Etiket: araştırma

  • SAMER: Halk, barış sürecine temkinli umut besliyor!

    SAMER: Halk, barış sürecine temkinli umut besliyor!

    PİRHA – SAMER Saha Araştırmaları Merkezi, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yürüttüğü son araştırmada, ekonomik kriz, işsizlik ve barış sürecine ilişkin toplumsal eğilimleri ölçtü. 10-15 Ekim 2025 tarihleri arasında 16 kentte 1543 kişiyle yüz yüze yapılan araştırmada, katılımcıların yüzde 55’i hükümeti, yüzde 57,4’ü muhalefeti, yüzde 53,2’si Meclis’i barış sürecine ilişkin yetersiz buldu.

    Katılımcıların yüzde 59,7’si Türkiye’nin birinci önemli sorunu olarak ekonomik kriz ve işsizliği, yüzde 21,2’si Kürt sorununu, yüzde 6,4’ü hukuk sistemini, yüzde 5,3’ü eğitim sistemini gösterdi.

    TOPLUM REFORM İSTİYOR

    Katılımcıların yüzde 47,7’si hükümetin son bir yıldaki söylem ve uygulamalarını barış süreciyle uyumlu bulmadığını ifade ederken, yalnızca yüzde 25,6’sı bu politikaları olumlu değerlendirdi.
    Sürecin olumlu sonuçlanabileceğini düşünenlerin oranı yüzde 23,3’te kaldı. yüzde 24,8 “hayır”, yüzde 28 “kısmen”, yüzde 17 ise “kararsızım” yanıtı verdi.

    Katılımcıların büyük çoğunluğu, sürecin sağlıklı ilerlemesi için yasal düzenlemeler yapılması gerektiğini belirtti.

    • Yüzde 78’i infaz kanununda değişiklik,

    • Yüzde 76,5’i kayyum uygulamalarının sonlandırılması,

    • Yüzde 74,9’u hasta mahpusların bırakılması,

    • Yüzde 74,7’si süreci yürütenlere yasal güvence sağlanması,

    • Yüzde 71,9’u umut hakkının tanınması,

    • Yüzde 62,4’ü ise Terörle Mücadele Kanunu’nun kaldırılması gerektiğini söyledi.

    Araştırmaya göre barış sürecine ilişkin kurumsal roller konusunda genel eğilim olumsuz. Katılımcıların yüzde 55’i hükümeti, yüzde 57,4’ü muhalefeti, yüzde 53,2’si Meclis’i yetersiz buldu.
    Hükümeti yeterli görenlerin oranı yüzde 24,8 olurken, Abdullah Öcalan’ın sürece katkısı yüzde 42,9, PKK’nin rolü ise yüzde 40,5 oranında yeterli bulundu.

    DEM PARTİ YÜKSELİŞTE

    Seçmen eğilimlerinde büyük değişiklikler görülmezken, AKP yüzde 1,8, CHP yüzde 3,1 oranında düşüş yaşadı. DEM Parti ise yüzde 3,3 oranında artış kaydetti.

    (HABER MERKEZİ)

  • DİSK Basın İş: Sektörde ortalama ücret beklentisi 42 bin 134 TL

    DİSK Basın İş: Sektörde ortalama ücret beklentisi 42 bin 134 TL

    PİRHA-DİSK Basın İş, 53 farklı medya kuruluşundan 82 gazeteciyle bir ücret araştırması yaptı. Araştırmaya göre sektörde maaş ortalaması asgari ücretin sadece yüzde 28 üzerinde, 23 bin 378 TL. Sektörde ortalama ücret beklentisi 42 bin 134 TL.

    Türkiye Basın Yayın Matbaa Çalışanları Sendikası (DİSK Basın-İş) “2025 Basın Çalışanları Taban Ücret Araştırması” başlığı ile 53 farklı medya kuruluşundan 82 gazeteciyle bir ücret araştırması yaptı.

    DİSK Basın İş’in yaptığı araştırmaya göre her 4 gazeteciden biri asgari ücrete çalışıyor. Sektörde maaş ortalaması asgari ücretin sadece yüzde 28 üzerinde, 23 bin 378 TL.

    Ayrıca her 4 basın emekçisinden biri asgari ücrete çalışıyor. Tüm sektörün yarısı asgari ücret civarı olarak kabul edilen +-yüzde 20 ücret seviyesinde çalışıyor. Her 10 emekçiden 9’u da 25 bin TL’nin altında ücret alıyor. Sektörde ortalama ücret beklentisi 42 bin 134 TL. Ancak bu, ortalama ücretlerin yüzde 80 oranında artırılmasına denk. Öte yandan sektörde bir iş yerinde ortalama çalışma süresi 3,8 yıl olarak ölçüldü. Aynı iş yerinde 3 yıldan az çalışanların oranı yüzde 70, aynı iş yerinde 10 yıldan fazla çalışabilenlerin oranı ise yüzde 11.

    “TALEBİMİZ ASGARİ ÜCRET DEĞİL, TABAN ÜCRETTİR”

    Raporda bir değerlendirme de sunan DİSK Basın İş, yayınladıkları rapora ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, “Basın çalışanlarının büyük çoğunluğu asgari ücret veya asgari ücrete komşu maaşlar almaktadır. Asgari ücretin ne olacağından çok ‘Neden bu kadar çok asgari ücretli çalışan var?’ sorusunu sorma zamanı ve bu duruma müdahale etme vakti gelmiştir. Belirli bir mesleki yeterlilik gerektiren, sürekli olarak zamana karşı yarışan, bir anlamda ağır fikir emekçisi olan kesimlerin asgari ücret ve civarında çalıştırılması kabul edilemez. Bundan dolayı talebimiz, asgari ücret değil taban ücrettir. Önerimiz; meslek hayatına yeni başlayan bir basın çalışanı için asgari ücretin en az iki katı ‘taban ücret’ belirlenmesidir. Tüm basın emekçileri, aldıkları güncel ücretten bağımsız her yıl en az asgari ücret zammı kadar zam almalıdır. Bununla birlikte, taban ücrete her deneyim yılı için yüzde 3 oranında zam eklenmeli; tüm bunlara ek olarak aynı kurumda devamlılık sağlayan basın emekçileri için, kurumda geçirdiği her yılbaşında ayrıca en az yüzde 5’lik zam yapılmalıdır” denildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • DİSK/Birleşik Metal-İş Sınıf Araştırmaları Merkezi: Yoksulluk sınırı 57 bin 578 TL

    DİSK/Birleşik Metal-İş Sınıf Araştırmaları Merkezi: Yoksulluk sınırı 57 bin 578 TL

    PİRHA – BİSAM araştırmasına göre yoksulluk sınırı 57 bin 578 TL. Dört kişilik bir ailenin sadece beslenme maliyeti ise asgari ücrete dayandı. 

    DİSK/Birleşik Metal-İş Sınıf Araştırmaları Merkezi’nin (BİSAM) Mart 2024 için yaptığı “Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırması” sonuçları açıklandı. Verilere göre 4 kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için aylık yapması gereken harcama tutarı Mart 2024 için 16 bin 646 lira olarak tespit edildi. Bu hesaplamaya sadece gıda için yapılması gereken harcamaların dahil edildiğine dikkat çekildi.

    Açlık sınırı üzerinden hane halkı tüketim harcamaları esas alınarak yapılan hesaplama sonuçlarına göre ise yoksulluk sınırı 57 bin 578 lira oldu. Bu hesaplamaya ise eğitim, sağlık, barınma, eğlence, ısınma, ulaşım gibi giderler dahil ediliyor.

    Tek başına yaşayan bir kişinin yaşamını idame ettirmek için yapması gereken harcama ise en az 26 bin 517 TL olarak belirlendi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Yüksel Genç: Yeşil Sol Parti 2018’i aşan bir sonuç alabilir-VİDEO

    Yüksel Genç: Yeşil Sol Parti 2018’i aşan bir sonuç alabilir-VİDEO

    PİRHA- 14 Mayıs’ta yapılacak seçimlere dair PİRHA’nın sorularını yanıtlayan Sosyo Politik Saha Araştırmaları Merkezi Koordinatörü Yüksel Genç, 14 Mayıs seçimlerinin tarihi bir seçim olduğuna vurgu yaparak, “Millet İttifakı adayı Kılıçdaroğlu’nun HDP’nin tam desteğini almasını sağlayacak süreç sağlıklı örülür ise ilk ilk turda Kılıçdaroğlu seçilir” dedi.

    14 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği Genel Seçimi’ne bir aya yakın bir zaman kalırken, alanlar ısınmaya başladı. Partiler aday listelerini Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) sunarken, adaylar şehirlerinde çalışmalarına başladı.

    Cumhurbaşkanlığı seçiminde Kılıçdaroğlu, hem sosyal medya üzerinden hem de alanlarda seçim çalışmasını yürütürken, Emek ve Özgürlük İttifakı da Yeşil Sol Parti ve TİP ile yoluna devam ediyor.

    Sandık güvenliği, ittifakların seçime yansıması, 14 Mayıs’ın sonuçları gibi konulara dair Sosyo Politik Saha Araştırmaları Merkezi Koordinatörü Yüksel Genç, PİRHA’nın sorularını yanıtladı.

    “14 MAYIS BİR KADER SEÇİMİ”

    PİRHA- 14 Mayıs seçiminin tarihsel bir karşılığı var. Birinci yüzyılını geride bırakıyor. Peki ikinci yüzyıla geçişe dair ne gibi emareler var? Bir değişim (yeni anayasa vb.) öngörüyor musunuz?

    Yüksel GENÇ: Türkiye açısından ciddi bir kırılmanın işaret fişeklerini taşıyor. Çünkü bu seçim sıradan yönetim belirleme ve temsilci seçme, hükümet kurmakla ilgili belirlenecek bir bireyleri ya da temsilcileri seçmekle ilgili bir seçim değil. Bu seçim toplumun nasıl bir Türkiye’de yaşamak istediğini ve yaşamak istediği Türkiye’ye nasıl katılacağına dair önemli bir irade bildirimi içeriyor. Dolayısıyla bu seçimler Türkiye’de bir rejim değişikliği, bir rejim oylamasının da bütün unsurlarını taşıyor. Ya insanlar mevcut tek parti Cumhur İttifakı’nın devamını isteyecek cumhuriyetin yeni yüz yılında. Ya insanlar tek partili cumhurbaşkanlığı sisteminin ortaya çıkardığı tahribatları gidermeyi vaat eden ama geçmiş parlamenter sistemin özünü büyük oranda koruyan vaatlerde bulunan yeniden devlet ve toplum kurma düzenine evet diyecek bir tür restorasyon sürecine evet diyecek ve orada yaşayacak, ya da bu toplum yönetilme ve yönetme sürecine katılabileceği daha çoğulcu temel tarihsel sorunlarını çözmüş, geçen yüzyıldan kalmış tüm sorunlarıyla yüzleşmiş ve yeni bir yüzyıla temizlenmiş, aklanmış bir biçimde, dahası temiz bir sayfayla girmeyi oylayacak. Dolayısıyla bütün bu oylamalar içerisinde bir kader seçimi demek pekala mümkün.

    14 Mayıs’ın ardından 15 Mayıs sabahı aslında biz hangi Türkiye’ye uyanacağımızı o sandıktan çıkan sonuçlara göre muhtemelen görmüş olacağız. 14 Mayıs seçimlerinde eğer demokratik cumhuriyeti temsil eden siyasetler meclise yoğun bir biçimde, etkili bir biçimde girerse, karar süreçlerini, anayasal süreçleri, devletin sistemsel ve rejimsel idari değişim süreçlerinde belirleyici rol oynayabilecek biçimde gelebilirse, Türkiye’nin demokratikleşme hikayesinde yeni bir dönemin başlaması ve güçlü demokratikleşme zeminlerine dair toplumun kendi iradesini ele almış olduğu anlamına gelir.

    Yine 14 Mayıs’ın akşamında sandıktan cumhurbaşkanlığı seçimi açısından muhalefetin ortak adayı olan Kılıçdaroğlu çıkar ise kuracak düzenin bir parlamenter düzen olacağı ve yeniden devlet sisteminin kurumsal yapının ve toplumsal düzenin ona göre kurgulanacağı yeni bir dönem olacak demektir. Yok mevcut olana dair irade çıkar ise tek partili cumhurbaşkanlığı sisteminin derinleşerek süren otoriterleşme döneminde merkezileşme ve muhafazakarlaşma daha da belirgin hale gelecek. 14 Mayıs’ın akşamında çıkacak sonuç ne olursa olsun Türkiye’de yeni bir dönem başlayacaktır.

    “50+1 AVANTAJ VE DEZAVANTAJLARIYLA BERABER DEĞERLENDİRİLMELİ”

    -Seçimlerde 50+1 adına kurulmuş ittifaklar söz konusu. Bu ülkenin demokratikleşmesine nasıl yansıması olacak?

    Bu sistem aslına bakarsan bütün siyasetleri ve toplumsal tabanları bir nevi birbirine gebe bırakan, birbirine mecbur bırakan bir sistem olarak karşımıza çıktı. Çünkü yüzde 50+1 çoğunluk elde edebilmek için siyasetlerin birbiriyle çatışan belki de ayrışan tüm yanlarını bir süre için görmezden gelerek ortak iş birliği yapma sorumluluğunu açığa çıkarıyor. Bu durum aynı zamanda Türkiye’yi iki siyasal kutuba bölmekle ilgili bir zeminin de oluşmasına da vesile oluyor. Bir yandan tüm siyasetlere, özellikle de toplumsal tabanı oldukça sınırlı olan siyasetlerin de dikkate alınmasına vesile olurken, diğer yandan Türkiye’yi iki ayrı parçaya bölen görünümünün kendisi Türkiye’de uzun yıllardır ortaya çıkan kutuplaşma ve ayrışmayı da derinleştirebilecek özellikler taşıyor. O yüzden yüzde 50+1 meselesinin avantaj ve dezavantajlarıyla beraber değerlendirmek faydalı olacaktır.

    Türkiye’de böyle oldukça simbiyotik bir ilişkinin kendisiyle, partiler arası ilişkinin kendisiyle seçim sürecine tanıklık etmiş oluyoruz. Belki birbirinden farklı siyasetlerin ortak bazı kulvarlarda bir arada bir şeyler yapabiliyor olması, bu kadar bölünmüş bir toplum için verimli, anlamlı diye düşünülse bile ayrışmayı daha da katılaştırma, keskinleştirme riskinin de olduğunun altını çizmek mühim.

    “BİRLİKTE GÜÇLENMEK ZORUNDALAR

    -50+1’in sonunda ne olur?

    Bir kere mevcut ittifaklar içerisine baktığımızda ve cumhurbaşkanlığı adaylığında ortak adaylık meselelerine baktığımızda hem Cumhur İttifakı’nın hem de Millet İttifakı’nın adayının yüzde 50+1’i bulduğumuzu söylemek çok güç. İttifaklar dışındaki ilişkilere ve siyasal taban hareketlerine ihtiyaç duydukları çok açık. Özellikle bu konuda en büyük blok oya sahip olan ve sonucu değiştirecek nitelikte olan HDP’nin temsil ediyor olması ve HDP’nin bu iki blokta da yer almıyor olması aslında ittifak kuran partilerin HDP’nin oylarına mecbur olma sürecini de birlikte işletmiş oluyor. Aslında bu mecburiyetler silsilesi, pragmatist siyaset açısından, reel siyaset açısından kimi sorunların çözümü, kimi meşruluk alanlarındaki egemen tartışma biçimlerinin dönüşümüne vesile olabilecek yanlar taşısa bile şimdiye kadarki sürecin ne yazık ki daha çok teknik düzende geliştiğini de belirtmek gerekiyor.

    Emek ve Özgürlük İttifakını farklı bir noktadan değerlendirmek gerekiyor. Kürt sorununun çözümünü isteyen Kürtler, emek hareketinin güçlenmesini ve eşit paylaşım arzu eden emekçiler, işçiler, toplumsal cinsiyetçiliğin yıkılmasını isteyen eşitlikçi bir düzenin kadın lehine kurulmasını arzu eden feministler ve kadın hareketi üyeleri, doğanın yaşamın bir parçası olarak toplumsal doğanın dengelenerek yürümesi gerektiğini düşünenlerin yer aldığı bir ses var içerisinde. Daha da büyütmek mümkün. Dikkat edilirse Emek ve Özgürlük İttifakı’nın seçmen skalası insanların dünya görüşleri yani muhafazakar, milliyetçi, dindar, seküler gibi bir ayrışım üzerinden değil Türkiye’nin temel demokratikleşme, eşitlik ve özgürlük problemlerine sirayet eden ve bu konuda talepleri olan seçmen. Dolayısıyla tam bu noktada Emek ve Özgürlük İttifakı’nın diğer iki ittifaktan farklı olarak ittifaklaşmaları zorunlu. O yüzden birlikte güçlenmek zorundalar. Ne yaparlarsa yapsınlar seçmen motivasyonunu güçlendirme zorunluluğuyla ve sorunuyla karşı karşıya olduklarını unutmamaları gerekiyor.

    “KILIÇDAROĞLU KÜRTLER İLE DOĞRU BAĞ KURARSA İLK TURDA SEÇİMİ ALIR”

    -Bu seçimlerde sonuçları açısından ne bekliyorsuz?

    Doğrusu Türkiye için ilginç bir panorama çıkacak. Saha ölçümlerimiz, cumhurbaşkanlığı seçimi açısından kritik bir süreci işaret ediyor. Aslında bakarsanız Millet İttifakı adayı Kılıçdaroğlu’nun HDP’nin tam desteğini almasını sağlayacak süreç sağlıklı örülür ise ilk ilk turda Kılıçdaroğlu seçilir. Henüz Kürt seçmenin bir blog olarak Kılıçdaroğlu’nu desteklemesine dair süreç bir yere varmadı. Kürt seçmenle HDP’nin seçmeniyle Kılıçdaroğlu daha böyle yakın temasa girmiş değil. O seçmene güven veren, o seçmenin sonrası süreç içinde aslında taleplerinin gözetileceği, korunacağı, izleneceği ve gereğinin yapılacağına dair işaretler, söylemler kuran süreç istikrarlı biçimde henüz yürümüyor. Bu iyi bir durum değil. Çünkü HDP seçmeninin bir kısmının hem Cumhur İttifakı hem Millet İttifakı adayı açısından yaklaşımında birbirlerinden farklı olmadığı, Kürt sorununun çözümüne ve Kürtlerin taleplerine dair yaklaşımlarda cesur olamayacakları, geçmiş bagajlarıyla yol alabilecekleri kaygısı henüz duruyor. Bu kaygıyı giderebilmek için seçmen temaslarını Kılıçdaroğlu’nun arttırması gerekiyor. Bu konuda hem sahanın hareketlendiğini ısındığını söylemem zor. Bir aylık süre içerisinde bunu başarabilirlerse HDP seçmeni blok olarak Kılıçdaroğlu’na oy verir hale getirebilir iseler seçim ilk turda bitebilir.

    “YEŞİL SOL PARTİ HDP’NİN 2018’DE ALMIŞ OLDUĞU OYUN ÜSTÜNE ÇIKABİLİR”

    -Yeşil Sol Parti açısından seçimlerden ne bekliyorsunuz, sahadan gözleminiz nedir?

    Emek ve Özgürlük İttifakı’nın en büyük gücü içindeki en büyük güç HDP yerine seçime girecek olan Yeşil Sol Parti görünüyor. Yeşil Sol Parti HDP’nin seçmen kitlesinin büyük bir kısmını kendisine konsolide edebilme gücüne ve potansiyeline sahip. Bizim yaptığımız saha araştırmaları da HDP seçmeninin neredeyse yüzde 90’a yakınının, HDP kapatılır ise zaten seçimde HDP’nin işaret ettiği siyaset olan Yeşil Sol Parti’ye oy vereceğini belirtmiş olması, bu konudaki blok tutumu, kararlı tutum da gösterir. Kaldı ki Yeşil Sol Parti’ye oy verecek olan seçmen tabanı, 90’lı yıllardan bu yana çok sayıda partilerinin kapatılmış olmasından kaynaklı olarak tecrübeli, deneyimli ve bu deneyime istinaden çok hızlı bir biçimde işaret edilmiş siyasete oy verme yeteneğine sahip bir siyaset. Bu konuda sahada çok fazla sorun çıkmayacaktır. Buradaki mesele Yeşil Sol Parti’nin kendisini seçmen nezdinde daha motive edici, hedef seçmenin daha firesiz bir biçimde yansımasını sağlayacak süreçleri sağlıklı kurması, aday profilinden söylem skalasına kadar süreci yönetmeye ve vaat diline kadar bir bütün seçim sürecini sağlıklı yürütebilirseler HDP’nin 2018’de almış olduğu oyun üstüne çıkabilirler. Ama bunun hızlı bir biçimde yükselme trendi taşıdığını, son bir ayın çok kıymetli olduğunu aday ilanları ve aday ilanları ardından ortaya çıkacak mobilizasyonla hareketliliğin seçmende yaratacağı motivasyonun bu ivmeyi yukarıya hızla daha yüksek biçimde taşıyacağını söyleyebilirim.

    Buna bağlı olarak şunu da söylemek gerekiyor. Meclis çoğunluğunun hem Cumhur İttifakı’nı temsil eden parti hem Millet İttifakı’nı temsil eden partiler arasında yakın olacağını tahmin ediyoruz şu aşamada görüşmelerimizle. Ve her ikisinin de yasama görevini yaparken özellikle yasal değişiklikler ve kimi idari değişiklikler konusunda ülkenin vizyonunu, anayasal düzeni ve yeniden yapılanmasını belirleyecek düzenlemeler konusunda, her iki siyaset de -eğer beklenen ve olunan biçimde süreç yürür ise-Emek ve Özgürlük İttifakı’nın temsilcileriyle yol almak zorunda kalacaklar. Bu yüzden seçim sonrası meclise Yeşil Sol Parti güçlü ve çok sayıda temsilciyle gelebilir ise demokratikleşme ve temel sorunlarının çözüldüğü yeni bir toplumsal sözleşmenin demokratikleşme lehine yeniden ele alınacağı bir meclis dönemini karşılayacağımızı söylemek mümkün.

    “SANDIK GÜVENLİĞİNİ SAĞLAYACAK ÖNLEMLER ALINMALI”

    -Sandık güvenliği bir diğer önemli konulardan biri. Bu konuda ne dersiniz?

    Seçim sürecinin kendisi önemli olmakla birlikte sandık sürecinin en az saha ve seçmen yoğunluğu kadar önemli olduğunu bize gösteren deneyimler yaşandı. Türkiye’de çok uzun süredir özellikle de 2015 sonrası seçimlerde daha yüksek perdeden sandık sürecinin güvenilir yürümediğine dair tartışmalar sayım sürecinin güvenilir ve şeffaf yürümediğine dönük tartışmalar yürüyor ne yazık ki.

    Bu konuda bu kadar kadersel bir seçim yaşandığı bir zaman diliminde bu konunun her şeyden önemli olduğunu, sandık güvenliğinin siyasi partiler nezdinde ciddi anlamda sağlanması gerektiği, sandık güvenliği dışında sandıktan çıkan oyların doğru tasnifinin, doğru duyurusunun, doğru hesaplanmasının sağlanması sürecinin özellikle muhalefet siyaseti yürüten partiler nezdinde oldukça ciddiye alınması gerektiğini düşünüyorum.

    Muhalefet yeni yöntemler geliştirmek durumunda. Aksi halde sandık güvenliği ,seçim güvenliği şaibesinin bu seçimlerde, çok fazla dile gelme olasılığı olur. Özellikle iktidarın el değiştirmesi halinde bu dönemden, çıkar devşirenler, bu siyasi anlayışın kendisi etrafında gelecek kurgusu olanların oldukça şiddetli ya da bazı farklı yönelimlerinin olması pekala mümkün. Dijital yönelimlerin güvenlik yönelimlerin olması ve zaafların olması pekala mümkün. Bütün bunların önlenebilmesi, sandık sürecinin iyi yönetilebilmesi, saha sürecinin en az saha sürecinde seçmenin konsolidasyonunu sağlayacağımız kadar önemli. Hatta giderek çok daha önemli bir hal alıyor. Onu da söylemek durumundayız.”

    Diren KESER/PİRHA

  • ‘Yeterince ısınamayanlar’ araştırmasında Türkiye 4. oldu

    ‘Yeterince ısınamayanlar’ araştırmasında Türkiye 4. oldu

    PİRHA- Eurostat’ın paylaştığı verilere göre, Avrupa ülkelerinde yaşayanların ve fakirlik nedeniyle evlerini ısıtamayanların oranında Türkiye 4. sırada yer aldı. Araştırmaya katılanların yüzde 76’sı, enerji zamları ile ‘evini daha az ısıtarak’ mücadele ettiğini belirtiyor.

    Yüksek enflasyon ve zamlar nedeniyle geçim sıkıntısı çeken yurttaşlar, kışı ısınamayarak geçirmek zorunda kaldı. Geçtiğimiz kış yeterince ısınamayan yurttaşlar, doğal gaza 1 Nisan 2022 itibariyle gelen yüzde 35’lik zamla birlikte şimdiden gelecek kış ne yapacağını düşünmeye başladı.

    Avrupa Birliği İstatistik Ofisi (Eurostat), Avrupa ülkelerinde yaşayanların ve fakirlik nedeniyle evlerini ısıtamayanların verilerini paylaştı.

    Eurostat verilerine göre Türkiye, 2020’de ‘Evini Isıtamayanlar’ tablosunda yüzde 20’lik oranla hemen hemen tüm Avrupa ülkelerinin zirvesinde yer aldı. Isınamayanların oranı Avrupa ortalamasında yüzde 8 oldu. Türkiye’yi sadece Arnavutluk, Bulgaristan ve Litvanya geçebildi.

    BOTAŞ, SATIN ALMA GÜCÜNÜ HESABA KATMIYOR

    Türkiye’de 2020 itibariyle halkın yüzde 20’sinin yoksulluk nedeniyle evini gerektiği kadar ısıtamadığı verilere yansırken, İstanbul Ekonomi Araştırma tarafından yapılan yeni araştırma bu oranın 2021 için daha fazla arttığını ortaya koydu. Araştırmaya katılanların yüzde 76’sı, enerji zamları ile ‘evini daha az ısıtarak’ mücadele ettiğini belirtiyor.

    BOTAŞ son zamma gelen tepki sonrası Avrupa’daki bazı ülkelerde doğalgaz fiyatının Türkiye’den ‘çok daha pahalı’ olduğuna dair tablo yayınladı. Buna göre örneğin İngiltere’de doğalgazın metreküpü 17.8 TL iken Türkiye’de 2.8 TL. Ancak BOTAŞ tabloda İngiltere’de asgari ücretin 26 bin 914 TL olduğunu belirtmiyor ve hesabı satın alma gücüne göre yapmıyor.

    PİRHA/ANKARA

  • Bakanlık, bilimsel araştırmalar için izin alma zorunluluğu getirdi

    Bakanlık, bilimsel araştırmalar için izin alma zorunluluğu getirdi

    Türk Toraks Derneği, Sağlık Bakanlığı’nın Covid-19 ile ilgili araştırmalar için izin alma zorunluluğu getirdiğini açıkladı. Dernekten yapılan açıklamada, “Bu benzeri görülmemiş karar, Anayasa ve Türkiye’deki araştırma faaliyetlerini düzenleyen yasalara aykırı” denildi.

    Sağlık Bakanlığı’nın koronavirüs vakalarıyla ilgili şeffaflığı tartışılırken, Covid-19 ile ilgili araştırmalara engel getirdiği öğrenildi.

    Türk Toraks Derneği bir açıklama yayımlayarak bilimsel araştırmaların önündeki engellerin kaldırılmasını istedi.

    Dernek açıklamasında şunları kaydetti:

    “Araştırmacılar ve hekimler tarafından Türkiye’de Covid-19 ile ilgili araştırmalara büyük ilgi olmasına rağmen, Sağlık Bakanlığı, etik kurullara herhangi bir başvuru yapılmadan önce Covid-19 ile ilgili araştırmalar için izin alma zorunluluğu getirdi. Bu benzeri görülmemiş karar, Anayasa ve Türkiye’deki araştırma faaliyetlerini düzenleyen yasalara aykırı. Sunulan projelerin çoğunun Bakanlık tarafından onaylandığı gözlenirken, ancak Türk Toraks Derneği tarafından planlanan kapsamlı, çok merkezli bir gözlemsel çalışma da dâhil olmak üzere bazı projeler net bir gerekçe gösterilmeden reddedildi. Bakanlığı’n Covid-19 konusunda bağımsız araştırmalara getirdiği kısıtlamalardan endişe duyuyoruz.” (HABER MERKEZİ)

  • İşçilerin yüzde 92’si borcunu ödeyemiyor; Nisan ayında borçları arttı

    İşçilerin yüzde 92’si borcunu ödeyemiyor; Nisan ayında borçları arttı

    BİSAM tarafından yapılan araştırmanın sonuçları sanayi işçisinin koronavirüs sürecinde gelir kaybı ve borçluluk düzeyindeki artışı ortaya koydu. Araştırmaya göre işçilerin yüzde 92’si borcunu ödeyemezken, metal işçilerinin yüzde 75’i koronavirüs sürecinde gelir kaybı yaşadı.

    Birleşik Metal İş Sendikası Sınıf Araştırmaları Merkezi (BİSAM), 14-24 Mayıs 2020 tarihinde, otomotiv, metal eşya, elektrik-elektronik ve demir-çelik sektörlerinde çalışan Birleşik Metal İş Sendikası üyesi 948 işçi ile yapılan araştırmanın sonuçlarını paylaştı. Araştırmanın sonuçlarına göre metal işçilerinin yüzde 75’i gelir kaybı yaşadı.

    İşçilerin yaklaşık dörtte birinin hane halkı gelirinin 3 bin TL’nin altında olduğu kaydedilen araştırmada, 3000-3999 TL arası hane halkı gelirine sahip olanların oranı yüzde 40 ile en geniş kesimi oluşturduğu ifade edildi. 4000-4999 TL arası hane halkı gelirine sahip olanların oranı ise yüzde 18 iken, 5 bin TL ve üzeri hane halkı gelirine sahip olanların oranı yüzde 17 seviyesinde oldu. Buna göre, işçilerin yüzde 83’ü 5 bin TL’nin altında bir hane halkı gelirine sahip.

    BİSAM’ın araştırmasında, “Borçluluk oranı son derece yüksek olan ve hane halkı gelirleri yoksulluk sınırı altında kalan işçiler açısından bu durum, yoksulluğun derinleşmesi anlamına gelmektedir” ifadeleri kullanıldı.

    İŞÇİLERİN YÜZDE 97’Sİ BORÇLARI NEDENİYLE ZORLANIYOR

    Araştırma kapsamındaki işçilerin yüzde 92’si borcunun olduğunu ifade etti. Borcu olmayan işçilerin oranı ise sadece yüzde 7 seviyesinde. Yüzde 92’lik borçlu kesim içerisinde ise borçlarının kendisini hiç zorlamadığını söyleyenlerin oranı sadece yüzde 3.42. Buna karşın borçların kendisini zorladığını söyleyenlerin oranı yüzde 40.14 seviyesinde oldu. Çok zorladığını söyleyenlerin oranı ise yüzde 56.44’e çıkıyor. Toplamda borçlu olanların yaklaşık yüzde 97’si borçları nedeniyle zorlanıyor.

    Araştırma kapsamında borcu olan yaklaşık her üç işçiden birinin kişisel borcu, her beş işçiden birinin konut kredisi borcu bulunuyor. Araç kredisi borcu olanların oranı ise yüzde 3.6.

    İŞÇİLER KORONAVİRÜS SÜRECİNDE NET GELİR KAYBI YAŞADI

    Araştırma kapsamındaki işçilerin yaklaşık yüzde 52’si koronavirüs sürecinde hanehalkı gelirinin yanında net gelirinde de kayıp yaşadı. Net gelirinin tamamını ya da fazlasını alan işçilerin oranı yüzde 48 olurken, gelirinin yarısına kadar gelir elde edebilenlerin oranı yüzde 10. Bu kesim arasında işsiz kalanlar ya da zaten işsiz olanlar da bulunuyor. Gelirinin yüzde 50 ile yüzde 74’ünü alabilenlerin oranı yüzde 15, gelirinin yüzde 75 ile yüzde 99’unu alabilenlerin oranı ise yüzde 26.

    Araştırma kapsamındaki işçilere hane halkı gelirlerinde yaşanan gelir kaybının nedenleri de soruldu. İşçilerin yüzde 46.8’i kısa çalışma nedeniyle, yüzde 31.1’i fazla mesai yapamadığı için, yüzde 17’si aile fertlerinden birinin işsiz kalması yüzünden, yüzde 14.1’i ise ek iş yapamadığı için hane halkında gelir kaybı yaşandığını söyledi.

    İŞÇİLERİN NİSAN AYINDA BORÇLARI ARTTI

    Metal işçilerinin yüzde 51’i nisan ayında borçlarının arttığını ifade ederken bu işçilerden fatura ödemekte zorlananların oranı yüzde 48 oldu.

    İşçilerin yüzde 36.7’si kredi kartını, yüzde 18.6’sı tüketici kredisi borcunu, yüzde 5.7’si konut kredisi borcunu ödeyemediğini ifade etti. Buna göre, konut kredisi borcu olan her dört kişiden biri borcunu ödeyemedi. Kirasını ödeyemeyen işçilerin oranı ise yüzde 12.7 olarak tespit edildi.

     

  • Iraklı din adamları kız çocuklarını pazarlayıp, ‘muta nikâhı’ kıyıyor

    Iraklı din adamları kız çocuklarını pazarlayıp, ‘muta nikâhı’ kıyıyor

    BBC Arapça Servisi’nin araştırması, Irak’ta bazı din adamlarının Şii geleneğindeki geçici “muta nikâhını” kullanarak küçük yaştaki kız çocuklarını “cinsel ilişkiye girmeleri için pazarladıklarını” ortaya çıkardı.

    Araştırmada gizlice kaydedilen üç din adamından ikisi, Irak’ın en önemli Şii din adamlarından Ayetullah Sistani’nin takipçileri olduğunu söyledi.

    BBC’ye yazılı bir açıklama yapan Sistani, “Bu uygulamalar, dediğiniz gibi yapılıyorsa, koşulsuz kınıyoruz. Geçici evliliğin, kadının onurunu ve insanlığını aşağılayacak şekilde, seksin pazarlanması için bir araç olarak kullanılmasına izin verilemez” dedi.

    Bir Irak hükümeti sözcüsü de BBC Arapça Servisi’ne yaptığı açıklamada, “Bu kadınlar, din adamlarından şikayetçi olarak polise gitmezse, yetkili makamların harekete geçmesi zor” diye konuştu.

    GİZLİ ARAŞTIRMA

    BBC Arapça Servisi’nin Irak’ın en önemli dini türbelerinin yakınlarında görev yapan din adamları tarafından işletilen evlilik büroları hakkında yaptığı gizli araştırma, din adamlarının büyük çoğunluğunun çok kısa süreler, bazen 1 saat, için bile cinsel ilişkiye girilebilmesi amacıyla muta nikâhı kıymayı kabul ettiğini gösterdi.

    Bazıları, bu süreli evlilikleri 9 yaşındaki kız çocuklarıyla bile yapmaya istekliydi. Ayrıca, muta nikâhında gelin olmaları için kadınları ve küçük yaşta kız çocukları bulmayı da teklif ettiler.

    Belgesel, bazı din adamlarının kadın satıcısı rolünü de oynadıklarını ve çocukların cinsel istismarına dini onay verdiklerini de gösteriyor.

    MUTA NİKAHI

    Muta nikâhı, Şiiler tarafından geçici evlilikler için kullanılan ve kadına para ödenen tartışmalı bir dini uygulama.

    Sünnilerin çoğunlukta olduğu ülkelerde ise “Misyar Nikâhı” benzer bir işlev görüyor.

    Uygulama aslında, bir erkeğin seyahatteyken karısını yanına alabilmesi için ortaya çıktı ancak bugün sınırlı bir süre için cinsel ilişkiye girilmesi için kullanılıyor.

    Müslüman âlimler arasında da tartışma konusu bir uygulama bu. Bazı âlimler, fuhuşu meşru göstermek için kullanıldığını söylüyor ve kısa süreli bir evliliğin nasıl olabileceği konusu hala tartışılıyor.

    BBC’nin Iraklı ve İngiliz ekibi, 11 ay süren bir araştırma yaptı, bazı din adamlarını gizli kameraya kaydetti ve cinsel tacize uğrayan kadınlarla temas kurdu. Aynı zamanda, din adamlarına “muta gelini” bulmaları için para ödeyen erkeklerle görüştü.

    15 yıl süren savaşın ardından, 1 milyon Iraklı kadının dul kaldığı, çok daha fazlasının da yerlerinden olduğu tahmin ediliyor. BBC ekibinin araştırması, çok daha fazla sayıdaki kadının da, yoksulluk yüzünden muta nikâhını kabul etmek zorunda kaldıklarını gösteriyor.

    YAYGIN BİR UYGULAMA

    Belgesel ekibi, Irak’ın en kutsal türbelerinden ikisinin muta nikahı kıyılmasında kullanıldığına dair kanıtlar buldu.

    Örneğin, Şii Müslümanlar için en önemli mekânlardan başkent Bağdat’taki Hadimiye’de 10 din adamıyla temas kurdular. Bunlardan sekizi muta nikâhı kıyabileceklerini söyledi, yarısı da 12 ya da 13 yaşındaki bir kız çocuğuyla yapılan nikahı gerçekleştirebileceklerini belirtti.

    BBC ekibi, aynı zamanda Şii hacılar için dünyanın en büyük mekânı Kerbela’daki 4 din adamıyla görüştü. İkisi, küçük yaştaki kızlarla muta nikahı kıymayı kabul etti.

    Dört din adamı gizlice görüntülendi. Üçü kadın bulabileceklerini, dört din adamından ikisi de küçük yaşta kız bulabileceklerini söyledi.

    Bağdat’ta Sayyid Raad adlı bir din adamı, BBC’nin kimliğini gizleyen muhabirine, Şeriat’ın muta nikâhı için süre sınırı koymadığını söyledi.

    Raad, “Bir erkek istediği kadar çok sayıda kadınla evlenebilir. Bir kızla yarım saatliğine evlenebilirsiniz, biter bitmez de hemen başka biriyle evlenebilirsiniz” dedi.

    “9 YAŞ ÜZERİNDE HİÇ SORUN OLMAZ”

    Muhabir Sayyid Raad’a bir kız çocuğuyla muta nikâhının mümkün olup olmadığını sorduğunda ise “Sadece bekaretini kaybetmemesine dikkat et” yanıtını aldı.

    Raad ayrıca “Ön sevişme yapabilirsiniz, yanında yatabilirsiniz, vücuduna, göğüslerine dokunabilirsiniz. Önden cinsel ilişkiye giremezsin ama anal seks olabilir” dedi.

    Bu durumda kız çocuğunun canı yanarsa ne olacağı sorulduğundaysa, din adamı omuzlarını silkip, “Bu senin ve onun arasında, kızın acıya dayanıp dayanamayacağıyla ilgili bir şey” yanıtını verdi.

    DİNİ KILIF

    Yabancılarla cinsel ilişkiye girmek için düzenli olarak muta nikahını kullanan evli bir kişi ise BBC’ye, “12 yaşındaki bir kız değerlidir çünkü hala ‘tazedir’. Pahalı olur. 500, 700, 800 dolar olur ve bu sadece din adamının aldığı para” diye konuştu.

    Aynı kişi yaptıklarının dini bir kılıfı olduğuna inandığını belirterek, “Bir din adamı size muta nikâhının helal olduğunu söylerse, günah sayılmaz” dedi.

    Irak çapında bir kadın sığınma evleri ağını yöneten Yanar Muhammed, kız çocuklarının insandan çok “mal” gibi görüldüğünü söyledi.

    Aynı zamanda kadın hakları eylemcisi olan Muhammed, “Malı, belirli yollarla kullanmaya izin veriliyor. Ancak bekaret, ileride yapacakları büyük satış için kullanılıyor” dedi. “Büyük satış” burada evlilik anlamına geliyor.

    Muhammed, “Bir kızın bekareti kaybolduğunda o, evlenilemez olarak görülüyor. Hatta namusuna halel getirdiği için ailesi tarafından öldürülmesi riskiyle karşı karşıya kalıyor. Bedel ödeyenler hep kız çocukları ve kadınlar” diye konuştu.

    KADIN SATIŞI

    Belgesel yapımcıları, küçük kızlar bulabileceklerini söyleyen din adamlarıyla diyaloglarını gizlice kaydetti.

    Aynı zamanda, bir din adamı tarafından satıldığını iddia eden ve bu iddiası görgü tanıkları tarafından desteklenen bir kız çocuğuyla görüştüler.

    Belgesel ekibi ayrıca, olası bir 24 saatlik muta nikâhı için, kimliğini saklayan BBC muhabirine küçük yaşta bir kız çocuğu temin etmeyi öneren bir din adamını gizlice filme aldı.

    Din adamı, özünde kadın satıcılığı yapıyordu.

    Gizli muhabir, muta nikâhının kıyılmasından vazgeçince de, din adamı belki 10’lu yaşlarındaki bir kız çocuğu isteyebileceğini söyledi ve birini bulmayı önerdi.

  • Pir Vakfı’ndan, ‘Alevi Kızılbaş ve Bektaşiler tarihini araştırıyor’ toplantısı

    Pir Vakfı’ndan, ‘Alevi Kızılbaş ve Bektaşiler tarihini araştırıyor’ toplantısı

    PİRHA – Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı, Alevi Kızılbaş ve Bektaşi tarihinin araştırılması üzerine akademisyenler ve Alevi kurum temsilcileriyle İstanbul’da Makina Mühendisleri Odası’nda buluştu. Toplantıda, yapılan araştırmaların kitap haline getirileceği belirtildi. 

    Pir Vakfı (Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı) Anadolu başta olmak üzere, Balkanlar, Ortadoğu, ve Asya bölgelerinde izleri olan Alevi Kızılbaş ve Bektaşi tarihinin köklerini tarihi belgelerle araştırmak için girişimlerde bulunuyor.

    Vakıf Başkanı Muharrem Yılmaz’ın çağrısıyla bir araya gelen akademisyenler ve Alevi kurum temsilcileri, 6 Nisan Cumartesi Günü İstanbul’da Makina Mühendisleri Odası’nda bir araya geldiler.

    Toplantıya, Prof. Dr. Şükrü Aslan, Doç. Dr. Gül Kızılca Yürür, Doç. Dr. Zeynep Oktay, Araştırmacı Yazar Ayhan Aydın, Dursun Gümüşoğlu, Öğr. Gör. Murat Alandağlı, Öğr. Gör. Muhammed Ceyhan, Öğr. Gör. Mehmet Ali Bozkuş, Öğr. Gör. Uysal Divrak, Sakine Taşlıçukur Dağıdır, Hüseyin Elmas, Saadet Bayar ve Yahya Kemal Bayar katıldı.  

    Toplantının açış konuşmasını Pir Vakfı Başkanı Muharrem Yılmaz yaptı. Yılmaz, “İlk çalışmamızda Pir Sultan Abdal’ın yurdu Banaz’ı araştırdık ve bütün bilgi ve belgelerini kitaplaştırdık. Sayın hocamız Murat Alandağlı bu belgeler ışığında kitaplaştırdı. Şimdi önümüzde Pir Sultan Abdal ve 2 Temmuz Madımak Katliamı Belgeseli ile 15. Yüzyıldan başlayarak Anadolu ve Balkanlar başta olmak üzere Alevi, Kızılbaş ve Bektaşilerin yazılı belgelerini açığa çıkarmak için çalışıyoruz. Başta Ayhan Aydın ve Murat Alandağlı arkadaşlarımız bu projelerin kapsamlı olarak başarıya ulaşması için gayretliler. Başta Osmanlı Arşiv Belgeleri üzerinde sürdürdüğümüz araştırmalar 18 ay süren bir zaman diliminde tamamlanarak kitap haline gelecek” dedi. 

    Yılmaz, Alevilik-Bektaşilik konusunda çalışma yapan doktora öğrencilerine burs desteği vereceğini söyledi.

    Toplantıya katılan akademisyenler Alevi Kızılbaş araştırmaları konusunda görüşlerini belirttiler.

    Kaynak: Divriği Gazetesi

  • Dersim’de tarihsel değerlere sahip arkeolojik kalıntılar bulundu

    Dersim’de tarihsel değerlere sahip arkeolojik kalıntılar bulundu

    Dersim’de, Bitlis Eren Üniversitesi akademisyenleri tarafından “Demir Çağ ve Helenistik Dönem Tunceli Yüzey Araştırması-2017” projesi kapsamında yapılan çalışmada önemli tarihsel değerlere sahip arkeolojik kalıntılar tespit edildiği bildirildi.

    Bitlis Eren Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Kültür Varlıklarını Koruma ve Onarım Bölümü Araştırma Görevlisi Dr. Serkan Erdoğan, Sanat Tarihi Bölümü Araştırma Görevlisi Korkmaz Şen, Mimar Merve Bahur, Kültür ve Turizm Bakanlığı temsilcisi ile birlikte Pertek ve Çemişgezek ilçelerinde 15 gün süren yüzey çalışması gerçekleştirdi.

    Yüzey araştırmalarında önemli bulgulara ulaştıklarını belirten Fen-Edebiyat Fakültesi Kültür Varlıklarını Koruma ve Onarım Bölümü’nden Dr. Serkan Erdoğan, “Pertek İlçesi Akdemir (Avşeker) Köyü yakınlarında Ortaçağ kaynaklarında da anılan ve 13. yüzyılda önemli bir merkez olduğu anlaşılan bir kale tespit ettik. Günümüzdeki adı Kurmizak ya da Kurbizak olarak anılan kalenin sur duvarlarının bir kısmı sağlam olmakla birlikte kalenin içindeki yapılar iyi korunmuş. Bu sağlam yapılar taştan tonozlu olarak yapılmış. Kalenin yamaçlarında biri inşa, ötekisi ise tamirat kitabesi olduğunu düşündüğümüz anıtsal yazıt parçaları bulduk. Yazıtların Osmanlı öncesi Türk İslam Dönemi’ne ait olduğu kesinleşti. Bazı isimler okunabiliyor. Bizans Dönemi’nde de önemli bir yer olduğu anlaşılıyor. Kale, tarihsel kaynaklarda ‘Harbizag’ adıyla geçiyor ancak henüz tescillenmemiş. Oldukça büyük bir kale. Tarihsel geçmişi Urartu Dönemi’ne kadar gidiyor. Sonrasında da Roma – Bizans ve Türk- İslam dönemlerine ait yapılar üzerine binmiş olmalı. Sur duvarları ve seramik kırıkları buna işaret ediyor. Osmanlı öncesi Türk İslam Dönemi yazıtları bölgenin Orta Çağ tarihi için çok önemli. Merkeze bağlı Rabat köyünde bulunan kaleden daha geniş bir alana yayılmış. Eteklerinde mezarlık alanları var. Sadece yerleşimin güney ve Güneydoğu yönünü gezmemize rağmen kısmen toprak altında bulunan çok sayıda kemerli ve tonozlu yapı tespit ettik. Kalede ayrıca Urartu Dönemi’ne ait olduğunu düşündüğümüz basamaklı bir tünel ve bir açık hava tapınağı var. Kalenin güneydoğu eteklerinin madenin ergitildiği bir alan olarak kullanılmış olması da muhtemel. Burası aynı zamanda Murat Nehri’nden Tunceli’ye girişte stratejik öneme sahip bir yer.  Söz konusu kale,  Çemişgezek, Ulukale, Pertek ve Mazgirt kalelerinin oluşturduğu yerleşim ve savunma ağı ile bağlantılı olarak uzanmakta” dedi.

    HÖYÜKTE, ESKİ TUNÇ ÇAĞI’NA AİT MEZARLIK ALAN BULUNDU

    Yüzey araştırmalarında Çemişgezek İlçesi Pulur (Sakyol) köyü yakınlarında Eski Tunç Çağı’na ait mezarlık alanı keşfettiklerini ifade eden Erdoğan, “Çemişgezek İlçesi’ne bağlı Pulur (Sakyol)’da suların çekilmesiyle höyük suyun üzerinde kalmış. Ancak daha önce kazısı yapılmış bu höyüğün yakınlarında baraj suyunun geri çekilip toprağı aşındırmasıyla ortaya çıkan takriben M.Ö. 3 bin yıllarına tarihlenebilen Eski Tunç Çağı’na ait bir mezarlık alanı keşfettik.  Bu mezarlık alanında kabaca yontulmuş dört blok taş ve üzeri sal taşıyla örtülerek yapılmış çok sayıda mezar var. Üzerinde bulunan seramik kırıklarından dolayı Eski Tunç Çağı’na ait olması gerektiğini düşünüyoruz” diye bilgi verdi.

    Çemişgezek İlçesi’ne bağlı cihangir köyünde de araştırma yaptıklarını aktaran Erdoğan, “Bu köy, 19. yüzyılın sonunda adeta donmuş kalmış gibi. Köyde kitabeli iki tarihi Çeşme, Osmanlı Dönemi’ne ait bir mektep mevcut. Bunların yanı sıra köydeki evler de oldukça tarihi ancak kayıt altına alınmayı bekliyor” ifadelerini kullandı.

    YAKIN DOĞUNUN EN BÜYÜK KAYA TAPINAĞI

    Daha önce Çemişgezek ilçe merkezinde bulunan in deliklerinde çalışma yaptıklarını hatırlatan Erdoğan, “Son çalışmada in deliklerinin ulaşılması zor olan kısımlarına gittik. Buranın esasen dört katlı ve beş bölümden oluşan Helenistik Dönem dediğimiz zaman diliminde kurulmuş büyük bir tapınak olduğuna yönelik kanaatlerimiz pekişti. Bey odası denilen yere girildi. Kaya koridorları metreleri bulan kaya merdivenleri arasında iletişim sağlayan büyük kompleks bir yapı. Burası, büyüklük açısından Anadolu’nun ve belki de yakın doğunun en büyük kaya tapınağı. 20-25 odadan oluşuyor. Çemişgezek, Erken Bizans Dönemi’nde Hierapolis  diye anılan kutsallığı olan bir yerleşim. İn Delikleri, buraya neden kutsal şehir dendiğini de açıklayabilecek bir yer. Yine Çemişgezek Kale Mahallesi’nde Roma-Bizans Dönemi’ne ait sur duvarlarını görmek mümkün. Burası in deliklerinin karşısına düşüyor. Kale Mahallesi denilen bu yerde Ortaçağ öncesi kaya mezarları da mevcut.  Az sayı da bulduğumuz seramik parçaları Geç Antik Çağ dediğimiz döneme ait. İn delikleri daha sonraki dönemlerde farklı amaçlarla kullanılmış olabilir. Bazı odalarda grafiti denilen tarzda sonradan kazınmış Ermenice bir takım isimlere de rastladık. Anahit veya Anahita diye tapınım gören tanrıçanın bu bölgede tapınım gördüğünü tarihsel kaynaklarda doğrulamakta. Tapınak Tağar Çayı ile de ilişkili olduğundan burası su tanrıçası olan Anahit’e adanmış olabilir.  Ama hangi tanrı veya tanrıçaya ait olarak yapıldığını şu anki verilerle söylemek mümkün değil. Buranın bir an önce koruma altına alınarak turizme kazandırılması ve gelecek kuşaklara sağlam bir şekilde aktarılması gerekiyor. Tehlike arz edecek kaya blokları için sağlamlaştırma ve çıkılamayan mekanlar için merdiven ve uygun bir yolun yapılması lazım. 1930’lu yıllarda yapılmış ahşap merdivenin yenilenmesi gerekiyor. Sonuç olarak burası tek tanrılı dinler ile tanışmadan önce kapladığı alan açısından Helenistik ve Roma Dönemi için önemli bir yer olduğu anlaşılmaktadır” diye konuştu.

    Bölgenin her tarihi döneme ait maddi izler taşıdığına vurgu yapan Erdoğan, önümüzdeki yıllarda da bu çalışmaları sürdürmeyi planladıklarını da kaydetti.

    (kaynak: dersim haber)

  • 2. Arapça Festivali Antakya’da gerçekleşti

    2. Arapça Festivali Antakya’da gerçekleşti

    PİRHA- Ortadoğu Arap Halkları Araştırma Enstitüsü tarafından 2. Arapça Festivali düzenlendi. Yüzlerce yurttaşın katıldığı etkinlikte konuşan enstitü başkanı Dr. Selim Matkap anadilin bir sonraki kuşaklara aktarılması için kültürel çalışmaların önemli olduğunu vurguladı.

    2.Arapça Festivali, Antakya Sümerler Amfi Tiyatro’da gerçekleşti. Ortadoğu Arap Halkları Araştırma Enstitüsü tarafından gerçekleştirilen etkinlik öncesi kısa bir konuşma yapan enstitü başkanı Dr. Selim Matkap, “Günümüzde yapılan akademik çalışmalardan öte kültürel çalışmaları daha fazla yapmalıyız” diyerek, herkesin, özellikle de yaşlıların çocuklara anadilini aktarması gerektiğini vurguladı ve katılan herkese teşekkür etti.

    Matkap’ın konuşmasının ardından sanatçılar Nihat Mugil, Neriman Bolat, Sowt-al Zarüb, Sula, Mehmet Meni ( Müvvel) Aknehir Depki Ekibi, Kaldırım Müzik Topluluğu Mesreh El Hırri (Arapça Topluluğu) ve Konuk sanatçılar sahneye çıktı.

    Diren Keser/MERSİN