Etiket: araştırmacı

  • Araştırmacı Yazar İrfan Dayıoğlu Hakk’a yürüdü

    Araştırmacı Yazar İrfan Dayıoğlu Hakk’a yürüdü

    PİRHA- Araştırmacı Yazar İrfan Dayıoğlu Fransa’da Hakk’a yürüdü. Dayıoğlu, kanser hastalığından dolayı 3 yıldır kemoterapi görüyordu. 

    Uzun yıllar Avrupa’da sürgün yaşamı süren siyasetçi, yazar ve Alevi aktivist İrfan Dayıoğlu, 16 Nisan sabahı Fransa’nın Bretagne bölgesinde Hakk’a yürüdü.

    İrfan Dayıoğlu’nun Hakk’a yürüdüğü bilgisini veren kızı, “16 Nisan saat 1:30 da babamızı, can yoldaşımızı sonsuzluğa uğurladık. Tüm yaşamı boyunca dik durdu, yaşama veda ederken de yürüdü. Halkının onur kaynağı devrim emektarıydı. Yaşam enerjisini sonuna kadar diri tuttu. Direnişçi kimliğini bizlere miras bırakarak ve bu dünyaya değer katarak sevdiklerinin yanına gitti. Bu gün sürgün yolunun son günü. Uğurlar olsun sana can dost, can yoldaş uğurlar olsun” paylaşımında bulundu.

    1980’LERDEN BU YANA SÜRGÜNDE YAŞAM

    İrfan Dayıoğlu 1954 yılında Malatya ili Akçadağ ilçesi, Kürecik Harunan köyünde dünyaya geldi. İlkokulu köyünde okuduktan sonra, ortaokul ve lise öğrenimine Gaziantep’te devam etti. 1974-1978 yılları arasında İstanbul Boğaziçi Üniversitesi’nde Matematik Bölümü’nde okuyan Dayıoğlu, politik faaliyetlerinden dolayı okuldan uzaklaştırıldı.

    Dayıoğlu, 12 Eylül askeri darbesinden bir yıl önce Türkiye’den ayrılarak yurtdışına çıktı. 1982 yılından bu yana Fransa’da politik mülteci olarak yaşıyordu. Hayatını devrimci mücadeleye, Kürt halkının özgürlük arayışına ve Alevi toplumunun örgütlenmesine adayan Dayıoğlu, evli ve bir çocuk babasıydı.

    Cephe, Toplumsal Kurtuluş, Berxwedan gibi yayınlarda yazılar kaleme alan Dayıoğlu, Özgür Gündem ve Özgür Politika gibi basın organlarında da köşe yazarlığı ve muhabirlik yaptı.

    ALEVİ ÖRGÜTLERİNDE YÖNETİCİLİK ÜSTLENDİ

    1996-2003 yılları arasında Demokratik Alevi Federasyonu’nda yöneticilik görevini üstlendi. Avrupa’da yayımlanan Zülfikar dergisinin son döneminde ve Semah dergisinin ilk yıllarında genel yayın yönetmenliği yaptı.

    Alevilik üzerine derinlikli yazılar kaleme aldığı Semah Dergisi’nin yazı kurulunda yer alan Dayıoğlu, birçok gazete ve sitede yazılarına devam etti.

    İbrahim Yalçın ile birlikte kaleme aldığı “Bir Örgüt – Bir Yaşam / Mehmet Koç” adlı kitabı, mücadele tarihine önemli bir katkı olarak yerini aldı. İrfan Dayıoğlu, “Dik Duruş” isimli bir kitaba da imza attı.

    PİRHA/FRANSA

     

     

     

     

     

  • Konyaaltı Alevi Bektaşi Cemevi Derneği’nde Gağan, Hızır ve Heftamal konuşuldu-VİDEO

    Konyaaltı Alevi Bektaşi Cemevi Derneği’nde Gağan, Hızır ve Heftamal konuşuldu-VİDEO

    PİRHA- Araştırmacı Yazar Hakan Kerimoğlu, Gağan, Xızır, Heftemal ve inançta ana dilin önemine dair konuştu. Alevilerin üç büyük bayramı olduğunu belirten Kerimoğlu,” Gağan, Xızır ve Heftamaldir. Alevilik kendi içinde bilimsel ve kuralları ilkeleri öğretisi olan ayrıca kâinatı doğayı Hakk döngüsünü esas alan, hukuksal ve bilimsel değerlere dayalı kendine özgü aydın bir yaşam felsefesi ve gerçeklik yoludur” diye ifade etti.

    Konyaaltı Alevi Bektaşi Cemevi Derneği’nde moderatörlüğünü sanatçı Helin Erdem’in yaptığı araştırmacı Yazar Hakan Kerimoğlu’nun panelist olarak katıldığı etkinlikte Raa Heqî Aleviliğinin inancında Gağan, Xızır, Heftemal ve inançta ana dilin önemi konuları konuşuldu.

    Reel olarak bir tane Alevilik olduğunu belirten Hakan Kerimoğlu, “Günümüzde Alevilik ülkemizde de çok parçalar halinde bölünmüş cendereler sonucu asırlar içinde büyük oranda asimilasyona uğrayan, birbirinden kopartılıp araya sınır konulan Alevi toplumu kaldığı bölgedeki baskıyı veya felsefelerinin etkisiyle değişime uğramıştır” dedi.

    Alevilerin üç tane büyük bayramı olduğunu belirten Kerimoğlu,” Gağan, Xızır ve Heftamaldir. Alevilik kendi içinde bilimsel ve kuralları ilkeleri öğretisi olan ayrıca kâinatı doğayı Hakk döngüsünü esas bilen hukuksal ve bilimsel değerlere dayalı kendine özgü aydın bir yaşam felsefesi ve gerçeklik yoludur” diye ifade etti.

    “BİLİMLE AÇIKLANAMAYAN HİÇBİR SÖZCÜK VE HİKAYE ALEVİLİĞE AİT DEĞİLDİR”

    Bilimle açıklanamayan hiçbir sözcük ve hikayenin Aleviliğe ait olmadığını dile getiren Kerimoğlu, ”Yaşlı ağaçtan kuru bir dal alınırken dahi ağaçtan rızalık alınır ve asla yaş da kesilmez. Demek ki Alevilİkte hukuksuz, rızasız hiçbir eylemde bulunulmadığı gibi canlı olan hiçbir varlığa dokunulmamış” dedi.

    “NEWROZ 21 MART 23 EYLÜL ARASI OLAN DÖNEMİ KAPSAR”

    Gağanın yanlış işlendiğini belirten Kerimoğlu, Gağan’ın sosyal yardımlaşma paylaşma bayramıdır. Gağan, Xızır gibi 4’e bölünür. Her hafta bir başka bölgede yapılır. O bir ayı yaşatmak içinde o bir ayın adıdır ve 20 Ocak’ta sona eriyor toplam 30 gündür ve 20 Ocak ta da Xızır başlıyor” diye konuştu.

    “XIZIR’IN  DOĞRU ANLATILMASINA RAĞMEN UYGULAMADA YANLIŞ YAPILIYOR”

    Xızır’a dairde konuşan Kerimoğlu, “Xızır can kurtarandır. Evet böyle Xızır yetiştirendir kavuşturandır, içimizdeki manevi bir güçtük. Xızır yerden veya gökten yer altından çıkan bir şey değil, Xızır herkesin yardımına koşandır. Xızır, hızlı koruyucu anlamındadır” şeklinde ifade etti.

    Heftemal’ın varoluş zamanı anlamında geldiğini belirten Kerimoğlu,” Bu Azerilerde de Sakanilerde de vardır. Bizim üç bayram içinde en büyük kutlamamızdır. Çünkü Heftemal yoksa kâinat yoktur. Kâinat olmazsa insan da olmaz, Xızır’da olmaz” dedi.

    “BU KADAR ZENGİN BİR DİLE SAHİPKEN NEDEN DİLİMİZDEN UZAKLAŞIYORUZ”

    Hakan Kerimoğlu, Kırmanci dili Avrupa Hint dili içerisinde en eski ata dili olduğunu ifade ederek, “şunları söyledi:

    O nedenle Avrupa dilleri Kırmançi dilinden alıntılar yapmıştır.  Kır kökü Kırmançi’dir sadece kırmanci dili kırsaldan başlamaz. Kırgızistan’da kırdan başlar. Kırmaç kırsallığı olan doğal olan ve doğaya benzeyen Kırmançi’de doğanın dili anlamındadır. N e güzel bir şey. Bu bizi anlatıyorsa bilime göre de böyleyse niye biz bundan uzaklaşıyoruz? Neden şunu düşünmüyoruz. Asırlardır birileri Kırmançi  adını kullanmamak için bizim kök kelime olan İngilizcede Almancada Fransızca da olan ve  Türkçenin içerisinde binlerce  kelime var ve biz bundan uzaklaşıyoruz.”

    Panel soru-cevapla sona erdi.

    PİRHA/ANTALYA

  • Araştırmacı Yazar Esat Korkmaz Hakk’a yürüyüşünün 1. yılında anıldı

    Araştırmacı Yazar Esat Korkmaz Hakk’a yürüyüşünün 1. yılında anıldı

    PİRHA-Hakk’a yürüyen Araştırmacı-Yazar Esat Korkmaz, Hakk’a yürüyüşünün 1. yılında anıldı. Yapılan konuşmalarda, Korkmaz’ın aydın kimliği ve çalışmalarının önemine vurgu yapıldı.

    27 Temmuz 2023 tarihinde Hakk’a yürüyen Araştırmacı-Yazar Esat Korkmaz dostlarının düzenlediği bir etkinlikle anıldı. Şahkulu Sultan Dergahı’nda yapılan anmaya, “Yaşayanlar Hakk’a yürümüş olan bir canın sözcüsü olduğunda o can kültürel ölümsüzlüğüne kavuşur” diyen Korkmaz’ın dostları, öğrencileri ve okurlarının yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.

    Çerağ uyandırılarak başlayan anmada Araştırmacı Yazar Süleyman Zaman, Araştırmacı Yazar Hasan Harmancı, Yazar Esra Alkan, Araştırmacı Yazar Ayhan Aydın ve Yayıncı Evren Atalay söz aldı.
    Yapılan konuşmalarda Alevi inanç sistemi, felsefesi ve öğretisi konusunda ürettiği sayısız kitap, inceleme ve makalenin yanı sıra, Alevilik-Bektaşilik kültürü zemininde düşünce atölyeleri kurarak burada da çok sayıda öğrenci yetiştirdiği aktarılan Korkmaz’ın aydın kimliği ve çalışmalarının önemine vurgu yapıldı.

    Hüseyin Fırtına’nın da deyiş ve nefesler seslendirdiği anma biraz hüzün, biraz gurur, bolca hasretle sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Araştırmacı Yüksel Genç: Yeşil Sol Parti 100 vekil çıkarabilir

    Araştırmacı Yüksel Genç: Yeşil Sol Parti 100 vekil çıkarabilir

    PİRHA- Sosyo Politik Saha Araştırma Merkezi Koordinatörü Yüksel Genç, HDP’nin kapatılması durumunda bu geleneğin geçmiş deneyimine dayanarak HDP’nin işaret ettiği Yeşil Sol Parti’ye oy vermeye hazır olduğuna dikkat çekti. Genç, “Yeşil Sol Parti’nin yüz vekil talebi, vaadi oldukça gerçekçidir. Saha çalışmalarında bölgede Yeşil Sol Parti’nin oylarının ortalama dört puan, Türkiye genelinde ise 2-3 puan arttığını gözlemliyoruz” dedi.

    Sosyo Politik Saha Araştırma Merkezi Koordinatörü Yüksel Genç, Yeni Yaşam gazetesinin sorularını yanıtladı.

    Maraş ve Hatay merkezli depremin sadece fayları kırmadığını aktaran Yüksel Genç, “Türkiye’de siyaseten de bir alanın kırılmasına, yeni bir dönemin başlamasına neden oldu. Depremde sadece evleri yıkılmadı, devlet mekanizması ile yeni bir sorgu alanı oluştu. Bu kırılmanın içerisinde neyin filizleneceği, neyin yol alacağını beraber seçim ve seçim sonrası göreceğiz. Deprem AKP aleyhine bir alan oluştururken toplumsal dayanışma içerisinde muhalefetin yer alma biçimi, seçmene muhalefeti yeniden değerlendirme alanı açtı. İktidar süreci yönetemeyince, HDP başta olmak üzere muhalefet, toplumsal kolektif ile ilgi gösterme biçimi seçmende yeni bir algının kurulmasına vesile oldu” dedi.

    “TABANA UYUMLU ADAY BELİRLENMELİ

    HDP’nin mevcut durumu ile en güçlü siyasi parti konumunda olduğunu vurgulayan Yüksel Genç, “HDP bu süreçten sonra tabana uyumlu aday belirleme sürecine dikkat etmelidir. Tabanla ilişkili, uyumlu adaylarla beslemesi oldukça faydalı olacaktır. İttifak içi tartışmalar tabana iyi anlatılabilmelidir” değerlendirmesinde bulundu.

    “YEŞİL SOL PARTİ, YÜZDE 15’İN ÜSTÜNE ÇIKABİLİR”

    HDP’nin kapatılması durumunda bu geleneğin geçmiş deneyimine dayanarak HDP’nin işaret ettiği Yeşil Sol Parti’ye oy vermeye hazır olduğuna dikkat çeken Yüksel Genç, şunları ifade etti:

    “Yeşil Sol Parti 2018’in altına düşmeyecektir. Bunun üzerine dört ya da beş puan ekleme olasılığı halen yüksektir. Yeşil Sol Parti’nin yüz vekil talebi, vaadi oldukça gerçekçidir. Saha çalışmalarında bölgede Yeşil Sol Parti’nin oylarının ortalama dört puan, Türkiye genelinde ise 2-3 puan arttığını gözlemliyoruz. Bu artışlarla beraber gizli seçmenlerle birlikte artması elbette mümkün. Aynı zamanda interaktif, özne bir siyaset süreci yürütmezse seçim sürecinde 2018’deki verileri elde edemeyebilir. Bu süreçlerde siyasetçiler tabanını çantada keklik görme yerine tabanlarını da siyasetin değişme taleplerinin bir parçası haline getirme biçimde hareket etmelidir.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Yazar Munzur Çem için Berlin Alevi Toplumu Cemevinde Hakk’a uğurlama erkanı yürütüldü-VİDEO

    Yazar Munzur Çem için Berlin Alevi Toplumu Cemevinde Hakk’a uğurlama erkanı yürütüldü-VİDEO

    PİRHA-11 Aralık’ta Hakk’a yürüyen Kürt araştırmacı yazar Munzur Çem (Hüseyin Beysülen), Berlin Alevi Toplumu Cemevinde Hakk’a uğurlama erkanı yürütüldü.

    Kürt araştırmacı ve yazar Munzur Çem (Hüseyin Beysülen) Almanya’nın Berlin kentinde 11 Aralık’ta Hakk’a yürüdü. Kürt yazar, araştırmacı ve derleyici, Zazakî-Kirmancki’nin standardize edilmesine büyük katkı sunan dilbilimci Munzur Çem, bir süredir kanser tedavisi görüyordu.

    Munzur Çem için Berlin Alevi Toplumu Cemevinde Hakk’a uğurlama erkanı yürütüldü. Hakk’a uğurlama erkanında sanatçılar Mikail Aslan ve Cemil Koçgiri ağıt yaktı.

    Munzur Çem’in naaşı 16 Aralık cuma günü doğduğu Bingöl Kiğı’ya bağlı Seter köyünde toprağa sırlanacak.

    PİRHA/BERLİN

  • Yıldırım’dan korsan hoparlörle ezan tepkisi: Bu provokasyonu yapanlar derhal bulunmalı-VİDEO

    Yıldırım’dan korsan hoparlörle ezan tepkisi: Bu provokasyonu yapanlar derhal bulunmalı-VİDEO

    PİRHA- Araştırmacı Yazar Ali Yıldırım, İstanbul Sarıyer’de Ayazağa Cemevi yanında ve Alevilerin yoğun yaşadığı mahallede yapılan korsan hoparlörle yüksek sesli ezan uygulamasına sert tepki gösterdi. Bunun 1980’li yıllarda uygulanan kablolu asimilasyon benzeri olduğunu belirten Yıldırım, bunu yapanların bir an önce bulunup haklarında işlem yapılmasını istedi. 

    İstanbul’da Ayazağa’da cemevinin bulunduğu sokakta elektrik direklerine korsan hoparlör bağlanarak yüksek sesle ezan okunması tepki çekmeye devam ediyor.

    Cemevi yöneticilerinin korsan hoparlörün kaldırılması yönündeki girişimleri sonuçsuz kalırken, Sarıyer müftülüğü hoparlörün kendi bilgileri dışında bağlandığını yazılı belge ile doğruladı.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Ayazağa Cemevi’nin dilekçesine yönelik cevap veren Sarıyer Müftülüğü, bahsedilen yerde kendilerine ait hiçbir ezan sisteminin bulunmadığını söyledi.

    Ancak olayın gündeme gelmesinden bu yana hiçbir gelişme yaşanmazken, aksine bazı çevreler tarafından mahalle sakinlerine yönelik tehditler yöneltildi. Müftülüğe, valiliğe, belediyeye ve kaymakamlığa konuya ilişkin dilekçe ile başvuruda bulunan cemevi yönetimine şimdiye kadar herhangi bir dönüş olmadı.

    Araştırmacı Yazar Ali Yıldırım İstanbul’da Ayazağa’da cemevinin bulunduğu sokağa yetkililerden habersiz hoparlör bağlanarak yüksek sesle ezan okunmasıyla ilgili PİRHA’ya konuştu.

    “BU BİR KABLOLU ASİMİLASYONDUR”

    Yıldırım, “Biz bu gelişmeleri daha önceki yıllarda kablolu asimilasyon olarak değerlendirmiştik. Bu kablolu asimilasyon biliyorsunuz Alevi köylerine cami yapılamayan yerlerde kablo ile ilçe merkezlerinden çekilen kablolarla hoparlörlere takılarak köyü bir anlamda cami varmış gibi, bir camiden yapılacak her türlü dini yayını bu hoparlörler aracılığı ile yapmak anlamına geliyordu” dedi.

    Kaplolu asimilasyonun 1980’li yıllarda uygulanan bir yönetem olduğunu belirten Yıldırım, “Alevi köyleri cami yapılmasını kabul etmediler ve buna karşılık bir asimilasyon yöntemi olarak geliştirilmişti.  Şimdi bunun İstanbul gibi bir Metropolde gündeme gelmiş olması son derece şaşırtıcı ve ilginç daha doğrusu soru işaretleri taşıyor” diye konuştu.

    “BİR PROVOKASYON GİRİŞİMİDİR”

    Yıldırım konuşmasına şöyle devam etti:

    “Bugün bu reddedilmiş bir anlayış, bir yaklaşım ama karşımıza yeniden ısıtılıp sunulmuş durumda. Bunun araştırıldığında hiçbir sorumlusunun olmadığı görülüyor. Hiç kimse biz yaptık demiyor. Yani bu da ayrıca bir soru işareti. Ne Diyanet ne ilçe, ne kaymakamlık. İstanbul Sarıyer bölgesinde özellikle cemevimizin olduğu bölgede yapılan bir tür provokasyon olarak değerlendirmek lazım.”

    LAİKLİĞİN ÖNEMİNE VURGU

    “Bunun bir sahibi yok, bir ihtiyaç yok. Camilerin olduğu bir yerde insanlar zaten ibadetlerini yapıyor. İbadet edecek olanlar, müslümanlar ibadetlerini camilerde yapıyorlar” diyen Yıldırım şunları kaydetti:

    “Bu bir provokasyon diye düşünüyorum, nitelendiriyorum ben. Bir taciz aynı zamanda. Bu yeniden bir anlamda kablolu asimilasyonun hortlaması anlamına da geliyor. Şu zamanda yani toplumda gerçek anlamda da bir hoşgörünün karşılıklı sevgi, saygı ihtiyacının en yoğun olduğu zamanlardayız. Alevi toplumu insanların ibadetine, inançlarına, ritüellerine ilişkin, bunların olmaması yönünde herhangi bir tavır içerisinde değiller. Daha doğrusu kimsenin inancını, ibadetini engellemek ya da onlara yönelik bir karşı tavır içerinde değilken, kendilerine yönelik bu türden bir durum kabul edilebilecek bir şey değil. O nedenle laiklik meselesi burada tekrar gündeme geliyor.”

    “DEVLET BİR İNANÇ YANINDA TAVIR ALMAMALI”

    Yıldırım, ”Yani devletin bir inancının olmaması gerektiğini, devletin bir inanç yanında tavır almaması gerektiğini, bunun ne kadar önemli olduğunu bir kez daha görüyoruz. O yüzden ben bu kablolu asimilasyona bir an önce son verilmesi gerektiğini, sorumlular kimse onların bir an önce ortaya çıkartılması ve haklarında gerekli işlemlerin yapılması gerektiğini de düşünüyorum” şeklinde konuştu.

    “İNSANLAR İBADETLERİNDE ÖZGÜRDÜR, HİÇ BİR ŞEKİLDE ZORLANAMAZ”

    Bu korsan hoparlör tacizinin sadece Ayazağa’da Alevilerin sorunu olmadığını bütün Alevi toplumunun, laiklikten yana demokrasiden yana olan, insanım diyen herkesin sorunu olarak değerlendirmesi gerektiğine işaret eden Yıldırım, “İnsanlar ibadetlerinin gereklerini kendi bildikleri şekilde yapmalıdırlar. Devlet bunun sorumlularını biran önce açığa çıkarmak zorundadır diye düşünüyorum” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

     

  • Ali Yıldırım: Hızır Paşa zihniyetindekilerin Alevi yemeği yemeye hakkı yoktur-VİDEO

    Ali Yıldırım: Hızır Paşa zihniyetindekilerin Alevi yemeği yemeye hakkı yoktur-VİDEO

    PİRHA- Geçtiğimiz günlerde din öğretmeninin derste ‘Alevilerin yemeği yenmez’ şeklinde konuşmasına ilişkin PİRHA’ya konuşan Araştırmacı Yazar Ali Yıldırım, “Alevi toplumu bu tür iftiralar ve kara çalmalarla 500 yıldır karşılaşıyor” dedi. Yıldırım, “Hızır paşa zihniyetindekiler bizim yemeklerimizi yemezler, yiyemezler ve yeme hakları da yoktur” dedi.  

    İstanbul’da bir okulda din dersi öğretmeninin ‘Alevilerin yemeği yenmez’ şeklindeki konuşmasına ilişkin PİRHA’ ya konuşan Araştırmacı Yazar Ali Yıldırım, “Alevilerin yemekleri yenmez, kestikleri yenmez gibi söylemler bizim için yeni değil. Osmanlı Şeyh İslamı Ebu Suud Efendi  bundan 500 yıl evvel de Alevilerin kestiği yenmez diyordu” hatırlatmasında bulundu.

    “ALEVİ TOPLUMU BU TÜR İFTİRALARA ALIŞIK “

    Aslında bu yeni bir şey sayılmaz Alevi toplumu bu tür iftiralarla ve kara çalmalarla 500 yıldır karşılaşıyor. Bizin için Alevilerin yemekleri yenmez, kestikleri yenmez gibi söylemlerin yeni bir yanı yok” diyen Yıldırım şöyle devam etti:

    “Osmanlı Şeyh İslam’ Ebu Suud Efendi bundan 500 yıl evvel de ‘Alevilerin kestiği yenmez’ diyordu. Onunla da kalmayıp ‘Alevilerin avladıkları hayvanların bile yenilemeyeceğini’ söylüyordu. Neden? Çünkü Aleviler Osmanlı’ya Ebu Suud Efendiye göre kafirdi. O nedenle kafirlerin kestikleri yenmezdi.”

    Alevi toplumunun bu tür iftiralara alışık olmasını vahim bir durum olarak gören Yıldırım, “Alışık olmadığımız durum ise  500 yıl sonra bir öğretmenin sınıfta öğrencilerin huzurunda Alevi öğrencilere yönelik manevi bir saldırıda bulunarak Alevilerin yemeklerinin yenmeyeceğini söylemesidir. Bir diğer vahim olan durum ise bunu bir öğretmenin söylemesi, sınıfta söylemiş olması ve bir din dersi öğretmeninin söylemesidir” diye konuştu.

    “ZORUNLU DİN DERSLERİ İŞKENCEYE DÖNÜŞTÜ”

    Zorunlu din derslerinin öğrenciler için işkenceye dönüştüğünü ve Alevilerin zorunlu din derslerine öteden beri itiraz ettiğini dile getiren Yıldırım şunları ifade etti:

    “Tüm Alevi aileler din dersinin çocuklarına bir işkence olduğunu söylüyor. Neden? Çünkü ailede evde öğretilen veya öğretilmeyen bir inanç varken bunun okulda zorunlu olarak anlatılmasının çocuklar üzerinde travma yaratıyor. Ama tüm bu itirazlara kulak asılmadı. Fakat bizim yaptığımız hukuk mücadelesi,  AHİM’in vermiş olduğu kararlar zorunlu din dersinin haksız ve hukuksuz Avrupa insan hakları sözleşmesine aykırı yönündeki kararı hükümet tarafından bir tarafa atıldı. 10 yıl önce verilmiş olan kararlar hala bugün uygulanmış değil.”

    “ALEVİLERİN KÖPEKLERİ BİLE HARAM LOKMA YEMEZ”

    “Bir öğretmenin Alevilerin yemeği yenmez, demesi Hızır paşa zihniyetinde olduğunu  gösterir” diyen Yıldırım, geçmişte Hızır Paşa ile Pir Sultan arasında yaşanmış diyaloğu hatırlatarak şunları kaydetti:

    “Hızır Paşa Pir Sultan’ın yanında yetişmiş ve İstanbul’a gidip eğitimini aldıktan sonra Sivas’a vali olarak tekrar geldiği zaman Pir Sultan Abdal’ı ayağına çağırmış. Onun için bir sofra hazırlamış. ‘Gel pirim sende bu sofradan nimetlen sofradan ye iç’ diye. Pir Sultan Abdal kendisini ayağına çağıran eski müridi Hızır’a demiş ki;  ‘Hızır bu sofra kanla, gözyaşıyla, emek hırsızlığı ile hazırlanmış bir haram bir sofradır. Bu sofrada Osmanlının zulmü var ben bu sofradan yemem, bırak beni benim köpeklerim dahi bu sofradan yemezler’ demiş. Ve Hızır paşa Pir Sultan’a alınıp nereden biliyorsun bunu diye sorduğu zaman, Pir Sultan Abdal, ‘Bak şimdi Banaz’dan köpeklerimi çağıracağım durumu göreceksin’ diye cevap vermiş. O safranın başına Banaz’dan gelirken heybesinde getirdiği kuru ekmeklerden bir sofra hazırlamış. Ve Pir Sultanın seslenişine uygun olarak köpekleri koşup gelmişler. Köpekler kuş sütünün dahi eksik olmadığı sofrayı şöyle bir  koklayıp sadece Pir Sultan Abdal’ın hazırladığı kuru ekmeklerden yemişler.”

    “HIZIR PAŞANIN SOFRASINA OTURSUNLAR”

    Alevilerin köpekleri dahi haram lokma yemezler. Burada köpeği bir aşağılama yok. Sadece köpekler  haram yiyen insanlardan daha üstün bir yere konuyor. Onlar bizim soframıza oturmasınlar, bizim yemeklerimi yemesinler, bizim soframızda haram lokma yoktur. Kanla, gözyaşıyla, zulümle, emek hırsızlığı ile oluşmuş tek bir lokma söz konusu değildir “diyen Yıldırım, “Hızır paşa zihniyetindekiler bizim yemeklerimizi yemezler, yiyemezler ve yeme hakları da yoktur. O öğretmenin söylediği kendisi açısından bir tanımlamayı içeriyor” dedi.

    “BU DİL SADECE ALEVİLERE  DEĞİL TÜM İNSANLIĞA UZATILMIŞTIR”

    Bu tür sözler sarf edilebiliyorsa devletin ve sistemin kendisine göre bir din seçtiğini diğer inançların, dinlerin ötekileştirildiğini vurgulayan Yıldırım, son olarak şunları belirtti:

    “Din dersi zorunluluğunun ne kadar vahim sonuçlar ortaya çıkardığını hepimiz görüyoruz. Aynı zamanda devletin kendisine bir din seçmesinin de ne kadar vahim sonuçlar doğurabileceğini görüyoruz. Toplumda  hak, hukuk tanımayan haram lokma yiyenlerin Alevilere nasıl dil uzatabileceğini görüyoruz. Bu sadece Alevilere uzatılmış bir dil değil, iyilik, güzellik, insanlık, kardeşlik ve böyle yaşamak isteyen tüm insanlara uzatılmış bir dildir. Bırakın onlar bizim soframıza oturmasınlar Hızır paşaların haram sofralarına otursunlar.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA