanıp Bakanlıkça onaylanacak öğretim programları
    doğrultusunda okutulabilecek olması”, bahsedilen “imkan ve şartlar” olmadığı takdirde
    çocuklar tarafından dersin seçilemeyeceği anlamına gelmektedir. Bu da müfredatın
    müdürlükler nezdinde uygulanırlığının keyfiliğine neden olabilir. Buna engel olacak
    çalışmalarınız var mıdır?

    4. Türkiye’de yaşayan halkların anadilinde eğitim alabilmeleri için Bakanlığınız tarafından çalışmalar yapılacak mıdır?

    (HABER MERKEZİ)

  • Gazetecilerin yargılandığı bir ortamda özgürce gazetecilik yapmaktan bahsedilemez

    Gazetecilerin yargılandığı bir ortamda özgürce gazetecilik yapmaktan bahsedilemez

    Uluslararası Basın Enstitüsü’nün yaptığı çalışmanın sonuçları açıklandı.

    Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) Türkiye’de yerel gazeteciliğe odaklanan saha çalışmasının sonuçlarını, Türkiye Gazeteciler Sendikası’na bağlı TGS Akademi’de düzenlenen basın toplantısıyla açıkladı. IPI Direktoru Barbara Trionfi, 150’den fazla gazetecinin hapiste bulunduğu ve yüzlerce gazetecinin yargılandığı bir ortamda gazetecilerin kaliteli ve özgürce gazetecilik yapmasından bahsedilemeyeceğini vurguladı.

    “BİRÇOK ÜLKEDE AĞIR BASKILAR VAR”

    Şişli’de bulunan TGS Akademi binasında dün gerçekleşen toplantıda konuşan IPI Türkiye Ulusal Komitesi Başkanı Gazeteci Kadri Gürsel, “Türkiye’de mevcut durumda gazeteciler çeşitli siyasi saiklerle, motivasyonlarla gazetecilik yaptığını da iddia ederken birtakım siyasi baskıların ötesinde gazeteciliğin kalitesinin yükseltilmesi sorunu da duruyor. Çok uzun sürmeyen bir zamanda bu ortamın düzelmesi beklenirken bizde nasıl kaliteli gazetecilik yapılır üzerine rapor hazırladık” dedi. IPI Direktoru Barbara Trionfi de 2016’dan itibaren daha fazla gazetecinin hapse girdiğini söyleyerek, “IPI üyelerinin olduğu birçok ülkede çok ağır baskılar var, ama bu ülkelerin her birinde bağımsız, kamu yararına gazeteciliğin yaşayabileceği belli alanlar olduğunu görebiliyoruz. Türkiye’de böyle alanlar olmasa bile gazetecilerin mesleklerini sergiledikleri irade ve azim, bizim desteklerimizi hak ediyor. Olumlu değişikliklerin olacağına dair beklentilerin yaşandığı bir dönemde, bir kuşak gazeteciyi kaybetmemek adına bu kapasiteyi nasıl geliştirebileceğimize bakmak adına bu raporda çalıştık” dedi.

    “GÜVENİLİR HABER KURUMLARI VE MUHABİRLERİ BELİRLEMEK”

    Onlarca görüşme ve atölyelere dayandırılan araştırmada yer alan öneriler şöyle:

    – Gazetecilik üzerine Türkçe, Kürtçe ve Arapça Kitlesel Çevrimiçi Kurslar ve buna uygun açık kaynaklı müfredat hazırlamak.

    – Ülkenin her yerinde toplumun yeni medya okuryazarlığını artırmak amaçlı, halk odaklı “Yaratıcı Kafeler” ve “Gazetecilik Tecrübe Merkezleri” açmak.

    – Doğaçlama haber merkezleri kurma hedefine yönelik ilk aşama olarak yereldekiler başta olmak üzere ülke çapında güvenilir haber kurumlarını ve yerel muhabirleri belirlemek.

    – Erken evredeki gazetecilik girişimlerini desteklemek amacıyla kuluçka ve hızlandırıcı programlar hazırlamak.

    – Türkiye’nin genç gazeteci nesillerine eğitim ve motivasyon amaçlı sponsorlu yurtdışı staj programı sağlamak ve yeni bir gazetecilik ödülü oluşturmak. (HABER MERKEZİ)

  • İzmir Arap Alevi Gençlik Meclisi ‘Hafle’ etkinliği düzenledi – VİDEO

    İzmir Arap Alevi Gençlik Meclisi ‘Hafle’ etkinliği düzenledi – VİDEO

    PİRHA- İzmir Arap Alevi Gençlik Meclisi sanatçı Farfur, Ehliddar tiyatro grubu ve İzmir Müzisyenler Derneği’nin katılımıyla ‘Hafle’ etkinliği düzenledi. Etkinlikte İzmir Arap Alevi gençlik Meclisi adına konuşan Umut Oruç Can, asimilasyon politikalarına dikkat çekerek anadili yaşatma çağrısında bulundu. 

    İzmir Arap Alevi Gençlik Meclisi, Arap Alevilerin inancında önemli olan Hafle etkinliği düzenledi. Bornova Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleşen etkinliğe çok sayıda yurttaşın yanı sıra sanatçı Farfur, Ehliddar tiyatro grubu ve İzmir Müzisyenler Derneği’nden müzisyenler katıldı. Antakya kültürüne ait yiyeceklerin tanıtıldığı standın açıldığı etkinlikte Arapça ve Türkçe olarak  ‘Anadilini konuş, Kültürünü Yaşa, Asimilasyona Karşı Dur’ pankartları asıldı.

    “ANADİLİ ÖĞRENMEZ VE KÜLTÜRÜ YAŞATMAZSAK YOK OLURUZ”

    Arap Alevi Gençlik Meclisi adına açılış konuşmasını yapan Umut Can Oruç, asimilasyon politikaları sonucu gelişen süreç ile birlikte Arap Alevi gençler olarak örgütlenmeye gittiklerinin altını çizerek anadili öğrenme, kültürü ve bayramları yaşatma çağrısında bulundu. Bu değerlere sahip çıkılmaması durumunda kültürün ve dilin kaybolacağını hatırlatan Oruç şunları vurguladı:

    “Arap Alevi Gençlik Meclislerinin ortaya çıkışı aslında son beş yılda filiz vermesi halkımızın geleceği olan biz üniversiteli gençlerin asimilasyon politikaları sonucunda iliklerimize kadar hissetmemizden kaynaklanmaktadır. Biz biliyoruz ki; anadilimizi öğrenmezsek, kültürümüzü ve bayramlarımızı yaşatmazsak, ‘anlıyorum ama konuşamıyorum’ demeye devam edersek sonraki nesillerin ne dilimizle ne de kültürümüzle alakası kalmayacak. Biz İzmir’deki Arap Alevi gençler kendi imkanlarımızla bir araya gelerek çeşitli etkinliklerle kültürümüzü yaşatmaya çalışıyor, dayanışıyoruz. Arapça atölyeleri düzenleyip anadilimizi öğreniyoruz. Haflede Arap Aleviler için yani büyüklerimizin de anlattığı şekliyle oyunlar oynanır, şarkılar söylenir ve kolektif bir şekilde hazırlanan yemekler hep beraber yenirmiş.”

    Açılış konuşmasından sonra sanatçı (Arapça stand-up) Farfur, farklı dillerin, kültürlerin ve renklerin kendini yaşatma hakkına vurguda bulunarak kültüre ve dile sahip çıkma çağrısında bulundu. Farfur ile birlikte ortak sahne alan Ehliddar tiyatro grubunun sık sık ülke gündeminde yer alan tanzim satış, beka sorunu vb. gibi toplumsal meseleleri Arapça mizah ile işlemeleri de izleyici tarafından büyük ilgi ile karşılandı. Ayrıca etkinlikte İzmir Müzisyenler Derneği’nden sanatçıların Arapça, Kürtçe ve Türkçe seslendirdiği eserlerler büyük beğeni topladı.

    Etkinlik kura çekilişi ve sürpriz hediyelerin dağıtılması ile son buldu.

    PİRHA / İZMİR

     

  • 2’inci Anadil Buluşması İstanbul’da gerçekleşti-VİDEO

    2’inci Anadil Buluşması İstanbul’da gerçekleşti-VİDEO

    PİRHA-Halkların Demokratik Kongresi Haklar ve İnançlar Komisyonu’nun “Renkler dillere diller yaşama dönsün” şiarıyla 2’incisini düzenlediği ‘Anadil Buluşması’nda asimilasyonun dilde başladığı, egemenlerin dili asimile etmek için merkezden taşraya doğru çalışmalar yürüttükleri vurgulandı.

    Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Genel Kurulu, 1999 yılında aldığı bir kararla 21 Şubat gününü, “Uluslararası Anadili Günü” olarak kabul etmiş ve ilk kez 2000 yılında, dünya çapında kültürel çeşitliliği ve çok dilliliği desteklemek amacıyla “Dünya Anadili Günü” kutlanmaya başlamıştır.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Halklar ve İnançlar Komisyonu 2’inci Anadili Buluşması’nı “Renkler dillere diller yaşama dönsün” şiarıyla gerçekleştirdi. Şişli Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde gerçekleşen programın sunuculuğunu Dilek Odabaş yaptı. Odabaş, birçok dilde “Hoş geldiniz” diyerek selamladı katılımcıları.

    Programa HDP milletvekilleri Hüda Kaya, Gülistan Kılıç Koçyiğit, HDK Eş Sözcüsü Sedat Şenoğlu ile HDK bileşenleri katıldı.

    Odabaş yaptığı kısa açılış konuşmasında dillerin yok olma sebebinin anadilde eğitim olmamasından kaynaklandığını kaydetti. “Anadili konuşmak haktır, engellenemez” dedi. Halkalar ve İnançlar Komisyonu adına Medine Gök kısa bir konuşma yaptı.

    “DİLLERİMİZİ ÇOCUKLARIMIZA AKTARABİLİRSEK ÖLÜM BİR SON OLMAYACAKTIR”

    Gök, “Hakların bir arada iş yapması kardeşliğin ve dostluğun ilk adımıdır. Bizler bunu geliştirme çabasındayız. Bugün birçok dil yok olmakla karşı karşıya. Bunların üstesinden gelecek azim ve kararlılığa da sahibiz. Halkların birlikteliğinin sözünü veriyoruz. Diller insanlığın ortak mirasıdır. Her insan kendini en iyi anadilinde ifade eder. Farklılıklarından arındırılmış bir ülke yerine farklılıklarıyla birlikte yaşayan bir ülke olmalı. Dilimizi çocuklarımızda yaşatabilirsek ölüm bir son olmayacaktır. Çünkü onlar bizlerdir” şeklinde konuştu.

    “BÜYÜK BİR YIKIM VE KIYIM YAŞANIYOR DİLLERDE”

    HDK Eş Sözcüsü Sedat Şenoğlu, dünyada birçok dilin ve kültürün yok edildiğine vurgu yaparak, “İnsanlığın çiçekli bahçesi ortadan kaldırılıyor, asimilasyona uğratılıyor. Dil bunların en başında geliyor. Dünyada 7 bin dil ve ve bunların yüzde 50’si yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Kendi coğrafyamızda 18 dil yok olma tehlikesiyle karşı karşıya, Lazca, Abazaca, Romanca, Pomakça vesaire. Büyük bir yıkım ve kıyım yaşanıyor dillerde. Bu tabi ki kendiliğinden olan bir şey değil. Tekleşme her yerde. İnsan, kültür kendi anlamlarından soyutlaştırılıyor. Bu büyük bir tehlike. Bu tip etkinlikler bir direniş mevzisi. Belki de çöl içinde bir vaha odakları. Bunları mutlaka yaşatmak zorundayız. Dil hayattır, dili olmayan bir halk yok olmuş bir halktır. Anadili insanın kimliği, kişiliği, onurudur. Tek dilli bir dünya ne kadar yaşanmaz bir dünya olduğunun farkındayız. Onun için başka dilleri kültürleri yaşatmak için her çaba çok kıymetli” şeklinde ifade etti.

    Programa katılımın azlığını eleştiren Şenoğlu, “Bu tablo bile bize bir ders vermeli. Bu bizim duyarsızlığımız, yüreğimizdeki, bilincimizdeki eksiklik. Bununla mücadele etmek zorundayız. Diller yaşasın, diller çoğalsın, anadil kutlu olsun hepimize” dedi.

    Dil bilimciler Necmiye Alpay, Zana Farqini ve araştırmacı Erdoğan Yılmaz’ın katıldığı bir panel gerçekleştirildi.

    “BİR İKİ TOPLANTI DIŞINDA HİÇBİR ŞEY YAPILMADI”

    İlk olarak konuşan dil bilimci Necmiye Alpay, dünya anadil gününün tarihiyle ilgili bilgiler verdi. 21 Şubat’ın Dünya Anadil Günü olarak kabul edilmesinden sonra ilk kez 2000 yılında her yerde dünya anadili olarak kutlanması kararı alındığını söyleyen Alpay, Türkiye’de Dışişleri Bakanlığı’nın kendi internet sitesine bir bilgi notu koyduğunu bir iki toplantı yaptığını onun dışında hükümet tarafından diğer dillerle ilgili bir çalışma yapılmadığını belirtti.

    “DİLLER BASKI ALTINDA”

    Türkiye’de anadil konusunun önemine 2000’lerden sonra varıldığını söyleyen Alpay, Avrupa’da da şimdi anadil mücadelesinin sönmüş vaziyette olduğunu kaydetti. Avrupa Birliği’nin resmi dili olan İngilizce karşısında dillerin tehlike altında olduğunu belirten Alpay, dillerin hükümetler tarafından tek dil dayatmasıyla baskı altında tutulduğunu, üniversitelerde dil bilim kürsülerinin olduğunu ancak anadille ilgili derslerin olmadığını ifade etti.

    İngilizce eğitim yerine Türkçe eğitim istenmesinin ardından Marmara Üniversitesi’nde Kürt gençlerin “Biz de anadilde eğitim istiyoruz” diyerek ortaya çıktıklarını bunun ardından Türkçe anadilde eğitim isteyenlerin seslerinin kesildiğini kaydeden Alpay, anadil konusunda hala Türkiye’de iyi bir adım atılmadığının ve dillerin hala baskı altında olduğunun altını çizdi.

    “ANADİLLERİ ANNELERE EMANET ÇOCUKLAR İNGİLİZCE PEŞİNDE”

    Çocukların anadilinden uzaklaştırılmasının çocuklarda büyük bir travma yarattığına dikkat çeken Alpay, “Anadilleri annelere, büyük annelere emanet ama çocuklar İngilizce’nin peşinde. UNESCO her çocuğun en az üç dille büyütülmesini öneriyor. Ama herkesin kendi biriktirdiği kültürü taşıması kanısında. Ama resmi dili de öğrensin diyor UNESCO. Dünya dili de İngilizce olduğu için onu da öğrensinler diyor. Ama bu zor, hükümete kabul ettirmek lazım.” dedi.

    Arkasından söz alan araştırmacı Erdoğan Yılmaz, değişik dilleri anadilinde konuşurmuş gibi çevirme gibi bir proje hazırlığında olduklarını kaydetti.

    “KATEGORİLER DİLLERİ İTİBARSIZLAŞTIRMA PROJESİDİR”

    Dil bilimci Zana Farqini de kendi anadili olan Kürtçe Dünya Anadil Günü’nü kutladı. Türkiye’de devletin resmi dili diye bir kavram olduğunu ve bu kavramla birlikte tüm yurttaşların kullandığı dillerin tehlikeye girdiğini belirtti. “Resmi diller, azınlık dilleri, mahalli diller gibi kategoriler egemenlerin oluşturduğu bir itibarsızlaştırma projesidir” diyen Farqini, Dünya Anadil Günü’nün ezilen halkların anadil günü olduğunu belirtti.

    “ANADİLİNİ EN İYİ KONUŞANLAR OKURYAZAR OLMAYANLARDIR”

    Farqini, “Biz anamızdan, babamızdan almış olduğumuz emaneti çocuklarımıza devredemiyoruz” dedi. Eğitim seviyesi arttıkça asimilasyonun da ona paralel olarak arttığını kaydeden Farqini, Kürtler özelinde yapılan araştırmalara göre okuryazar olmayanların kendi anadiline en iyi sahip çıkan ve onu en güzel konuşan insanlar olduklarını ifade etti.

    Ulus devletlerin amacının zaten asimilasyonla dilleri yok etmek olduğunu söyleyen Farqini, “Ama biz ne yapıyoruz? Demokratik mücadele yürüten insanlar bununla ilgili ne yapıyor?” diye sordu. Buna karşılık ev dilinin egemen dil olmaması gerektiğine değinen Farqini, “Ev dili de egemen dil olursa dil edinimi de yaşanmaz. Kimse dilini öğrenmeye çalışmaz” dedi.

    “ASİMİLASYON MERKEZDEN TAŞRAYA DOĞRU BAŞLADI”

    Asimilasyon politikaları sürerken merkezden evin içine taşraya doğru bir politika sürdürüldüğünü belirten Farqini, “Biz taşradan merkeze doğru bir çalışma yapabiliriz. Dilin egemen olduğu yerler yine taşradır merkezler değil” diyerek Diyarbakır’dan şu örneği vererek Kürtçe üzerinde yaşanan asimilasyona dikkat çekti:

    “1938’de Şükrü Kaya’nın İçişleri Bakanı olduğu dönemde Diyarbakır’da ‘Burada herkes Kürtçe konuşuyor gelen memurlar da Kürtçe öğrenmek zorunda kalıyor. Buna acilen bir çare bulunması lazım’ şeklinde dilekçeler gitmiş. O dönemde Diyarbakır’a kitaplar gönderilerek en güzel Türkçe’yi kim konuşursa ona bir çift öküz hediye verilmiş. Asimilasyon böyle başlıyor.”

    Panelin adından Abazaca, Çerkesce, Arapça, Gürcüce, İronca, Kırmanciki, Kürtçe, Rumca, Soranice, Süryanice sunumlarla çeşitli hikayeler anlatıldı, şiirler okundu, anlatımlarda bulunuldu.

    Sunumların ardından Beksav Müzik Topluluğu ezgiler seslendirdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Anadillerini yaşatmak için Arapça etkinlikler yapıyorlar-VİDEO

    Anadillerini yaşatmak için Arapça etkinlikler yapıyorlar-VİDEO

    PİRHA-Antakya Çağdaş Sanat Atölyesinin anadilleri Arapça’yı unutturmamak adına düzenlediği etkinlikte Arapça tiyatro, oyunlar, çekilişler, canlı müzik ve sürpriz hediyeler yer aldı. Etkinlik halaylarla son buldu.

    Antakya Çağdaş Sanat Atölyesi, renkli ve eğlenceli bir etkinlik düzenledi. Arapça tiyatro, oyunlar, çekilişlerin yer aldığı etkinlikte canlı müzik de vardı. Yemekle başlayan etkinlik skeçler ve oyunlarla devam etti. Birçok yaş grubundan insanın katıldığı etkinlikte keyifli anlar yaşandı.

    ARAPÇAYI YAŞATMAK İÇİN ANADİLDE ETKİNLİKLER YAPIYORLAR

    Çağdaş Sanat Atölyesi hocalarından Gülüzar Işık, etkinliği düzenlemelerindeki amaçlarını anlattı. Işık, Çağdaş Sanat Atölyesi bünyesinde anadilleri olan Arapça tiyatro yaptıklarını, ayrıca Arapça ve Türkçe drama çalışmaları ile müzik çalışmaları olduğunu kaydetti. Çağdaş Sanat Atölyesi’nin hedeflerinden birinin asimilasyona karşı bir çalışma yürütmek olduğunu ifade eden Işık, özellikle Hatay bölgesinde yeni neslin Arapça’yı pek konuşamadığını bu yüzden insanlara anadillerini hatırlatmayı hedeflediklerini belirtti. Yaklaşık 13 yıldır ‘Mesreh El Emel’ Tiyatro Grubu olarak Arapça’yı yaşatmak için bu dilde sanatsal etkinlikler yaptıklarını söyleyen Işık, şu an Çağdaş Sanat Atölyesi bünyesinde çalışmalarını yürüttüklerini de ekledi.

    TOPLUMA BİR ŞEYLERİ ANLATABİLMEK İÇİN SANATI TERCİH EDİYORLAR

    Çağdaş Sanat Atölyesi çalışmalarında yer alan Fevziye Güneş, toplumda sanat ve sosyal etkinlikler anlamında bir boşluk olduğunu ve bu boşluğu durdurabilmek için bir alternatif sunmak istediklerini kaydetti. Topluma belirli şeyleri anlatabilmek için sanatı kullandıklarını söyleyen Güneş, kendi dillerini ve kültürlerini biraz daha ön plana çıkarmak adına ‘Mesreh El Emel’ Tiyatro Grubukendi kültürlerini sahiplenme anlamında özellikle Arapça tiyatroyu tercih ettiklerini vurguladı.

    Seylan Haniboğlu da herkese Çağsaş Sanat Atölyesi’ne gelmeleri için anadilinde çağrıda bulundu.

    PİRHA/ANTAKYA

     

  • Arapça tiyatro yaparak anadillerini yaşatıyorlar-VİDEO

    Arapça tiyatro yaparak anadillerini yaşatıyorlar-VİDEO

    PİRHA- Hatay’da Arapça oynadıkları tiyatro oyunlarıyla anadillerini yaşatan ve halkı sanatla buluşturan Çağdaş Sanat Atölyesi eğitmeni Gülizar Işık, “Arapça ve Türkçe gruplarımız da var. Ama bizim asıl hedefimiz uygulanan asimilasyona karşı anadilde eğitim ve sanat yapmaktır. Çocuklarımız Arapçayı unutmuş ve neredeyse hiç tanıyamaz hale gelmiş. Arapça diye bir dillin olduğunun bile farkında değiller” dedi. 

    Hatay’da yaklaşık 30 yıl önce kurulan Çağdaş Sanat Atölyesi (ÇSA) anadilde skeçler ve müzik olmak üzere bir çok alanda çalışmalar yürütüyor. Dönemin koşullarına göre bazen kapatılan ve çalışmalarını durduran ÇSA,  2016 yılında tekrar açılarak Gülizar Işık ve Hasan Gölbol’un verdiği eğitimlerle yeniden çalışmalarına devam ediyor.

    Bugün de her yaşta insana açtıkları atölyelerle eğitim vermeye devam eden ÇSA çalışanları salonlarda ve açık alanda oynadıkları Arapça skeçler ve tiyatro oyunları ile binlerce izleyicinin karşına çıkarak  hem anadillerini yaşatıyor, hem de Hatay merkez ilçeleri ve beldeleri olmak üzere oynadıkları oyunlarla da sanatı halkın ayağına götürüyor.

    “ANADİLDE SANAT YAPARAK ARAPÇAYI YAŞATMAYA ÇALIŞIYORUZ”

    tiyatro eğitmeni ve eğitimci Gülizar Işık, “Çağdaş Sanat Atölyesi’ni 2016 yılında kurduk aslında çok daha öncesine dayanan bir dernek. Yaklaşık 30 yıl önce kurulan dernek anadilde sanat ve müzik üretimi çalışmaları yürütmüş bir dernek fakat belli aralarla kapatılmış ve çalışmalar yürütülememiş” dedi.

    Işık şöyle devam etti:

    “Bizde bunu devam ettirmek istedik. Çağdaş Sanat Atölyesi anadilin yasaklandığı, anadilde sanatın yasaklandığı bir süreçte bizden önceki arkadaşlarımız bu çalışmaları yürütmüş biz de bugün bu geleneği sürdürmeye çalışıyoruz. Yaptığımız çalışmaların ve etkinliğin özü anadile dayanıyor. Biz anadilde sanat ve müzik yaparak Arapçayı yaşatmayı istiyoruz ve çocuklarımıza öğretiyoruz. Biz ÇSA’nın içinde yer alan gruplardan biri olarak Arapça olan anadilimizle tiyatro ve müzik yapıyoruz.”

    “ANADİLİMİZİN YOK OLMAMASI İÇİN ÇALIŞMALAR YÜRÜTÜYORUZ”

    “Arapça ve Türkçe gruplarımız da var. Ama bizim asıl hedefimiz uygulanan asimilasyona karşı anadilde eğitim ve sanat yapmaktır. Her yaşta öğrencilerimiz var” ifadelerini kullanan Işık şunları kaydetti:

    “6 yaşından tuttun 50’lili yaşlarda öğrencilerimiz var. Yaş ortalaması değişebiliyor. Çünkü biz; geldi, eğimini ve sertifikasını aldı olarak bakmıyoruz. Politik bir sanat yapıyoruz. Asimilasyonlarla karşı karşıya olduğumuz için çocuklarımız Arapçayı unutmuş ve neredeyse hiç tanıyamaz hale gelmiş Arapça diye bir dilin olduğunun bile farkında değiller. Burada dolayısıyla hem kendi çocuklarımıza Arapça’nın varlığını hissettirmek, hem de dilimizin yok olmaması için bir çalışma yürütüyoruz. Dolayısıyla bu ailelerin de çok hoşuna gidiyor. Televizyonlarda ve sosyal medya alanlarında Türkçe dışında bir şey yok. Çocuklarımızla Arapça konuşsak da bu bir şeyi değiştirmiyor. Televizyonlardan ve çevresinden etkilenerek dillerini unutabiliyorlar.”

    “SANATI HALKIN AYAĞINA GÖTÜRÜYORUZ”

    “Çocuklarımız Arapça’da tiyatro yapılabiliniyor, öyle bir dil var, diyebilecek durumdalar şu an. Biz de bundan dolayı çok mutluyuz. Bizim üç tane ilkemiz var. Arapça olacak, ezilmiş ötekileştirilmiş ve kadın bakış açısıyla olacak. Yerel kültürde Arapça ama evrensel konuları işliyoruz” diyen Işık şunlara vurgu yaptı:

    “Kadın, yoksulluk, siyaset ve en önemlisi de savaş sorununu işliyoruz. Günlük hayattaki sorunlar ne ise bunların tamamını işliyoruz. Oyunlarımıza halkın ilgisi oldukça iyi. Biz sadece salonlarda değil açık alanda da oyunlar oynuyoruz. Festivallerde binlerce kişiye oynadığımız oyunlarımız var. Hatay merkez ilçe ve beldelerinde tiyatroyu, sanatı halkın ayağına götürerek izlemesini sağlıyoruz. Sadece salonlarda oynadığınız zaman sadece belli bir kesimin izlemesini sağlıyorsunuz. Biz sadece bunu istemiyoruz. Halkımızın kendi dilinde esprilerini, deyimlerini ve atasözlerini duymasını istiyoruz. Dolayısıyla sanatımızı üretip halkımızın kapısın önüne götürüyoruz.”

    “ARAPÇA ÇOK ZENGİN BİR DİL”

    “Sadece dil ile ilgili değil, aslında çok yönlü bir çalışma yapıyoruz. Anadilinizi konuşun, çocuklarınıza öğretinle olmuyor. Bunun içinde olmak ve bunun öncelikle bilincini vermek gerekiyor” diyen tiyatro eğitmeni ve eğitimci Gülizar Işık, “Bizimle iletişime giren aileler bu durumun aslında çok zor olduğunu ama yapılacak bir durum olduğunu anlayabiliyor. Çoğu Arapça bildiği halde konuşamıyor, çünkü o bilince sahip değil. Böyle bir dil yok diyor. Yozlaşmış, Türkçe ile Arapça karışımı tarzanca bile diyenler var. Bu bizim kimliğimize ve anadilimize yapılmış büyük bir haksızlıktır. Bu da bizi çok üzüyor. Arapça çok zengin bir dil, asimalasyonlardan dolayı Türkçe karışmış ama bunun için mücadele edebilirsek kesinlikle üstesinden gelebiliriz. Eğitim dili olmadığı için yazamıyoruz ama yaşayan dili konuşuyoruz. Adana, Mersin ve Hatay’da konuşulan farklı lehçeleri var. Bu yüzden çok zengin bir dil ve bu anlamda çok değerlidir. Ailelere çağrımız çocuklarına anadillerini öğretsinler. Bizim atölyelere göndersinler hem sanatla iç içe tiyatro yaparak anadillerini yaşatsınlar” diye konuştu.

    “ÇOCUKLAR ÇSA’DA HAYATI ÖĞRENİYOR”

    “Çağdaş Sanat Atölyesi bir çok şeye ev sahipliği yapıyor. İnsanların burada kendini geliştirebilmesi için hocalarıyla hizmet veren bir yer” diyen eğitimen Hasan Gölbol, “Ben burada çocuklara drama dersi veriyorum. Ama çocuklar burada sadece dramayı öğrenmiyor. Medya okur yazarlığı kazanıyor, müziğe karşı sempati kazanıyorlar. Tiyatroya ilgi duyuyor, izlemeyi öğreniyorlar. Dönemimizde bir çok bilgisayar oyunları oynanmasına rağmen bunu yapmak yerine zamanların büyük bir kısmını burada geçirerek sanata yöneliyorlar. Burada aldıkları eğitim ve oynadıkları skeçlerle hayatı öğreniyorlar. Bunun bir parçası olmak beni çok mutlu ediyor. Buradan ailelere çağrıda bulunuyorum. Çocuklarınızı böyle yerlere kayıt ettirerek ve haberdar olarak siz de elinizden geleni yapabilirsiniz” dedi.

    Mustafa YÜKSEL/İsmet SEFER/HATAY

  • 2. Arapça Festivali Antakya’da gerçekleşti

    2. Arapça Festivali Antakya’da gerçekleşti

    PİRHA- Ortadoğu Arap Halkları Araştırma Enstitüsü tarafından 2. Arapça Festivali düzenlendi. Yüzlerce yurttaşın katıldığı etkinlikte konuşan enstitü başkanı Dr. Selim Matkap anadilin bir sonraki kuşaklara aktarılması için kültürel çalışmaların önemli olduğunu vurguladı.

    2.Arapça Festivali, Antakya Sümerler Amfi Tiyatro’da gerçekleşti. Ortadoğu Arap Halkları Araştırma Enstitüsü tarafından gerçekleştirilen etkinlik öncesi kısa bir konuşma yapan enstitü başkanı Dr. Selim Matkap, “Günümüzde yapılan akademik çalışmalardan öte kültürel çalışmaları daha fazla yapmalıyız” diyerek, herkesin, özellikle de yaşlıların çocuklara anadilini aktarması gerektiğini vurguladı ve katılan herkese teşekkür etti.

    Matkap’ın konuşmasının ardından sanatçılar Nihat Mugil, Neriman Bolat, Sowt-al Zarüb, Sula, Mehmet Meni ( Müvvel) Aknehir Depki Ekibi, Kaldırım Müzik Topluluğu Mesreh El Hırri (Arapça Topluluğu) ve Konuk sanatçılar sahneye çıktı.

    Diren Keser/MERSİN