Etiket: aşık

  • Aşık Garip Kamil Hakk’a yürüdü!

    Aşık Garip Kamil Hakk’a yürüdü!

    PİRHA- Aşık ve Halk Ozanı Garip Kamil (Kamil Tezerdi) memleketi Adıyaman’da Hakk’a yürüdü.

    Doğuştan görme engelli olan ve aşıklık geleneğini yürüten Garip Kamil uzun zamandır mücadele ettiği kanser hastalığı sonucu Hakk’a yürüdü.

    Aşık Garip Kamil, memleketi Adıyaman’da toprağa sırlanacak.

    AŞIK GARİP KAMİL KİMDİR?

    Asıl adı Kamil Tezerdi olan âşık, 1 Haziran 1960’ta Adıyaman’ın Gölbaşı ilçesine bağlı Savran köyünde doğmuştur. Henüz altı aylıkken geçirdiği menenjit hastalığıyla gözlerini kaybetmiştir. Okula gidemeyen âşığın çocukluğu köyde tarım işleriyle uğraşan ailesiyle birlikte geçmiştir. Tezerdi, 1991 yılında kendisi gibi görme engelli olan ve aynı zamanda Mihrumah mahlasıyla şiirler söyleyen Nejla Hanım’la evlenmiştir. Evliliklerinden Didar ve Cem Onur adlı iki çocukları olmuştur (Fidan 2013).
    Güneydoğu Anadolu’da bir Türkmen köyünde yaşayan âşık, çevredeki Bektaşî muhitlerle sürekli iletişim hâlinde bulunarak sanatını geliştirmiş, Bektaşilik öğretisi hakkında bilgisini artırmıştır. Aynı zamanda cemlerde bulunarak deyişler söylemiş, zakirlik yapmıştır. Bir cem esnasında Malatya’da saz yapımcısı olarak faaliyet gösteren Nurhaklı Ali Yıldız, âşığa bir saz gönderme sözü vermiş ve bir müddet sonra da sazı göndermiştir (Fidan 2013). Zaten gelenek içinde yetişen âşık, kısa sürede saz çalmaya da başlamış; saz eşliğinde deyişler, türküler söylemiştir. Saz çalmaya başladıktan üç yıl sonra da köye ziyarete gelen “Hacı Bektaş-ı Veli evlatlarından” diye nitelendirdiği Bektaş Ulusoy ve kendisi gibi âşık-zakirlerden Dertli Divanî’den “Garip” mahlasını almıştır. Aynı zamanda âşıklığa başlamada bir icazet olan bâdeyi/doluyu rüyada değil de köye gelen Bektaş Ulusoy’un elinden içmiştir.

    PİRHA/ ADIYAMAN

  • Para ödüllü semah ve deyiş yarışmasına zakirlerden tepki: Asimilasyonun bir parçası- VİDEO

    Para ödüllü semah ve deyiş yarışmasına zakirlerden tepki: Asimilasyonun bir parçası- VİDEO

    PİRHA- Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın duyurduğu ‘Alevi-Bektaşi Deyiş, Nefes, Semah, Duaz-ı İmam ve Muharremiyye Güzel Okuma Ses Yarışması’na ilişkin konuşan Aşık Tamer Açıkalın ve Zakir Rıza Aydın, yarışmanın kabul edilemez olduğunu vurgulayarak, “Bu Yol aşk ile yürütülen bir yol, bunun içerisinde paranın olmaması lazım. Aleviler üzerindeki asimilasyonun bir devamı, bu yanlışa son verilmeli” dediler.

    AKP hükümeti tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın uygulamaları tepki çekmeye devam ediyor.

    Cemevi Başkanlığı bu kez ‘Alevi-Bektaşi Deyiş, Nefes, Semah, Duaz-ı İmam ve Muharremiyye Güzel Okuma Ses Yarışması’ düzenleyeceğini duyurdu. Yarışmada birinciye 50 bin TL, ikinciye 35 bin TL, üçüncüye 25 bin TL, jüri özel ödülü 20 bin TL, mansiyon ödülü (3 adet) olarak ise 15 bin TL verilecek.

    Aşık Tamer Açıkalın ve Zakir Rıza Aydın, söz konusu yarışmaya ilişkin PİRHA‘ya değerlendirmede bulundular.

    “ALEVİ ÖRGÜTLERİN YARATTIĞI BOŞLUK KULLANILIYOR”

    Alevi derneklerinin, örgütlerinin aşıklara ve zakirlere yeteri kadar sahip çıkmadığına dikkat çeken Tamer Açıkalın, ses yarışması gibi hamlelerle hükümetin bu açığı kullandığını ifade etti.

    Böylesine bir yarışmanın Alevilik yolunda yeri olmadığını belirten Açıkalın, “Para ödülünün koyulması yanlış çünkü bu yol aşk ile yürülen bir yol, bunun içerisinde paranın olmaması lazım. Bu kurum da muhtemelen bu açıdan bakmadığı için parayla tatmin edeceklerini düşünüyorlar ama yanlış bir yöntem. Aslında tehlikeli bir durum yokmuş gibi gözükse de arka yüzünde aşığa, zakire şirin görünüp kendi tarafına çekme; ödülden sonra da onlarla istişare ederek düzenleyecekleri programlarda, cemlerde gençleri kendilerine zakir olarak kullanacaklar” diye konuştu.

    “BİR ASİMİLASYON ARACI”

    Zakir Rıza Aydın ise, söz konusu yarışmayı uzun yıllardır devletin Alevileri asimile etme yönündeki çabasıyla bağdaştırarak, “Biz bin yıllardır kendi inancımızı bir gösteriş olarak yapmıyoruz, parayla da yapmıyoruz. İnancımızın yarışma ve para ödüllerine alet edilmesini kabul edilemez buluyorum. Aleviliğe dönük asimilasyon politikalarının başka bir versiyonu bu. Kendi inançları grubunda tilavet yarışması ya da Kur’an kurslarındaki güzel okuma yarışmalarını yapabilirler. Bizim inancımızı rahat bıraksınlar. Bu doğru olmayan tutumdan bir an önce vazgeçilmesi gerekiyor” dedi.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

     

    İLGİLİ HABERLER:

    Pir Dolu’dan Cemevi Başkanlığı’nın yarışmasına tepki: Bizim satılık Duaz-ı İmamımız, deyişimiz yok!

    Cemevi Başkanlığı’nın para ödüllü semah ve deyiş yarışmasına tepki: Bu maskaralığa son verin!

  • Ozan Cafer, kalp krizi sonucu Hakk’a yürüdü-VİDEO

    Ozan Cafer, kalp krizi sonucu Hakk’a yürüdü-VİDEO

    PİRHA- Onlarca esere imza atmış Ozan Cafer, geçirdiği kalp krizi sonucu Hakk’a yürüdü.

    10 yaşında Maraş Katliamı’na tanıklık etmiş, 11 yaşında eline sazı alıp Mahzuni Şerif’in “Dom Dom Kurşunu” eserini çalıp söylemiş ve yaşamı boyunca onlarca eser yazmış Ozan Cafer (Cafer Boyacı), kalp krizi geçirdi. Yapılan tüm müdahalelere rağmen hayata döndürülmeyen Ozan Cafer, Hakk’a yürüdü.

    Mersin Cemevi’nde yürütülecek Hakk’a uğurlama erkanı sonrası, doğup, büyüdüğü Maraş’ın Göksun ilçesine bağlı Çiftlik köyünde toprağa sırlanacak.

    İLGİLİ HABER

    >Ozan Cafer: Alevilik canlıya dair ne varsa altı kelimede birleştirmiştir

  • Aşık Fedai Baba, Avustralya’daki mezarı başında anıldı-VİDEO

    Aşık Fedai Baba, Avustralya’daki mezarı başında anıldı-VİDEO

    PİRHA- Yüzlerce şiir ve eser geride bırakarak ölümsüzleşen Aşık Fedai, Hakk’a yürüyüşünün yıldönümünde mezarı başında anıldı. Anmada, Aşık Fedai ve Aşık Fedai gibi değerlerin unutulmaması gerektiğinin altı çizildi.

    “Aşık kimdir? Toplum içinde misyonları nedir? Bugün neden varolanlar sahiplenilmiyor ya da aşıklık geleneği geçmişte mi kaldı?” gibi soruları çoğaltmak mümkün. Alevi inancında önemli bir yere sahip olan aşıklar yeterli değeri görmüyor.

    Bu isimlerden biri de Aşık Fedai (Mehmet Bağdaş). 31 Aralık 2020’de Hakk’a yürüyen Aşık Fedai, 1937 yılında Kayseri’nin Sarız ilçesine bağlı Dallıkavak köyünde doğdu. Aşık Fedai’nin dedesi Ali Pise, Dersim’den Adıyaman’a, oradan da Maraş ve Kayseri’nin Sarız ilçesine göçmüş, bu ilçeye bağlı Dallıkavak köyüne yerleşmiştir.

    Sinemilli Ocağı’nın mensubu olan Aşık Fedai, babasının eğitmen ve okumayı seven biri olması ve evlerinde bolca kitap olması nedeniyle kendini geliştirmesini sağlamıştır.

    Aşık Fedai’nin kendi deyimiyle o dönem Dallıkavak Köyü bir kültür yuvasıydı, akşamları köylüler bir araya gelir saz çalar Alevi deyişleri söyler, bir çok konu üzerine sohbetler yaparlardı. Bu gelenek Aşık Fedai’yi de sarar. Daha 14 yaşındayken şiir yazıp besteler yapar, söylerdi. Şiirlere, deyişlere ve saza ilgisi köylerine gelen âşık ve dedeler vasıtasıyla oluşmuş. 1955 yılında babasını ve bir kardeşini trafik kazasında kaybettikten sonra ailesinin yükünü o devralmış, yaşadığı bu trajedi şiirlerine de yansımıştır. Önceleri inanç temelli (Alevi) şiirler yazarken, 1970’lerde ise politik ve sosyal içerikli şiirler yazan Aşık Fedai’nin Kürtçe şiirleri de vardır.

    AŞIK FEDAİ DE GURBET YOLUNDA

    Bir çok aşık gibi Aşık Fedai de gurbetin yolunu tutar. 12 Ekim 1983 yılında Avustralya’ya yerleşen Aşık Fedai’nin gurbetteki hayatı ve ülke özlemi şiirlerine de yansır.

    AŞIK FEDAİ YÜZLERCE ESER BIRAKTI

    Aşık Fedai’nin, 1991 yılında yaklaşık 200 şiirden oluşan “Ömür Denen Yolculuk” şiir kitabını yayımladı. “Binboğanın Şirin Köyü Dallıkavak” DVD olarak, “Efkar”, “Dallıkavak” adlı müzik CD’leri ve seslendirdiği yüzlerce eserden oluşan kasetleri mevcuttur. 500’den fazla şiiri, iki roman ve otobiyografisi yayınlanması için hazırlanıyor. Ayrıca Kürtçe şiir kitabı basım için hazırlık aşamasındadır. Eserleri birçok sanatçı tarafından seslendirildi ve seslendiriliyor.

    SAZIYLA BİRLİKTE FAWKNER MEZARLIĞI’NDA TOPRAĞA SIRLANDI

    82 yıllık yaşam süresinin son iki yılında kanser tedavisi gören Aşık Fedai, 2020’ye girildiği gece Hakk’a yürüdü. Vasiyeti üzerine sazıyla birlikte Fawkner Mezarlığı’nda toprağa sırlandı.

    AŞIK FEDAİ DOĞDUĞU TOPRAKLARININ SESİYDİ

    Aşık Fedai, Hakk’a yürüyüşünün yıldönümünde, gazeteci ve CANTV programcısı Elif  Tabak, Hallac-ı Mansur Cemevi Kurucu Başkanı Serdal Çınar ve Avusturalya Alevi Toplum Konseyi Başkanı Huseyin Duman tarafından mezarı başında anıldı.

    Anmada konuşan Elif Tabak, Aşık Fedai’nin topraklarının sesi olduğunu dile getirerek, mezarının gurbette olmasının hüznünü yaşadığını belirtti.

    Diren KESER-Elif TABAK/AVUSTRALYA

  • Aşık Mahzuni Şerif’in aramızdan ayrılışının 20. yılı-VİDEO

    Aşık Mahzuni Şerif’in aramızdan ayrılışının 20. yılı-VİDEO

    PİRHA- “İşte gidiyorum çeşm-i siyahım” deyip yüce dağlarda dolaşıp, sesini ayağına cennet sunulsa da viran bağlarda çıkaran, acılardan ilacını alan, Pir Sultanlar gibi darağacını göğüsleme direncinde olan, Hakk’ın davasını güden ve sınıfsız bir okulun kurulmasını isteyen, Aşık Mahzuni Şerif, 20 yıl önce bugün sokaklarda, caddelerde, evlerde, işyerlerinde, radyolarda, fabrikalarda, tarlalarda, köylerde, şehirlerde, konser alanlarında yükselen eserler bırakarak, Hakk’a yürüdü.

    “Tevellüdüm merak ise miladî otuz dokuz
    Kasımın on yedisinde Zeynel babadan geldim.
    Döndü anaya rahmolmuş, ehlibeyt meftunuyuz
    Ben faninin acısına, seyrü sefadan geldim” diyen Aşık Mahzuni Şerif, 20 yıl önce bugün Almanya’nın Köln kentinde aramızdan ayrıldı. Bedeni her ne kadar aramızda olmasa da, 62 yıllık yaşamında, bugünlerde daha fazla dillerde dolaşan Yetim sırtından doyan doyana/Gönül bu oyuna nasıl dayana?/ Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana/ Bilmem söylesem mi, söylemesem mi?” gibi geçmişten günümüze taşınan bir çok unutulmaz eser bıraktı.

    Maraş’ın Afşin ilçesinin Berçenek köyünde dünyaya gelen Aşık Mahzuni Şerif, bağlamaya amcası Aşık Fezai (Behlül Baba) sayesinde merak saldı. Okul hayatına kendi köyünde başlayan Mahsuni Şerif, Astsubay Okulunu bitirdikten sonra, hayatını müziğe adadı.

    Mahzuni Şerif Ankara’da, Fikret Otyam, Feyzullah Çınar, Nesimi Çimen, Aşık Daimi, Kul Ahmet gibi ozanla bir araya gelmeye başladıktan sonra ülke genelinde ve dünyada tanınmaya başlandı ve 1989-1991 yılları arasında Halk Ozanları Federasyonu tarafından dünyanın en büyük 3 ozanı arasında gösterildi.

    “YEDİ SÜLALEM KIZILBAŞ’TIR”

    Seslendirdiği eserlerinden dolayı birçok soruşturma açılan Mahzuni Şerif kısa aralıklarla birkaç kez de hapse düştü.

    68’in devrimci önderlerinden Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edildiği dönemde başbakan olan ve balyoz lakabıyla anılan “Gerekirse demokrasilerin üstüne şal örtmeli” sözü nedeniyle de Aziz Nesin tarafından kendisine Şalcı Nihat denen, Nihat Erim için yazıldığı iddia edilen “Erim erim eriyesin” türküsünü plağa okuması yüzünden hapse konuldu.

    Evli, sekiz çocuk, dört torun sahibi olan Mahzuni Şerif konser için bulunduğu Fransa’dan akraba ziyareti için gittiği Almanya’nın Köln kentinde 17 Mayıs 2002 tarihinde Hakk’a yürüdü ve vasiyeti üzerine Nevşehir’in Hacı Bektaş ilçesinde toprağa sırlandı.

    Vefat ettiğinde, 2001 yılında, “Elhamdülillah Kızılbaş’ım ve laikim. Ben değil, yedi sülalem Kızılbaş’tır. Bir suç varsa o da dedemdedir” dediği için, DGM tarafından aleyhinde açılan dava henüz sonuçlanmamıştı.

    “BEN AĞUÇEN OCAĞI’NDAN BİR ALEVİYİM”

    Mahzuni Şerif’in “Ben Alevi olamam ki olsam da bilemem ki” sözlerinden kaynaklı tartışmalara şu sözlerle karşılık verir:

    “Çok iyi bir Alevi olmama rağmen hayatımda hiç Alevicilik yapmadım. İnsanı insandan üstün görmek gibi bir yanlışa düşmedim. Uzun senelerdir Türkiye’de benim Sünni’den dönme bir insan olduğum hakkında çok yaygaralar koptu. Bu kesin olarak yanlıştır. Ama benim Elbistan-Hasanköy’de kalan akrabalarım Hatay’da, Nurhak’ta, Sivas ve Malatya’ya yerleşip kalmış olan akrabalarımın çoğu asimile edilerek Alevilikten Sünniliğe döndürülmüştür. Bu doğru. Hatta Hasanköy’de kalan babamın öz amca çocukları aşırı sağcı ve Turancı geleneklere bağlı birer Sünni olarak hayata devam etmektedir. Şurası muhakkak ki insan insandır. Ama ben Ağuçen Ocağı’ndan bir Aleviyim.”

    Aşık Mahzuni’nin Berçenek köyünde ithafen yazdığı ‘Oy Bizim Eller’ ve ‘Acı Doktor’ bestelerinin yanı sıra; Dom Dom Kurşunu, Yedin Beni, Yuh Yuh, Mevlam Gül Diyerek, Merdo, Dostum Dostum, Han Sarhoş Hancı Sarhoş, Çeşmi Siyahım, Yalan Dünya, Ağlasam mı?, Katil Amerika, Bu Mezarda Bir Garip Var gibi dilden dile yayılmaya devam eserlerinin yer aldığı 453 plağı, 58 kasedi ve yayımlanmış 8 kitabı bulunuyor. Ayrıca TRT tarafından hakkında çekilmiş 2 belgeseli olan Aşık Mahzuni’nin türküleri “Mahsuni’ye saygı” albümünde dahil pek çok sanatçı tarafından seslendirilmiştir.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Aşık Beçare: Zakirler ve aşıklar Alevi inancının taşıyıcılarıdır-VİDEO

    Aşık Beçare: Zakirler ve aşıklar Alevi inancının taşıyıcılarıdır-VİDEO

    PİRHA-HBVAKV Toroslar Şubesi’nde hizmet yürüten Aşık Beçare (Tamer Açıkalın), yeni zakirler yetiştirmek için çaba içinde olduklarını belirterek, zakirliği genç nesillere aktarmak için çalışmalarına devam ettiğini belirtti.

    Alevi inancının geçmişten günümüze taşıyıcılarından olan aşıklar ve zakirler, günümüzde cemevlerinde inancın nefesini taşımaya devam ediyor. Mersin Toroslar’da bulunan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Toroslar Şubesi’nde hizmet yürüten Aşık Beçare (Tamer Açıkalın), yeni zakirler yetiştirmek üzere kolları sıvadı.

    “ZAKİR VE AŞIKLAR ALEVİ İNANCININ TAŞIYICILARIDIR”

    Yıllardır zakirlik yapan ve aşıklık geleneğinden gelen Aşık Beçare, zakir ve aşıkların Alevi inancının taşıyıcıları olduğunu ve günümüze kadar ulaşmasında önemli bir rol üstlendiklerini ifade etti.

    “ZAKİRLİK GENÇ NESİLLERE AKTARILMALIDIR”

    Zakirliğin genç nesillere aktarılmasının Alevi inancı için çok önemli olduğunu belirten Aşık Beçare, “Bizler de bir çalışma yaparak, onun üstünde canımızla yol çıktık. Deyiş, nefes ve Duaz-i İmamları Alevi toplumuyla buluşturacağız” dedi.

    Şehirleşme ile birlikte Alevilerin cemevleri aracılığıyla sürdürdükleri cem ibadetinde zakirlik hizmetini yürütecek gençlerin cemevlerine gitmeleri çağrısında bulundu.

    PİRHA/MERSİN

     

  • Ozan Esrari’nin ‘Sırdan Gelirim’ albümü yayınlandı

    Ozan Esrari’nin ‘Sırdan Gelirim’ albümü yayınlandı

    PİRHA-Halk Ozanı Esrari’nin (Mehmet Şahan) yeni albümünü ‘Sırdan Gelirim’ dijital platformlarda yayınlandı. “Sırdan Gelirim” adıyla yayınlanan albümün kaydını, 15 Mayıs 2000 yılında İstanbul, Bağcılar’da bulunan Stüdyo Bayşah’da yapıldı. Yapımcılığını üstlenen Ahmet Koçak, albümün tonmaister/masteringini Bayar Şahin, final editingini Tahir Palalı yaptı.

     

    Yapımcılığını Ahmet Koçak’ın üstlendiği Halk Ozanı Esrari’nin (Mehmet Şahan) yeni albümü ‘Sırdan Gelirim’ dijital platformlarda yayınlandı. “Sırdan Gelirim” adıyla yayınlanan albümün kaydı, 15 Mayıs 2000 yılında İstanbul, Bağcılar’da bulunan Stüdyo Bayşah’da yaptıklarını aktaran Koçak, albümün tonmaister/masteringini Bayar Şahin, final editingini Tahir Palalı’nın üstlendiğini ifade etti.

    12 Nisan günü dijital platformlarda yayınlanan albümde, on bir eser yer alıyor.

    Albümdeki eserler şunlar:

    “Bu Kâinat, Sırdan Gelirim (Semah), Gönüllerin Padişahı, Hakikat İlminin Gerçek Kapısı, Pirim Hacı Bektaş Velim Merhaba, Yetiş Ya Muhammed Ali, Sofu Hu Demeyi (Semah), Hakk’ı Pek Yakından, Nur-u Hakk’tan (Gel Ey Vaiz), Yücelere Çıkıp, Ey Vaiz.”

    Albümün tamamını aşağıdaki linkten dinleyebilirsiniz:

    https://open.spotify.com/album/5zPAwfsCFNL6cBNx5vg6tQ?si=AeKLTvGRQB-_ys3lcOtckQ

    Albümü 10 Mayıs’tan itibariyle Ahmet Koçak’a ait YouTube kanalında da yayınlayacak: https://www.youtube.com/channel/UCAMHG9tOD0K5t_eP3YIAe_A/videos

     

    ESRARÎ’NİN ÖZGEÇMİŞİ

    Ozan Esrarî, 1985 yılında Hatay, Kırıkhan’da dünyaya gelmiştir. Asıl adı Mehmet Şahan olan ozanımızın ailesi Malatya, Doğanşehir, Topraktepe köyünden Hatay’a göç etmiştir. Ozan, olumsuz ekonomik koşullar nedeniyle öğrenimini yarım bırakmıştır. Askerlik sonrası, İskenderun Belediyesinde çalışmaya başlayan Ozan Esrarî, aynı dönemde yarım bıraktığı öğrenimine devam etmiştir. Ortaokulu dışardan tamamlayan ozan, Akşam Ticaret Lisesinden mezun olmuştur. Öğrenimine Açık Öğretim Fakültesi İç İdari bölümünde devam eden ozan, üçüncü sınıftan sonra yine ekonomik koşulların olumsuzluğu yüzünden örgün eğitime nokta koymak zorunda kalmıştır.

    İskenderun Belediyesinde yirmi yıl abone şefi olarak çalıştıktan sonra emekli olan Esrarî, 2000’li yıllarda Tarsus’a yerleşmiştir. Evli ve üç çocuk babası olan Esrarî, Mersin’de yaşamaktadır.

    Ozanımız bağlamayı yedi yaşlarında iken öğrenmeye başlamıştır. İlkokul yıllarında şiir yazmaya başlayan Esrarî, Pir Sultan Abdal, Şah Hatayî, Seyit Nesimî, Yunus Emre gibi ozanlardan etkilendiğini belirtir. Yirminci yüzyıl ozanlarından Melulî Baba, İbretî Baba, Çoban Mehmet Baba ve Mahrumî Babadan feyz aldığını dost muhabbetlerinde dile getirmektedir. Eserleri, Arif Sağ başta olmak üzere, Sabahat Akkiraz, Belkıs Akkale gibi birçok ünlü sanatçı tarafından okunmuştur.

    “Bad-ı Sabah” ozanımızın ilk albümüdür.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Herkesin kendini bulabileceği ‘Varto’lu Aşık Hicrani Divanı’ okuyucusuyla buluştu- VİDEO

    Herkesin kendini bulabileceği ‘Varto’lu Aşık Hicrani Divanı’ okuyucusuyla buluştu- VİDEO

    PİRHA- Herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği ‘Varto’lu Aşık Hicrani Divanı’ okuyucusuyla buluştu. 1958-1997 yılları arasında yazılan şiirlerden oluşan kitabı derleyen Burhan Beyazyıldırım, teknolojinin kitap satışlarını etkilediğini, emeklerinin karşılığını alamadıklarını belirterek, “Eskiden biz bir kasette ulaşmazken şimdi tek bir tuşla istediği videoyu izleme şansına sahipler. Sanal ortam her şeyin içini boşaltıyor.” diye konuştu. 

    Muş Varto Ozankent Köyü’nde doğan Burhan Beyazyıldırım babası Varto’lu Aşık Hicrani’nin (Ali Kemal Beyazyıldırım) şiirlerini ‘Varto’lu Aşık Hicrani Divanı’ kitabinda bir araya getirdi. Can Yayınları’ndan çıkan şiir kitabı 1958-1997 yılına kadar yazılmış olan şiirlerden oluşuyor. Aşık Hicrani şiirlerinde sevda, Duaz-ı imam, Ehli Beyt sevgisi, sitem ve güzelleme gibi konuları işlemiştir.

    Vartolu Aşık Hicrani 25 Haziran 1938 yılında Varto’da doğdu. Hiç okula gitmeyen Aşık Hicrani, Babası Seyit Cafer’den hem Türkçe hem de Osmanlıca öğrendi. Babası dedelik yaptığı için Hicrani’yi de beraberinde taliplerine götürüp cemlere katılmasını sağladı Yirmili yaşlarda yol öğretisini öğrenen Hicrani, dedelik de yaptı. Şimdiye kadar ise yüzlerce yazılmış şiiri bulunuyor.

    Bu şiirleri derleyen oğlu Burhan Beyazyıldırım kitap hakkında PİRHA’ya konuştu. Babasının vefatından sonra şartları el vermediği için uzun yıllar ilgilenemeyen Beyazyıldırım, son üç yıldır kardeşlerinin de desteğiyle ‘Varto’lu Aşık Hicrani Divanı’ kitabını ortaya çıkardı.

    Defterlerde yazılı olanlar ile video ve ses kayıtlarda yer alan şiirleri dijital ortama aktaran Burhan Beyazyıldırım, aktarım sırasında da  bir takım tedirginlik yaşamış. Beyazyıldırım, şiirlerde anlam kaymasına yol açmadan titiz bir çalışmaya çalıştıklarını belirtti.

    Şiirleri derleme çalışmalarından sonra İstnabul’da bulunan Can Yayınları sahibi Adil Atalay ile görüşen Beyazyıldıırm, “Kitabı okumak ve Hicrani’den haberdar olmak isteyen herkese ulaştırmaya çalışıyoruz” dedi.

    “VARTOLU HİCRANİİ ÜZERİNE TEZ YAZILACAK BİR KİŞİLİĞE SAHİP”

    Varto’lu Hicrani’nin üzerine doktora tezi yazılabilecek bir kişiliğe sahip olduğunu belirten Beyazyıldırım, “Çok derin bir kişiliği var. Ozanlığı vardır, aynı zamanda toplum önderliği vasfı da vardır. Umarım bir gün üniversiteli biri Vartolu Hicrani üzerine bir tez yapar. Başarılı bir çalışma olacağını düşünüyorum” diye konuştu.

    Babasının şiirlerinde tek düze bir geleneğin olmadığını kaydeden Burhan Beyazyıldırım, sevda türküleri, hicivleri mersiye, deyişler, doğa sevgisi, tanrı ve ülke sevgisi gibi birçok konuyu işlediğini belirtti.

    “SANAL ORTAM HERŞEYİN İÇİNİ BOŞALTTI”

    Okuyucuyla buluşan ‘Varto’lu Aşık Hicrani Divanı’nın her dostta her Alevi’de her Hınıslı da olması gerektiğini düşünen  Beyazyıldırım, teknolojinin gelişmesinin sanata yansımasını da şöyle değerlendirdi:

    “Sanal ortam her şeyin içini boşaltıyor; şiirin, müziğin, kitabın… İnsanlar çok ciddi çaba harcayıp müzik yapıyorlar. Eskiden biz bir kasede ulaşmazken şimdi tek bir tuşla istediği videoyu izleme şansına sahipler. Bu da emeğe zarar veriyor, emeğinin karşılığını alamıyor.”

    “ŞEHİRLERDE ŞİİR YAZMA RUHU YOK, İNSAN KENDİ TOPRAĞINDA O RUHU BULUYOR”

    Beyazyıldırım, neden Aşık Hicrani’nin okunması gerektiğini ise şu sözlerle anlattı:

    “Aşık Hicrani’de herkes kendisinden bir şeyler bulur. Adil Atalay şiir kitabını okuduktan sonra gözyaşlarıyla ‘ben burada kendimi buldum’ dedi. İnsanların okumaması gerektiğini düşünüyorum.”

    1958-1999 yılları arasında yazılmış şiirler ile yakın zamanlarda yazılmış şiirler arasındaki farkı da değerlendiren Burhan Beyazyıldırım, “Burada şiir yazma ruhu yok, şiir yazma alt yapısı yok. Burada o duygu ve o maneviyat yok. Şimdi Bingöl dağında ya da kendi köyümde olsan o ilham geliyor. O yüzden buranın çok sanal olduğunu düşünüyorum. Ancak insan kendi toprağında ve doğasında, kendi yer ve yöresinde o hissiyat ve duyguyu yazar.” diye konuştu.

    Son olarak okuyucuya seslenen Burhan Beyazyıldırım, Varto’lu Aşık Hicrani’yi tanımak isteyen herkesin bu kitabı alarak destek olmasını istedi. Sohbetimizin ardından Beyazıldırım babası Varto’lu Hicrani’nin toplumsal sorunları dile getirdiği şiirlerinden bir kaç dize okudu.

    Semra ACAR/İZMİR

     

     

     

  • ‘Etek Sarı: Arguvan’ Belgeseli çekimleri başladı

    ‘Etek Sarı: Arguvan’ Belgeseli çekimleri başladı

    PİRHA – Genç yönetmen Devrim Çiftçi, UNESCO’nun Somut Olmayan Kültürel Miras listesine aldığı Arguvan türkülerini ve müziğini ‘Etek Sarı: Arguvan’ adlı belgesel çalışması ile kayıt altına alıyor.

    Çoğunluğu Arguvan’da çekilen olan ‘Etek Sarı: Arguvan’ belgeseli, Arguvan deyişlerini, inancını, kültürünü ve halk müziği eserlerini inceleyerek alana dair bir belge olma özelliği taşıyacak.

    ANADOLU COĞRAFYASI DÜNYANIN EN ESKİ KÜLTÜREL MİRASINA SAHİP

    Belgeselin tanıtımında, şu ifadelere yer veriliyor:

    “Anadolu coğrafyası dünyanın en eski kültürel zenginliklerine sahip coğrafyalardan biridir. Binlerce, yüzlerce yıl öncesinden günümüze kalan yazıtlar, heykeller, mağara resimleri, kültürel yaşanmışlık ve çeşitliliğin göstergesidir. Ancak uzun yıllar boyunca tarihin söz ve müzik üzerinden ilerlediği bir coğrafyadır Anadolu. Manilerden öğreniriz yüzlerce yıl öncesinde düğünün, sevdanın, cenazenin nasıl karşılandığını…Türkülerden öğreniriz yüzlerce yıl önce bir hanenin, bir köyün içinde neler yaşandığını… Cenazede yakılan ağıtın, düğünde halay ve oyun ezgisinin, sevda ve ayrılık türküsünün; hepsinin memleketi Anadolu’dur. Biz bu kadim coğrafyayı en çok da türkülerinden öğrenir ve türküleriyle yaşatırız. Arguvan türküleri, Anadolu kültürü içerisinde gerek melodik yapısıyla gerekse ağız kullanımı ile çok büyük bir öneme sahiptir. Arguvan ağzı denilince akla ilk gelen uzun havalar olsa da; Arguvan ağzı kırık havalar, deyişler, semahlar, duvazlar; deme-çevirme türküleri de Arguvan ezgileri içerisinde önemli bir yere sahiptir.”

    ‘Etek Sarı: Arguvan’ belgeseli çekimlerine başlayan Devrim Çiftçi İstanbul’da doğdu. Halen İstanbul Teknik Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Müzikoloji Ana Bilim Dalı’nda Yüksek Lisans eğitimine devam eden Çiftçi, 2015 yılında “Bir Tatlı Huzur: Opera” adlı Türkiye Opera tarihi üzerine bir belgesel çalışmasına imza attı.

    “AŞIK GELENEĞİNİ GELECEK KUŞAKLARA TAŞIMAK”

    ‘Etek Sarı: Arguvan’ belgeseli ekibi, belgeselin amaçlarını şöyle ifade etti:

    -Arguvan türküleri üzerinden Arguvan kültürünü seçerek çok kültürlü Anadolumuzun bir bölümünü anlatmak.

    -İşlenen türküleri, ağıtları hikâyeleri ile anlatarak, ait olduğu dönemin duygusunu ve sosyal yapılanış özelliklerini aktarmak.

    -Hala yaşayan Âşık ve Dedelere ulaşarak, onların sazı ve sözüyle Âşık geleneğini bugüne ve gelecek kuşaklara göstermek.

    -Alan çalışması sırasında bulunan, daha önce fazlasıyla bilinmeyen yahut kayda hiç alınmamış türkülerin paylaşılmasını sağlamak.

    İsmet SEFER / İSTANBUL