Etiket: arıcılık

  • Karşıkonak’ta organik bal direnişi: Savaşlar ve madenler arıları da öldürüyor!- VİDEO

    Karşıkonak’ta organik bal direnişi: Savaşlar ve madenler arıları da öldürüyor!- VİDEO

    PİRHA- Sivas’ın Divriği ilçesi Karşıkonak köyünde nesilden nesile süren doğal arıcılık geleneği sürüyor. Köylüler, şeker kullanmadan, kara kovan yöntemiyle ürettikleri organik balın hem şifalı hem de değerli olduğunu vurguluyor. Ancak savaşlar, çevre kirliliği ve madenlerdeki siyanürlü üretim süreçlerinin arıcılığı tehdit ettiğine de dikkat çekiyorlar.

    Karşıkonak köyünde, arıcılık nesilden nesile aktarılan bir gelenek. 1975’ten beri arıcılık yapan Ali Karakoç, Kani Sağlam ve Kamber Kaya gibi köylüler, gezginci olmayan yerel üretimle organik bal elde ediyor. Şeker vermeden, hilesiz bal üreten arıcılar, ayıların petekleri dağıtmasından elektrikli tellere, doğanın eski bereketinden bugünkü kirliliğe uzanan hikâyelerini PİRHA’ya anlattı.

    “ELLİ YILDIR ARICILIK YAPIYORUM”

    Elli yıldır arıcılık ile uğraştığını söyleyen Ali Karakoç, “75′ yılından bu yana arıcılık yapıyorum, hayvancılığı bıraktım. Şekerle, kekle uğraşmayız. Baharda birkaç gün, sonbaharda verirsek de veriyoruz. Hilesi yok, hurdası yok. Kışın köydeyiz, yazın köydeyiz. Kara kovan kullanıyorum, 70-80 kovanım var. Gezginci değiliz, yaz kış köydeyiz. Elimizde bal kalmaz, alan bir daha almak istiyor” dedi. Ayılara karşı verdikleri mücadeleyi de anlatan Karakoç, elektrikli tel sisteminin kovanları koruduğunu belirtiyor.

    “AİLEM VE EVİM İÇİN BAL ÜRETİYORUM”

    Uzun zamandır arıcılık ile uğraştığını söyleyen Kani Sağlam da, “Bahçem var. Aslında hayvancılık yapıyorum. Kendi ev ihtiyaçlarım ve ailem için bal üretiyorum. Evin yiyeceği çıkıyor. Ben bahçede durduğum için arılar da yanımda” diyor. Sağlam, arıcılığın köydeki zaman döngüsünü ise şöyle anlatıyor:

    “Mart’ta arıları dışarı salıyoruz, Eylül ayında içeri alıyoruz. Arılar Haziran’da bal yapmaya başlar, Eylül’de balı alırız. Ne olursa, ne kadar olursa onu alıyoruz, olmazsa kapatıyoruz” .

    “BİR ARIDAN 70 KİLO BAL ALDIĞIM GÜNLER GERİDE KALDI”

    Bir diğer isim Kamber Kaya ise arıcılığa başladığı ilk yıllarda doğanın bereketini anlatırken, “O dönemler doğa çok güzeldi, doğa ölmemişti… İnanır mısınız, bir kovan arıdan 70 kilo bal aldım” derken ancak şimdi aynı verimi alamadıklarını üzüntüyle belirtiyor. Bunun nedenini ise şöyle açıklıyor; “Savaşlarla, sanayiyle, madenlerle doğayı öldürdüler, doğada artık o ballar olmuyor”

    “GENÇLERE ÇAĞRI”

    Arıcılığın hem geçim kaynağı hem de sağlıklı bir yaşam biçimi olduğunu vurgulayan köylüler, gençlere sesleniyor: “Arıcılık çok güzel bir iş. Gençler yapsınlar, doğaya sahip çıksınlar.”

    PİRHA/SİVAS

  • Köylülerden, RES projesine tepki: Geçim kaynaklarımız bitecek-VİDEO

    Köylülerden, RES projesine tepki: Geçim kaynaklarımız bitecek-VİDEO

    PİRHA-Dersim’in Pülümür ilçesine bağlı 6 köyün sınırları içerisinde yapılması planlanan ve 10 adet tribünden oluşan Rüzgar Enerji Santrali’ne tepki gösteren köylüler, “Bu bölgede insanlar geçimini hayvancılık ve arıcılık üzerine sağlıyorlar. RES projesi bizim geçim kaynaklarımızı olumsuz etkileyecek. O yüzden RES projesini istemiyoruz” dedi.

    Mina Marble Mermer Maden Ticaret A.Ş. tarafından planlanan “Paşa Depolamalı Rüzgar Enerji Santrali (DRES) Projesi”nin, Dersim’in Pülümür ilçesindeki Seteriye (Dağyolu), Mezra Sılêmanu (Süleymanuşağı), Hacılı, Gocanage (Göcenek), Zımag (Közlüce), Hasangazi köylerini ve bu bölgelerdeki canlı yaşamını olumsuz etkilemesi bekleniyor.

    1921 yılında milli park ilan edilen Munzur havzasında 2250’in üzerinde bitki türü bulunuyor ve bunların beşte biri endemik. Bern sözleşmesine göre de Munzur havzası kesin koruma altında bulunan yüksek miktarda canlı türünü barındırıyor. Pülümür havzası da Munzur havzası içerisinde yer alan çok zengin bir florastik yapı ve yaban hayatı ekolojisine sahip. Pülümür ilçesi ayrıca bölgede arıcılığın en yoğun yapıldığı alanlarda biri.

    Dersim’in Pülümür ilçesine bağlı 6 köyün sınırları içerisinde yapılması planlanan ve 10 adet tribünden oluşan Rüzgar Enerji Santrali’ne köylüler tepki gösterdi.

    “HALK, RES PROJESİYLE MAĞDUR EDİLECEK”

    Taleplerinin RES projesinin sonlandırılması olduğunu ifade eden Kazım Aksakal, “Bu bölgede insanlar geçimini hayvancılık ve arıcılık üzerine sağlıyorlar, başka bir gelirleri yok. Eğer RES projesi yapılırsa gelecekte bu bölgede maden projelerinin yapılmayacağının garantisi yok. Bizim meralarımızı yok edecekler. Zaten halk geçmişten bugüne kadar hep mağduriyet içerisinde bu projeyle birlikte halk yeniden mağdur edilecek” diye belirtti.

    “PROJENİN, DAHA UYGUN YERE YAPILMASINI İSTİYORUZ”

    Kemal Öztürk ise,”Eğer bu proje gerçekleşirse burada yaşayan halk zarar görecek. Yetkililerden ricamız projenin buradan alınıp boş arazinin olduğu başka yere yapılmasıdır. Burada yapılırsa 10 köy zarar görecek, hayvancılık ve arıcılık etkilenecek” diyerek RES’e karşı olduklarını ifade etti.

    “RES PROJESİNİ İSTEMİYORUZ”

    Hayvancılık ve arıcılık yaparak geçimini sürdürdüklerini belirten İlyas Doğan, “Bu proje bizim geçim kaynaklarımızı olumsuz etkileyecek. Biz RES projesini istemiyoruz. Gerekirse halk olarak bu konuda tepkimizi ortaya koyarız” diye konuştu.

    Cihan BERK/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -Pülümür’de yapılan toplantıda RES projesinin kesinlikle yapılmaması kararı çıktı -VİDEO
    -Protesto edilen Pülümür RES bilgilendirme toplantısına kimse katılmadı -VİDEO

  • Dersim Arıcılar Birliği’nden çağrı: Kaynağı belirsiz balları almayın-VİDEO

    Dersim Arıcılar Birliği’nden çağrı: Kaynağı belirsiz balları almayın-VİDEO

    PİRHA- Geçtiğimiz hafta Dersim’de, dışarıdan gelen ve kaynağı belli olmayan bir kamyon balın piyasa fiyatından daha ucuza esnafa dağıtılması tepkilere yol açtı. Bunun üzerine Dersim Arıcılar Birliği kahvaltılı bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıda kentteki kaynağı belirsiz balların alınmaması için çağrıda bulunuldu.

    Bu yıl bal rekoltesinin önceki yıllara göre yüzde 60-70 oranında düştüğü Dersim’de, bu durumun yanısıra artan girdi maliyetleri ve hayat pahalılığı nedeniyle hem bal fiyatları yükseldi hem de bal bulmak güçleşti. Temmuz ayına kadar süren yağmurlar ve doğada önceki yılların rutinine uymayan mevsimsel değişimler, sadece tarımda değil arıcılık alanında da büyük bir verim düşüşüne neden oldu. Balın kilo fiyatının 350 lira olarak belirlendiği kentte, çok sayıda arıcı sadece düşük verim elde etmekle kalmadı aynı zamanda kendine yetecek balı bile toplayamayan kovanlardaki arılarını kaybetti.

    ARICILIK DERSİM’İN ÖNEMLİ GEÇİM KAYNAKLARI ARASINDA

    Bu durum tarımsal üretime olumsuz yansıdı. Son yıllarda arıcılık, hem Dersim’e geri dönüş sebeplerinden biri oldu hem de bozulmamış doğası ve endemik bitki yoğunluğunun yüksek olması nedeniyle kentin en önemli geçim kaynakları arasında yerini aldı.

    EN VERİMSİZ SEZONDA EN YÜKSEK PROLİN

    Son yılların en verimsiz bal üretimine tanık olan Dersim’de bu sene, Dersim Arıcılar Birliği’nin bildirdiğine göre üretilen ballarda prolin miktarı önceki yılların çok üzerinde. Proteinlerin yapısını oluşturan 20 aminoasitten biri olan prolin, arının bala kattığı tek aminoasit olmasının yanısıra kendi doğal ortamında bitkilerden nektar alan arının ürettiği bal ile şeker ve glukoz alarak beslenen arının ürettiği balı birbirinden ayırmak için de en önemli kriterlerden biri.

    KAYNAĞI BELİRSİZ BALIN PİYASAYA SÜRÜLMESİ TEPKİLERE YOL AÇTI

    Geçen hafta Dersim’deki önemli gündemlerden biri de dışarıdan gelen ve kaynağı belli olmayan bir kamyon balın piyasa fiyatından daha ucuza ve etiketsiz olarak esnafa dağıtılması ve önemli miktarda esnafın da buna teveccüh etmesiydi. Bu durum Dersim’de çabuk yankı buldu, konuşuldu ve tepkilere neden oldu.

    DERSİM ARICILAR BİRLİĞİ’NDEN KAHVALTILI BASIN TOPLANTISI

    Konunun bir anda kentin gündemine girmesinden sonra Dersim Arıcılar Birliği kahvaltılı bir basın toplantısı düzenledi. Bu toplantıda Tunceli Arıcılar Birliği Başkanı Kazım Doğan, Tunceli Sanayi ve Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi Sönmez Aydın ile Tunceli Esnaf Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Hıdır Belice, kentteki basın mensuplarıyla bir araya gelip açıklamalar yaptılar ve hem esnafa hem de bal tüketicilerine, kaynağı belirsiz ve etiketsiz balları almamaları için çağrılarda bulundular. Dersim esnafını da, daha fazla kar elde etmek için bu tür balları satmama noktasında uyardılar.

    “BURADA KALMANIN BİR SEBEBİ DE ÜRETMEKTİR”

    Dersim’de üretimle varolmak istediklerini, üreten insanların şehrin en zor koşullarında yaşadığını çünkü bunların pek çok zorluktan geçerek emeklerini diğer insanlarla buluşturabildiklerini belirten Dersim Arıcılar Birliği Başkanı Kazım Doğan, “Kaynağı belli olmayan ürünler gıda sektörünün her alanında olduğu gibi bizim ürünlerimizi de tehdit ediyor. Vahşi bir pazar var. Bazıları ürünün kaynağını belli etmeden, sadece insanların inancını kullanarak, ‘bu, buranın ürünüdür, şuranın ürünüdür’ diye satıyorlar. Normalde pazarın bir etiket mantığı var. Hiçbir ürün etiketsiz satılamaz. Biz de bunun için bir altyapı çalışması yaptık. Üyelerimizin ürünlerini barkodlayan, etiketleyen bir çalışma yaptık” dedi.

    Dersim’de yaklaşık bin bal üreticisi olduğunu ve arı ürünleriyle ilgili olarak ellerini taşın altına koyduklarının altını çizen Doğan, şunları kaydetti:

    “Esnafımıza ve insanımıza da şöyle bir çağrı yapıyoruz. Biz ürünün kaynağı ve içeriği hakkında bir güvence verebiliriz. Ürünlerimizi hem üretildiği yer hem de içerik analizleri yapılmış bir şekilde esnafımıza sunuyoruz. Kar marjları meselesine de aynı şekilde yaklaşıyoruz. Bu şehirde esnaf olmanın dünya kadar zorluğu var. Belli dönemleri çok yoğun, belli dönemlerinde de kimse yok. Bu şehirde yaşam pahalı ve bu pahalılıktan özellikle üreticilerimizin mağdur edilmemesini istiyoruz. Çünkü her gün nüfus göç ediyor, her gün bu haberlerle uyanıyoruz. Buralarda kalmanın bir sebebi de üretmektir. Üretmeyen insanlar bu şehirde ne yapabilir, niye dursunlar.”

    “DERSİM’DE YAŞAMAYAN ÜRETİCİLERİN BALLARINI ALMIYORUZ”

    2015 yılında üreticinin balını almaya başladıklarını ve sonrasında Dersim’de ikamet etmeyen üreticilerin ballarını almamaya karar verdiklerini ifade eden Doğan, “Hozat, Ovacık ve Pertek, bu ilçeler daha çok Elazığ’a üye idiler, Pülümür daha çok Erzincan’a üye idi. Bir üyelik zorunluluğu getirdik. Elazığ’da oturup Tunceli’ye sadece belli zamanlarda gelip buralardaki yaylaları kullanıyor ama ilin nüfusu meselesinde Elazığ’da görünüyor. Bunu değiştirelim dedik. Bunlar da üye olsunlar hem nüfusumuz artsın hem de birliğimiz güçlensin. Bizim 240 üyemiz var, çevre illerimizdeki birliklerin bin küsur üyesi var” dedi.

    “DERSİM DOĞASININ KORUNMASI İÇİN ARICILIĞI DESTEKLEMELİYİZ”

    Daha sonra söz alan ve arıcılığın Dersim için önemli olduğunu çünkü Dersim doğasının ekolojik olarak korunması gerektiğini belirten Tunceli Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu üyesi Sönmez Aydın ise, “Bundan dolayı biz Ticaret ve Sanayi Odası olarak bu bölgeye ağır sanayinin girmemesi gerektiğini savunan bir bakış açısına sahibiz ama burada üretmek gerektiğini de biliyoruz. Halkın gerçekten üreterek yaşama dahil olması gerektiğinin farkındayız. Doğanın ve ekolojinin korunarak üretimin sağlanabilmesi en önemli araçlardan bir tanesidir. Bundan dolayı arıcılığın ve doğru şekilde bal üreten arkadaşlarımızın bu alanda desteklenmesi gerektiğini savunanlardanız” diye konuştu.

    Dersim esnafını tekrar sağduyulu olmaya çağırdıklarını belirten Aydın, şunları ifade etti:

    “Dışardan gelecek bu tür sahte ürünleri, kendi raflarında sergileme, satma, pazara sunma noktasında gerekli duyarlılığı göstermeleri gerekiyor. Yine Türkiye’nin çeşitli noktalarında perakende alanında faaliyet yürüten birçok Dersimli market ve iş insanları bulunduğunu biliyoruz. Bu arkadaşların Dersim doğasında yetişen ürünleri almaları gerektiği çağrısını da bir kez daha yineliyorum. Çünkü Dersim doğasında yetişen bal sağlık açısından kaliteli bir ürün ve bunun pazara sunulması noktasında bir duyarlılık gösterilmesi gerekiyor” dedi.

    “DERSİM BALINI AYAĞA DÜŞÜRMEMELİYİZ”

    Bugün yaşanan bir olay üzerine ciddi bir kamuoyu oluştuğunu ve bunun güzel bir şey olduğunu belirten Tunceli Esnaf Sanatkarlar Odası Başkanı Hıdır Belice de  “Burada arıcılarımızın ürettiği balın kalitesini düşürmemek lazım. Dışarıdan gelen balı, yerli balmış gibi satmak, halkın sağlığı ile oynamak toplumsal bir suçtur. Bu konuda hepimize bir görev düşüyor. Biz de bunun için buradayız” dedi.

    Belice sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Coğrafi işaretleme, paketleme ve bunu bir marka haline getirme, bunu satan esnafla iyi diyalog kurma, bu konuda onları bilinçlendirme, hatta gerekirse vitrine koyma ve sunum noktasında mutlaka yapılması gerekenler var. Bizim zaten meslek örgütleri olarak arıcılarımızın bin bir çeşit zorluklarla ürettiği bu tatlı emeğe sahip çıkmamız lazım. Balı şifa niyetine alıyoruz. Hastalarımıza, yaşlılarımıza, çocuklarımıza alıyoruz. Bunu kolay kolay dile düşürmemeliyiz, ayağa düşürmemeliyiz.”

    Eyüp HANOĞLU/DERSİM

  • Dersim’de bal sağımı sürüyor, arıcılar yeterli verim alamamaktan şikayetçi-VİDEO

    Dersim’de bal sağımı sürüyor, arıcılar yeterli verim alamamaktan şikayetçi-VİDEO

    PİRHA-Dersim’de arıcılar bu yıl yeterli verim alamamaktan şikayetçi. Nazımiye’de arıcılık yapan Bulut kardeşler bir taraftan geleneksel arıcılığı büyütmeye çalışırken, diğer taraftan organik bal üretimine ağırlık veriyor.

    Dersim’in Nazımiye ilçesinde arıcılık yapan Hasan ve Hüseyin Bulut kardeşler, bal üretimine dair konuştu.

    Yağışın bu yıl fazla olmasından kaynaklı doğadaki çiçeklerin zarar gördüğünü, bundan kaynaklı da arıların yeterli beslenmediğini aktaran Hüseyin Bulut, “Organik bal üretmeye çalışıyoruz. Bunun için yıl boyunca emek harcıyoruz. Tüketiciler de bunu bildiği için alıyorlar” dedi.

    Bir diğer bal üreticisi Hasan Bulut da, arıların beslenmesine dikkat ettiklerini, gerekli besini almaları için bitkiler yetiştirdiklerinin altını çizerek, “Yıl boyunca verdiğim emek karşılığını aldı. Attığım çıtalar dolmuş durumda. 18 yıldır arıcılık yapıyorum ve 12 yıldır şeker vermiyorum. Arı otu ekerek besliyorum” şeklinde konuştu.

    Kısmi olarak geleneksel yöntemlerle de bal ürettiğini ifade eden Bulut, mevsim sert geçtiği için yeterli bir verim alamadığını söyledi.

    PİRHA/DERSİM

  • 21. Munzur Festivali’nde ‘Dersim’de üretim ve ekonomik sorunlar’ paneli-VİDEO

    21. Munzur Festivali’nde ‘Dersim’de üretim ve ekonomik sorunlar’ paneli-VİDEO

    PİRHA- Munzur Festivali kapsamında “Dersim’de üretim, ekonomik sorunlar ve çözüm önerileri” paneli düzenlendi. Yapılan konuşmalarda kooperatiflerin önemine vurgu yapılırken, yerel ürünlerin pazarlanması konusunda ise destek istenildi.

    “Madencilik Yağmasına Karşı Doğayı ve Yaşamı Savunuyoruz” şiarıyla düzenlenen 21’inci Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin son günü “Dersim’de üretim, ekonomik sorunlar ve çözüm önerileri” adlı panelle başladı.

    Sanat Sokağı’nda gerçekleşen panelin moderatörlüğünü Canan Bayoğlu yaparken, Tunceli Ticaret Odası Başkanı Hasan Hüseyin Coşkun, Tunceli Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Hıdır Belice, Tunceli Ziraat Odası Başkanı Süleyman Uluç, Tunceli Arcılar Birliği Başkanı Kazım Doğan ve Tunceli Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı Zeynel Erdoğan konuşmacı olarak yer aldı.

    Moderatör Bayoğlu, madenciliğin Dersim’de hayvancılığı, ekonomiyi ve arıcılığı olumsuz etkileyeceğini söyledi. Dersim’de hayvancılığın geri dönüşler için en büyük kalkan olduğunu belirten Bayoğlu, “Dersim’de yaylalar biz kullanırsak bizimdir. Kullanmazsak madencilere terk etmiş durumdayızdır” diyerek duyarlılık çağrısında bulundu.

    “İSTİHDAM SORUNU VAR”

    Panelde söz alan Tunceli Ticaret Odası Başkanı Hasan Hüseyin Coşkun, kente yönelik çalışmaların sürdüğünü söyledi. İlin ekonomik anlamda gelişmesi için maddeler sıralayan Coşkun, “Turizm potansiyeli güçlenerek büyüyor. Bu turizm amatör anlamında gelişiyor. Bunu yapıp yapmayacağımızın kararını vermeliyiz. Bütün yerel dinamiklerin fikirlerini alarak bununla ilgili karar vermemiz gerekiyor. Organize sanayi var. İlimizdeki bu sanayinin yol, elektrik sorunları var. Bunun düzeltilmesi için yüksek maliyet gerekiyor. Yine ilde istihdam sorunu var. Ticaret için Erzincan, Elazığ, Pülümür yolunun yapılması, Pertek Köprüsü’nün yapılması gerekiyor. İlçelerdeki tarıma, inanç ve kış turizmine önem verilmesi gerekir. Bu kenti düşünüyorsak meslek odalarına yeterince önem vermeliyiz” dedi.

    “ÜRETİMİN KOŞULLARINI OLUŞTURMALIYIZ”

    Tunceli Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Hıdır Belice ise toplumun ortak bir akılla sorunları çözmesi gerektiğini söyledi. Gençlerin, Avrupa’ya göç ettiğini belirten Belice, “Bunlara sebep olan sosyal, siyasal, ekonomik birçok faktör var. Sorunların temelinde burada üretimin, istihdamın yetersizliği, üretim için dışarıdan gelen girdilerin yüksekliği, artan hayat pahalılığı, üretici ve tüketici kesimini karşı karşıya getiriyor. Tüketicinin alım gücü düştüğünden dolayı ürünü alırken esnafla tartışacak boyuta geldi” dedi.

    “GENÇ NÜFUSUMUZ KALMADI”

    Dersim’deki kurumların, istihdam üretimi konusunu konuşmadığını ifade eden Belice, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Eleştiriler çok ama somut olarak adım atılmıyor. Eleştirdiğimiz şeyleri somut olarak hayata geçirmeliyiz. Üretmeli, üretimin koşullarını oluşturmalıyız. Göç, genç nüfusu etkiliyor. Genç nüfusun olmadığı yerde ekonomik iyileştirme de olamaz. Genç nüfusumuz kalmadı. TÜİK verilerine göre ölüm oranımızın doğum oranımızdan az olduğu tek iliz. Bütün bunları da konuşmamız lazım.”

    “MAZOT, GÜBRE, ÖTV DESTEĞİ İSTİYORUZ”

    Tunceli  Ziraat Odası Başkanı Süleyman Uluç ise, üretimin önemine işaret etti. Gelinen koşullarda tarımın ülkede dibe vurduğunu belirten Uluç, “Yanlış tarım politikalarından kaynaklı ülkemiz, üreticilerimiz tarım yapamayacak duruma gelmiştir. Mazotun gübrenin sürekli artmasından kaynaklı birçok üreticimiz alanı boş bırakmak zorundadır. Dünya kendi çiftçisini desteklerken bize elle tutulabilecek bir desteğin olmadığı görülüyor. Biz Dersim’deki çiftçimizin üretmesi için mazot, gübre desteği ve bunlarda ÖTV’nin kaldırılmasını istiyoruz” dedi.

    “MADEN SAHALARININ DURDURULMASINI İSTİYORUZ”

    Bakanlığın 1 Eylül itibariyle Uygulamalı Tarım Modeli’ne geçeceğini söyleyen Uluç, bu modelde alım garantisi istediklerini belirtti. Dersim’de yayla ve meraların yolları ile göletlerinin olmadığını söyleyen Uluç, “Göletlerin, yolların yapılmasını istiyoruz. Yaylaların tamamının açılmasını isterken, dışarıdan hayvancılık yapanların buralara gelmesini istemiyoruz. Kentimizde 147 maden sahasına ruhsat verildiğini biliyoruz. Bu maden sahalarının durdurulmasını istiyoruz. Bu faaliyete geçtiğinde tarım yapan üreticilerimiz bundan ciddi zarar görecek. Maden sahaların durdurulmasını talep ediyoruz” diye konuştu.

    “İLİMİZDE ÜRETMENİN BEDELİ AĞIR”

    Arıcılar Birliği Başkanı Kazım Doğan ise, kentte aktif arıcılığın 700 aktif üye ile yapıldığını söyledi. Esnafın farklı yerlerden getirdiği ballar nedeniyle üreticilerin kendi ballarını satamadığını belirten Doğan, “800 ton civarında çıkan bal, ilimiz içinde düzenli satılması durumunda kente yetecektir. Bir üretici bir kilo balı 200 TL’ye mal ederken, buralara 50 TL’ye sahte bal girebiliyor. Herkes de bunu tercih ediyor” diye konuştu.

    Arıcılar için desteklemelerin artmasını isteyen Doğan, kentte “Bal evi” açılması gerektiğine işaret etti. Kooperatifçiliğin yaygınlaşması gerektiğini belirten Doğan, üretimin zorluklarının görülmediğini söyledi. Üretimin, kültür sorunu olduğunu söyleyen Doğan, “Doğru yerde üretimi kültürle buluşturmadığımızda eski üretimden bahsetmemiz sonuç getirmez. Kooperatifler, komünler, çiftlik bağlamında olur, yeni üretime böyle bakmamız lazım. Şuanda bizim ilimizde onlarca üreticimiz cezaevinde. Bizim ilimizde üretmenin bedeli ağır. Üreticiyi daha dikkatli ele almamız gerekiyor. Madencilik yağmasına karşı oralarda yaşamamız lazım. Boşaltılan köylerde koyuncular, arıcılar var. Biz bu sebeple buna rahatlıkla karşı çıkabiliyoruz. Biz bu dağlarda üretmezsek, herhangi bir ağacı budamazsak zaten üretemeyiz” dedi.

    Doğan son olarak, esnaf ve tüketiciye bal konusunda yereli tercih etme çağrısında bulundu.

    “MERALAR VE DOĞA ŞAVAKLARIN EKMEĞİ”

    Tunceli Damızlık Koyun, Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı Zeynel Erdoğan, meralar ve doğanın Şavakların ekmeği olduğunu belirtti. 5 ay boyunca meralardan ekmek kazandıklarını belirten Erdoğan, “Hel Dağı, Cevizlidere’de her maden sahasının önünün açılması 3-5 bin hayvanın önünün kesilmesi demektir” dedi.

    Ürettikleri peynir ve etin değerini alamadıklarını söyleyen Erdoğan, “Bizim 80 TL’ye verdiğimiz peyniri siz 250 TL’ye alamıyorsunuz. Kendimizi sorgulamıyoruz. Bunun için kooperatif olmalı. Dersim’de et, peynir ve bal var. Bu gıda bizimse buradaki odalar ciddi inisiyatif alarak buralardaki gıdaları tüketiciye sunmalı” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • 20 yıldır arıcılık yapan Ali Rıza Gül: Bu sene arılarımızı besleyemedik, yüzde 80’inde kayıp var-VİDEO

    20 yıldır arıcılık yapan Ali Rıza Gül: Bu sene arılarımızı besleyemedik, yüzde 80’inde kayıp var-VİDEO

    PİRHA-20 yıldır arıcılık yaptığını söyleyen Ali Rıza Gül, “Arıcılık doğayla ilişkili bir meslek olduğundan dolayı bu sene sürekli yağmurların olmasından kaynaklı arılarımızın yüzde 80’inde kayıp var ve arılarımızı besleyemedik” dedi.

    Sultan Dağları eteklerinde bulunan Dersim’in Ovacık ilçesinin Haçkirek (Ağaçpınar) köyünde arıcılık en önemli geçim kaynaklarından bir tanesi.

    Dersim’in Ovacık ilçesinin Haçkirek (Ağaçpınar) köyünde arıcılık yaparak geçimini sağlamaya çalışan Ali Rıza Gül ile arıcılık ile ilgili sohbet ettik.

    “YAŞADIĞIMIZ BÖLGE ARICILIK AÇISINDAN UYGUN BİR COĞRAFYA”

    20 yıldır arıcılık yaptığını söyleyen Ali Rıza Gül, “Arıcılık yaparak 1994 yılından itibaren boşaltılan köylerin yeniden yerleşime açılacağını düşündük ve sonunda köyümüzü yeniden yerleşime açmayı başardık. Yaşadığımız bölgenin hayvancılık ve arıcılık açısından uygun bir coğrafyası var. Arıcılıkta iki tane temel sorun var birincisi devlet bürokrasisi ile üretici arasındaki ilişkiden kaynaklı sorunlar, ikincisi ise doğa koşullarından kaynaklı. Arıcılık zor bir meslektir ama aynı zamanda zor koşulların içerisinde de çok güzel bir meslektir. Arıcılık doğayla ilişkili bir meslek olduğundan dolayı bu sene sürekli yağmurların olmasından kaynaklı arılarımızın yüzde 80’inde kayıp var ve arılarımızı besleyemedik” dedi.

    Cihan BERK/DERSİM

  • Arıcı Yılmaz: Dersim’de Maden projeleri nedeniyle hayvancılık ve arıcılık yapılamaz-VİDEO

    Arıcı Yılmaz: Dersim’de Maden projeleri nedeniyle hayvancılık ve arıcılık yapılamaz-VİDEO

    PİRHA-15 yıldır Pülümür’de arıcılık yaptığını belirten Pülümür Merkez Mahallesi Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Yöneticisi Gürol Yılmaz, “Kooperatif olarak kimyasala karşıyız. Sağlıklı bal üreterek tüketiciye ulaştırmak istiyoruz. Arıcılar olarak en büyük sorunumuz meraların dinlendirilmeden her yıl yaylacıların getirilmesi ve maden projeleri” dedi.

    Pülümür Merkez Mahallesi Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, 2019 yılında kuruldu. Kooperatif tarafından üretilen Hemgen isimli balın yapılan laboratuvar analizlerinde prolin değeri bin 531 çıktı.

    Munzur Dağları eteklerinde bulunan Pülümür ilçesi arıcılık konusunda geçmişten bugüne önemli bir yere sahip. Pülümürlü üreticiler sorunlarını çözmek için 2019 yılında 24 üretici bir araya gelerek kooperatif aracılığıyla örgütlenerek üretim yapmaya karar verdi.

    Pülümür Merkez Mahallesi Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Yöneticisi Gürol Yılmaz, kooperatif çalışmaları hakkında PİRHA’ya konuştu.

    “TÜKETİCİYE SAĞLIKLI BAL ULAŞTIRMAK İSTİYORUZ”

    15 yıldır Pülümür’de arıcılık yaptığını belirten Pülümür Merkez Mahallesi Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Yöneticisi Gürol Yılmaz, “Doğayı sahiplenme üzerinden bu kooperatifi kurduk. Kurduktan sonra markalaştık. Şu anda da Türkiye’nin her yerine Hemgen Bal olarak internet sitesi üzerinden ve reklamlar üzerinden balımızı satıyoruz. Balımızı İzmir Ege Üniversitesi’ne gönderiyoruz, analizleri yapıldıktan sonra paketleyip ülkenin her yerine dağıtıyoruz. Gıdada şeker oranı belli bir dereceye kadar normal görünürken, bizde balda şeker oranı sıfır olmak zorunda ve kimyasala kesinlikle karşıyız. Tüketiciye sağlıklı bal ulaştırmak istiyoruz” diye belirtti.

    “MERALARIN DİNLENDİRİLMESİ GEREKİYOR”

    En büyük sorunlarının meraların dinlendirilmeden her yıl yaylacıların gelmesi olduğunu söyleyen Gürol Yılmaz, “Mutlaka meraların dinlendirilmesi gerekiyor. Meralar dinlendirildikten sonra da o bölgelerde arıcıların faaliyet yürütmesi gerekiyor. Açılan yaylalarda da koyun kapasitesinin çok fazla olması gerekiyor, yoksa doğaya büyük zararlar veriyor” dedi.

    Maden projelerinin Dersim’de uygulandığı zaman hayvancılık ve arıcılığın yapılamayacağını vurgulayan Yılmaz şöyle devam etti:

    “Maden projelerine karşı çıkmamız gerekiyor. Kooperatifi sadece bir ticarethane olarak düşünmüyoruz, bizim amacımız hem doğamızı korumak hem de yöredeki insanları üretime teşvik etmek. Bunu başarabilirsek çocuklarımız da arıcılık ve hayvancılık yapacak.”

    PİRHA/DERSİM

  • 20 yıldır arıcılık yapıyor: Arıcılık devletin desteklemesi gereken bir sektör-VİDEO

    20 yıldır arıcılık yapıyor: Arıcılık devletin desteklemesi gereken bir sektör-VİDEO

    PİRHA-Köyüne dönüş yaparak 20 yıldır arıcılık yapan Dersimli Haydar Gül, “Arıcılık devlet tarafından desteklenmesi gereken bir sektör. Köyler şehirleri besler, devletin köylere geri dönüş için insanları desteklemesi gerekiyor” dedi.  

    Dersim 90’lı yıllarda köy boşaltmaların çok yaşandığı kentlerin başında geliyor. OHAL Valiliği’nin Kasım 1997 tarihli raporuna göre, Dersim’de 1994’te 183 köy, 823 mezra 8 bin 439 hane boşaltıldı, 41 bin 939 kişi yerinden edildi. Şimdi ise az da olsa yıllar sonra köylerine dönüş yapanlar var.

    Bunlardan biri de Haydar Gül. Gül, Dersim merkeze bağlı Sin köyüne dönmüş, 20 yıldır arıcılık yapıyor.

    “DERSİM’DE ULUSLARARASI KALİTEDE BAL ÜRETİMİ VAR “

    Dersim’de yoğun bitki potansiyeli olduğunu söyleyen Haydar Gül, “Dersim’de uluslararası kalitede bal üretimi var ancak mevsim kurak geçtiği zaman bitki florası düşük olduğu için bal üretimi de verimsiz olur. Doğa verimli olursa emeğinizin karşılığını alabilirsiniz. Biz sabırlı bir şekilde sürdürmeye çalışıyoruz” dedi.

    “Arıcılık zevkli bir meslek. Doğayla iç içesiniz, o yüzden yıllardır arıcılığı sürdürmeye çalışıyoruz” diyen Gül, şunları kaydetti:

    “Arıcıların birçok sorunu var. Gittikleri yerde elektrik ve yol sıkıntısı var. Devlet tarafından desteklenmesi gereken bir sektör. Köylere geri dönüş için devletin destek vermesi gerekiyor. Eskiden ülkede üretim vardı ancak şimdi ise dışarıya bağımlı hale geldik. Köyler şehirleri besler, devletin köylere geri dönüş için insanları desteklemesi gerekiyor. Bunun için de istihdam ortamının sağlanması gerekiyor. Fidanı ekmekle olmuyor, o fidanı sulamak gerekiyor. O yüzden köyünüz serbest demekle olmuyor, aynı zamanda köylüyü de desteklemek gerekiyor” dedi.

    PİRHA/DERSİM

  • Dersimli yurttaş: Kentlerde stres var, köyde yaşamak cennette yaşamak gibi-VİDEO

    Dersimli yurttaş: Kentlerde stres var, köyde yaşamak cennette yaşamak gibi-VİDEO

    PİRHA-Zeki Şahin Narin, kışları İstanbul’da yazları ise Dersim’in Ovacık ilçesinin Mollaaliler köyünde yaşıyor. 2015 yılından beri arıcılık yaptığını söyleyen Narin, “Köyümüz hayvancılık ve arıcılık için elverişli ama 1994 yılında köylerin yakılıp boşaltılmasıyla beraber insanlar kentlere yerleşti. Artık köyde hayvancılık ve arıcılık yapacak nüfus yok” dedi.

    Dersim 90’lı yıllarda köy boşaltmaların çok yaşandığı kentlerin başında geliyor. OHAL Valiliğinin Kasım 1997 tarihli raporuna göre, Dersim’de 1994’te 183 köy, 823 mezra 8 bin 439 hane boşaltılmış, 41 bin 939 kişi yerinden edilmişti.

    Zeki Şahin Narin, kış mevsiminde İstanbul’da, yazları ise Dersim’de yaşıyor. 2015 yılından beri Dersim’in Ovacık ilçesinin Mollaaliler köyünde arıcılık yapan Narin, arıcılık ve köy hayatı ile şehir hayatı arasındaki farkı PİRHA’ya değerlendirdi.

    “KÖYÜME GERİ DÖNMEK İÇİN DÖRT GÖZLE YAZ AYINI BEKLİYORUM”

    2015 yılında beri arıcılık yaptığını söyleyen Zeki Şahin Narin, “Arıları krediyle aldım, yazın köydeyim kışın İstanbul’da oturuyorum. Arıcılık yaygınlaştı bu yüzden hastalıklar da çoğalmaya başladı ve üretim kaybı yaşanmaya başlandı. Bu bölgede profesyonel arıcılık yapan çok az insan var ama buranın balı oldukça kaliteli. Köyümüz hayvancılık ve arıcılık için elverişli ama 1994 yılında köylerin yakılıp boşaltılmasıyla beraber insanlar kentlere yerleşti. Artık köyde hayvancılık ve arıcılık yapacak nüfus yok” dedi.

    Narin, İstanbul ile Dersim’i karşılaştırarak, “Kentlerde stres var ama benim gibi emekli insanlar için Mercan Vadisi’nde yaşamak cennette yaşamak gibi. Kış ayını İstanbul’da geçiriyorum ama köyüme geri dönmek için dört gözle yaz ayını bekliyorum” diye belirtti.

    Cihan BERK/DERSİM

  • ‘Onlar gidecek biz kalacağız, Tarihe iz bırakanlar, geçmişi gelecekte yaşatanlar olacağız!’

    ‘Onlar gidecek biz kalacağız, Tarihe iz bırakanlar, geçmişi gelecekte yaşatanlar olacağız!’

    PİRHA – 675 No’lu Kanun Hükmünde Kararname ile 29 Ekim 2016’da mesleğinden ihraç edilen Öğretmen Zeynel Kete, KHK’leri “Soykırım” olarak yorumladı. Kete, “Yapılanları bir kültürel ve ekonomik katliam olarak düşünüyorum. Bireyin bir bütünen ruhsal, bedensel dengesinin bozdurulmasına yönelik hamledir bu” diyerek yaşadığı süreci anlattı.

    Olağanüstü Hal (OHAL) sürecinde çıkartılan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile açlığa mahkum edilenler, yaşadıkları sorunları anlatmaya devam ediyor. Türkiye, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL ve KHK’lerin sonuçlarını yaşıyor.

    2016’da yaşanan darbe girişimi sonrası birçok kamu kurum ve kuruluşunda yürütülen çalışmalar kapsamında 139 bin 356 kamu çalışanı hakkında idari işlem yapılarak 104 bin 771 kamu çalışanı kesin olarak ihraç edildi. Resmi Gazete’de yayımlanmayan veya kurum internet sayfalarında duyurulmayan ihraçlar da olduğundan, toplam ihraç sayısının belirtilen rakamdan daha fazla olduğu kaydediliyor. KHK’lilerin mağduriyet listesi bilinenden çok daha uzun.

    OHAL KHK’leriyle açlığa mahkum edilenler yaşadıkları sorunları anlatmaya devam ediyor. 50 yaşındaki Öğretmen Zeynel Kete de bir gece yarısı KHK ile ihraç edilenler arasında yer aldı.

    İhraç edilmeden önce Adana’da öğretmenlik yapan Pir Zeynel Kete, aynı zamanda Adana Eğitim Sen Şubesi’nde de şube sekreterliği görevi yürütüyordu. Yıllarca sendikal mücadele verdiğini belirten Kete, ihraç edildikten sonra sosyal ve ekonomik olarak haklarını alamadığının da altını çizdi.

    “KHK’LERİ SOYKIRIM OLARAK DÜŞÜNÜYORUM”

    “Bizi sivil ölüme mahkûm ettiler” diyen Kete, yaşadığı süreci şu sözlerle anlattı:

    “Zamanın siyasilerinden birisi ağaç kökü yesinler demişti. Amaçları buydu. Bütünen emek, barış, demokrasi mücadelesi veren bireyleri, kurumları etkisiz hale getirmek, toplumu ekonomik, kültürel ve fiziki olarak çarmıha germe anlayışı vardı. Ben bunu bir soykırım olarak düşünüyorum. Bir kültürel ve ekonomik katliam olarak düşünüyorum. Bir bireyin bir bütünen ruhsal, bedensel dengesinin bozdurulmasına yönelik hamledir bu. KHK’larla beraber binlerce arkadaşımız, bir yerden başka bir yere gitmek zorunda kaldı. KHK’nın olduğu bir ortamda, ihraç edilmeyen bireyler de zulüm ve psikolojik baskı altındadır. KHK’lara bu çerçevede de bakmak lazım. Yani olayı sadece ve sadece işinden el çektirme olarak düşünmemek lazım.

    Bu çerçevede ekonomik ve sosyal olarak haklarımız alınmadı çünkü hukuksuzluğun hukuku inşa halindeydi. Şu an herhangi bir özel ya da resmi kurumda çalışmıyorum. Eşim sağlık sektöründe çalışıyor. O da SES’e üye. Şu anda ben de arıcılık yapıyorum. Dersimliyim kendim. KHK’yla ihraç edildiğimde annemin bir kelamı, bir söylemi bana referans oldu. İhraç edildiğimde ilk annemle konuşmuştum. ‘Oğlum’ demişti ‘Biz çok zulüm gördük. Çok katliam gördük. Onlarla kıyasladığımızda sen yaşıyorsun, ayaktasın. Herde Derviş, bu kutsal toprak, kendisine ikrar veren her canı hem korur hem doyurur. Yeter ki bu toprağa yüzünü çevirme. Ailemizdeki ilk devlet memuru sensin. Olmasan da olur. Zaten devlet bugüne kadar bizden memur kabul etmemişti. Farz et ki sen de memnun değilsin’ gibi espriyle karışık tarihi bir hakikati dile getirmişti.

    “23 YILLIK ÖĞRETMEN, ‘TERÖRİST’ DENİLEREK İHRAÇ EDİLDİ!”

    Zeynel Kete, 675 No’lu KHK ile 29 Ekim 2016’da yani Cumhuriyet Bayramı’nda ihraç edildiğinin altını çizdi. “Öğrencilerimizle beraber etkinlik planladığımız bir günde ihraç edildik. Bu bir tesadüf değildir” diyen Kete, aktarımlarını şu cümlelerle sürdürdü:

    “Yani böyle milli ve dini bayramlarda topluma yönelik bu tip zulümlerin yapılması, emek mücadelesi verenlere yönelik böyle günlerde yönelmeleri bir aklın sonucudur. Bunu da belirtmekte fayda vardır. OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu’na itiraz ettiğimizde gelen karar yazısında ‘terör örgütüyle irtibatlı ve iltisaklı olduğu’ şeklinde bir gerekçeyle 23 yıllık bir öğretmen, ihraç edildi. Yüzlerce öğrenci yetiştirmiş, 23 yıl sonra bunun farkına varmışlar. Yani bir komedi. İhraç edildiğim günden bu yana maddi, manevi ve psikolojik olarak zorluklar elbette ki yaşadık. Dersimli bir kadın, katliam sonrası kendisiyle yapılan bir röportajda yaşadığını şöyle anlatmıştı: Taş olsaydım çatlardım. Toprak oldum, içime attım, demişti soykırım için. Dersim’de Alevi kültüründe ateş su ile söndürülmez. Suyun da bir canı olduğuna ve ateşe dökülünce canının yanacağına inanılır. İşte suyun bile canına hak, hatır gözeten böyle bir kültürel, inanç ve coğrafyanın rengine boyanmış birisi olarak bu beni biraz ayakta tuttu.

    İhraç edildiğimde oğlumuz 6 yaşındaydı. Bahçede 6-7 yaş grubundaki çocuklarla oyun oynarken biri kalkıp diyor ki ‘Senin baban teröristtir, gâvurdur’. Muhtemelen ‘komşu’ diyebileceğimiz birileri ya da işte tabii o siteden birileri benim ihraç edildiğimi evde konuşmuşlar. Pedagojik olarak düşünüldüğünde 6 yaşındaki bir çocuğun zihin dünyasında ‘terörist’ kavramı nedir? Hatta şunu da belirtelim; yani sadece dıştan değil sendikanın içerisinde de farklı oluşumların, unsurların, grupların da direk olmasa da ‘ya işte sizden dolayı bu hale geldik’ anlamına gelecek söylemler oldu. Hani Pir Sultan’ın dediği gibi ‘İlle dostun bir tek gülü yaralar beni’. O beni daha çok üzmüştür.”

    “TOPRAKLA BAĞINIZ GÜÇLÜYSE SORUNLARI ATLATABİLİYORSUNUZ”

    Zeynel Kete, ihracından sonra yaşadığı ekonomik darlık ve iş edinme konusundaki zorlukları da anlattı. Kete, çevresindeki birçok kesimden ciddi oranda destek gördüğünü belirterek şöyle devam etti:

    “Evet sendika sonuna kadar yanımızdaydı. Hala da yanımızda. Bu yönüyle de örgütlü olmanın, KESK’li olmanın gururunu yaşıyorum. Eksiklere gelince, sendikalı olarak böyle bir katliamla, böyle bir krizle, böyle bir kültürel soykırımla karşılaşabileceğimizin öngörüsü olmadı. Çünkü bu bir kültürel soykırımdır. Sendika bu derecede bir zulüm olacağını kestiremedi. Hukuki olarak ilk dönemlerde ‘acabalar’ çok oldu. Bir kaos süreci yaşanıldı. Hatta bazen işte KHK’yla uzaklaştırılan arkadaşlarımızın başka bir işte çalışmamalarını, başka bir yerde özel de olsa sigortalı biriyse girip sigorta primi yatırmamaları gerektiği söylenildi. Daha sonra bundan vazgeçildi. Yani bu sosyal sigortalarla, emekli haklarıyla, idari hukukla ilgili bir dönem ciddi boyutuyla boşluk oldu. Fakat daha sonra yerel ve merkezi hukuk komisyonları, uluslararası çalışmalar boyutunda bir kararlaşma sağlandı. Ve sendika hala maddi olarak da bu desteğini devam ettirmektedir.

    Ben ihraç olduktan sonra özelde, yani herhangi bir kuruma iş talebine başvurmadım. Kendi bildiğim işi de aynı zamanda öğretmenlikle beraber yıllardır da yaptığım arıcılık ve tarımla ilgilendim. Toprakla hiçbir şekilde bağımızı koparmamıştık. Bir de bu tip durumlarda gerçekten de geleneksel kültür ve toprakla bağınız güçlüyse rahat atlatabiliyorsunuz. Direnebiliyorsunuz. Tarım, aynı zamanda özü itibariyle de bir kültürdür. Herhangi bir kuruma başvurmadım. Hala daha arıcılığa devam ediyorum. Dolayısıyla hani bizde derler ‘Sıkışmayınca Hızır yetişmezmiş’ yaratım zor yaratımın anasıdır. Arı ürünlerinin üretimi çok profesyonelce olmasa da devam ediyorum. Bu bana da yetiyor. Pandemi sürecinde yaşanan ekonomik sıkıntı bizi ciddi boyutuyla etkiledi. Yaptığımız iş arıcılıktır ve hani olmazsa olmaz değildir. Arı ürünlerini insanlar yemeyebilirler. Ondan daha öncelikli karşılanması gereken ihtiyaçlar vardır. Pandemi sürecinde ciddi boyutuyla o sıkıntıyı hissettik. Hem hareket alanımız daraldı. Yerinde ve zamanında müdahale edemedik. Nihayetinde bu pandemi süreci genelini etkiledi. Özellikle bu süreçten fazlaca etkilenen, emekçi kesim, işçi kesim oldu. Çünkü bu kriz kendi zenginini yarattı. Ama bizler mağdur olduk.”

    “BİZLERİN İHRAÇ EDİLMESİ ASLINDA BİR SOYKIRIMDIR”

    İhraç edildikten sonra hukuki mücadele konusunda da bilgi veren Zeynel Kete, sendikanın merkezi hukuk komisyonları ile hareket ettiğini söyledi. Kete, ihracına ilişkin yakın zamanda idari mahkemeye başvurduğunu belirterek anlatımını şöyle sürdürdü:

    “KESK, DİSK, TMMOB ve diğer örgütler, hep beraber yoğun bir şekilde mevcut savaş ortamının son bulması, barışın tesis edilmesi, emekçilerin haklarının verilmesi, ülkenin demokratik tahammülleri esnek hale getirilmesi konusunda emek harcadık. Gayretimiz sadece iş kolumuzla sınırlı değildi. Bir bütünen veliyle de, çevreyle de demokratik kitle örgütleriyle de bir aradaydık. Özü itibariyle bu bir kültürel direnişti. Çünkü aynı zamanda öğretmenlik mesleğini de tanımlarken bir ‘sanat mesleğidir’ diyoruz. Kültürün de hem rafine alanı sanattır. Bu yönüyle de kanun hükmünde kararnamelerle bizlerin görevimizden ihraç edilmesi aslında kültürel direnişin ve kültürün, yeniden üretiminin engellenmesiydi. Bu yönüyle ben ‘soykırımdır’ diyorum. Çünkü bizim anlattıklarımız, inşa etmeye çalıştığımız, öğrencilerimiz üzerinde yeni yaşanabilir bir ülke, yaşanabilir bir dünyanın inşası; bu kabul görülmüyordu. Biz bir inşa durumuyduk. Yani Eğitim Sen ve bileşenleri, demokrasi güçleri, kurumlar, temel değerlerin nerede gizli olduğunu bilenlerdik. Özü itibariyle yaşamın kendisinden bahsediyorduk. Maddi manevi olarak yaratılan tüm değerlerin pazarlanmasına karşı duruyorduk.

    Yaşananlar konusunda sendikalar, toplum; özellikle sendika, daha önce bin dört yüz ikilik bir süreci görmüş olmasına rağmen hazırlıklı değildi. Yani iktidarın devlet yapılanmasının, emekçilere yönelik bunları yapabileceğini beklemiyordu. Halbuki kentler yerle bir edilmişti. Katliamlar yaşanmıştı. Hapishaneler ağzına kadar doluyken emek alanında bu kadar yönelineceği bilinmiyor. Sistem kendisi gibi düşünmeyen, hatta kendisi gibi içtihatı kendisinin beğendiği gibi olmayanları da ihraç etti. Yani inanç alanında farklı farklı sendikalar da olundu. Dönem dönem iktidarla yıllarca beraber yol yürüyen fakat daha sonra çeşitli çıkar ilişkilerinin pazar paylaşımında yaşanan sorundan kaynaklı olarak birbiriyle çelişen birçok cemaatle de bu sorun yaşandı. Sonuç itibariyle biat etmeyen, kendisi gibi düşünmeyenlere yönelik böyle bir süreç yaşandı.

    “HİÇ BİR ÖN SORUŞTURMA YOKTU”

    Çeşitli kurumlar, insan hakları dernekleri özellikle idari hukukta yetkin olan hukukçular, konuyla ilgili istişareler, toplantılar yaptılar. Daha önce yaşanmışlıklardan, hareketle ne yapabilinir konusunda Eğitim Sen üzerinden hukuki durumumuz devam ettiriliyordu. Eğitim Sen’in yereldeki hukuk komisyonu hemen toplantılar yaparak yine bu alanda yetkin olan barolar çeşitli kurumlarla bir araya gelerek zamanında müdahale edip çözüm alıcı bir hukuki savunmanın nasıl yapılması gerektiğiyle ilgili yoğun bir tartışma süreci yaşandı. Bu KHK’lara itiraz ettik ve bunun yasal bir süreç olmadığını, zaten ismi üzerine ‘kanun hükmünde kararname’… Ama devletin yasama yürütme ve yargı erki, KHK’larla ve olağanüstü hal rejimiyle yıllarca bu ülke yönetti. Onların da bu konuyla ilgili bir hafızası vardır. Ülke OHAL rejimiyle yönetildi. Daha önce 80’li dönem sürecinde, sonrasında hemen 1400 kritik yasayla beraber görevinden uzaklaştırılan binlerce öğretmen vardı ama şöyle bir fark vardı; en azından o süreçte şimdiki gibi değildi. Kısmen öğretmenlerin bazı hakları hala saklıydı. Mahkeme süreçleri oldu. Mahkemelere çıkıldı. Hakim yüzü görüldü. Duruşmalar, savunmalar yapıldı. Biz KHK’yla uzaklaştırılanlar en nihayetinde devlet yasasına göre hangi maddenin, hangi bendini, hangi fiil gerçekleşirse bir devlet memuru görevinden uzaklaştırılır… Bütün eleştirilerimize rağmen 657 devlet memurları yasası da uygulanmadı. Çünkü bir devlet memurunun görevinden ihraç edilecek maddeler belli. Bunların hiçbirisinden dolayı ihraç edilmedik. Ne bir ön soruşturma, ne yüksek disiplin kurulu, müfettiş, ne de hakim kararı vardır konuyla ilgili. Ama şunu biliyoruz; Bütün Olağanüstü Hal İnceleme Komisyonu kararına itiraz ettiğimizde elimize ulaşan kararların hepsinde çok esnek bir hüküm hazırlanmış. Hemen hemen bütün eylemler, etkinlikler en demokratik hak arama mücadeleleri bile ilgili bir maddeyle ilişkilendirilmiştir.

    “İDARE MAHKEMESİNE BAŞVURDUK, SONUCU BEKLİYORUZ”

    Sendika üzerinden bana tebliğ edilen karar 17 Mart 2022’de elime ulaşmıştı. Sendikanın avukatları üzerinden itirazda bulunmuştum. İtirazda ise daha sonra bu ‘valiliğin lüzumu, valilik ihraç kanaati’ ile ilgili bir bilgi edindirme yasasından hareketle ilgili bilginin, dosyanın tarafıma verilmesini istemiştim. ‘Konuyla ilgili tarafınıza bir bilgi verilmeyeceği ancak idari yargıda açılan davalar nedeniyle yargı organlarınca talep edilmesi halinde kamu görevinden çıkarılanlar hakkında bakanlığımızın kayıtlarındaki tüm bilgi ve belgeler yargılamanın yapıldığı mahkemelere gönderilecektir’ denildi. Ve bu kararla da benim bilgi edinme, ilgili yasaya ulaşmam reddedildi. Bilgi edinme hakkım ihlal edildi. Biz de idari mahkemeye başvurduk. Sonucu bekliyoruz.

    Kısacası şunu söyleyeyim; emek alanında, hakikat ve özgürlük alanında, sendikaların Türkiye’deki mevcut sorunlara müdahil olma, demokrasi bilimsel, laik, ana dilinde eğitimi dile getirme, Türkiye’de kronikleşen başta Kürt sorunu ve diğer emekçilerin ve Alevilerin sorununu bu makbul vatandaş tanımlaması yapılarak bütün müfredat programının tekçi zihniyete göre dizayn edilmesine karşı geldik. Bizler muteber vatandaş değildik.”

    “TARİHE İZ BIRAKANLAR, GEÇMİŞİ GELECEKTE YAŞATANLAR OLACAĞIZ”

    Zeynel Kete, KHK’ler ile ihraç edilenlerin büyük bir kesiminin Kürt etnik yapısına ait olduğuna işaret ederek, inanç olarak da çoğunluğunun Alevi olduğunu söyledi. Kete, söz konusu ihraçla ilgili iktidarın neyi amaçladığını ise şu sözlerle anlattı:

    “İktidar en açık şekilde hissettirildi. Egemen ulusun kültürü, yaşam tarzı, muteber vatandaşın kültür kodlarına göre yaşamadığınızda başınıza neler gelebileceği anlatıldı. Bundan sonra emek, sendikal alanda mücadele edileceklere yönelik ‘Bakın, bir model var. Bunlar gibi olursunuz’ denildi. Teslimiyet dayatıldı. İnsanlar açlığa mahkum edilerek ekonomik olarak çökertilerek direniş kültürleri ele geçirilmeye çalışıldı. Bu yönüyle düşünüldüğünde yaşananın ciddi boyutuyla bir asimilasyon, bir kültür kırımı olduğunu belirtmekte fayda vardır. Toplumun, emekçilerin, sendikalı mücadele verenlerin bu tip daha derinlikli kaoslara karşı hazırlıklı olmaları için ciddi bir örgütlenme, iyi bir mali disiplin, organizasyon içerisine girmeleri de çok önemlidir.

    “YÜZLERCE ÖĞRETMEN, AKADEMİSYEN ÜLKEYİ TERKTTİ”

    Ayrıca KHK’larla beraber yüzlerce öğretmen, akademisyen, değişik iş kollarında çalışanlar, ülkeyi terk etti. Yani bu ülkede düşünen, yaşamın öznesi olanlar, ya ihraç edilir ya kontrol denetim altına alınır. Bir şekilde bir kısmı da yurt dışına gitmek zorunda bırakılır. Alanda bir boşalma meydana geldi. Bu alanları kim dolduracak? Aslında istenen biraz da buydu. Düşünen, araştıran, inceleyen, ‘farklı bir yaşam mevcuttur’ diyen zihinlerin olmaması kendilerinin işine gelmiştir.

    Yine özellikle de bu alanda etkin kadın canlarımıza yönelik yaptırımların, ihraçların olması ise ayrıca üzerinde durulması gereken bir konudur. Kadın özgürlük hareketine de bu yönüyle de ciddi boyutuyla bir yönelme oldu. Çünkü ilk öğretmen, ana kadındır. Bu öğretici, ana doğadan öğrendiklerini ilk elden çocuklara aktarır. Böylece de toplumdaki pedagojik evrelerde başlayıp yaşam sürdüğü sürece devam eden bir kutsal faaliyeti vardır. Eğitim öğretimin bir bütünen akademi ve diğer alanlarda olmak üzere aktif olan kadınların ihraç edilmesi biraz da buna yönelik oldu.

    “HAKLARIMIZ ELLERİMİZDEN ALINDI; BU SİSTEMİ LANETLE KINIYORUM”

    Ama asla ve asla umutsuzluğa kapılmadım. Dönem dönem hani yurt dışına gitme konusu tartışıldı konuşuldu ama ben artık belli bir yaşa gelmişim, demokratik, yasal çerçevedeki mücadelemin çoğunu buralarda vermişim. Ayak izlerim var. Bunu düşünmedim. Şu anda da ciddi boyutuyla bir üretim içerisine girdim. Emek alanında, inanç alanında kültür uygarlık alanında yazıyorum. Bu yasal haklarımla ilgili sadece ihraç edilmekle kalınmadı. Aynı zamanda vatandaş olarak haklarımız; pasaportlarımız da elimizden alındı. Yurt dışı yasağı getirildi. Seçme seçilme hakkımız elimizden alındı. Ben 2019 yılında Halkların Demokratik Partisi Adana Milletvekili adayıydım. Yüksek Seçim Kurulu, benim haklarımı iptal etti. Seçim başvurumu kabul etmedi. Yani sadece iş koluyla ilgili değil. Kendimize ait bir iş yeri açamıyoruz. Diplomamızla ilgili bir iş yapamıyoruz. Bir bütünen hani ‘ağaç kökü yesinler’ demişti zamanın bakanlarından biri. Böyle bir süreçle de karşı karşıya kalındı. Sendikal yasal mücadelemize devam ediyoruz. Biz biliyoruz ki haklıyız. Velilerimiz, öğrencilerimiz yanımızda oldular. Ben onu çok iyi hissettim. Beni öğrencilerimden, velilerimden ayrı bırakan bu yasa, bu zihniyeti lanetle kınıyorum. Onlar gidecek biz kalacağız. Tarihe iz bırakanlar, geçmişi gelecekte yaşatanlar olacağız. Bu yönüyle de bundan sonra da bu alanda emek üreten, özellikle sendikalı alanda mücadele edecek arkadaşlara, canlara da burada başarılar dileriz, yanlarındayız. Aşk ile selamlıyorum.”

    Eren GÜVEN-Melis CİDDİOĞLU/PİRHA 

    İLGİLİ HABERLER

    1-‘Çok acı çektim, olmayan suçun suçluluğunu hissettim’
    2-‘Suçluysak neden yargılanmadık, suçsuzsak neden ihraç edildik?
    3-‘Bir gün sabaha karşı evimizi bastılar, o zamana kadar geceleri uyuyamıyordum’
    4-‘KHK’ler hayatımı alt üst etti ama hayatın altını da üstünü de görmek gerekiyormuş’
    5-‘Sivil ölüme terk edildik; listeleri hazırlayan müdürlerin yargılanmasını istiyorum’ 
    6-‘İhraç edileli 5 yılı geçti hala komisyondan cevap bekliyorum’
    7-‘OHAL Komisyonu adlı uydurma bir kurum aracılığıyla bizi yıllarca oyaladılar’

  • Arıcılık da risk altına girdi! 

    Arıcılık da risk altına girdi! 

    PİRHA-Kuraklık sebebiyle tarım ve hayvancılık gün geçtikçe darbe alıyor. Arıcılar da yaşadıkları olumsuzlukları dile getirerek bu yıl bal üretimindeki verim kaybının yüzde 70’lere ulaşabileceğini belirtti.

    Köylerde önemli bir gelir kaynağı olan arıcılık, bu yılki kuraklık nedeniyle olumsuz etkilendi.

    Toros Dağlarının Ulukışla ilçesi sınırlarında 1600 rakımlı yükseklikte bal üretimi yapan köylüler, “Bu yıl kuraklık nedeniyle hem verim hem de kalite düşük olacak. Bal üretiminde en az yüzde 70 verim kaybı olmasını bekliyoruz” dedi.

    ARICILIK RİSK ALTINDA!

    Bal üreticileri, her yıl Mart ayında arıların gelişmeye başladığını ancak bu yıl kuraklık nedeniyle gelişim sürecinin 2 ay gecikerek Mayıs ayına kadar sarktığını ifade etti.

    Üreticilerden Mustafa Köker ve Bilal Şen, “Bu yıl tam kış olmadı, bahar yağmurları da yağmayınca gecikme oldu. Polen miktarındaki düşüklük ise arının gelişmesini de engelledi. Kolonilerde asker diye tabir edilen ve bal çeken arıların sayısının 15 bin civarında olması gerekirken bu yıl ne yazık ki bu rakam 5 bine kadar düştü. Bu nedenle arıcılık risk altına girdi. Böyle giderse arıcılık bu bölgede bitebilir. Bu arılar yeterince gelişmediği için de gelecek bahara kalmaz, çünkü kolonideki asker arı sayısı çok az. Bugünden önlem almak gerekir” dediler.

    KiRAZ VERİMİNDE ARININ ETKİSİ BÜYÜK!

    Bölgedeki kiraz veriminin düşük olmasının da arıcılıkta yaşanan sorunlarla bağlantılı olduğuna işaret eden Mustafa Köker ve Bilal Şen, “Mevsimsel değişiklikler nedeni ile arılar gelişemedi. Arı olmadığı için çiçek zamanında tozlaşma da yeterinde olmadı. Arı olmazsa tarım da zora girer. Arı olan yerlerde kiraz var, arıların az olduğu bölgelerde ise kiraz verimi düşük” ifadesini kullandılar.

    CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer ise bölgede arıcılığın son yıllarda ciddi bir ivme kazandığını ancak kuraklığın etkisiyle arıcıların büyük mağduriyet yaşadığını belirtti.

    Gürer, mevcut arı kovanlarının, önümüzdeki bahar döneminde işlevselliğini yitirebileceğine işaret ederek “Bu durumda arıcılara bir tarım yardımı yapılması gerekiyor. Bölgede arıcılık yapanların zayiatlarının karşılanıp destek sağlanmalı” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • KHK ile görevinden ihraç edilen Feti Katurman, köyünde arıcılık yapıyor-VİDEO

    KHK ile görevinden ihraç edilen Feti Katurman, köyünde arıcılık yapıyor-VİDEO

    PİRHA-Dersim’de OHAL döneminde çıkarılan KHK’lar ile ihraç edilen Feti Katurman, Dersim’in Merkez ilçesine bağlı Pilvank (Dedeağaç) köyünde arıcılık yapıyor. 25 yıldır arıcılıkla uğraştığını söyleyen Katurman, “İlk defa bu kadar kurak bir seneyle karşılaştık, bu sene çerçeveler bomboş. Arılar yavru bile yapmıyorlar bu yıl hiç iyi gitmiyor” dedi.

    15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında, 36 kanun hükmünde kararname (KHK) yayımlandı.

    KHK’lerle 130 binden fazla kişi işinden ihraç edilirken; bin 767 dernek, vakıf, sendika ve federasyon kapatıldı. Görevlerine dönebilmek için OHAL Komisyonu’na başvuran KHK’lıların sayısı 126 bin.

    Dersim’de OHAL döneminde çıkarılan KHK’lar ile kamudaki görevinden ihraç edilen Feti Katurman, Dersim’in Merkez ilçesine bağlı Pilvank (Dedeağaç) köyünde arıcılık yapıyor. 25 yıldır arıcılıkla uğraştığını söyleyen Katurman, “İlk defa bu kadar kurak bir seneyle karşılaştık, bu sene çerçeveler bomboş. Arılar yavru bile yapmıyorlar bu yıl hiç iyi gitmiyor” dedi.

    “BU SENE İKLİM KURAK OLDUĞU İÇİN ARILAR EK GIDA İSTİYOR”

    İhraç edildikten sonra 3-4 yıldır köyde hem hayvancılık hem de arıcılık yaptığını söyleyen Katurman, “Arı ilkbahardan itibaren bakım istiyor biz de çerçevesini temizliyoruz. Kek dediğimiz bir katkı var onu veriyoruz ilkbaharda ek bir şeyler vermeye çalışıyoruz. Normalde mayıs ayına kadar veriyorduk ama bu sene iklim iyi değil, arı halen bu dönemde şurup istiyor. Arı aç o yüzden ek gıda istiyor çünkü doğada bir şey bulamıyor. Normalde biz bu zamandan sonra bir şey vermemiz gerekiyordu ki arı bir şeyler üretsin ama arı kendisini doyuramıyor aç kalıyor o yüzden bizde ek gıda vermek zorundayız” dedi.

    “HERKESİN KÖYÜNE GERİ DÖNÜP ÜRETİM YAPMASINI İSTİYORUM”

    Dersim’de konuşurken herkesin üretici olduğunu ancak uygulamada olmadığını dile getiren Katurman şunları söyledi:

    “Ama iş uygulamaya geldiği zaman kimse yok. Eskiden köyde kalan insanlarımız bedenen çalıştıkları için çok yorulmuşlar. Şimdi köylerde üretim yapmak eskisi gibi zor değil artık bedenen çalışmıyorsun her şey makine ile yapılıyor. Ben 32 yıl devlet memurluğu yaptım ay ortası geldiği zaman cebimizde paramız olmuyordu ama şu anda ekonomik durumumuz eskiye göre daha iyi. Ben herkesin köyüne geri dönüp hayvancılık, arıcılık yapmasını veya tarlasını ekip üretim yapmasını istiyorum” diye konuştu.

    Cihan BERK/DERSİM

  • Mazgirtli Hüseyin Satı 10 yıldır arıcılık yapıyor-VİDEO

    Mazgirtli Hüseyin Satı 10 yıldır arıcılık yapıyor-VİDEO

    PİRHA-Dersim’in Mazgirt ilçesine bağlı Güneşdere (Basu) Köyü’nde yaşayan Hüseyin Satı, hayvancılık ve çiftçilik gibi mesleklerin yanında arıcılık da yapıyor. Satı, organik tüketimin azaldığına işaret ederek kendisinin ve ailesinin tüketimi için böyle bir girişimde bulunduğunu söyledi.

    Dersim Mazgirt’te bağlı Güneşdere (Basu) Köyü’nde hayvancılık ve çiftçilikle ilgilenen Hüseyin Satı, on yılı aşkın süredir arıcılık da yapıyor. Satı, iklim krizi nedeniyle Türkiye’de arıcılık faaliyeti oranı azalmışken kendi imkanlarıyla bal üretiyor.

    Organik tüketimin azaldığına işaret ederek kendi ve ailesinin tüketimi için böyle bir girişimde bulunduğunu ifade eden Satı, profesyonel boyutta bir arıcılık faaliyeti yürütmediğine değinerek, yalnızca kendi tüketimleri için amatör arıcılık yaptığını belirtti.

    Diren SATI/DERSİM

  • Sultan Baba Dağı eteklerinde arıcılık-VİDEO

    Sultan Baba Dağı eteklerinde arıcılık-VİDEO

    PİRHA – Dersim’in Ovacık ilçesine bağlı Balveren Köyü’nde arıcılar, Sultan Baba Dağı eteklerinde her yıl bahar ayıyla başlayan göçlerine sonbaharın son aylarına kadar devam ediyor. 

    Haberin Videosu

    Baharın gelmesi, doğanın canlanışıyla yaylacılar ve arıcılar Sultan Dağı eteklerini mesken tutuyor.

    Her yıl bahar ayıyla başlayan bu göç sonbaharın son aylarında bitiyor. Meyman olduğumuz arıcılar hayvancılık yapanlara karşı sitem ederken, hayvancılık yapanlar da hayvanlarını otarmak için çıktıkları bu dağlarda büyük zorluklar yaşıyor . Arıcılar, meranın aşırı otlatılmasının arıcılığa zarar verdiğini ve bu yüzden mağdur olduklarını dile getiriyor.

    Aynı zamanda arıcılığın doğayı koruduğunu belirten arıcılar “Bu köyden ötesi Pülümür. Pülümürden insanlar geliyor buraya hayvancılık için. İnekleri var. Buraya gelenler sütünü alıyor, yoğurt, peynir yapıyorlar. Ama bu da kötü oluyor arılar için. İnsanlara çağrı yapıyorum arıcılara sahip çıkın. Doğa güzelleşsin. Doğa güzelleşirse insanlık da güzelleşir” diye konuştular.

    PİRHA/DERSİM

  • Dersim’in kültürünü, inancını ve belleğini sanatı ile işleyen bir yönetmen: Caner Canerik-VİDEO

    Dersim’in kültürünü, inancını ve belleğini sanatı ile işleyen bir yönetmen: Caner Canerik-VİDEO

    PİRHA- Dersim’in inanç ve kültürüne ilişkin yaptığı belgesellerle tanınan Yönetmen Caner Canerik, yeni projesi olan ‘Kâmîlê Dersim’ için finans yaratmak amacıyla arıcılık yapıyor. Canerik, hem projeyle ilgili hem de yaptığı arıcılık faaliyeti ile ilgili PİRHA’ya konuştu.

    Uzun yıllardır Dersim’de inanç, kültür, tarih ve mitolojiler üzerine çalışmalar yürüten Caner Canerik, finansman sıkıntısı içinde yeni projelerini tamamlamaya çalışıyor. Kendi çabası ile bu sıkıntıları aşmaya çalışan Canerik, Pîrdesûr (Kırmızıköprü) köyünde arıcılık yapmaya yöneliyor.

    Sırtını sisteme dayayıp onun kurumlarından beslenerek, egemenlerin icazeti ile topluma hizmet ettiğini iddia edenlerin aksine; ne kadar zorlansa da bu yöntemi kabul etmeyip kendi emeği ile bir yol açan ve kültür-sanat alanında toplumuna hizmet eden Canerik, kendi köyünde, kendi emeği ile arıcılık yaparak yeni projelerini tamamlamaya çalışıyor.

    Köyü Pîrdesûr’da misafir olduğumuz Canerik ile Dersim doğasının insanı mest eden güzelliği içerisinde sohbete koyuluyoruz. Odun ateşinde pişen çay eşliğinde Canerik çalışmalarını anlatmaya başlıyor.

    Caner Canerik kimdir? Bize kendinizi tanıtabilir misiniz?

    Yaklaşık 22 yaşına kadar burada yaşadım. Sonra üniversiteye gittim. Üniversiteye gidişimle zaten köyler de boşaldı. 15 sene İstanbul’da yaşadım. Gazetelerde, TV’lerde kameraman olarak başladım. Sonra muhabirlik yaptım. 2004 yılında ilk kez Dersim’e ilişkin kayıt yaptım. Kayıtta ilk amacım belgesel yapmaktı ama ekonomik sıkıntı yaşayınca kitap haline getirmeye karar verdim ve öyle yaptım. İstanbul’da yazım konusunda sorun yaşadım. Hikayeleştirmeyi istiyordum ama bir türlü yazamamıştım. 2006 yılında eski dev monitörlerden sırtlayıp geldim. Orada 4-5 ayda yazamamıştım ama burada 1 ayda 300 sayfa yazdım. Dersim’de mekanla bütünleşiyorsun. Kendine ait hissettiğin, azınlık hissetmediğin, dışlanmadığın mekan. Üretmek için ideal bir yer. Burada bir şeylerle uğraşıyorsun ama fiziksel yorgunluk yok. İstanbul’da öyle değildi.

    Uzun yıllar çatışmalı bir süreç vardı. Burada çok şeyi hissediyorsun. Sürekli silah sesleri gece başlardı, tüfeklerle başlar bombalarla devam ederdi sesler. İnsanın kendi memleketinde olması güzel bir duyguydu yine.

    Kitabı yazdıktan sonra bir taraftan burada yaşarken işimin karşılığı olarak yaşlılarla 38 sohbetleri, masallar toplamak, hikayeler bulmak. Sadece belgesel değil, belgesel sinema yapmak istiyorum. Bunun inandırıcılığı daha fazla. Belgesel sinemada insanların yaşantısının içerisine giriyorsun sadece izleyicisin. O yaşamı gözlemleyip bir hikaye çıkartıyorsun, yapabildiğin kadar sinema. Görsel bir estetik anlayışla tabi. Bunu film haline getirmeye çalışıyorsunuz. 2008’de ilk belgeselimi çektim Pırdesur adında. Sonra devamı geldi. Dersim’deki inanç, toplum, bellek.

    Son iki senedir büyük oranda yaşlılarla çekimler yapıp kaydediyorum. Kendi gerçekliğimizin ne olduğunu gösterebilmek adına. Yaklaşık 150 kişiyle görüşme yaptım. Bunlardan 5 dakika sürenler de oldu. 11-12 kere ziyaret ettiğim insanlar da oldu. 4-5 saatlik sohbetler oldu. Dersim, kültürel olarak çok zengin bir yer. Yalnız biz buna sahip çıkamıyoruz. Bir dönem devrimcilik adına sahip çıkmadık şimdi ise modernite adına sahip çıkmıyoruz. Sadece dağ, taş, manzara olarak görüyoruz. Yukarı köyde bir köylünün ziyarete gittiği zaman zihninde canlandırma çekmek istiyordum. Dönüşte amca bir taşın öyküsünü anlattı. Yaklaşık yarım saat sürdü bu hikaye. Edebi olarak baktığın zaman gerçekten çok güçlü bir hikaye. Ama biz bunlara sahip çıkmıyoruz. Keza inanç; Dersim bana sorarsanız Türkiye Kızılbaşlarının büyük oranda merkez noktalarından bir tanesi. Burası çöktüğü zaman Türkiye’de Alevilik, Kızılbaşlık büyük oranda çökecek. Yerel inanç yok edilmeye başlandı. Dersim madem Aleviydi. Yani cemevinden insanlar sabah çıkıp neden dua etmez ki ya da hangisinin yapısı güneşe endeksli, yok böyle bir şey. Bir değişim yaşatılıyor bize. Biz kendi geçmişimizin farkında olmadığımız için kabul ediyoruz bunları. Başka engeller olmadığında da ekonomik engeller çıkıyor karşına, onları aşamıyorsun. Kültür Bakanlığı’ndan destek alsan Dersim’de farklı algılanacak, devletten destek alıyorsun diye. Bağımsız kalmayı önemsiyorum. Herkesin politik görüşü vardır. Benimki de bu, yaşam tarzıdır aynı zamanda. Tarafsız kaldığın zaman seni karşı görenler, kişisel bir çatışmaya girdiği zaman parası pulu yok bu insan bunu yapıyor ben yapamıyorum diyerek karalamalar oluyor. Güç dengesidir bu. İnsanlar maalesef özellikle metropollerde yaşayıp geri dönen, ekonomik birikimle dönenler burada kendi şeylerini söylemek istiyorlar.

    Burada yaşamanın güzelli şu: Doğayla iç içe yaşıyoruz. Doğadan kopuk değiliz. Burada ayıları izlerdim. Hayvanların verdiği bir zarar yoktu. Köpekle dalaşmaktan yoruluyorlardı. Ayı bir tarafta, köpek bir tarafta yatıyordu. Yerler elma dolu, gelsin yesin. Gelmezse toplayıp doğaya bırakırız. Ayının gelip elmayı yemesi mutluluk veriyor insana. Pozitif enerjiyi böyle şeylerden alıyorsunuz. Burayı bütünüyle kabul etmek önemli. Böyle yaptığımız zaman alabileceğimiz çok şey var aslında. Doğası, inancı, kültürüdür.

    Şu an üzerinde çalıştığınız ‘Kamile Dersim’ projesi nedir? Nasıl bir çalışma yürütüyorsunuz?

    Son iki yıldır özellikle Dersim kültürüne ilişkin Kamile Dersim diye isim verdiğim projeyi yürütüyorum. Amacım 80 yaş üzeri, özellikle Dersim kültürünü kaybetmemiş insanlarla yaşamın her alanına dair söyleşiler yapmak. Konu başlıkları var, bunun içerisinde en son somutlaşan masallar var. Şimdiye kadar 75 tane masal topladım. İlk kayıt yapmaya başladığımdan beri böyle söyleşiler yapıyordum. İlk 2007 yılında masalları kaydettim. Bu masalların 50 tanesini düzenledim. Türkçe’ye çevirdim. Yayınlamak istedik, yayınevine gönderdik bekledik. Ama telif çok vasat durumda. Kendim basmaya karar verdim. Bunda da karşına tabi ki ekonomik sıkıntı çıkıyor. En pratik çözüm olarak arıcılık aklıma geldi. Kısa dürede dönüş sağlayacağı için. Yarısı veresiye yarısı mesleğim dışı işler yaparak kazandığım paralarla 10 tane arı alabildim, bir 10 tane de veresiye alabildim. Bal çıkartıp satacağız ve sonrasında kitabı bastıracağız. Böyle bir hayaldi. Ama şansımıza arı sezonu çok iyi gitmedi. Çıkan bal ile büyük oranda yaptığımız masrafları karşılayacağız. İnsanın herhangi bir çalışma için ekstra farklı bir alanda iş yapması bizim toplumun da kendisini sorgulatması gereken bir şey. Birisine eğlenmeye gidelim desen acımazlar paraya, ama kitabımı finanse et dediğin zaman destek bulamıyorsun.

    İnanca ilişkin söyleşiler yaptım. Çok ayrıntıya girmek istemiyorum, çok işlenmiş konular değil bunlar ama eski Dersim’e ilişkin mistik bir dünyaya ilişkin söyleşiler var. Materyaller topladım insanlardan. Bunları işlerken sponsorluk anlamında üç bin kadar para buldum. Bu parayla 50-60 bin km yol yaptım. Kayıt alamadığımız, boş döndüğümüz çok oldu. Erzincan’da 500 km yol yaptık, bir söyleşi yapamadık, bu tür engellerle de karşılaşıyorsun. Onun için yaşamından fedakarlık yapıyorsun. Daha yakın bir çevreye gidebiliyorsun. Elazığ’da yaşayan bir teyze var. Çok iyi bir tarih tamamen ama yaklaşık gidiş geliş maliyetleri yüksek bir rakama patlıyor. Sürekli yapamıyorsun, ayda bir anca gidebiliyorsun. Dersim tarihine ilişkin; aşktan, sevgiden, savaştan, kavgadan, dramdan, fantazilerden her şeye kapsayan bir proje. Yaklaşık 100 masalı bulur tahminimce. İki tane çok kaba haliyle yazdığım senaryosu var. Kurmaca film çıktı. Bunun içerisinden kısa kısa hikayeler çıkıyor. Bunlar toplumun hafızasının anlaşılması bağlamında çok önemli olan şeyler. Dersim müzikal anlamda da çok güçlü bir yerdir. Çok şarkılarımız var, klasikleşmiş şarkılar var. Bunların hikayesini bilmiyoruz.

    Geldiğimiz noktada bir kopuş yaşanıyor. Bizim büyüklerimizden alabildiğimizi biz çocuklarımıza aktarmıyoruz. 50-60 yaşındaki insanlarla konuşuyoruz, babam masal anlatırdı ama hatırlamıyorum diyor. Aktarmakta zorlanıyoruz. Yaşam tarzları değişti tabi. En azından yazılı olarak bunu yapabiliriz. Aile içerisinden olmak gerekmiyor. Konu komşu akraba olarak bir aileye, bir yaşlıya gidip onun hayat tecrübesini sonraki nesile aktarabilirim. Yapmak istediğim budur.

    -Pülümür Pırdesur’da arıcılık yapıyorsunuz, burada doğayla iç içesiniz. Bu konuda neler aktarmak istersiniz?

    Arıcılık benim için finans yaratmak için, özellikle kitap baskısı için finans gerekiyor. Öyle bulduğum bir yöntemdi. Aynı zamanda avantajı şu: Sizin yüzde yüz başında bulunmanız gerekmiyor. Siz kendi işinizi yaparken arı çalışıyor. Bölgenin florası uygun, çok zengin bitki çeşitliliği var. Bu sene yağışlardan dolayı her ne kadar verim düşük olsa da kendini kurtaracak kadar getirisi oluyor. İlkbaharda ön hazırlıklarını yapmak gerekiyor. Arkadaşlardan destek aldım. Yol yöntem gösterdiler. Hayvanın beslenmesi, bakımı, peteklerin eklenmesi gibi şeyler, aslında çok zorlayıcı bir şeyi yok. İçinde olmak ve takip etmek gerekiyor. Genelde öğleden sonra serinlediği zaman bakılıyor. Çok geniş ve fazla çerçeve atarak alanı geniş bıraktım. Büyük anlamda imaj sorunu oluşmuş. İnsanlar şekerli bal satmışlar, glikoz kullanan insanlar da varmış. Şimdi bir imaj sorunu yaşanıyor. Bunu kırmak gerçekten çok zor. Arıcılık da aslında uzun yıllardır burada yapılan bir uğraş. Hala lezzetinden bahsedilen ballar üretilmiş burada. Neden tekrar eskisi kadar güzel bal üretmeyelim. Floranın çok daha zayıf olduğu yerlerde çok güzel ballar üretilirken Dersim’de bu niçin olmasın? Özellikle Pülümür’ün balı meşhurdu ama şimdilerde imaj sorunu yaşıyor. Başka insanlar başka isimler altında pazarlayabiliyorlar bir şeyleri. Ama şunu söyleyebilirim; ben gerçekten şeker koymadım. Üstten sıyırırsak tamamen organik diyebileceğimiz bir bal. İçinde petek var onu satın almak zorunda kalıyorsun. Ben burada satılan balın iki katı fiyata satıyorum. İnsanlar çok pahalı buluyorlar. Şekerli balı tercih ediyorlar. İnsanlar alışmışlar ucuza. Bu işin ticaretini düşünmüyorum zaten, her şeyi bırakayım arıcılık yapıp para kazanayım düşüncem yok. Öldükten sonra geride sağlam bir kitap ve bir film bıraksam yetecek benim için. Tek amacım bu açıkçası. Malım olsun mülküm olsun gibi başka bir derdim yok. Bir kerede oturup çok iyi bir kitap ya da çok iyi bir film senaryosu yazıp çekemiyorsunuz. Tecrübeyle ilerleyebiliyorsunuz. Bu da ekonomi gerektiriyor. Arıcılığın bu yanı vardır. Kişileri bağımlı kılmaması, özgürce hareket edebilmen arıcılığın iyi yanı. Ayrıntıları kaçırmamak gerekiyor tabi. Bakımına vs alışıyorsun. İlk zamanlar gergin oluyorsun. İlk girdiğimde 15 arı sokardı. Şimdi tek tük. Arı da alışıyor zamanla. Seneye ayarlayabilirsem doğaya gitmek istiyorum. Kendini yaşayabileceğin, doğayla tamamıyla bütünleşebileceğin bir yaşam istiyorum.

    Benim mekanla bütünleştiğim tek yer Dersim’dir, Dersim’de taş sadece taş değildir. Taş, su, kurt, kuş, ayı kutsaldır. Karadenizle karşılaştırırsak belki görsel olarak çok şey barındırır ama bizim doğamız taşımız kutsaldır, Dersim özel bir yerdir bizim için.

    Ersin ÖZGÜL-H. Yaşar SEZGİN
    DERSİM

  • KHK ile ihraç edilen öğretmen Demir, iki yıldır arıcılık yapıyor-VİDEO

    KHK ile ihraç edilen öğretmen Demir, iki yıldır arıcılık yapıyor-VİDEO

    PİRHA – 18 yıllık bir öğretmen Hatayı Demir…OHAL döneminde çıkarılan KHK’lar ile ihraç edilen öğretmenlerden biri de Demir. Diyarbakır’dan Dersim Ovacık’a tayini çıktığı sırada açığa alınan ve 675 sayılı KHK ile ihraç edilen Demir, memleketine dönerek arıcılık yapmaya başladı.

    Dersim Pülümür Zimag (Boğalı) Köyü’nde yaşıyor Hatayı Demir. 18 yıllık öğretmenlikten sonra OHAL döneminde çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname ile ihraç edilen Demir, iki yıldır köyle arıcılık yapıyor.

    Köylerinde iki yıl önce kimsenin yaşamadığını belirten Demir, iki yıldır köye yerleştiğini ve arıcılık yaptığını söyledi.

    Demir, “Köyde arılarım var onlara bakıyorum. Önceden köyümüz boştu, iki yıldır biz geliyoruz” dedi.

    Arıcılık işinin doğaya bağlı olduğunu söyleyen Demir, “Bizim işimiz biraz doğaya bağlı. Doğa iyi olursa bal da güzel oluyor ama kurak bir yıl olursa bal da az oluyor” diyor.

    Balı perakende sattığını söyleyen Demir, balın çok olmadığını, öğretmen arkadaşlarına ve komşularına da verdiğini söyledi.

    “HAKKIMDA HERHANGİ SORUŞTURMA AÇILMADI”

    OHAL döneminde KHK ile öğretmenlikten ihraç edildiğini şimdi ise arıcılık yaptığını belirten Demir, “18 yıllık bir öğretmendim, suçumuz yoktu. İşimi, öğrencilerimi çok seviyordum. 18 yıl içinde hakkımda herhangi soruşturma açılmamış ama maalesef böyle yaptılar” ifadelerini kullandı.

    Demir, ihraç edilmeden önce Diyarbakır’da öğretmenlik yaptığını, tayininin Dersim Ovacık’a çıktığını ancak ondan sonra ihraç edildiğini kaydetti.

    Köyde yazları ziyaretlere gittiklerini söyleyen Demir, bahçelerinde bulunan elma ağaçlarının bir kısmını kuruttuklarını bir kısmını ise komşulara verdiklerini söyledi.

    Ali ŞEKER/DERSİM

     

  • Pülümür’de arıcılık yapıyor: Doğamızı korursak karşılığını alırız-VİDEO

    Pülümür’de arıcılık yapıyor: Doğamızı korursak karşılığını alırız-VİDEO

    PİRHA – Dersim Pülümür’de arıcılık yapan Gürol Yılmaz, bölgedeki arıcılık faaliyetlerine ilişkin PİRHA’ya konuştu. Yılmaz, arıcıların ve yaylacıların doğayı koruyarak çalışmaları gerektiğini savunarak “Doğayı korursak karşılığını alırız ama katledersek her şeyimizi kaybederiz” dedi.

    Haberin videosu

     

    Pülümür’de yaşayan ve arıcılık yapan Gürol Yılmaz, bölgede yapılan arıcılık faaliyetleri ile ilgili PİRHA’ya konuştu. Bölgede arıcılığın büyük bir geçim kaynağı olduğunu belirten Yılmaz, şunları kaydetti:

    “Havalar ısınmaya başladığında, ağaçlar çiçek açmaya başladığında, doğa yeşerdiğinde arıcılar bu bölgeye gelmeye başlıyor. Burada çoğu arıcı kendi köyüne yerleşiyor. Çünkü diğer alanlar hayvancılık için açılıyor. Arıcılara yer kalmıyor. Bazı bölgeler ise güvenlik gerekçesiyle kapatıldığından dolayı boş olan ve yakın olan köylere arıcılarımız geliyor.”

    “MERA KANUNU UYGULANMADIĞI İÇİN ÜRETİM KAPASİTESİ DÜŞÜYOR”

    Arıcılık faaliyetinde yaşadığı bazı sorunları aktaran Yılmaz, “Bölge olarak çok yoğunlukta bir yığılma oluyor. Bunun da sebebi yaylalardaki küçükbaş hayvan miktarının fazla olması ve arıcılara fazla yer ayrılmaması. Mera Kanunu var ama bu kanun devlet tarafından uygulanmıyor. Uygulanmadığı takdirde hem doğamız tahrip olmuş oluyor, hem de buradaki hayvan üreticilerimizin, arıcılarımızın üretim kapasitesi düşmüş oluyor” diye konuştu.

    Yılmaz, arıcılığın başladığı dönemlerde araziye yollarının açılmamasının sebepleri ile ilgili “İlkbaharda, arıcıların köylerine geldiği dönem arazi yolları açılmıyor. Ne üreticinin gideceği ne de arısını indireceği alan açılmıyor. Bu daha sonra şöyle belirtiliyor; güvenlik gerekçesiyle iş makinesi, kepçe gönderilemiyor. Bu anlamda insanlar mağdur oluyor” dedi.

    “DOĞAMIZI KORURSAK KARŞILIĞINI ALIRIZ”

    Bölgedeki arıcıların sonbahar döneminde Pertek ve Mazgirt bölgelerine gittiğini ifade eden Yılmaz, “Arıcıların yoğun bölgesidir burası. Bal kalitemiz çok iyi, tüketim konusunda yani satış anlamında sıkıntılar oluyor. Çünkü kar amaçlı satılıyor. Bu konuda Ovacık bir kooperatif kurdu; bu alanda çalışmalar var. Bununla beraber balımız değer kazanıyor. Bu diğer ilçelere yansıyıp büyüme konusunda birlik olunursa daha çok verim alınır” dedi. Üreticilerin kooperatifleşmeye gitmesi halinde sadece ticari anlamda değil sağlık açısından önemli olacağını vurgulayan ve gıdaların doğal, organik olmasını söyleyen Yılmaz sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Doğamızı korumamız gerekiyor. Hayvancılarımızla, arıcılarımızla bizler doğamızı korursak karşılığını alırız. Ama biz doğamızı tahrip edersek; yakılma konusunda olsun, atıklar konusunda olsun bu konuda korumayıp rastgele kullanırsak doğamızı kendi elimizle katletmiş olacağız, tamamıyla her şeyimizi kaybedeceğiz.”

    Hüseyin Yaşar SEZGİN/DERSİM