Etiket: Arif Ali Cangı

  • Avukat Arif Ali Cangı: Akbelen’de vahşi bir sürgün politikası yürütülüyor-VİDEO

    Avukat Arif Ali Cangı: Akbelen’de vahşi bir sürgün politikası yürütülüyor-VİDEO

    PİRHA- Akbelen Ormanı’nı korumak için 7 yıldır direnen İkizköylülerin avukatı Arif Ali Cangı, bölgedeki son durumu ve yürütülen “acele kamulaştırma” kıskacını PİRHA’ya değerlendirdi. Cangı, zeytin yasasının delinmesinden adrese teslim yasal düzenlemelere, 679 parselin bir gecede kamulaştırılmasından Anayasa Mahkemesi’ndeki bekleyişe kadar tüm süreci “vahşi bir sürgün politikası” olarak nitelendirdi.

    İkizköylülerin Akbelen Ormanı’nda başlattığı ve dünya ekoloji hareketinde önemli bir yer edinen direniş, bugün devasa bir kamulaştırma ve zeytin kıyımı tehdidiyle karşı karşıya. Sürecin başından beri hukuki mücadeleyi yürüten Avukat Arif Ali Cangı, Limak ve İçtaş ortaklığındaki YK Enerji’nin termik santrallere kömür sağlamak adına hukuku nasıl baypas ettiğini ve devlet eliyle yürütülen “oldu bitti” sürecini tüm ayrıntılarıyla anlattı.

    “İKİZKÖYLÜLER DÜNYA EKOLOJİ HAREKETİNE ÖRNEK OLDU”

    Mücadelenin tarihsel arka planını özetleyen Cangı, köylülerin fedakarlığına dikkat çekti:

    “Akbelen mücadelesi yaklaşık 3 yıldan beri Türkiye’nin gündeminde olan hatta öncesine bakacak olursak 7 yıldan bu yana devam eden bir mücadele. İkizköylüler, Akbelen Ormanı’nı korumak için iki yıldan fazla nöbet tuttular. Orman yangınlarının devam ettiği süre içinde Akbelen’in yanmasını önlediler. Sökülmesi ve kesilmesine ilişkin müdahaleleri fiilen, sivil itaatsizliklerle önlediler. Gerçekten dünya ekoloji hareketinde önemli bir yer edindiler.”

    “SERMAYE VE İKTİDAR ORTAKLIĞI: ADRESE TESLİM YASALAR”

    Cangı, enerji şirketlerinin önündeki yasal engelleri kaldırmak için yapılan hamleleri tek tek sıraladı:

    “Karşıda Limak ve İçtaş ortaklığıyla YK Enerji var. Bu şirket, Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerini çalıştırıyor ve linyit kömürünü çıkarmakta kararlı. Ne pahasına olursa olsun köylülerin direnişini kırmak için çabalıyor. Önce Zeytincilik Kanunu’nu aşmak için bir yönetmelik değişikliği yaptılar. İptal davası açtık, bakanlık yönetmeliği geri çekmek zorunda kaldı. Sonra bir torba yasaya eklemeye kalktılar; İkizköylüler meclisi bastı adeta, komisyona gidip müdahale ettiler ve o maddeyi çıkarttılar. Ancak sermaye iktidarla ortaklaşarak vazgeçmedi.”

    “7554 SAYILI YASA VE TEHLİKELİ 11. MADDE”

    Geçtiğimiz yıl çıkan yasanın doğrudan bir şirketi kurtarma operasyonu olduğunu belirten Cangı, süreci şöyle detaylandırdı:

    “7554 sayılı yasa çıktı. Yasanın tamamı aslında maden ve enerji şirketlerinin sınırlama ve denetim mekanizmalarını zayıflatan, ruhsat işlerini kolaylaştıran bir düzenlemeydi. Ancak yasanın 11. maddesi diğerlerine oranla daha fenaydı. Yasanın genelliği ilkesine aykırı, kişiye özel, adrese teslim bir değişiklikti. Maden Kanunu’na geçici 45. madde eklendi. Yatağan ve Milas’taki zeytinlerin sökülerek maden ocağı haline getirilmesine dair bu düzenlemeye kroki ve haritalar eklendi. Neresinin söküleceği, kimin için söküleceği belliydi. Doğrudan üç termik santral lehine bir düzenlemeydi.”

    “ANAYASA MAHKEMESİ VE 8 AYLIK BELİRSİZLİK”

    Muhalefetin 260 milletvekiliyle Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurduğunu hatırlatan Cangı, mahkemenin hızı konusundaki endişelerini dile getirdi:

    “AYM, 8 Ekim 2025’te ilk incelemesini tamamladı ve esasa girilmesine karar verdi. Yürürlüğü durdurma kararını esasla birlikte değerlendirme kararı aldı. Bu, mahkemenin iş yüküyle en erken 6 ay demekti. Şu an 8 ay geçti ve hala karar yok. Bu belirsizlikte başka işlemler tesis edilmeye başlandı.”

    “GİZLİ GENELGEYLE 5 BİN ZEYTİN SÖKÜLDÜ”

    Bakanlığın resmi gazetede yayınlamadan sadece internet sitesi üzerinden ilan ettiği genelgeyle zeytin kıyımına başladığını belirten Cangı: “4 Ağustos itibariyle Enerji Bakanlığı, zeytinlerin nasıl söküleceğine dair ‘usul ve esaslar’ diye bir genelge yayınladı. Bilinçli olarak yönetmelik çıkarmadılar ki resmi gazetede yayınlanmasın. Mapek’in sitesinde yayınladılar; biz takip etmesek haberimiz olmayacaktı. 77 zeytin üreticisiyle dava açtık, 7,5 ay geçti hala yürütmeyi durdurma kararı çıkmadı. Bu arada 5 binin üzerinde zeytin söküldü. Nereye gittiği meçhul. Termik santralin dibine ekildiğine dair bilgiler var yani yaşamasın der gibi bir iş yapılmış.”

    “ACELE KAMULAŞTIRMA: 679 PARSEL VE BİR SÜRGÜN OPERASYONU”

    10 Ocak 2026’da yayınlanan Cumhurbaşkanı kararının boyutlarına dikkat çeken Avukat Cangı, bunun bir bölgeyi tamamen haritadan silmek olduğunu vurguladı: “Acele kamulaştırma kararı yayınlandı ama bu şimdiye kadar olanların çok üzerinde bir kapsamda. Milas’ın 7 mahallesinde 679 parsel bir anda kamulaştırıldı. Bu, o bölgede yaşayan insanların sürgün edilmesi, yaşamın tüketilmesi demektir. Çok vahşi bir durum. Maden şirketinin şu an bu alanın tamamına ihtiyacı yok, tamamında maden işletmesi yapamaz. Amaç direnişi kırmak ve AYM karar vermeden oldu bittiye getirmektir.”

    “DANIŞTAY VE YEREL MAHKEMELER ARASINDAKİ HUKUK ÇIKMAZI”

    Hukuki süreçte yaşanan tıkanıklığı anlatan Cangı, yargı üzerindeki hıza ve usulsüzlüklere değinerek sözlerini noktaladı:

    “96 dosyayla 200 parsel için dava açtık. Danıştay 6. Dairesi bir türlü yürütmeyi durdurma kararı vermedi. Biz oradan karar beklerken, Milas II. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde yüzlerce el koyma davası açıldı. Acele kamulaştırma aslında yurt savunması gibi acil durumlar içindir ama artık her şey için kullanılıyor. Mahkemeye vekil koyduk, ‘Danıştay’daki davayı bekleyin, keşfe giderken haber verin’ dedik. Ancak bize hiçbir bilgi verilmedi. Hukuk mücadelesi bu baskı ve hızın gölgesinde devam ediyor.”

    HABER MERKEZİ

  • Avukat Cangı’dan İkizköy’de tartışmalı keşif tepkisi: Oldu bittiye getiriliyor-VİDEO

    Avukat Cangı’dan İkizköy’de tartışmalı keşif tepkisi: Oldu bittiye getiriliyor-VİDEO

    PİRHA- EGEÇEP üyesi ve ekoloji aktivisti avukat Arif Ali Cangı, İkizköy’de yürütülen dava sürecinde yaşanan uygulamaların hukuka aykırı olduğunu belirterek Adalet Bakanlığı, HSK ve baroları müdahaleye çağırdı.

    Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP) üyesi, ekoloji aktivisti ve İkizköy direnişinin simge isimlerinden Esra Işık’ın avukatı Arif Ali Cangı, Milas 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde yürütülen acele kamulaştırma sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Cangı, Esra Işık’ın 31 Mart günü “mahkemenin keşfini engellemek” suçlamasıyla tutuklandığını, aynı gün dikkat çekici bir gelişme yaşandığını belirtterek, “Esra’nın tutuklandığı gün yani ailesinin adliyede olduğu gün, İkizköy’de sadece bir parselin keşfi yapıldı. Bu parsel, Esra’nın ailesi ile birlikte yaşadığı evin bulunduğu yer” ifadelerini kullandı.

    KEŞİF SÜRECİNDE “OLDU BİTTİ” TEPKİSİ

    Keşfin, davalı taraf ve avukatlarına haber verilmeden gerçekleştirildiğini vurgulayan Cangı, bunun hukuki usullere açıkça aykırı olduğunu ifade etti.

    Cangı, “Davalı olan babasına haber verilmediği gibi, vekaletnamemiz ve bütün iletişim numaralarımız olmasına rağmen bize haber verilmeden bu keşif yapıldı” diye belirtti.

    Cangı, söz konusu uygulamanın yalnızca usul ihlali olmadığını, aynı zamanda ciddi bir hak gaspı riski taşıdığını belirtti. Keşif sonrası sürecin hızla ilerletilerek taşınmaza el konulmasının önünün açıldığını söyleyen Cangı, “Keşiften sonra hızla değer tespiti yapılacak ve o paralar bankaya yatırılarak taşınmaza el konulacak. Ardından 15 gün içinde zorla tahliye edilecek” dedi.

    Bu sürecin “oldu bittiye getirilmek istendiğini” ifade eden Cangı, yaşananların “hukuka ve vicdana sığar bir yanı olmadığını” dile getirdi.

    HUKUKÇULARA ÇAĞRI

    Son olarak Adalet Bakanlığı, Hakimler ve Savcılar Kurulu ile tüm hukuk kurumlarına çağrıda bulunan Cangı şunları söyledi:

    “Adalet Bakanlığını, HSK’yı ve ilgili tüm denetim organlarını bu kötü gidişe müdahale etmeye çağırıyorum. Baroları ve Türkiye Barolar Birliği’ni bu hukuksuzluklara karşı durmaya davet ediyorum.”

    HABER MERKEZİ

  • İzmir Barış Forumu’ndan ‘sürecin yol haritası çıkarılmalı’ mesajı-VİDEO

    İzmir Barış Forumu’ndan ‘sürecin yol haritası çıkarılmalı’ mesajı-VİDEO

    PİRHA- İzmir Barış Forumu’nun düzenlediği forumda konuşan İHD Onursal Başkanı Akın Birdal, Kürt sorununun çözümü için yasal değişikliklerin yapılarak meclisin kuracağı bir komisyonla yol haritasının belirlenmesi gerektiğini söyledi. Birdal, “Eşit ve özgür demokratik toplum hayalimizi karşılayacak gelişmelerin olması lazım. Coğrafyada yaşayan insanların eşit şekilde yaşayacak anayasayı inşa etmeliyiz” dedi.

    İzmir Barış Forumu, İzmir Barosunda barış konulu forum düzenledi. Foruma İnsan Hakları Derneği (İHD) Onursal Başkanı Akın Birdal, siyasi parti ve sivil toplum kurumu temsilcileri ve yurttaşlar katıldı.  Forumda ilk olarak İzmir Barış Forumu’nun geçmişte yapığı çalışmalar hakkında bilgiler verildi.

    BİRDAL: YOL HARİTASI ÇIKARILMALI

    Daha sonra forumda söz alan İHD Onursal Başkanı Akın Birdal, her ortamda barış dilinin kullanılmasına özen gösterilmesi gerektiğinin altını çizerek, gelinen noktada iktidarın halen güven verici adımlar atmadığını söyledi. Birdal, “Ülkede silahların susmasını isteyen bir grup var. Biz bu grubuz. Bir yargı paketi çıktı. Hasta mahpusları çıkarmıyorlar.  30 yılını doldurmuş tutsaklar halen tahliye edilmiyorlar. 8 aydır özgür ve demokratik bir tartışma ortamı bulamadık.  Barışın toplumsallaşması diyoruz ama sivil toplum örgütleri tam olarak sürece dahil edilmedi. Tartışılabilir ve sorgulanabilir bir ortamın sağlanması lazım. Bu bağlamda biz hak kuruluşları güçlü bir basınç oluşturamadık. Küresel ve bölgesel gelişmeler Türkiye’deki süreci etkileyecek. Bunun için bir yol haritasının çıkartılması için baskı yaratmalıyız. Sürecin yargı tarafı çok önemli. Eşit ve özgür demokratik toplum hayalimizi karşılayacak gelişmelerin olması lazım. Coğrafyada yaşayan insanların eşit şekilde yaşayacak anayasayı inşa etmeliyiz” dedi.

    CANGI: BARIŞI TOPLUMSALLAŞTIRABİLİRİZ

    Ardından söz alan Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP) Eş Sözcüsü ve Avukat Arif Ali Cangı, barışın toplumsallaşması için rol üstlenilmesi gerektiğini ifade etti. Cangı, “Toplum olarak barış için somut taleplerimizi metine dönüştürerek bu metni imaza kampanyasına dönüştürebiliriz. Toplanan imzaları da yetkililere gönderebiliriz. Bu şekilde barışı toplumsallaştırabiliriz” diye belirtti.

    Yurttaş Mehmet Zencir ise “Barış süreçleri kesintiye uğrayabilir. Bu işin toplumsallaşması için belirlenen bir takvimde adımlar atmalıyız. Farklı kesimleri sıkıştırmamız gerekir. Kurumları söz kurmak için iteklemeliyiz. Buna ihtiyaç var. Bize düşen izleyici olmak olmamalı. İnşacı bir rol üstlenmeliyiz” şeklinde konuştu.

    ALTAN: BARIŞI TOPLUM TESİS EDECEK

    Daha sonra konuşan insan hakları savunucusu Bahadır Altan da “İktidarın adım atmadığını görmüyor değiliz. İktidar halen saldırılarına devam ediyor. Biz iktidarın savaşın artık sürdürülemez olduğunu biliyor. Kürtler uzun zamandır barış talep ediyor. Barışı tesis edecek iktidar değil toplum olacak. Bu anlamda halk toplantıları çok önemli olacak. Barışın dilini yeniden yaratacağız. Çoğalacak olan bizim barış düşüncemiz olacak” dedi.

    “KADINLARIN BARIŞ GÖRÜŞMELERİNDE YER ALMALARI GEREKİYOR”

    Son olarak söz alan İzmir Barış Forumu’ndan Vezan Karabulut ise “Savaşlardan en çok kadınlar ve çocuklar etkileniyor. Bunun yanı sıra sürecin içerisinde en fazla erkekleri görüyoruz. Kadınların barış görüşmelerinde daha fazla yer almaları gerekiyor. Bunun için de çalışmalar yapmak lazım. Barışa ihtiyacımız var.Kadın İnisiyatifi İzmir’de kurulacak. Bu noktada forum olarak kurulacak inisiyatife desteğimizi vereceğiz. Daha çok kadın arkadaşımızı da foruma katılmaya davet ediyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/İZMİR

  • Çevre örgütleri Aliağa Termik Santrali’nin iptali için dilekçe verdi-VİDEO

    Çevre örgütleri Aliağa Termik Santrali’nin iptali için dilekçe verdi-VİDEO

    PİRHA- İzmir’de çevre örgütleri, Aliağa’da faaliyette olan termik santralin faaliyetlerinin durdurulması için dilekçe verdi. Açıklamada, santralden çıkan zehirli kül ve cürufun ÇED raporunda ‘ekonomik değeri olan’ diye nitelendirildiği belirtildi.

    Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP), Aliağa Termik Santrali’nin kapatılması talebiyle İzmir Çevre ve Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü önünde açıklama yaptı. Foça Tarih ve Doğa Talanına Hayır Platformu ile Foça Kent Konseyi Çevre Meclisi‘nden çok sayıda kişi de açıklamaya katıldı.

    Avukat Arif Ali Cangı, termik santral için verilen Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporunun Anayasa Mahkemesi tarafından daha önce iptal edildiğini anımsattı. EGEÇEP’in ve ekolojistlerin termik santrale verilen ÇED olumlu raporuna itiraz ettiklerini söyleten Cangı, “ÇED olumlu kararı henüz verilmedi ama nihai yapıldı. Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararından sonra İzmir 5. İdare Mahkemesi’nin faaliyete yol açan ÇED olumlu raporunu iptali kararı bakanlığa tebliğ edildi. Santrali kapatmamak için bir kez daha yeni bir ÇED raporu hazırlanıp, inceleme-değerlendirme toplantısı yapıldı. 14 Şubat 2025 tarihinde komisyon toplantısına EGEÇEP Eş Sözcüsü de katıldı. Yapılan yanlışlığı tek tek anlattılar, ancak buna rağmen komisyon üyeleri 12 bin sayfalık raporu ne ara incelediyse mesai bitmeden ÇED raporu nihai hale getirildi” dedi.

    “ENDÜSTRİYEL ATIKLAR DEĞERLİ OLARAK GÖRÜLDÜ”

    Santralden çıkan zehirli kül ve cürufun ÇED raporunda “ekonomik değeri olan” diye nitelendirildiğini kaydeden Cangı, “Bundan sonraki süreçte bakanlık bu itirazları dikkate alarak, nihai yapılan ÇED raporu hakkında bir karar verecek. Ya ‘ÇED olumlu’ ya da ‘ÇED olumsuz’ kararı verecek. ÇED olumsuz kararı verilsin diye bu itirazlarda bulunuyoruz. Nihai ÇED’de yapılan değişiklik, Termik Santralin ürettiği kül ve cürufların endüstriyel, tehlikesiz atıklar olduğu, bunların çimento fabrikalarına satılacağı söz konusu. Yani bu atıkların tehlikesiz ve ekonomik değeri olduğu anlatılmaya çalışılıyor. Bunun için üniversitelerin ilgili bölümlerinin itiraz etmesi gerekiyor. Bu mücadelenin yeniden başlaması gerekiyor” diye konuştu.

    Açıklamadan sonrası termik santralin kapatılması için müdürlüğe dilekçeler verildi.

    PİRHA/İZMİR

     

  • AİHM’nin 12 Eylül mağduru Sait Özdemir ile ilgili verdiği karara avukatından tepki-VİDEO

    AİHM’nin 12 Eylül mağduru Sait Özdemir ile ilgili verdiği karara avukatından tepki-VİDEO

    PİRHA- Bursa’da yaşayan emekli öğretmen Sait Özdemir’in 12 Eylül askeri darbesinin ardından gözaltına alındıktan sonra ağır işkenceler gördüğü gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) yaptığı başvuru “zamanaşımı” gerekçe gösterilerek reddedildi. Sait Özdemir’in avukatı Arif Ali Cangı, AİHM’in aldığı bu karara tepki göstererek, insanlığa karşı suçların zaman aşımı olmayacağını, AİHM’in bu kararından dönmesi gerektiğini belirtti. 

    12 Eylül Askeri Darbesi sırasında Ordu’da bulunan Sait Özdemir, Aybastı Karakolu’ndan işkence mağdurlarının seslerinin duyulması üzerine ‘Öğretmen Gözüyle’ adlı bir dilekçe hazırlayıp karakola teslim etti. Bu dilekçenin ardından Özdemir öğrencilerinin önünde gözaltına alındı. Gözaltında ağır işkenceler gören Özdemir hukuk mücadelesini başlattı.

    Özdemir, 2012 yılında, 12 Eylül döneminde “sistematik işkenceye maruz kaldığı’ gerekçesiyle darbeciler Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya hakkında suç duyurusunda bulundu. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı da suç duyurusuna takipsizlik kararı verdi.

    Kararın kesinleşmesinin ardından Özdemir avukatı Arif Ali Cangı aracılığıyla, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu. AYM, zamanaşımı gerekçesiyle açılan davayı reddetti. Özdemir, daha sonra davasını AİHM’e taşıdı. Darbe mağdurları tarafından yakından takip edilen davada AİHM, “başvurucunun sözleşmenin 3. maddesi (işkence yasağı) çerçevesinde formüle ettiği şikâyeti, zamanaşımı gerekçesiyle incelemeye yetkili olmadığına”  karar verdi.

    Ancak 25 Mayıs’ta açıklanan AİHM kararında kanıtlanmış bir dosyada şimdiye kadar yapmadığı bir karara imza atarak kabul edilemezlik kararı verdi. Kabul edilemezlik kararı kesin kararlardır ve itiraz yolları kapalı.

    Sait Özdemir’in avukatı Arif Ali Cangı, emekli öğretmen Sait Özdemir’in hukuk mücadelesi ve AİHM kararıyla ilgili PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.

    Cangı, “Sait hoca hak arama özgürlüğünde inatçı bir insan. Geçici 15. maddenin kaldırılması üzerine 12 Eylül darbecileri hakkında soruşturmaların başlatılmasıyla birlikte hiç birimizin yapmadığı bir başvuruda bulundu. Darbe başvurusunun yanı sıra; Milli Güvenlik Konseyi üyeleri hakkında işkenceye yol açmak, sistematik işkenceye göz yummak suç duyurusunda bulundu. Bütün işkence olayları hakkında ayrı ayrı suç duyurusunda bulundu. Bu suç duyurularının hepsi takipsizlikle sonuçlandı. Takipsizlikle sonuçlanmasının nedeni zaman aşımına uğramasıdır. Takipsizlik kararlarına itiraz da netice vermedi. Anayasa Mahkemesi kabul edilemezlik raporu verdi. Dosyalar AİHM’ye taşındı. Toplam 5 dosya oluştu. İlk iki dosyayı Evren ve Şahinkaya hakkında sistematik işkence suçlamasıyla, bu Aybastı’daki işkence hakkında AİHM bir dosya olarak birleştirdi” dedi.

    AİHM’İN KABUL EDİLEMEZLİK KARARI KESİN KARARLARDIR, İTİRAZ EDİLEMEZ

    Geçtiğimiz mayıs ayında AİHM, kanıtlanmış bir dosyada şimdiye kadar yapmadığı bir karara imza atarak kabul edilemezlik kararı verdi. Kabul edilemezlik kararının kesin kararlar olduğunu belirten Avukat Cangı, “Bu karar yüksek daireye itiraz edilemeyecek kararlardır. Oysa ihlal yok demiş olsaydı, onun tartışması yüksek daire de kabul ederdi. AİHM bu şekilde dosyayı kapattı” diyerek tepki gösterdi.

    AİHM: İŞKENCE VE KÖTÜ MUAMELEYİ YASAKLAYAN 3. MADDE İHLAL EDİLMEDİ

    Cangı, kararın gerekçesini de aktardı.

    “Gerekçeli kararda Türkiye’nin, AİHM yargı yetkisine tanıdığı 1987 yılına vurgu yapıyor. Olayların o tarihten önce yapıldığını vurguluyor. O tarihten önce gerçekleşen olaylara ilişkin zaman aşımı kararlarında kendisine başvuru yapamayacağını söylüyor. Diğer yandan bu kadar uzun süre suç duyurusunda bulunmamasının kötü niyetli bir davranış olarak değerlendiriyor. İşkence ve kötü muameleyi yasaklayan 3. maddenin ihlal edilmediğini söylüyor. Adil yargılama hakkının ihlal edilmediğini söylüyor. Bunun anlamı şu: AİHM insanlığa karşı suçların başında gelen sözleşmenin 3. Maddesinde koruma altında olan zaman aşımını ciddiye almıştır. Bu şimdiye kadar vermiş olduğumuz insanlığa karşı suçların zaman aşımı olmayacağına dair kararından geri dönmek AİHM’in itibarının zedelenmesi anlamına gelir. Kendisine karşı olan güvenin ortadan kalkması anlamına gelir.”

    Bu anlamda konunun sadece Sait Özdemir’in başvurusu veya Türkiye’den yapılması sorunu olmaktan çıktığını belirten Cangı, “Aslında AİHM yargı yetkisini tanımış tüm ülke vatandaşlarının üzerinde durması gereken bir durum bu. Mahkemenin itibarını korumak öncelikle başkanına ve burada çalışan yargıçlara aittir.”

    “İNSANLIĞA KARŞI SUÇLARIN YARGILANMAMASI İLE BİR DURUM ORTAYA ÇIKIYOR”

    AİHM’in bir anlamda şu anda bir sınamadan geçtiğinin altını çizen Cangı, şöyle devam etti:

    “Eğer bunu yerleşik iştirak haline getirmeye kalkarsa artık insanlığa karşı suçlarda zaman aşımı olmaz ilkesini gevşetmesi söz konusu olacak. Türkiye’deki 12 Eylül gibi değişik yerlerdeki yaşanan darbelere ilişkin insanlığa karşı suçların yargılanmaması ile bir durum ortaya çıkıyor. Bu, çok vahim sonuçlar ortaya çıkarır ve mahkemenin güvenirliğini ortadan kaldırır. O nedenle biz bundan dönülmesini ve mahkemenin kendi ilkeleri, iştikaklarına dönmesini bekliyoruz. Zira eğer güvenilecek bir mahkeme olarak kalmak istiyorsa buna hepimizin ihtiyacı var. Bir daha insanlığa karşı suçların işlenmemesi açısından AİHM kendisine bir çeki düzen vermesi gerekiyor. Başka gerekçelere dayanarak karar vermesi kendi varlığını ortadan kaldıran kendi var olma amacını ortadan kaldıran bir durum olarak görüyoruz.”

    Cangı, bunun bir umutsuzluğa yol açmaması gerektiğini, Sait Özdemir’in yapmış olduğu mücadelenin başlı başına bir kazanım olduğunu söyleyerek, “Sonuç böyle olmuş olsa bile, sonunda bir şekilde hakkı teslim edilecektir. Bu mücadelenin sonuna kadar sürdürülmesi gerekiyor” dedi.

    NE OLMUŞTU?

    Sait Özdemir, Ordu’nun Aybastı Karakolu’ndan işkence mağdurlarınin sesleri duyulması üzerine ‘Öğretmen Gözüyle’ diye bir dilekçe hazırlayıp 3. Ordu Komutanlığı’na, karakol komutanına bir dilekçe göndermiş bu dilekçenin ardından çalıştığı okul, askerlerce kuşatılarak, öğrencilerinin önünde gözaltına alınmıştır. 40 gün gözaltında tutulduğu Aybastı Jandarma Karakolu’nda, bileklerine kadar su dolu kömürlükte tutulmuş, ardından ayakları patlatılıncaya kadar falakaya yatırılmış, kaba dayak atılmıştır. Daha sonra kaldığı cezaevlerinde çok ağır işkencelere maruz kalmıştır.

    Gözaltına alınmadan önce sağlam bir bedeni olan Özdemir, uygulanan işkencelerden dolayı yüzde 42 oranında engelli durumundadır.

    Burcu ANIL/İsmail SİVASLI