Etiket:

  • Sancar: Yolumuza bir milim sapmadan devam edeceğimizi herkes duysun-VİDEO

    Sancar: Yolumuza bir milim sapmadan devam edeceğimizi herkes duysun-VİDEO

    PİRHA- HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Uluslararası camiaya çağrıda bulunarak, Halepçe Katliamı’nı soykırım olarak tanınmasını istedi. “Ortada büyük bir ahlaki sorun, çürümüşlük, bir yozlaşma hali var” diyen Sancar, “Bizim gündemimizde ne kapatma ne de fezlekeler tartışması var, güçlü birikimimizle halkımızın büyük fedakârlığıyla yolumuza bir milim sapmadan devam edeceğimizi herkes duysun” ifadelerine yer verdi. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, haftalık meclis grup toplantısında konuştu.

    “HALEPÇE SOYKIRIM OLARAK TANINSIN”

    Sancar, Mart ayının acılar ayı olduğunu belirterek başladığı konuşmasında, Halepçe katliamının yıl dönümüne dikkat çekerek, şöyle devam etti:

    “İnsanlığa karşı işlenen bir suçtur bu. Bu bir soykırımdır. Uluslararası güçlerin bu tanımlamayı kabul etmeyişini üzüntüyle ve ibretle izliyoruz.  Uluslararası camiaya tekrar çağrı yapıyoruz; Halepçe soykırım olarak tanınsın. Tanınsın ki bu tür katliamlara niyetlenenler buna cesaret edemesinler. Bir daha asla demenin yolu buradan geçiyor. 182 bin Kürdün katledildiği ‘Enfal Operasyonu’ydu. O gün yaşanan acı bugün tazeliğini koruyor, insanlığa karşı işlenen bütün suçlarda olduğu gibi. Yüzleşilmeyen ve tamir edilmeyen bütün acılar yüz yıl geçse de aynı tazelikte olur ve geleceği de ipotek altına alır.  Bugün bu acı kendini Kobane’den Şengal’e, Cizre’den Afrin’e uzanan saldırı dalgalarıyla gösteriyor. Katliamcılara karşı bu nedenle mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz. Bu katliamlar aynı zamanda Kürt halkının birlik olmasının tarihsel bir sorumluk ve zorunluluk olduğunu bütün yakıcılığıyla bizlere hatırlatmaktadır. Bunu başarmak siyasi olduğu kadar vicdani bir sorumluluktu.”

    16 Mart aynı zamanda Beyazıt Katliamı’nın yıl dönümü olduğunu ifade eden Sancar, “Yüzleşilmeyen bu katliamların ardında yatan bu zihniyet fırsat buldukça hemen devreye giriyor.16 Mart Katliamı’nı da hafızalarda canlı tutmak ve bir daha tekrar etmemesi için hep birlikte mücadele yürütmek zorundayız” diye konuştu.

    Sancar, konuşmasının devamında pandemiyle mücadele eden sağlıkçılara değinerek, “Bu zorlu mücadele en büyük fedakârlığı yapan sağlık emekçilerini saygıyla selamlıyorum.  Halkı salgının insafına terk eden, salgın ortamını rant fırsatına dönüştürmekten hicap duymayan bir iktidar zihniyetini hep birlikte gördük” diye belirtti.

    “ÇÜRÜME VE YOZLAŞMAYLA BU TOPLUMU TOPLUM OLMAKTAN ÇIKARIYORLAR”

    “6 milyon insan daha işsizler kervanına katıldı. Artık TÜİK bile bu gerçekleri gizleyemez hale geldi. İşsizliğin yüzde 30’lara vardığını itiraf etmek zorunda kaldılar” diyerek sözlerini sürdüren Sancar, şunları dile getirdi:

    “Ortada büyük bir ahlaki sorun, çürümüşlük, bir yozlaşma hali var. Sefaletten kendine menfaat çıkarmaya çalışan zihniyet bu ülkede her yere sinmiş durumda. İşte en büyük tehlike budur.  Bu çürüme ve yozlaşmayla bu toplumu toplum olmaktan çıkarmaya, sürüye dönüştürmeye çalışıyorlar. Bu fırsatçı anlayışa izin verilmemeli. Bütün demokrasi güçlerinin adaletten, eşitlikten yana olanların güç birliği yapması gerekiyor. Bu çağrımız boş bir çağrı değil. Bunları ciddiye almayanların ileride tarihe ve halka karşı nasıl bir sorumluluk ve vebal altında kalacaklarını hatırlatıyoruz. Herkesin vicdanını kurtarması için mücadele veriyoruz. Bu mücadele kendimiz, partimiz için değildir. Bu mücadele vicdanları kurtarma, yeniden toplum haline gelme mücadelesidir.”

    “İNSANLAR ARTIK AŞ VE İŞ BULAMIYOR”

    ‘İş ve Aş’ kampanyası çerçevesinde insanlarla görüştüklerini ve binlerce esnafın kepenk kapattığını, insanların artık aş ve iş bulamadığının altını çizen Sancar, bunun faturasını insanlar mutlaka iktidara çıkaracağını söyledi.

    “GÜNDEMİMİZDE NE KAPATMA NE DE FEZLEKELER TARTIŞMASI VAR”

    Sancar, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “10 milyon işsiz konuşulmasın diye milletvekillerimizle ilgili fezlekeler gündeme sokuluyor. Kapanan iş yerleri konuşulmasın diye HDP’nin kapatılmasını tartışıyorlar. Artan zamlar vergiler ve hayat pahalılığı konuşulmasın diye sürekli tehditler ve düşmanlar üretiyorlar. İşsizliği, enflasyonu, doları düşüremediklerinde kendi kontrollerinde yargıyı, polisi devreye sokuyorlar, partililerimize ve toplumsal muhalefete yönelik operasyonlar yürütüyorlar.  Toplumsal desteklerinin her geçen gün eridiğini gördükçe seçim kanunlarıyla oynamaya başlıyorlar. Bir iktidar seçim kanunlarıyla oynama ihtiyacı duymaya başlamışsa, biliyor ki kaybetmiştir. Halkın desteği olmadan da çoğunluğu nasıl elde ederim diye hesaplar, fitnelikler, cinlikler peşinde koşmaya başlarlar.  Ne yaparlarsa yapsınlar halk kararlı davranırsa, muhalefet güçlü bir birliktelik oluşturursa bu hesapları boşa çıkarmak son derece kolaydır.

    SOKAĞIN GÜNDEMİNDE AÇLIK, YOKSULLUK, İŞSİZLİK VAR

    Sokağın gündeminde açlık, yoksulluk, işsizlik var. Değişim arayışı var. İktidarın siyasi mühendislikle alışveriş sepeti dolmuyor.  Bizim de gündemimizde ne kapatma ne de fezlekeler tartışması var, güçlü birikimimizle halkımızın büyük fedakârlığıyla yolumuza bir milim sapmadan devam edeceğimizi herkes duysun. Bizim gündemimiz halktır, adalettir, barıştır, demokrasidir.  Onlar bizi kapatmayı, siyaset dışına itmeyi tartışadursunlar biz en geniş demokrasi ittifakıyla bu iktidar dönemini kapatmanın, yeni bir dönemini başlatmanın mücadelesini yürütmeye devam edeceğiz.”

    “NEWROZ BARIŞA GİDEN YOLU AYDINLATIYOR”

    Sancar, konuşmasının devamında Newroz Bayramı’na da değinip 2013 Newroz’unu hatırlatarak, “barış ve çözüm arayışlarının bu ülkedeki toplumsal hafızasıdır. O meydanda okunan çağrı yeniden sahiplenilmek zorundadır. Biz bu bütün yıkıntının sorumlusu olan iktidardan beklemiyoruz barışı. Eğer Kürt sorununda çözüme doğru yol alacaksak bunun adresi artık toplumun kendisidir, demokrasi güçleri ve muhalefettir. Herkes önüne adil barış programı koymak zorunda. Boş, manipülatif tartışmalarla kaybedecek zamanımız yok. Bu irade barışla birlikte demokrasi, adaleti yeniden inşa edecektir. Newroz’a heyecanla hazırlanıyoruz, bu umut buluşmasıdır.  Bu haksızlığa, zulme direnme yolculuğudur. Bizler Newroz halkının içinden geliyoruz.  Newroz yaşamı yenilemenin, yeni yaşamının günüdür. Baharda hep birlikte güzel yaşamı aramanın günüdür.  Newroz barışa giden yolu aydınlatıyor. Ülkenin tüm halklarının, barıştan yana herkesi omuz omuza olmaya davet ediyorum. Newroz’u en içten dileklerimle kutluyorum” diyerek konuşmasını tamamladı.

    PİRHA/ANKARA

  • Mersin Belediyesi’nin açtığı mahalle mutfakları sayısı 10’a yükseldi

    Mersin Belediyesi’nin açtığı mahalle mutfakları sayısı 10’a yükseldi

    PİRHA- Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin Mahalle Mutfakları, Çilek, Barış ve Turgut Türkalp mahallelerinde de hizmet vermeye başladı. Yeni açılan 3 noktayla birlikte toplam 10 noktada hafta içi her gün 16.30-18.30 saatleri arasında 3 çeşit yemek 3 TL’den satılıyor.

    Çilek Mahallesi sakinlerinden Mustafa Eroğlu, “Aramızda birçok yoksul insan var. Bu zor süreçte halkın yanında olduğu için halkımız adına Sayın Vahap Seçer’e teşekkür ediyorum” diye konuştu. Vatandaşlar, bu mutfak sayesinde 5 kişilik ailenin 15 TL’ye doyabildiğini söylüyor.

    Mersin Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Dairesi’nin dar gelirli yurttaşların yoğun olarak yaşadığı noktalarda başlattığı Mahalle Mutfakları hizmetinin ağı her geçen gün genişliyor. 4 noktayla başlayan hizmet, Tarsus’ta açılan 3 noktayla birlikte yakın zamanda 7’ye yükselmişti. Son olarak Akdeniz İlçesi’ne bağlı Çilek ve Barış ile Toroslar İlçesi’ne bağlı Turgut Türkalp mahallelerinde de başlayan hizmetle Mahalle Mutfakları’nın sayısı 10’a çıktı. Bu mutfaklarda hafta içi her gün yurttaşlara 3 TL’ye 3 çeşit yemek sunuluyor.

    PİŞEN YEMEKLER 10 NOKTAYA ULAŞIYOR

    “Tenceremiz Paylaşım İçin Kaynıyor” sloganıyla Halkkent, Demirtaş, Kurdali ve Şevket Sümer mahallelerinde hizmet vermeye başlayan Mahalle Mutfakları’nın yemekleri, belediyenin aşhanesinde usta aşçılar tarafından hazırlanıp aylık ortalama 10 bin yurttaşa ulaştı. Büyükşehir Belediyesi, Aralık ayı içerisinde Tarsus ilçesinde Girne, Bağlar ve Tekke Mahalleleri’nde açtığı 3 noktanın ardından Akdeniz ve Toroslar ilçelerinde 3 noktada daha Mahalle Mutfağı hizmetini başlattı.

    “MAHALLE MUTFAKLARI’NI 13 İLÇEDE AÇMAYA ÇABALIYORUZ”

    Büyükşehir Belediyesi Sosyal Yardımlar Şube Müdürü Engin Yıldırım, yeni açılan Mahalle Mutfakları’yla birlikte şu anda 10 noktada hizmet verdiklerini belirterek, “Mahalle Mutfakları’nı yaygınlaştırmaya, işin sonunda da 13 ilçede açmaya doğru bir çaba sarf ediyoruz. Bu zor günlerde dar gelirli vatandaşlarımızın yarasına bir merhem olma derdindeyiz. Oluşturduğumuz toplam 10 noktada hafta içi her gün 16.30-18.30 arasında 2 saatlik zaman diliminde hafta içi her gün Mahalle Mutfakları’mız hizmet verecektir” dedi.

    “BU SOSYAL BELEDİYECELİK ANLAYIŞIDIR”

    Akdeniz İlçesi Çilek Mahallesi Muhtarı Selim Tokmak, Mahalle Mutfakları’nın gerekli bir hizmet olduğunu vurgulayarak, “Bu bir sosyal belediyecilik anlayışıdır. Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Vahap Seçer’in böyle bir işe el atması bizi çok sevindirdi. Hem milletin ekonomik durumuyla ilgili hem de pandemi nedeniyle birçok insanımız işsiz durumda, çalışamayacak durumda. Mahalle olarak bizim böyle bir çalışmaya ihtiyacımız vardı” dedi.

    “BUNDAN İYİSİ CAN SAĞLIĞI”

    Toroslar İlçesi Turgut Türkalp Mahalle Muhtarı Ramazan Avcil ise,“Talebimizi değerlendirip uygun gördükleri için çok teşekkür ediyoruz. 5 kişilik bir aile 15 TL’ye karnını doyuracak. Turunçlu ve Turgut Türkalp Mahallesi’nde yaşayanların geliri biraz düşük olduğundan dolayı böyle bir ihtiyaç gerçekten vardı” diye konuştu. Turunçlu Mahalle Muhtarı Mehmet Nedim Zertürk de iki mahallenin kesişim noktasında yer alan Mahalle Mutfağı’ndan Turunçlu sakinlerinin de yararlanabildiğini kaydederek, “Bundan iyisi can sağlığı. Buna sebep olan Büyükşehir Belediye Başkanımız’a ve bütün ekibine teşekkür ediyoruz. Gerçekten güzel bir hizmet veriyor” dedi.

    “HALKIN YANINDA OLDUĞU İÇİN TEŞEKKÜR EDİYORUM”

    Çilek Mahallesi sakinlerinden Mustafa Eroğlu, özellikle salgın sürecinde insanların ekonomik zorluklarla karşı karşıya kaldıklarını ve başkan Seçer’in yaptığı hizmetlerle vatandaşların yanında durduğunu vurgulayarak, “Belediye başkanlığına geldiği günden beri gerçekten Mersin’imiz çok faklı boyutlarda sosyal anlamda, yurttaşları sahiplenme konusunda çok büyük fark gösterdi. Özellikle şu pandemi döneminde vatandaşın yanında olması Sayın Vahap Seçer’in çok büyük bir insanlık örneğidir. Aramızda birçok yoksul insan var. Bu zor süreçte halkın yanında olduğu için halkımız adına Sayın Vahap Seçer’e ben teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.

    Çilek Mahallesi sakinlerinden Bahri Kamer ise 3 liranın uygun bir fiyat olduğunu belirterek, “3 lira çok pahalı bir şey değil. Belediye başkanının böyle düşünmesi mükemmel bir şey” dedi.

    PİRHA/MERSİN

     

     

  • Serhat Ertuna yeni albümü As’ı müzikseverlerin beğenisine sundu-VİDEO

    Serhat Ertuna yeni albümü As’ı müzikseverlerin beğenisine sundu-VİDEO

    PİRHA- As albümünü müzikseverlerin beğenisine sunan Serhat Ertuna albümü hakkında konuştu. Ertuna, “Birinci albüm daha çok buradaki negatif durumları anlatan, yani diasporadaki yaşamı anlatan bir çalışmaydı. Bu biraz daha içinde politik bir duruşu da olan evrensel bir çalışma oldu. Aslında eleştirel bir dilin de olduğunu söyleyebilirim. Tabii bir de, müzikal anlamda her kültürün kendisine yakın hissedebileceği bir çalışma oldu” dedi.

    Serhat Ertuna, birçok sanatçı, yazar, aydın ve siyasetçi gibi yurt dışına çıkmak zorunda kalmış bir isim. Zürih’te yaşıyor, burada sanat eğitimi alıyor ve aynı zamanda bir sanat galerisinde çalışıyor. Daha önce çıkardığı “Lamekan”  isimli birinci albümünden sonra, şimdi de “As“ adını verdiği ikinci albümünü çıkarıyor.

    Ertuna, çağdaş ve ilerici bir sanat anlayışına sahip ve çalışmalarını hep deneysel bir bakış açısıyla oluşturuyor.

    Avrupa’nın en büyük sanat kurumları arasında gösterilen Zürih Sanat Üniversitesi’nde yaptığımız bu söyleşide, hem Ertuna’nın yeni albümünü, hem de Avrupa’da yaşamak durumunda kalmış bir Kürt sanatçının hayata ve sanata bakış açısını konuştuk.

    Söyleşiye başlarken, tanımayanlar için Serhat Ertuna’yı nasıl anlatabilirsiniz?

    Mardin’de doğdum, çocukluğum Mardin Nusaybin’de geçti. 1992‘de İstanbul’a yerleştim ve orada bazı gruplarda yer aldım. Bir süre sonra 1999‘da Diyarbakır’a döndüm ve Şehir Tiyatroları’nda 2006 yılına kadar oyunculuk yaptım. 2007’de MKM İstanbul Şubesi’nde oyuncu ve eğitmen olarak görev aldım. Bu süreçte tekrar müziğe yoğunlaştım, yaklaşık 6 yıldır da İsviçre’de yaşıyorum.

     Şu anda müzik mi, tiyatro mu ön planda?

    Aslında Avrupa’ya geldikten sonra tiyatro biraz geri planda kaldı. Kürt tiyatrosu biraz daha dile dayalı bir sanat. Evrensel ve dünya sanatı gibi algılansa da tiyatroda dil bilmek gerekiyor. Maalesef Kürtçe tiyatro bundan dolayı Avrupa’da biraz daha geride kaldı. Şu anda daha çok müzikle uğraşıyorum ve kendimi var edebiliyorum.

     Neden Avrupa’ya çıkma gereksinimi duydunuz?

    Türkiye gibi bir ülkede ve o koşullarda, benim gibi politik duruşu olan herkes için maalesef yol biraz da Avrupa’yı ya da başka yerleri gösteriyor. Ben sanatla uğraştığım ve başka da yapabileceğim bir işim de olmadığı için Avrupa‘ya gelmek zorunda kaldım. Çünkü sanatsal çalışmalarımın sekteye uğramasını istemedim.

     Peki şimdi Zürih’tesiniz ve akademik eğitim alıyorsunuz, neler yapıyorsunuz Zürih’te?

    Zürih Sanat Üniversitesi’nde Sanat ve Medya okuyorum. Burası bütün sanatsal disiplinlerin yer aldığı bir üniversite.

    Müzikle ilgili konuşalım istiyorum. Şu ana kadar olan çalışmalarınızda müzikal anlamda neler yaptınız ?

    Türkiye’de bazı deneyimlerim vardı, ancak profesyonel anlamda konuşmam gerekirse; Avrupa’daki çalışmalarımdan bahsetmem gerekir. Avrupa’ya geldikten sonra albüm sürecine yoğunlaştım ve buradaki sürgün hayatını anlatan bir çalışmam olan “Lamekan“ isimli albümü çıkarttım.

    Bütün repertuarı ve albümün bütün şarkıların sözleri, metinleri buradaki sürgün yaşamı, memlekete olan özlemi ve uzaklığı anlatan bir çalışmaydı. “Lamekan“ ismini de o yüzden seçtim. Hatta genelde Kürt toplumunu anlatan bir çalışmaydı ve ilk profesyonel anlamda çalışmam diyebilirim.

     Yeni albümünüzü nasıl anlatırsınız peki?

    İkinci albümümün ismi “As”. Bilindiği gibi iskambilde “As“ sayısından gelir. Yani benim de müzik çalışmalarımda “As“ olarak nitelendirdiğim bir albüm oldu. İlk albümümde olduğu gibi, Ayhan Evcim gibi isimlerle çalıştım. Üç senelik bir çalışmanın ürünü oldu. Albümde kendi yaptığım bestelerin yanında başka arkadaşlardan aldığım besteler de var. İşte bunlardan birisi Ciwan Haco’dur. Ayrıca Harun Ataman var,  biliyorsunuz rock müzikte önemli bir yere sahip Türkiye’de. Bunun dışında Güney’den Sorani müzisyenlerden aldığım parçalar var. Zazaca var özellikle de Kürtçenin üç lehçesini de kullanmaya özen gösterdim. Enstrüman çalanların çoğu Avrupa’dan müzisyenler. Bu albüme yeni bir ruh kazandırdı ve aslında bir sentez, bir bağ, bir birliktelik de denilebilir.

    Bu albümünüzü bir önceki çalışmanız olan Lamekan’dan farklı kılan nedir, bu konuda neler söylersiniz?

    Bu albüm içerik olarak birincisinden daha farklı oldu. Birinci albüm daha çok buradaki negatif durumları anlatan, yani diasporadaki yaşamı anlatan bir çalışmaydı. Bu biraz daha içinde politik bir duruşu da olan evrensel bir çalışma oldu. Aslında eleştirel bir dilin de olduğunu söyleyebilirim. Tabii bir de, müzikal anlamda her kültürün kendisine yakın hissedebileceği bir çalışma oldu.

     “SANAT TOPLUM İÇİN YAPILMALI”

    Sanatsal çalışmalarda siyasi mesajlar verilip verilmemesi hep tartışılagelen bir konu oldu. Sizin bu konudaki düşünceniz nedir?

    Aslında bunu sanatçının özgür iradesine bırakmak gerekiyor. Asıl sıkıntı da burada. Belki de bu durumu sorumluluk haline getirdiğimiz için, sanatçı kendini zorunlu hissediyor. Özgür iradesiyle yaparsa çok daha muazzam işler ortaya çıkabilir diye düşünüyorum.

    Bence, sanatçının zaten hassas bir duygusu var ve sanat toplum için yapılmalıdır. Politik olmak zorunda değil. Ancak, bunu zaten kendi diliyle ve aktarmak istediği biçimi ile ortaya çıkaracaktır.

    Bence tercihi sanatçıya bırakmak lazım. Böyle olunca sanatçının üretimi kendi sınırlarını aşıp başka toplumlar üzerinde de etki yaratabilir. Yoksa çok dar çerçevede belli bir kalıp içinde kalmış olursunuz. Bu da benim kişisel olarak da tasvip etmediğim bir durumdur. Yanlış algılanmasını da istemiyorum, tabii ki sorun neredeyse ona yönelik yapılır ama, onun sınırlarını aşıp lobi çalışması olarak nitelendirdiğimiz diğer toplumlar üzerinde etki yaratmak gerekiyor.

    Hele de Avrupa gibi bir yerde yaşıyorsak bunun çok daha önemli olduğunu düşünüyorum.

    Sanatçı bir eser ortaya koyduğu zaman yaşadığı toplumdan ve çevresinden etkilenir. Aslında bir anlamda bundan da beslenir. Siz Avrupa’da yaşıyorsunuz, farklı bir coğrafya ve burada farklı bir sosyal doku söz konusu. Siz şarkılarınızı yazarken esin kaynağınız nedir, nelerden etkilenirsiniz?

    Bana göre sanatçının heybesinde yaşanmışlıklar ve hayatın kendisi vardır. Aslında besin kaynağı budur. Tabii ki geçmişin ve yaşadıkların seni besler, ya da gelecekte yaşayacağım şeyleri aktarabilirim. Tabii çok soyut sanat da yapamazsın. Biraz geçmiş, biraz da bugünkü yaşama, geleceğe dair hayal, düşünceler ve bunların bir sentezidir aslında sanat.

     Genel anlamıyla müzik, daha spesifik anlamıyla Kürt müziği sizin için ne anlam ifade eder?

    Kürt müziği dendiğinde, yani dili ve melodik yapısının farklılıklarını bir kenara koyarsak, dünya müzikleri genel anlamıyla ortaktır, evrenseldir.

    Müzik bir yaşam biçimidir. Müziksiz bir dünya hayal ettiğimde ne kadar ruhsuz, duygusuz bir dünya ortaya çıktığını görüyorum.

    Buradan yerele, yani Kürt müziğine değinirsek; Kürt müziğinin kendi melodik yapısını dünya müziği içinde fark ettirecek bir durum söz konusu, ama maalesef değeri tam olarak bilinmiş ve hak ettiği platformlarda yer alabilmiş bir müzik değil.

    Bu durum sadece geleneksel müzik olmasından kaynaklı değil, o tınıları  aktarabilirsek çok muazzam işler çıkabilir.

    Kürt müziğinin evrensel platformlarda hak ettiği yeri almasının önündeki engeller nelerdir sizce?

    Kürt müziği doğru icra edildiğinde diğer toplumların ilgisini çekiyor. Aslında kendisine ait özgün bir durumu var ama bence deneysel ve özgür bir iradeyle ortaya konduğunda ve bir siyasi denetim mekanizmasından geçmeyince kendini var edebiliyor. Türkiye koşullarında denetimden geçince de bu ne kadar Kürt müziği olabiliyor, bu tartışılır.

    Yasaklar, kaideler ve kurallarla törpülenen bir sanat ne kadar sanat olabilir. Türkiye koşulları ve Ortadoğu’nun genelinde bu böyle, o yüzden kendisini var edemiyor ve dünya platformlarında hak ettiği yere gelemiyor.

    Bu durum Türkiye’ye  ve Ortadoğu için geçerli olabilir, ancak Avrupa’da çok daha özgür bir ortam var ve sanatsal anlamda hiçbir kısıtlama yok. Ancak buna rağmen Kürt müziği dendiği zaman daha çok halayların akla geldiği bir algı söz konusu. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

    Çünkü bu sanat alanının öncülüğünü yapan ya da halkla buluşmasını sağlayan kesim daha çok bu alana yönelmiş.

    Aslında Kürt müziği skalası çok geniş olan bir müziktir. Çok zengin içeriğe sahip bir müziktir. Bu durum az çok politik süreçle de ilgilidir Çünkü sanatın bu yönü ön plana çıkartılıyor. Kürt müziği gelişmeye çok açık bir müzik. Kürt müziğine baktığımızda dünya formlarındaki müzik gibi de icra edilebileceğini görebiliyoruz. Bunun caz, rock ve hip hop örneklerini de görebiliyoruz.

    Bana göre toplumun kulağı da, yıllardır süren siyasallaşma sürecinde değişti. Yani topluma ne götürürsen toplumda biraz böyle şekillenir, böyle kabul eder. Sizin de bahsettiğiniz gibi daha çok günübirlik müziğe dayalı tarzı topluma götüren yapı, toplumu da bu tarza adapte ettirdi ve böyle bir kulak oluşturuldu. Toplumda bu tarz müzikten zevk almaya başladı. Yeni nesiller bu müziği dinleyerek büyüyor, topluma ne verirsen toplum da sana onu veriyor.

     Siz kendi müziğinizi hangi tarz içinde görüyorsunuz, ya da bu kavram doğru mudur?

    Ben aslında müziğin belli bir kalıplar içinden sıkıştırılmasının doğru olmadığını düşünüyorum. Çünkü belli bir tarza sıkıştırdığınızda, gelecekte yapacağınız müziğin önünü de kesmiş oluyorsunuz.

    Ben günümüz müziği yapıyorum. Geçmişimden, bugünümden ve yarınımda belenen bir müzik. Çağdaş diyebilirim, deneysel diyebilirim ancak sabit bir isim veremem.

     Beğenerek dinlediğimiz müzisyenler kimlerdir  hangi müzisyenlerden etkilendiniz?

    Benim bu anlamda ilk etkilendiğim müzisyenlerden birisi Ciwan Haco’dur. Yine MKM’nin doksanlı yıllarda çıkarttığı albümler vardı etkilendiğim. En azından tarz ve stil olarak kendi farklılığını koruyan bir süreçti. Yine bunun gibi birçok müzisyen var etkilendiğim. Bunun dışında dünya müziğinden de etkilendiğim şu anda ismini sayamayacağım birçok sanatçı ve müzisyen var.

    Kürt müziğinin farklı formlarda icra edildiğini de biliyoruz. Hatta senfonik denemeleri de yapılıyor. Bu çalışmaları takip edebiliyor musunuz ve nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Çok olumlu buluyorum. Aslında bu tarz çalışmaları çok daha ağırlık vermek gerekir. Bu tür çalışmaların Kürt müziğini yok edeceği korkularımızdan kurtulmamız gerekiyor. Aslında ikisini paralele de yürütebiliriz.

    Sadece geleneksel müziği sunduğumuzda dünya sadece o formu almak istemez. Biraz farklı sentezlemek gerekir ki diğer toplumları etkileyebilelim. Bu tarz çalışmaların, yani deneysel çalışmaların önünü açmak gerekir. Ben caz müziği tarzında yapılan deneysel çalışmalar gördüm, ki gerçekten beğenmemek elde değil.

     Uzun yıllar MKM’de çalıştınız neler kattı size MKM?

    Bana göre MKM bir okul. Bana çok şey kattığını düşünüyorum. Birçok engellemenin olduğu dönemlerde kendimizi ifade edebileceğimiz bir alan oldu. Yapmak istediklerimizi rahat olmasa da kısıtlı olsa da, en azından çalışmalarımız sahneye taşıdığımız bir mekandı. Hatta sanatın Kürtçe’de pek de hayal edemediğimiz farklı yönüyle tanıştık orada ve o yönüyle çok şey kattı diyebilirim.

     Yıllardır  İsviçre’de yaşıyorsunuz. Sanatsal çalışmalarınız açısından, Türkiye ve Avrupa’yı karşılaştırmak gerekirse neler söylersiniz?

    Sanatsal olarak bir değerlendirme yapmak gerekirse; evet burada yaptığımız sanat değer görüyor bu da sanatçıyı motive eden bir durum. Daha çok sanatsal üretim yapabilme özgüvenini kazanıyorsunuz. Çünkü size değer verildiğini görüyorsunuz. Türkiye ile karşılaştırma yapıldığında; kendi diliniz, kendi ülkeniz olmasına rağmen, gerektiği gibi gelişemiyor sanatsal süreç orada. Tamamen sınırlarla örülmüş bir alan ve belli bir sanatsal üretiminden sonra yaptığınız çalışmaya düşüncenizin yarısını ancak katmış olabiliyorsunuz.

     Çalışmalarınızı Avrupa’da dinleyici ile buluşturabiliyor musunuz?

     Toplumla buluşma konusunda en azından sahne sanatları açısından sıkıntılar yaşıyoruz. Benim burada yaptığım sanatsal çalışmaların çoğu sadece Kürtlerle ilgili değil. Buradaki Avrupalı insanların daha çok ilgisini çekiyor.

     Albüm satışlarının çok çok düşük seviyelerde olduğu bir süreçten geçiyoruz, günümüzde bir müzisyen sadece albüm çalışması ile yaşamını idame ettirebilir mi?

    Sadece albüm üzerinden yaşamını idame ettirme bu süreçte çok zor. Ancak bunun için farklı alternatifler yaratmak durumdasınız. Türkiye’de de böyle. Özellikle bu dijital süreçte hiç kimse hayatını albüm satma üzerinden idame ettiremez. Tabii ki imkansız da değil buna alternatif bir sanat alanı da yaratarak kendinize var edebilme olanağına sahip olabilirsiniz. Tabii yapmak istediklerimizden ödün vermemek şartıyla.

    Kendimden bahsetmem gerekirse, bir sanat  galerisinde çalışıyorum aynı zamanda. Ancak böyle hayatımı idame ettirebiliyorum.

    Abidin ÇETİN/ZÜRİH

  • Cam işçileri eylemlerini sonlandırdı: ‘İşe iade yolumuz kesin olarak açıldı’

    Cam işçileri eylemlerini sonlandırdı: ‘İşe iade yolumuz kesin olarak açıldı’

    Paşabahçe Kırklareli Cam Fabrikası’nda işten çıkarılan ve İstanbul’a düzenledikleri yürüyüş OHAL gerekçesiyle engellenen 90 işçi eylemlerini, işverenlerin sunduğu işe dönüş şartları üzerine sonlandırdı.

    Şişecam Kırklareli Cam Fabrikası’ndan ‘daralma, fırın kapatma’ bahanesiyle 4 Ekim’de işten çıkarılan 90 işçi 20 Ekim’de İstanbul Tuzla’da bulunan Genel Merkez’e doğru “İş, Aş, Adalet” temasıyla yürüyüş başlatmıştı.

    İşçilerin aileleri ve kendilerine destek verenlerle birlikte sürdürdüğü yürüyüş, Tekirdağ Valiliği tarafından Olağanüstü Hal (OHAL) gerekçe gösterilerek yasaklanmıştı.

    İşverenler ile yaptıkları görüşmenin ardından aileleri birlikte Lüleburgaz Kristal-İş Sendikası önünde basın toplantısı düzenleyen işçiler, fabrikanın, kendilerine Eskişehir’de çalışabileceklerini, istemeyenlerin tüm hakları ve tazminatlarını alarak, işten ayrılabileceklerini bildirdiğini söyledi.

    “İŞÇİLERİN İŞE İADESİNİN YOLU TAMAMEN AÇILMIŞTIR”

    “90 Trakyalı Cam İşçisi” imzasıyla yapılan açıklamayı okuyan işçilerin sözcüsü Aydın Şahin, eylemlerinin ‘büyük bir kazanımla’ sonuçlandığını ifade etti.

    Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Bugün itibariyle 90 cam işçisinin işe iadesinin yolu kesin olarak açılmıştır. Cam işçisinin iş, aş, adalet yürüyüşü kararlılıkla sürdürülmüş ve başarı elde edilmiştir. Kazanılan bu zafer tüm cam işçilerinin ve en sonunda tüm işçi sınıfının zaferidir. 90 Trakyalı cam işçisinin mücadelesinde sendika yöneticilerinin isteksiz tutumuna rağmen, Trakya’da çalışan diğer arkadaşlarımızın ve Lüleburgaz halkının büyük payı olmuştur.”

    ŞARTLARI KABUL ETMEYEN İŞÇİLER ‘İŞE DÖNÜŞ’ DAVASI AÇABİLECEK

    İşten çıkarılan 90 işçi, aileleriyle görüştükten sonra ya Eskişehir fabrikasında çalışmayı kabul edecek ya da tüm haklarıyla tazminatlarını alarak, işten ayrılacak. Her ikisini de kabul etmeyen işçiler ise ‘işe dönüş’ davası açacak. İşçilerin kararlarını, 2-3 gün içinde yöneticilere bildirecekleri belirtildi.