Etiket: aşık hüdai

  • İsveç Alevi Federasyonu’ndan AABF’ye destek: Kazanım için canlarımızı kutluyoruz

    İsveç Alevi Federasyonu’ndan AABF’ye destek: Kazanım için canlarımızı kutluyoruz

    PİRHA – İsveç Alevi Federasyonu, Alevi inancının Avusturya’da bağımsız bir inanç olarak resmen tanınmasına ilişkin bir açıklama yaparak “Bu hak kazanımı federasyonumuzun 13 yıl süren mahkemeyi kazanması ile taçlanmıştır. Bu kazanımın elde edilmesi için emeği geçen tüm canlarımızı kutluyoruz” dedi. 

    Avusturya’da Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun çabasıyla, Aleviliğin bağımsız, özgün bir inanç olduğunun resmen tanınmasının ardından Alevi kurumlarından olumlu yönde mesajlar gelmeye devam ediyor.

    İsveç Alevi Federasyonu, konuya ilişkin bir açıklama yaparak, “Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonumuzu kutluyoruz” dedi. Aşık Hüdai’nin şiirinin de yer aldığı açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Sistem değişse de asırlardır yönetimin Alevileri asimile etme çalışmalarının hız kesmeden devam ettiğini biliyoruz.
    Birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi Alevilik Avusturya’da da kendine özgü bir inanç olarak tanınmıştır.
    Bu hak kazanımı federasyonumuzun 13 yıl süren mahkemeyi kazanması ile taçlanmıştır. Bu kazanımın elde edilmesi için emeği geçen tüm canlarımızı kutluyoruz.

    Bütün evren semah döner
    Aşkından güneşler yanar
    Aslına ermektir hüner
    Beş vakitle avunmayız

    Canan bizim canımızdır
    Teni bizim tenimizdir
    SEVGİ bizim dinimizdir
    Başka dine inanmayız

    Hüda-i’yim hüdamız var
    Dost elinden bademiz var
    Muhabbetten gıdamız var
    Ölüm ölür biz ölmeyiz”

    PİRHA/ İSVİÇRE

    FUAF ve DABF’tan Avusturya’da Aleviliğin bağımsız olarak tanınmasına destek

    Avusturya’da nasıl bir Alevilik tanındı? Tüm merak edilenleri Özgür Turak PİRHA’ya anlattı

    Avusturya Devleti, Aleviliğin bağımsız bir inanç olduğunu resmen tanıdı

    Özgür Turak, Avusturya’daki İslam Yasası gerçeğini anlattı: Diyanet’ten farksız

  • Aşık Hüdai unutulmadı; bugün Hakk’a yürümesinin 19. Yılı

    Aşık Hüdai unutulmadı; bugün Hakk’a yürümesinin 19. Yılı

    PİRHA- Aşık Hüdai’nin Hakk’a yürümesinin üzerinden 19 yıl geçti. Gezmeyi âşıklığın bir gereği olarak gören Hüdâi, sık sık Anadolu gezilerine çıkarak ve usta âşıkların meclisinde bulunarak kendisini yetiştirdi. Hüdai, bir söyleşide “Şiir, müzik, resim bir yerde Tanrı sanatıdır, yeteneğidir. İnsanın Tanrılaşması demektir bu. Dünya bir ağaçtır, insan onun meyvesidir. Sözü de çekirdektir. Çekirdek, yine meyve oluyor, ağaç oluyor. Önemli olan çekirdektir” diyor. 

    Bugün Aşık Hüdai’nin Hakk’a yürümesinin 19. yılı.

    Bütün evren semah döner / Aslına ermektir hüner” dedi Ozan Aşık Hüdai. Halk ozanlığı geleneğini sürdüren en önemli ozanlardan biriydi.

    Asıl adı Sabri Orak olan Âşık Hüdâi, 1940 yılında Maraş’ın Göksun ilçesine bağlı Yoğunoluk köyünde doğdu.

    Henüz dokuz yaşındayken babası Hakk’a yürüdü. Hüdâi 11 yaşındayken ailesi, Göksun’dan Adana’nın Kadirli ilçesine göç etti. Hüdâi, çalışmak zorunda olduğu için okula gidemedi, bu süre içerisinde çobanlık ve ırgatlık yaptı. O, okuma yazmayı askerdeyken öğrendi. Âşık Hüdâi, sonra İstanbul’a göç etti ve hayatının 25 yılını İstanbul’da geçirdi. Bu dönemde saz çalarak geçimini sağlamaya çalıştı. Gezmeyi âşıklığın bir gereği olarak gören Hüdâi, sık sık Anadolu gezilerine çıkarak ve usta âşıkların meclisinde bulunarak kendisini yetiştirdi.

    Kısa bir süre İstanbul Büyükşehir Belediyesinde çalışan Hüdâi, 1990’lı yılların başında buradan ayrılarak, Ankara’ya göç etti. Ankara’da Çankaya Belediyesi’nde işe giren Hüdâi, Park ve Bahçeler Müdürlüğünde işçi olarak çalıştı.

    “Âşık ne gurbeti sever, ne de ondan vazgeçer” diyen Hüdâi’nin şiirlerinde bu yüzden gurbet, ayrılık, hasret, yokluk ve yoksulluk temalarının ağırlıklı olarak yer alır.

    1995 yılında Asiye Hanım’la evlilik yapan Hûdai’nin 1996 yılında bir oğlu dünyaya geldi ve adını Ali Kerem koydu. Âşık Hüdâi şeker hastalığı nedeniyle Ankara’da 23 Kasım 2001 tarihinde 61 yaşında Hakk’a yürüdü. Hüdai Ankara’da toprağa sırlandı.

    Yazar Ayhan Aydın’ın, Cem dergisi için Ekim 1998 yılında yaptığı röportajda Aşık Hüdai yaşamına dair sorulara yanıtlar veriyor.

    “Benim çocukluğum zorluklarla geçti. Okuma olanağı bulamadım. Yokluk, bir ıslak yorgan gibi hiç üzerimden kalkmadı. Islak yorgan biliyorsun, hem ağırdır, hem insanı her zaman üşütür. Bana hayatı öğreten çile oldu. Ama sevda hiç başımızdan eksik olmadı. Dağ dumansız olmaz imiş. İnsanın okuması değil, kendisini yetiştirebilmesi önemli. İçinden gelen duyguları yönlendirebilmesi önemli.

    Peki, bir Alevi-Bektaşi ortamından mı geliyorsunuz? Pir Sultanlar, Yunuslar desek?

    Benim yaşamım bir Kerem gibi geçti. Bütün ozanlar benim ustam oldu. Geçmiş, yaşamış tüm ozanlar benim ustam oldu. Onları dinleyerek büyüdüm, yetiştim.

    Derin bir duygusallık var şiirlerinizde; “Yavrusun yitirmiş bülbül misali / Konar daldan dala öterim böyle / Sineme ayrılık ateşi düştü düşeli / Yanar ince ince tüterim böyle” diyorsunuz. Gurbet, sılada olma, yalnızlık teması var şiirlerinizde. Nedir sizi ve diğer ozanlarımızı alıp götüren çaresizlik duygusu?

    Bu kendini aramaktır. Mesela, Veysel’de de bu var. “53 yıl kendi kendimi aradım hiçbir türlü bulamadım ben beni.” Yaz yağmurunu düşünün, dereler oluşur, derelerden çaylara, çaylardan ırmaklara, ırmaklardan denizlere kendini ulaştırır yağmur damlaları. Ozan da buna benzer. Ozan da kendi ruhuna kendisi ulaşana kadar epey çile çeker. “Bulamadım” isimli şiirim var. “30 yıldır saz taşırım, bir gün olsun çalamadım / 40 sene sınıfta kaldım, diplomamı alamadım” şiirimde bunu işledim ben de. Kendime ulaşma mücadelesi verdim. Kendimden kendime gittim.

    Biraz tasavvuftan bahsedelim. İnsan kendisini tanımak için bir yolculuğa çıkıyor. Nasıl bir yolculuk bu?

    Bu insanın kendinden kendine giden bir yolculuk. Senden sana giden yolculuk. En zor yolculuk budur. İnsan tüm hayatı boyunca bu yolculuk içinde olabilir ama ulaşamaz kendine.

    “Gönül çalamazsın aşkın sazını / Ne perdeye dokun ne teli incit / Eğer çekemezsen gülün nazını / Ne güle dokun ne dikeni incit.”
    Burada da tasavvufun etkisi var. İncinmemek, incitmemek veya sevgili peşinde incinmek.

    Ampulle ışık birdir. Bir aradadır. İnsana haksızlık yaptığı bir başkasının hesap sorması gerekmez, insanın kendi vicdanı ona hesap sorar. Istırap duymamak için incitmemek lazım.

    Bu okulun sırrı nerede?

    Bir başkasının da insan olduğunu unutmamak. İnsan olmak, insan olduğumuzu bir dakika bile unutmamak. Haklıyı haksızı seçeceğiz. Kendimiz gibi olmayanı da görmemiz lazım.

    Aşık, sevgi konularında başka neler söylersiniz?

    İnsanların hepsi olgunlaşmamıştır. İnsan-ı kamil olmak oldukça zordur. İnsan kendini bilirse aslında olgunlaşması, insan-ı kamil olması çok da zor değil. “Sen seni bilirsen badı Hüda’sın / Sen seni bilmezsen halktan cüdasın.” İnsan su gibi diri. Suyun bulanığı vardır. Düz akar, ama bulanık akar, içilmez. İnsan da damıtılmış olmalı ki her şeye akabilsin, kullanılabilsin. Deniz suyu içilmiyor, mesela. Arıtılmış, durulmuş olması lazım. Ben insanı suya benzetiyorum.

    Birçok şiirinizde, erenler, ozanlar, dedeler var. “Erenler zehir getirin / balınan öldürmen beni / Bağrıma diken batırın gülünen öldürmen beni” diyorsunuz.

    Erenler, ermiş, olgunlaşmış, ham kalmamış insanlar. Sen kaç kuruşluk adamsın derler. Mal ve dil en öldüresi şeydir. Malın değeri yoktur.
    Ozanlar insanların iç dünyalarını yansıtırlar, duygularını yansıtırlar, kamil olunmasının yollarını gösteriyorlar. Toplumsal bir görevi de yerine mi getirmiş oluyorlar?
    Tüm insanlar kendi becerileri, yetenekleri doğrultusunda tüm insanlara yararlı olabilirler. Bir diş doktorunun, mühendisin, öğretmenin yararları ölçülemez. Herkes gerçek bir emek vererek, çok şeyler yaratabilir. İnsanlara, insanlığa yararlı olmuş olur. Ozanlar ince bir dilden konuşurlar, ince bir dilden konuşması gerekir. Cahil bir insanın bir başkasına zararı olabilir. Bir mezar taşı yerinde dururken, hiç kimseye bir zararı dokunmaz. Bilinçsiz cahil bir insanın her zaman zararı olur.

    Bir aşk alemindesiniz, “Bütün evren semah döner / Aşkından güneşler yanar” diyorsunuz. Çok derin manalar içeren bir şiir bu. Bütün evren semah dönüyor, öyle bir aşk ki güneşler yanıyor…

    Okudunuz. Siz söylüyorsunuz. İşte ancak bunu şiirle ifade edebiliyoruz. Konuşmayla olmuyor. Şiir, müzik, resim bir yerde Tanrı sanatıdır, yeteneğidir. İnsanın Tanrılaşması demektir bu. Dünya bir ağaçtır, insan onun meyvesidir. Sözü de çekirdektir. Çekirdek, yine meyve oluyor, ağaç oluyor. Önemli olan çekirdektir.

    Şiir size nasıl geliyor? Fazıl Hüsnü Dağlarca’ya sormuştum; “Şiir sizin camınızı, kapınızı mı çalıyor da geliyor” diye. Öyle bir şey olmuyor, demişti. Sizde nasıl oluyor, şiirin doğması?

    Evet kapımı zorluyor. Şiir beni sıkıştırıyor. Şiir geliyor, yaz, diyor. Camı pencereyi zorluyor. İnsan beyniyle doğum yapıyor. Şimdiye kadar ki şiirlerim böyle doğdu.

    Yeni şiirler var mı?

    Kitap yeni deyişlerle genişledi. Ben çok yazmam. Olgunlaşmayanı yazmam. Bir rüzgar esmeyince dal uyanmaz, damla düşmeyince sel uyanır mı? Hiç belli olmaz ne zaman geleceği şiirimin.

    Günümüzdeki diğer ozanlarla ilişkileriniz nasıl? Kimlerle dostsunuz?

    Herkesin rengi ayrı ayrıdır. İpliği, rengi ayrı ayrıdır. Ben şiirin duygu telini örüyorum.

    Halk ozanlarının sorunları nelerdir?

    Ozanların sorunları çoktur. Bence önemli bir sorun iç dünyasıdır.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Aşık Hüdai Karaağaç Dergahı’nda anılacak

    Aşık Hüdai Karaağaç Dergahı’nda anılacak

    PİRHA- Karaağaç Alevi Bektaşi Dergahı 23 Kasım’da Aşık Hüdai’yi anacak. 

    Karaağaç Alevi Bektaşi Dergahı İstanbul Sütlüce’de bulunan dergahta Aşık Hüdai’yi anacak. 23 Kasım günü saat 14.00 ile 16.00 arası yapılacak olan anma etkinliğin sunum yapılacak. Konuk olarak Adil Ali Atalay, Süleyman Zaman ve Seydali Gönel katılacak.

    Sunumun ardından ise Murta Türkyılmaz ve Helin Erenler’in katılacağı müzik dinletisi gerçekleştirilecek. (HABER MERKEZİ)

  • Aşık Hüdai Hakka yürümesinin 17. yılında anıldı-VİDEO

    Aşık Hüdai Hakka yürümesinin 17. yılında anıldı-VİDEO

    PİRHA- Aşık Hüdai Hakka yürümesinin 17. yılında anıldı. Divriği Gazetesi’nde yapılan anmada Yazar Süleyman Zaman ve Adil Ali Atalay Aşık Hüdai’yi anlattılar. Mehmet Karabudak ise deyişleri seslendirdi. 

    Aşık Hüdai Hakka yürümesinin 17. yılında anıldı. Anma Divriği Gazetesi’nde yapılırken, Yazar Süleyman Zaman ve Adil Ali Atalay birer konuşma yaptılar.

    “AŞIK HÜDAİ’Yİ KONUŞTUĞUMUZ ZAMAN ÖLÜMSÜZ OLUR”

    Yazar Süleyman Zaman, “Konuşacak olan biz insanlardır. Ondan sonra kalanlardır. Biz de Hakka yürüdüğümüz zaman biz de sessizde olacağız, karanlıkta olacağız. Bizi aydınlatacak olan, açığa çıkaracak olan bizden sonraki yaşayanlardır. Onun için kalıcı olmak istiyorsak eser bırakacaksın der üstatlarımız.  Tabii ozanlarımız da çok önemli eserler bırakmışlar. Şimdi Hüdai’miz de 17 yıldır sessiz dua şeklinde konuşamıyor. Onun için onu konuşmamız gerekiyor. Onu konuştuğumuz zaman o ölümsüz olur. Yani biz buna kültürel ölümsüzlük diyoruz. Yani insan kültürel bir varlıktır. Kültürel bir varlık olduğu için de eğer bizden öncekilerin söylediklerini biz kendimize kattığımızda aslında onların dili oluruz, onların dilini konuşmuş oluruz ve onların dili olmuş oluruz” dedi.

    “AŞIK DEMEK AŞK DEMEKTİR”

    Adil Ali Atalay da, Aşık Hüdai’yi şöyle anlattı:

    “Aşığın biri der ki, aşıklar ölmez. Gene aşığın birisi diyor ki aşık ölmüş diye sela verirler, haşa Aşık ölmez ölen hayvandır demiştir. Bir defa aşık ne demektir? Aşık demek aşk demektir. Allah’ın da ismi aşktır. Çünkü insan Allah’ı Allah insanı temsil eder aşıkların dilinde, aşıkların görüşünde, aşıkların yaşamında. Allah insanı, insan da Allah’ı temsil eder. Aşık Hüdai, en aşağı 10-15 yıl her hafta karşılaştığım bir aşıktı. Sessiz görünürdü. Bir şiirinde demiş ki; 30 yıldır saz taşırım çalamadım. Halbuki onun sözlerini en birinci sanatçılar, popüler sanatçılar söylemektedir, yaşatmaktadır. Aşık Hüdai otel köşelerinde, dostlarının evlerinde hayatını 55 yaşına kadar yaşamıştır. Hüdai paraya hayatında yer vermezdi.”

    Konuşmaların ardından Mehmet Karabudak deyişler seslendirdi.

    PİRHA/İSTANBUL